Kalp üfürümü kalp atımları arasında duyulan basit gürültü sesleri olarak tanımlanmaktadır. Doktor, kalp muayenesinde “lub-dub”, “lub-dub”, “lub-dub” şeklindeki kalp seslerini duyar. Çoğu zaman, lub ve dub ile dub ve lub sesleri arasındaki sürede başka ses duyulmaz. Sessiz olması gereken bu dönemlerde duyulan herhangi bir ses üfürüm olarak adlandırılmaktadır. Üfürüm kelimesi rahatsız edici olmasına rağmen, üfürümler son derece yaygındır ve genellikle sağlıklı bir kalbin kan pompalama sesleri şeklinde normaldir.
Masum üfürümler
Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarda duyulan kalp üfürümleri genellikle endişe verici değildir, hiçbir özel bakım gerektirmez ve bu sesler zamanla kaybolur. Çocuklardaki bu seslere “normal” ya da fonksiyonel veya masum kalp üfürümleri denilmektedir.
Çocuğunuzda böyle bir üfürüm varsa, muhtemelen bir ve beş yaşları arasındaki rutin muayene sırasında tespit edilmiştir. Doktor bu sesin “normal” bir kalp üfürümü olup olmadığını belirlemek için çocuğunuzu dikkatli bir şekilde dinleyecektir. Ancak bu sesten emin olmak için bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanına danışmak daha uygun olacaktır.
Bebeklerde kalp üfürümü duyulması
Doğumdan itibaren yaşamın ilk altı ayında duyulan üfürümler ise işlevsel ya da masum olmayıp büyük olasılıkla hemen bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Kalbin kan toplama (kulakçıklar) ve pompalama (karıncıklar) odaları arasındaki deliklerin (septal defektler) ya da kalpten çıkan büyük kan damarları (aort ve akciğer atardamarları) arasındaki anormal bağlantıların bu üfürümlerin sebebi olabileceği unutulmamalıdır. Bu bebeklerde maviye dönen cilt rengi değişiklikleri (morarma), solunum veya beslenme güçlükleri, büyüme gerilikleri de görülecektir. Bu nedenle elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi ek testlerin yapılması gerekmektedir. EKG kalbin elektriksel uyarı ve ileti sistemi hakkında fikir verirken, ses dalgalarını kullanarak yapılan EKO kalbin yapısı hakkında ayrıntılı bilgi verir.
Testlerin normal çıkması durumunda bebekteki ek kalp sesi masum üfürüm olarak adlandırılabilir, ancak Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanınız bebeğinizi gelişim dönemi boyunca takip etmeye devam edecektir. Çünkü sağlıklı bebeklerde anne karnında olan, ancak doğumdan sonraki yakın zamanda kapanması gereken açıklıkların Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından izlemi önemlidir. Aksi halde kaçırılacak tedavi zamanlaması sonucunda düzeltilmesi çok zor durumlarla karşılaşılabilir.
Tedavi
Masum üfürüm tanısı konulan çocuklar bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından takip edilse dahi bu durum spor ve diğer fiziksel faaliyetler için herhangi bir kısıtlama gerektirmez.
Masum üfürüm genellikle ergenliğin ortalarında kendiliğinden kaybolur. Bu üfürümlerin neden duyulduğundan çok nasıl kaybolduğu hala bir bilinmeyendir. Bu üfürümlerin aynı uzmanın yaptığı bir muayenede daha yumuşak, diğer bir muayenede daha gürültülü duyulması çocuğun farklı kalp hızları ile açıklanabilir. Ancak sonuç olarak, büyük olasılıkla bu üfürümler zamanla kaybolacaktır.
Kalp üfürümü nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda, kalp rahatsızlığı tanısı konulan bebek ve çocukların bir kısmı ilaç tedavili veya tedavisiz olarak takip edilirken, bir kısmı da hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir. Çocuğun yaşına ve hastalığın tipine göre farklı tedavi seçenekleri vardır.
İsmini aldığım Hasan dedem (aslında babamın dedesi idi ve biz torun çocukları, kendisine “Kar Dede” derdik), İstiklal Harbi gazisiydi. Harp yıllarında millet olarak herkes, açlık ve yoksullukla imtihan olmuştu. Bu nedenle rahmetli, oldukça tutumlu biriydi. Onun kuşağı, yarını düşünerek israftan uzak dururdu, dökülen ekmek kırıntısına hürmet ederdi.
Sonraki nesiller de yokluğu gördü: karne ile ekmek aldı, bereket olsa da yarın için tedbir amaçlı “biriktirme” eylemini yaptı.
Hâsılı millet olarak, geçirilen zor dönemlerin etkilerine ve var olan kültüre bağlı olarak, farkında olmadan bir sonraki kuşaklar (çocuklar, torunlar) hep düşünüldü. “Biriktirme” davranışı olmazsa olmazımız oldu. “Nelik, nitelik” yaklaşımı ile her zaman bir köşede, bir şeyler saklandı.
Çağımızda biriktirmenin dozunu kaçıran, yedi sülalesine yetecek kadar biriktiren insanlar türedi (biriktirme konusunda aşırıya kaçıldı). Sonuç, var olan sosyal ve ekonomik dengeler olumsuz etkilendi, insani olan paylaşmalar kısmen unutuldu.
Ne diyelim! Tedbirli ve tutumlu olmak iyidir, ihtiyaç kadar bir kenarda biriktirmek faydalı olabilir, ancak dengeleri bozacak kadar biriktirme yapmak sağlıklı değildir, toplumsal olarak her birimizi olumsuz etkiler. “Biriktirelim ama vermesini de bilelim” ki hassas dengeler korunabilsin.
Doğuştan kalp hastalığı kalpte doğum sırasında bulunan yapısal bozukluk olarak tanımlanabilir. Bu bozukluklar genellikle hamileliğin erken evrelerinde organların gelişmeye başladığı dönemde oluşur.
Çocuklardaki bütün kalp hastalıkları doğuştan mıdır?
Çocuklardaki kalp hastalıklarının çoğu doğuştandır. Ancak doğuştan normal olan bir kalpte sonradan da hastalık gelişebileceği unutulmamalıdır. Çocukları etkileyen sonradan kazanılmış (edinsel) birçok kalp hastalığı vardır. Akut romatizmal ateş, Kawasaki hastalığı (uzun süreli yüksek ateş ile cilt-mukoza-lenf nodu tutulumlu hastalık), perikardit (kalp zarı iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı), enfektif endokardit (kalp kapakçıklarının iltihabı), kardiyomiyopatiler (kalp kası bozuklukları) ve ritim bozuklukları edinsel kalp hastalıklarındandır.
Doğuştan kalp hastalıkları neden oluşur?
Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunda neden bilinmemektedir. Ancak bu hastalıkların genel olarak genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Annede şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların olması, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar, alkol veya uyuşturucu maddeler nedeniyle bebekte doğuştan kalp hastalığı gelişme riski yükselmektedir. Bebekte genetik (kromozomal) bir bozukluk olması halinde de doğuştan kalp hastalığı gelişme riski artar. Dolayısıyla sebebi tam bilinemeyen doğuştan kalp hastalıkları nedeniyle ailelerin kendilerini suçlu hissetmeleri doğru olmaz.
Doğuştan kalp hastalığı olan çocuk doğurma riski nedir?
Bütün anne ve babaların doğuştan kalp hastalıklı çocuğu olabilir. Bin canlı doğumdan 8-10’unda çoğunluğu hafif olmak üzere doğuştan kalp hastalığı görülür. Ülkemizde yaklaşık olarak yılda 1.500.000 (1,5 milyon) bebek doğduğu göz önüne alınırsa her yıl 12.000-15.000 bebeğin kalp hastalıklı olarak doğduğu söylenebilir. Anne, baba veya kardeşlerden birinde doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak bebeğin kalp hastası olma riski 10 kata kadar artabilir.
Doğuştan kalp hastalığı nasıl fark edilir?
Ağır kalp hastalıklı bebekler ilk birkaç ay içerisinde belirti verirler. Bebeklerde ağlarken artan morarma ve bayılma, beslenme güçlüğü, emerken çabuk yorulma ve solunum sıkıntısı, yeterli kilo alamama, alından soğuk terleme veya göz kapaklarında şişlik gibi belirtiler olabilir. Daha büyük çocuklarda ise koşarken veya ani heyecan sonrası bayılma, eforla başlayan göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı ya da sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları doğuştan kalp hastalığı yönünden uyarıcı olabilir. Hafif bozukluklar ise genellikle belirti vermezler ve doktor muayenesinde duyulan üfürüm nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda tanı alırlar.
Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından gebeliğin 16-18. haftalarından sonra yapılan fetal ekokardiyografi (fetal EKO = anne karnındaki bebeğin kalbinin ultrason ile incelenmesi) kullanımı son yıllarda artmıştır. Böylece bebek dünyaya gelmeden doğuştan kalp hastalığına tanı konulabilmektedir.
Doğuştan kalp hastalığı tanısı nasıl konulur?
Yukarıda anlatılan belirtileri olan bebek ve çocuklar dikkatli bir şekilde muayene edildikten sonra kalp grafisi (elektrokardiyografi = EKG), göğüs röntgeni (telekardiyogram) ve kalp ultrasonu (ekokardiyografi = EKO) çekilmesi ile tanı konulur. Tecrübeli bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yapılan muayene ve çekilen EKO doğuştan kalp hastalığının değerlendirilmesi için çoğunlukla yeterlidir. Çok nadir durumlarda uzun süreli EKG izlemi, stres testleri veya kardiyak kateterizasyon ve anjiyokardiyografi gerekebilir.
Doğuştan kalp hastalıklarının tedavisi var mıdır?
Fetal EKO ile doğuştan kalp hastalığı tanısı konulan bebeklerin bazılarına anne karnındayken müdahale edilebilir. Ancak bu bebeklerin çoğuna girişim yapılmaz ve dünyaya gelmesi beklenir. Eğer bu karar alındıysa, gerektiğinde uzmanların her türlü girişimi yapılabileceği bir merkezde bebeğin doğumunun gerçekleşmesi önemlidir.
Doğuştan kalp hastalıklarının çoğu, kasık damarından girilerek yapılacak bir kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı ile tamamen düzeltilebilir.
Doğuştan kalp hastalığı nedeniyle yapılan ameliyatların başarısı gelişmiş merkezlerde oldukça yüksektir. Genel olarak bu ameliyatlardaki başarı oranı yüzde 95’in üzerindedir. Ancak ameliyatlardaki başarı oranı, risklere göre de çok değişmektedir. Öyle ki, 5 yaşındaki bir çocukta kalbin odacıkları arasındaki bir deliğin kapatılmasının riski %0,5 iken, yenidoğan bir bebekte yapılacak çok karmaşık bir ameliyatın riski daha yüksek olacaktır.
Doğuştan kalp hastalıklarının hepsine kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı gerekmez. Çünkü bazı doğuştan kalp delikleri kendiliğinden kapanabilir.
Doğuştan kalp hastalıklı çocukların izleminde dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Doğuştan kalp hastalığı olan çocukların tedavi öncesi ve sonrası Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından düzenli aralıklarla izlenmesi gerekir.
Egzersiz kapasitelerinde kısıtlılık olabilmekle birlikte, çoğunda normal veya normale yakın bir günlük yaşam kalitesi vardır. Ağır kalp hastalığı olanlarda egzersiz kapasitesinde azalma belirgindir. Bazı hastalıklarda büyüme geriliği ve öğrenmede güçlük olabilir.
Bütün çocuklarda olduğu gibi doğuştan kalp hastalığı olan çocuklarda da genel tıbbi önlemlere uyulmalıdır.
Doğuştan kalp hastalıklı çocuklara diğer çocuklarda olduğu gibi yaşına uygun aşıların yapılması gerekir. Nadiren ek aşılamaya gerek olabilir.
Doğuştan kalp hastalığı olan çocuklar, çocukluk çağı hastalıklarını kalp hastalığı bulunmayan çocuklar gibi genellikle sorunsuz geçirirler. Ancak ağır kalp hastalığı olan çocukların bazı hastalıkları atlatması daha zor olabilir.
Enfektif endokarditten (kalp kapakçıklarının iltihabı) koruması için bazı cerrahi işlemlerden önce (bademcik ve geniz eti ameliyatları, kanama oluşturabilecek diş girişimleri ve diş çekimleri, karın ameliyatları) hastaya antibiyotik verilmelidir.
Enfektif endokardit nadir görülen bir enfeksiyon olmasına rağmen, doğuştan kalp hastalığı bulunan çocuklar bu enfeksiyon için yüksek risk taşırlar. Kana karışarak bu enfeksiyona yol açan bakterilerin çoğu ağızda bulunduğu için ağız temizliği, diş bakımı ve sağlığı çok önemlidir.
Sık görülen doğuştan kalp hastalıkları nelerdir?
Doğuştan kalp hastalıkları, kalbin kulakçıklar veya karıncıklar arasındaki küçük veya büyük delikler ya da kapaklardaki hafif veya ağır darlıklar şeklinde olabileceği gibi, kulakçık veya karıncıklardan bir veya birden fazlasının olmaması gibi çok ağır bozukluklar şeklinde de görülebilir. Toplumda en sık görülen doğuştan kalp hastalıkları sıklık sırasına göre şöyledir:
VSD: Sağ ve sol karıncıklar arası delikler.
ASD: Sağ ve sol kulakçıklar arası delikler.
PDA: Anne karnındayken normal olan koni şeklindeki (aort ile akciğer atardamarı arasındaki) damar açıklığının kapanmayıp devam etmesi.
PS: Kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarı kapağında darlık.
AS: Kalpten tüm vücuda temiz kanı taşıyan aortun kapağında darlık.
Aort koarktasyonu: Kalpten bacaklara doğru temiz kanı taşıyan inen aortta darlık.
Büyük arterlerin yer değiştirmesi: Kalpten çıkan iki büyük damarın (aort ile akciğer atardamarının) yer değiştirmesi.
Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.
AVSD: Sağ ve sol kulakçıklar arasından sağ ve sol karıncıklar arasına kadar devam eden büyük delik.
Triküspit kapak atrezisi: Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındaki üçlü kapağın olmaması ve sağ karıncığın yetersiz gelişimi.
Hipoplastik sol kalp sendromu: Sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki ikili kapağın, sol karıncığın ve buradan çıkan aortun gelişiminde yetersizlik.
Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.
Asistanlık dönemimde, bir doktor arkadaşımın yaptığı tespit hoşuma gitmişti: “en çok manik atak (bipolar bozukluk hastalığında görülen atak tiplerinden biri) geçirmekten korkuyorum. Zira ne kadar gizli-saklın varsa ortaya dökülüyor, bireysel mahremiyetin kalmıyor”.
Manik atak geçiren hastada, hastalık öncesi ve hastalığın akut dönemi arasında bariz farklar ortaya çıkabilir: çok uslu olan kişi, oldukça öfkeli ve saldırgan hale gelebilir. Öncesinde tutumlu iken hastalık döneminde çok para harcayabilir. Geçmişte edepli ve efendi olan birisini küfürler ederken, cinsel içerikli şakalar ve uygunsuz hareketler yaparken görebilirsiniz.
Dramatik hikâyeler dinleyebilirsiniz. Son 3 aydır eşinin kendisini aldattığını öğrenen bir kadın danışanımın verdiği öykü şu şekilde idi: “eşi çok sakin, sadık ve evine düşkün bir insan iken garip bir şekilde değişkenlik göstermişti. Hayat kadınları ile günü birlik ilişkiler kuruyor, pahalı hediyeler alıyor, hiç kullanmadığı halde sigara ve alkol kullanıyor, ele avuca sığmaz şekilde hareket ediyor ve sürekli konuşuyordu. Hatta evlilik dışı yaptığı tüm eylemleri kendisi gelip eşine anlatıyordu”. Tipik bir manik atak öyküsünü, kadıncağız ağlayarak anlatıyordu.
Doktor arkadaşımın tespiti doğru idi. Manik atak geçirdiğinizde, bilinçdışı bastırılmış ne kadar dürtünüz (ve dürtülere eşlik eden, yüzleşmekten korktuğunuz bireysel mahrem gerçekleriniz) varsa ortaya çıkıyordu.
Şu bir hakikattir ki başarılması en zor olan aktivitelerden biri, kişinin kendisi ile yüzleşmesidir.
Akut romatizmal ateş (eklem romatizması), halk arasında “beta” olarak adlandırılan, A grubu beta hemolitik streptokok bakterisinin neden olduğu boğaz iltihabından sonra ortaya çıkan, eklemler, kalp, beyin, cilt ve cilt altı dokuda bozukluklara yol açan bir hastalıktır. Betaya bağlı boğaz iltihaplarının çoğu tedavi ile düzelirken az bir kısmında iltihap başlangıcından 2 – 4 hafta sonra akut romatizmal ateş gelişebilir. Beta iltihabı geçiren hangi hastada akut romatizmal ateş gelişeceği konusu çok açık değildir.
Bazen hasta yakınları (ve bazen de hastalar), hastalığı “bireysel tercih” gibi algılarlar ve derler ki: “kendi kendini hasta yaptı”, “hastalığı bile bile ortaya çıkardı”, “kendisi istediği için hasta oldu”…
Hâlbuki gerçekte, bazı tercihleri yapmak elimizde değildir: anne/babamızı, doğacak evladımızı, cinsiyetimizi, ırkımızı, tenimizin rengini, genetik yapımızı, kısmetimizi, ölüm saatimizi… tercih etme lüksümüz yoktur. “Olacak ile öleceğe çare yoktur” ifadesi bu durumu çok güzel özetler. Biz istediğimiz kadar gayret etsek de bazen dilediğimiz sonuçlara ulaşamayabiliriz, bunun en iyi örneği “vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmud” sözünün öyküsüdür (internetten okuyabilirsiniz).
Muhtemelen elimizde olmayan tercihler üzerinde söz sahibi olunabilseydi; ensest mağduru olan genç kız, o sapık babanın evladı olmak istemezdi. Zulmüne maruz kaldığı için sakatlanan anne, o zalim evladı doğurmazdı. Cinsiyet/ten rengi/ırk ayrımcılığının sonucu olan şiddete maruz kalmamak için kişiler, alternatif değişimler isteyebilirdi. Ölüm saatini ertelemek için tüm imkânlar seferber edilirdi.
Diğerleri gibi hastalıklar için de “benim tercihim değil” diyebilen hasta, doğruyu söylemektedir. Bu nedenle o hasta, hastalığından dolayı sorumlu tutulamaz.
Hastasının durumuna empati yapamayan ve onun halinden anlayamayan hasta yakınının olumsuz ifadeleri ne kadar insani olabilir ki?
Çocuklar yetişkinlerin küçülmüş hali olmayıp sürekli büyüyen ve gelişen insanlardır. Bu nedenle çocuk kalp hastalıkları yetişkinlerin kalp hastalıklarından oldukça farklıdır. Son yıllarda çocuklarda görülen kalp hastalıklarında gerçek anlamda bir artış olmasa da halkımız ve doktorlar arasında bu hastalıkların tanınması artmıştır.
Çocuklarda görülen kalp hastalıkları temel olarak üç gruba ayrılmaktadır. Bunlar doğumsal veya doğuştan kalp hastalıkları, kalp ritim bozuklukları ve sonradan gelişen (kazanılmış = edinsel) kalp hastalıklarıdır.
1. Doğumsal kalp hastalıkları (halk dilinde “kalp delikleri”) yenidoğan bebeklerin yaklaşık yüzde 1’inde görülmektedir. Bunların da yaklaşık yüzde 25’i “kritik kalp hastalığı” olarak değerlendirilmekte ve bu hastalara kardiyak kateterizasyon, anjiyokardiyografi ve/veya açık kalp ameliyatı ile müdahale gerekmektedir. Uygun ve zamanında girişimle kritik kalp hastalığı ile doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 80’i bir yaşına ulaşabilmektedir. Daha önceki yıllarda çaresiz gibi görülen birçok durumda başarılı girişimler ve ameliyatlar yapılabildiği için, erişkin yaşlara ulaşan doğumsal kalp hastalığı olan hastaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
2. Çocuklardaki diğer önemli bir kalp hastalığı grubu kalp ritim bozukluklarıdır. Bu bozukluklar çocuklarda çarpıntı, bayılma, hatta ani ölüm gibi bulgularla ortaya çıkabilmektedir. Bu bozuklukların sıklığı geçmişte düşünülenden çok daha fazladır. Öyle ki bazı bozukluklar 250 çocuktan birinde görülebilmektedir. Ancak bu bozuklukların tanısı genellikle zamanında ve doğru konulamadığı için sıklıkla gözden kaçmaktadır.
3. Sonradan gelişen (kazanılmış = edinsel) kalp hastalıkları arasında ise bazı viral veya bakteriyel enfeksiyonlar, romatizmal kalp hastalığı, ilaçlara veya zehirlenmelere bağlı sorunlar ve kalp kası bozuklukları yer almaktadır. Romatizmal kalp hastalığı ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde doğuştan olmayan kalp hastalıklarının en önemli nedenidir. Kalp hastalıklarının çocuklarda her zaman bulgu vermediği ve hayatı tehdit edebildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle her çocuğun en az bir kez Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.
Kalp hastalığı tanısı konulan çocuklarda enfeksiyon hastalıklarından korunma, aşıların düzenli yapılması, iyi beslenme ve bakım ile Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yakın takip oldukça önemlidir.
Sağlıklı düzeyde bir bireyin, kendisinin “özel” olduğunu düşünmesi oldukça güzeldir ve kendisi ile barışık olduğunun göstergesidir. Gerçekten de her insan evladının, bilhassa çocukluk döneminde “masum, saf ve özel” olduğu kabul edilir.
“Ben özelim!” düşüncesi, abartılı olursa (aşırı değer verilmiş fikir-over valued idea) kişide hatalı algı ve değerlendirmelere neden olabilir. “Öğretmenim bana âşık, bana tebessüm ediyor, geçenlerde sınıfta “siz benim için kıymetlisiniz” dedi, muhtemelen beni kastetti” inancına sahip öğrencinin gözden kaçırdığı gerçeklik: aslında öğretmenin tüm öğrencelerine güler yüzlü olduğu ve hepsine değer verdiğidir. Öğretmenin davranışı, kişiye özel değildir ve mesleğinin gereği bir güzel davranış örneğidir.
Aynı hatalı değerlendirmede bir sonraki durak “saplantı” haline gelmesidir, öğrenci dersini dinlemez de sürekli öğretmeni ile ilgili kendi kurgularını düşünmeye başlar. Son durak, “erotomanik hezeyan (paranoya, sanrı)” boyutudur ve hastalıklı bir düşünce düzeyine geçilir (hezeyan değiştirilmeyen düşüncedir, erotomanik tipi: karşısındaki kişinin kendine âşık olduğu hezeyanı).
“İşyerimde herkes bana değer veriyor, hep benden yardım istiyorlar, bensiz bir şeyler yapamayacaklarını düşünüyorum” diyen işçinin işyerinde, aslında tüm çalışanlar karşılıklı birbirlerine değer vermektedirler, ekip çalışması içinde birbirlerinden yardım istemektedirler. İşçinin düşüncesinde, sağlıklı düzeyden hastalıklı boyuta doğru gidişte önce “bensiz burası batar, bana muhtaçlar” abartılı düşüncesi, sonra da megalomani hezeyanı (grandiyözite tipi: büyüklük hezeyanı) görülür ve kişi “burada çalışan tüm insanları ben doyuruyorum, aslında devlet başkanı olacak biriyim” demeye başlar.
“Doktor bana karşı çok sertti, kesin benden kıllandı, beni sevmedi” düşüncesindeki hastanın farkında olmadığı gerçek: doktorun her bir hastasına karşı mesafeli ve otoriter bir yapıda olduğudur. Sonuçta sadece o hastaya karşı spesifik bir yaklaşım yoktur. Şayet bu süreçte kişi, düşüncesine değer vermenin dozunu artırırsa, önce “bu doktorun eline düşersem bana zarar verebilir” şeklinde abartılı düşünceye ve sonrasında da persekütif hezeyan (perseküsyon tipi: zarar görme hezeyanı) düzeyinde hastalıklı düşünceye ulaşır.
Günlük yaşamda ölçülü olmak ve “ben özelim!” derken de realiteden uzaklaşmamak (kendimize “karşılaştığım davranış sadece bana karşı mı? Herkese karşı mı?” sorusunu sorabiliriz), sağlıklı düzeyde kalmamıza vesile olacaktır.
Tanımlama: Kendiniz veya geçmişiniz ile ilgili merak ettiğiniz detaylara Soy Ağacı testi ile ulaşabilirsiniz. DNA’larımız geçmişimizle ilgili birçok detayı barındırmaktadır. Soy Ağacı testi ile bu detayları ortaya çıkartıp atalarınızın nereden geldiğini bulmamız mümkündür.
Günümüzde insanlar dünyanın bir ucundan diğerine 30 saatten daha az bir süre de ulaşabiliyorlar. Bundan ortalama 200.000 yıl önce de ilk modern insanlar Doğu Afrika’dan göç etmeye başlamış ve Ortadoğu’da ki bu topluluklar Avrupa, Asya ve dünyanın diğer bölgelerine doğru yayılmıştır.
Yöntem: Yanak mukozasından ucu pamuklu çubukla aldığımız sürüntüyü Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan DNA Diagnostic Center’e (DDC) gönderiyoruz. On beş gün içinde sonuç alıyoruz.
Soy Ağacı testi ile DNA yapınızdaki 176 bölge taranarak biocoğrafik haritanız belirleniyor ve 4 kurucu halktan hangisine daha yakın olduğunuz ortaya çıkıyor.
DNA kimliğiniz oran olarak aşağıdaki grupları ne kadar içeriyor, bu şekilde yorumlanıyor.
Avrupalı: Bu grup, Avrupalı, Ortadoğulu ve Güney Asyalıları içerir.
Doğu Asyalı: Bu grup, Japon, Çinli, Koreli ve Pasifik adaları toplumlarını içerir.
Afrikalı: Bu grup, Afrika’nın Sahra altı bölgesinde ki toplumları içerir.
Kızılderili: Bu grup, Kuzey, Güney ve Orta Amerika’da ki toplumları içerir.
Kimler bu testi ister:
İlk adım olarak, Atalarını keşfetmek isteyen tarihçiler, coşkulu soy bilimciler veya sadece geçmişini merak eden araştırmacı meraklılar.
Bilimsel bir araç olarak, kendi araştırmaları ile bulduğu bilgileri doğrulatmak isteyen ve bu arada aile geçmişi hakkında yeni bilgi edinmek isteyenler.
Eğlenceli bir eğitim aracı olarak, Aile geçmişlerini çocuklarıyla, arkadaşlarıyla ve akrabaları ile paylaşmak isteyenler.
“Artık canıma tak etti, imkânım olsa boşanacağım, her gün eşimi onu aldatmadığıma ikna etmekten yoruldum. Tüm iddialarına gerekli ispatlanabilir cevapları vermeme rağmen önce ikna oluyor gibi olsa da kısa süre sonra kaldığı yerden beni suçlamaya devam ediyor. Bir telefon gelse, kapı çalsa, akrabadan birisi bir olay anlatsa hemen benim onu aldattığımın göstergesi olarak algılıyor ve beni hesaba çekmeye başlıyor, hiç yapamazsa laf sokuşturuyor. Bazen şiddete eğilimi olup vurmaya kalkışıyor. Akıl sır erdiremedim, nasıl olur da bu şekilde bağlantılar kurup bana iftira atıyor. O kadar bu konuyu tartıştık, sonuç kocaman bir sıfır. Bir de farkında olmadan eşime akıl verip, yangına körükle giden diğer insanlar (annesi, kardeşi, arkadaşı) var, akıllarınca benim böyle bir şey yapmayacağımı söylüyorlar, sonra da eşime hak veren konuşmalar yapıyorlar. Çok bunaldım, ben ne yapabilirim?”.
“Onun her dediğine dikkat ediyorum, evden çıkmıyorum, perdeler kapalı oturuyorum, evime misafir kabul etmiyorum. Amcamın yüzüne bakmadan konuşuyorum, gülmeyi bırakın o kadar düşük ses tonuyla konuşuyorum ki söylediklerim duyulmuyor. Sırf gönlü olsun diye telefonla konuşmuyorum, kapı çalsa bakmıyorum. Sonuçta hiçbir şey değişmiyor, hala onu ayakta uyuttuğumu ve başka insanlarla onu aldattığımı iddia ediyor, beni ikrar etmeye zorluyor. “Tamam, haklısın” desem kurtulacak mıyım? Hayır. Muhtemelen uyguladığı şiddeti daha artıracak ve ölümüm çare olacak. Ben bittim”.
“Anlattıkları akla ziyan, nasıl bir hayal gücüdür bu? Olmayacak varsayımlarda bulunuyor, kurguluyor sonra da ispata uğraşıyor. Sadece bana yapıyor, başkalarının yanında hiç renk vermiyor. Tüm garezi bana, hasta olduğuna inanmıyorum, çok zeki ve akıllı”.
“Ben ne yapabilirim?” sorusuna cevaplar:
Öncelikle kabul etmeniz gereken eşinizin bir sağlık sorunu var ve onun psikiyatrik yardım alması gerekiyor. Her ne kadar zeki ve akıllı olsa da düşünce yapısında bozulma var ve hezeyan dediğimiz düşünce yapısı eşinizin bireysel tercihi değil. Diğer taraftan eşinizin bu olumsuz durum karşısında farkındalığı yok, kendisinin “ben hastayım, hatalı düşünüyorum” diyerek tedavi olmayı kabullenmesini beklemek hata olur. Hasta yakını olarak sizin onu psikiyatri hekimine ulaştırmanız gerekiyor, “nasıl onu tedaviye yönlendirebilirim?” sorusunu bir hekime sorup yardım alabilirsiniz.
Onun aldatma hakkındaki söylemlerini kabul etmek ne kadar hatalı ise onunla zıtlaşıp her seferinde kendinizi savunmak da o kadar hatalıdır. Doğru bildiklerinizi söylemeniz, doğru ve net bir duruş sergilemeniz yeterlidir, dediklerinizi ispata uğraşmanız ve onun söylediklerini çürütmeye çalışmanız ters tepebilir.
“Kol kırılır yen içinde kalır” şeklinde olaya yaklaşmak, sineye çekmek, kabullenmek şiddete eğilimi artırabilir.
Çözümlenmesi gereken öncelikle bir sağlık sorunudur, karşınızdaki kişi sanki sağlıklı düşünebilen bir bireymiş gibi davranmak ve “bana kasten yapıyor” diye düşünmek sizi, onu ve süreci daha kötü hale getirebilir.
Beyaz yalanlardan uzak durmak gerekir, “5 dakikadan geliyorum, arkadaşım falancaya uğrayacağım” gibi söylenip de yapılmayan tüm sözler eşiniz tarafından hızlıca araştırılacak ve aldattığınıza delil olarak aleyhinize kullanılacaktır.
Gizemli hareketlerden uzak durunuz; telefonunuzu ve belgelerinizi saklamak, dolaylı konuşmak, inatlaşmak, baştan savan cevaplar vermek gibi.
Yardım alabileceğiniz yakınlarınızı bilgilendiriniz ki onlar da yangına körükle gidip iyi niyetli ama hatalı konuşmalar yapmasınlar.