Yazar: C8H

  • Tekrar eden ateş

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş(ateş tekrarı), aftöz stomatit(ağızda yara olması), farenjit(bademcik iltihabı-boğazı kızarık denmesi) ve servikal adenit (çene altı ve boyunda beze ) Semptomları ile tanınan bu sendroma dikkat edilmelidir.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6C’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve kendiliğinden gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve ateş düşürücülere yanıt vermemesi dikkat çekicidir.

    Tonsillerde-bademciklerde genellikle kızarıklık-beyazlık görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal olarak saptanır,mikrop üremez. PFAPA sendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir . Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    .PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • “Ne Verdim ki Ne İstiyorum?”

    “Ne Verdim ki Ne İstiyorum?”

    Evlilik hayatında eşinizle çatışmalar yaşıyor musunuz? Annelik/babalık görevlerini yaparken çocuğunuzla anlaşamıyor musunuz? İş yerinde hakkınızın yendiğini düşünüyor ve huzursuz oluyor musunuz? Öğretmen olarak öğrencilerinizin veya doktor olarak hastalarınızın size gerekli saygıyı göstermediğini düşünüyor musunuz?…

    İlişkilerimizde sorunlarla karşılaştığımızda ilk aklımıza gelen karşı tarafın kusurlarıdır, hemen muhatabımızın olumsuzluklarına odaklanırız. Çoğu zaman özeleştirimizi yapmadan savunma veya saldırma pozisyonuna geçeriz. Alevli dönem yatıştıktan sonra kendimizi sorgularız ve kalbimiz mutmain olmaz da pişman oluruz.

    Evlilikte, çocuk yetiştirirken ve iş hayatında gerilimin yoğun olduğu dönemlerde ilk önce kendimize şu soruyu sormalıyız: “ne verdim ki ne istiyorum?”. “Evliliğimin huzuru için emek harcadım mı?”, “eşimi anlamak için ben ne yaptım?”, “çocuğuma güzel örnek oldum mu?”, “evladımı hayata hazırlarken ben gereken çabayı gösterdim mi?”, “işimde aldığım ücreti hak ettim mi?”, “öğrencime/hastama karşı gerekli saygıyı gösterdim mi?”…

    Şayet benzer sorulara olumlu cevaplar verebilir isek, bir sonraki aşamada muhatabımızla yapacağımız durum değerlendirmesinde hem daha kendinden emin oluruz hem de sağlıklı düzeyde tartıştığımız için pişmanlıklar yaşamayız.

  • Alerji,astım ve hırıltılı çocuk tedavisi çevre önlemleri

    ALERJİ,ASTIM VE HIRILTILI ÇOCUK TEDAVİSİ ÇEVRE ÖNLEMLERİ VE GECE SAAT 20 DEN SONRA GİDA YASAĞI YANİ REFLÜ DİYETİ İLE BAŞLAR!

    Alerjik olunan maddeden mümkün olduğunca uzak durmak alerjiyi kontrol etmenin en önemli yoludur. Dünya’da ve Türkiye’de çocuklarda astıma yol açtığı bilinen en sık alerji ev tozu akar alerjisidir. Ev tozu yaşamımızdan uzaklaştırmakta zorlandığımız ancak gözle görmediğimiz için zaman zaman varlığından bile haberdar olmadığımız ciddi bir sağlık tehditi haline gelmiştir. Ev tozlarının içinde yaşayan akarlar (mite’lar) vücut parçacıkları ve dışkı atıklarıyla çocuklarda alerjik reaksiyona yol açar. Bu maruziyet sonrası hassas bir hava yoluna sahip olan çocuklar sıklıkla okul enfeksiyonlarının ; sigara dumanının veya kimyasal bir maddenin tetiklemesiyle atak geçirirler. Alerjisi olan bir çocuğun evinde ev tozunu azaltmak hastalık şikayetlerini belirgin azaltacaktır.

    Halıların kaldırılması ilk adım olmalıdır. İkinci adım ise çocuğun yatağına ev tozlarını yataktan yukarı geçirmeyen özel kılıflar koymaktır. Tüm bunlarla beraber çocuğa sigarasız bir ortam sağlamak ve kimyasalları yaşamından mümkün olduğunca uzaklaştırmak ilaçsız da astım kontrolü sağlamanın ilk adımı olacaktır.Yine çocuğun odasında çok az eşya bulundurmak,tüylü,yünlü giysi örtü yatak yastık kullanmamak gereklidir.Çocuğun giyimi penye,pamuklu,elyaf olmalı,odasında her gün elektrik süpürgesi ile toz alınmalıdır.Evin nemi 45-50 arası tutulmalı,ev içinde canlı çiçek,tüy döken hayvan bulundurulmamalıdır.Akşam saat 20 den sonra su dışında bir gıda verilmemeli, gazlı içecekler,meyveli-meyvesiz sodalar,kızartmalar,çikolata ve ketçap gibi mide boşalımı uzun besinler yasaklanmalıdır.Alerjisi veya astımı saptanan çocuklar her yıl eylül ekim ayında grip aşısı olmalı,mümkünse evde mayalanan kefir 50-100 ml hergün içirilmelidir.

  • “Canım Çıkacaktı”

    “Canım Çıkacaktı”

    * “Gece yarısı uyandım ki kan ter içindeyim, nefesim durmak üzere. Kalbim çıkacak gibi atıyor, kulaklarım uğulduyor, kıpırdayamıyorum. Allah’ım ölüyorum. Sesimi eşime duyurmaya çalışıyorum, ama ne mümkün. 10 dakika sonra kısmen toparlanıyorum ve cama koşuyorum. Camdan buz gibi hava yüzüme çarpıyor da bir miktar nefes alabiliyorum. Ne oldu bana? O günden beri gece uyumamak için yatak odamdan uzak duruyorum, ancak televizyonun karşısında sabaha karşı sızıp kalıyorum. Hayatım alt üst oldu, ne yapabilirim?”

    * “Bu aralar sıkı perhizdeydim, bir taraftan da yoğun spor yapıyordum. O gün de koştum, diğer günlerden farklı olarak çarpıntım giderek arttı, göğsüm sıkıştı. Canım çıkacaktı! Baş dönmesi ile birlikte bir anda ben ben olmaktan çıktım, çevremi farklı algıladım, dengemi yitirdim. Başıma üşüşen insanların sesini duysam da cevap verecek takatim yoktu. Ambulansla acil servise ulaştırıldım. Kalp krizi düşünülüp kardiyoloji değerlendirdi. Sonra da tetkiklerimin sonuçlarının iyi olduğu söylendi ve psikiyatriye başvurmam önerildi”.

    * “Arkadaşlarla eğlenceli bir akşam geçiriyorduk, çay, kahve, sigara ve sohbet gırla gidiyordu. Bir ara ağzım kurudu, lokmam boğazıma takıldı, boğuluyordum. Sıcak bastı, bulantım oldu. Çıldıracak gibi oldum. Yoğun bir korku başladı, ölüyordum. Kısa sürede ne oldu da bunları yaşadım? Hiçbir şey anlamadım. Acile götürüldüm, orada doktor bazı tetkikleri yaptı ve senin bir şeyin yok deyip beni evime gönderdi”.

    * “Yaşadığımı bir ben bilirim, ölmüş kadar oldum, sonra da bir şey yokmuş gibi davranıp beni psikiyatriye gönderdiler, kötü bir durumum var ama benden ya gizliyorlar ya da bilemediler. Bir görseydiniz o gün kontrolümü kaybettim, az kalsın hayatım ellerimin arasından kayıp gidecekti. Bana ne oldu?”

    Benzer hikâyeleri olan insanların “ne oldu?” sorusuna verilecek cevap şudur: “ilk panik atağınızı yaşamışsınız”.

  • Çocuklarda çarpıntı olur mu?

    Çocuklarda çarpıntı olur mu?

    Çarpıntı ne demek?

    Çarpıntı kişinin kendi kalp atımlarını hızlı, düzensiz veya güçlü kalp atımları şeklinde hissetmesidir. Çocuğun çarpıntı hissettiği andaki kalp hızı yaşına göre olması gereken normal aralıklarda değilse bu şikâyeti anlamlı kabul edilerek değerlendirilmelidir.

    Her çarpıntı bir hastalık işareti midir?

    Heyecanlanma, üzülme, öfkelenme ve stres anlarında, ateşli durumlarda ve egzersiz sırasında kalp atışlarımızı daha fazla hissedebiliriz. Fizyolojik veya normal kabul edilen bu gibi durumlarda çarpıntı hissedilmesinin nedeni genellikle kalbin normalden daha hızlı ve güçlü pompalama yapmasıdır.

    Hangi çarpıntılar daha önemlidir?

    Tarif edilen çarpıntılar aniden başlayıp aniden sonlanıyorsa, beraberinde bulantı hissi, baş dönmesi, göz kararması, göğüs ağrısı, halsizlik ve bayılma şikâyetleri varsa hastada ciddi bir ritim bozukluğu olabileceği unutulmamalıdır. Bu hastalarda uykuda, yüzerken, ani/beklenmedik seslerle veya egzersiz yaparken bayılma dikkat çekicidir. Ailesinde 35 yaşından önce ani ölüm olan hastalarda da hayatı tehdit edebilen ritim bozukluğu olma ihtimali yüksektir.

    Ritim bozukluğu nedir?

    Kalpte yapısal bozukluk olsun ya da olmasın kalbin kasılmasını ve gevşemesini düzenleyen elektriksel ileti sistemindeki tüm bozukluklar ritim bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Basit sinüs taşikardisinden, çok ciddi ve hayatı tehdit eden ventriküler taşikardiye (karıncıklardan kaynaklanan taşikardi) kadar birçok ritim bozukluğu tipi vardır.

    Çocuklardaki çarpıntı sebepleri

    Yukarıda bahsi geçen ve hastalık olarak kabul edilmeyen çarpıntının fizyolojik nedenleri dışında, kafeinli yiyecek ve içecekler (çay, kahve, çikolata, kola, enerji içecekleri), sigara, alkol, kokain, bazı diyet ilaçları, tiroid bezinin normalden fazla çalışması (hipertiroidi), kansızlık, derin nefes alıp verme, kan şekeri düşüklüğü, ilaçlar (tiroid hormonları, astım, hipertansiyon, grip, depresyon, ritim düzenleyici ilaçların bazıları), kalp hastalıkları ve kalp ritim bozuklukları çocuklarda görülen başlıca çarpıntı nedenleridir.

    Çarpıntısı olan çocuklarda yapılması gereken tetkikler

    Çarpıntı ile gelen her çocuğa öncelikle elektrokardiyografi (EKG) çekilerek kalp ritmi incelenmelidir. Özellikle hasta doktora ya da hastaneye ulaştığında çarpıntı şikâyeti devam ederken çekilecek EKG’nin tanısal değeri fazladır. Maalesef hastaların çoğunda EKG çekilene kadar çarpıntı geçtiği için EKG çekilse bile çoğunlukla normal bulunur. EKG çekilmesi mümkün değilse olay anında çocuğun bir dakikalık nabız sayısının belirlenmesi ve kan basıncının ölçülmesi de tanıya yardımcı olabilir.

    Ayrıca çocuğun şikâyetine göre bazı ileri tetkikler planlanabilir. Bunlar ekokardiyografi (EKO), 24 saatlik Holter ile EKG izlemi, anlık olay kaydediciler, eforlu EKG (egzersiz) testi ve elektrofizyolojik çalışma olarak sayılabilir.

    Çarpıntısı olan çocuklar için öneriler ve tedaviler

    Bu hastalar çay, kahve, kola, çikolata, sigara, stres (gerilim) ve uykusuzluktan kaçınmalıdırlar. Tiroid, astım, grip ve depresyon ilaçları gibi çarpıntı ile ilişkisi gösterilmiş ilaçları doktor kontrolünde kullanmalıdırlar.

    Çarpıntı atağı sırasında çocuk sakinleştirilerek uzandırılmalı, derin nefes alması ve ıkınması sağlanmalıdır. Bu hastaların boyundaki atar damarına tek taraflı masaj yapılması (sadece büyük çocuklarda) veya yüzünün buzlu-soğuk suyla yıkanması çarpıntıyı sonlandırabilmektedir. Buna rağmen çarpıntı şikâyeti devam ediyorsa hasta en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeli ve oraya ulaşır ulaşmaz da EKG çekilmelidir.

    Bayılmaya neden olan ritim bozukluklarının ani ölümle sonuçlanabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle çarpıntı şikâyeti olan çocuklar Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

    Çarpıntının tipine göre bu hastaların bir kısmı ilaç tedavisi verilmeksizin izlenirken, bir kısım hastaya ise tekli veya çoklu ritim düzenleyici ilaç başlamak gerekebilir. Ayrıca çocuklarda çarpıntı yapan bazı ritim bozukluklarının kalp kateterizasyonu ve elektrofizyolojik çalışma sırasında sıcak veya soğuk yakma metotlarıyla kesin olarak tedavisi de mümkündür.

  • Can

    Can

    Yakartop, çocukluğumuzun unutulmaz oyunlarındandı. Ne büyük haz alırdık ortada iken topu tuttuğumuzda, can kazanırdık, her can kazandığımızda oyunda kalış süremiz uzardı. Maalesef gerçek hayatta can kazanmak, ömrü uzatmak mümkün değil. Kedi için söylenen “dokuz canlı olma” özelliği de insan için geçerli değil.

    Tek canımız var. Ne zaman, nerede, nasıl can vereceğimizi? bilmiyoruz. Bilme şansına sahip olduğumuz ve üzerinde düşünmemiz gereken tek soru var: ne için can vereceğiz? Canımızı feda ettiğimiz şey, her ne ise ona göre ya şerefle/övgüyle hatırlanıyoruz ya da bir hiç olup unutuluyoruz.

    Kutsallar için can verdiğimizde, tarihe adımız kazınıyor, şehitlik makamıyla ölümsüz oluyoruz. Davamız ve inançlarımız için can verirsek, aynı yola baş koyanlar tarafından unutulmuyor, yâd ediliyoruz. Doğum anında can veren bir anne veya evine helal lokma götürmek için çalışırken can veren bir baba isek hayırla hatırlanıyoruz. Vazifemiz başında, kendimizi topluma adayan ve gerçekten emek verip alın teri döken biri olarak can verirsek, toplum nezdinde sevilen, hürmet edilen biri olarak kalıyoruz. Her bir örnekteki kişilerin isimleri, bir sonraki kuşağa aktarılıyor ve dua kapıları onlar için hep açık kalıyor.

    Ya inandığı ile dertlenerek ya da “bana ne!” diyerek, ya hizmet vererek ya da suiistimal ederek, ya hak gözeterek ya da hak yiyerek, ya mazlum olarak ya da zulmederek, ya sevilerek ya da yaka silkilerek, ya dua alarak ya da bela okunarak, ya herkes tarafından örnek gösterilerek ya da kimsenin bilmediği bir hiç olarak… can verebiliriz.

    Tercih bizim!

  • Bayılma (senkop) nedir?

    Bayılma (senkop) nedir?

    Bayılma, beyin kanlanmasındaki geçici ve yaygın azalmaya bağlı gelişen ani bilinç ve kas gücü kaybı olarak tanımlanmaktadır. Çocukluklarda acil servise başvuruların %1’ini oluşturmaktadır. En sık 15-19 yaş grubunda olmak üzere çocuklarda %15-25 oranında görülmektedir.

    Yirmi yaşın altındaki erkeklerin %20’sinin, kızların da yarısının en az bir kez bayılma atağı geçirdiği bildirilmiştir. Bu atakların beş yıl içinde tekrarlama riski de %33 ile %51 arasındadır. Bu sıklık ve tekrarlamalar ile yaşanabilecek kafa travmaları ve hayatı tehdit eden kalp kaynaklı altta yatan hastalıklar bayılmanın önemini artırmaktadır.

    Çocuklarda bayılmanın sebepleri

    Çocuklarda kalp hastalıkları ile ilişkili bayılma yetişkinlerden daha az sıklıkta görülmektedir. Özellikle ani pozisyon değişikliği, uzun süre ayakta durma, kızgınlık, ağrı, korku gibi tetikleyici bir durum sonrası vücuttaki kanın uygunsuz şekilde bacaklarda göllenmesine bağlı kan basıncı düşüklüğü ve bununla ilişkili beyin kanlanmasındaki azalma sonrası gelişen bayılma (vazovagal senkop) çocuklarda daha sıktır. Bunun dışında kalp ritim bozuklukları, yapısal kalp hastalıkları, migren, havale, beyin damar hastalıkları, kan şekeri ve elektrolit bozuklukları ya da psikiyatrik rahatsızlıklar da çocuklarda bayılmaya neden olabilir.

    Bayılma tanısı

    Çoğunlukla iyi bir klinik öykü ile bayılma tanısı konulabilmektedir. Ancak, tanı koydurucu objektif bulgu olmaması yaklaşım, tedavi ve izlemde sorunlara neden olmaktadır. Buna ek olarak ailelerde çocuklarında ciddi bir sinir sistemi ya da kalple ilişkili hastalık olabileceği korkusu ve bu hastaları karşılayan hekimlerin altta yatan ciddi bir hastalığa tanı koyamama endişesi nedeniyle, ayrıntılı incelemelerin yapılması gerekmektedir.

    Bayılma nedeniyle getirilen çocuklarda sık kullanılan kan testleri, akciğer röntgeni, elektroensefalografi (EEG) ve beyin tomografisi gibi tetkiklerin tanısal değerinin oldukça sınırlı olduğu bildirilmiştir.

    Ancak, Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yapılacak ayrıntılı öykü, fizik muayene, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile çocuklukların çoğunda bayılma nedeni belirlenebilir ve özellikle ani ölüm riski taşıyan kalp hastalıklarının olmadığı gösterilir. Böylece ailelerin endişeleri de ortadan kaldırılabilir.

    Nadiren bayılmanın tanısı için eforlu EKG (stres testi), uzun süreli EKG kaydı veya eğik masa (tilt table) testi gibi ileri tetkikler gerekebilir.

    Bayılmada tedavi

    Hayatı tehdit eden hastalıkların olmadığı gösterildikten sonra hastanın bayılma tipine bağlı olarak diyet (özellikle su içilmesi), egzersiz ve/veya ilaç tedavisi önerilebilir.

    Eğik masa (tilt table) testi : Yatay pozisyonda hastanın kan basıncı ve kalp hızı kaydedilir. Sonra üzerinde yatan çocuk ile beraber masa 60-80 derece açıyla kısmen dik pozisyona getirilir. Bu pozisyonda 45 dakika boyunca 5 dakikada bir hastanın kan basıncı ve kalp hızı izlemi yapılır.

  • “Bunamaktan Korkuyorum”

    “Bunamaktan Korkuyorum”

    * “Bugünlerde çok unutkanım, eskiden daha çabuk hatırlardım, şimdi zorlanıyorum”.

    * “Bana bir hâl oldu, telefon numaralarını hatırlayamıyorum”.

    * “Ne oldu bana? Okuduklarımı hatırlayamıyorum”.

    * “Zihnim karışık, çok zor hatırlıyorum”

    * “Yaşlanıyorum galiba, eşimin söylediklerini unutuyorum, geç de olsa sonra hatırlıyorum”.

    * “Söylenenleri hatırlamamam normal mi?”

    Görüşme esnasında bu cümleleri duyduğunuzda şu soruya muhatap olursunuz: “Bunamaktan korkuyorum, ben bunuyor muyum?”.

    Genelde bu sorunun sorulması sizi ayırıcı tanıda bunamayı (demans) düşünmekten alıkoyar, zira bu soruyu bunaması olan bir kişiden duyma şansınız yok gibidir. Bunama başlangıcı olan kişi bunamadığını göstermeye çalışır gibi her sorunuza cevap vermek için uğraşır ve unutkanlığını inkâr eder. Unuttuğunu unutur.

    Bellek (hafıza), soyut düşünme, yargılama gibi zihinsel faaliyetlerdeki ağırlaşan ve devamlılık arz eden yetersizlik durumuna bunama denir. Çok çeşitli etkenler bağlı olabilen, beynin işlevleri geniş bir alanda etkileyebilen bunama, hem bireye ve ailesine hem de topluma ağır yükler getirir.

    Çağımızda insan ömrünün uzamasına bağlı olarak bunama vakalarının görülme sıklığı artmaktadır. Ülkemizde kafa travmaları, beyin damar hastalıkları ve Alzheimer hastalığına bağlı bunamalar oldukça sık görülmektedir.

    Bunamadan dolayı bakıma muhtaç olan hasta kadar hasta yakını olmak da zordur. Uzun bakım süreçlerinde hasta yakınları tükenebilirler. Maraton koşmak gibi zor ve uzun olan bakım sürecini iyi yönetmek ve gerektiğinde yardımlaşmak uygun olur. “Tükendim, artık sabredemiyorum, çocuk gibi davranıyor, bazen bile bile eziyet ediyor”, “canıma tak etti, inadına yapıyor” gibi hatalı düşüncelere kapılmadan önce bunama hakkında bilgi sahibi olmak, araştırmak, gerekli eğitimler için yardım almak daha doğru olur.

  • Çocuklarda görülen göğüs ağrısının nedenleri nelerdir?

    Çocuklarda görülen göğüs ağrısının nedenleri nelerdir?

    Erişkinlerde karşılaşılan göğüs ağrısında ilk akla gelen kalbe bağlı nedenlerdir. Çocuklarda ise kalp hastalığından kaynaklanan göğüs ağrısı oldukça nadirdir. Buna rağmen, göğüs ağrısının bazı belirtileri, özellikle de ani ölüm ihtimali çocuklarda ve ailelerinde korku ve endişeye yol açar. Ancak çocukluk yaş grubunda ani ölüm, özellikle de ani kardiyak ölüm nadirdir.

    Çocukluk yaş grubunda göğüs ağrısı en sık 11-13 yaşları arasında görülür. Kız ve erkek çocuklarda genellikle aynı oranlardadır. Çocuklarda göğüs ağrısı sık karşılaşılan genel bir problem olmasına rağmen, bu ağrılar iyi huyludur. Ancak bu ağrıları geçirmek güçtür ve sıklıkla tekrarlayabilirler. Ayrıca çocuğun hayatını değiştiren etkileri vardır, öyle ki göğüs ağrısı olan çocukların yarısı hastalık esnasında okuldan geri kalır, çoğu da göğüs ağrısı nedeniyle aktivitelerini kısıtlar.

    Göğüs ağrısı nedenleri

    Göğüs kafesinin yapısı dolayısıyla kas-iskelet sistemi (kaslar, tendonlar, bağlar, kıkırdaklar ve kemikler), solunum sistemi, kalp-damar sistemi, mide-barsak sistemi ve sinir sistemine ait çeşitli hastalıklar göğüs ağrısına neden olabilir. Bu nedenle göğüs ağrısını değerlendirirken ayrıntılı öykü ve ağrıya neden olabilecek organ ve sistemlerin tam muayenesi büyük önem taşır. Göğüs ağrısına eşlik eden çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma gibi yakınmalar ya da muayenede kalp üfürümü duyulması kalple ilişkili nedenleri akla getirir. Bu hastalara elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi ek testlerin yapılması kalple ilişkili nedenleri ortaya koymak için önemlidir.

    Göğüs ağrısında tedavi ve izlem

    Tedavinin esasını hastanın ve ailesinin şüphelerinin giderilmesi oluşturur. Ağrının tekrarlayabileceği bilinmeli ve bundan dolayı hastalar Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından takip edilmelidir. Göğüs ağrısına neden olan hastalık saptanırsa tedavi, saptanan bu nedene göre planlanır.

  • Bonzai

    Bonzai

    21 Ağustos 2014 tarihinde gün boyu süren, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi konferans salonunda yapılan “Her Yönüyle Bonzai Sempozyumu”, bonzai konusunda zengin ve güncel bilgilere ulaşmamızı sağladı. Konunun uzmanları (Sağlık Bakanlığı, TUBİM, Yeşilay, Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi, Adli Tıp Kurumu yetkilileri, Adli Tıp, Kardiyoloji, Acil Tıp, Psikiyatri öğretim üyeleri ve AMATEM-ÇEMATEM’de görevli psikiyatri uzmanları) tarafından 4 ayrı panelde bonzai konusu sosyopolitik stratejiler, narkotik, klinik aciller ve bağımlılık yönünden değerlendirildi. 2011 yılından beri yasal düzenleme ile kontrol altına alınmaya çalışılan, popüler olduğu kadar son yıllarda oldukça tehlike arz eden bonzai hakkında sempozyumdan not defterime kaydettiğim bilgileri aşağıda sizlerle paylaşırken bu sempozyumu tertip eden ve bizleri bilgilendiren tüm uzmanları kutluyor ve teşekkürlerimi bildiriyorum.

    * Sentetik kannabinoid türevi uyuşturucuların prototipi olan bonzai, gençlerimizin masumlaştırarak söylediği gibi “esrar taklidi” değil, pek çok toksik kimyasal maddenin bitkilere püskürtülmesi ile sunuma hazırlanan ve eroin gibi etki eden, ölümcül sonuçlara neden olabilen bir maddedir.

    * Kullanılan bitkiler: ada çayı, yavşan otu, damiana çayı, salvia divinarium bitkisi. Bitkiler hem hazırlamada kullanılıyor hem de sahte bir masumiyet sağlanıyor (bitkisel ürün).

    * İlk zamanlar banyo tuzu, bitki gübresi, koku giderici, tütsü, havuz temizleyicisi şeklinde satışa sunulmuş.

    * Bonzai, K2, Jamaika, Rüya, Bombay mavisi, Boncuk, Spice şeklinde pek çok sokak ismi var.

    * 1994’de masum ilaç araştırmalarının ürünü olarak bulunan, 2000’de işlevsellik kazanan, 2004’de masum bitkisel ürünmüş gibi kötü amaçlarla ilk satışı yapılan, 2009’da Avrupa’da ve 2011’de ülkemizde yasaklanan bir maddedir.

    * ABD’de okul araştırmalarında esrardan sonra 2. sırada tüketimi olan, ülkemizde ise denetimli serbestlikten faydalanan hastalarda son 2 ayda rutin idrarda bakılmasından sonra %14.9 ile esrardan daha çok kullanıldığı tespit edilen bir maddedir.

    * Bonzai öncesi % 99.3 esrar kullanımı var (hiçbir uyuşturucu masum değil, “ne olacak ot değil mi?” dememeli!!!)

    * Genellikler gençlerde, esrar kullanıcılarında ve (yasaklanmadan önce) yeni madde kullanımı meraklılarında/bitkisel ürün kullananlarda (Çin menşeili, reklam edilen ürünler) kullanma riski fazla.

    * % 91 oranında gençler arkadaşı sayesinde bonzai ile tanışıyorlar (“benim çocuğum içmesin de arkadaşları ne yaparsa yapsın” yaklaşımı yanlış, toplumumuzdaki tüm çocukları, kendi çocuğumuz gibi görme hassasiyetine sahip olmak gerekiyor!!!).

    * Beraberinde diğer uyuşturucu maddelerin de kullanımı yaygın.

    * En fazla etkilenen yaş grubu ergenler: 2013’de başlama yaşı 13.75’e kadar düşmüş.

    * Ergenlerde ortaya çıkan olumsuz sonuçlar: ders başarısında düşme, okulu bırakma, aile ile çatışma, arkadaş çevresini değiştirme, davranış bozuklukları, ergenlik döneminde olması gereken eğitimlerin (empati, insani ilişkiler, sosyalleşme vs.) geri kalması, kendine zarar verme, bonzai psikozu, intihar (20-30 kat artıyor), şiddete eğilim (12-16 kat artıyor), bulaşıcı hastalıkların (hepatit vs) artması.

    * Narkotik yönünden madde kullanımı oranları yıllar içinde artmış, 2013 verilerine göre 70 ilimizde sentetik kannabinoid yakalanması olmuş (geçmiş yıllarda il sayısı çok daha az iken yaygınlaşmış) ve yakalanan vakaların sayısı 2012’ye göre 2.28 kat artış göstermiş. Türkiye madde yakalanmasında dünya birincisi olmasına rağmen madde kullanımı ülkemizde azalmıyormuş.

    * Ulaşılabilirlik kolay ve maliyet çok düşük, gram fiyatı ortalama 50 TL, “cigaralık” olarak tek içimlik satışlarda 3-7 TL maliyet var. Bu durum da tüketim yaşının düşmesine, okul önlerinde satılmasına neden oluyor.

    * 1 kg. hammaddeden 200.000 paket bonzai üretilebiliyor, kar payı çok yüksek.

    * İnternet üzerinden satış yapılması çok fazla, ilgili sitelere sınır konulsa da hemen pek çok yenisi açılıyor.

    * Madde kullanımı kendisini hep yeniliyor, 300’den fazla uyuşturucu madde var. Sentetik kannabionidlerde ise 105 farklı çeşit var. Bu nedenle yasal sınırlamalar koymakta zorlanılıyor, yeni bir form ile yasal yasaklamalar delinebiliyor.

    * “Bugünün kullanıcısı yarının satıcısı” ilkesi var ve kullanım yaşı düştükçe satıcıların yaşı da düşüyor.

    * 2013 verilerine göre 232 kişide direkt madde bağlantılı ölüm olmuş (geçen yıla göre 2 kat fazla).

    * 10-19 yaş aralığı madde bağlantılı ölümlerde geçen yıllara göre artış var.

    * Dolaylı madde bağlantılı ölümler (kaza, intihar, cinayet, yaralama vs.) 2013’de bir önceki yıla göre 3 kat artmış.

    * Bonzai çoklu karışım olduğu için daha ölümcül oluyor (satıcılar pek çok maddeyi maliyeti düşürmek için karıştırıyor ve bu karıştırma işleminde bir standart ölçü veya kural yok).

    * Bonzai kullanımında ortaya çıkan bozukluklar:

    – kalp-damar sistemi bozuklukları: hipertansiyon, taşikardi, göğüs ağrısı, ritim bozuklukları, kalp krizi, ani ölüm

    – Hiperglisemi, asidoz

    – Böbrek yetmezliği

    – Epileptik atak (sara nöbeti)

    – Denge bozukluğu

    – Psikiyatrik bozukluklar: hezeyan, hallüsinasyon, ajitasyon, anksiyete, depresyon, konfüzyon, psikoz atakları

    * Bonzai bağımlılığı ciddi bir halk sağlığı sorunu ve genç nüfusu etkilemekte. Tolerans hızla gelişiyor (bağımlılık riski fazla).

    * Kolay uygulanabilmesi, ulaşılabilirliğinin fazla olması, ucuz olması ve etkisinin fazla olması nedenleri ile “biyolojik bir silah” olduğu söylenebilir mi? (bir biyolojik silah kadar tehlikeli!)

    * Ne yapmalı?

    – Önlemede yapılacaklar:

    1- Gençlerin eğitimi: aile ilişkileri, okul ve gece hayatı, sosyal medya etkileşimleri

    2- Bitkisel ürünlerin denetimi

    3- Yeni testlerin kullanımı (tespit, tarama)

    4- Reklamın önlenmesi (özellikle internette)

    5- Yasal düzenlemeler

    6- Sosyal hizmetler

    7- Medyanın desteği

    8- Psikolojik destekler

    – Akut dönem ve idame tedavisi önemli. Semptomatik ve destek tedavileri ön planda. Bu arada sağlık personeline şiddet nedeni olmasına dikkat etmek gerekiyor.

    * Multidisipliner (dahiliye, kardioloji, nöroloji, psikiyatri vs.) yaklaşım gerekli.

    – Toplum temelli mücadele merkezleri önemli: tedaviye ulaşım, tedavide süreklilik, yerel güçlerin işbirliği ve iletişimi, çevresel faktörlerle mücadele gerekli.

    – Türkiye’de 26 adet AMATEM (alkol ve madde bağımlılığı araştırma tedavi ve eğitim merkezi) ve 3 adet ÇEMATEM (çocuk ve ergen için) mevcut, sayılarını artırılması gerekiyor.