Yazar: C8H

  • Çocuklarda öksürük ve nedenleri

    Öksürük sık karşılaştığımız çocukluk çağı şikâyetlerinden birisidir. Çocukların günlük aktivitelerini ve sosyal hayatını etkileyen, aileleri huzursuz ve tedirgin eden bir durumdur. Nefes darlığı ve nefes yetmezliği gibi şikâyetler eşlik ediyor ise altta yatan ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir. Tanımı: kimyasal, irritan, mekanik, çevresel ve mikroplara bağlı uyaranların solunum yollarında bulunan reseptörleri (alıcı) tetikleyerek beyin sapında bulunan öksürük merkezini çalıştırması ve buna bağlı gelişen refleks (istem dışı) klinik yanıttır. Bir nevi vücudun dışarıdan gelen yabancı uyaranlara karşı korunma mekanizmasıdır.
    Özelikle size bu yazımızda, kronik öksürük ismi verilen, dört haftadan fazla süren ve geçmeyen öksürükten bahsedeceğiz. Çocuğunuzun yaşam kalitesinin arttırılması, sağlıklı bir birey olarak yetişmesi, sosyal hayatını geliştirmesi, günlük aktivitelerini rahatlıkla yapabilmesi, hayatını minimum şikâyetlerle geçirmesi için altta yatabilecek kronik öksürüğe neden olan sebeplerin bilinmesi gerekir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kentsel yaşam şartları ve olumsuz yönde etkilenen çevre koşulları, baskılanmış şekilde çocukların genlerinde bulunan veya bulunmayan hastalıkları provoke ederek öksürükle seyreden hastalıkların daha sıklıkla karşımıza çıkmasına neden olmuştur. Koruma amaçlı olan bu mekanizma bazı çocuklarda amacını aşar ve kontrol dışı çalışmaya başlar. Kontrolsüz abartılı çalışan bu mekanizma çocuklarda ve ailelerde farklı şikâyetlerin ortaya çıkmasına neden olur.
    Geçmeyen öksürükle birlikte bulunan şikâyetler:
    Günlük aktivite azalması
    Çabuk yorulma
    Uyku bozukluğu
    Huzursuzluk
    Uyuyamama
    Kendini soyutlama akranlarından uzaklaşma kendini dışlama
    Anne babada huzursuzluk
    Sebebi bilinmiyor ise tedirginlik
    Çocuklarda güven eksikliği
    İçine kapanıklık
    İştahsızlık
    Büyüme gelişme geriliği
    Hırıltı
    Hızlı soluk alıp verme
    Gülerken ağlarken öksürük krizi

    UZAMIŞ ÖKSÜRÜK SEBEPLERİ:
    Unutulmaması gereken, çocuklarda öksürüğe sebep olan hastalıklar yaş grubuna göre değişmekle birlikte her yaş grubu için en sık sebep enfeksiyonlar (mikrobik hastalıklar) ve solunum yolu hassasiyeti (reaktif hava yolu) olan çocuklardır.
    Yenidoğan dönemi öksürük sebepleri:
    • Yutma bozukluğu: bebeğin emerken anne sütünü soluk borusuna kaçırması
    • Anatomik bozukluklar: soluk borusu ve akciğerlerde anne karnında olan dokuların
    gelişimi ile ilgili problemler
    • Refü (GERD): mide içeriğinin ters yönde kaçarak soluk borusuna girmesi
    • Konjenital kalp hastalıkları
    Süt çocukluğu dönemi öksürük sebepleri:
    • Bronşiolit (genellikle virüslere bağlı bronşlarda daralma ve balgamla seyreden
    hastalık)
    • Pnömoni (akciğer mikrobik hastalığı)
    • GER (mide içeriğinin soluk borusuna kaçması)
    • Boğmaca (soluk borusu mikrobik hastalığı)
    • İmmun yetmezlik (bağışıklık sistemi zayıflığı)
    Okul öncesi dönemi öksürük sebepleri:
    • Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu
    • Astım veya astmatik bronşit
    • Geniz akıntısı yapan durumlar (geniz eti, burunda polip, alerjik rinit, vagal rinit)
    • Sinüzit
    • Tüberküloz (verem)
    • Pnömoni
    • Sigara dumanına maruz kalma
    • Bronşektazi (bronşlarda düzelmeyen genişleme, sürekli balgam yapar)
    • Kistik fibroz (solunum ve sindirim sistemini tutan fonksiyonel çalışmasını bozan Genetik bir hastalık)
    • İmmun yetmezlik ( bağışıklık sistemi zayıflığı)
    Okul çağı dönemi öksürük sebepleri:
    • Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu
    • Astım
    • Sinüzit
    • Pnömoni
    • Bronşektazi
    • Kistik fibroz
    • Akciğerlere kaçan yabancı cisim
    • Sigara dumanına maruz kalma
    • pisikolojik
    HASTAYA YAKLAŞIM VE HEDEFLER
    Öksürük sebebi, basit bir hastalıktan hayatı tehdit edecek kadar ciddi çok çeşitli bir durum olabilir. Dolayısı ile geçmeyen öksürüğe bir sistem dâhilinde adım adım yaklaşılmalı. Öncelikle hasta hakkında alınan detaylı bilgiler ve muayene bulgular öksürüğü değerlendirmede büyük önem taşır. Sonra ayırıcı tanı yapılıp olası hastalıklara yönelik tetkikler yapılmalıdır.
    Bilgilendirmede dikkat edilecek noktalar:
    Hastanın yaşı
    Öksürüğün ne zaman başladığı
    Beslenme ile alakası var mı?
    Egzersiz ile ortaya çıkıyor mu?
    Çevresel faktörlerle bağlantısı var mı?
    Gece gündüz arası fark ediyor mu?
    Eşlik eden hırıltı hızlı soluk alıp verme nefes alamama gibi şikâyetler var mı?
    Mevsimsel özellik gösteriyor mu?
    Öksürüğün karakteri ( tiz, balgamlı, boğulma şeklinde )
    Daha önce bronsit, bronşiolit, zatüre gibi hastalıklar geçirdiği
    Öksürme esnasında morarmanın eşlik edip etmediği
    Kusma sonrası öksürük veya öksürük sonrası kusma oluyor mu?
    Sık tekrarlayan ateşli hastalık geçiriyor mu?
    Ailede astım hikâyesi var mı?
    Ailede alerji hikâyesi var mı?
    Evde sigara içiliyor mu?
    Çocuk yuva veya kreşe gidiyor mu?
    Evde tüylü hayvan var mı?
    Kilo alamama veya geçmeyen ishali var mı?
    Şeklinde şikâyetin sebebini ortaya koymada önemli değere sahip bilgilerin alınması gerekir. Hasta ve ailesi hakkında alınan detaylı bilgilerden sonrası fizik muayenesi yapılır.
    Fizik muayenede
    Büyüme gelişme geriliği
    Hızlı soluk alıp verme
    Burun kanadı solunum
    Çomak parmak
    Dudaklarda ve tırnak yataklarında morarma
    Burun deliklerinde tıkanma
    Akciğerlerde tek taraflı solunum seslerinin alınamaması
    Burunda polip
    Göz etrafında şişlik ve morluk
    Ciltte kuruluk
    Terleme
    Balgamlı geniz akıntısı varlığı kontrol edilir.
    Muayenede tespit edilecek bu durumlar şikâyetin tanısını koymada önemli ipuçları verir. Hastanın hikâyesi alınıp muayenesi tamamlandıktan sonra hedefe yönelik tetkikler istenir.
    Labaratuar:
    Hemogram
    Sedimantasyon
    Akciğer filmi
    Sinüzit filmi
    PPD
    İmmunglobulinler
    Akciğer fonksiyon tesleri ( 6 yaş üstü )
    Alerji testleri ( kanda spesifik RAST veya Cilt testleri )
    Nazal smear
    Tanısı konamamış veya şüphen ilen durum için ileri tetkik
    Bronkoskopi
    Akciğer tomoğrafisi
    Açlık mide suyu alımı
    İğne biyopsisi
    Sindirim sistemi pasaj grafisi
    PH monitorizasyon
    Ter testi
    Öksürüğe eşlik eden solunum sıkıntısı var ise acil müdahale edilmesini gerektiren bir durumdur. Yabancı cisim aspirasyonu şüpheleniliyorsa mutlaka bronkoskopi yapılması gerekir. Öksürükle gelen hastada amaç öksürüğü kesmek olmamalı. Çocuğunuzun tekrar eden geçmeyen öksürüğü var ise mutlaka araştırılıp sebebin ortaya konması gerekir. Tanısı konan hastalığın tedavisi yapılmalıdır.

  • Çözümcü Olan Davranışı Seçtiğimizde Hayatımız Güzelleşir

    Çözümcü Olan Davranışı Seçtiğimizde Hayatımız Güzelleşir

    Çözümcü olanı yapmak kimi zaman içimizden geldiği gibi davranmamaktır. Davranışınızı değiştirebilmeniz için mevcut anda ne düşündüğünüzün, ne hissettiğinizin, ne yaptığınızın bilincinde olmanız gerekiyor. Eğer bunların farkında olursak hoşumuza gitmeyen değiştirmek istediğimiz davranışlarımıza anlam vermeye, bu davranışları neden yaptığımızı anlamaya başlarız. Neyi neden yaptığımızı anladıktan sonra davranışlarımızı değiştirmek daha olası olacaktır. Yaşadığımız olumsuz bir olayla baş ederken etkili olan davranışı seçmek çözüm odaklı olabilme her zaman kolay değildir. Bunu başarmanın yolu yargıda bulunmamaktan geçer. Yargıda bulunduğumuzun çoğu kez farkında bile olmayız aslında zihnimiz sürekli yargı üretir bir nevi yargı üretme makinasıdır diyebiliriz. Olumlu ya da olumsuz yargı bizleri düş kırıklığına uğratabilir. Durum ve davranışlarımız hakkında yargıda bulunmamız etkili olanı yapmamızı engelleyebilir. Mesela bir öğrenci düşünelim ki verilen bir ödev için çok zor bir ödev diye düşünüyor olsun. Bu öğrenci çok zor diyerek muhtemelen ödevi yapmayacaktır. Ve sınavda ilgili ödevle alakalı soruları cevaplayamayabilir dolayısıyla dersten kalabilir. Bu öğrencinin ödevi hakkındaki olumsuz yargısı onun etkili olan davranışı yapmasını ne yazık ki engeller. O anda duygu ve düşüncelerinin yargılarının farkında olsaydı ödevle ilgili yargıda bulunmak yerine ödevi elinden geldiğince yapmaya çalışırdı.

    Çözümcü olanı yapmak bir sorunu çözmek için gerekli olanı yapmaya çalışmaktır. Çözümcü olmak pes etmek saklanmak anlamına asla gelmez. Yani kısaca çözümcü olanı yapmak demek HAREKETE GEÇmek demektir. Doğru olduğunu düşünmesek bile hedefimize ulaşmak için bazen ısrarcı davranmamız gerekir. İstediğimizi alabilmemiz için ısrarcı davranmamız gerekebilir.

    Çözümcü olanı yapmakla ilgili birkaç örnek verelim:

    • Süper markette alışveriş yapıyorsunuz ve sonra ödeme noktasına ilerleyince görüyorsunuz ki hiç bitmeyecek gibi bir kuyruk var. Aldıklarınızı bırakıp eve dönmek istiyorsunuz fakat evde yiyecek çok da malzeme kalmadığından dolayı sıraya girmeyi tercih ediyorsunuz

    • Trafiktesiniz. Sol şerittesiniz fakat önünüzdeki araç sol şeritte olmasına rağmen düşük hızda seyir alıyor o kadar sinirleniyorsunuz ki arkdan çarpasınız geliyor, ancak böyle yapmanız halinde iki arabaya da hasar vereceksiniz. Diğer şoförün yaralanması da ayrı bir mesele. Sonuç olarak sabretmeyi ve önünüzde giden aracın başka şeride geçmesini bekliyorsunuz.

    • Sevgilinizle bir kavgaya tutuşuyorsunuz. İkiniz de bağırıp çağrıryorsunuz. O kadar inciniyorsunuz ki evi terk etmek geçiyor içinizden. Kapıyı vurup çıkmak yerine derin bir nefes alıyorsunuz kısa bir mola veriyorsunuz ve ben diliyle kurulmuş cümlelerle kendinizi ifa etmeye başlıyorsunuz.

    • İş yoğunluğunuza rağmen patronunuz size bir iş daha veriyor, öfkeleniyorsunuz, içinizden patrona bağırmak ve istifa etmek geliyor, böyle yaparsanız işssiz kalacağınızı düşünüyorsunuz, sakinleştiğinizde patronla iş yoğunluğunuzla alakalı konuşmaya karar veriyorsunuz, kendiniz için en iyi olanı yapıyorsunuz.

    • Arkadaşınıza alışveriş merkezine beraber gitmeyi teklif ediyorsunuz ve arkadaşınız isteğinizi reddediyor başka işlerinin olduğunu söylüyor, oysa siz onun her ihtiyacı olduğunda yanındaydınız ve öfkeleniyorsunuz. İçinizden ona bencil olduğunu söylemek geçiyor fakat bunu yaparsanız arkadaşınızın üzüleceğini hatta arkadaşlığınızın bitebileceğini düşünüyorsunuz ve bencil demekten vazgeçip şu anki durum için çözümcü bir davranış ne olabilir diye kendi kendinize soruyorsunuz ve arkadaşınıza ne hissettiğinizi söylüyorsunuz.

  • Raşitizm hastalığı

    Raşitizm gelişmekte olan ülkelerde daha çok görülmektedir.

    Raşitizm Hastalığı nedir?
    Raşitizm, büyüyen kemiğin yetersiz mineralizasyonu nedeniyle gelişen kemik hastalığıdır. Kemik büyümesinin tamamlanmasından sonra gelişen mineralizasyon kusuruna ise osteomalazi denilir. Kemik mineralizasyonunu sağlayan başlıca mineraller, kalsiyum (Ca) ve fosfordur (P). Bu minerallerin vücut sıvılarında ve dokularda yeterli miktarlarda bulunmasını D vitamini sağlar.

    D vitamini başlıca iki kaynaktan sağlanır: • Diyet kökenli ergosterol (vit.D2) • Deride ultraviyole (UV) ışınları ile D vitaminine dönen provitamin D3 (7 dehidrokolesterol)

    D vitamini önce karaciğer daha sonra böbrekte işleme tabi tutulup, aktif hale geldikten sonra etki gösterir.

    Hastalığın oluşum sebepleri nelerdir?

    Raşitizm, daha ziyade gelişmekte olan ülkelerin hastalığıdır. Özellikle sütle beslenen, esmer tenli süt çocuklarında ve hızlı büyüme dönemlerinde D vitamini eksikliği gelişir. Prematüre bebeklerde eksik depo ile doğdukları ve hızlı büyüdükleri için erken dönemde D vitamini eksikliği görülür. Doğumsal raşitizm ise güneşten yeterince yararlanamayan ve yetersiz beslenen annelerin bebeklerinde görülür. Yetersiz alım dışında, D vitamininin aktifleşmesini bozan karaciğer ve böbrek hastalıklarında, bağırsak emiliminin bozuk olduğu hastalıklarda, veya bazı antikonvülzan ilaçların kullanılması durumlarında da raşitizm gelişebilir.

    Hastalığın klinik bulguları nelerdir?
    Raşitizm, en sık 3 ay-2 yaş arasında görülür. Süt çocukluğu döneminde kafa kemiklerinde yumuşama, bıngıldakta genişlik, kaburgalarda kıkırdak birleşme yerinde tespih tanesi şeklinde oluşumlar, göğüs kafesinde çöküklük, el-ayak bileklerinde genişleme olur. Diş çıkmasında gecikme, geç oturma ve yürüme söz konusudur.

    Kaslarda hipotoni olması nedeniyle karın şiş ve yanlara doğru yaygındır (kurbağa karnı). Terleme ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık vardır. Baş, gövdeye göre büyük olup; yatma yönüne göre düzleşme gösterir. Yürümeye başladığında çocukta parantez bacak gelişir. Ağır olgularda kanda kalsiyum (Ca) düşüklüğüne bağlı kasılmalar meydana gelir.

    Hastalığın tanısı nasıl konur?
    Klinik bulgular, D vitamini alım öyküsü yanı sıra kanda kemik metabolizması ile ilgili parametreler, kan D vitamini düzeyi, uzun kemiklerin epifizlerinin değerlendirileceği grafiler ile konulur.

    Hastalığın tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi için D vitamini takviyesi yapılır. D vitamini günlük veya tek depo doz şeklinde verilebilir. Beraberinde kalsiyum (Ca) desteği de eklenmelidir. Vitamin dozu, doktor tarafından belirlenmelidir. Yüksek veya gereksiz D vitamini kullanımı, özellikle böbrek üzerinde zararlı etkiye neden olur.

    Hastalıktan korunmak için neler yapılabilir?
    D vitamini doğal olarak çok az yiyecekte bulunur. Yeni doğan bebekte D vitamini düzeyi, anneninkinin %80’i kadardır. Annenin depoları boş ise bebek eksik düzeyle doğar. Bu nedenle hamilelikte anneye D vitamini desteği önerilmektedir. Anne sütüne D vitamini geçişi çok az olup; anne sütü alan bebeklere D vitamini takviyesi gereklidir.

    İnek sütü, tahıllı gıdalar, sebzeler, meyveler hatta yumurta bile çok az D vitamini içerir. Bu nedenle yeterli D vitamini içeren mama alan bebekler haricinde, tüm süt çocukları D vitamini desteği almalıdır. Bunun yanı sıra güneş ışığının dik gelmediği saatlerde kol, bacak ve yüzün günde yaklaşık 30 dakika güneşlendirilmesi, günlük D vitamini gereksinimini sağlar (cam UV ışınlarını geçirmez). Süt çocukluğu döneminde günde 400 ünite, yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklara da 6 yaşına kadar D vitamini verilmelidir. Prematüre bebeklerin D vitamini dozları, doktor tarafından belirlenmelidir. D vitamini metabolizmasının bozulduğu hastalıklarda da D vitamini raşitizm gelişmesinin önlenmesi için gereklidir. Hızlı büyüme dönemlerinde de doktor kontrolünde D vitamini takviyesi önerilmektedir.

  • Eyvah! Depresyonda Mıyım?

    Eyvah! Depresyonda Mıyım?

    Depresyondaki kişi kendini çökkün hisseder ve eskiden yaptıklarına karşı ilgi ve istek kaybı yaşar. Olumsuz düşünceler çok sıklıkla kişinin zihnindedir ve bu durum kişinin davranışlarına sirayet eder ve kişi eskiden keyifle yaptıklarını yapmamaya başlar işte burada kısır döngü başlar. Kişi eskiden keyifle yaptıklarını yapmamaya başladıkça mutsuz keyifsiz hisseder, mutsuz keyifsiz hissettikçe de doğal olarak harekete geçmeyi anlamsız bulur ve keyif almayacağım mutlu hissetmeyeceğim şeklindeki düşünceleri pekişir. Bu düşünceler, kişinin zihnine sıklıkla gelince otomatikman kişi hareketsizleşir. Depresyonun yarattığı bu durum görevleri yerine getirmeyi ve eskiden olduğu gibi hayattan keyif almayı güçleştirir. Hobileriniz ve arkadaşlarınız eskisi gibi ilginizi çekmez. Sürekli bir çökkünlük hali yaşarsınız ve bir günü tamamlayabilmek dahi size zor gelebilir, günler artık size sıkıcı gelmeye başlamıştır.

    Araştırmalara göre depresyonun görülme oranı çok yüksektir. En yaygın ruhsal hastalıklardan birisidir ve yaşam boyu görülme oranı %20dir. 2020 yılında depresyonun ruhsal hastalıklarda ikinci sırada olması tahmin ediliyor.

    DSM-5’e göre

    A.Majör depresyon bozukluğu

    1. Çökkün duygu durum yani keyifsizlik, nerdeyse her gün günün büyük bir bölümünde bulunur ve bu durumu ya kişinin kendisi bildirir ya da bu durum başkalarınca gözlenir.

    2. Bütün ya da nerdeyse bütün etkinliklere karşı ilgide azama keyif alamama, her gün günün büyük bir bölümünde bulunur.

    3. 3. Çok kilo alma ya da verme (bir ay içinde kilonun %5inden daha büyük bir değişiklik). Yeme isteğinde azalma ya da artma.

    4. Neredeyse her gün uykusuzluk çekme ya da çok uyuma.

    5. Neredeyse her gün psikodevinsel kışkırma(ajitasyon) ya da yavaşlama(başkalarınca gözlemlenebilir olmalı yani öznel dinginlik sağlayamama ya da yavaşlama değil)

    6. Nerdedeyse her gün bitkinlik ve içsel gücün kalmaması

    7. Nerdeyse her gün değersiz olduğunu düşünme

    8. Neredeyse her gün düşünmekte yada odaklanmakta güçlük ya da kararsızlık yaşama

    9. Yineleyici ölüm düşünceleri, özel eylem tasarlamaksızın kendini öldürme düşünceleri ya da kendini öldürme girişimi ya da kendini öldürmek üzere özel eylem tasarlama.

    Buradaki kriterlere bakınca depresyondaki kişinin keyifsiz olduğunu, enerji ve aktivitelerinde bir azalma olduğunu, çoğu şeyden zevk almadığını, konsantrasyon probleminin olduğunu, yorgun hissedebileceğini, uyku düzeni bozulduğunu, iştahsız olabileceğini ve hareketlerinin yavaşladığını görebiliriz.

    B.Süregiden Depresyon Bozukluğu(Distimi)

    1. En az 2 yıl süreyle çogün, günün büyük bir bölümünde, kişinin söylediği ya da başkalarınca gözlendiği üzere çökkün yani mutsuz duygudurum vardır.

    2. Aşağıdakilerden 2 sinin ya da daha fazlasının varlığı:

    1. Yeme isteğinde artma ya da azalma

    2. Uykusuzluk ya da aşırı uyuma

    3. Enerji düzeyinde azalma

    4. Benlik saygısında azalma

    5. Odaklanamama ya da karar vermede güçlük

    6. Umutsuzluk

    Depresyondaki kişinin duygu ve düşünceleri aşağıdaki gibi olabilir.

    Kendini değersiz olduğunu düşünebilir ve benlik saygısı düşüktür. Başarılarını küçümseyebilir.

    Kendine güvenmiyorum diyebilir.

    Yaşadığı herhangi bir olayın olumsuz ve kötü yanlarına odaklanabilir.

    ‘’Hiçbir şey yolunda gitmiyor’’ gibi aşırı genellemelerde bulunabilir

    Kimsenin kendine yardım edemeyeceğine inanabilir

    Kendini boşlukta hissedebilir

    İntiharı düşünebilir

    Bu belirtileri az oranda dahi olsa herkeste gözlemleyebiliriz fakat depresyonda bu belirtiler bir anda ortaya çıkıp kaybolmazlar, devamlıdırlar, yoğundurlar ve belki uzun yıllardan beri bulunuyor olabilirler. Depresyon kişinin sosyal ilişkilerini etkiler(mesela arkadaşlarla görüşmeme, eskiden keyifle film izleyen birinin artık film izlemekten keyif almaması) ve onda bir takım psikosomatik bozukluklara yol açabilirler ve dahası kişiyi intihara yöneltebilir.

    Depresyonda istek felci yaşarsınız. Bir aktivitede bulunmayı istemeyiz. Bu depresyonun doğasında vardır. Depresyonda olmadığınız dönemde yaptığınız neler var? Depresyon dönemindeyken yapmadığınız neler var? Bunu bir kâğıda dökün. Bunları parçalarına ayırın ve küçük bir kısmını yapmaya gayret edin, bu depresyonunuza iyi gelecektir. İstek gelmesini beklerseniz sonsuza kadar gelemeyebilir ve sizin istediğinizi doğrudan etkileyemiyoruz fakat davranışlarınızı etkileyebiliriz ve onlara siz müdahale edebilirsiniz. İsteğinizin gelmesini beklemeyin örneğin canınız ders çalışmak istemediğinde harekete geçin küçük bir şey yapın 20 dk ders çalışın ve kalkın dersin başından. İstemeseniz bile arkadaşlarınızla görüşün istemeseniz de film izleyin bunun öncesinde ne kadar keyif alacağınızı not edin ve yaptıktan sonra ne kadar keyif aldığınızı not edin ve ikisini karşılaştırın. Diyelim ki kendini mutsuz hissettiğin bir gün arkadaşlarınız çağırdı istemeseniz de gidin gitmeden önce ne kadar keyif alacağınızı not edin eve geri geldiğinde ne kadar keyif aldığınızı not edin ve bu 2 puanı karşılaştırın. Varsayalım ki siz öğrencisiniz okulda kendinizi kötü hissettiniz ve ağladınız eve gelmek istediniz. Eve gelmeyin 15 dk daha okulda kalın yani bir zaman verin kendinize eğer hala eve gitmek istiyorsanız gidin ama eve gitme isteği uyanır uyanmaz anında eve gitmeye kalkmayın çünkü bu davranış depresyon canavarını besliyor. Bir süre sonra eve gitme istediğiniz azalabilir. Böylelikle davranışlarınızdaki değişim sizi zamanla daha istekli hale getirecektir.

    Normalde insan bir şey yapmayı ister. İstekten sonra gider onu yapar fakat depresyonda tam tersini yapıyoruz önce harekete geçiyorsunuz sonra istek gelmesini bekliyoruz. Ters mantık kuruyoruz yani. Çünkü depresyonda istekli olmamanız çok doğal ve depresyon döneminde iyi hissetmek, motivasyonunuzun yüksek olması sizin elinizde değil. Bu yüzden depresyonun terapisinde farklı bir yol izlenir. İsteğin gelmesini beklemeden biraz da kendinizi zorlayarak istemeseniz de o an yapmanız gerekenin küçücük bir kısmını yapmanız sizi biraz daha iyi hissettirecektir. O an yorgun ve isteksiz olduğunuz için yapamayacaksınız gibi gelebilir. Mesela bir tane sınav var diyelim tüm konulara olmasa bile 20 dakikalık bir kısmına çalışın. Bunu yaptığınızda kendinizi harika hissetmeyeceksiniz belki ama hiçbir şey yapmamaya oranla daha iyi hissedeceksiniz. Kendimi tam anlamıyla iyi hissetmedikten sonra bu birazcık iyi hissetmeyi dikkate almak anlamsız diye düşünebilirsiniz ama merdivenler teker teker çıkılabilir. 2 3 adım birden atlamaya çalışmak çok da olası olmayabilir ve zaten bu çok da sağlıklıdır diyemeyiz.

    Önce harekete geç sonra iyi hissetmeyi bekle sloganını uyguluyoruz. Normalde önce istek duyulur sonra harekete geçilir dolayısıyla depresyondaki bireylerin isteklenmek için beklemeleri normaldir ama daha önce de dediğimiz gibi depresyon döneminde ters mantık kuruyoruz. Depresyon döneminde bu çok zor gibi görünse de yaptıkça bunun kolay hale geldiğini göreceksiniz.

    Mutlu olan birini gözlemleyin, neler yaptığına dikkat edin. Yaptığı şeyleri keyifle yaptığını görebilirsiniz. Bu kişiyi mutsuz etmek için ne yapılabilir? Elbette sevdiği keyif aldığı şeyleri elinden alarak onu mutsuz edebiliriz. Yani buradan ne anlamalıyız? Birini mutsuz etmek istiyorsak onun elinden mutlu olduğu şeyleri alırsak kişi otomatikman mutsuz olacaktır. İnsan hiçbir şey yapmadan mutlu olabilen bir canlı değil diyebilir miyiz bu noktada? Şöyle biri var mıdır: Sabahtan akşama kadar evde hiçbir şey yapmadan koltukta yatakta televizyon karşısında öylece vakit geçiren ve mutlu olan biri? Tahmin ediyoruz ki böyle biri olamaz.

    Bir deney yapın: Kendinizi iyi hissetmediğiniz ve bir şey yapmak istemiyorum dediğiniz gün herhangi bir etkinlik yapın ve gün sonunda ne hissettiğinizi ve kaç şiddetinde hissettiğiniz not alın. İkinci gün yine kendiniz iyi hissetmediğiniz gün hiçbir şey yapmayın ve gün sonunda kendinizi nasıl hissettiğinizi ve hissinizin şiddetini not alın. Çıkardığınız sonuç ne?

    Normalde bir şeyler yapar yoruluruz. Yorulduğumuz için de dinleniriz. Depresyonda tam tersi geçerli yorulmamak ve tükenmiş bitkin hissetmemek için bir şeyler yapmak harekete geçmek gerekir. İlk bakışta bunlar size çok anlamsız gelebilir çünkü zaten hareket edecek enerjim yok nasıl bir şeyler yapmamı beklersiniz benden şeklinde düşünebilirsiniz. Evet haklısınız enerjiniz yok bir şey yapmakta zorlanacaksınız ama biraz kendinizi zorlayıp küçük bir şey yapabilirsiniz. Küçük bir şeyi yapmaktansa hiçbir şey yapmamayı tercih ederim diye düşünebilirsiniz işte bu depresyonu besleyen bir canavardır desek yalan söylemiş olmayız. Çünkü küçük şeyleri yapabilmek depresyonda kişinin daha enerjik olmasını sağlar ki ilerde enerjisini daha da artırmanın öncülüdür.

    Varsayalım kendinizi zorladınız ve bir şey yaptınız ve keyif almadığınız. Olma ihtimali var mı? Evet elbette var. Eğer bunu göz önüne alıp hiçbir şey yapmamaya devam ederseniz olumsuz düşünceleriniz daha fazla gelmeye başlayacak. En azından keyif almasanız da o an için bir şeylerle ilgilenmek bir süreliğine olumsuz düşüncelerin sizi daha rahat bırakması demektir. Bu demek değil ki siz bu depresyondan hiç kurtulamayacaksınız. Ama başlangıçta bu aşamalardan geçilmesi gerekiyor. Diyelim ki bir şeyler yapmaya başladınız fakat olumsuz düşünceler başınıza üşüşmeye başladı, yapamayacağınızı başarmayacağınızı ya da yaptığınız şeyin iyi olmadığını yeterince güzel olmayacağını düşünmeye başladınız diyelim. Bu düşüncelerinizle savaşın. Bu düşüncelerinizle terapide çalışılır. Bazı sorular ışığında düşüncelerinizi terapistle beraber değerlendirmeye alırsınız.

    İnsanların yaptıkları eylemleri basitçe ikiye ayırabiliriz. Performansa dayalı ve yapmak ve keyfe dayalı etkinlikler. Bu iki listenin ağırlığı dengede olmalı. Eğer dengede olmazsa mesela performansa dayalı etkinlikleri yapar ve eğlenceye vakit ayırmazsanız kendinizi yorulmuş tükenmiş, mutsuz, keyifsiz hissedebilirsiniz ama çok fazla eğlence odaklı bir program yapar ve uygularsanız bu sefer de eğlenmiş fakat kendinizi başarısız olarak düşünebilirsiniz ve bundan dolayı da mutsuz hissedebilirsiniz. Özetle, performansa ve keyfe dayalı etkinlikler tüm bireylerin hayatında dengede olmalıdır.

    Bu iki kategoriyi dengelemek için etkinlik programı yapmak gerekir bunun için zamanınızı planlayacağız. Günlük etkinlikler bir kâğıda yazılırsa bu sizi motive eder çünkü yapılacaklar dağ gibi görünmez dolayısıyla daha yapılabilir gibi görünürler. Kişinin bu küçük program sayesinde motivasyonu artar.

    Nerede yanılıyoruz? Mutsuz keyifsiz hissediyorum demek yerine depresyondayım demek ne kadar doğru? Burada üzgün hissetmekle depresyon aynı şeylermiş gibi algılama söz konusu hâlbuki depresyon bir hastalıktır ve çözümü olan bir rahatsızlıktır. Artık dilimize fazla yerleşen depresyon kelimesini maalesef yanlış kullanıyoruz Depresyon anlık üzüntü, keyifsizlik, acı çekme değildir. Dolayısıyla depresyonun tedavisi önemlidir.

  • 6 aylık bebek gelişimi

    6. Ayın Sonunda Bebeğin Neler Yapabilir? Ayın sonu geldi! 6 aylık bebek neler yapar diye soruyorsan, işte cevaplarımız:

    Yüzü koyun yatarken elleri ile güç alarak oturabilir.
    Küçük cisimleri parmağı ile ya da baş parmağı ile yakalayabilir.
    Tekrar eden heceleri birleştirerek baba, mama, dede gibi kelimeleri rahatlıkla söyleyebilir.
    Bir elinden diğerine bir nesneyi geçirebilir. Ulaşamayacağı bir yerdeki oyuncağı almaya çalışabilir.
    Yastık desteği gibi desteklerle destekli olarak oturmaya başlar. Birisine veya bir eşyaya tutunabilir.
    Düşürdüğü ya da attığı oyuncağın arkasından bir süre bakabilir.
    Yüzüstündeyken bir an sırt üstüne dönebilir. Yuvarlanmaktan çok hoşlanır.
    Ayak parmaklarıyla oynayabilir.
    Tanıdığı kişilere gülücükler saçarak onlarla oyunlar oynayabilir.
    Sesinin tonunun ne anlama geldiğini anlayabilir.
    Başını bağımsız bir şekilde her yöne çevirebilir.
    Düşürdüğü ya da fırlattığı oyuncağın ona geri verilmesini ister.
    Yüzünle oynamaktan saç çekmekten hoşlanır.
    Henüz konuşmasa bile anne, baba ve biberon gibi önemli sözcükleri tanır.
    Not: Bazı bebekler bu gelişim aşamalarından birkaçına erişemeyebilir. Konu ile ilgili endişen varsa mutlaka doktoruna danışmalısın. Ayrıca prematüre bebekler bu aşamalara aynı doğum yaşındaki bebeklere göre daha geç ulaşırlar.

    6. Aylık Bebeğin Gelişimi için Neler Yapılır? Bebeğinin gelişimi için neler yapabileceğine dair birkaç önerimiz var.

    Bebeğinin 6 aylık bebek fiziksel gelişimine katkı sağlamak için, onu destekli bir şekilde oturtabilirsin.
    Burun, göz, elleri gibi uzuvlarını göstererek “Bak burun, işte ayakların” gibi kısa cümlelerle hem uzuvlarını öğretebilir hem de anlamasını sağlayabilirsin.
    Çok sevdiği bir oyuncağı onun görebileceği şekilde saklayarak bulmasını sağlayabilirsin.
    Ona resimler göstererek “bak anne, bak baba, bak dede” gibi kısa cümlelerle insanları tanıtabilirsin.
    Öneri: Bebeğinin İlk Dişini Kutlamaya Ne Dersin?

    Bu ay bebeğin ilk dişini çıkarıyor olabilir ve sen de bu dişi kutlamayı düşünebilirsin. Bu yüzden sana önerebileceğimiz etkinlik: Diş buğdayı kutlaması! Bebeğinin dişlerinin buğday gibi güçlü ve güzel olması için düzenlenen bu etkinliği yapmayı düşünüyorsan, hazırlıklar başlasın!

    6 Aylık Bebeğin Beslenmesi Altıncı ayda bebeğin ek gıdaya hazır. Bu ayda anne sütü ile vermeye devam etmelisin ama yavaş yavaş ek gıdalara da başlayabilirsin.

    Peki, Bebeğimin İlk Gıdası Ne Olmalı?İşte bebeğini ek gıda ile tanıştırmak üzere olan her annenin sorusu! İlk gıda ne olmalı? Bebeğe verilebilecek ilk gıdalar;

    Muhallebi

    Bebek ekmeği
    Kabak (bal kabağı da yeşil kabak da olabilir)
    Tatlı patates
    Havuç
    Ev yapımı yoğurt ya da kefir
    Elma, muz, şeftali, armut püresi
    Yağsız kuzu eti/ kıyma
    Tüm bu gıdalar bebekler tarafından seviliyor. Peki, 6 aylık bebek beslenmesi nasıl olmalı? Nelere dikkat etmeli, hangi besinleri tercih etmelisin?

    Bebeğini önce pirinç, arpa ve yulaf ile tanıştırmalısın. Daha sonra sebzelere geçmelisin. Eğer bu arada muz, elma ya da şeftali püresine geçersen, bebeğine sebzeleri veya daha az tatlı gıdaları yedirmekte zorlanabilirsin.

    Kıvam olarak ise 7. aya kadar yumuşak tutmaya dikkat etmelisin. Bebek büyüdükçe kıvamı koyulaştırabilirsin.
    Bu gıdaları birbiriyle nasıl kullanabileceğine dair 6. ay bebek beslenme listesine ekleyebileceğin birkaç öneri hazırladık.

    Pirinç Gevreği: Kolayca inceltilebildiği ve sindirildiği için ek gıda olarak sen de bunu denemelisin. Bu gıdayı, yoğurt, anne sütü ve su ile karıştırabilirsin. Fakat muz, elma gibi tatlı gıdalar ile karıştırmamalısın.
    Tatlandırılmamış Yoğurt veya Kefir: Bebeğinin ilk ek gıdaya daha kolay alışması için, süte daha yakın bir tat olan yoğurt veya kefiri deneyebilirsin. Tabii şeker ile tatlandırılmamış olmasına dikkat etmelisin. Hatta fikrimi sorarsan, yoğurdunu kendin yapmalısın. Bu hem bebeğinin hem de senin sağlığın için daha yararlı. Üstelik artık “aman tutturamadım” gibi bir derdin de yok! Çünkü piyasada kolayca yoğurt yapabileceğin yoğurt makinesi alarak bebeğine rahatlıkla kendi yaptığın yoğurdu yedirebilirsin.
    Tatlı Gıda: Anne sütü veya mama ile karıştırılmış muz veya elma püresine her bebek bayılır. Bu ilk gıda başta işini kolaylaştıracak fakat sonra daha az tatlı gıda vermeni zorlaştıracağı için ilk gıdalardan sonra vermeni tavsiye ediyoruz.
    Sebzeler: Sebzeleri mutlaka tatlı gıdalardan önce bebeğine vermen gerekir. Yoğurda göre daha az sevecek, buna hazır olmalısın. O nedenle tatlı patates ve havuç gibi besinlerle başlayarak sonra yeşil fasulye ve bezelyeye geçebilirsin.

    Bebeğimin Gıda Alerjisi Olduğunu Nasıl Anlarım?

    Bebeğine ilk gıdaları sürekli farklı bir gıdayı deneyerek değil, 3 gün üst üste aynı gıdayı vererek denemelisin. Böylece alerjik reaksiyon gösterip göstermediğini anlayabilirsin. Eğer tepki gösteriyorsa bir hafta bekleyip tekrar denemelisin. Aynı tepki 2 ya da 2’ den fazla gösteriyorsa bebeğinin alerjik reaksiyonu olabilir, bu konuda mutlaka doktoruna danışmalısın.

    Eğer her gıda için reaksiyon gösteriyorsa belki ek gıda için erken davranmışsındır. Bunun için de mutlaka doktoruna danışarak ek gıdayı önündeki aylara bırakabilirsin. Bal mı? Asla!

    Bebeğin için kesinlikle yasak olan ne var diye sorarsan bal cevabını alırsın. İçeriğindeki Clostridium Botulinum denen bakterinin bebeklerde hastalık riski taşıdığı bilinmektedir. Yetişkinlere zararsız olsa bile bebeğin 1 yaşına gelene kadar hem gereksiz kalori almaması hem de hastalık riski taşımaması için baldan uzak duruyorsun. Bir parça bile olmaz!

    Bunun yanında inek sütü, domates, yumurta akı, portakal suyu gibi alerjik reaksiyon göstereceği gıdaları 1 yaşına kadar vermeni önermiyoruz. 6 aylık bebek vücudunda kızarıklık gibi bir sorununun olmasını istemeyiz. Ayrıca 1 yaşına kadar yemeklerine tuz da eklememelisin. Bu konuda farklı düşünüyorsan doktoruna danışabilirsin.

    Ve güzel bir haber! Bebeğinin elleri artık daha güçlü olduğu için 6 aylık bebek aktiviteleri de çoğalmaya başlıyor.soruna hoşuna gidecek bir cevabımız var! Bu ay artık bebeğinin cisimleri kavrama yeteneği daha iyi olduğu için biberonu veya bebek bardağını kendi tutabilir ve kaldırabilir. Üstelik bunu yaparken ne kadar mutlu olacağını gördüğünde sen de bebeğinin keyfini mutlulukla izleyemeye bayılacaksın.

    Tamam, bebeğin kendi tutabilir ve kavrayabilir dedik ama ilk biberon denemesinde hemen harikalar yaratacağını düşünme lütfen. İlk başlarda çenesinden akacak, etrafa dökecek ve üzerini kirletecek. Ama unutma deneyerek öğrenmek en güzeli.

    Yalnız biberonu sadece mama sandalyesinde vermeye dikkat etmelisin. Henüz yatar vaziyette biberon içmek için daha küçük… Ayrıca biberonunun iki elle kavrayacağı büyüklükte de olmasına özen göstermelisin.

    Bardak ya da Fincan Kullanmaya Ne Zaman Başlanmalı?

    Biberondan sonraki adım ise, bardak veya fincan olacak. Fakat bebeğinin biberondan bardak veya fincana geçmesi için mutlaka oturabilmesi gerekiyor ya da mama sandalyesini kullandırmaya başlamalısın. Ayrıca, bebeğinin bardak ya da fincanla yaptığı hareketler, 6 aylık bebek davranışları hakkında da bilgi edinmeni ve bebeğindeki gelişimi görmeni sağlayabilir.

    İşte biberondan bardağa geçişe dair önerilerimiz:

    Çalkalandığında ya da yana yatırıldığında akmayan bir bardak almaya dikkat etmelisin.

    Ayrıca bebeğin bir şeylerin ses çıkarmasına bayıldığı için bardağını ya da biberonunu uçuşa geçirecektir. O nedenle fırlatıp atma ya da kazayla elinden düşürme riskine karşı kırılmaz bir ürün almaya dikkat etmelisin.

    İlk başlarda bebeğinin gırtlağından geçmesi gerekenden daha fazlası çenesinden aşağı akacağı için su geçirme ya da iyi emici bir mama önlüğü edinmelisin.
    Bebeğin senin elindeyken bardağı ya da fincanı kapmaya çalışacak. Çünkü onun işi bu. Denemesine izin ver, belki senin bebeğin tutmayı daha erken başarır ne dersin.
    Bebeğin birkaç kez denedikten sonra hala fincan ya da bardağı istemiyorsa önce ürünü değiştirmeyi denemeli, yeni ürünü de istemiyorsa bardağa geçmeyi bir iki ay ertelemesin.

    6 Aylık Bebeğin Uyku Düzeni

    Altıncı ayda bebeğinin 12 saati gece olmak üzere 14 saati geçebilen bir uyku düzeni tutturmuştur. Bu yönüyle, 6. ay bebek uykusu, senin hayatını da kolaylaştıracak şekilde bir düzene oturur. Ancak, bu düzenin oturması, bebeğine güven vererek onun uykuya çabuk bir şekilde geçme düzenini sağlamış olmanla ilişkilidir. Alıştırdıysan daha rahat bir döneme hazırsın. Eğer alıştırmadıysan hala geç değil, yanında olduğunu hissettirerek onu yavaş yavaş uyumaya bırakabilirsin.

    Geceleri Hala 2’den Fazla Uyanıyorsa Ne Yapmalıyım? Bebeğin hala geceleri 2’den fazla uyanıyorsa, bunun önüne geçmen için sana birkaç önerimiz var.

    Her uyandığında ya da ağladığında yanına giderek onu emzirmek, sallamak ya da ninni söylemek sana yardımcı olmayacak aksine sana bağımlı olma süresini uzatacaktır. Eğer bebeğin bir ya da iki kez uyanıyorsa onunla ilgilenmeyip kendi kendine uyumasını sağla.

    Üç ya da dört kez uyanıyorsa ilgiyi yavaş yavaş kesmeyi denemelisin. Mesela ağlamalarında yanına gidip onu beslemek yerine sırtına bir iki defa vurarak ya da kısa bir ninni söyleyerek yatışmasını sağlayabilirsin. Bu sana zalimce geliyor olabilir fakat değil.
    Yine de yufka yüreğin bunu yapmaya el vermeyecekse başka bir yol deneyebilirsin. Bir hafta boyunca bebeğinin uyanma saatlerini kaydedebilir ve o uyanmadan yarım saat öncesine alarmı kurup bebeğini uyandırarak her normal uyanma seansında ne yapıyorsan –altını değiştirme, sallama, besleme gibi- onu yapabilirsin. Buna sistematik uyandırma da denir. Böylece bebeğin ağlamaya başlamadan önce sen tekrar uyku moduna geçirmiş olacaksın. Bu metodun giderek süresini uzat ve daha sonra ise birer birer bunları azalt. Birkaç hafta sonra hepsini kaldırabilir ve bebeğindeki ağlama seanslarını bitirebilirsin.

    Erken Kalkan Bebekle Nasıl Baş Edilir?

    Bebeklerin işi erken kalkmaktır. Fakat bazı bebekler sabah saat 5:00’da uyanıyorsa o noktada isyan etmekte haklısın. Eğer baş edebiliyorsan ne mutlu, ama edemiyorsan, 6. ay bebek uyku düzenini sağlayabilmen için aşağıdaki önerilerimize bakabilirsin.

    Bebeğini belki de çok erken yatırıyorsundur. Bu geceden başlayarak her gece bebeğini 10 dakika geç yatırmaya başlayabilirsin. Bu toplamda 1 ya da 2 saat olana kadar her gece yapabilirsin.
    Gün ışığının içeri girmesine izin verme. Eğer gün ışığı odasına doluyor ya da oturduğun yerin gece lambaları direk bebeğinin gözüne gelecek vaziyetteyse odasının karanlık olmasını sağlamalısın. Eh bebeğine göz bandı takamayacağın için odasının perdesini karartıcı jaluziler ile destekleyebilirsin.
    Odasının penceresi sabah trafiğinin yoğun olduğu alana bakıyorsa imkanın varsa odasını değiştir, yoksa da sesi engelleyici bir formül bulmaya çalışmalısın.
    Gündüz uykularını azaltabilirsin. Gündüz uykularından her birini biraz kısaltabilir veya bir tanesini kaldırabilirsin. Tabii günün sonunda bitkin düşmesini sağlayacak kadar da abartmamalısın.
    Feryat figan ağlamıyorsa ilk yaygarasında yanına koşma. Hatta 5 dakika ile başlayarak her seferinde yanına gitme süresini uzatabilirsin.
    Eğer kahvaltı saati olarak 5:30’a alışmışsa o nedenle uyanıyor da olabilir. O halde kahvaltı için biraz beklemeli ve her seferinde kahvaltı saatini ileriye almalısın.

  • Hayatın Anlamı Kaşıkta

    Hayatın Anlamı Kaşıkta

    Şu an üstünde oturduğum sandalyeyi düşünüyorum, ya da telefonumu düşüneyim. Ben ya da bir başkası bu sandalyeyi veya telefonu kullanmasa bu nesnelerin bir anlamı olur muydu? Nesneler, insan var oldukça anlam kazanıyor sanırım. Ben varsam oturduğum sandalye, yaşadığım yer, yaptığım iş, görüştüğüm insanlar, dinlediğim müzik, gezip gördüğüm yerler anlam kazanıyor. Tüm bunların tek başına anlamı yok gibi, ben varsam biz varsak anlam kazanıyor her şey. O halde hayata anlam veren bizlerin varlığı diyebilir miyiz?

    Avusturyalı psikiyatr Victor Frankl’ye göre hayata anlam vermek ve amaçla doldurmak için insan anlam aramalıdır. İnsan hayatın anlamını acı çekerken dahi bulabilir yani insanı güdüleyen şey kendi yaşamını anlamlı hale getirme gereksinimidir. Herkes için geçerli bir tane anlam yoktur, bu kişiden kişiye değişir. Sürekli olarak da değişebilir .

    Alfred Adler’e göre hayatın anlamı bizim başkalarının hayatlarına bir şeyler katabildiğimize göre şekillenir. Ancak başkalarına faydalı olduğumuzda hayatımız anlam kazanacaktır.

    Bir hikaye… Bir gün hayatın amacını anlamını merak eden biri bu soru aklına geldiğinde etrafındakilerle bu konuyu konuşmaya başlamış, sohbetler etmiş, fakat ne yazık ki aldığı cevaplar onu tatmin etmemiş. Belki farklı kişilerle bu konuyu konuşursam cevap bulurum umuduyla köy köy kasaba kasaba şehir şehir gezmiş oralardaki insanlarla sohbetler etmiş. Fakat yaptığı sohbetlerden bir sonuç alamamış artık umutsuzluğa düşmüş ama yine de hayatın anlamını aramaktan vazgeçmemiş. Bir gün gittiği kasabalardan birinde bir bilgenin adını duymuş . Belki ondan öğrenirim hayatın amacını diyerek hemen yola koyulmuş, yol onu bahçeli bir eve çıkarmış. Bilge onu güler yüzle karşılamış, sohbet etmeye başlamışlar ve bilge gitmiş bir kaşık yağ ile geri gelmiş. Bilge “Kaşığın içinde yağ var, evin etrafında yağı dökmeden çevreni izleyerek gezip gelmeni istiyorum.” demiş. Bizimki bilgenin dediğini hemen yapmış ve evin etrafını dolanıp gelmiş. Bilge evin etrafında neler gördün diye sorduğunda bizimki “ Sadece kaşığa dikkate ettim yağı dökmemek için bakınmadım ki çevreme.” demiş. Bunun üstüne bilge tekrar kaşıkla beraber bahçeyi de izleyerek gezmesini istemiş. Bilgenin isteğini hemen yerine getirmiş ve bahçeyi de izleyerek gezmeye başlamış. Fakat bahçe o kadar güzelmiş ki insan kendini unuturmuş sadece kaşığı değil. Bilgenin yanına gittiğinde bilge kaşığa bakmış ve konuşmaya başlamış: “Hayat senin ona bakış açına göre şekillenir, ya bir noktayı görür başka hiç bir şeye bakmazsın ve yaşamın akıp gider farkına varmazsın ya da görebileceğin tüm güzellikleri görmeye çalışır hayatını yaşarsın ve akıp giden zamanda hayatın anlam kazanır. Hayatın anlamı senin bakış açında, gördüklerinde ortaya çıkar…”

    Yaşamın anlamı bizim ona bakışımızda gizli.Hayat tek başına anlamsız, ona anlam verecek olan ise bizleriz, yaptıklarımız ve yapacaklarımız. Her insan kendi hayat evinin mimarıdır. Hayatınızın anlamını bulmanız dileğiyle.

  • Ateş ve ateşli havale

    Normalin üstündeki vücut ısısı olarak tanımlayabileceğimiz ateş, anne babaları korkutsa da aslında çocuk için zararlı değil hatta yararlıdır. Çocuk hastalıklarında, özellikle enfeksiyonlarda görülen bir bulgudur, kendi başına bir hastalık değildir. Ateş, vücudun enfeksiyon etkeniyle savaşmasını, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar.

    Kaç Dereceye Ateş Demeliyiz?

    Bu, ateşin ölçüldüğü yere göre değişir. Makattan yapılan ölçümlerde 38 derece üzeri, ağızdan 37.5 , koltuk altından 37.2, kulaktan 38 derecenin üstündeki değerler ateş olarak kabul edilmelidir.

    Ateş Ne Kadar Yükselirse Tehlikeli Olur?

    Ateşli bir çocuğu değerlendirirken, ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu yol gösterici olmalıdır. Ateşin ne kadar yüksek olduğu, hastalığın ağırlığının bir göstergesi değildir. Çocuklarda ateşin en sık nedeni olan basit viral enfeksiyonlar, 39-40 derece ateşe neden olabilir. Tam tersine, bazı ciddi hastalıklar da çok yüksek ateşe yol açmayabilir. Ancak 0-3 ay arası bebeklerde, normalin üstünde ölçülen bir vücut ısısı- değer kaç olursa olsun- hemen doktora ulaşmayı gerektirir. Daha büyük çocuklarda, çocuğun genel durumuna dikkat etmek gerekir. Eğer çocuk uyanık, aktifse, oynuyorsa, yiyip içebiliyorsa, uykusu iyiyse, solunumu normalse çok korkmaya gerek yoktur.

    Ancak eğer; uyku hali, huzursuzluk, solunum zorluğu varsa, yeme içmeyi reddediyorsa, şiddetli başağrısı varsa, ateşi düşse de genel durumu düzelmiyorsa veya ateş 24- 48 saatten uzun sürerse yine doktora ulaşmak gerekir.

    Çoğu anne babanın ateşle birlikte aklına gelen havale geçirme olasılığı ise, ancak bazı ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülmektedir.

    Ateşin Nedenleri Nelerdir?

    Virüs veya bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar: Soğuk algınlığı, grip gibi enfeksiyonlar ateşin sık görülen nedenleridir. Soğuk algınlığında ilk 24 saat tek bulgu ateş olabilir, diğer belirtiler arkadan gelir. Anjin, orta kulak iltihabı, ishal, idrar yolu enfeksiyonu da ateşe yol açar. Nadiren zatürre, menenjit, tüberküloz gibi ciddi enfeksiyonlar da ateşin nedeni olarak saptanabilir.

    Aşılar: Bazı aşılardan sonra ateş görülebilir, aşıyı yaparken doktorunuz sizi uyaracaktır.

    Fazla kalın giydirme: Küçük bebekler, özellikle yenidoğanlar sıcak ortamlarda fazla giyimli olurlarsa, vücut ısılarını dengeleyemediklerinden ateşleri çıkacaktır.

    Romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları,lösemi, lenfoma gibi hastalıklar ise uzun süren ateşlerde araştırılması gereken nedenlerdir.

    Ateşli Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?

    Öncelikle, ateşin düşmanımız değil dostumuz olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Ateşin yükselmesiyle, vücut enfeksiyon etkeniyle daha iyi savaşabilmektedir. O halde, ateşli çocukta hemen ateşi düşürmeye çalışmak gereksizdir. Eğer bir enfeksiyon söz konusuysa, ateşi düşürmek enfeksiyonu daha çabuk iyileştirmeyecek, nedeni ortadan kaldırmayacaktır. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa, halsizse ateş düşürücü ilaçların yardımıyla kendini daha iyi hissedecektir.

    Ateşli çocuğun, normalden fazla sıvı almasına, susuz kalmamasına dikkat etmek gerekir.

    Eğer ateş çok yüksek değilse ve çocuk kendini kötü hissetmiyorsa, ilaç vermeden önce üzeri soyulup ılık bir duş aldırılabilir. Bulunduğu oda serin tutulmalı, giysileri mümkün olduğunca ince ve pamuklu olmalıdır.

    Ateşli Havale Nedir?

    Ateşli havale, 6 ay- 5 yaş arası ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülen bir havale ( nöbet ) türüdür. Görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 ‘tür. Ateşli havaleye ailesel bir yatkınlık söz konusudur. Ateşli havale geçiren çocukların anne, baba veya yakınlarında çocuklukta ateşli havale geçirme öyküsü saptanabilir.

    Ateşli Havalede Ne Görülür?

    Çocuk aniden bilincini kaybeder, vücudu, kol ve bacakları kilitlenir. Ardından kasılmalar başlar, gözleri kayabilir.Altını ıslatabilir. Rengi solar. Genelde birkaç saniyeden 1-2 dakikaya dek sürer ve kendiliğinden geçer. Kasılmaların ardından çocuk derin bir uykuya dalmış gibi görünür.

    Ateşli Havale Sırasında Ne Yapmak Gerekir?

    Çocuğunun havale geçirdiğine tanık olmak, anne babalar için korkunç bir deneyimdir. Özellikle ilk defa böyle bir olay yaşanıyorsa, soğukkanlılığını korumak, paniğe kapılmamak pek kolay değildir. Ancak elden geldiğince sakin olmak, çocuğun da yararına olacaktır. Nöbet sırasında boğulma, tıkanmayı önlemek için çocuğun başı yana çevrilir. Ağzını açmaya çalışmak doğru değildir. Üzerinde sıkı giysiler varsa, açılıp gevşetilmesi uygun olur. Nöbet sonrası, ateşi düşürmek için ilaç verilebilir. İlk ateşli havale mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli, ateşe neden olan etken saptanıp buna uygun tedavi başlanmalıdır. Tekrarlayan ateşli havaleler geçiren çocuklarda, aileye nöbet sırasında makattan verilecek, nöbeti durduracak bir ilaç önerilebilir.

    Ateşli Havalenin Tehlikesi Nedir?

    Korkutucu görünümüne rağmen, ateşli havale geçirmek çocuklarda kalıcı bir hasara, nörolojik bir bozukluğa neden olmaz. Bir kez ateşli havale geçiren çocuk, ateşli olduğu dönemlerde tekrar havale geçirebilir. Yaşı büyüdükçe bu risk azalacak, 5-6 yaştan sonra ateşli havale görülmeyecektir.

  • Hayır Derseniz Ne Olur?

    Hayır Derseniz Ne Olur?

    Hayır demek kimilerimize zor gelebilir ve zor gelmesinin çok anlamlı açıklamaları vardır. Hayır dersek karşımızdakini kırmaktan kızdırmaktan ya da üzmekten çekiniriz çoğu kez. Fakat hayır diyebilmek sağlıklı bir iletişim için çok değerlidir.

    Hayır derken,

    1. Muhatabımızın gereksinim ve arzularını ihtiyaçlarını onaylamak.

    2. Ben dili aracılığıyla yapmak istemediğiniz şeyi kaşı tarafa beyan etmek.

    Komedi filmleri çok keyifli vakit geçirmemi sağlıyor fakat şu an daha ağır film seyretmeyi tercih ederim.(B en dili)

    Kırmızı gerçekten harika bir renk ancak odam için daha pastel bir renk tercih ederim. (Ben dili)

    Neden bu kadar geç yatmak istediğini anlıyorum fakat bu kadar geç yatmandan rahatsızım. (Ben dili)

    Acelenizi anlıyorum fakat şu an yetiştirmem gereken başka işlerim var. (Ben dili)

    Bu konuda endişelenmeni anlıyorum fakat isteğini şu an için gerçekleştiremem. (Ben dili)

    Şahsi harcamalarını azaltmanı istememin seni üzdüğünün farkındayım ve bunu istemek benim için de çok zor fakat önümüzdeki aylar zor geçeceğe benziyor.

    Karşılıklı onaylama ve karşınızdaki kişinin gereksinim ve arzularının önemli olduğunu söyleme ve ardından kendi isteğimizi iletme ilişkilerimizi daha iyi hale getirecektir. Hayır derken çekinmemizde muhakkak haklı sebeplerimiz vardır. Hayır dersek olumsuz neler olabileceğini zihnimiz bize sıralamaya başlayınca hayır demekte zorlanırız. Gelecekte olabilecek olumsuz sahneler zihnimizde gösterime girer ve izleyeni sadece biz olmamıza rağmen izlenme oranı gayet yüksektir çünkü defalarca bu filmi izleriz. Eğer hayır dersek ve tahmin ettiğimiz olumsuz sahne zihnimizde sahnelenmenin dışında gerçek hayatta da sahnelenirse bu durumla başa çıkamayacağımıza inanıyorsak hayır demek nerdeyse imkânsızlaşır. Fakat o olumsuz sahnenin gerçek hayatta izlenmesi durumunda sahnede neler yapabileceğiniz üzerine çalışırsanız o sahnede olmak o kadar da korkutucu gelmeyebilir.

    Bir örnek;

    A: Evimin çatısına gelen dalları kestirmeni istiyorum, benim çatım için tehlike oluşturuyor.

    B: Bugüne kadar böyle bir şey olmadı, bence endişe edecek bir durum yok.

    A: Dallar tehlikeli diye düşünüyorum rica ediyorum dalları kestir.

    B: Biz öldükten sonra bile o dallar orda kalır sen canını sıkma.

    A: Dallardan dolayı endişeleniyorum kestirmeni rica ediyorum.

    B: Durup dururken neden bu kadar rahatsız oldun?

    A: Bu dallar çatımın tam tepesinde ne olur ne olmaz kestirmeni istiyorum.

    Hayır derken ben dili kullanımına dikkat etmek gerekir böylelikle karşı tarafla münakaşaya girme ihtimaliniz azalır. Bu noktada önemli olan karşınızdakine size karşı kullanacağı bir silah vermemek, tartışmaya girmemektir. Hiç kimse duygu ve ihtiyaçlarla tartışmaya giremez.

  • Bebeklerde diş bakımı nasıl olmalıdır?

    Bebeklerde diş bakımı nasıl olmalıdır?

    Bebeğinizin ilk dişi çıkmaya başladıktan sonra, diş bakımına başlamanız gerekir. 1 tane dişi fırça ile fırçalamanız mümkün olmadığından, her gece ıslak ve yumuşak bir bezle bebeğinizin dişini temizleyebilirsiniz. Daha sonraları bu ıslak bezin üzerine kırmızı mercimek tanesi kadar florürlü diş macunu sıkıp o şekilde temizleyebilirsiniz. Bebeğiniz diş macununun tadını sevmiyor veya onu yemeye kalkışıyorsa hiç kullanmayabilirsiniz. Günde iki kez florürlü diş macunuyla fırçalamak çocuğunuzun dişlerini çürümelerden koruyacaktır. Biraz diş macunu yutması çok fazla kaygılanılacak bir durum değildir.

    1 yaşından sonra bebekler için hazırlanmış yumuşak bir diş fırçasıyla bebeğinizin dişlerini fırçalayabilirsiniz. Bebeğinizi buna alıştırmak için önceleri oyun olarak birlikte dişlerinizi fırçalayın. Özellikle sabah ve akşam yemekten sonra ailecek diş fırçalama zamanı eğlendirici bir oyun olabilir.
    Bebeğiniz bu işi size bıraktığı sürece dişlerini siz fırçalayın. Eliniz ile başının arkasından destek olursanız, dişlerini fırçalarken ağzının içini rahatça görebilirsiniz. Çocuklar 2 yaşına geldiği zaman dişlerini artık kendileri fırçalamak isterler. Eğer anne ve baba düzenli olarak dişlerini çocukları ile fırçalar ise, çocuklar da bunu çok kısa sürede öğrenecek ve zevkle yapmak isteyecektir.

    Beslenme sonrasında diş çıkarmaya başladığı andan itibaren bebeğinizin dişlerini ve diş etlerini temiz ve ıslak bir bezle silin. Dişlerini Korumak İçin; 2 yaşından sonra diş fırçalamayı kendisinin yapmasına olanak tanıyın. Düzenli olarak sabah-akşam diş fırçalama alışkanlığı için ailece diş fırçalamaya özen gösterin.

    Özellikle bebeğinizin beslenmesinin kalsiyum (süt, peynir, yoğurt ve yapraklı yeşil sebzeler) ve D vitamini (yumurta sarısı, balık ve süt ürünleri) içeriğinden zengin olmasına dikkat edin.

    Şeker ve çikolata gibi şekerli yiyeceklere yer vermeyin. Bebeğiniz büyüdükçe şeker ve çikolata yedikten hemen sonra dişlerini fırçalamasına dikkat edin. Bebeğinize öğün aralarında da şekerli yiyecek vermemeye dikkat edin. Bebeğinize emzik kullanıyorsanız asla şekerli bir şeye batırıp vermeyin.

    Bebeğiniz uyurken biberonla şekerli yiyecek ve içecekler vermeyin. İçilmekte olan sıvının içindeki şekerler, ağız bakterileri ile karışıp dişleri çürütürler.

    Süt Dişlerine neden iyi bakım yapılmalıdır?

    Süt dişleri kalıcı dişlerin yerini tutmaktadır. Süt dişlerinin çürüyerek dökülmesi, ağız yapısında kalıcı değişikliklere neden olabilir. 6 yaşına kadar bebeğiniz süt dişleri ile beslenme ihtiyacını giderecektir. Bu nedenle çürük dişler beslenme bozukluklarına da yol açabilir.

    Çocuğun kendine güven duyması ve düzgün konuşması için sağlıklı ve beyaz dişlere ihtiyaçı vardır. Dişlerdeki şekil bozukluğundan dolayı düzgün konuşamayan, çürümüş dişleri göstermemek için ağzını sürekli kapatan çocuklar kendilerini iyi hissetmez. Nede olsa süt dişleri dökülüp yenisi çıkacak diyerek bu dişleri ihmal etmemeliyiz.

  • İçinizden Gelenin Tam Tersini Yapmak İşe Yarayabilir Mi?

    İçinizden Gelenin Tam Tersini Yapmak İşe Yarayabilir Mi?

    Öfkelendiğimizde içimizden bağırmak gelebilir, korktuğumuzda kaygılandığımızda bulunduğumuz yerden bir an önce ayrılma isteği duyabiliriz, utandığımız bir yere tekrar gitmek istemeyebiliriz. Bu davranışlarımız ne yazık ki problem yaşadığımız konuya bir çözüm getirmez bizi rahata kavuşturmaz. Bu noktada yeni bir davranış modeli öneriyoruz danışanlarımıza. Zıt eylemde bulunma. Çok öfkeliyken öfkeyi sessiz sakin bir şekilde dile getirme yani içinizden geldiği gibi değil de tam tersi şeklinde davranmak çok da kolay olmayacaktır fakat eğer öfkelendiğinizde sakin bir şekilde ifade ederseniz karşı taraf tarafından anlaşılma ihtimaliniz artacaktır. Sakin bir ses tonuyla hissettiklerinizi paylaştığınızda üzüntünüzü ifade etme ve sakinleşme şansı yakalarsınız. Bu şekilde davranmaktan çekinebiliriz.

    Zıt eylemde bulunmak kolay bir iş olmayabilir ancak bunaltıcı duyguların yerine olumlu duyguların gelmesi bakımından  harika bir tekniktir diyebiliriz. Problem yaşadığımız alanlarda İçimizden gelenin tam tersini yaptığımızda korku yerini korkmamaya, kızgınlık sakin hissetmeye, utanç yerini utanmamaya  bırakacaktır. Zıt eylem stratejisi duyguları yönetmemizde mucize sonuçlar getirir.