Yazar: C8H

  • Çocukluk çağı absans epilepsisi

    Çocukluk çağı absans epilepsisi nedir?

    Absans epilepsi ve nöbetleri bilincin (dalma, duraksama, boş boş bakma) ve motor aktivitenin etkilendiği dalma ve boş bakma ile karakterize bir epilepsi çeşitidir. Tipik absans nöbetlerinin özelliği ani başlama ve sonlanmadır (saniyelik nöbetlerdir). EEG’de özel bir patern olan bilateral senkron, 3 Hertz ritmik diken dalga deşarjları eşlik eder. Bu bulgular absans epilepsi için özel ve tipik bir bulgudur. Bu epilepsi çeşidinde epileptik deşarjlar beynin tüm alanlarından kaynaklanmaktadır. Çocukluk çağı absans epilepsilerinin başlangıç yaşı 4- 10 yaş arası olup en sık olarak 5- 7 yaşları arasında görülmektedir. Hastaların nörolojik muayenesi ve gelişimleri normaldir. Nöbet özelliği ani başlangıçlı, bilinç kaybı ile giden, kısa (4-20 saniye, nadiren daha uzun süren) ve sık tekrarlamaktadır (günde onlarca). Hastaların çoğu kızdır (%70).

    Hastalığın sıklığı nedir?

    Sıklığı epilepsili çocukların % 10 kadardır. Yani 10 epilepsili çocuktan birisi absans epilepsidir.

    Bu hastalık genetik bir hastalık mıdır? Kardeşinde de olabilir mi?

    Hastalığın genetik yönü vardır. Hastaların % 20’ sinde ailede başka bir epilepsili birey bulunmaktadır. Genetik faktörler dışında çevresel faktörler de etkili olabilmektedir. Bu hastaların bir kısmı geçmişte ateşli havale geçirmiş çocuklardır.

    Nöbet özellikleri nelerdir?

    Tipik nöbetler kısa saniyelik özellik göstermektedir. Ani başlar ve ani olarak sonlanır. 4- 20 saniye arasında sürebilir. Bilinç kaybı mutlaka olmaktadır. Nöbetler günde birkaç kereden yüzlerce kereye değişebilir. Nöbetler genellikle kendiliğinden olmaktadır. Hızlı hızlı nefes alıp verme durumlarında özellikle koşma, oynama esnasında nöbetler tetiklenebilmektedir. Yemek yerken olursa bir an durup boş bakar sonra yemeğini yemeye hiçbir şey olmamış gibi devam eder. Konuşuyor ise bir anda konuşma kesilir. Birkaç saniye sonra kaldığı yerden devam eder. İlginçtir bu çocukların bir kısmını ilk olarak öğretmeni fark etmektedir. Dersi dinlerken sıklıkla daldığı fark edilir. Bazen aileler bu dalmaları önemsemezler. Gözü daldı. Normalmiş gibi algılanır. Geçer diye aylarca önemsemeyebilirler.

    Bu hastalığın teşhisi nasıl konulur?

    Dalma şikayeti ile gelen hastalara EEG çekilerek tanı kolaylıkla konulabilmektedir. EEG yani elektroensefalografi 24 kablodan oluşan saçlı deriye özel tutturucu maddeler ile yapıştırılan bir alettir. Çekim beyin aktivitesini direkt kaydeder. Radyasyon gibi zararlı bir yöntem değildir. Çocuğa kesinlikle zarar vermez. Bu EEG kayıtlarında tipik bozuk dalgaların saptanması teşhisi kolaylaştırmaktadır.

    Bu hastalığın tedavisi var mı?

    Evet var. Çoğunlukla bir ilaç tedavisi ile hastaların çoğu iyileşmektedir. Bir kısım hasta ise dirençli olabilmektedir. Bazan iki hatta da üç ilaç verilebilir.

    Bu hastalık iyi mi kötü mü? Hiç kurtulamayacak mı?

    Bu hastalık % 90 oranında iki yıl içerisinde düzelmektedir. Hastalık süresi uzayan hastalarda nöbetler 5- 6 yıl sürebilir.

    Bu hastalarda özel bir diyet var mı?

    Hayır özel bir diyet önerilmemektedir. Sağlıklı beslenme ve aburcubur yiyeceklerden uzak durulması uygundur.

    Hastalar nelere dikkat etmelidirler?

    Yorgunluk, uykusuzluk, alkol, uzun açlık nöbetleri tetikleyebilir. Evlerde bulunan bazı bozuk floresans lambalar, yanıp sönen renkli reklam ışıkları, panoları, hızlı renk geçişleri olan televizyon renklamları nöbetleri tetikleyebilir. Aşırı bilgisayar oyunları oynamak önerilmez. Sık nöbet durumlarında Çocuk Nöroloji uzmanına başvurmak elzemdir.

  • Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları Tanımak ve İfade Etmek

    Duyguları tanıma ve ifade etmenin çocuklar için önemi:

    Çocuklar çok küçük aylardan itibaren kendisi ve çevresindekilerin duygularının farkındadırlar fakat bunları tanımak ve isimlendirmek için ebeveynlerinin yardımına ihtiyaç duyarlar. Duyguları tanımlamak, çocukların zaman zaman anlamlandıramadığı, duygusal olarak zorlandıkları anlarda rahatlamalarını sağlaması açısından önemlidir. Eğer öfke, mutsuzluk gibi duyguları günlük hayatin birer parçası olarak görürlerse bu duygularla baş etmeleri daha kolay olabilir. Örneğin, çocuk bir şeye öfkelendiğinde “çok kızdım” diyerek kendisini ifade edebilirse daha az öfke patlaması ya da ağlama krizi yaşayacaktır. Burada çocuğun hangi gelişim döneminde olduğuna dikkat etmek önemlidir çünkü çocukların duygularını tanımlaması ve ifade etmesi yaş gruplarına göre değişir. Bu sebeple, anne babalar önce çocuklarına yaşına göre duyguları anlatıp, tanıtmalı ve sonrasında yaşadığı duyguları ifade etmesine yardımcı olacak koşulları oluşturmalıdırlar.

    Gelişim dönemlerine göre, çocukların duyguları tanıma ve ifade etme becerileri:

    Okul öncesi dönemde;çocuklar üç yaşından itibaren duygularını ifade etmeye başlarlar. Mutluluk ya da üzüntü gibi duyguları isimlendirebilirler. Dört yaş itibariyle; korku, üzüntü ve öfke gibi duyguları ayırt edebilir ve tanımlayabilirler. Okul öncesi dönemde çocuklar çevresindekilerin de duygularını tanımlamaya başlar.

    Okul dönemindeki çocuklar daha karmaşık duyguları tanıyabilir ve anlamlandırabilirler. 8-9 yaşından itibaren gurur, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk gibi daha karmaşık duyguları isimlendirebilirler. Bu yaş grubundaki çocuklar, bir insanın aynı zamanda hem iyi hem de kötü hissedebileceğini anlayabilir. Örneğin, bir çocuk okula gittiği için mutlu olabilir ama evden ayrı kaldığı için aynı zamanda üzülüyor ya da anne babasına özlem duyuyor olabilir. Bu durumda çocuk yaşadığı duygulardan dolayı kafa karışıklığı yaşayabilir. Bu yüzden anne baba olarak ona bu duyguları keşfetmesi için yardımcı olmalı ve aynı zamanda birden fazla duygu yaşamanın normal olduğundan bahsedebilirsiniz.

    Ergenlik döneminde, çocuklar pek çok duyguyu hissedebilir ve isimlendirebilirler fakat içinde bulundukları çalkantılı dönemden ötürü ebeveynleriyle paylaşma konusunda sıkıntı yaşayabilirler. Özellikle ebeveynler bu dönemde çocuklarını eleştirmeden ve yargılamadan duygularını dinlemeli ve yaşadığı duyguları onaylamalıdırlar.

    Ebeveynler duyguları tanımlama ve isimlendirme konusunda çocuklara yardımcı olma:

    Anne babalar öncelikle çocuğun içinde bulunduğu durumu anlamalı sonra duyguları kelimelerle ifade etmelidirler. Yapılan araştırmalarda, duyguları isimlendirmenin sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden ebeveynler çocuklarına yaşadıkları duyguyu isimlendirmede yardımcı olurlarla rahatlamasını da sağlayabilirler çünkü çocuklar duyguları tanımladıklarında, bu duyguların onlar üzerindeki etkisinden daha kolay kurtulabilmektedirler. Duyguyu tanımladıktan sonra çocuklara kendi kendilerini rahatlatmalarını öğretmek de çok önemlidir fakat şunu ayırt etmek gerekir ki, çocuklara duyguları tanımlamaları konusunda çocuklara yardımcı olmak onlara ne hissetmeleri gerektiğini söylemek değildir. Yapılması gereken, çocukların duygularını anlamalarına ve tanımlamalarına yardımcı olmak, onları dinlemek ve anlamaya çalışmaktır.

    Duyguların tanınması ve yönetilmesinde ailenin rolü:

    Çocuklarına duygularını tanıma ve yansıtma konusunda yardımcı olmak isteyen anne babaların öncelikle kendi duygusunu tanıması ve yansıtması önemlidir. Çocuklar pek çok konuda olduğu gibi, duygularını yansıtma ve ifade etme konusunda da ebeveynlerini model alırlar. Duyguların ifade edilmediği bir ortamda büyüyen çocuk, yaşadığı duyguları yansıtma zorlanabilir. Duygularını ailesi ile paylaşabilen bir çocuk onların kendisi üzerindeki etkisi ile daha kolay baş edebilir.

    Duyguların ifade ediliş biçimi ve sıklığı çocuğun sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol alır. Örneğin, çocuk arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde sık sık öfke duygusu hissediyor ve bu öfkeyi karşıdaki kişiyi rahatsız edecek biçimde ifade ediyorsa bu durum arkadaşlarıyla iletişiminde problemlere sebep olacaktır. Bu sebeple, çocuğa her duygunun doğal olduğu anlatılmalı, duygular karşısında verilen tepkilerin sonuçlarından da söz edilmelidir. Çocuğa duygularını doğru bir biçimde ifade etmesi için yardımcı olunmalıdır.

    Ailelere tavsiyeler:

    Küçük yaştaki çocuklara, mutlu, üzgün, kızgın, korkmuş gibi temel duygular öğretilebilir, daha büyük yaş çocuklara ise endişeli, hayal kırıklığına uğramış, heyecanlı gibi daha detay içeren duygu ifadeleri öğretilebilir. Çocuklara bu duyguları hissettikleri anları anımsayarak resimlerini çizmeleri ve/veya anlatmaları istenebilir.

    Anne-baba olarak çocuklarınıza duygu ifadeleri kullanmada örnek olabilirsiniz. Örneğin, kardeşiyle oyuncağını paylaşmayan çocuğa; “Kardeşinle oyuncağını paylaşmaman beni biraz üzdü.” diyebilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuza duygularını ifade etme konusunda örnek olabilir, duygularını paylaşmada cesaretlendirebilirsiniz. Fakat ebeveyn olarak, duygularınızı ifade etmiyor ya da öfkelendiğinizde bağırıyor ya da bir eşyayı fırlatıyorsanız çocuğunuz da olumsuz duyguları ile uygun şekilde baş etmeyecektir çünkü ebeveynlerin baş etme yöntemleri/stratejileri her zaman çocuklara model olmaktadır.

    Çocuğunuza gün içerisinde nasıl hissettiğini sorup bir tablo yardımı ile o günkü duygusu üzerinde konuşup, boyayabilirsiniz.

    Çocuğunuzun duygusunu ifade ettiği ve olumsuz duygularıyla baş edebildiği durumları gözlemleyerek takdir edebilirsiniz.

  • Çocuklardaki iştahsızlık

    Çocuklarının iştahsız oluşu ebeveynlerin en sık rastlanan şikayetlerinden biridir. Çoğunlukla bu çocukları doktorları ‘iyi ve yeterli boy ve kiloda’ olarak değerlendirir. Ebeveynler farkında olmadan çocuğun az yemesi veya yeterli beslenmemesi ile ilgili endişelerini onun yanında dile getirirler. Bu şekilde yemeye zorlanmakla çocuk yemeyi giderek daha fazla reddetmeye başlayabilir.

    Çocuğunuz enerji dolu gözüküyor, yeterli hızda büyüyor ve sağlıklı gözüküyorsa büyük olasılıkla yeterli besleniyordur. Yemek için zorlanmazsa kendisi için yeterli miktarda yiyecektir. Sağlıklı çocuklar aç olduklarında yeyip, tok hissettiklerinde yemeyi bırakırlar. Sunacağınız yiyecekleri planlayarak sunmanız, çocuğunuzun bunlar arasından kendi tercihini yapması, miktarı için kendi karar vermesi ve kendi başına yemesi iştahlı yeme olasılığını arttıracaktır. Yemek zamanlarının ve ortamının sakin, huzurlu ve gerginlikten uzak olması çocuğun açlık ve tokluk durumlarına ait vücut sinyallerini algılayıp öğrenmesini kolaylaştıracaktır. Aynı zamanda bu, yaşam boyu sağlık için iyi bir alışkanlık olacaktır.

    Çocuklar ebeveynlerinin yeme alışkanlıklarını da gözlemlerler. Yemek seçen, düzenli öğün alışkanlığı oturmamış, ailece sofra paylaşımı az olan ebeveynlerin çocuklarında da beslenme süreçleri sorunlu olabilir.

    Çocukta dönemsel iştah kaybının sebeplerine göz atalım:

    2-6 yaş arasında normal olarak büyüme hızı yavaşlayan çocuklarda besin gereksinimleri de ilk yaşlara göre azalacağından genellikle iştah kaybı yaşanır. Ayrıca bu döneme ait psikolojik gelişim uyarınca, sevdikleri ve sevmediklerini dile getirerek bağımsızlıklarını ortaya koymaya çalışırlar. Sağlıklı beslenmenin parçası olarak ağız tadı tercihleri oluşmasının ilk dönemleri de bu zamana rastlar.

    Hastalık zamanlarında iştah azalır.

    Mutsuz hissettiği zamanlarda çocuk yemeyecektir.

    İstediğinden fazlası için yemeye zorlandığında yemeyecektir.

    Öğünler arasında abur cubur yemesi iştahını azaltacaktır.

    Kansızlık iştahsızlık nedeni olabilir.

    Özetle, NELER YAPILABİLİR ?

    Renkli kaşıklar, desenli , şekilli tabaklar, sevdiği müzikler ya da benzeri yöntemlerle besin ilgi çekici hale getirilebilir.

    Beslenme saatleri sabit olmalıdır.

    Besin tercihleri ve ağız tadı hayatın erken evrelerinde oluşur ve bir kez oluşunca değişmesi zordur. Bu nedenle çocuk sağlıklı yiyecekler için desteklenmeli, sağlıksız olanlarla tanışmasının önüne geçilmelidir.

    Bir süre için çocuğun kendi yiyeceğini seçmesine izin verilebilir, iştahı azalan çocuklar az yese de yeterli sıvı alırlar.

    Yemek zamanı yiyeceği miktarı kendi belirlemesine izin verilmeli, sonrasında öğünler arasına küçük ara öğünler eklenmelidir.

    Yüzme, bisiklet veya benzeri aktivitelerle iştah artışının uyarılması sağlanabilir.

    İştahsız dönemlerde vitamin desteği doktora danışılarak yapılabilir.

    Yemek yeme alışkanlığı hakkında konuşmayı bırakmalı,

    Yemek zamanı uzun tutulmamalıdır.

    Çocuklar gece uyku arasında beslenmemelidir.

    2 saatten kısa aralıklarla beslenmemelidir.

    Ara öğünler ana öğüne yakın miktarda olmamalıdır.

    Çocuk iştahsızlığı nedeni ile suçlu hissettirilmemeli,

    Hiçbir zaman ağız tutulup kaşık ya da çatal ile zorlayarak beslenmemelidir.

    Bunlara rağmen, iştah kaybı uzun sürer ve tartı kaybı ile birlikte olursa, çocuğun doktoru tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Anksiyete Nedir? Anksiyete Nasıl Geçer? Anksiyete ile Baş Etme Yolları?

    Hepimizin endişeli, kaygılı, gergin ya da stresli hissettiği zamanlar vardır. Genellikle bunun bir nedeni olur:

    Okulun spor takımı için seçmelere katılmak ya da iş görüşmesine gitmek gibi yeni ve zor bir şey yapmak, birine “Artık seninle arkadaş olmak istemiyorum” gibi hoşlanmayacağı bir şey söylemek, sınav gibi önemli bir şey için hazırlanmak.

    Genellikle kaygıyla bir kere yüzleştiğinde kendini daha iyi hissedersin ancak bazı zamanlarda bu rahatsızlık verici duygu çok güçlü, sık sık ortaya çıkan veya uzun süre devam edecek gibi görünebilir. Açık ve net bir neden bulmak mümkün olmadığında, seni kaygılı hissettiren şeyin ne olduğunu bilmek zor olabilir. Bu zamanlarda anksiyeteyi nasıl yeneceğini öğrenmen iyi olabilir.

    Kaygılı duygularınızı anlayın.İnsanlar kaygılı/endişeli olduğunda ya da korktuğunda genellikle vücutlarında pek çok değişiklik olduğunu fark ederler. Buna savaş ya da kaç reaksiyonu/tepkisi denir. Vücudumuz kaçmak için ya da korkutucu/endişe verici şeyle karşılaşmak ve savaşmak için kendini hazırlar.

    Temel belirtiler şunlardır: Yüzde kızarma, ateş basması, ağız kuruluğu, boğazda düğümlenme, ellerin titremesi, baş ağrısı, bulanık görme, seste titreme, kalp atışında hızlanma, nefes almada güçlük gibi..

    Rahatlamayı öğrenin.Kaygı duygularını, rahatlamayı öğrenerek kontrol edebilirsin. Bunu farklı şekillerde yapabilirsin ama şunu unutma; kontrol etmenin tek bir yolu yoktur. Farklı yöntemler farklı zamanlarda faydalı olabilir. Senin için hangisinin işe yaradığını bulmak önemlidir.

    Fiziksel egzersiz.Bazen günün büyük kısmında kaygılı olduğunun farkına varabilirsin. Bir çok kaygılı duyguların olmuş olabilir ve bu olduğu zaman fiziksel egzersiz rahatlamak için iyi bir yol olabilir. İyi bir koşu, hızlı bir yürüyüş, bisiklete binme ya da yüzme kaygılı duygulardan kurtulmana yardımcı olabilir ve daha iyi hissetmeni sağlayabilir.

    Sürükleyici faaliyetler.Rahatlamanın ikinci yolu, düşünmek için başka bir şey bulmak ve yapmaktır. Negatif düşünceleri dinlemek veya kaygılı duygulara odaklanmaktansa, başka bir şey yapmaya çalışın. Bazı insanlar bu düşünceleri ve duyguları başka bir aktivite ile uğraşarak değiştirebilirler. Yaptığın işe daha çok odaklandıkça negatif düşünceler veya duyguları daha çok bastıracaksın. Negatif düşüncelerini dinlediğinin farkına vardığın zamanlarda, yardımcı olabilecek aktivitelerden birini dene.

    Yatağına uzanıp negatif düşüncelerini dinlemek yerine, müzik dinleyebilirsin.

    Arkadaşının arayıp aramayacağını ile ilgili endişelenmek yerine, bir dergi açıp okuyabilirsin.

    Daha çok alıştırma yaptıkça, negatif düşüncelerini engellemenin daha kolay olacağını ve daha iyi hissedeceğini göreceksin.

    Kontrollü nefes alma. Aniden endişelendiğini fark ettiğin ve kontrolü yeniden eline alıp hızlı bir şekilde rahatlama ihtiyacı duyduğun zamanlar olabilir. Kontrollü nefes alma yardımcı olabilecek hızlı bir yöntemdir. Nefes alış verişin üzerine odaklanabilirsen rahatlamana yardımcı olacaktır.

    “Yavaşça derin bir nefes al, nefesini beş saniye tut ve sonra çok yavaş bir şekilde dışarı ver. Nefesini verirken kendine “rahatla” diyebilirsin.” Bunu birkaç kez yapman vücudunun kontrolünü yeniden sağlamana ve sakin hissetmene yardımcı olacaktır.

    Rahatladığım yer. Bu yöntemle seni huzurlu hissettiren özel bir yeri düşünerek rahatlamayı dene. Rüyalarını ya da hayallerini düşün.Bu yer senin daha önceden bulunduğun bir yer olabileceği gibi hayali bir yer de olabilir. Onun resmini düşün ve mümkün olduğunca şunları düşün:

    Sahile vuran dalgaların sesi veya ağaçlara esen rüzgarın çıkardığı ses.

    Deniz kokusu veya çam ormanlarının kokusu.

    Yüzünde parlayan sıcak güneş veya saçlarının arasından hafifçe esen rüzgar.

    Endişe verici düşüncelerini tespit et. Negatif, eleştirel veya endişe verici düşüncelerinin belirlenmesi önemlidir. Kaygılı hisseden insanlar genellikle;

    Olumsuz düşüncelere sahiptir.

    Kendileriyle ilgili iyi bir şey düşünmek, duymak veya görmekte zorlanırlar.

    Olumlu becerilerini fark etmezler.

    Kötü şeylerin olacağını beklemeleri daha olasıdır.

    Başarılı olabileceklerini düşünmeleri daha az olasıdır.

    Gelecekle ilgili kasvetli veya olumsuz bir görüşleri vardır.

    Bazıları bu düşünce şeklini benimser. Düşünceleri temel olarak negatif olur ve sıklıkla kaygılı hissederler.

    Düşüncelerini kontrol et ve onları sına.Düşüncelerini sınayarak olumsuz bir düşünce tuzağına sıkışıp kalmayacağına emin olabilirsin. Bu daha önce görmezden geldiğin veya gözünden kaçırdığın şeylerin pozitif bir yolunu bulmana ve başka bir şekilde düşünmeyi öğrenmene yardımcı olabilir. Düşüncelerini sınamak için şunları yapmayı dene:

    En sık duyduğun olumsuz düşünceyi bir yere yaz.

    Bu düşünceyi destekleyen tüm kanıtları yaz.

    Bu düşünceyi sorgulamak için gerekli tüm kanıtları yaz.

    En iyi arkadaşın, öğretmenin, ailen bunları duysa sana ne söylerlerdi, kendine bunu sor.

    Yardımcı olmayan düşünceleri yardımcı olan düşüncelerle değiştirmek. Bazen daha olumlu bir şekilde düşünmek yararlı olabilir ve kaygılı hissetmemeni sağlayabilir.

    “Farklılık olsun diye saçlarımı kısacık kestirdim ama galiba beni bu şekilde gören herkes bana gülecek.”

    “Bence bu saç modeli bana çok yakıştı. Hem değişiklik iyidir.”

    Korkularınla yüzleş.İnsanlar sıklıkla endişeleri ve kaygılı duygularıyla, onları endişelendiren şeylerden kaçınarak başa çıkmayı öğrenir. Bu daha iyi hissetmeni sağlayabilir ancak endişeni yenmene faydası olmaz. Bu tip durumlarda korkularınla yüzleşmek bu sorunları aşmak için faydalı olabilir. Bunu şu şekilde yapmayı deneyebilirsin:

    Meydan okuyacağın bir şey belirle ya da yüzleşmek istediğin bir korku.

    Meydan okumanı küçük adımlara böl, bu başarılı olmanı daha kolay hale getirecek.

    Başarılı olman için sana yardımcı olabilecek yardımcı düşüncelerin nedir?

    Rahatla, yardımcı düşüncelerini kullan ve korkunun aşılmasına yönelik ilk adımla yüzleş.

    Ne kadar iyi yatığını kendine söylemeyi unutma!

    Eğer bir kez başarılı olmuşsan, diğer adımı dene, yüzleş ve korkularını yenene kadar devam et.

    Kendini övmeyi unutma.Çoğu zaman kendimizi övmek ve aferin demek konusunda çok iyi değilizdir. Bu nedenle kaygıyı yenmeyi ve korkularınla yüzleşmeyi denediğinde kendini övmeyi unutma. Her ne olursa olsun, denediğin için bunu hak ediyorsun.

  • Bebeklerde kabızlık

    Yeni anne babalar için bebeğin gülücükleri, rahat, düzenli uykusu kadar kaka alışkanlıkları da bebeğin mutlu ve sağlıklı oluşuyla ilgili göstergelerdendir. Bebeğin düzenli aralıklarla kaka yapması yeterli beslendiğini destekler. Yine de kaka yapma düzeninin bebekten bebeğe değişebileceği, anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğin her beslenme sonrası kaka yapabileceği gibi, haftada bir veya daha uzun arayla dışkılamasının da sorun olmayabileceğini belirtmeliyiz. Yine de hayatın ilk haftalarındaki, yalnız anne sütü alan bir yenidoğan için seyrek dışkılama büyük olasılıkla yetersiz beslenme bulgusu kabul edilir. Kabızlık tanımı sert, taneli ve zorlu dışkılama olarak algılanmalıdır. Yalnız anne sütü ile beslenen bir bebekte kabızlık görülmesi oldukça nadirdir. Ancak formül mama ile beslenen bebeklerde durum biraz daha farklı. Formül mamalar inek sütünden yapıldığı için bebekte sert ve zorlu kakaya yol açma olasılığı daha fazla. Anne babalar katı gıdaların beslenmeye eklendiği 4- 6 ay sonrası bebeğin kaka formu, kıvamı, rengi veya sıklığında değişikliğe hazır olmalılar. 0-4 ay arası bebekler günde 3- 4 kez kaka yaparken, ek gıdalara geçilen bebekte bu sıklık genellikle günde 1- 2 keze düşecektir. Kabızlık sonucu sertleşmiş kakanın dışarı atılması zorlaşır, bebekte anal çeperi hasarlayarak taze kanamaya yol açabilir. Bu da karşımıza kakaya veya beze bulaşmış taze kırmızı kan olarak çıkar. İştahsızlık da kabızlık bulgularından biri olabilir.Kabızlık nedenleri: Bebekte inek sütü allerjisi olması, formül mama ile beslenen bebekler için kabızlık nedenidir. Anne sütü alan ve inek sütü allerjisi olan bebekler de annenin diyetinde bulunan inek sütü ürünleri ve hatta dana etine reaksiyon olarak kabızlık gösterebilirler. 6 ay sonrası bebeğe verilen ek gıdalar kaka alışkanlığının temel belirleyicisi olarak karşımıza çıkar. Elma suyu, muz, pirinç, bazen patates veya yoğurt suçlu olabilir. 7. ay sonrası bebek ev yemeklerinin bir kısmı ile tanışınca kabızlık etkeni besini saptanmak güçleşebilir. Sertleşmiş kaka sonucu anal bölgede oluşmuş çatlak veya yırtık sebebiyle duyduğu ağrı bebeğin kakayı daha da tutmasına sebep olur. Bu bir kısır döngü olarak karşımıza çıkar. Tiroid bezinin az çalışması anlamındaki hipotiroidi tablosu da uzamış kabızlık yapabilir. Zamanında tedavi edilmezse gelişim ve zeka geriliğine yol açabileceği için ayırıcı tanıda akılda tutulması gerekir. Kabızlık Tedavisi: Kullanılan mamanın hipoallerjenik özel mamalarla değiştirilmesi veya annenin olası allerjenik besinler ve inek süt ve süt ürünlerini diyetinden çıkarması besin allerjisi olan bebeklerde kabızlığı düzeltecektir. Ek gıdalara geçmiş bebeklerde armut, kayısı püresi, brokoli, kabak gibi sebzeler, diyette lif içeriğini arttırmak, tam tahıl kullanımına dikkat etmek önerilir. Yeterli su alımı desteklenmelidir.

  • Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir? Depresyonla Baş Etme Yöntemleri

    Herkesin üzgün, sıkkın veya mutsuz hissettiği zamanlar olur. Çoğu zaman bu duygular gelir ve gider ama bazen devam eder ve uzun süreler kalıcı olur. Bunları değiştiremeyip ve depresif hissetmekten kurtulamadığın olabilir. Depresif hissettiğinde Kendinde şunları fark edebilirsin:

    Sıklıkla ağlamaklısın.

    Net bir neden olmamasına rağmen veya küçük şeylere ağlıyorsun.

    Sabah erken saatlerde uyanıyorsun.

    Gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorsun.

    Sürekli yorgun ve enerjisiz hissediyorsun.

    İştahını kaybettin.

    Konsantre olma sorunları yaşıyorsun.

    Yapmaktan zevk aldığın şeyleri bıraktın.

    Dışarıya daha az çıkıyorsun ve yalnız başına kalmak istiyorsun.

    Üzgün hissettiğinde kendini tekrar toparlamak çok zordur. Her şey imkansız gibi görünür, çok zor bir iş olduğunu hisseder ve denemek için zahmet etmeye bile gerek olmadığını düşünürsün. Bu depresyonun bir parçasıdır ve en zor işlerden biri ilk adımı atmaktır. İki şey harekete geçmek için yardımcı olabilir.

    1. İnsanlara depresyonla mücadele etmeye başlayacağını söyle. Sana yardımcı olabilirler, seni destekleyebilir ve cesaretlendirebilirler.

    2. Nasıl hissettiğinle ilgili bir fark yaratabilirsin. Bu zor bir iş olsa da kendini daha iyi hissetmeni sağlayacak şeyler var.

    Ne yaptığını ve nasıl hissettiğini kontrol et.İnsanlar üzgün hissettiğinde bir şeyler yapmayı bırakırlar. Dışarı çok fazla çıkmaz, boş oturabilir ya da tüm gün yatakta durabilirler. Ne yapacağını kontrol etmek ve gün boyunca başkalarından daha kötü hissettiğin zamanların olup olmadığını görmek faydalı bir ilk adım olabilir.

    Her saat bir kağıda ya da telefonuna ne yaptığını yaz ve 1’den(çok kötü hissetmek) 10’a(çok iyi hissetmek) kadar bir sayı seçerek o andaki ruh halini puanla.

    Kendine sürekli olarak iyiye gittiğini hatırlat ve bir şeylerle meşgul olmanın olumsuz düşüncelerini dinlemene daha az zaman bıraktığını unutma.

    Olumsuz düşüncelerini bul. Kendisini üzgün ve depresif hisseden insanların olumsuz düşünceleri olur. Gerçekleşen olumsuz ve kötü şeyleri çok kolay bulurlar. İyi şeyleri görmezden gelirler. Kendilerine ve yaptıkları şeylere karşı çok eleştireldirler. İşlerin kendileri yüzünden kötü gittiğini düşünürler. Hayatlarının bir alanında kötü giden bir şeyi tüm yaşamlarına genellerler.

    Eğer sen de böyle düşünüyorsan, olumsuz düşüncelerinin farkında olman ve bir düşünce tuzağına yakalanmış olup olmadığını keşfetmen gerekiyor. Şimdi sana çok yaygın olan dört düşünce tuzağından bahsedeceğim:

    Olumsuz gözlük-Bunlar olayın sadece olumsuz kısmını görmenize izin verir.

    Olumlu şeyler sayılmaz-Gerçekleşen olumlu şeylere önem verilmez ya da onların şans eseri olduğu düşünülür.

    Bir şeyleri abartmak- Küçük ve olumsuz şeyler gerçekte olduğundan daha büyük hale gelir.

    Kötü şeyler olacağını tahmin etmek- Temelde iki şekilde olur:

    Zihin okuyucu: Başkalarının düşündüğü şeyleri bildiğini düşünürler. (“Ela’nın beni sevdiğini düşünmüyorum.”)

    Falcı: Ne olacağını bildiğini düşünürler.(“Biliyorum aptalca bir şeyler söyleyeceğim ve herkes bana gülecek.”)

    Negatif düşüncelerine meydan oku.Bir kez negatif düşüncelerini bulduğunda ve düştüğün düşünce tuzağını bildiğinde, müdahale etmeyi öğrenebilirsin.

    Eğer olumsuz gözlüklerin varsa durmayı öğrenmelisin, tekrar bakarak gözden kaçırdığın herhangi bir olumlu şeyi bulmalısın. Olumlu şeylerin sayılmayacağını düşünüyorsan başarılarını kabul etmeyi ve kutlamayı öğrenmelisin. Eğer bir şeyleri abartıyorsan, sorunların başa çıkılmaz hale gelmesini ve büyümesini engellemeyi öğrenmelisin. Eğer kötü şeylerin olacağını tahmin ediyorsan bunu yapmayı bırakmalı ve gerçekte ne olduğunu kontrol etmelisin.

    Depresif hisseden insanlar bazen sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerini hissederler. Arkadaşlarla, aileyle veya patronlarla yaşanan zorluklar öylesine büyük gelir ki, bunlarla nasıl başa çıkacağını bilemezsin.

    Tüm olası çözümleri düşün.Sorununu düşün ve olası çözüm yollarının tamamını bir yere yaz. Bazı zamanlarda kendi kendinle “ben bunu yapabilirim ya da…” şeklinde konuşmak faydalı olabilir.

    Başarılı olma alıştırması. Bir zorlukla veya yeni bir durumla karşı karşıya kalındığında, başarısız olacağını veya işlerin yolunda gitmeyeceğini düşünmek kolaydır. Bu kötü şeylerin olacağını tahmin etmek olumsuz tuzaklardan biridir. Kendini başarılı olduğun bir resimde hayal etmek faydalı bir yoldur. Zor bir durumun olduğu bir resim hayal et ve kendi kendine ne olacağını söyle. İlgili adımlar hakkında düşün ama bu resimde kendini başa çıktığın ve başarılı olduğun şekilde hayal et. Bu resmi mümkün olduğunda gerçekçi bir şekilde yap ve bu sahneyi ayrıntılı bir şekilde tarif et. Birkaç kez alıştırma yapmak zor olmasına rağmen senin başarılı olabileceğini görmene yardımcı olacaktır.

    Olumlu içsel konuşma. Zor veya endişeli bir durumda kendi kendine yardım etmek için faydalı bir yol da içsel konuşmayı kullanmaktır. Olumlu içsel konuşma daha rahat ve güvenli hissetmene yardımcı olarak şüphelerin ve endişelerin kontrol altında tutulmasını sağlar. Bunu endişeli veya başarılı olacağına emin olmadığını hissettiğin zaman kendine olumlu şeyler söyleyerek yapabilirsin.

    Denediğin için kendini öv. Üzgün hissettiğinde kendini övmek oldukça zor olabilir. Her zaman yapmak istediğin daha birçok şey var gibi veya daha iyi yapılabilirdi gibi görünür ve bu nedenle başardığın şeyleri fark etmen daha zor hale gelir. Her zaman başarılı olamayabilirsin ama bu önemli değil. Önemli olan denemen ve tekrar mücadele etmeye başlamandır. Bu yüzden yaptığın şeylere takılma, denediğin için kendini öv.

  • Okul çağı çocuklarının bağışıklık sistemi için doğru beslenme

    Günümüzde sıklıkla 3 yaş sonrası okul öncesi eğitime ve ardından ilkokula başlayan cocuklar bu ortamlarda özellikle kış ve bahar aylarında yaygın görülen infeksiyon hastalıklarına yoğun olarak maruz kalmakta. Okul öncesi ev yaşamında oldukça hijyenik koşullarda yaşayan çocukların bağışıklık sistemleri henüz hazır olmadıkları infeksiyon etkenleri ile karşılaşınca, karşımıza geçmeyen burun tıkanıklığı, tekrarlayan orta kulak infeksiyonları, inatçı balgamlı öksürükle giden bronşit tablolarını arka arkaya yaşayan minikler ve endişeli anneler ordusu çıkmakta. Karşılaştığımız bu enfeksiyonların % 80 ‘ i viral enfeksiyonlardır ve bu durumlarda gereksiz antibiyotik kullanımı ile çocuğun cilt – bağırsak ve boğaz florası bozularak bakteri direnci ve çocukta alerji – astım – atopi riski artar.

    Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. Düzenli ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra, çocukların sağlıklı ortamlarda büyümesi bağışıklık sisteminin gelişmesinde önemli bir rol oynar. Sağlıklı ortam aşırı hijyenik ortam demek değildir. Çocuklar bağışıklık sisteminin gelişebilmesi için çevredeki mikrop ve bakterilere de ihtiyaç duyarlar. Çocuk ne kadar çok yaşadığı çevreyle ilişkide ise, yaşıtları ile oynuyor, toprakla oynuyor ise o kadar bağışıklık sistemi güçlenir.

    Beslenme bağışıklık sistemini en çok etkileyen çevresel faktörlerden biridir. Bağışıklık sisteminde en önemli besin kaynağı tabi ki anne sütüdür. Anne sütü içeriğindeki immunglobulinler ve koruyucu diğer faktörler bebeğe direkt olarak geçmekte ve bireyin ömür boyu onu koruyacak olan bağışıklığının ilk temellerini atmaktadır.

    Çocukların yaşlarına uygun kaloriyi sağlayan dengeli beslenme bağışıklık sistemini olumlu yönde etkiler. Beslenme yetersizliği kadar obezite de kan yağları arttığı için bağışıklık sistemi negatif olarak etkileyen bir faktördür.

    Sebze ve meyveler içerdikleri vitaminler yoluyla özellikle de antioksidan vitaminler olan Beta karoten, C, E vitaminleri ve selenyum-çinko gibi eser elementler ile bağışıklığımızı güçlendirir. Sebzelerden kırmızı-yeşil biber, brokoli, lahana, kereviz, turp, pazı ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler özellikle kış aylarında mutlaka tüketilmesi gereken bağışıklığı güçlendiren sebzelerdir.

    Balık ve ceviz içerdikleri omega-3 yağları ile bağışıklığı destekler. Haftada bir kez balık ve hergün ceviz tüketilmesi önerilmektedir.

    Meyvelerden özellikle turunçgiller, portakal, mandalina, kivi ve limon C vitamini iceriği ile öne çıkmaktadır. Günde en az 1 portakal, 1 kivi ya da 2 mandalina tüketilmesi çocuğun günlük ihtiyacı olan C vitaminini sağlar. Taze sıkılmış meyve suları şüphesiz vitamin desteği sağlasa da, meyvenin içerdiği lifler ve diğer minerallerle tam olarak tüketilmesi tercih edmelidir. İncir, Beta karoten ve A vitamininden zengin kayısı gibi yaz meyveleri kışın kurutulmuş olarak tüketilebilir.

    Probiyotikler ağız yoluyla alınan canlı mikroorganizmalardir. Barsaklara yerleşerek bizi zararlı bakterilere karşı korur , sindirime yardımcı olurlar. Mayalı ürünler yoğurt -ayran- kefir -tarhana -boza vb. içerdikleri probiyotikler ile bağışıklık sistemimizi güçlendirirler. Özellikle suyu üst kısımda birikebilen ev yapımı yoğurtların tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    Prebiyotikler ise bu yararlı bakterilerin barsakta sağlıklı çoğalmasını destekleyen, diyetle aldığımız canlı olmayan maddelerdendir. Sarmisak, soğan, muz, tüm sebzeler, tahıllar ve kuru baklagiller bu gruptadir.

    Protein grubu besinlerin ana kaynağı olan et de büyümeyi desteklemenin yanında, çinko içeriği ile bağışıklığı destekler.

    Tüm bu bilgiler ışığında çocuğun mucize yaratacağını düşündüğümüz tek bir meyve ya da sebzeyi yemeye zorlanması yerine, tüm mevsim sebze ve meyvelerini , tam tahılları, eti ve kuru baklagilleri dengeli olarak tüketmesini önermekteyiz .

  • Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk

    Panik Bozukluk, Anksiyete (Kaygı) Bozuklukları çatısı altında görülen bir bozukluktur. Genellikle Panik atak olarak bahsedilir ama aslında panik atak ruhsal bir bozukluk değildir. Panik atak, sadece panik bozukluk da değil, depresyon bozuklukları, madde kullanım bozuklukları, fiziksel rahatsızlıklarda da ortaya çıkabilir. Panik bozuklukta da panik atak belirleyici değil, tanı ölçütleri içinde kapsanır.

    Panik atak nedir?

    Kişinin kısa bir sürede hissettiği, doruğa çıkan yoğun korku ve sıkıntıdır. Çarpıntı, terleme, titreme, soluğun daralması/ tıkanması, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, sersemlik, ölüm korkusu gibi belirtiler oluşur.

    Panik bozukluk nedir?

    DSM V tanı kriterlerine göre;

    • Panik atak belirtilerinden en az dördünün ortaya çıktığı durumlar

    • Atakların en az birinden sonra, aşağıdakilerin biri ya da her ikisi de 1 ay (ya da daha uzun bir) süreyle olur:

    1. Başka panik ataklarının olacağı ya da bunların olası sonuçlarıyla ilgili olarak sürekli bir kaygı duyma ya da tasalanma

    2. Ataklarla ilgili olarak, uyum bozukluğuyla giden davranış değişiklikleri gösterme

    • Bu bozukluk başka fizyolojik ya da ruhsal bozukluklarla daha iyi açıklanamaz

    Son dönemlerde stresli yaşam koşullarından dolayı panik bozukluk sık karşılaşılan rahatsızlıklardan biri haline gelmiştir. Panik bozukluk yaşayan kişiler kendilerinde fizyolojik bir rahatsızlığın olduğu düşüncesine inanırlar ve genelde doktor kontrolünden sonra fizyolojik herhangi bir rahatsızlığın çıkmaması üzerine yönlendirilirler. Panik atağın yaşattığı korku, yaygın olarak kalp krizi geçirildiği düşüncesi oluşturur.

    Panik atağın yaşattığı korku, kişide yine böyle bir atak geçireceğine dair bir kaygı oluşturur. Buna da “beklenti anksiyetesi” denir. Kişi her an tetiktedir. Efor sarf ettiğinde, kahve içtiğinde, kabus görme, öfke gibi durumlar bunun tetikleyicisi olabilir.

    Panik bozukluğun sonucunda agorafobik kaçınma davranışları da sık karşılaşılır. Kişi panik atak geçirme durumunda yardım sağlanamayacağı, kaçmanın zor olduğu durumlardan korkar. Güvenli ortamından çıkmak istemez.

    Panik bozukluk nasıl çözülür?

    Panik bozukluk, Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanarak başarılı sonuçların alındığı bir rahatsızlıktır. Duygu-Düşünce-Davranış ekseninde kişinin panik atak yaşadığı durumlar incelenir. Panik atağın yaşandığı an akıldan geçen düşünceler ayrıntılı bir şekilde incelenerek, bu düşüncelerin doğruluğu sorgulanır. Panik atağa yardımcı düşünceler yerine, daha rasyonel düşünceler geliştirilmesi hedeflenir. Bunun yanında nefes egzersizleri çalışılır ve panik atak durumunda veya olmadan önce kişinin kendini rahatlatması sağlanır.

  • Bebeklerde reflü hastalığı

    BEBEKLERDE REFLÜ HASTALIĞI

    Reflü mide içeriğinin yemek borusuna tekrar kaçmasıdır. Reflü sağlıklı bebeklerde tekrarlayan kusma ve öğürmelerin en sık nedenidir. Midemizdeki asit, yemeklerin sindirilmesinde yardımcı olur. Eğer mide ekşimesi yaşadıysanız, asit reflünün nasıl bir yanma hissine sebep olduğunu bilirsiniz. Bundan dolayı reflüsü olan bebekler de huzursuzluk olabilir.
    Bebeklerde reflü çoğunlukla fizyolojik bir olay olup 18 ay içinde kendiliğinden geçmektedir. Reflüye eşlik eden büyüme geriliği, tekrarlayan solunum sistemi rahatsızlıkları veya yemek borusunda iltihap gibi durumlar ortaya çıkabilir. İlk üç ay boyunca bebeklerin yarısında günde bir ya da daha fazla defa reflü görülür. Reflüsü olan bebeklerinde küçük bir kısmında sıkıntılı, şiddetli ya da inatçı reflü vardır.
    Reflüsü olan bebek küçük miktarlarda süt çıkarabilir veya devamlı kusabilir, hıçkırık tutabilir, öksürebilir ya da tükürük saçabilir. Bunlar normaldir, bebek bunların dışında iyiyse endişe etmenize gerek yoktur.
    Reflü 1 yaşından sonra devam ediyorsa altta yatan bir hastalıktan şüphe edilmelidir. Bebeklerde reflüde mide ile yemek borusu arasında bulunan kaslarda zayıflık olabilmektedir. Yine midenin boşalma zamanı yavaş olabilir. Kısa ve dar bir yemek borusu olabilir. Mide ve barsaklarda sindirimi yavaşlatan hastalıklarda da reflü görülebilir. 1 yaşındaki bebeklerde reflü sıklığı % 5 e kadar düşmektedir.
    Bebeklerde reflüyü önlemek için: dik pozisyonda beslemek, beslenme sonrası 20 dakika kadar dik tutup bebeği hemen yatırmamak, az az ve sık sık beslemek, biberonla beslenme esnasında 3 dakikada bir ara verip bebeğin gazını çıkarmak, biberon deliğini küçük tutmak, bebeğin mamasını biraz daha yoğun hazırlamak reflüyü önlemeye yardımcı olacaktır.
    Bebeklerde reflünün cerrahi ve ilaçlar ile tedavisi mümkündür. Cerrahiye gidecek vakalar ağır ve anatomik bozukluklara bağlı olan reflülerdir. İlaç tedavisinde anti asit ilaç tedavisi ve mide boşalmasını hızlandıran ilaçlar doktor önerisi ile kullanılabilir. Yine sütü koyulaştırıcı yani kıvam artırıcı maddeler kullanılabilir.

    Bebeğinizi besledikten sonra ufak miktarda bir çıkarma ya da kusma endişe edilecek bir şey değildir. Eğer bebekte aşağıdaki durumlar söz konusuysa doktorunuza başvurmanız gerekebilir.

    -Reflü sıkça tekrarlıyorsa, aylık düzenli kilo alımı yoksa, sürekli öksürük ve hırıltı varsa
    -Bebek yemek sırasında ve sonrasında huzursuz oluyorsa, ağlıyor ya da sırtını büküyorsa
    -Düzenli olarak yemeklerden sonra fazla miktarda kusuyorsa doktorunuza başvurmalısınız.

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Aşağıdakilerden birinin ya da birden fazlasının sık ortaya çıkması ile belirli konuşmanın olağan
    sıkıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olmasıdır.

    1) Ses ve hece yinelemeleri.
    2) Sesleri uzatma.
    3) Ünlemlemeler (araya ses ve hece sokma)
    4) Sözcüklerin parçalanması.
    5) Duyulabilir ya da sessiz bloklar (konuşma sırasında doldurulan ya da doldurulamayan ara
    vermeler)
    6) Dolambaçlı yoldan konuşma (söylenmesi zorunlu sözcüklerden kaçınmak için bu sözcüklerin
    yerine başka sözcükleri kullanma)
    7) Sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söyleme.
    8) Tek heceli sözcük yinelemeleri.