Yazar: C8H

  • Çocukları zatürreden koruyunuz

    Zatürre (Pnömoni) akciğerlerin enfeksiyonu olup, her yıl milyonlarca insan zatürre’ye yakalanmaktadır. Erken tanı konulan vakalarda tedavi başarı olmakta ise de bazı vakalarda sekeller görülmekte ve hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Zatürreye bağlı ölümler ciddi sorun oluşturmaktadır. A.B.D her yıl 50.000 yakın insan zatürreden kaybedilmektedir.

    Zatürre;

    Bebekler,

    Küçük çocuklar ve

    Yaşlılarda ağır seyreder.

    Dünya genelinde her yıl 5 yaşından küçük 1 milyon çocuk zatürreden ölmektedir. Günümüzde zatürreden ölümün diğer enfeksiyon hastalıkları AIDS, sıtma ve tüberküloza kıyasla daha yüksek olduğu vurgulanmaktadır.

    Ülkemizde ise zatürreden ölüm oranının yüksek olduğu görülmektedir. Sağlık bakanlığı verilerine göre;

    Bir yaşından küçük bebek ölümlerinin % 48.4

    1 – 4 yaş grubu çocuk ölümlerinin ise % 42.1 i

    Zatürre nedeniyle kaybedildiği vurgulanmaktadır.

    Bebek ve çocuklar için öldürücü olabilen bu hastalıktan korunma mümkün müdür sorusunun yanıtı evettir.

    Aşılama ve diğer koruyucu yöntemlerle hastalık riski azaltılabilmektedir.

    Temel olarak aşılar bağışıklık sistemini enfeksiyonlara karşı hazırlar. Bağışıklık hale gelen çocuklar bakteri ve virüslerle karşılaşma durumunda hastalığı hafif geçirebilir veya bağışık olduğu için hastalıktan korunmaktadır.

    Korunmada aşıların önemi küçümsenemez. Aşı uygulanan vakalarda zatürre olma riski düşüktür. Bu aşıların bir kısmı bakteri bir grubu viral aşılardır.

    Bakteriyel aşılar;

    Hemofiluz influenza tip b

    Boğmaca

    Pnömokok

    Viral aşılar;

    Kızamık

    Su çiçeği

    Grip aşılarıdır.

    Aşıların yan etkisi yoktur. Güvenle kullanılabilir. Günlük aktiviteyi sınırlayıcı etkisi yoktur. Özellikle grip aşısının etkisinin olmadığını savunan uzmanların aksine pnömoninin önlenmesinde grip aşısının yeri tartışılmaz.

    Soğuk algınlığı ile grip enfeksiyonunun karıştırılması ise sözün bittiği yerdir. Kalp hastası, kanser ve akciğer hastalığı olan çocukların aşılanması ayrı bir önem taşır.

    Korunmada anne sütü ile beslenme son derece önemlidir. Anne sütündeki koruyucu maddeler bebekleri birçok enfeksiyon hastalıkları ve zatürreden korunmada etkili olmaktadır.

    Hastalıktan korunmada sık sık ellerin yıkanması önemlidir.

    Hasta olan bireylerin izolasyonuna dikkat edilmelidir. Hapşırık ve aksırırken kağıt mendil kullanılmalıdır.

    Sigara içen ortamlardan kaçınılmalıdır.

    Sağlık bakanlığı verilerine göre 5 yaşından küçük çocuklarda çocuk ölümlerinin bir numaralı nedeni olan zatürreden korunmada aşıların vazgeçilmez olduğu unutulmamalıdır.

    Anahatar kelimeler:

    Zatürre

    Zatürreden korunma

    Pnomokok aşısı

    Grip

  • Hayatında Değer Verdiğin Neler Var?

    Hayatında Değer Verdiğin Neler Var?

    Görüşmelerde referans almak istediğimiz bir alan var. Değerleriniz. Nelere değer verdiğinizi merak
    ediyoruz. Değerlerinizi keşfetmek ve buna uygun bir hayat sürüp sürmediğinizi analiz etmek istiyoruz. Seanslarda değerlerinize uygun hedefler oluşturmanız için uğraşıyoruz. Seanslarınız ilerledikçe bu hedeflere sizlerle adım adım yaklaşmayı umut ediyoruz. Seanslarda belirlediğimiz hedeflere ulaşmak iki ileri bir geri ritmi şeklinde gerçekleşir. Seanslarda değerlerinize, değer verdikleriniz uygun olarak hedefler belirledikten sonra bu yolda karşımıza elbette engeller çıkacaktır. Örneğin varsayalım öfke kontrolü noktasında sorun yaşıyorsunuz bu sorunla alakalı değerlerinize uygun bir hedef belirlediğinizde düşüncelerle bileşme ve rahatsızlıktan kaçınma, değerlerden uzaklaşma gibi engeller kaşınıza dikilip size pis pis sırıtabilirler.

    Düşüncelerle birleşme, rahatsızlıktan kaçınma, değerlerden uzaklaşma ne demek? Bunlar ne anlama geliyor? Düşüncelerle birleşme durumunda zihniniz size bir adım geri atmanızı söyler. Yani zihnimizden geçen düşünceler bizi baş koyduğumuz yoldan alıkoyabilirler. Mesela sosyal fobi problemi yaşıyorsanız zihninizin ‘’Düzgün sunum yapmazsan senle dalga geçebilirler, rezil olabilirsin.’’ Düşüncesiyle birleşebilir yani bu düşünceye yapışabilirsiniz. Bu durumda sunum yapma yolundan değerleriniz yolundan geri çekilebilirsiniz ki bu da istediğiniz bir şey değildir. Rahatsızlıktan kaçınma nedir? Rahatsız olmak kulağa çok itici geliyor değil mi? Ama ya rahatsız olmak sizin dostunuz da sizin haberiniz yoksa ne olacak? Yine bir örnek vermek gerekirse sosyal fobi problemi yaşayan bir kişi için performans sergilemek zor olabilir çünkü o durumda kişi kendini rahatsız hisseder. Rahatsız kelimesinin altını çizmek istiyorum. Rahatsız hissettiği için performans sergilemesi gereken durumlardan kaçar. Bu durumda ne yazık ki sergilemek istediği performansı sergileyemez. Dolayısıyla değerlerinden uzaklaşır.

    Fakat bu meydan okumanın getirdiği rahatsızlık için içimizde yer açarsak yani performans sergilerken rahatsızlık duyduğumuz kabul edersek bir adım ileri gitmiş oluruz hatta baya büyük bir adım desek yalan olmaz. Değerlerden kopmak ne demek peki? Bizim için değerli olanı unutmak. Zihnimizde tutmamak yani değerlerimizi kendimize hatırlatmamak diyebiliriz. Değerlerimizin doğrultusunda davranmamızın önüne neler geçiyor? Mesela ‘’Bunu yapamam bu çok zor, bunu daha sonra yaparım.’’ şeklindeki bir düşünceyle birleşmek değerlerimiz doğrultusunda davranmaktan bizleri alıkoyabilir. Abartılı hedefler koymak da aynı sonucu verebilir. Zamanınızın yeterli olmayacağı şekilde bir hedef koyma gibi abartılı bir hedef yine değerlerimizden bizi alıkoyabilir. Bazen içsel yaşantılarımız da bir engel oluşturur kaygı duygusu gibi ya da yetersizim düşüncesi gibi.
    Değerlerinizin yolundan gitmeniz dileğiyle.

  • Alice in wonderland sydrome: alis harikalar diyarında sendromu

    ~~Alis harikalar diyarında sendromu cisimlerin şekillerinde ve yapılarında eyilme, bükülme, azalma ve genişleme şeklinde illüzyonlar ve hallüssinasyonlar görme ile karakterize bir hastalıktır. Bu hastalık adını 1865 yılında Lewis Carroll (Charles Lutwidge Dodgson) tarafından yazılmış olan “Harikalar Diyarında Alis’in Maceraları” isimli klasik hikâyeden almıştır. Bu hikâyede Alis bir anda boyunun uzadığını bir anda şişman olduğu görmekte olup hikayede ki bir çok canlıda yapısal farklılıkların olduğu ifade edilmektedir. Yazarın kendisinin migren hastası olduğu ve deneyimlerini hikayeleştirdiği speküle edilmektedir. Hastalıkta mikropsi (cisimleri olduğundan küçük görme), makropsi (objeleri olduğundan büyük görme), telopsi (cisimleri uzakta görme), metamerhopsi (cisimleri çok şişman, çok ince, kısa, uzun gibi görme), pelepsiya (cisimleri olduğundan yakın görme) olabilmektedir. Bazen bazı hastalarda alis harikalar diyarında sendromu benzeri hastalıklar da olabilmektedir. Bu da tanı kriterlerini tam destekleyemeyen hastalar için kullanılmaktadır.
    Bu hastalığın tam nedeni bilinmemektedir. Migren, epilepsi ve bazı enfeksiyonlar (ebsstein barr virüs enfeksiyonu) sebep olarak atfedilmektedir. Bu sebeplerden en iyi bilineni tabi ki migren baş ağrılarıdır. Baş ağrısı aurası ya da baş ağrısı çekildiği anda görsel problemler yaşayan hastaların bu şikâyetleri atak sonrasında kendiliğinden kaybolmakta ve atak tekrar yaşadığında bu deneyimi tekrarlamaktadır. Uzun yıllar bu deneyimleri tekrar edebilen hastalar mevcuttur. Bazı epilepsi türlerinde özellikle oksipital epilepsisinde bazan hastalar görsel illüzyonlar ve hallüssinasyonlar yaşamaktadırlar. Beyindeki epileptik aktivitenin farklı alanlara yayılması ile korku ve dehşet hisleri dahi yaşıyan hastalar vardır. Oksipital epilepsilerde bazan görmeme, yarı görme, renkli görme tarzında nöbetler olabilmektedir. Enfeksiyonlar içerisinde en ünlüsü ebsstein barr virüsünün yaptığı tablodur ki hastalar görsel olaylar yaşayarak aileleri korkutmaktadırlar.
    Görsel hadiseleri olan hastaların çocuk nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve altta yatabilecek çok farklı hastalıkların ortaya konulması açısından çok önemlidir.

  • Karşımdaki Beni Dinlemiyorsa Ne Yapmalıyım?

    Karşımdaki Beni Dinlemiyorsa Ne Yapmalıyım?

    -Karşımızdakinin ihtiyacını tespit edip onaylama
    -Kendi istediğimizi tekrar gerekirse tekrar söylemek
    -Karşı tarafı daha iyi anlayabilmek için sorular sormak
    -Anlaşamadığınız noktalar dışında anlaşabildiğiniz noktaları da bulabilmek
    -Mola verme

    Karşımızdakinin ihtiyacını tespit edip onaylama
    Eğer kişilerin sizi dinlemediğini düşünüyorsanız belki de bu kişiler dinlenildiklerini düşünmüyor
    olabilirler. Karşınızdakini onaylamak onunla aynı fikirleri paylaştığınız anlamına gelmez sadece karşı tarafın ne düşündüğünü ne hissettiğini ona geri yansıttığınızı gösterir. Örn. Şu an ki konuştuğumuz konuyu anlamadığım şeklinde bir cümle kuruyor ve öfkeleniyorsun. Benim açımdan bakacak olursak şu anki konuştuğumuz konuyu anlamadığımı düşünmüyorum.

    Kendi isteğimizi tekrar gerekirse tekrar tekrar söylemek
    Söylediğiniz şeyin anlaşılmadığını düşündüğünüzde söylediğiniz şeyi tekrar edin. Özür dilemeyin
    açıklama yapmayın. Direkt olun ricanızı tekrar dile getirin. Tartışmaya girmeyin , sinirlenmeyin, karşı tarafın söylediklerini çürütmeye çalışmayın. Neden sorusuna cevap vermeyin bunun yerine …….şeklinde tercih ediyorum/ bu şekilde hissediyorum deyin. Kendi isteğiniz için kanıt veya bilgi sunmayın.

    Karşı tarafı daha iyi anlayabilmek için sorular sormak
    Eleştiren: seni bu saatte burda görmek ilginç
    Siz:seni tam olarak ne rahatsız ediyor?
    Eleştiren: hepimiz fazla mesai yapıyoruz ama sen 5 te gidiyorsun.
    Siz: ofisten vaktinde ayrılmamla ilgili seni rahatsız eden ne?
    Eleştiren: işlerin bitmesi gerekiyor, bundan sorumlu olan benim.
    Siz: ofisten vaktinde ayrılmamla ilgili seni rahatsız eden ne?
    Eleştiren: işleri tamamlayan genelde ben oluyorum. İşler bitene kadar sen de kalsan iyi olurdu.
    Siz: konuya açıklık getirdiğin için teşekkür ederim.

    Analaşabildiğiniz noktaları bulabilmek

    Karşımızdakinin her dediğine evet doğru demek yerine bir kısmına evet doğru demek bizim işimizi
    kolaylaştırabilir. Kazan kazan oyunu oynamanın iyi bir yoludur anlaşabildiğiniz noktaları bulup bunu
    dile getirmek. Küçük şeyleri abartıyorsun. – Bazen öfkelendiğim oluyor. İstediğim desteği bana hiç vermedin.- istediğin desteği veremediğim zamanlar oldu.

    Mola verme
    Tartışma tırmanmaya başladığında konuşmanın tadının kaçtığını fark ettiğinizde mola verin. Örn.
    Dedikleriniz anladım, durumu biraz değerlendirmek istiyorum. Söylediklerinize daha sonra cevap
    vermek istiyorum, biraz üstüne düşüneceğim.

  • Oksipital lob epilepsisi

    Oksipital lob epilepsi (OLE) tüm epilepsilerin yaklaşık olarak % 5- 10’ unu oluşturmaktadır (1). Genel olarak nörolojik defisit varlığında gelişen ve yapısal lezyonlarla yakından ilişkili olan tipi semptomatik OLE olarak kabul edilirken, nörolojik muayenesi ve beyin görüntülemesi normal olan OLE’li hastalar idiopatik OLE olarak sınıflandırılır (2-4). İdiopatik OLE, benign OLE (BOLE) olarak da bilinmektedir. İdiopatik OLE genellikle çocukluk çağında başlamasına rağmen semptomatik oksipital nöbetler her hangi bir yaşta başlayabilir (2).
    İdiopatik oksipital lob epilepsileri klinik özelliklerine göre erken (Panayiotopoulos tipi) ve geç başlangıçlı (Gastaut tipi) tiplere ayrılır. Erken başlangıçlı tip genellikle gözlerde kayma ve başlıca iktal bulgusu kusma ile 1- 12 yaşlarında başlar. Bu tipte hemi- veya jeneralize nöbetler veya parsiyel status epileptikus nadirdir (5,6). Diğer taraftan geç başlangıçlı tip erken başlangıçlı tipten tamamen farklıdır. Sıklıkla 3- 16 yaşlarında başlar ve başlıca iktal bulgusu görsel nöbetlerdir (7,8).
    Oksipital lob epilepsisi, epilepsi türleri arasında çok sık rastlanmamaktadır. Bu nedenle literatürde klinik özellikleri ve takip konusunda veriler de kısıtlıdır. Ayrıca, farklı beyin alanlarına hızlı iktal yayılım sonucunda vakaların %50’sinde görülen temporal veya frontal motor nöbetler nedeniyle OLE tanısı zordur (9-11). OLE’de vizüel ve okülomotor iktal semptomlar en sık görülen semptomlardır. Görsel auralar ve/veya basit görsel hallüssinasyonlar, iktal amarozis, kontralateral göz veya baş deviasyonu, göz hareket salınımları, göz kırpma, göz kapağı seyirmesi, görme bulanıklığı ve diplopi OLE hastalarında bildirilmiştir ancak hiçbiri patognomonik değildir (3). Yapılan bir çalışmada lezyonal parsiyel epilepsili 276 hastanın auraları incelenmiş ve parsiyel lob veya oksipital lob epilepsilerinde görsel auraların daha sık görüldüğü bildirilmiştir (12).
    OLE hastalarında interiktal diken ve keskin deşarjlar sık görülür. Diğer taraftan OLE hastalarının %50 gibi yüksek bir kısmının iktal EEG’lerinde fokalden ziyade bölgesel tutulum görülebilir (11). EEG değerlendirmesinde, göz kapama sırasında diken dalga paroksizmleri erken başlangıçlı idiopatik formun bir özelliğidir ancak oksipital lob epilepsilerinde multifokal deşarjlar, jeneralize diken dalgalar da sıktır (13).
    Literatüre göre, idiopatik OLE çocukluk çağı benign parsiyel epilepsilerinin %20-25’ini oluşturmaktadır (2,14). İdiopatik OLE tanısı için nörolojik muayene ve beyin görüntülemesi normal olmalıdır. İktal semptomlarına göre ayrılan iki ana tipi vardır; erken başlangıçlı Panayiotopoulos ve geç başlangıçlı gastaut tipleri. Kusma ve gözlerin tonik deviasyonları erken başlangıçlı tipin ana özelliğiyken; görsel nöbetler daha çok geç başlangıçlı tipin özelliğidir. İdiopatik formun, özellikle de Gastaut alt tipinin hastaların klinik sonuçları ve hızlı tedavi açısından migrenden ayrılması önemlidir. Özellikle erken başlangıçlı tip olmak üzere her iki tipde benign bir sürece sahiptir (14,15). Alves-Leon ve ark. (16) benign oksipital epilepsisi olan 12 çocuğu incelemiş ve 4’ünün erken başlangıçlı (%33.3), 6’sının geç başlangıçlı, ikisinde ise (%16.7) erken ve geç başlangıçlı formun iç içe olduğunu bildirmiştir (16). Bu çalışmada en sık iktal semptomlar kusma, baş ağrısı ve görsel halüsinasyonlardı ayrıca tek anti-epileptik ilaç kullanan tüm hastalarda prognoz iyiydi (16). Bu sendromlar çocukluk çağının erken dönemlerinde görüldüğü için olgunlaşma sürecinin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Aslında aile çalışmalarında hem fokal hem jeneralize özellikler gösterilmiştir. Bu bulgular bu epilepsi türlerinin idiopatik epilepsilerden çok farklı türler olmadığını desteklemektedir. Muhtemelen genetik benzerlik vardır. Özellikle bu alt grup epilepsi çeşitlerinin sınıflandırılması ve etiyolojilerinin aydınlatılması için genetik çalışmalara ihtiyaç vardır (17).
    Aksoy ve ark’ın, idiopatik OLE tanısı almış 35 hastayı inceledikleri çalışmalarında bu hastaların 15 tanesi Panayiotopoulos, 11 tanesi Gastaut alt-grubunda kabul edilmiş ve hastaların 9 de atipik bulguları nedeniyle karışık (mixed) grup olarak tanesi sınıflandırılmıştır. Bu çalışmada, Panayiotopoulos alt-tipi daha sık ve daha iyi huylu olarak tespit edilmiştir (18). Benzer şekilde son dönemde yapılan çalışmalarda, sadece Panayiotopoulos ve Gastautalt tiplerinin değil, hastaların her iki grubun da bazı özelliklerini taşıdığı karma bir alt grubun da yapılması gerekliliği üzerinde durulmaktadır (19).
    İncecik ve ark’nın ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, idiopatik oksipital lob epilepsisi olan 42 hastanın %81’i tek ilaçla başarılı bir şekilde tedavi edilmiş, geri kalan %19 hastada iki ya da daha çok sayıda ilaca ihtiyaç duyulmuştur. AEİ sayısı ile cinsiyet, aile öyküsü, ya da EEG bulguları arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, Gastaut alt-tipi, Panayiotopoulos ile karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı şekilde daha çok hastada 2 ve üzeri AEİ ihtiyacı olduğu bildirilmiştir (20). Değerliyurt ve ark, ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, Panayiotopoulos sendromu tanısı alan ve ortalama nöbet başlangıç yaşı 4.6 yıl olan 38 hasta değerlendirilmiş ve bu hasta grubunda da en sık semptomlar iktal kusma, baş-göz deviasyonu ve bilinç bulanıklığı olarak bildirilmiştir. Göz bulguları hastaların % 5’ inde rapor edilirken, iki ya da daha çok AEİ ihtiyacı olan hasta oranı %13 olarak bildirilmiştir. İlginç olarak bu çalışmada, hastaların büyük bir oranında kendisinde ya da ailesinde migren, febril konvülzyon gibi bir öykü mevcuttur (21).

    KAYNAKLAR
    1. Kuzniecky R, Gilliam F, Morawetz R, Faught E, Palmer C, Black L. Occipital lobe developmental malformations and epilepsy: Clinical spectrum, treatment, and outcome. Epilepsia. 1997;38:175–81. Adcock JE1, Panayiotopoulos CP Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol. 2012 Oct;29(5):397-407.
    2. Adcock JE, Panayiotopoulos CP. Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol 2012; 29: 397-407.
    3. Kuzniecky R.Symptomatic Occipital Lobe Epilepsy. Epilepsia, 1998; 39(Suppl. 4):S24-S3 I.
    4. Proposal for revised classification of epilepsies and epileptic syndromes. Commission on Classification and Terminology of the International League Against Epilepsy. Epilepsia. 1989;30:389–99.
    5. Panayiotopoulos CP. Benign childhood epilepsy with occipital paroxysms: a 15-year prospective study. Ann Neurol 1989;26:51-56.
    6. Ohtsu M, Oguni H, Hayashi K, Funatsuka M, Imai K, Osawa M. EEG in children with early-onset benign occipital seizure susceptibility syndrome: Panayiotopoulos syndrome. Epilepsia 2003;44:435-442.
    7. Gastaut H. A new type of epilepsy: benign partial epilepsy of childhood with occipital spike-waves. Clin Electroencephalogr 1982;13:13-22.
    8. Di Bonaventura C, Giallonardo AT, Fattouch J, Manfredi M. Symptoms in focal sensory seizures. Clinical and electroencephalographic features. Seizure 2005;14:1-9.
    9. Wieser HG, Blume WT, Fish D, Goldensohn E, Hufnagel A, King D, Sperling MR, Lüders H, Pedley TA; Commission on Neurosurgery of the International League Against Epilepsy (ILAE). ILAE Commission Report. Proposal for a new classification of outcome with respect to epileptic seizures following epilepsy surgery.Epilepsia. 2001 Feb;42(2):282-6.
    10. Engel J Jr. Classification of epileptic disorders. Epilepsia. 2001 Mar;42(3):316.
    11. Salanova V, Andermann F, Olivier A, Rasmussen T, Quesney LF: Occipital lobe epilepsy: electroclinical manifestations, electrocorticography, cortical stimulation and outcome in 42 patients treated between 1930 and 1991. Surgery of occipital lobe epilepsy. Brain 1992; 115:1655–1680.
    12. Ye BS, Cho YJ, Jang SH, Lee MK, Lee BI, Heo K. The localizing and lateralizing value of auras in lesional partial epilepsy patient. Yonsei Med J. 2012 May;53(3):477-85.
    13. Smith S J M . EEG in the diagnosis, classification, and management of patients with epilepsy. J Neurol Neurosurg Psychiatry 2005;76:ii2-ii7.
    14. Panayiotopoulos CP, Michael M, Sanders S, Valeta T, Koutroumanidis M. Benign childhood focal epilepsies: assesment of established and newly recognized syndromes. Brain 2008;131:2264-2286.
    15. Caraballo RH, Cersosimo RO, Fejerman N. Benign focal seizures of adolescence:a prospective study. Epilepsia 2004;45:1600-1603.
    16. Alves-Leon SV, Nunes RG, Andraus ME, Junior JC, Hemb M, Genofre MA. Clinical and electroencephalographic characteristics of benign occipital epilepsy of childhood in two tertiary Brazilian hospitals. Arq Neuropsiquiatr. 2011 Aug;69(4):648-53.
    17. Taylor I, Berkovic SF, Kivity S, Scheffer IE. Benign occipital epilepsies of childhood: clinical features and genetics. Brain 2008;131:2287-2294.
    18. Aksoy A, Haliloğlu G, Yalnızoğlu D, Turanlı G. Childhood Epilepsy with Occipital Paroxysm: Classification, Atypical Evolution and Long-Term Prognosis in 35 Patients. Turk J Pediatr. 2015 Sep-Oct;57(5):439-52.
    19. Yilmaz K, Karatoprak EY. Epilepsy classification and additional definitions in occipital lobe epilepsy. Epileptic Disord. 2015 Sep;17(3):299-307.
    20. Incecik F, Herguner OM, Altunbasak S. First-drug treatment failures in 42 Turkish children with idiopathic childhood occipital epilepsies. J Neurosci Rural Pract. 2015 Jul-Sep;6(3):300-3.
    21. Değerliyurt A, Teber S, Bektaş O, Senkon G. Panayiotopoulos syndrome: a case series from Turkey. Epilepsy Behav. 2014 Jul;36:24-32.

  • Ben Çok Uyumlu Biriyimdir Diyorsanız Dikkatli Olun Lütfen

    Ben Çok Uyumlu Biriyimdir Diyorsanız Dikkatli Olun Lütfen

    Kişiler arası ilişkilerde uyum sağlayıcı olmak çok işlevseldir ve güzel bir beceridir bizim sosyalliğimizi korur büyütür. Fakat bazen farkında olmasak da fazla uyumlu davranabiliriz ve bu davranışımız bize ve çevremizdekilere zarar verebilir. En fazla önemsediğiniz beş ilişkiyi düşünün ve size yakın gelenlerin yanına işaret koyun.

    1-Hoşlanmasam da katlanıyorum, razı oluyorum.
    2-Sonunda hayal kırıklığı olsa da insanları doğru olanı yapmaya itiyorum.
    3-Karşımdaki ne yaparsa yapsın ne söylerse söylesin kibar ve geçimli olmaya özen gösteriyorum.
    4-Hak ettiğini düşündüğüm insanlara tavsiyelerde bulunurum.
    5-Sonunda kendi gereksinimlerimi feda etsem bile, çevremdekilerin ihtiyaçlarına duyarlılık gösteririm.
    6-Ne istediğimi bilirim ve o konuda ısrarcı olurum, sonunda sinirlensem bile.
    7-Baktım çatışma olacak, geri çekilirim, karşı tarafın isteklerine öncelik vermeye özen gösteririm.
    8-İnsanlar doğru olanı yapmayınca üstlerine giderim
    9-Kırıcı olmaktansa geri çekilirim
    10-İnsanların bencil olmalarına izin vermem, ne yapmaları gerektiğini gösteririm.
    11-İnsanları değiştirmeye çalışmam onları rahat bırakırım.

    Ağırlıklı olarak tek sayıları işaretlediyseniz ilişkilerde pasif kalıyorsunuz demektir, çift sayıları işaretlediyseniz agresif bir sorun çözme tarzınızın olduğu anlaşılır. İlişkilerde pasif kalma kişinin zamanla özgüvenini düşürecektir ve yine zamanla ilişkilerde problem yaşamaya başlarsınız. Sizin pasif kalmanız karşı tarafın davranışlarını da sağlıksız yönde etkileyecektir mesela siz ne istediğinizi dile getirmedikçe karşı taraf sizin ne hissettiğinizi ne istediğinizi anlama şansını kaybedecektir.

  • Gece terörü

    ~Gece terörü özellikle 4- 6 yaşları arasında ve erkek çocuklarında daha sık görülen bir uyku bozukluğudur. Uykuya daldıktan yaklaşık 1- 2 saat sonra çocuk uykudan bağırarak kalkar, etrafında olanları, anne ve babasını tanımaz, şaşkın ve korku içinde olur. Bu olay 3- 5 dakika kadar sürebileceği gibi dakikalarca devam edebilir. Sonra uyandığında yaşadığı bu olayların hiçbirini hatırlamaz. Bazı çocuklarda bir iki kez olup bir daha görülmeyebilir. Bazı çocuklarda da 7-8 yaşlarına kadar devam edebilir. Teşhis ailenin anlatacağı öykü ile kolayca konulur. Ancak bazen epilepsi nöbetleri ile karışabilir. Bu durumda uyku EEG’si çekilmesi yeterli olacaktır.

  • Müzakereci Dinleme Becerileri

    Müzakereci Dinleme Becerileri

    Dinlemek aslında aktif bir süreçtir ne kadar aktif dinlersek iletişim kalitemiz artacaktır. Aktif dinleme
    karşı tarafın his ve düşüncelerini anlamaya çalışmakla olur. Bunun yolu ise soru sormaktır. Örn. Sence sıkıntı ne? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun? ….. sorunu sana kendini nasıl hissettiriyor? Neyin değişmesi gerektiğini düşünüyorsun? Bu durumla ilgili ne hissettiğini anlayamadım biraz daha açıklar mısın? Bu durumu değiştirebilmek için sence ne yapalım? Bu konuda sana yardımcı olabilmem için ne önerirsin?

    Peki nasıl müzakere edilmeli? Bir çatışma yaşadığınızda çatışmayı sükûnet içinde karşılayın. Söz
    söylemeden önce derin bir nefes alın, nefesi verirken gerginliği bırakın. Böylece kendini müzakere
    etmeye hazırlıyor olacaksın.

    İtici olma, başkaları tarafından itildiğin kaba halden uzak dur. Öfkelendiğimizde kaba davranmak
    gelebilir içimizden ama bu bizi haklıyken bile haksız duruma düşürebilir. Kaba hal tuzağına düşme.
    Muhatabın endişe ve gereksinimlerini kabul et ve ona bunu söyle, iki tarafın da tatmin olabileceği
    sonuç üzerine odaklan. Karşı tarafı anladığını göster ki senin onu anlayabildiğini görsün.
    Nötr bir ses tonu kullan, öfke ya da hırçın olmasın ses tonun. Çünkü öfkeli bir ses tonu
    kullandığımızda karşı tarafı tahrik ederiz karşı taraf tahrik olunca sizi dinlemeyecektir ve kavga
    tırmanacaktır.

  • İnfantil mastürbasyon

    ~~Mastürbasyon genital organların sürtünme, elleme gibi haraketlerle veya bacakların cinsel organ bölgesine baskı oluşturacak şekilde sıkıştırılması ile gelişen çocuğa bu şekilde zevk veren bir durumdur. Genellikle 1- 3 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Çoğunlukla kız çocuklarında görülmektedir. Günde 10- 20- 30 ve hatta daha fazla kez görülebilir. Sevgi ve ilgi azlığı olan gelişimsel geriliği olan çocuklarda daha sık olarak görülmektedir. Bir çocuk mastürbasyon yapmadan önce kendine yalnız kalacağı koltuk arkası, masa altı gibi sessiz ve uygun bir yer arar. Sonra bacaklarını çaprazlayarak orasına baskı yapmaya çalışır. Bazen bir oyuncağa bazan sert bir köşeye de kendini vererek bunu yapabilir. Genellikle ellerini orasına götürmez. Bu haraketleri yaptığı zaman zevk- haz alan çocuk renk değiştirir. Kızarır, terler, nefes nefese kalabilir. Bazen bazı çocuklar annesinin kucağında oturduğu yerde bile bu haraketleri yapabilir. Çocuk engellenmeye bu işi bırakmaya zorlandığında ağlar, ajitasyon gösterebilir. Sürekli bu haraketi yapmak istiyebilir. Ebeveynler bu gibi bir durumla karşılaştıklarında çocuğunun nöbet geçirdiğini zannedebilirler. Çünkü epilepsi nöbetlerinde de kasılma olur ve tekrarlar. İnfantil mastürbasyon ile karşılaşıldığında cep telefonları ile yapılacak olan kayıtlar tanı için çok değerlidir. Çocuğum kasılıyor, kendinden geçiyor denildiğinde insanın aklına ilk epilepsi nöbeti gelmektedir. Bu nedenle bu şekilde bir problem sergileyen bir çocuğun öncelikle epilepsi olmadığını ispatlamak çok önemlidir. Peki bir çocuk hele de bir iki yaşındaki bir çocuk mastürbasyonu nereden biliyor ve yapmayı öğreniyor. Çünkü bu yaş çocuklarda alt bezi kullanımı fazla olduğu için, idrar yolu enfeksiyonu, vaginit gibi enfeksiyonların olması bu çocuklarda bu bölgenin tahrişine, kaşınmasına neden olabilmektedir. Böylece bu sebepler mastürbasyon yapmayı çocuklara kendiliğinden öğretebilmektedir. İnfantil mastürbasyonun bir ilaç tedavisi yoktur. Uygun davranışsal yaklaşım yeterli olacaktır.

  • Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Çocuğuma Nasıl Sınır Koyarım? Sınır Koymanın Faydaları Nelerdir?

    Sınır koymak, çocuğun kendisini güvende hissederek hareket edebileceği alanı belirlemesine
    yardımcı ve yol gösterici olacak işaretleri çocuğa göstermek ve öğretmektir. Sınır koymak,
    çocuğun neleri yapıp, neleri yapamayacağını belirler ve sağlıklı gelişim için gereklidir. Çocuğu
    baskılamak, katı sınırlar koymak, her yönden kontrol altına almak demek değildir.
    Çocuklar neden sınırlara ihtiyaç duyarlar?
    Çocuklar içinde bulundukları dünyayı tanımak ve keşfetmek isterler. Bu süreçte de onları
    yönlendirici ipuçlarına ihtiyaç duyarlar. Sınırlar önemlidir çünkü çocuğa güvende olduğunu
    hissettirir. Keşfe çıktığı dünyada yapması ve yapmaması gerekenleri ve sergilediği
    davranışların sonuçlarıyla başa çıkmasını öğretir.

    Çocuğa sınır koymanın faydaları:
    Kurallar, sınırlar bizim hayatımızı kolaylaştırdığı gibi çocuklarında hayatını kolaylaştırır. Bizler
    yetişkin olarak hayatımızda sınırlara ve kurallara ihtiyaç duyarken çocukların bilişsel
    seviyesini düşündüğümüzde sınırlara, kurallara ve rutinlere ne kadar çok ihtiyaçları
    olduğunu anlayabiliriz. Çocuklar sınırlar olduğunda kendilerini güvende hissedebilirler.
    Örneğin, trafik ışıklarının olmadığını düşünün. Muhtemelen kendinizi güvende
    hissetmezsiniz. Bu örnekteki gibi, sınırlar olmazsa çocuklar için pek çok şey de daha karmaşık
    hale gelebilir. Sınırlar aynı zamanda çocukların sosyal becerilerinin gelişmesine de katkı
    sağlar. Bu şekilde çocuklar sosyal hayattaki kurallara uyum sağlamakta zorlanmazlar, hangi
    davranışının kabul gördüğünü, hangi davranışının kabul görmediğini öğrenirler fakat sınırlar
    olmazsa ve çocuğunuza onaylamadığınız bir davranışı yapmasına izin verirseniz, çocuğunuza
    o davranışının yanlış olduğunu öğrenmesini engellemiş olursunuz. Sınır ve kurallarla birlikte
    çocuklar; sorumluluk alma, kendini kontrol etme ve kendi kararlarını vermeyi öğrenirler.
    Çocuğa sınır koyarken, anne ve baba çocuğun yaptığı ve yapmak istediği davranışların
    sonunda bazı alternatifler sunar. Çocuk bunlardan birini seçer ve seçtiği seçeneğin sonucunu
    kabul eder. Bu şekilde çocuk duygusunu geliştirir.
    Tüm çocuklar koyulan sınırları test etmeye çalışır. Bu durum ebeveynlerin canını sıkabilir,
    zaman zaman onları yorabilir fakat sınırladı test etmek ve anne-babaya meydan okumak, bir
    çocuğun hangi davranışlarının kabul edilebilir ve hangilerinin kabul edilemez olduğunu
    öğrenmesini sağlar. Çocuğunuza hayır dediğiniz zaman, istediği şeyi onaylamadığınızı
    söylemiş olursunuz, o da bunun açık ve net bir sınır olduğunu anlar. Tam tersi, evet
    dediğinizdeyse istediği şeyi onayladığınızı söylemiş olursunuz. Bu aynı zamanda, aslında evet
    demek istemediğiniz ama çocuğunuz sizi yıprattığı ve onunla tartışamayacak durumda
    hissettiğiniz veya kötü adam/kadın olmak istemediğiniz için yine de evet dediğiniz
    durumlarda da geçerlidir. Bu gibi durumlarda çocukta bir kafa karışıklığı yaratmamak adına,
    çocuğunuza yalnızca onun yararına ise evet deyin, çünkü evet dediğinizde aslında öyle
    olmasa da istediği şeyi onayladığınızı varsayar.

    Çocuklar sınırlara ve kurallara uymadığı zaman ebeveynler neler yapmalı?
    Öncelikle çocuk sınır ihlali yapmak istediğinde ya da yaptığında hemen tepki göstermek
    yerine nedenlerini düşünün. Çocuklar zaten tedavi gereği zor bir süreçten geçtiği için onları
    dinlemek, anlamaya çalışmak çok daha önemli. Böyle bir durumda öncelikle çocuğunuzun
    anlatacaklarını dinleyin, ihlal etmek istediği veya ettiği sınırlara uygun sonuçlar belirleyin ve
    bu sonuçların ne olacağını önceden net bir şekilde açıklamayı unutmayın. Unutmayın ki
    tutarlı ve hepsinden öte kararlı olmak oldukça önemli. Tutarlı olunmazsa, çocuk yaptığı
    davranışın karşılığında ne alacağını ön göremez ve davranışını ona göre ayarlayamaz. Bu da
    onda kafa karışıklığına sebep olur.

    Çocuğa sınır koyma ile ilgili ailelere öneriler:
    Öncelikle çocuklara vermek istediğimiz mesajı net ve doğrudan vermelisiniz çünkü onlar
    kuralları ve kabul gören davranışları bilerek doğmuyorlar. Ebeveynler olarak bizim işimiz
    onlara öğretmek olduğu için kurallarımızı açık ve net biçimde anlatmalıyız. Kuralları söz ve
    davranışlarımızla öğretebiliriz fakat sözlerimizle davranışlarımız uymadığında çocuklar,
    sözlerimizi duymazdan gelir, davranışlarıyla bizleri deneyebilirler. Bu şekilde karşıdan gelecek
    tepkiye göre davranışlarını deneyimlerine göre ayarlamayı öğrenirler. Sınır koymanın zor
    olduğu çocuklar kurallarımızı ve beklentilerimizi belirlemek için sınırları zorlarlar. Bu tepkiler
    normaldir fakat her çocuğun mizaç özellikleri birbirinden farklı olduğu için her çocuktan farklı
    tepkiler görebiliriz. Çocukla ebeveyn arasındaki olumsuz ilişki de sınır koymayı zorlaştırabilir.
    Çoğu durumda sorun, sınırlar konusunda net olmayan iletişimden kaynaklanır. Bu sebeple
    sınırları belirlemek için net ve doğru bir iletişim kurmak oldukça önemlidir.