Yazar: C8H

  • Geç konuşma

    ÇOCUKLARDA GEÇ KONUŞMA

    Çocuklar genelde 6. aydan itibaren bazı heceler çıkartmaya başlar. 12. aydan itibaren bu heceleri kelime haline dönüştürür. 18. aydan itibaren bilinçli olarak kelimeleri dile getirir ve iki sözcüklü cümleler kurabilir, erkekler içinse 2 yaş beklenebilir.Ama 2 yaşını geçen çocuk ,anne gel,mama ver , gibi iki kelimeden oluşan cümleleri artık kurabilmelidir.Zeka özürü,işitme sorunu gibi sorunlar zaten özel bir tedavi gerektirirler.Bizim kolaylıkla çözebileceğimiz ailelerin hatası sebebiyle televizyon bağımlısı yapılan çocuklardır.elevizyona bağımlı olan çocuklar dış dünyadan koparak insanlardan soyutlanır. Özellikle 0–3 yaş arası çocukların televizyon karşısında fazla zaman geçirip bağımlı olması halinde çocuk tepkisiz, insanlardan ve nesnelerden uzaklaşmaya başlar. Ayrıca duygusal ve sosyal gelişiminde gerileme görülür.

    Çevreden yoksun bir ortamda büyüyen çocuk kelime dağarcığını geliştiremez. Sonuçta çocuğun konuşması ve dil düzeyi daha düşük olur..Bu durumda öncelikle televizyon,cep telefonu,laptop çocuk uyanıkken asla açık bırakılmamalıdır.Çocuk bakmıyor ki biz haberler seyrediyoruz diyerek kendimizi de kandırmayalım.İri resimli kitaplar alıp,hikayeler okuyup,çocuğumuzun gözüne bakarak onunla faaliyetler yapmalıyız.Bazen B12 vitamin eksikliği ,demir eksikliği varlığı tespit edebiliyoruz,bu durumda takviye vermemizde algıyı kuvvetlendiriyor.Gereğinde oyun grupları,kreşe erken başlama öneririz.Yaşıtları konuşurken çocuğun konuşamaması ciddi sosyal ve psikolojik sorunları beraberinde getirir.Bu nedenle iki yaşı geçti ise vakit kaybetmeden hekime müracaat edilmelidir.

  • Bakıyorum ama Görüyor Muyum ?

    Bakıyorum ama Görüyor Muyum ?

    Bakmak ile görmek arasındaki ince çizgiden bahsetmek istiyorum.. Odanızın camının tam karşısındaki ağacı sorsam size? Bazılarından hangi ağaç sorusunu duyar gibiyim. Tam oradaki ağaç evet sizin odanızın manzarası olan o “ağaç”.İşte tüm mesele buydu.. Bakıyorduk ama göremiyorduk. Çünkü bakmış olmak için bakıyorduk, otomatik pilottaydık ve onun yapraklarından renginden bir haberdik, çünkü fark etmedik etmiyorduk..

    Belki de yakından bakıyorduk ondan zor oluyordu. Aslında baktığınız her neyse nereden baktığınız ile nasıl gördüğünüzü de anlatıyordu. Şimdi elinize bir kağıt alın, ve o kağıdı yavaş yavaş yüzünüze yaklaştırın sonrasında öyle bir yaklaştırın ki gözlerinizi yüzünüzü kapatacak şekilde olsun.Şimdi ne mi oldu? Şimdi tam da burada herşeye kendinizi kapattınız. Şu an sizin için hayatı anlamlı kılan “değerlerinizi” bir düşünün. Duygularınızı, düşüncelerinize, davranışlarınıza olduğunuz yerden bakın. Ve şimdi yüzünüzü kapattığınız o kağıdı yavaş yavaş yüzünüzden çekin, ve bir daha bakın. Hayatınızdaki cevapsız sorulara anlamlandıramadığınız durumlara bakın onları fark edin. Onları görün ve izleyin. Anlayarak bakmaya ve görmeye devam edin.Değerlerinizin farkında olmayı fark edin, özgürleşin.

  • B12 vitamin eksikliği

    ~~B12 vitamin eksikliği ülkemizde sık görülen bir kansızlık çeşitidir. B12 vitamin eksikliği sıklıkla beslenme bozukluğuna bağlı gelişmektedir. Vejeteryan beslenme ya da et ürünlerinin yeterince alınamaması sonucu gelişmektedir.

    B12 vitamini insanda ne iş yapar? Görevleri nedir? Nörolojiyi niye ilgilendirir?

    B12 vitamini vücudumuzdaki tüm hücrelerin gelişmesi, büyümesi ve yenilenmesi için gereklidir. DNA sentezi için olmazsa olmazdır. Sinir hücrelerinin yani beynin iyi çalışması için gereklidir. Eksikliğinde beyinsel problemler yaşanması doğaldır. Algılama, konsantrasyon, zeka, düşünme fonksiyonları eksikliğinde etkilenmektedir. B12 vitamini hiçbir bitkinin yapısında yoktur. Sadece hayvansal gıdalarda vardır. Karaciğer, dalak, böbrek, et, yumurta, peynir, süt ve deniz ürünleri başlıca zengin bulunduğu gıdalardır. Aslında vücudumuzun B12 vitamini gereksinimi çok düşüktür. 3 mikrogram bir insana yeter. 1 mg B12 vitamini bir insana 2 yıl yetecek düzeydedir. B12 vitamini vücutta depolanabilen bir vitamindir. Eksiklik bulgularının çıkabilmesi için en az iki yıl yetersiz alınması gerekmektedir. Eksikliğinde demir eksikliğinde gördüğümüz halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve solukluk şikayetleri olur. Nörolojik ilk belirtiler ellerin uçlarında uyuşma, denge bozukluğu ve yürüme bozukluğudur. Depresyon, psikiyatrik şikayetler, hayeller görme sıktır. Okul çocuklarında okul başarısında gerileme ön planda olabilir. Öğretmeni son zamanlarda çocuğunuzda bir gerileme olduğunu size bildirebilir. Göz sinirinin etkilenmesi durumunda görme zorlukları yaşanabilir. Peki yeni doğan bebekler nasıl etkilenir. Eğer annede gebelik süresince eksiklik var ise bebekte de eksiklik olmaktadır. Doğum sonrası emzirme sürecinde anne sütünde de az miktarda olduğu için bebekte eksikliği yaşamaktadır. B12 vitamini eksikliği olan çocuklarda bazan epilepsi nöbetleri de görülebilmektedir.
    B12 vitamini eksikliğinde önemli olan korunmadır. Zengin olduğu gıdaların diyette yer alması, gebelik süresince annelerin en az bir kere B12 vitamin düzeyi baktırmaları yeterli olacaktır.

  • Sınav Kaygısı ile Nasıl Baş Edeceğim?

    Sınav Kaygısı ile Nasıl Baş Edeceğim?

    Sınav kaygısı bütün öğrenciler arasında oldukça yaygındır. Alacağı notlar, sınav sonrasında kazanacağı ya da kaybedeceği şeyleri düşündükçe bu kaygı artar. Ebeveyn olarak ona sunabileceğiniz en büyük destek ona herhangi bir sınav ya da notla hiçbir şeyin bitmeyeceğini söylemenizdir. Bu arada ona sadece “rahat ol” demenizde yetmeyecektir. Sınavlarda daha rahat olması için ona daha olumlu düşünmesini ve daha rahat hissetmesini sağlayacak bazı teknikleri öğretmeniz gerekir. Bunu öğrenmeleri ve bir alışkanlığa dönüştürmeleri ile kısa sürede sınavlara daha rahat ve daha az kaygılı girebilirler. Bu stratejilerden bazıları şunlardır;

    “Kaygılı Düşünceleri Neler?”
    ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETİN! İlk olarak çocuğunuzu kaygılandıran düşüncelerin neler olduğunu öğrenmeniz hem onun kaygılarıyla ilgili daha fazla farkında olmasını hem de sizin ona daha iyi yardımcı olmasını sağlayacaktır. Örneğin; Kaygılandığı anda ona şu soruları sorabilirsiniz. Şu anda ne düşünüyorsun? Seni kaygılandıran ne? Olacağını düşündüğün en kötü şey ne? Bu sorular karşısında çocuğunuzun vereceği cevaplar “başarısız olacağıma inanıyorum”, “sınavdan geçemeyeceğimi düşünüyorum” vb. gibi olabilir. Aslında böyle düşünüyor olmak gerçekten sınavdan kötü not alacağı anlamına gelmez. Ancak bu inançla duruma gerçek olmayan negatif bir pencereden bakmasını sağlar ve performansını olumsuz olarak etkiler.

    “Daha Yapıcı Konuşmalar Yapmasını”
    ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETİN! Yaşanılan durumlar karşısında nasıl tepkiler vereceğinizi belirleyen tutumlar ve inançlardır. Dolayısıyla çocuğunuzun sınavla ilgili yaptığı negatif “konuşmalar” onun kaygısını arttıracaktır. Onun düşüncelerini sizinle paylaşmasını sağlayın daha olumlu bir cümle ve bakış açısı ile yer değiştirin. Sınavla ilgili olumlu konuşmalar özgüveni arttırır ve kaygıyı azaltır. Örneğin; Negatif bir konuşma; Ne yaparsam yapayım, bu testi geçemeyeceğim Olumlu bir konuşma; Bütün materyalleri çalıştın, sınavda elinden gelenin en iyisini yapacağına eminim.

    Negatif bir konuşma; Matematikte iyi değilim, niye uğraşıyorum ki?

    Olumlu bir konuşma; Sınavda öğrendiğin şimdiye kadar öğrendiğin bilgileri en iyi şekilde kullanacağına eminim. Negatif bir konuşma; Eğer kötü not alırsam bittim. Olumlu bir konuşma; Tatlım bu sınav başarıyı ölçmenin sadece bir yolu. Negatif bir konuşma; Asla hata yapmamalıyım. Olumlu bir konuşma; Hatalar her sınavda olur ve hatalarından çok şey öğrenirsin gibi. Negatif bir konuşma; Diyelim ki sınavı geçemedim. O zaman ne olacak? Ne yapacağım? Olumlu bir konuşma; Böyle bir şey olması tabi ki çok üzücü. Ancak dünyanın sonu değil. Bir dahakine biraz daha fazla çalışabilir, yanlışlarının üzerinden geçebilir ve daha iyi yapabilirsin.

    “Fiziksel Olarak Rahatlamayı”
    ÇOCUĞUNUZA ÖĞRETİN! Fiziksel olarak rahatlamanın kaygıyı azaltma ve performansı daha iyi ortaya çıkarma gibi etkileri oldukça iyi biliniyor. Siz de çocuğunuza gevşeyerek rahatlamayı ve sınava daha rahat girmesini sağlayabilirsiniz. Bu egzersizi birlikte yapın. Beraberce rahat bir koltuğa oturun. Bedendeki gergin alanları bulup önce kasıp sonra gevşetin. Örneğin… Önce kollarınla başlayalım… Şimdi kollarını, omuzlarını pazılarını sık. Şimdi sıkmaya devam et (10’a kadar say), şimdi bırakabilirsin. Bütün gerginliği bırak, sanki kollarından bir sıvı akarmışçasına, bütün gerginliğin akıp gitsin. Bırak hepsi gitsin, tüm gerginlik akıp, gidiyor. Kolunu dayadığın yeri (ya da sandalyeyi) hisset, kollarının ağırlaştığını fark et… Giderek ağırlaştığını, daha da ağır olduğunu hisset… Kolların ağır ve rahat… Rahat, ağır ve sıcak… Ağırlığın sıcaklığını ve rahatlığını fark et… Giderek daha ağır, rahat ve sıcak hissediyorsun…” Derin bir nefes alıp vererek sırasıyla elleri, bacakları, ayakları, boyunu, karnı ve yüz kaslarını kasıp gevşetin. Aralarda derin nefes alıp vermeye devam.

    “Ebeveyn Olarak Yapmanız Gerekenleri”
    Kendinize Hatırlatın! Şüphesiz çocuğunuzun yapacağı ve öğreneceği yöntemler kadar sizin de ona bu süreçte göstereceğiniz tutum ve davranışlar da ona rahatlaması için büyük destek olacaktır. Sınav öncesindeki günler kaygıyı hissedeceği zamanlar olacaktır. Sınav tarihlerini mutlaka not edin. Sınavlar öncesinde onunla konuşmaya ve destek olmaya çalışın. Kaygı arttığı zaman günlük uyku ve yemek düzeninde bozulmalar olabilir. Çok fazla zorlamadan sağlıklı beslenebileceği yiyecekler hazırlayın. Uyku düzeninin bozulmaması için çalışma saatlerini gözden geçirin ve çok fazla kafein almamasını sağlayın. Bir sınavın ardından başlangıçtan sonuna kadar nasıl bir sınavdı beraberce üzerinden geçin. Kaygıyla başa çıktığı zamanlar için onu tebrik edin. Kaygının yüksek olduğu ve bunun sınav performansını olumsuz etkilediği durumlarda kesinlikle kızmayın ve eleştirmeyin. Onu etkileyen etkenleri iyi öğrenin. Bir dahaki sınavda neleri daha iyi yapabilir. Bunun üzerine konuşun. Olumsuz duygularını görmezden gelmeyin. Onun yaşadığı bu duyguyu anlamaya ve onunla empati kurmaya çalışın. Tek taraflı nasihat vermek yerine onunla diyalog kurmaya onu da dinlemeye çalışın. Sınavlardan sonra rahatlayacağı ve dinleneceği organizasyonlar yapın.

  • Bebeklerde kolik nednleri

    Kolik nedir?

    3 haftadan fazla süren, haftada üç günden fazla, 3 saati geçen ağlama ve huzursuzluk nöbetlerini kolik olarak adlandırıyoruz. Kolik genellikle doğumdan 3 hafta sonra başlar ve 3 aya kadar devam edebilir. Bebeklerin % 5 ile % 25 inde görülmektedir. Koliğin etkin bir tedavisi olmamakla beraber, bebeğin ağrısını azaltacak yardımcı ilaçlar ve masajlar, bazı seslerin dinletilmesinin bebeğe faydası olabilmektedir.

    Bebeklerdeki ağlama nöbetlerine yüksek tonda çığlık atma, yüzde kızarma ve inleme, bacakları karnına çekme, kafasını geriye atma, yumruklarını sıkma, gaz çıkarma, tahta gibi sert bir karın ve huzursuzluk eşlik eder. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta; bu sorunlara neden olabilecek başka bir hastalığın olup olmadığıdır. Bunun içinde bir hekim muayenesi şarttır. Bebeklerde; fıtık, barsak düğümlenmesi, orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu gibi problemler de çok ağlamaya yol açar ve bebeğin kolik sorununu taklit edebilir.

    Koliğin kesin olarak bir nedeni tespit edilememiştir. Sadece bazı teoriler ortaya atılmıştır. Barsak gelişiminin yetersiz olması, besin alerjileri, barsak hareket azlığı, formüla mama intoleransı, gebeliğin stresli geçmesi, annenin alkol kullanması, anne yaşının küçük olması, ailenin sosyal şartlarının kötü olması gibi durumlar kolik riskini artırmaktadır.

    Bebeklerde koliği gidermek için bazı öneriler bulunmaktadır. Bunlar davranış değişiklikleri, diyet değişikliği, bitkisel çaylar, bazı seslerin bebeğe dinletilmesidir. Bebeğin kucağa alınması, hafif hafif sallanması, yumuşak bir ses tonu ile onunla konuşulması, gürültüsüz ve loş ışıklı bir odaya alınması, gözlerinin içine bakarak karnına sıvazlama yaparak masaj yapmak önlem olarak denenebilir. Tek başına anne sütü ile beslenen bebeklerde diyet değişikliği yapmaya gerek yoktur. Mama ile beslenen bebeklerde laktozsuz mamalar ya da alerjisi olan bebeklerde hidrolize alerji mamaları denenebilir. Bitkisel çayların kolik tedavisinde etkili olduğunu gösteren araştırma az sayıdadır. Rezene, meyan kökü, papatya kolik tedavisinde en sık kulla­nılan bitkilerdir. Melisa, rezene ve matricariae recutita karışımıyla yapılan çalışmada bir haftadan sonra ağlama zamanı azalmış, yan etki saptanmamıştır. Yine bir araştırmada kolikli bebeklerde beş değişik bitkinin karışımından yapılan bir bitkisel çay kullanmışlar ve anlamlı etkili bulmuşlardır. Bebeklerde kolik için kullanabilecek ağrı kesiciler ve gaz damlaları mevcuttur. Bunların doktor önerisi olmadan kullanmak doğru değildir.

    Gaz sancısı (kolik) nedeniyle ağlayan bebek nasıl sakinleştirilir

    Kolik selim bir durumdur ve pek çok vakada 3 ay sonra ortadan kaybolmaktadır. Ağlayan bir bebeği sakinleştirmek için birçok yöntem var­dır. Ancak, bir bebeğin yatıştırılmasını sağlayan bir yöntem bir diğerinin daha çok ağlamasına neden olabilir. Yavaş tonda bir şeyler mırıldanır­ken bebeğin gözlerinin içine bakmak ve onu hafifçe sallamak, genellikle yararlı olmak­tadır. Ağlayan bebeği rahatlat­mak için aşağıdaki yöntemlerde denenebilir:

    Bebeğin kucakta, pusette, yatağında, hamakta, bebek altı haftalıktan büyükse otomatik bebek salıncağında ritmik şekilde yavaş yavaş sallanması. Çok sert ve hızlı sallama boyunda yaralanmaya yol açabileceğin­den dikkatli olmak gerekir.

    Kucakta hafif hafif sallayarak gezdirmek.

    Bebeğin kanguru içinde ya da annenin/ bakıcının kucağında tutulması. Bazı bebekleri sıkıca, kun­daklar gibi sarmak işe yarayabilir.

    Bebeğin karnına sıcak havlu sarmak

    Bebeğe ılık banyoya yaptırmak

    Şarkı veya ninni söylemek. Bebeğin hangi müzik türünden hoşlandığını keşfetmeye çalışmalıdır.

    Ritmik seslerden yararlanma. Birçok bebek vanti­latör ya da elektrik süpürgesinin sesiyle, rahim içinde duyduğu guruldamaların teyp kaydıyla, doğadaki seslerle ya da babalarının sesleriyle sakinleşebilmektedir.

    Bebeğe masaj yapılması. Okşanmaktan ve doku­nulmaktan hoşlanan bebekler için masaj, sakin­leştirici olabilir.

    Kısa bir süre, annenin/bakıcının sırt üstü yatarak bebeği, üzerine yüzü koyun yatırması.

    Basınç uygulama tekniği: Bebek kucağa alınır, annenin/ bakıcının karnı üzerine yatırılır ve hafif­çe sırtına vurulur ya da sırtı sıvazlanır. Bu, birçok bebeğin çok sevdiği bir yöntemdir.

    Bu yöntemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir. Ama bir çok bebek bu yöntemlerden bir veya bir kaçı ile sakinleşmektedir. Bütün bunların dışında kolikle başa çıkamadığını düşünüyorsanız, doktorunuza danışarak ilaçla tedavi yöntemini tercih edebilirsiniz. Fakat bilmelisiniz ki, koliği kesen sihirli bir ilaç yok. Ve ilaçların da yan etkileri olabilir.

  • Çocuğunuzda Sınav Kaygısı Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    Çocuğunuzda Sınav Kaygısı Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    “Bizimki çok sinirli, her şeye parlıyor”, “Dokunsan ağlayacak”, “Geçen gün dershanedeki denemeye giderken bir baktım elleri buz gibi”, “Anne, sınavlardan önce kalbim ağzımdan fırlayacak gibi oluyor, diyor”…Bu cümleler size tanıdık mı geldi? Eğer tanıdık geldiyse ve sık sık buna benzer durumlar yaşıyorsanız kaygının varlığından söz edebiliriz.

    Kaygının İnsan Yaşamında ki Yeri

    İnsan yaşamı ve sürdürülebilirliği için kaygı duygusu gereklidir. Önemli olan kaygı duygusunun ne şiddette, ne sıklıkta ve hangi durumlarda yaşadığınızdır. Vahşi bir hayvanla karşılaştığınızda yaşadığınız korku duygusu kendinizi savunmanızı ya da o durumdan uzaklaşmanızı sağlar. Bunun yanı sıra karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakmanızı sağlayan temelde endişe duygunuzdur. Bir öğrencinin sınıfta öğretmenine karşı gelmemesi, sınıf kurallarına uyum göstermesi içsel yaşadığı endişeye bağlıdır. Bu bağlamlar ele alındığında korkunun, kaygının insan yaşamı için gerekliliği açık şekilde ortadadır. Ancak, duruma ve olaya uygun olmayan yoğun ve şiddetli kaygı insan yaşamını oldukça kısıtlar ve problemler yaşanmasına sebebiyet verir. Sınav Kaygısı da böyle bir kaygı çeşididir.

    Kaygı çocuğun sorumluluk almasında ve yapmak istediklerini gerçekleştirmesinde motivasyonunu sağlar. Ancak, yoğun kaygı yaşayan çocuklarda bu durum tam tersidir. Şiddeti fazla olan kaygı yaşantıyı olumsuz yönde etkilemeye başlar ve bu da bireyin ruhsal durumunu, bedensel tepkilerini ve sosyal alanlarını hızlı bir şekilde, yararlı olmayacak türden etkiler.

    Sınav Kaygısı Nedir?

    Birçok tanımı olan bu kaygı türünü; çocuğun/gencin/bireyin zihninden geçirdiği olumsuz düşünceler neticesinde oluşan panik durumuna bağlı olarak bilginin hatırlanmasını güçleştiren, sınav performansını olumsuz yönde etkileyen şiddetli kaygı, olarak açıklayabiliriz.

    Çocuğunuzda Sınav Kaygısı Olduğunu Nasıl Anlarsınız?

    Kaygı yoğunluğu arttıkça bedensel belirtiler de ve düşünce içeriklerinde olumsuz değişimler ortaya çıkar. Buna bağlı olarak çocuğunuzda;

    • Gözlemlenebilir düzeyde huzursuzluk, endişe ve sinirlilik hali,

    • Kolaylıkla ağlama ve panik hali,

    • Sınavı ya yapamazsam, ya başaramazsam gibi olumsuz içerikli düşünceler

    • Sınav sırasında dona kaldığını aktarma,

    • Sınav esnasında bildiği soruları yapamama,

    • Dikkatinde dağınıklık, konsantre olamama,

    • Sınav sonucuyla ilgili olumsuz öngörülerde bulunma,

    • Baş, karın ağrısı, mide bulantısı, bağırsak sistemine ait sıkıntılar yaşama,

    • Sınavdan bir gün veya sınav tarihi yaklaştıkça endişe, panik hali,

    • Bedensel olarak kalp çarpıntısında artış, ellerde titreme, terleme, el ve ayaklarda soğuma,

    • Sık tuvalete gitme,

    • Sinirlilik ve ani irkilmelerin çok olmaya başlaması,

    • Hiçbir şey bilmiyorum, ben ne yapacağım gibi ifadeler,

    • Sınavda bildiklerini unutacak kadar heyecanlandığını ifade etme,

    • Sınavdan önce daima huzursuz, gergin olması,

    • Kaslarda yoğun gerginlik,

    • Sınavdan önce uyku da bozulma gibi durumları yaşayıp, bu tarz düşüncelerin birkaçını ifade ediyorsa sınav kaygısının varlığından söz edebiliriz.

    Sınav Kaygısı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    Sınav kaygısı çocukların/gençlerin akademik başarılarını olumsuz yönde etkileyen bir kaygı türüdür. Tedavi edilmezse potansiyeli olan çocuk/genç performansının altında başarı elde eder. Aynı zamanda bu durum ruh sağlığını, fiziksel belirtilerini ve sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkileyeceği için büyük bir sorun haline gelecektir.

    Kaygının dikkat ve hafızayı faydalı olmayacak şekilde etkilediği yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Buna bağlı olarak sınav kaygısı yaşayan çocukların sınavlarda dikkat hatalarını daha çok yapmaları beklenen bir sonuçtur. Çocuğun/gencin bildiği konuları hatırlayamama, yanlış yapma durumu artmaktadır. Çalışmasına karşın kaygıdan dolayı istediği verimi alamayan çocuk/genç ders çalışmaya karşı motivasyon kaybı yaşayacaktır ve başarısızlık duygusu artacaktır. Bu da onu çeşitli psikolojik sorunlar yaşamasını tetikleyebilir.

    Bu sonuçlar ışığında bir uzmandan destek almak hem çocuğunuzun hem sizler için önem kazanmaktadır. Uzman, çocuk/genç, aile ve öğretmen işbirliği ile yürütülen süreç olumlu sonuçlar almanızı sağlayacaktır.

  • Benin paroksismal tortikollis

    ~~Benign paroksismal tortikollis tekrarlayan boyunda ani eyrilme atakları ile seyreden epileptik olmayan iyicil bir hastalıktır. Tekrarlayan ataklar genellikle yaşamın ilk aylarında başlayabilir. Dört-beş yaşından sonra kendi kendine geriler. Boyun ve omuzda tek bir tarafa eğilme şeklinde postür ve pozisyon değişikliği tipiktir. Bu ataklar esnasında kusma, huzursuzluk, dengesizlik, uyuşukluk, solukluk ve bazı çocuklarda gövdenin bir tarafa eğilmesi eşlik edebilir. Aileler genellikle doktora bir panikle gelirler. Çocuklarının ara ara bazan 2-4 saat bazen birkaç gün boynunda eyrilme olması şikâyeti ifade ederler. Bu hastalara boyun ve beyin emarları genellikle çekilmiş olmaktadır. Hastalığın sebebi halen bilinmemektedir. Kızlarda erkeklerden daha sık görülür. Birçok çocukta ailede migren öyküsü olabilmektedir. Yaş ilerledikçe ataklarının sıklığı ve atak süresi giderek azalmakta ve iyileşmektedir. Tanı klinik olarak yani muayene ile konulmaktadır. Bazı ilaçların yan etkileri ve nadir nörolojik hastalıklar benzer tabloya neden olabilmektedir. Bu nedenle her hastanın bir çocuk nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek altta yatabilecek başka hastalıkların araştırılması uygun olacaktır. Bu hastalığın kesin bir ilaç tedavisi yoktur. Genellikle tedavi gerekmez. Hastalık kendi kendine zaten iyileşir. Bazen atak sıklığı fazla ve klinik ağır olduğunda difenhidramin ve siproheptadin gibi antihistaminikler (allerji şurupları) veya anti epileptikler (sara hastalığı için kullanılan ilaçlar) atakları önlemek amacıyla kullanılabilir.

  • Aşırı Hassas İnsanların Özellikleri

    Aşırı Hassas İnsanların Özellikleri

    Hassas bir insan mısınız? Hassas olduğunu düşündüğünüz tanıdığınız insanlar var mı?Aşırı hassas olmak dışsal (sosyal ve çevresel) ve /veya içsel (kişisel) uyaranlara akut fiziksel, zihinsel ve duygusal tepkiler verme durumudur. Kişilik özelliğine bakmaksızın aşırı hassasiyet durumu, kişinin hayat kalitesini etkileyen bir tepkiler zinciridir.Hassas olmanın bir çok olumlu yönü olsada (iyi bir dinleyici olma, onaylama, empati yeteceğinin gelişmiş olması, sezgisel olma, başkalarının istek ve ihtiyaçlarını daha iyi anlama vb.) , aşırı duyarlı hassas olma durumu kişinin sağlığına, mutluluğuna ve başarısına olumsuz yönde etki eder. İçsel kendine dönük inançları sağlıksız ve ilişkilerinin karmaşık olmasına neden olur.

    Kişinin aşırı hassasiyet duyarlılığına bakabilmek için kişinin yaşam alanında ; kendisiyle ilgili duyarlılığını, başka insanlar hakkındaki hassasiyetini, çevresine karşı duyarlılığını değerlendirmek gerekir.

    Aşağıdaki durumların hangilerini ne sıklıkla yaşamaktasınız?

    1.Olumsuz düşüncelerin ve duyguların etkisinde kalmak,

    2.Gün boyunca hoş olmayan bir şey olduğunda sıklıkla somatik bazı belirtileri yaşamak(bedensel yakınmalar, stres, baş ağrısı, spazmlar),

    3.İştahda aşırı artma yada azalma,

    4.Uyku alışkanlığın bozulması(çok uyuma,az uyuma yada uyuyamama),

    5.Gergin ve endişeli ruh hali,

    6.Beklentilerin karşılanamaması durumunda ‘kendini yitirmek’ kontrolü kaybetme eğilimi,

    7.Küçük durumlarda bile reddedilmekten korkma,

    8.Başka insanlarla(fiziksel,ilişkisel,sosyal,iş,finans ve başka alanlarda)senaryolarda karşılaştırma ve sonrasında mutsuzluk hissini yaşama,

    9.Hayattaki veya toplumdaki adaletsizlik,ağır can sıkıcı durumlar karşısında aşırı öfke ve kızgınlık hissi,

    10.Başkalarının kendisi ve kendi yaşam alanıyla ilgili ne düşündüklerini aşırı düşünme,

    11.İnsanlarla yaşanılan küçük sorunlar karşısında köprüleri tamamen atma,

    12.Olumsuz duyguları gizlemekte ustalaşarak çok güçlü olduklarına kendilerini inandırırma,

    13.Hayatın her döneminde incitilmiş olduğunu düşünme,

    14.Toplulukta kendini garip hissetme, grup içerisinde görünmez olma.

    Aşırı hassas insanlar, yukarıda yazılanlardan bazılarını akut olarak yaşarken bazılarını daha hafif yaşayabilmektedir.

    Aşırı duyarlılığı yönetmenin yolu; yoğun duygulanım yaşandığında öz kontrol sistemlerini çalıştırmak, duygusal bağışıklığı güçlendirmek adına öz denetim sistemlerini çalıştırabilmektir. Bu sistemlerinin sağlıklı çalışmadığını, bu duruma bağlı olarak yaşam kalitesinin bozulduğunu düşünen kişilerin profesyonel psikolojik destek almaları gerekmektedir. Aşırı hassas insanlarla yaşayan,çalışan kişilerin ise olumlu ve yapıcı ilişkiler geliştirebilmeleri için etkili iletişim becerileri öğrenmeleri gerekmektedir.

  • Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu ve tedavisi

    Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen ikinci enfeksiyondur. Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, uygun şartlarda alınan idrar kültüründe bakteri üremesine denir.

    İdrar yolu enfeksiyonu çeşitleri ve nedenleri:
    İdrar yolu enfeksiyonları alt ve üst diye ikiye ayrılır. Üst üriner sistem enfeksiyonları daha tehlikelidir. Böbreklerde meydana gelen enfeksiyonlarda ilerde böbrekte hasara neden olup hipertensiyon veye böbrek yetmezliği gibi hastalıklara neden olabilmektedir. Alt üriner sistem enfeksiyonları ise idrar torbası ve sonrası kısımdaki enfeksiyonlardır. Üst üriner sistem enfeksiyonları hızlı tedavi edilir ise bu hasarların önüne geçilebilir. İdrar yolu enfeksiyonları kız çocuklarında daha sık görülmektedir. Barsak bakterileri en sık etkenler arasında bulunur. Yaş, cinsiyet, anatomik bozukluklar, immün sistem, hijyenik faktörler, genetik yatkınlık gibi nedenler risk faktörüdür.
    Kızlarda üretranın kısa olmasının idrar yolu enfeksiyonu gelişiminde rolü vardır. yine, temizlik şeklinin, perine hijyeninin, yüzmenin ve banyo yapmanın idrar yolu enfeksiyonu ile direk ilgisinin olmadığı gösterilmiştir. İdrar yolu enfeksiyonlarında asıl neden bakterinin idrar yollarına bulaşmasıdır Ailelere hijyen ile ilgili önerilerde bulunurken, denize girmenin yasaklanması sadece çocuk üzerindeki baskıyı arttıracaktır ve enfeksiyon sıklığını etkilemeyecektir. Bununla birlikte, sabun gibi irritan maddeler ile yapılan banyoların, yanmalı idrar yapma, idrar bekletme ve kötü işeme şekline yol açarak idrar yolu enfeksiyonuna zemin hazırlayabildiği bilinmektedir. İdrar yolu enfeksiyonu gelişiminde en önemli risk faktörlerinden birisi de işeme bozukluğudur.
    Özellikle, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ile işeme bozuklukları arasında belirgin bir ilişki bulunmaktadır. Yine kabızlık ile idrar yolu enfeksiyonları arasında da ilişki bulunmaktadır. Kabızlığın tedavisinin idrar yolu enfeksiyonunun sıklığını azaltığı bilinmektedir. Altta yatan işeme bozukluğunun tedavisinin enfeksiyonların tedavisinde ve varsa reflünün kendiliğinden düzelmesinde çok önemli rol oynadığı bilinmektedir.

    İdrar yolu enfeksiyonlarının belirtileri ve tanı yöntemleri:
    Bebeklerde sadece huzursuzluk, iştahsızlık, beslenmeyi reddetme ya da kilo alamama ve kilo kaybı olabilir. Ateş her zaman olamayabilir. Daha büyük çocuklarda sık ve ağrılı idrar yapma, kesik kesik idrar yapma görülebilir. Ani idrar yapma isteği ve idrarını tam boşaltamama, damla damla idrar kaçırma ve tam boşaltamama gibi bulgular olabilir. İdrar yolu enfeksiyonu için en güvenilir tanı yöntemi idrar kütürüdür. Sünnetli erkek çocuklarda orta akım örneğinde 100 bin ve üzerinde üreme olması enfeksiyonu düşündürmelidir. İdrar kontrolünü kazanmış kızlarda ise tek bir orta akım örneğine güvenmek yerine 2 ya da 3 kez tekrarlamak yoluna gidilmelidir.
    Görüntüleme yöntemlerinden ultrason normal anatomik yapıyı ve bir darlık olmadığını görmek için en uygun inceleme yöntemidir. Reflü şüphesi varsa voiding sistoüretrografi (VSUG, VCUG) ile reflü araştırması yapılmalıdır. Eğer böbreklerde hasardan şüphe ediliyorsa sintigrafi çekilebilir.

    İdrar yolu enfeksiyonları tedavisi

    İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi genellikle antibiyotiklerle yapılmaktadır. Fakat her antibiyotik her bakteri türü için etkili olmadığından uygun antibiyotik kültür sonucuna göre belirlenmektedir. Antibiyotik tedavisi başladıktan bir kaç gün sonra belirtiler ortadan kalkar, fakat doktorunuz enfeksiyonun tamamen temizlenmesi için ilacı 1 hafta kullanmanızı isteyebilir. Enfeksiyonun neden olduğu yanma ve ağrılar çok şiddetliyse ağrı kesici ilaçlar tedaviye eklenebilir.

  • Otizm

    Otizm

    Otizm; nöro gelişimsel bir hastalıktır.

    Sözlü ve sözsüz iletişimde sıkıntı, basmakalıp ve yineleyici davranışlar, sosyal ilişkilerde sorunlar, kısıtlı ilgi alanları ile karakterize edilen ve bu sınırlılıkların zihinsel yetersizlik ve ya gelişimsel gerilik ile açıklanamadığı bir bozukluktur.

    Otizmin, Kanner (1943) tarafından tanımlanmasından bu yana uzun bir süre geçmesine karşın nedenleri tam olarak belirlenmiş değildir. Otizmli çocuklar yineleyici davranışlar sergilerler. Örneğin aynı yemeği yiyip aynı kıyafeti giyebilirler. Alıştıkları şeyin aynı kalmasını isteyebilir, tanıdık eşyalara bağımlılık gösterebilir, kendini sallama gibi bazı davranışlarda bulunabilirler. İlgi alanları çok dardır, göz teması kurmayabilir, yalnız kalmayı seçebilir, aniden kızabilir-korkabilir, değişken duygusal davranışlar gösterebilirler.Tanı ve kabullenme süreci bazı aileler için sıkıntılı olabilmektedir. Otizmle birlikte ortaya çıkan belirsizlik, otizm farkındalığı, toplumda görülme sıklığı ve otizmin şiddeti ve süresi gibi faktörlerin ailelerin uyumunu ve tanıyı kabullenmelerini zorlaştırdıkları bilinmektedir. Bu nedenle otizmli bir çocuğunvarlığına başarılı bir şekilde uyum sağlamayı kolaylaştıracak; sorunların azaltılmasına yardım edecek, bu sorunlar ile başa çıkmalarını kolaylaştıracak şekilde ailelerin psikolojik destek alması çok önemlidir.

    Erken tanı ve tedavi otistik çocukların tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olur. Otistik çocukta özel bireysel eğitim çok yararlı olmaktadır. Amaç çocuğun sorumluluklarını yerine getirebilmesini sağlayan becerileri geliştirmektir. Otizm belirtileri ve davranış örüntüleri farklı derecelerde olabilir ve yoğunlukları değişebilir. Ayrıca bireysel belirtiler zaman içinde de değişiklik gösterebilir. Bu nedenle eğitim bireysel ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmalıdır.

    Otizmli çocuklar genellikle kendilerine uygun bireysel eğitime iyi yanıt vermektedirler. En başarılı eğitim çocuğun yaşamına iletişimsel, sosyal,davranışsal, uyum sağlayıcı yönler katan ve aileye yardımcı olan eğitimdir. Ayrıca konuşma, fizik ve uğraş terapileri uygulanabilir. Konuşma terapisi çocuğun dil ve sosyal becerilerini geliştirmesine ve daha iyi iletişim kurabilmesine yardımcı olabilir. Fizik terapi koordinasyon ve motor becerilerdeki yetersizlikleri geliştirmeye yardımcı olabilir.

    Uğraş terapisi otizmli çocukların duyma, görme, dokunma, koklama gibi duyulardan gelen bilgiyi daha yönetilebilir yollarla işlemelerine yardımcı olur. Otizmde en önemli şeylerden biri de ailenin çocuğa yaklaşımıdır. Hem normal gelişim gösteren çocuklar hem de gelişimsel yetersizlikleri olan çocuklarda anne-çocuk etkileşimi ile çocuğun bilişsel, dil ve sosyal gelişimi ile doğrudan ilişkili olduğu yönünde araştırmalar mevcuttur. Duyarlı olma, yanıtlayıcı olma, yönlendirici olma, başarı odaklı olma, etkileşimde sıcak olma gibi ebeveyn özelliklerinin çocukların gelişimlerine iyi geldikleri bilinmektedir.

    Ebeveynler çocuklarının gelişimini takip etmede diğer herkesten daha fazla etkiye sahiptir. Otizmli çocukların sınırlı düzeyde sosyal becerilere sahip olması günlük etkileşim içerisinde ebeveyn çocuk ilişkisinin değerini arttırmaktadır. Bu yüzden ebeveynin dengeli bir etkileşim geliştirmesi ve sürdürmesi gerekmektedir.