Yazar: C8H

  • Melanom nedir?

    Deriye rengini veren melanin adlı pigmenti üreten melanosit adı verilen hücrelerden oluşan deri kanseridir. Melanom diğer deri kanserlerinle karşılaştırıldığında sık görülmese de kan veya lenf dolaşımıyla vücuda yayılabildiği için en ölümcül olanıdır.Bu nedenle erken tanısı çok önemlidir. Benler üzerinde gelişebilir veya beni taklit eden bir leke şeklinde normal deride ortaya çıkabilir. Düzensiz koyu renkli bir leke veya kabartı şeklinde başlayabilir. Benlerde asimetri, kenar ve renk düzensizliği, hızlı büyüme veya değişiklik olması melanom belirtisi olabilir. Melanom sıklığı gün geçtikçe artmaktadır.

    Kimler melanom için risk altındadır?

    Açık tenli, çilli, güneşte kolay kızaran ancak bronzlaşamayan, sarı veya kızıl saçlı, ve renki gözlü kişiler
    Aile bireylerinde melanom olması
    Çok sayıda bene sahip olmak
    Atipik (düzensiz) benlere sahip olmak
    Sık olarak güneş yanığı geçirmiş olmak ( özellikle çocukluk çağında)

    Melanom tanısı nasıl konur?

    Yukarıda sayılan risk faktörüne sahip kişilerin doktor kontrolünde olması önemlidir. Ayrıca bu kişiler büyük ayna karşısında küçük ayna yardımı ile tüm vücut derisini kendi kendilerine muayene edebilirler. Muayene sırasında saçlı deri, kulak arkaları, genital bölge, avuç içi, ayak tabanı, parmak araları ve tırnaklar unutulmamalıdır. Bu muayene yılda 2-3 kere yapılabilir.

    Atipik benleri olan kişilerin cilt doktoru kontrolünde olması önemlidir. Şüpheli benler dermatoskop (deri mikroskopu) ile incelenir ve gerekli görünen benler izlem ve ve kontrol için kayda alınır. Bende değişiklik fark edildiği zaman cerrahi olarak çıkarılarak patolojik olarak incelenmesi gerekir. Melanomun tanısı şüpheli lekenin tam olarak çıkarılması veya geniş bir leke ise biopsi alınması ve patolojik olarak incelenmesi ile konur.

    Melanom nasıl tedavi edilir ?

    Melanomun tedavisi hastalığın evresine göre değişir. Sadece deride olan erken evre melanomun tedavisi geniş olarak çıkarılmasıdır. Kanserin ne kadar geniş çıkarılacağına kanserin derideki kalınlığına göre karar verilir. Erken tanı konmuş 1 mm’den ince melanomu olan hastalarda iyileşme oranı çok yüksektir (% 98). İlerlemiş melanomda lenf bezi tutulumu olabilir ve lenf bezlerinden de biopsi alınması gerekebilir. Kanserin vücuda yayılıp yayılmadığını anlamak için radyolojik görüntüleme yöntemleriyle hastayı taramak gerekebilir. Ayrıca ilerlemiş melanomda kemoterapi, interferon gibi biolojik ajanlar kullanılabilir.

    Melanomdan nasıl korunabiliriz?

    Güneşten korunma, özellikle çocukluk çağından başlayarak güneş yanıklarını engellemek çok önemlidir. Ayrıca ailesinde melanom öyküsü olan, çok sayıda beni olan veya düzensiz benleri olan kişilerin kendi kendilerini muayene etmeleri ve cilt doktoru tarafından izlenmeleri erken tanı açısından çok önemlidir.

  • Vajinal Estetik ameliyatları 4 başlıkta toplamak mümkündür

    Vajinal Estetik ameliyatları 4 başlıkta toplamak mümkündür

    Vajinal Estetik ameliyatları 4 başlıkta toplamak mümkündür

    1. Labioplasti Küçük dudakların (Labium minus) Küçültülmesi
    2. Labium majuslara yağ enjeksiyonu (Büyük dudakların dolgunlaştırılması)
    3. Hymenoplasti (Kızlık zarı dikilmesi)
    4. Vajinoplasti (Vajinanın daraltılması)

    1.Labioplasti (Küçük Dudak Estetiği/İç Dudak Estetiği)

    Labioplasti Ne Zaman Gerekli?
    Dıştan görünen cinsel organın bir parçası olan küçük dudaklar bazı kişilerde genetik olarak daha büyük ve uzundur. Özellikle zayıf olan kişilerde bu durum daha rahatsız edicidir. Dar pantolon ve mayodan fark edilen dudaklar kişinin giyim seçeneklerini de olumsuz etkiler. Süretünme ile tahriş olup kolay enfeksiyon kaparlar. Yaptığımız cerrahi estetik işlemle de bu doku normal boyutlarına döndürülür.

    Ameliyat nasıl yapılır?
    Küçük dudakların küçültülme işlemi bölgesel uyuşturma altında yaklaşık 30 dakika içinde gerçekleştirilebilir. Hasta isterse hafif bir genel anestezi de uygulanabilir.

    İşlem nasıl gerçekleştirilir?
    Estetik görünümü sağlayacak şekilde uzun olan iç dudaklar anatomik ve fizyolojik faydayı sağlayacak şekilde küçültülür.

    Ameliyat sonrası iyileşme nasıldır? Ne zaman normal hayata geri dönülebilir?
    Bölgesel uyuşturma sonrası hastalarımız 2 saat içinde eve gidebilir. Yapacağımız bilgilebdirmeye uygun olarak ilaçlarına devam ederler. İş hayatına ertesi gün dönebilirler. 24 saat sonra duş alabilirler. Bir iki gün iç çamaşır içine ped konulması kişiye rahatlık sağlar. 1 hafta kadar spor aktivitelerin yapılmasını istemeyiz. Ayakta duş alınması uygundur. Küvet ve havuz kullanımını 2 hafta ertelemek gereklidir. 3 hafta sonra cinsel hayata geri dönülebilir.

    Vajinal Estetik girişimler sonrasında nelere dikkat edilir?
    Ameliyat sonrası özellikle tuvalette gittikten sonra bölgenin temizliğine dikkat etmek önemlidir. Buna dikkat edilmez ve reçete edilen antibiyotikler kullanılmaz ise enfeksiyon gelişebilir. Bu durum antibiyotik tedavisi ile düzeltilebilir. Dikişler düşmeden yapılan tahriş edici seks girişimi dikişlerde açılma ve kanama yapabilir. Önerilerimize dikkat eden hastalarımızda bunların oluşması çok nadirdir. Genital bölge iyileşme özelliği yüksek bir bölgedir.
    Estetik operasyon sonrası küçük dudaklar tekrar büyüme göstermez, iyileşme sonrası dikiş izi gözükmez.

    2.Labium majuslara yağ enjeksiyonu (Büyük dudakların dolgunlaştırılması)

    Büyük dudaklar buruşuk sarkık ve aşırı kilo verilmesi sonrasında içi boş ve sarkık olabilir. Bu durum daha çok 30 yaş sonrası ya da çok zayıf kişilerde rastladığımız bir durumdur. Estetik ve anatomik olan görüntü dış genital görünümde dış dudaklar yeterli dolgunlukta küçük dudakları büyük ölçüde örtmelidir.

    Dolgu maddesi olarak ne tercih edilir?
    Dış dudakların doldurulmasında ilk tercih kişinin kendi yağları olmalıdır. Bazen kişiler muayenehane şartında ayaktan bu işlemi gerçekleştirmek isteyebilirler o zaman kalın partiküllü hyaluronik asit içeren dolgular kullanılabilir. Benim tercihim ise hastanın kendi yağ dokusunun enjeksiyonudur.

    Yağ enjeksiyonu nerede yapılır? Hastanede kalmak gerekli midir?
    Yağ enjeksiyonu ameliyathane şartında genel anestezi ile gerçekleştirilir. Genellikle karın bölgesinde alınan yağ dokusu büyük dudaklara enjekte edilir. Hastamız aynı gün evine gider. Pansuman ve dikiş alımı gerekmez.

    Neler dikkat edilir? Normale ne zaman dönülür?
    Dış dudaklar dolgunlaştırıldıktan sonra 2-3 gün gerginlik ve aşırı dolgunluk hissi oluşur. 2-3 günde bu gerginlik azalır. Bu dönemde baskı yapmayan bol çamaşır giyilmesi yeterli olur. Ağrıkesicilerle rahatlama sağlanır.

    3. Hymenoplasti (Kızlık Zarı Dikimi)
    Kızlık zarı vajen girişinde mukozal kıvrım şeklinde bir dokudur. Oldukça ince hasas bir yapıdır. Damarlanması az bir dokudur. Alttaki şekilde görüldüğü gibi vajen duvarında ortasından adet kanının akmasına müsade eden bir boşluk bulunur. Cinsel ilişki ile kolaylıkla yırtılır. Fakat jinekolojik muayene, masturbasyon veya tampon uygulamasıda kızlık zarında yırtılmaya neden olabilir.

    Kızlık zarı tüm kadınlarda vardır. Kızlık zarının birçok çeşidi bulunur. Nadiren tüm vajinayı kapatan tipleride vardır. Bu durum ilk adet dönemlerinde ciddi problemler yaratır. Genellikle erken dönemde tespit edilir. Diğer sık sorulan kızlık zarı tipinde ise Çok ince kızlık zarlarıdır ki ilişkide kanamaya neden olmazlar. Bu da bazı çiftler arasında problem yaratabilir.

  • Yüzdeki güneş lekesi (melazma) ve tedavisi

    Güneş lekeleri (melazma) türü lekeler doğuştan olmayan, genellikle yüzde görülen kahverengi oluşumlardır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Yüz bölgesinde sıklıkla iki taraflı ve simetriktir. Güneş lekesi histolojik olarak yüzeysel, derin ve karışık tip olarak ikiye ayrılır. Yüzeysel güneş lekeleri tedaviye daha iyi yanıt verir. Güneşlenme, hamilelik, hormon tedavileri ve doğum kontrol hapları güneş lekesini tetikler.

    Güneş lekesi oldukça yaygın bir problemdir. Genç kadınlarda görülme oranı yüksektir. Koyu tenli kişilerde daha sık ortaya çıkar. Nedeni bilinmemektedir. Güneş lekesi olan kişilerde tiroit hastalıkları sıklıkla görülebilir. Ancak güneş lekesi ve tiroit hastalıkları arasında kesin bağlantı kurulamamıştır.

    Yüzdeki güneş lekeleri genellikle üst dudak yanaklar ve alın gibi güneşe açık bölgelerde gözlenir. Nadiren çene ve ön kollarda oluşabilir. Deriden koyu renkli düzensiz sınırlı deriden kabarık olmayan lekeler şeklinde kendini gösterir. Derin tip güneş lekesi mavi-gri, karışık tip güneş lekesi kahve-gri refle verebilir. Güneş lekesi genellikle yaz aylarında ve solaryum sonrasında koyulaşma eğilimi gösterir

    Wood’s lamb (ultraviyole lamba) güneş lekesinin derinliğini tespit edebilir. Wood’s lambası ile leke belirginleşiyor ise yüzeysel, değişiklik olmuyorsa derindir. Güneş lekesi yani melazmalı hastaların sürekli geniş spektrumlu güneşten koruyucu kullanmaları ve solaryum benzeri yapay ışık kaynaklarından uzak durmaları gerekir. Hormon ilaçları ve doğum kontrol hapları çok gerekmedikçe kullanılmamalıdır.

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) Nasıl Geçer ?

    Güneş Lekesi ( Melazma) Tedavisi:Güneş lekesi ( melazma) tedavisinde sürülerek kullanılan leke kremleri, ağızdan alınan antioksidan haplar, lazer tedavileri ve kimyasal peelingler tek başına veya birlikte kullanılabilirler. Güneş lekeleri ( melazma) şikayeti olanların düzenli olarak yaz kış, gün içinde 4 saatte bir en az 30 faktörlü güneşten koruyucu ürünler kullanmaları gerekir. Ayrıca güneşten koruyucu kullanırken bile çok fazla direk güneşe maruz kalınmamalı, gölgede durmaya özen göstermeli ve şapka, gözlük takılmalıdır. Güneş lekesi ( melazma) yani melazma tedavisinde dikkatli olunmalıdır. Leke tedavisi yapılırken çok agresif tedavilerden kaçınmak gerekir lekeyi tetikleyebilir.

    Lazer tedavileri
    Leke açıcı kremler
    Kimyasal peeling
    Mezoterapi- PRP

    Lazerle Güneş Lekesi ( Melazma) Tedavisi: Leke tedavisinde kullanılan lazerler, soyarak veya renk hücrelerini (melanosit) tahrip ederek etkili olmaktadır.
    Intense pulsed light (IPL),
    Pulsed dye lazer (510 nm),
    Q- switched ND: YAG lazer (1064 nm),
    Fraxionel lazerler

    Lazer tedavileri, bu tür lekelerde kullanılabilir. Ancak dikkatli olunmalıdır. Lekelerde artış veya kısa sürede lekelerde tekrar görülmektedir.

    Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Krem: Güneş leke tedavisinde ilaçlar genel olarak krem olarak kullanılırlar. Leke tedavisinde kullanılan maddeler tedavide farklı mekanizmalarla etkili olurlar. Leke ilaçlarının başlıca etki mekanizmaları şunlardır:

    Renk maddesi (melanin) oluşumunda görevli Tyrosinase enzimini baskılar
    Renk maddesinin (melanin) melanositlerden diğer hücrelere geçişini engeller
    Renk hücreleri melanositlere zarar verir
    Cildi yeniler (antioksidan krem ve haplar, retinoidler, meyve asitleri )

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Kimyasal Peeling: Leke tedavisinde meyve asitli peelingler ve TCA peeling tedavide kullanılabilir. 1-4 hafta aralıklarla ortalama 5 seans tedavi gerekmektedir. Kimyasal peeling cildi yenileyerek ve kullanılan leke ilaçlarının emilimini arttırarak etkili olabilmektedir. Kimyasal peeling koyu tenli kişilerde dikkatli uygulanmalıdır. Derine kaçan kimyasal peeling işlemlerinde lekelerde artış olabilir. Bu yüzden kimyasal peeling çok dikkatli uygulanmalı, cildi soymak adına agresif davranılmamalıdır. Ters tepebilir.

    Yüzdeki Güneş Lekeleri ( Melazma) İçin Mezoterapi Ve PRP: Leke tedavisinde leke bölgesine, deri altına küçük miktarlarda C vitamini, glutation, transexamic asit, pyrüvic asit gibi maddelerin enjekte edilmesi leke rengini açabilmektedir. Klasik bir yöntem olmayıp diğer yöntemler başarılı olmadığında düşünülebilir.

    Plazma yani PRP yöntemi leke giderilmesinde lazer ile kombine edildiğinde leke tedavisinde başarılı olabiliyor. Genel olarak cildin lekeli kısımları, güneşten daha fazla hasar görmüş cilt alanlarıdır. PRP yöntemi leke tedavisinde 2 ila 4 haftalık aralarla 3-4 seans yapılması gerekir. Cildi yoğun şekilde onaran PRP yöntemi ve leke lazerlerinin birlikte kullanılması lekelerin kaybolmasını veya azalmasını sağlıyabiliyor. Aynı zamanda cildin gençleşmesine de katkıda bulunuyor.

  • Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

    Vajinismus Belirtileri Nelerdir?

    Vajinismusun kesin teşhisinde öncelikle jinekolojik değerlendirme yapıyorum. Jinekolojik muayene masasında yapılır, son derece kolay ve ağrısızdır. Değerlendirmede herhangi bir vajinal alet kullanmıyorum. Dış genital organların yapısını değerlendiriyorum. Vajina, kızlık zarı yapısı ve dış genital bölgede enfeksiyon bulgusu veya anatomik herhangi bir bozukluk varmı değerlendiriyorum.  
    Bu değerlendirmenin bir amacı da vajinismusun derecesini saptamış oluyorum. Bu ilk muayenenin rahat geçmesi ile hastalarımda doğal bir rahatlama oluyor. Jinekolojik muayenenin rahat olduğu ve iletişimin ne kadar rahatlatıcı olduğunu fark eden hastalarım tedavinin de ilk adımını atmış oluyor.
    İlk muayene esnasında hastalarıma bunlarla ilgili ayrıntılı bilgi veriyorum ve tedavi süreci, sıklığı hangi yöntemlerin kullanılacağı ve muhtemel süreç hakkında bilgilendirme yapıyorum . Muhtemelen de 3-6 seansda sonuca varmaktayız.  
     
     
    En sık belirti cinsel ilişkiye hiç girememe, korku ile kendini bilinçsiz şekilde kasma
    İlişkide bacakları yeterince açamama, kendini geri çekme ve sonunda bacakları kapatıp eşi iterek ilişkiyi bitirme
    Her pozisyonlarda değil, yalnızca birkaç pozisyonda ve oldukça çekinerek ilişkinin gerçekleşmesi
    Ağrılı ilişkiye girme, ilişkide yoğun ağrı
    İlişkide penisin vajina içine tam olarak değil de yarım olarak girmesi
    Vajina içine fitil ve tampon yerleştirememe, parmak sokamama
    Jinekolojik muayene olamama, vajinal ultrasona girememe, smear testi yaptıramama
    Cinsellikle ilgili konularda konuşmaktan veya dinlemekten bile kaçınma
     
    Vajinismus Nedenleri
     
    Vajinismusun en sık nedenleri psikolojik kaygılardır. Kaygılarını yenemeyen hastalarımın bunu kolayda paylaşamadıkları için depresyona dahi girerler. Bu sorunun sadece kendilerine has olduğunu düşünüp problemleri olduğundan büyük görürler. Bilinçaltı kaygılar vajinusmusun %90 nedenini oluşturur. Geriye kalan %10 neden ise genital alanın yapısal veya enfeksiyona bağlı problemleri ve erkeğe ait nedenlerdir.
     
    Psikolojik Vajinismus Nedenleri
    Yapısal (Organik) Vajinismus Nedenleri
    Erkek Eşe Bağlı Eşlik Eden Nedenler

     
    Hastalar vajinusmus problemini kolay paylaşamaz.
    Herşeyden önce tahmin etmedikleri bir problemdir. Karşılarına çıkınca da ne yapacaklarını bilemezler ve anlatmaya da utanırlar. Fakat yaygın bir problemdir. Heryüz kadından 10-12 sinde bu problem vardır . Erken dönemde iyi terapist yardımı ile bu sorun kolaylıkla çözülür.
     
    Vajinismus Problemi Ailelerle veya Başkalarıyla Paylaşılmalı mı?

     
    Vajinismus problemiyle karşı karşıya kalan çiftlerin aileleri olgun kültür düzeyinde ve anlayışlı kişilerden oluşuyorsa çiftler manevi destek almak amacıyla bu sorunlarını aileleriyle paylaşabilir. Bunu kararını terapistleri ile vermeleri yerinde olacaktır.

  • Yüzdeki kılcal damar çatlaması nedir?

    Yüzdeki kılcal damar çatlamaları, deri yüzeyine yakın, genişlemiş damarların görünür olması anlamına gelir. Yanaklar, burun kenarları ve çene kılcal damar çatlamalarının en sık görüldüğü yerlerdir.

    Kılcal Damar Çatlaması Nedenleri Nelerdir?

    Yüzdeki kılcal damar çatlamaları nedenleri cildin hassas ve ince yapıda olması, akne rozase hastalığına sahip olmak, güneş ışınlarına uzun süreli maruz kalmak, uzun süre kortizonlu krem kullanımı, lupus, genetik hastalıklar ve radyasyon ışıkları ile tedaviler sayılabilir. Burun ameliyatlarından sonra burunda kılcal damar çatlaması olabilir.

    Yüzdeki kılcal damar çatlamaları, kılcal damarların genişlemesi sonucu oluşur. Bu sebeple kılcal damar genişlemelerini yok etmek tedaviyi sağlar. Yüzdeki kılcal damar çatlaması tedavisi yapılmazsa kılcal damar genişlemeleri kendiliğinden geçmez.

    Yüzdeki Kılcal Damar Çatlaması Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Yüzdeki kılcal damar çatlama tedavisi kozmetik amaçlarla yapılır. Ayrıca yüzdeki kılcal damar genişlemeleri ciltte hassasiyet, yüzdeki kırmızı lekeler, yüz kırmızılığı sebebidir. Kılcal damar çatlaması tedavisi lazer yöntemi ile yapılır. Nadiren kryoterapi (buz tedavisi), elektrokoter de yapılabilir. Ama iz bırakma ihtimali yüksektir. En başarılı tedaviler lazer ve ışık tedavileridir.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

  • Lazer ile çatlak tedavisi

    Cilt çatlakları cildin incelmesi, kollajen ve elastik liflerin zarar görmesi sonucu ortaya çıkarlar. Deri yapısı esnek olmayanlarda aniden kilo almak, ergenlik çağında boy ve kilo artışına bağlı, gebeliklerde karın ve göğüs derisinin gerilmesine bağlı çatlaklar oluşabilir. Ayrıca kortizon türü ilaç alanlarda, kortizonla ilgili hormon hastalığı olanlarda cilt çatlakları meydana gelebilir. En çok kalça, diz arkaları, karın ve göğüs bölgesinde görülür. Bazı kişilerde çatlaklar geniş boyutta ve pembe renkle başlayıp zaman içinde beyaz renge döner. Bazen de çok ince, beyaz renkli çatlaklar şeklinde birden ortaya çıkabilir. Çatlak tedavisinde başlıca lazer tedavileri, dermaroller, mezoterapi, PRP, cildi yenileyen kremler kullanılabilir.

    Lazerle cilt çatlağı tedavisinde en etkili lazerler, fraksiyonel lazerlerdir. Fraksiyonel lazerler ısı etkisi ile kollajeni kısaltırlar, kısa sürede sıkılaşma etkisi yaratırlar. Daha sonra kollajen ve elastik lifleri artırarak cildi yenilerler. Böylece çatlak görünümünde hafifleme meydana gelir.

    Fraksiyonel lazerler çok çeşitlidir. Fraksiyonel lazerler ikiye ayrılır.
    Birincisi deriyi soymayan 1440 nm, 1540 nm, 1550 nm, dalga boyuna sahip fraksiyonel lazerler,
    ikincisi deriyi soyan 2940 nm, 2970 nm erbium lazerler, 10600 nm karbondioksit ( CO2) lazerlerdir.

    Fraksiyonel lazerlerin tüm çeşitleri başarıyla çatlak tedavisinde kullanılabilir. Bu lazerler içinde en etkilisi fraksiyonel CO2 lazerdir. Fraksiyonel karbondioksit lazerleri dezavantajı işlem sonrası iyileşme döneminin uzun sürmesi, uygun dozlarda verilmezse leke yapma özelliğinin yüksek olmasıdır. Bu yüzden koyu tenli kişilerde dikkatli olunmalıdr. Çok esmerlerde diğer fraksiyonel lazerler tercih edilebilir.

    Fraksiyonel lazer çatlak tedavisi ortalama 3-4 seans yapılmalıdır. Seans aralıkları 1-2 ayda bir olabilir. İşlem sonrası güneşten korunmak gerekir. Tedavi aralıklarında çatlağa iyi gelen retinol (vitamin A), vitamin C, vitamin E, antioksidan, büyüme faktörleri, peptid içeren kremler kullanılabilir. Fraksiyonel lazerler mezoterapi, dermaroller, PRP ve diğer lazer türleriyle kombine edilerek etkinlikleri artırılabilir.

  • İNFERTİLİTE  (KISIRLIK)

    İNFERTİLİTE (KISIRLIK)

    Normal çiftlerde , eğer normal sıklıkla cinsel ilişki varsa aylık gebe kalma oranı %25, yıllık gebe kalma oranı %90, 2 yıl sonunda ise %95 dir. İnfertil çiftler dikkatli değerlendirildiğinde %85-90’ında olası sebep tespit edilebilmektedir.

    Gebelik nasıl oluşur?
    Erkek tohumu (sperm) kadın tohumu (Ovum) ile birleşir. Buna döllenme denir. Kadın rahminde gerçekleşen bu olay ilk aşamadır. Daha sonra rahmin içine (uterusa) yerleşerek embriyo haline gelir.

    Kısırlık Tanımı Nedir?
    Normal ilişki sıklığında (haftada 2-3) herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulamadan 1 yıl içinde gebe kalamama durumuna kısırlık (infertilite) denir.

    Yapılan araştırmalarda ENSIK rastlanan kısırlık nedenleri:
    • Yumurtlama bozuklukları %15-%20 ;
    • Karın zarı (peritoneal) patoloji %30-40 ;
    • Erkek faktörü (%30-40)
    • Nedeni açıklanamamış infertilite (%10)
    • Nadir problemler (Uterin /servikal patoloji) (%5). %10 hastada ise herhangi bir neden bulunamaz.
    Kısırlık nedenleri:

    1.Erkek Kaynaklı Nedenler

    Tüm kısırlık vakalarının %30-40 nedeni erkek kaynaklı patolojilerdir. Araştırmada 3 günlük cinsel perhiz sonrası verilen sperm örneği değerlendirilir. Sperm hücresinin sayısı, yapısı, hareketleri değerlendirilir. Travma, enfeksiyonlar, aşırı sigara ve alkol, kimyasallara maruz kalam sperm sayı ve miktarını bozar.

    Semene (meni) ait nedenler:
    Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre semen analizinin normal olarak kabul edilebilmesi için hacminin en az 2 mililitre, sperm sayısının mililitrede en az 20 milyon olması ve spermlerin en az %50’sinin hareketli ve en az %70’inin şeklinin normal olması gerekir.
    Şekil bozukluğu açısından daha detaylı bir inceleme olan ve özel boyama yöntemi ile yapılan Kruger testinde %14 ve üstü normal olarak değerlendirilir.

    Semenin taşınmasındaki sorunlar:
    Testislerde sperm üretiminin normal olmasına rağmen, spermin taşınmasını sağlayan kanalların doğuştan veya sonradan geçirilen bir hastalık nedeniyle tıkalı olması da gebeliğin oluşumunu engeller. Varikosel olarak adlandırılan damar genişlemesi (testislerden kirli kanı taşıyan toplar damarların genişlemesi ve kirli kanın testislerin yanında birikmesi) , testislerin sıcaklığını arttırarak sperm üretimi ve hareketi üzerine olumsuz etki eder. Çeşitli cerrahi müdahale yöntemleri ile tıkanıklığın giderilmesi (vazovazostomi, vazoepididimostomi, TURED ameliyatları) mümkün olmaktadır. 

    2. Kadına Ait Nedenler:

    Rahim ağzı kaynalı kısırlık (servikal faktör):
    Cinsel ilişkide spermler vajinaya ve rahim ağzına dökülür. Hareketli yapısı olan spermler rahim ağzından doğru rahmin içine doğru hareket ederler. Yumurtlama döneminde rahim ağzından geçiş en üst seviyededir. Bazı kadınların rahim ağzı salgısı sperme karşı antikor üretir ve spermin fonksiyonunu bozar. Bu kolaylıkla tespit edilebilen bir durumdur ve aşılama metodu ile kolaylıkla tedavi edilir. Servikal faktör nadiren tek başına infertiliteye neden olur.

    Rahim kaynaklı kısırlık (uterin faktör):
    Rahmin içindeki yapışıklık, yer kaplayan lezyonlar, doğuştan gelen şekil bozuklukları gebeliğe engel olur. Bunların tespiti ve tedavisi mümkündür. 

    Tüp Kaynaklı Kısırlık (Tubal Faktör):
    Gebeliğin oluşumu için en az bir tüpün sağlıklı olası gereklidir. Yumurtayı rahme taşıyan tüpler çok hassas bir yapıya sahiptir. Bu hassas yapının bozuk olması gebeliği engelleyebilir veya dış gebeliğe neden olabilir.
    Tüplerin kapalı olması infertilite hastalarının üçte birinde görülür.

    “Tüplerin yapısını değerlendirmek için HSG veya LAPAROSKOPİ yapılması gereklidir.Op.Dr.Fatma Gençtürk Özer her iki yöntemde rutin olarak yaygın şekilde kullanılır…”

    Yumurtlama problemlerinden kaynaklı kısırlık (ovulatuar faktör):
    Kısırlık problemi ile uğraşan kadınların %15-20 sinde çeşitli derecelerde yumurtalam problemi mevcuttur. Ultrasonografi ve hormon tahlilleri ile yumurtlama takip edilebilir.
    Diğer bir yumurtalama takibi ise Bazal vücut ısısı takibidir. Uygulaması kolay, basit ve ucuz bir yöntemdir. Yumurtlama sonrasında progesteron hormonu , bol miktarda salgılanır. Yumurtlama sonrasında salgılanan progesteron hormonuna bağlı olarak adet döneminin ortasına rastlayan dönemde vücut ısısı yaklaşık 1 derece yükselir. Yumurtlama olmaz ise vücut ısısında artış olmaz.
    “Yumurtlama problemi olan kadınlarda, yumurta gelişimi için kullanılan hormon ilaçları ile hastaların %80’inde yumurtlama sağlanabilir. Gebeliğe engel başka bir durum yok ise başarılı 6 yumurtlama tedavisi ile aşılama hastaların yarısı gebe kalabilir.”

    Karın zarı kaynaklı kısırlık (peritoneal faktör):
    Tüm kısırlık vaklarının %30-40 ının nedenidir. Özellikle geçirilmiş ameliyatler, üst genital sistemi tutan enfeksiyonlar, endometriozis hastalığı, karın iç zarında (peritonda) yapışıklık yaratarak tüplerde ve yumurtanın çevresinde anormal durumlara neden olabilirler . Bu anormal durumlar tüplerin yapısını bozarak veya yumurtanın tüplere ulaşmasını engelleyebilir .
    Endometriozis, rahim iç zarı olan endometrium dokusunun rahmin dışında bulunmasıdır. Genelde overde yerleşir ve “çikolata kisti” tanısını alır. Bu aşamada hem yumurtalığa zararı olur hemde yaratacağı yapışıklık ile ovumun tüpe geçişini engelleyebilir. Bu aşamada laparoskopik operasyonlar ile çok rahat çıkartılır.

    Yaş Faktörü:
    Kadında 40 yaşından sonra da gebelik oranları ileri derecede azalır. 40 yaş ve üzeri kadınlarda adet düzeni çoğunlukla normal olduğu halde gebe kalma oranı %10’un altına düşer. Yumurtaların gelişmesi ve ovulasyon meydana gelse de, oluşan yumurtanın kolayca döllenebilmesi oldukça güçtür. Gebelik oluştuğunda anne yaşının ileri olması nedeni ile bebekte kromozom anomalilerinin ve düşük riskinin arttığı da göz önüne alınmalıdır.

    3.Nedeni Açıklanamayan Kısırlık (unexplained infertilite):

    Kısırlık problemi yaşayan çiftlerin %10 kadarında tüm tetkikler normal olmasına rağmen gebelik oluşmamasıdır. Bu çiftlerde gebeliği sağlamak amacıyla yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ve rahim içi aşılama (IUI) kullanılır. Bu tedaviler ile 3-6 adet döneminde gebelik elde edilememesi durumunda tüp bebek yöntemi uygulaması önerilir. Kliniğimizde aşılama (IUI) yöntemi ile yüksek gebelik oranları yakalanmıştır. Tüp bebek hazırlık tedavileride yoğun şekilde yapılmaktadır.

    Muayenehanede Yapılan İnfertilite Uygulamaları

    -Tüm Hormon Tahlilleri
    -Spermiogram
    -Folikül Takibi
    -Over Rezerv Testleri
    -Aşılama (İntra Uterin İnseminasyon )
    -Tüp bebek hazırlığı
    -Ağrısız Rahim Filmi (HSG)
    -Tanısal ve Operatif Histeroskopi

    Kısırlık Tedavisi Pahalı Bir Tedavi midir?
    Evli çiftlerin %15ini etkileyen kısırlık tedavisi , pahalı tetkikler ve tedavi metodları içerir. Artan hayat pahalılığı ve dönemsel ekonomik sıkıntılar neticesinde, artık kısırlık tedavisi adayı çiftlerin merkez seçerken dikkat ettikleri kriterlerin başında kısırlık tedavisinin toplam maliyeti gelmektedir.

    Hastamıza ayırdığımız geniş zaman , eksiksiz bilgilenme ve farkındalık sayesinde gerek doğal yollarla, gerekse yardımla üreme teknikleri ile gebe kalma şansı artmaktadır.
    Özellikle de son 5-6 yıl içinde kliniklerin rutin tedavi uygulamaları arasına girmeyi başaran yeni teknolojiler klasik tüp bebek uygulamalarının şeklini ve konseptini de neredeyse tamamen değiştirmektedir. Ve bu gelişmelere bağlı olarak da yardımla üreme teknikleri ile bebek sahibi olabilmek mümkün olabilmektedir.

    Aşılama
    Çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde detaylı bir inceleme ile problemin nereden kaynaklandığı aydınlatılmalı, tedavi gerekliliği belirlenmeli ve çiftin en kolay şekilde gebelik elde etmesini sağlayacak olan tedavi yöntemi belirlenerek çifte sunulmalıdır. Sperm yıkama teknikleri sperm ve semen problemleri doğrultusunda geliştirilerek intra uterin aşılama için normal sperm elde etmeyi amaçlamaktadır. Aşılamada işlem görmemiş kullanılmaz. Sperm dışı içeriğinden dolayı direk olarak ejekulat rahim içine verilirse alerjik reaksiyonlara, şiddetli ağrıya ve enfeksiyona yol açabilir. Tedavi yöntemleri; yumurtlama uyarısı ve takibi, aşılama ve tüp bebek tedavisidir.

    Uygun şartlara sahip olan çiftlerde (sperm sayısının 20 milyon ve üzeri olduğu, total hareketliliğin %50 nin üzerinde , progressive hareketliliğin %15 in üzerinde olduğu çiftlerde), ilaçlarla yumurta gelişiminin sağlanmasını takiben spermin belirli işlemlerden geçirilerek (yıkanıp seminal plasmadan temizlenmesi işlemi)rahmin içerisine verilmesi anlamına gelen intrauterin inseminasyon” (aşılama) tedavisi ile gebelik elde edilebilir.

    Yıkama işlemi ejekülattan fertilizasyon için gerekli olmayan hücrelerin ayrılması temeline dayanır. Ejekülat aerobik ve anaerobik bakterileri içerebildiğinden steril bir örnek değildir. Vas deferensten, prostat bezinden, seminal vesikül ve üretradan gelen hücresel döküntüler de ejekülat içinde bulunabilir. Sperm yıkama işlemi ile tüm bu hücreler ayrılır.

    Tüp Bebek Hazırlık

    Tüp bebek yönteminde ,göbekten iğne şeklinde uyguladığımız kadınlık hormonları(FSH, FSH+LH) ile yumurtalıklar uyarılır. Uygun aralıklarla ultrasonografi yapılır. Folikül adı verilen yumurtalık içindeki kesecikler belirli büyüklüğe ulaştığında yumurta toplama işlemi için hazırlıklar tamamlanır. Olgunlaşmadaki son basamak olan Çatlatma İğnesi uygulamasını takip eden 35.-36. saatte Yumurta Toplama İşlemi gerçekleşir.Elde edilen yumurtalar laboratuvar şartlarında bu işleme özel solüsyonlar içinde bekletilir. Ortam anne rahmini taklit eden özellikler içerir. Hastanın eşinden alınan spermler de özel bir işlemden geçrilerek yumurtayı döllemeye hazırlanır.

    Hazırlık işlemlerinden sonra yumurtalar ile spermler mikroskop altında bir araya bırakılarak döllenmesi sağlanır. Her bir yumurta etrafında çok sayıda sperm olması gerekir.Spermler döllenmeyi sağlayacak kadar çok değilse ICSI adı verilen işleme geçilir.Bu işlemde sperm yumurta içine özel kataterle yerleştirilir.

    Ekibin (embriyolog ve jinekoloğun) ortak kararı ile belirlenenen uygun zamanda (işlemi takip eden ikinci, üçüncü, dördüncü veya beşinci gün) en kaliteli embriyolar seçilir. Yöentmelikle belirlenen kurallara uyara uygun sayıda embriyo ince bir kanül vasıtası ile rahim içerisine yerleştirilir.Yönetmelikler ve tıbbi kurallara göre yerleştirilecek embriyo sayısı belirlenir . Yumurta toplamadan 14 gün sonra gebelik testi için beklenir.

  • Lazer epilasyon hakkında herşey

    Lazer Ve Işık Sistemlerinin Etki Mekanizması Nedir?
    Lazer ve ışık sistemleri kıl kökünü tahrip etmektedirler. Burada amaç, kıl kökünde kalıcı hasar yaparken çevredeki deriye hasar vermemektir. Lazer enerjisi derinin altındaki kıl köküne ulaşır. Kıl kökündeki renk hücreleri (pigment) lazer enerjisini emer. Burada yoğunlaşan lazer enerjisi çevre deri ve dokuda hasar yapmadan kıl kökünü yakar. Zarara uğrayan kıl büyük olasılıkla tekrar çıkmamaktadır.

    Yanan tüylerin bir kısmı hemen dökülür, bazıları ise 2-3 hafta içinde deriden atılır. Kıllara tek tek uygulanan elektrikli epilasyondan farklı olarak, her enerji atışında düzinelerce kıl yanar. Böylece sırt, omuz, kollar, bacaklar ve yüz gibi geniş alanlar kısa sürede tedavi edilebilir. Meme ucu, üst dudak ve bikini bölgesi gibi hassas bölgeler tedavi edilebilir

    Lazer Sistemleri Nelerdir?
    Lazerler ve yoğun atımlı ışık (IPL) sistemleri şunlardır:
    IPL – bu sistem lazerden farklıdır. Değişik dalga boylarını kapsayan bir ışık sistemidir.
    Ruby 694 nanometer
    Alexandrite 755 nanometer
    Diode 800-810 nanometer

    Alexandrite Lazer Nedir?
    Alexandrite lazer üzerinde güçlü bir soğutma sistemi bulunmaktadır. Bu sistemde basınçlı soğuk bir gaz lazer atışı yapılan cilt bölgesini soğutur. Soğutma işlem esnasında acı duymamanızı sağladığı için yüksek enerjiyle kıl kökleriniz yakarak en etkili sonucun alınmasını sağlar. Bu başarının önemli parçasıdır.

    Vücudun Hangi Bölgeleri Tedavi Edilebilir?
    Tüm vücut bölgeleri lazer ile tedavi edilebilir. Kadınlarda en çok üst dudak, çene, bikini bölgesi kol, bacak ve koltukaltı bölgeleri tedavi edilir. Erkeklerde ise sırt, omuz, göğüs bölgesi ve sakal bölgesine uygulanır. Alın ve kaş üstleri de tedavi edilebilir.

    Lazer Epilasyonun Diğer Alternatif Yöntemlere Üstünlüğü Nedir?
    Lazer epilasyon hızlı ve uzun süreli sonuç sağlar.
    Lazer epilasyon vücutta istenilen her yere uygulanabilir. Tıraş, ağda ve tüy dökücü kremler kılı ortadan kaldırır.
    Ancak kıl kökü yok olmadığı için bir ile dört hafta içinde tüyler geri döner. Lazer epilasyon da ise kıl kökü etkilendiği için tüyler daha geç ve incelmiş olarak geri gelir.

    Lazer Epilasyonun Riskleri Nelerdir?
    Kısa süreli yan etkisi deride kızarıklık ve kıl köklerinde ödemdir. Bu yan etki 1 saat içinde kaybolur. Çok hassas ciltlerde birkaç gün sürebilir. Bazı lazer türlerinde esmer ve bronz tende uygulamalarda renk değişiklikleri, su toplama ve kabuklanma oluşabilir. Bu tür problemler nadirdir ve birkaç gün içinde geriler.

    Lazer Epilasyon Kalıcımıdır?
    Lazer epilasyon büyük oranda kalıcıdır. Dört-altı seans sonrasında tüylerde %70-90 oranında azalma olur. Tüyler daha ince ve açık renkli hale gelir. Bu azalma yıllarca sürecektir.

    Tedavi Sonrası Lazer Uygulanan Alanda Tüyler Tamamen Yok Olur Mu?
    Lazer uygulanan alanda pek çok hastada kıl miktarında % 70-90 azalma olur, kalan tüylerin renkleri ve kalınlıkları azalır. Ancak tamamen tüysüz kalma durumu beklenmemelidir. Tedavi etkinliği tedavi esansları tamamlandıktan sonra 6 ay içinde değerlendirilmelidir. Tekrar çıkacak kıllar 6 ay içinde belli olur.


    Ne Oranda Tüyler Tekrar Çıkar Ve Ne Kadar Sürede Tüyler Geri Döner?

    Lazer epilasyon sonrası doğru uygulama yapılırsa tüylerin bir kısmı hemen dökülür. Geri kalanlar 1-3 hafta sonra deriden atılır
    Lazer epilasyon ilk iki seansta belirgin azalma gözlemlenmeyebilir. Üçüncü ve dördüncü seanslardan sonra tüylerde belirgin azalma başlar. 4- 6 seans sonrasında tüyler yıllarca çıkmayacak şekilde azalır. Bazı hastalarda seyrek idame seansları yapılabilir. Lazer tedavisinden sonra az miktarda çıkan tüyler ince ve çok açık renklidir. Kozmetik problem teşkil etmez..

    Niye en az 4 tedavi seansı gerekmektedir?
    Bütün lazerler tüylerin aktif dönemine etkilidir. Dinlenme fazındaki tüy kökleri lazerden etkilenmez. Vücuttaki tüyler değişik dönemlerde aktif faz ve dinlenme fazına girerler. Lazer uygulama esnasında aktif kılları etkiler. Bir süre sonra dinlenme fazındaki tüyler aktif hale gelir. Bir sonraki uygulamada da bu tüyler yok edilir.

    Seans Sayısı Hangi Faktörlere Bağlıdır?
    Kıl rengi (açık renkli tüyler fazla sayıda seans gerektirir)
    Etnik ve genetik yapı (koyu tenli kişiler fazla sayıda seans gerektirir)
    Hormon durumu,
    Tedavi edilen alan,
    Tüy yoğunluğu,
    Yaş,
    Kilo (fazla kilo tüy gelişimini arttırır),
    İlaçlar (örneğin Dilantin and cyclosporine tüy gelişimini arttırabilir)

    Lazer Epilasyon İçin Kimlere Uygulanabilir?
    Koyu renkli ve bronzlaşmış hastalar için IPL , Ruby 694 nm, Alexandrite 755 nm lazerlere nazaran Diode 800-810 nm ve 1064 nm Nd YAG lazer uygundur.
    Çocuklarda 12 yaş üzerinde özel problem varsa uygulanabilir.
    Lazer epilasyon sadece kozmetik nedenlerle uygulamaz. Tüylenme yapan ilaç kullananlarda ( örneğin organ transplantasyon sonrası kullanılan cyclosporine), batık tüy tedavisinde, kıl dönme probleminde de kullanılabilir.

    Hangi Tüy Renkleri Tedaviye En İyi Yanıt Verir?
    Kıl köklerindeki pigment lazer tedavisi için önemlidir. Bu yüzden siyah veya kahverengi tüyler tedaviye en iyi yanıt veren guruptur. Beyaz ve gri tüyler tedaviye yanıt vermez.

    Lazer Seansları Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar:
    Ağda, sir ağda, cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazlarını kullanmayın!
    Lazer enerjisi aktif tüylere etkili olduğundan ağda, sir ağda, cımbız, iğneli epilasyon ve epilasyon cihazları 2-4 hafta öncesinden kullanılmamalıdır. Bu yöntemler lazerin etkili olacağı kıl kökünü ortadan kaldırır.
    Bronzlaşmaktan kaçınılmalıdır!
    Bazı lazer türleri koyu tenlere uygulanabilir ancak tedavi öncesinde güneşlenilmemeli, solaryuma girilmemeli ve bronzlaştırıcı kremler uygulanmamalıdır. İstenmeyen yanıklar ve renk değişiklikleri olabilir. Ayrıca lazerin etkinliği azalır.
    Jilet ve tüy dökücü krem kullanabilirsiniz!

    Jilet ve tüy dökücü krem kullanımı olabilir. Lazer uygulamasından bir gün önce tüylerin alınması en uygunudur. Tedavi günü veya lazerden hemen önce tüylerin alınması cildi hassaslaştırabilir.
    Lazer tedavisinden önce tüyler alınmalıdır. Tüyler alınmazsa deri üstünde kalan tüyler yanarak acı verir ve lazer enerjisini emerek kıl köküne yeterli enerji gitmesini engelleyerek lazerin etkinliği azaltır.
    Yaygın inancın tersine jilet tüyleri kalınlaştırmaz, çoğaltmaz, koyulaştırmaz. Bu yüzden tedavi öncesi ve seans aralıklarında jilet veya tüy dökücü kullanabilirsiniz.

    Lazer epilasyon ne sıklıkta yapılır, seanslar ne kadar sürer?
    Lazer uygulamaları 6-12 haftada bir yapılmalıdır. Kıl köklerinin pigmentinin yeterli derecede olması için bu süre gereklidir. 6 haftadan erken 12 haftadan geç olmamalıdır.
    Seans süresi dudak üstü gibi bölgelerde 1-2 dakika iken, tüm bacak ve sırt gibi geniş alanlarda yarım ile bir saat sürebilir.


    Lazer Tedavi Öncesi Öneriler:

    Tedaviden önceki hafta içinde ağda, sir ağda ve cımbız gibi yöntemler kullanmayın. Çünkü lazerin etkileyip yok edeceği kıl kökünü koparmış olursunuz. Bu da lazerin etkisini azaltır.
    Tedaviden bir veya iki hafta önce güneşlenmeyi azaltın. Bronz ten lazerin etkinliğini azaltır.
    Uygulama yapılacak bölgeye makyaj yapmayın. Makyaj lazer enerjisini emerek, daha az enerjinin kıl köküne ulaşmasına ve etkinliğinin azalmasına neden olur. Makyaj lazer ısısını artırarak deride tahriş veya yanık yapabilir. Lazer işleminden sonra makyaj yapılabilir.
    Lütfen tedaviden bir gün önce veya tedavi sabahı tıraş olun veya tüyleri kesin. Bu yol deriyi daha az hassas kılar. Deri üzerindeki uzun kıllar lazer enerjisini emer ve enerjiyi israf ederek kıl köküne gitmesi gereken enerjiyi azaltır. Ayrıca bu kıllar yanık ve deri tahrişi olasılığını arttırır.
    Ağrı eşiğiniz düşükse işlemden 2 saat önce ağrı kesici almanız uygun olabilir. Ayrıca bazı kadınlar regl döneminde acıya daha hassas oldukları için regl öncesi ve sırasında uygulama yapılmayabilir

    Lazer Tedavi Sonrası Öneriler:
    Lazer sonrası kızarıklık eve ulaştığınızda gerilemiş olacaktır. Bazı ciltler hassastır ve işlem sonrası kuruluk hissedilebilir. Bu durumda nemlendirici kullanılabilir.
    Tedaviden sonra bir veya iki hafta içerisinde güneşlenmeyin. Lekelenmeler olabilir. En az 30 faktör içeren güneşten koruyucu kullanın.
    Lazer sonrası kıl köklerindeki tüyler tedaviden 1 veya 2 hafta içerisinde uzayabilir. Eğer rahatsız oluyorsanız kesebilirsiniz.
    Tıraş ve tüy dökücü kremi seans aralarında kullanabilirsiniz. Seans aralarında ağda, sir ağda ve cımbız, iple alma gibi yöntemler kullanılmamalıdır. Çünkü bir sonraki lazer seansının etkisini azaltırlar.
    Lazer sonrası su toplama ve kabuklanma sonra nadirdir ve birkaç gün ile bir hafta arasında geriler. Antibiyotikli bir krem sık olarak sürülebilir.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın