Yazar: C8H

  • Katılma nöbeti

    Katılma nöbeti; sütçocukluğu döneminde sık görülen ve epilepsi ile karışabilen istemsiz solunum durması ataklarıdır. Bir epilepsi değildir. İlk kez 1737 yılında Nicholas Culpepper tarafından tanımlanmış ve istemli nefes tutma olarak düşünülmüştür.

    Ne kadar sıklıkta görülür?

    Görülme sıklığı %4.6 ila 4.7 arasında değişir. Erkeklerde görülme oranı kızlara göre 3 kat fazladır.

    Kalıtımsal özelliği var mıdır?

    Çocukların %23 ila 38’inde ailede katılma nöbeti öyküsü sözkonusudur. Otozomal dominant bir kalıtım olduğu düşünülmektedir.

    Klinik özellikleri nelerdir?

    Başlangıç yaşı 6 ay ile 18 ay arasındadır. Nadiren yenidoğan döneminde ilk birkaç haftada başlayabilir. 6 ay altında başlama oranı %15’ten, 2 yaş altında başlama oranı %20’den azdır. Atakların sıklığı bir günde birkaç ataktan, yılda bir atağa kadar değişkenlik gösterebilir, Sıklıkla haftada 1-6 atak sözkonusudur. 2 yaşından sonra ataklar azalmaya başlar ve 4 yaşa kadar %50 oranında düzelme gözlenir. 8 yaşa kadar ataklar tamamen sonlanır.

    Farklı tipleri var mıdır?

    Katılma nöbetleri; olay sırasında çocuğun rengine göre; morarma ile giden (siyanotik)tip, soluk tip (pallid) ve karışık tip olmak üzere üç şekilde görülebilir. En sık görülen şekli%54’ünde siyanotik ataklar olup, soluk tip (%19-22), karışık tip %19-24 oranında görülür.

    Siyanotik ataklar öfke veya engellenme gibi duyusal uyaranlarla ortaya çıkar ve çocuğun ağlamasını takiben durgunlaşma ve arkasından nefesini tutması ile devam eder. Takiben ani morluk gelişir ve yeniden düzenli solunumun başlaması ile birlikte bilinç kaybı , vücudu geriye atarak kasma (opistotonus) pozisyonu gelişebilir.

    Soluk katılma nöbetleri sıklıkla ani korku veya ağrı ile ortaya çıkar. Düşme veya basit kafa travmaları ortaya çıkaran diğer olaylardır. Çocuk başlangıçta bağırır, sonra sessizlik, solukluk gelişir ve bilinç kaybı ortaya çıkar. Daha şiddetli ataklarda kasılmalar ve idrar kaçırma sözkonusu olabilir. Her iki tip atakta bilinç kaybı, idrar ve gaita kontrolünün kaybı, kalp atım sayısında azalma ortak klinik özelliklerdir.

    Katılma nöbetinin nedeni nedir?

    Siyanotik nefes tutma ataklarının mekanizması çok iyi anlaşılamamıştır. Solunumun kimyasal duyarlılığı ve otonom sinir sistemi düzeninde bozukluk olduğu bildirilmektedir. Soluk tipte nefes tutma atakları beyin kan akımında azalmaya neden olan vagal sinir cevabının aşırı olması nedeniyle oluşmaktadır. Göz üzerine yapılacak baskı atakları tetikleyebilir. Soluk tipte atakları olan hastaların %70’inde göz üzerine bası yapılmasına bağlı kalp durması bildirilmiştir.

    Demir eksikliği anemisinin ataklarda önemli rolü olduğu, demir tedavisi ile hastaların %36-50’sinde atakların düzeldiği bildirilmiştir.

    Nasıl tanı konulur?

    Tanı ve ayırıcı tanı hikayeye göre yapılır. Tam kan sayımı yapılması demir eksikliğinin tesbit ve tedavi edilmesi açısından önemlidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisi yararlı olmaktadır. EEG uzun nöbet veya hikayeye göre epileptik nöbet ihtimali dışlanamazsa önerilir. Kardiolojik ailesel bir hastalık olan uzun QT sendromu nadiren katılma nöbetine benzer tablo oluşturabilir. Bu nedenle tüm katılma nöbeti atağı olan hastalarda EKG değerlendirilmelidir.

    Tedavi:

    Önlemek için, çocuğun demir eksikliği varsa tedavi edilmelidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisinin yararlı olduğu bildirilmiştir. Sık tekrarlayan ataklarda kullanılan Pirasetam tedavisi ile çocukların %92’si iki ay içerisinde düzelmektedir. Atropin, klonidin ve levatiresetam tedavide kullanılan diğer ilaçlardır.

    Katılma nöbeti olan çocukların daha sinirli, hiperaktif olabileceği ve %29’unda ileri dönemlerde konsantrasyon problemlerinin ortaya çıkabileceği, çok nadiren sık ve uzun süreli atakları takiben kalbin kısa süreli durması, %0.5 ila 11’inde epilepsi gelişebileceği bildirilmiştir.

    Gerek morarma ile giden nöbetlerde gerekse soluk katılma nöbetleri sırasında tablonun çok korkutucu olmasına rağmen katılma nöbetinin iyi prognozlu bir klinik tablo olduğunu aileler bilmelidir.

    Anne ve babaların dikkat etmesi gereken noktalar ve öneriler:

    Atak sırasında çocuğun salgılarının solunum yoluna kaçmasını önlemek için çocuk yan tarafına yatar pozisyona getirilmelidir.

    Çocuğu ağlatmaktan kaçınmak (ve bunun için her dediğini yapmak yerine) ağlayacağı zaman dikkatini başka tarafa çekerek oyalanmalıdır.

    Bebeğin ya da çocuğun yüzüne soğuk su dökmek, bebeği ters çevirmek, sallamak, sarsmak gibi uygulamaların bir anlamı yoktur.

    Katılma nöbeti sırasında beyin kan akımı azalmış olduğu için bilinci kapanmış çocuk dik olarak kucağa alınmamalıdır.

    Bu ataklar normal gelişimsel ve zeka gelişimi üzerine etkisi olmayan iyi karakterdedir.

    Ataklar epilepsi ile ilişkili değildir ve bu nedenle antiepileptik tedavi önerilmez.

    Hastaları izlerken olayın sıklığı ve şiddeti göz önüne alınarak izlem planı yapılır. Örneğin demir eksikliği saptanırsa hemen tedavisi başlanmalı ve tedavi sonrası kontrol edilmelidir. Ağır vakalarda ilaç tedavisi planlanabilir. Seçilecek ilaç hekim tarafından belirlenir.

    Ancak unutulmaması gereken nokta ilgili uzmanın bu klinik tabloya katılma nöbeti tanısını koyması ve benzeri klinik tablolar ile ayırıcı tanısını yapmasıdır

    KAYNAKLAR:
    1.Rathore G, Larsen P, Fernandez C, Parakh M. Diverse presentation of breath holding spells: Two case reports with literature review. Hindawi Publishing Corporation Case Reports in Neurological Medicine 2013, Article ID 603190, 3 pages http://dx.doi.org/10.1155/2013/603190

    2. Olsen AL, Mathiasen R, Rasmussen NH, Knudsen FU. Long-term prognosis for children with breath-holding spells Dan Med Bul 2010; 57: A4217.

    3. Ergul Y, Otar G, Nisli K, Dindar A. Permanent cardiac pacing in a 2.5 month-old infant with severe cyanotic breath-holding spells and prolonged asystole. Cardiology J. 2011; 18: 704-706.

    4-Phillis B. Towards evidence based medicine for paediatricians. Arch Dis Child 2002; 86: 77-81

    5. Mocan H, Yildiran A, Orhan F, Erduran E. Breath holding spells in 91 children and response to treatment with iron. Archive Dis Child 1999;81:261–262

    6, Legge LM, Kantoch MJ, Seshia SS, Soni R. A pacemaker for asystole in breath –holding spell. Paediatr Child Health 2002; 7: 252-254.

  • İnternet Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    İnternet Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    İnternet, içinde bulunduğumuz bilgi çağının en önemli gereksinimlerinden biridir fakat bu kullanım, sağladığı faydaların yanında kötüye kullanım ve bağımlılık oluşturma riskini de beraberinde getirmektedir. Peki, bir kişide İnternet bağımlılığı rahatsızlığının olduğunu nasıl anlarız?

    İnternet Bağımlılığı’nın bir rahatsızlık olduğunun net bir şekilde anlaşılması açısından bu rahatsızlığın belirtilerinin açıklanması gerekmektedir. Eğer bir birey 12 ay boyunca aşağıdaki belirtilerin 3 veya daha fazlasını gösteriyor ise bu kişide İnternet Bağımlılığı olduğu düşünülmektedir.

    *İnterneti ilk kullanmaya başladığı zaman ile karşılaştırıldığında şu anki kullanım süresinin artması

    *İnternete bağlı olmadığı zamanlarda kişinin sosyal yaşamdan geri çekilmesi veya içine kapanması

    *İnternet kullanımı yüzünden eğitim, iş veya kariyer fırsatını riske atması

    *İnternette daha fazla zaman geçirmek için ailesine ve arkadaşlarına yalan söylemesi, kendini soyutlaması onlardan uzaklaşması

    *İnternet kullanımını gerçek hayat problemlerinden bir kaçış gibi görmesi

    *İnternet kullanımını kesmeye veya harcadığı zamanı düşürmeye çalıştığında kişinin huzursuz hissetmesi ve daha çabuk sinirlenmesi

    *İnternet kullanımını kontrol edememe

    Eğer birey yukarıda açıklanmış olan belirtileri 12 aydan kısa bir sürede gösteriyorsa, ‘Bağımlı’ olarak adlandırılmaz.

  • Febril konvülziyonlar (ateşli havale)

    Febril Nöbetler (FK);

    “1 ay-5 yaş arasında görülen menenjit ve ensefalit gibi santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu yada akut elektrolit bozukluğu, intoksikasyon gibi tanımlanmış bir neden olmaksızın ve öncesinde geçirilmiş ateşsiz konvülziyon öyküsü olmadan ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetlerdir.” (ILAE sınıflaması).

    Çocukluk çağının en sık görülen nöbet tipidir.

    En erken 1. ayda görülür. Çocukların %50’sinde ilk 2 yılda başlar, 6 ay ile 5 yaş arasında en sık görülür ve pik yaptığı dönem 18 aydır. 7 yaş üzerinde nadirdir.

    Ateş sıklıkla 38.5 dereceninüzerindedir.

    Febril nöbet geçiren çocuklarda ateşin yükselmesine yol açan en sık nedenler;

    Üst solunum yolu enfeksiyonları,

    Kulak iltihabı,

    Tonsillit,

    Döküntülü hastalıklar (En sık 6. hastalık)

    İdrar yolu enfeksiyonudur.

    İshallerle birlikte FK görülme sıklığının düşük olduğu bulunmuştur.

    Febril nöbetlerde ateş %80 viral nedenlere bağlıdır.

    Neden Febril Nöbet geçirilir?

    Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Ailede FK öyküsü olması ilk ve tekrarlayan FK için kesin risk faktörüdür. Kardeşler ve anne-babada FK öyküsü olduğunda risk 2 kat artmaktadır.

    FK’lu çocukların annelerinde ateşsiz nöbet ve epilepsi görülme oranı, normal popülasyondan daha fazladır.

    Diğer ileri sürülen nedenler; sitokinler, nörotransmitter adı verilen maddeler, ısı düzenlemesindeki bozukluklar, sinir sistemi olgunlaşmasında gecikme, çinko ve demir eksikliğidir.

    Klinik bulgular nelerdir?

    Sıklıkla kısa süreli, tüm vücutta kasılma ve gevşeme (jeneralize tonik-klonik), hastanın pelte gibi olduğu (atonik),nadiren vücudun belli bölgelerinde kasılmalar ile giden (Parsiyel) nöbetler şeklinde ortaya çıkar. Çoğunlukla birkaç dakikada keniliğinden durur. Nadiren belli bir bölgeden başlayarak tüm vücuda yayılabilir. Başlangıçda ağlama, bilinç kaybı ve kaslarda sertleşme, solunum duraklaması görülebilir. Daha sonra yüz ve ekstremitelerde tekrarlayan sıçramalar görülebilir.

    Nöbet özelliklerine göre basit ve komplike olmak üzere 2 tipe ayrılır.

    Febril Konvülziyonda tanı nasıl konulur?

    Febril nöbetlerde tanı öykü ve muayene ile konur. Ateşin özellikleri, derecesi, eşlik eden diğer belirtiler, ayrıntılı nöbet öyküsü nörolojik gelişim ve ailede ateşli veya ateşsiz nöbet, epilepsi öyküsü önemlidir.

    Elektroensefalografi (EEG): FK’lu çocuklarda sıklıkla EEG çekilmektedir. Ancak tanı değeri sınırlıdır ve FK’ya özgü EEG bulgusu yoktur. Rutin olarak yapılması önerilmemektedir. Basit FK’da %60 normaldir. Komplike FK’da ise öncesinde nöromotor gelişim bozukluğu ve ailede FK öyküsü olanlarda nadiren EEG anormalliği saptanabilir.

    EEG dalgaları ateş ve viral enfeksiyonlarda etkilidir. Bu nedenle Febril nöbet geçiren hastalarda EEG nöbetten 7-10 gün sonra çekilmelidir. Basit FK’da bilgisayarlı beyin tomogrofisi (BBT) ve Manyetik Rezonans (MRG) gereksizdir. Ancak kafa içi basıncı artması, fokal nörolojik bulgular varsa, komplike FK’da nörolojik bulgu varsa ve febril status epileptikus sözkonusu ise BBT veya MRG yapılabilir.

  • Oyun Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    Oyun Bağımlılığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir?

    Bağımlılık yapan maddenin kullanımı sırasında ve sonrasında sağladığı olumlu hisler kişinin o maddeyi kullanıma devam etmesi için bir sebeptir. Bağımlılık yapan madde bireyin üzerinde hoş hisler bırakır ya da olumsuz hislerinin kaybolmasını sağlar. Bu sebeple, kullanımdan hemen sonra gelen iyi his, bağımlılığın olumsuz sonuçlarından daha önemli görülür. Bunu bilgisayar oyunlarının çok oynanması ve bağımlılık yaratması sürecinde değerlendirecek olursak, oyunun verdiği görsel uyarıcıların vücutta yarattığı fizyolojik hoşluk hissi sonucu kullanımının sürdürülmesi olarak düşünebiliriz. Oyun oynama sırasında ve sonrasında da fizyolojik bir rahatlama hisseder. Oyun oynandıktan sonra hissedilen bu tip rahatlatıcı duygular ise oyun oynama davranışının tekrar tekrar yapılıp bir alışkanlık ve hatta bağımlılık haline gelmesine yol açar.

    * Kişi kendini bilgisayar başında daha iyi hisseder.

    *Oyun başında daha fazla zaman geçirir.

    * Aile ve arkadaşlardan uzaklaşır.

    * Bilgisayardan uzaklaşınca huzursuz ve sinirli olur.

    Bu gibi durumların görülmesi ‘Oyun Bağımlılığı’ tehlike çanının çaldığını bize göstermektedir. Bir diğer önemli konu ise oyunların içerikleridir. Şiddet içerikli oyunların oynanmasının çocuklarda ve ergenlerde ciddi problemlere neden olduğunu görüyoruz. Örneğin,

    “Oynanan oyun içerisindeki şiddet içeren sahneler fazlaysa ve oyun içerisinde uygulanan şiddetin karşılığında ödül söz konusu ise, haz ilkesi ile hareket eden beynin oyuna bağımlı olmasına neden olmaktadır. Haz yaşamak isteyen beyin şiddete eğimli hale gelmekte. Hazzı bekleme ya da erteleme fikri çocukta anksiyeteye neden olmakta ve korku hissinin oluşmasına neden olmaktadır. Anne ve babalarından sevgi alacakları dönemde çocukların şiddet içerikli oyunlar oynaması ya da izlemesi, saldırganlığa meyillerinin artmasına yol açmaktadır. Aynı zamanda şiddet içeren oyunlar, çocukların gündelik yaşamında, şiddete eğilim göstermesine neden olmaktadır ve bu çocuklar saldırganlıktan zevk almaktadır. Bu oyunlar sadece şiddet değil, hırs ve mutluluk duygusunun tatminini de sağlar. Stratejiye dayalı savaş ve şiddet oyunlarını oynayan bir çocuk, o oyunda başarılı olursa kazanma duygusunu tadacak ve mutlu olacaktır. Çocuk aslında bunu otomatik bir bilgisayar ortamında çok da çaba harcamadan elde eder.

    Oysa günlük hayatta mutluluk çoğumuzun daha az elde ettiği bir şeydir ve çaba gerektirir. Oyunlarda bu duyguya sahip olabilmek çok daha kolaydır ve bu sebepten dolayı çocukların oyun oynama davranışları pekiştirilmiş olur. Eğer çocuk oyunda başarılı olamazsa fazlasıyla hırslanır ve tekrar dener. Başaramaz ise tekrar dener…Her seferinde “game over” yazısını görerek oyun tarafından reddedilen bir çocuk, hırs gibi genellikle zarar veren bir duyguya ilaveten öfke hissedecektir. Çünkü reddedilmişlik, öfkeyle sonuçlanır.

    Öfke tekrar başarmaya yönelik bir hırs doğurur ve bu kısır döngü, mutluluk hormonu uğrunda sürer gider. İşte oyun bağımlılığının temelinde yatan asıl süreç budur.

    Şiddet içerikli bilgisayar oyunların diğer zararlı etkileri şöyle sıralanabilir:

    *Düşmanlık duygularını beslemekte, kaygı düzeyinde artışa neden olmaktadır.

    *Bu oyunlar fiziksel güç kullanımında artışa yol açmaktadır. Günlük hayatta, mutsuz edici olaylara daha saldırgan tepkiler vermeye sebep olmaktadır.

    *Sosyal davranışlarda azalma söz konusudur.

    *Şiddet içerikli oyunlar ile geçirilen zaman arttıkça obezite riski de artmaktadır.

    *Bilgisayar başında geçirilen zaman arttıkça akademik başarıda azalma görülmektedir.

  • Epilepsi ve nöbet

    ~~Nöbet nedir? Nöbet çocukluk çağında sık görülen nörolojik bir semptomdur. Yaşanması aile için korkunç ve dehşet verici bir olaydır. Nöbet ani olarak meydana gelen bilincin açık ya da kapalı olduğu bir durumdur. İnsanın vücudunda kasılma, atılma, yüzünde seyirme şeklinde olabileceği gibi bir korku hissi, buruna kötü koku gelmesi, hayaller görme, bulanık görme, bir olayı yaşamış gibi hissetme, baş ağrısı, baş dönmesi şeklinde olabilir.
    Nöbet ateşli mi olur? Nöbetler ateşli olabileceği gibi ateşsiz de olabilir. 5 yaş altı çocuklarda en sık ateşli nöbetleri görürüz. Ateşli nöbetler genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası görülmektedir. Genellikle masum nöbetlerdir. Ancak, ateşli nöbetler menenjit gibi ciddi beyinsel hastalığın bir semptomu olabilir. Ateşsiz nöbetler halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi hastalığının da bir bulgusu olabilir. Epilepsi hastalığı tekrarlayıcı nöbetler ile karakterize bir hastalıktır. Genellikle ateşsiz nöbetler şeklinde bulgu verir. Nadir olarak ateşin tetiklediği nöbetler ile de bulgu verebilir.
    Her nöbet tehlikeli midir? Nöbetlerin çoğu kısa süreli olup tehlikesizdir. Uzun süren nöbetler tehlikeli olabilir. 5 dakikadan kısa süren nöbetler genellikle masum nöbetlerdir. 5 dakikadan uzun süreli nöbetler müdahale gerektirmektedir.
    Nöbet ile karşılaşıldığında ne yapılmalıdır? Nöbet aileleri korkutan bir durum olduğu için genellikle yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Nöbet geçiren hastaların %90’ından fazlası ilk beş dakika içerisinde kendiliğinden durduğu için hasta yan çevrilir. Etrafında zarar verebilecek objeler uzaklaştırılır. Hasta kusar ise ağzı temizlenir. Nöbet durmaz ise 112 acil servisi arayarak yardım talep edilmelidir. Nöbet esnasında çeneyi açmaya çalışmak, ağız içerisine kaşık gibi cisimler sokmak tehlikelidir. Çene çıkılarına ve diş kırılmalarına neden olunabilir. Hasta dilini ısırmış ise dili geriye itilir. Nöbet esnasında suyun altına sokulma, birşeyler yedirip içirmeye çalışmak tehlikeli ve zararlıdır.
    Nöbet ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir mi? Evet, kesinlikle olabilir. Beyin tümörleri, menenjit, ansefalit (beyin iltihabı), elektrolit bozukluğu, kalsiyum düşüklüğü, D-vitamini eksikliğinin ilk bulgusu nöbet olabilir. Her nöbet ciddiye alınmalı bu açıdan tetkik edilmelidir. Nöbet geçirmiş olan her hasta nöbet sonrası bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından görülmelidir. Nöbet sonrası beyin filmi (tomografi, emar) çekilmeli, beyin EEG’si yapılmalıdır. Her hasta Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından takibe alınmalıdır.
    Nöbet hastalarına öneriler şu şekilde sıralanabilir: Açlık, uykusuzluk, ateşli hastalıklar,, anksiyete ve depresyon, titrek ve parlak ışıklar nöbetleri tetikler. Özel bir beslenme şekli önerisi veya yapmaları için özel bir spor önerisi bulunmamaktadır. Televizyon, bilgisayar, tablet ve cep telefonu çok kullanılmamalıdır. Ağır sporlar önerilmemektedir. Kola, cips gibi abur cuburlar yenmemelidir. Nöbet ilaçları aniden kesilmemelidir. Nöbet ilaçları ile antibiyotik, ağrı kesici ve ateş düşürücüler birlikte kullanılabilmektedir. Bazı nöbet ilaçları acı tadda olabilmektedir. Bu ilaçları meyva suyu ile karıştırarak içirebilirsiniz. Düzenli bir hayat düzeni faydalı olacaktır.
    Nöbet anında yapılması gerekenler: Hasta nöbet geçirdiği sürece hastaya hiçbir şekilde müdahale edilmemelidir. Hastanın ağzını açmak için dişlerinin arasına parmak, kaşık sokmaya çalışmak veya kasılmalara engel olmak için tutmak bastırmak ile hastaya zarar verilebilir. Normal şartlar altında atak kendiliğinden maksimum 1-5 dk içinde sonlanır. Eğer epileptik atak bu sürede sonlanmıyorsa hasta mutlaka hastaneye götürülmelidir. Hasta epilepsi nöbeti geçirdiği sırada sadece çevre faktörlerin ona zarar vermesini engellemek adına önlem almak gerekebilir. Hastanın nöbet geçirdiği sırada düşme ve kasılma gibi durumlarda etrafta hastaya zarar verebilecek keskin bir obje veya sert bir cisim varsa hasta o tehlikeden uzaklaştırılmalıdır. Kriz anında hastanın boğazını sıkan, sıkı bağlanmış kravat, eşarp gibi giysiler hastanın rahat nefes alabilmesi için gevşetilmelidir. Hastaya soğan, kolonya vb koklatmanın tedavi edici hiçbir anlamı yoktur. Nöbet geçiren bir hastanın yakınları ya da çevresindeki insanlar tarafından kol ve bacaklarının tutulması, bastırarak kontrol altına alınmaya çalışılması omuz çıkığı oluşması gibi ortopedik sorunlara sebebiyet verebilir. Hasta kasılırken ağzını açmaya çalışmak; çene çıkığı, dişlerini kırma, açmaya çalışan kişinin parmaklarının hasta tarafından ısırılması, kanamaya sebep olma gibi pek çok olumsuzluklara sebebiyet verebilir. Kişi kendine geldikten sonra yorgunluk hissedebilir, geçici olarak bilinç kaybı, sersemlik durumu söz konusu olabilir. Bu yüzden hasta bir süre dinlendirilmelidir.
    Epilepsi nedir?: Epilepsi nöbeti beyin normal aktivitesinin, sinir hücrelerinde geçici olarak meydana gelen anormal elektriksel aktivite sonucu bozulması ile oluşan klinik bir durumdur. Halk arasında “Sara Hastalığı” olarak da bilinen epilepsi, kendini epileptik nöbetler ile göstermektedir. Epileptik nöbet gerçekleştiğinde hastada gelip geçici bilinç kaybı veya farklı özelliklerde belirtiler olmaktadır. Epilepsi oldukça yaygın bir hastalıktır. Epilepsi belli bir yaş grubunda değil herhangi bir yaş ve zamanda ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın sık görüldüğü çocuk yaşlarda anne ve babanın gözlemleri teşhis için önemli rol oynamaktadır. Çocuğun arada bir ağzını şapırdatması, kol ve bacaklarında ani sıçramalar-irkilmeler olması, burnuna kimsenin duymadığı kötü koku gelmesi (örneğin yanmış lastik kokusu) veya çocuğun arada bir gözünün dalması, bir yere birkaç saniye boş boş bakması gibi durumlar gözlenebilir. Bu gibi davranışların bir kısmı normal değildir ve şüphelenirlerse bir nöroloji hekimine başvurmakta fayda vardır.
    Epilepsinin çeşitleri var mı?: Evet vardır. Temelde epilepsi basit ve komplike diye ikiye ayrılır. Basit demek nöbet esnasında bireyin bilincinin açık olduğu, nöbetinin farkında olduğu nöbettir. Komplike ise bilincin kapalı olduğu nöbetlerdir. Ayrıca vücudun bir yerinde lokalize yada tüm vücudunda jeneralize şekilde de olabilmektedir. Parsiyel dediğimiz nöbetler kendi içinde farklı gruplara ayrılmaktadır. Parsiyel nöbetlerde işitsel, baş dönmesi şeklinde, hayaller görme, yaşanmış bir olayı yaşamış gibi hissetme, bir şeyi iki kez yaşama hissi, buruna kötü koku gelmesi, korku, öfke, heyecanlanma, dil tutulması, illüzyonlar görme, mide bulantısı, karın ağrısı gibi nöbetler görülebilir. Jeneralize dediğimiz nöbetlerde ise dalma, ellerde atılma, düşme, tüm vücutta kasılma, ağızda şapırdatma, ağızda birşeyler yeme haraketleri şeklinde nöbetler olabilmektedir.
    İLAÇ TEDAVİSİ ALAN VE KONTROLE GELECEK HASTALAR: Hasta kontrole sabahleyin tok karnına gelmelidir. Kan tahlili yapılacaksa ilaçını içmeyecek. Ancak ilacı yanınızda getirmeniz gerekmektedir. Kan verildikten sonra çocuğunuza ilacını içirmelisiniz.
    EEG ÇEKİMİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR: Hastaların uykusuz gelmesi çekim için önemlidir. Gece geç yatırılarak sabah erken uyandırılmalıdır. Küçük çocuklara uyku ilacı verilebilir (aileden olur alınır ve velisi imza atar). Saçlar temiz olmalı. Toka ve küpeler çıkarılmalıdır. EEG çekiminde hastaya bir kişi refakat etmelidir.

  • Çocuğumun İnternet Bağımlısı Olmasını Nasıl Önlerim?

    Çocuğumun İnternet Bağımlısı Olmasını Nasıl Önlerim?

    *Sohbet ederek ve zaman ayırarak çocuklarınızın ne kadar önemli olduklarını onlara hatırlatın.

    *Bilgisayar kullanımı konusunda özellikle çocuk ve gençleri doğru bir şekilde eğitmeliyiz.

    *Bilgisayar kullanım sürelerine müdahale edilebilmeli, bilgisayarlarında hangi programların veya oyunların yüklü olduğu kontrol edilebilmeli, evde bilgisayarın yeri kolay görülebilir şekilde düzenlenmelidir.

    *Özellikle küçük çocukların, gerek televizyon izlerken gerekse bilgisayarda oyun oynarken mümkün olduğunca yalnız bırakılmaması gerekir.

    * Bedensel gelişimi desteklemek amacıyla bilgisayar oyunu oynamak yerine, ailelerin çocuklarıyla alternatif fiziksel etkinlikler (kitap okuma, parka gitme, somut oyunlar oynama vb.) yaparak nitelikli zaman geçirmeleri önemlidir.

    Bilgisayar oyunlarının olumsuz etkilerinden korumak amacıyla çocuk ve gençlere bilgisayar kullanmayı yasaklamak belki birçok ailenin ilk aklına gelen tedbir olabilir. Ancak yasaklamak hiçbir zaman bu soruna kalıcı çözüm getirmez. Bu gibi önlemlerde çocuk ve gençler ebeveynleri tarafından kontrol edilemedikleri zamanlarda yasakları uygulamamayı tercih edebilir ya da ev dışında bu imkânları elde etmek amacını güdebilirler. O halde ailelerin çocuklarıyla yakın temasta olmaları ve bilgisayarı olumlu yönde kullanmaları için çocuklarıyla kolay bir iletişim ortamı sağlamalar daha kalıcı bir çözüm getirecektir.

  • Ataksi: denge bozukluğu

    ~~Ataksi yürüme, oturma gibi istemli hareketlerde bozukluk olmasıdır. En basit tabiri ile dengesizliğe ataksi diyoruz. Ancak bazı farklılıkları mevcuttur. Beyincik ve beyinciğe bağlı sinir yollarının etkilenmesinde, omurilik hastalıklarında, ayaklarda his kayıplarında, siniri ve beyni ilgilendiren hastalık durumlarında gelişebilir. Serebellar ataksi beyincik kaynaklı olan ataksi, hafiften ağıra kadar değişen dengesizlik, geniş tabanlı sarhoşvari bir yürüyüş ile karakterizedir. Her an düşecekmiş gibi olduğundan ayaklarını yerden kaldırmadan sürüyerek yürürler. Dengesizlik ani duruş ve dönüşlerde daha belirginleşir. Hasta ayakları bitişik, ayakta durmakta güçlük çekerler. Bu hastalarda sıklıkla sakarlık söz konusudur. Beceri gerektiren işlerde zorluk yaşanır.
    Ataxinin en sık nedenleri ilaç zehirlenmeleri, suçiçeği gibi enfeksiyonları izleyen beyincik tutulumları ve beyin-beyincik tümörleridir. Enfeksiyon ile ilişkili ataksi nedenleri içinde çocuklarda en sık görülen akut serebellar ataksidir. Viral ve diğer enfeksiyonlardan (suçiceği, kabakulak, parvovirus, Epstein-Barr virüs) sonra 1-3 hafta içinde gelişir. Genellikle 1-4 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Aniden başlar. Hafif veya ağır derecede olabilir. Ağır olsa dahi bilinç açıktır. Başlangıçta kusma olabilir, ense sertliği ve ateş yoktur. Gövde ve ekstremitelerde (kollarda ve bacaklarda) ataksi, dizartri (konuşma bozukluğu) ve hastaların yarısında gözlerde istemsiz haraket (nistagmus) gözlenir. Akut serebellar ataksi birkaç günde kendiliğinden düzelmeye başlar, çoğu zaman 3-4 haftada iyileşir. Bazen hafif derecede olmak üzere 2-5 ay devam edebilir. Çok azında davranış ve konuşma bozukluğu, hareketlerde bozukluk (koordinasyon bozukluğu) kalabilir.
    Dengesizlik bir beyin tümörünün ilk bulgusu olabilir. Beyin ve beyincik tümörlerinde ataksi yavaş yavaş başlayarak giderek artar. Kafa içi basıncının artması neticesinde bulantı, kusma, çift görme, gözlerde şaşılık ve bilinç değişiklikleri görülebilir. Okulda çok başarılı olan bir çocuğun başarısı giderek gerileyebilir. Bazı çocuklar yürüyemez hale gelebilir.
    İlaç zehirlenmeleri de ataksi nedenidir. Yeşil reçete bazı ilaçların zehirlenmelerinde hemen ortaya çıkar. Genellikle evde bu ilaçları kullanan birileri vardır. Bazande misafirlikte yaramazlık yapan çocuk kimse görmeden içebilir. Bu durumun özelliği bir anda başlayan ataksidir. İlacın etkilerine bağlı başka bulgularda (aşırı uyuma, bilinç değişiklikleri, anlamsız konuşma) görülebilir. Bu nedenle evde özellikle yeşil reçete ve diğer tüm ilaçlar çocukların ulaşamayacağı yerlere konulmalıdır. Zehirlenme durumunda hemen acile başvurulmalı ve mide yıkaması uygulaması yapılmalıdır.
    Ülkemizde ataksinin başka bir nedeni de Guillain-Barre Sendromu denilen hastalıktır. GBS diye kısaltılarak ifade edilen bu hastalık bir felç durumudur. GBS genellikle geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu izleyen günlerde bazan aynı zamanda gelişir. Hastalık hafif bir dengesizlik, yürüme bozukluğu ile başlayarak ayaklardan yukarıya doğru ilerler. Ağır hastalarda tüm vücut etkilenebilir. Bazan solunum cihazı ihtiyacı olabilir. Tedavi ile hastalarda çoğunlukla iyileşme olur.
    Bazı genetik hastalıklarda beyincik erimesine neden olarak ataxiye neden olabilir. En zor hastalar bunlardır. Genellikle bir tedavisi yoktur. Hastalık giderek ilerleyerek yürüme fonksiyonu bile etkilenebilir. Ataksi telenjektazi denilen hastalıkta denge bozukluğu ile hastalık başlar. İleri yaşlarda gözün beyazındaki damarlarda artış olur. İmmün sistem etkilenerek sık enfeksiyon görülür. Beyincik giderek erir. Bazı hastalarda nöbetler görülebilir. SCA denilen spinoserebellar ataksi hastalığı 1den 15’lere kadar klasifiye edilmiş diğer bir genetik ataksi nedenidir. Bu hastaların kaderi giderek yürüme bozukluğudur. İlerleyen hastalar spastik hastalar gibi olurlar. Sonunda hastalar kaybedilir.
    Çocuklarda ataksi çok önemli bir bulgudur. Hele hele ani başlayan bir ataxi çok ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir. Bu nedenle bir çocukta dengesizlik fark edildiği anda çocuk nöroloji uzmanına acil olarak başvurmalıdır.

  • Neden Kaygılı Düşünceler İçine Giriyoruz?

    Neden Kaygılı Düşünceler İçine Giriyoruz?

    Her insan mutlu olmak ve değerleri için yaşar fakat her insanın dünyaya bakış açısı aynı değildir. Dünyaya olan bakışınızı bir güneş gözlüğü gibi düşünelim. Gözlüklerinizin camları mavi ise mavi, sarı ise sarı, siyah ise siyah görürsünüz çevrenizdeki her şeyi. Yani takmış olduğunuz gözlük aslında sizin bakış açınızdır, kişiliğinizi oluşturan şemalarınızdır. Şemalar aslında sizin ihtiyaç duyduğunuz şeylere ulaşabilmek için zihninizin geliştirdiği düşünsel/duygusal yapılardır. Sevilmek gibi, kabul görmek gibi. Ve her insanın bakış açısı, şemaları farklıdır. Yani sizin dünyaya sarı gözlükle bakmanız ve sarı görmeniz herkesin sarı göreceği anlamına gelmez.

    Bundan dolayı başkalarının sorunları hakkında bunda ne var bu kadar üzülecek gibi tepkiler vermeniz de doğru değildir. Basit bir örnek verecek olursak, iki kişi panik atak yaşarken, biri o seviyeye gelmiyorken, diğerinin zihninin derinlerinde, ‘her an tıbbi bir felaket yaşayabilirim’ inancını taşımasıdır. Bu inancını kişiliğine işlemiş bir düzeyde taşıyan kişi, bedeninden gelen sinyallere karşı çok duyarlı olur ve sık sık endişe sorunu yaşar. Başka bir örnek verecek olursak, iki kişinin aynı sınava girdiğini ve her ikisinin de aynı düşük notu aldığını düşünelim .Bunlardan birisi çok kötü bir not aldım, çok başarısızım, tüm olumsuzluklar beni buluyor. Hayatım hep böyle başarısız olarak geçecek düşüncelerine sahipken diğeri, kötü bir not aldım fakat bu demek değildir ki, hep başarısız olacağım. Bir sonraki sınava daha iyi hazırlanacağım ve çok daha iyi bir not alacağım. İşte her iki kişinin de başarısızlığı farklı açılardan yorumladıklarını görebiliriz. Olumsuz düşünceler kişide kaygı yaratırken aslında bu kaygılar bize olaylar hakkında sinyaller verirler ve bizler bu kaygı yaratan düşüncelerden, durumlardan kaçmak, söndürmek isteriz. Her düşünceyi fazlasıyla ciddiye alıyoruz ve eğer bu düşüncemiz olumsuz ve bizi yargılayan bir düşünce ise düşüncenin bize söylemiş olduğu gibi davranıyor ve kaygımızı arttırıyoruz. Bazen düşüncelere dokunmamak ,müdahale etmemek gerekir. Uzaktan düşünceleri sakince izlemek gerekir. Aslında olumsuz olan bu düşüncelere müdahale etmemiz, düşüncenin kapanına sıkışmaktan başka bir şey değildir.

  • Vücudumuzdaki beyaz lekeler nörolojik bir hastalığın belirteci olabilir mi?

    ~~İnsanın cildinde birçok leke görülebilir. Bunların çoğu masum ve zararsızdır. Benler, cilt hastalıkları ve doğuştan gelen bazı doğum lekeleri (mongol lekesi, vampir ısırığı, hemanjiomlar, milia, vb) ciltte görülebilmektedir. Bazı doğumsal lekeler ise bir hastalığın belirteci olabilmektedir. Çocuk Nöroloji pratiğinde birçok cilt bulgusu gösteren hastalık vardır. Bunlara nörokutanöz hastalıklar denilmektedir. Bunlardan beyaz ve sütlü kahve lekeler en sık karşılaşılanıdır. Kesinlikle bir beyin hastalığına da işaret ederler. Ciltle beyin ne alaka!!! Nasıl yani derideki leke beyin hastalığı!!!! Evet. Kesinlikle doğru. Cilt hastalığı ile beyin hastalığı çok yakın ilişkilidir. Çünkü daha anne rahmine döllenmiş yumurta düştükten 2-3 hafta sonra insan taslağı 3 katlı sandiviç görünümündedir. Bu üç tabakadan birisine ektoderm ismi verilmektedir. Ektodermden sinir sistemi yani beyin, beyincik, sinir hücreleri, tırnak, diş, saç ve cilt gelişmektedir. Demek beyinsel bir hastalığı olan bir insanda cilt bulguları yanında tırnak, diş ve saçta da değişiklik olabilmektedir. Çok ilginç değil mi?
    Vücuttaki Nörolojik Bir Hastalığa İşaret Eden Beyaz Lekelerin Özelliği Nedir?
    Beyaz lekeler Tüberoskleroz denilen bir hastalığın bir bulgusudur. Tüberküloz değil. Hastalar isim benzerliğinden hep karıştırırlar. Bu hastalık genetik geçişli bir hastalıktır (otozomal dominant kalıtılmakta). 1/6000-1/10000 canlı doğumda bir görülmektedir. Bazan sülalede böyle bir hastalık olmayabilir (hastaların yaklaşık 2/3’ü spontan mutasyon ile oluşmaktadır). TSC1 (9q34) ve TSC2 (16p13.3) genlerinde mutasyonlar neticesinde hamartin ve tüberin kompleksinin fonksiyonu bozulmakta ve rapamisinin memeli hedefi (mTOR) sinyal yolundaki inhibitör etkisi bozulduğu için klinik bulgular ortaya çıkmaktadır.
    Tuberosklerozda vücudun herhangi bir yerinde çok küçük boyutlardan çok büyük boyutlara kadar değişebilen boyutlarda hipopigmente cilt bulguları olmaktadır. Hastaların %80-90’ında bu bulgu vardır. Ailelerin çoğu bu lekeleri fark etmeyebilirler. Bazan bacak arkasında bazan gövde cildinde çok soluk olabilir. Yaz aylarında güneşin cildi karartması ile daha belirgin ve göze görünür hale gelirler. Tuberoskleroz neredeyse her organı etkileyebilen bir nörolojik hastalıktır. Kalbi etkileyerek kalpte et parçası (rabdomyom), tırnaklarda etlere (subungual fibroma), dişlerde mine bozukluklarına, beyinde tümörlere neden olabilmektedir.
    Vücuttaki Nörolojik Bir Hastalığa İşaret Eden Sütlü kahve (cafe au lait lekeleri) Lekelerin Özelliği Nedir?
    Bu lekelerde sütlü kahverenginde olmaktadır. Bir çocuğun vücudunda altıdan fazla olması hastalık açısından önemlidir. Bu lekelerde etrafı düzensiz değişik büyüklüklerde olabilmektedir. Bazı hastalarda kasıklarda ve koltuk altlarında çillenmeler şeklinde görülebilmektedir. Genellikle Nörofibromatozis denilen hastalığın bulgusudur. Bu hastalıkta hem cildi hem de beyni ve sinir sistemini etkileyen bir hastalıktır. Bu hastalık genetik olarak babadan geçebileceği gibi ilk kez çocuğunuzda çıkmış olabilir. Tuberoskleroz gibi her organı etkileyebilir.
    Tuberoskleroz ve Nörofibromatozis Hastalıkları Epilepsiye Neden Olabilirler mi?
    Evet neden olabilirler. Ancak kural değildir. Her türlü epilepsiye neden olabilirler. Özellikle Tuberosklerozis West Sendromu dediğimiz epilepsiye neden olmaktadır. Çoğu hasta nöbet geçirir. Doktorun muayenesi esnasında tuberoskleroz hastalığı olduğu ortaya çıkar. West Sendromu bebeklik döneminin epilepsisidir. Genellikle öne doğru nadiren arkaya veya her iki şeklinde atılmalar ile karakterizedir. Bu atılmalara infantil spazm denilir. İnfantil spazm adı üzerinde bir spazm yani sancı gibi bir durumdur. Zaten bilmeyen kişiler tarafından gaz sancısı zannedilebilir. İnfantil spazmın özelliği atılma olması sonrasında ağlama şeklinde olmasıdır. Bazan bebeğin yüzünde kızarma, terleme gibi bulgular olabilir. Bu nöbet çeşidi ilk başladığında günde onlarca yüzlerce kere olabilir. Bu nöbet çeşidi çok tehlikelidir. Çünkü çocuğun zekasını yemektedir. Hasta EEG cihazına bağlandığında beyin dalgaları allak bullaktır. Beyinde elektriksel bir kaos vardır. Bebeklerde nöbetler başladıktan sonra zaten algılamada bozulma başlar. İşitmez, duymaz gibidirler. Gülen bebek gülmez olur. Huzursuz ve sürekli ağlayabilir.
    Sonuç olarak, vücuttaki beyaz ve kahverengi gibi lekeler nörolojik bir hastalığın belirteci olabilir. Bu nedenle bir çocuk nöroloji uzmanının görmesi, tetkik ederek takibe alması elzemdir.

  • Çocuğum Neden Ders Çalışmıyor?

    Çocuğum Neden Ders Çalışmıyor?

    Bırakın ödevlerini yapmazsa yapmasın… – Size ne… • Çocuğunuz; – İster anaokuluna gitsin, ister ilkokula, – İsterse ortaokula yada liseye gitsin… – Evde; ister sessizlik saati uygulanarak düzenli ders çalışsın, – İsterse, “çalakaşık” ders çalışıp ödev yapsın…düzensiz…kuralsız…rastgele… • Bu çocuğunuz; bir gün gelip de size: – “ Anneciğim, öğretmenimiz bir çok sayfa ödev verdi…canım ödev yapmak istemiyor.” – “ Babacığım, öyle çok ders verdi ki öğretmenim…

    Ama çalışmak istemiyorum…çünkü canım sıkkın…” dediğinde, tavrınız şu olmalıdır: – “ Yapma…sen bilirsin.” – “ Çalışma…karar senin.”. • Biraz sonra; – Gülümseyerek, koşarak, hayretler içinde kalarak yanınıza geldiğinde, kucağınıza zıplayıp sizi öptüğünde ve sizden şöyle bir ricada bulunduğunda: – “ Ama babacığım, okula gelsen de öğretmenle bu konuda konuşsan…” – “ Anneciğim, yarın okula gelip, ödevlerim hakkında öğretmenimle konuşur musun,”… • Yanıtınız gayet kesin ve tutumunuz son derece kararlı bir şekilde: – “ Bak işte bu olmaz…Bize söylediğin gibi, öğretmenine de, canının sıkkın olduğunuz, canının istemediğini, kendin söylemelisin.” • Bakın bakalım bu çocuk, kaç gün derslerini, ödevlerini savsaklayacak… • Anneler-babalar; – Çocuklarının bütün iradelerini elinden alarak, – Onların hislerine, duygularına “ipotek” koyarak, – Çocukların kendilerine ait işlerini burunlarını sokarak, aslında şunları yapmış oluyorlar:

    1- Çocukları ile aralarında çatışma ortamı oluşturuyorlar

    2- Onların “aidiyet” duygularını zedeliyorlar

    3- Çocukların; gelecekleri ile ilgili, akademik başarıları ile ilgili ileride kendilerinde belki oluşacak olan “haz” ve “merak” larını kırıyorlar.

    Halbuki;

    – Dersine çalışmadığı için

    – Ödevlerini yapmadığı için, okulda öğretmeni, sınıf içinde kendisini uyardığında, arkadaşlarına mahcup olduğunda, eziklik hissettiğinde…büyük bir istekle derslerine, ödevlerine odaklanacaktır…tabi, evde, ebeveyni tarafından çeşitli zamanlarda, ruhu değersizlik, suçluluk hisleri ile rencide edilmemişse.