Yazar: C8H

  • Akut larenjite

    Larenks boynun orta hattında yerleşmiş olup, konuşma ve solunum fonksiyonlarımızın temel organıdır. Kıkırdaklar, kaslar ve mukozadan oluşan larenks anatomik olarak 3 bölgeye ayrılmıştır. Larenjit de genelde her üç bölge de tutulur. Akut larenjit tanım olarak enfeksiyöz nedenlere bağlı gırtlak iltihabıdır. En sık etken virüslerdir. Üst solunum yolları enfeksiyonlarının %20-25’inde larenjit gözükür.

    Akut larenjit belirtileri nelerdir?

    En başlıca belirtisi ses kısıklığıdır. Ses kısıklığı toplumumuzda göz ardı edilen şikâyetlerin en önemlilerinden biridir. Ses kısıklığı uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gereken önemli bir belirtidir. Larenjitte görülen ses problemi genellikle çatallanma ve eşlik eden tama yakın kısılma şeklindedir. Enfeksiyona bağlı oluşan ödem ses kısıklığının sebebidir. Öksürük diğer önemli şikâyettir. Ağrı sıklıkla gözükür ve yaygın boğaz ağrısı şeklindedir.

    Larenjit sebepleri nelerdir?

    Viral larenjitin etkenlerinden başlıcaları İnfluenza, Parainfluenza, Rhinovirusler’dır. Diğer üst solunum yolları tutulmadan izole larenjit görülebilmektedir. Bakteriyel larenjit ikinci sıklıktadır ve klinikte görülen belirtiler daha şiddetli ve sistemik etkileri daha sıktır. Tedavide antibiyotik tedavisi ve destekleyici ilaçlar kullanılmaktadır. Nadiren boğmaca ve difteri gibi geçmişte daha sık görülen hastalıklarda larenjit olarak karşımıza çıkabilmektedir. Krup adı verilen gırtlak ve bronşların beraber tutulduğu tablo çocuklarda sıklıkla görülmekte ve erken tedavi edilmediği takdirde ciddi sıkıntılar doğurabilmektedir.

    Kimlerde larenjit görülür?
    Larenjit her yaş grubunda görülebilmektedir. Diğer üst solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi sigara içenlerde larenjit sıklığı daha fazladır. Çocuklarda görülen larenjitler daha ağır geçirilmektedir. Sesini profesyonel olarak kullananlarda belirtiler daha çok hissedileceğinden göreceli olarak daha sık görülecektir. Diğer solunum yolu enfeksiyonları gibi bulaşıcı olabilmektedir. Larenks hastalıkları tanısı KBB hekimlerince konulabilmektedir. Endoskopik muayene tanı aşamasında altın standarttır. Muayene ile ses kısıklığına sebep olabilecek daha ciddi hastalıklar saptanabilir ve tedavi edilecektir.

    Larenjit tanısı nasıl konulur?

    KBB Hekimince alınan anamnez ve yapılacak larenks muayenesi tanı için yeterlidir. Hekiminiz gerek duyarsa nadiren laboratuvar tahlilleri ve radyolojik görüntülemeler yapılabilir.

    Larenjit tedavisi nedir?

    Tedavinin temelini ses istirahati ve bol sıvı alınması oluşturmaktadır. Medikal tedavide hekiminiz uygun gördüğü takdirde antibiyotik, steroidler ve anti inflamatuar ilaçlar kullanılabilir.

  • Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Zamanı Neden Planlayamıyoruz?

    Sosyal canlılar olmamız nedeniyle sorumluluklarımıza ayıracağımız zamanın yanında yakınlarımıza, arkadaşlarımıza da zaman ayırmak ve hoşlandığımız işleri yapmak, hobilerimizle ilgilenmek gibi gereksinimlerimiz de vardır. Ancak bu sorumlulukları yerine getirmek ya da sosyal ihtiyaçları karşılamak için zaman bulamadığından şikayet eden pek çok kişiyle karşılaşırız. Öte yandan pek çok kez çocuklarımızın, eşlerimizin, arkadaşlarımızın işlerini zamanında yetiştirememelerinden, söz verdikleri halde bekletmelerinden ve randevularına geç kalmalarından şikâyet eder dururuz. Bu şikâyetlere karşılık, işini yetiştiremeyen, karşıdakini bekleten ve randevusuna geç kalan bu kişilerin ise bunlara mazeret olarak sundukları mutlaka bir sorun vardır. Bu sorun kimi zaman trafik kimi zaman işlerin uzaması kimi zaman ise son anda yüklenen sorumluluklardır. Ancak zaman zaman olabilecek istisnalar dışında yapılacak olan işin, gidilecek olan yolun ne kadar zaman alacağı önceden kestirilebilir ve aslında hepimizin, yapmak istediğimiz işler için (elbette kabul edilebilir düzeyde) yeterli zamanı vardır. Peki, neden bir türlü işler yetiştirilemez ya da geç kalınır? Bu sorunun yanıtı “sunulan mazeretler” değil “zamanın yeterince planlanmaması” olacaktır. Zamanı doğru biçimde planlamayı öğrenmek, yaşamda sorumlulukların yanında ihtiyaçlarla da ilgilenebilmek ve stresten mümkün olduğunca uzak yaşayabilmek için gerekli bir adımdır.

    Amaçlarımızı, sorumluluklarımızı, kişisel ilgilerimizi ve sosyal yaşamımızın içerdiği etkinlikleri bir arada yürütebilecek bir biçimde organize edebilme becerisi “zaman planlaması” olarak adlandırılır. Bu beceri pek çok avantaj sağlamaktadır. Düzenli bir yaşam, başarı hissi, gereksiz yorgunluktan kaçınma, unutma, geç kalma durumlarının önüne geçilmesi, suçluluk duygusunun önlenmesi, hayatı kontrol duygusu ve belirsizliklerin oluşturduğu stresi ortadan kaldırma gibi pek çok avantajından söz edilebilir.

    Hepimiz, özellikle de belirli dönemlerde zamanımızı planlama konusunda çaba göstermişizdir. Ancak kimimiz için bu çaba çoğu kez boşa gitmiştir. Peki bu neden böyle oluyor? Bizi zamanımızı planlayabilmekten alıkoyan nedenler neler? Herkes için farklı nedenler olabileceğini unutmamak kaydıyla bazı etkenlerin daha yaygın olduğu görülmektedir. Örneğin, mükemmeliyetçilik. Zaman yönetiminde de “mükemmel zaman planlaması” gibi bir hedefe sahip olmak, kısa bir süre sonra hayal kırıklığı yaşamak ve vazgeçmekle aynı anlama gelmektedir. Çünkü esneklikten yoksun ya da kişisel ihtiyaçlara yer vermeyen bir plan, uyulması herkes için zor hatta mümkün olmayan bir plandır. Zamanı planlama karşısındaki önemli engellerden bir diğeri ise erteleme davranışıdır. Erteleme zaman planlamasını yapmak konusunda kendini göstereceği gibi yapılan planlamaya ayak uydurmak konusunda da bozucu bir rol üstlenmektedir. Ertelemenin ve yarattığı sonuçların günlük hayatımızda pek çok örneğine rastlayabiliriz; faizle sonuçlanan ertelenmiş ödemeler, düşük notlarla sonuçlanan ertelenmiş ödevler, kişilerarası kırgınlıklarla sonuçlanan ertelenmiş ziyaret ve telefonlar, ilerlemiş sağlık sorunlarıyla sonuçlanan ertelenmiş sağlıklı beslenme, spor ve diğer sağlık davranışları… Görüldüğü gibi erteleme davranışı, bizi büyük sıkıntıya sokan ve bizde yaşamımızın kontrolümüzden çıktığı duygusunu uyandıran zararlı bir alışkanlıktır. Öte yandan kendine aşırı güvenmek ya da kendine güvensizlik de zamanı planlama becerisinin gelişmesinde engel teşkil etmektedir. Kendine güvenmek iyi ve yararlı bir özellik olmakla birlikte fazlası “boş vermelere”, eksikliği ise “cesaretsizliğe” ve “hiç denememeye” yol açmaktadır. Son olarak zaman planlamamızın yolunda gidebilmesi için ihtiyaç duyacağımız bir başka beceri daha var. Planlamamızda yer vermediğimiz konuların ve oluşabilecek aksaklıkların önüne geçmemizi sağlayacak olan “hayır diyebilme” maharetimiz önemli görünmektedir. Çevremizden gelen taleplere gerektiğinde “hayır” diyemiyorsak, birçok işimiz bu yüzden aksamaya mahkûm diyebiliriz.

    Şüphesiz daha pek çok etken zamanın doğru planlanmasının önünde engel teşkil ediyor olabilir. Burada bahsedilenlerin ve bireysel olarak keşfedilecek olan başka etkenlerin saptanması ve önlem alınması zamanın planlanması ve yapılan planlamaların sürekliliği ve işleyişi açısından son derece yararlı olacaktır. Unutmayalım “zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok, zamanın kısalığından şikâyet ederler” (La Bruyere).

  • Göğüs deformiteleri pectus kavatus-karinatus

    PEKTUS HASTALIĞI – (KUNDURACI GÖĞSÜ & GÜVERCİN GÖĞSÜ)

    – Doğumsal / Ailesel

    – Göğüs duvarının yapısal bozukluğu

    – Beş tipi vardır;

    – En sık Pektus Excavatum (kunduracı göğsü)

    ve Pektus Carinatum (güvercin göğsü)

    – Poland sendromu (kas ve kaburga yokluğu)

    – Sternal (iman tahtası) yapı bozukluğu

    – Diğer

    Görülme sıklığı?

    – 300-400 canlı doğumda 1 tane

    – Erkeklerde kadınlara göre daha fazla (4 katı)

    – %37’sinde ailede de mevcut

    Tanı nasıl konur?

    – Çoğu ilk yaş içerisinde aile tarafından fark edilir

    – Göğüs duvarında çökme veya dışa çıkıntı vardır

    – İki yönlü direk akciğer grafisi

    – Göğüsün Bilgisayarlı Tomografisi (BT)

    – EKG, EKO

    – Solunum Fonksiyon Testi

    – Çoğunda görüntüde bozukluk dışında (kozmetik) bir şikayet yoktur

    – Yaş ilerledikçe;

    – Efor – egzersiz sonrası göğüs ön duvarında kaburgalarda ve sol meme bölgesinde ağrı

    – Efor sonrası kalpte çarpıntı

    – Kalp ritminde bozulma

    – Kalpte üfürüm

    – Eksiklerin uygun yerine koyucu cerrahi tedavisi

    Tedavi yaşı nedir?

    – İDEAL YAŞ: “7-14 yaş”

    – Cerrahi yöntemler artık “40 yaş” grubunda da başarıyla uygulanmaktadır*.

  • Çocuklarda Davranış Problemleri

    Çocuklarda Davranış Problemleri

    Yalan söyleme, çalma, insanlara ve hayvanlara zarar verme, sık sık kavga etme gibi davranışlar, davranış sorunlarının habercisidir.

    Her yaşın kendine özgü özellikleri ve içinde barındırdığı problemleri vardır. Davranış sorunları bu durumlardan doğru şekilde ayırt edilmeli ve ayrı şekilde değerlendirilmelidir.

    Davranış sorunları bebeklik, çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkabilir. Tedavi edilmezse yoğun problemlere yol açan bu durum, Çocuğu/genci/bireyi ve çevresindekilerin yaşantısını oldukça olumsuz etkilemektedir.

    Yapılan araştırmalar davranış sorunlarının genetik, biyolojik nedenlerden kaynaklandığını, bu durumları;

    • Ailenin çocuk eğitiminde aşırı denetleyici olması,

    • Katı disiplin uygulaması ya da aşırı ilgisizlik durumu,

    • Bakım ve eğitimde tutarsızlık,

    • Sınır ve kuralların doğru şekilde konulmaması,

    • Denetimde eksiklik,

    • Kuralsız yetiştirme,

    • Ağır cezaların verilmesi,

    • Fiziksel ya da cinsel istismara uğraması,

    • Travmatik yaşantının çokluğu,

    • Rol model alınan ebeveynlerin şiddet uygulama gibi davranışlarının olması,

    • Sigara, madde kullanımı gibi ortamlarda bulunması,

    • Suçlu çocuklarla arkadaşlık etme gibi nedenlerin davranış sorunlarının ortaya çıkmasında, durumun şiddetini arttırmasında etken olduğu bilinmektedir.

    Çocuğunuz Neler Yapıyorsa Davranış Sorunlarından Şüphelenmelisiniz?

    • Çıkar sağlamak, görevlerinden kaçmak için bazen de sebepsiz yere yalan söylüyorsa,

    • Öğretmenlerine karşı geliyorsa,

    • Okuldan üstü başı yırtılmış, arkadaşlarıyla kavga etmiş bir şekilde geliyorsa,

    • Okul yönetimi ya da öğrenci velilerinden sık sık çocuğunuzla ilgili şikayetler alıyorsanız,

    • Ceplerinde bıçak, çakı gibi zarar verici eşyalar buluyorsanız,

    • Kendisine ait olmayan eşyaları odasında buluyor ya da alabileceğinden daha pahalı şeylere sahip olduğunu görüyorsanız,

    • Hırsızlık yaptığına şahit olmuşsanız,

    • En sıcak yaklaşımlarınıza ya da ufak uyarılarınıza öfke ile karşılık veriyorsa,

    • Size ya da ailenin diğer bireylerine karşı saldırgansa,

    • Size ve ailenin diğer bireylerine karşı sözlü ve fiziksel şiddet uyguluyorsa,

    • Evden kaçıyorsa, izin almadan geceyi dışarda geçiriyorsa,

    • Sizin ya da başkalarının eşyalarına bilerek zarar veriyor, evdeki eşyaları kırıp döküyorsa,

    • Zarar verdiği insanların ya da hayvanların acılarına karşı duyarsızsa,

    • Verdiği zarar ya da acıların ardından pişmanlık ya da suçluluk hissetmiyorsa,

    • Alkol, sigara, uyuşturucu gibi maddeler kullanıyorsa veya kullandığından şüphe ediyorsanız,

    • Çetelere üye olmuşsa veya kendisine ve çevresine zarar veren arkadaş ortamlarında bulunuyorsa;

    Çocuğunuzda bu durumların birkaçını gözlemliyorsanız en kısa zamanda bir uzmana başvurmanız fayda sağlayacaktır.

    Davranış Sorunları;

    Doğru şekilde tedavi edildiğinde sonuç alınabilecek bir psikolojik rahatsızlıktır. Bunun için çocuk/genç, aile, okul ve uzmanın (psikiyatrist, psikolog) iş birliği içinde olduğu çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmalar sonucunda hedeflenen çocuğun/gencin toplum içinde uyum sağlayabilen, işlevselliğini kazandıran bir birey olması ve hayatını verimli şekilde geçirebilmesine yardımcı olmaktır.

  • Clinical effects of vitamin d ın children with asthma

    Clinical Effects Of Vitamin D In Children With Asthma

    Abstract

    Objective: Both asthma and vitamin D deficiency are common among children. The results from studies examining the relationship between them are contradictory. The aim of this study is to determine the relationship between the clinical parameters of asthma and vitamin D status in children.

    Materials and Methods: One hundred and twenty children diagnosed with asthma and followed up in our hospital were included in the study. The control group included seventy-four children with no evidence of allergic disease. The eosinophil counts, immunoglobulin E levels and serum 25 OH cholecalciferol (25OHD) levels were measured.

    Results: This study consisted of 73(60.8%) males with a mean age of 4.4±1.2 years in the patient group. There was no significant difference between the patient and control groups with respect to gender and age. The mean 25OHD level was 21.49±7.74ng/mL in the study group and 23.94±8.97 ng/mL in the control group. The difference was not significant (p=0.094). The patients with asthma were grouped according to their vitamin D status as “deficient (Group-1)”, “insufficient (Group-2)” and “normal (Group-3)”. The sociodemographic features, duration of illness, number of hospitalizations, number of sensitivity to allergens, eosinophil count, and the serum IgE levels were not found to be different between the groups. However, the total number of the exacerbations, asthma severity, and systemic glucocorticoid need in the previous year were significantly higher in deficiency group (p<0.05).

    Discussion: Vitamin D levels were not significantly different in patients with asthma. Vitamin D deficiency was common in the study group as well as the control group. Clinical severity of disease, the number of exacerbations, and the systemic glucocorticoid need were related to the vitamin D level.

  • Yaşlanmak Bilgeliğin Şafağıdır

    Yaşlanmak Bilgeliğin Şafağıdır

    Yaşamın tek anlamının doğmak, büyümek, genç olmak, olgunlaşmak ve yaşlanmak olduğuna inananlara yalnızca acınabilir. Böyle düşünen insanların ne ümidi ne de köklü bir vizyonları vardır. Onlara göre yaşam anlamsızdır.

    Bu tür düşünce ve inançlar kişilere düş kırıklıkları, ilerleyememe, şüphecilik ve ümitsizlik duygularını birlikte getirir ve dolayısıyla sonuçta kişiyi her türlü yaşamda başarısızlık, psikolojik ve zihin bozukluklarına sürükler.

    Oğlunuz ya da kızınız kadar hızlı yürüyemiyor ya da yüzemiyor sanız veya bedeninizin hareketleri yavaşladıysa şunu hatırlayın; yaşam her zaman yeni bir kılığa bürünür. Yaşlanmanın kendine özgü bir ihtişamı güzelliği ve sadece ona ait bir bilgeliği vardır. Huzur, sevgi, neşe, güzellik, mutluluk, bilgelik, iyi niyet ve anlayış asla yaşlanmayacak ve ölmeyecek niteliklerdir.

    Karakteriniz, zihinsel özellikleriniz ve inancınız bozulabilecek şeyler değildir.
    Bilinçaltınız asla yaşlanmaz. Orada zaman, ya da yaş kavramları yoktur, o sonsuzdur. Hiç doğmamış ve hiç ölmeyecek olan Kozmik Bilincin bir parçasıdır.

    Yapılan bilimsel çalışmalar, vücutta dejenerasyona yol açan bozuklukların sebebinin yalnızca ilerleyen yıllar olmadığını, yalnızca geçen zamanın değil, zaman korkusunun bedenimizi yaşlandıran zararlı etkiler verdiğini ve zamanla ilgili psikolojik korkuların erken yaşlanmayı belirleyici derecede etkilediği görülmüştür.

    Klinik gözlemlerimde özellikle altmışlı yetmişli yıllardan sonra konuştuğum kişilerde çoğunun artık hiçbir şeye yaramadıklarını, kimsenin onları istemediklerini söylediklerine şahit oldum. Hakim olan düşünce ve hayat felsefeleri; ‘Doğarız, büyürüz ve yaşlanırız, hem de bir hiç için, işte son bu’.
    İşte insanların yaşadıkları bu hiçlik ve değersizlik dolu düşünce ve düşünce kalıpları, hastalıklarının başlıca nedenidir.Aslında onlar düşünce yaşamında yaşlanmış ve bilinç altları onlara, sonuçta düşünce alışkanlıkları doğrultusunda bir yaşam kurdurmuştur.

    Maalesef, çoğunluk insanların düşünce tavrı bu mutsuz kişiler gibidir.
    ‘Yaşlanma’ denilen terimden ödleri kopar, oysa bunun asıl anlamı onların yaşamdan korkmalarıdır.
    Ancak, yaşam sonsuzdur.

    Yaşlanma yılların uçup gitmesi değil, bilgeliğin şafağının sökmesidir.

    Bir çok filozof ve bilim insanı en değerli eserlerini altmış beş ile doksan yaşları aralığında yazmışlardır.
    Bilgelik, bilinçaltınızdaki spiritüel güçlerin farkına varmanız ve bu güçleri dolu ve mutlu bir yaşam için nasıl kullanacağınızı bilmenizdir. Altmış beş, yetmiş beş ya da seksen yaşın anlamı sizin için de başkaları için eş anlamlı sonları ima eder, bunları kafanızdan atın.

    Bu yaşlar muhteşem, bereketli, aktif ve son derece üretken bir yaşam düzeninin başlangıcı olabilir, hem de daha önce yaşadıklarınızdan çok daha iyisini yaşayabilirsiniz.

    Bilim insanı çıplak gözle elektronları göremez, ama bunu bilimsel bir gerçek olarak kabul eder, çünkü deneysel göstergelere bütünüyle uyan tek geçerli sonuç budur. Yaşamı göremeyiz.Ama onun canlı olduğunu biliriz. Yaşam var olan bir şeydir ve bizler onun güzelliğini ve ihtişamını dışa vurmak için buradayız.

    Şunu unutmayın insan düşündüğü kadar güçlü ve inandığı kadar değerlidir.

    Peki ne yapmalıyız?

    Asla işinizi bırakıp: ‘Emekliye ayrılıyorum, yaşlandım, yoruldum, ben artık bittim’ demeyin.Böyle yaparsanız paslanır, ölüme gider ve dediğiniz gibi bitersiniz. Bazı insanlar otuz yaşında ihtiyardır, bazıları da seksenlerinde bile genç kalırlar.

    Zihninizin asla emekliye ayrılmadığından emin olun. Altmış beş, yetmiş yaşında emekliye ayrılan çok insanlar tanıdım. Büyük bir kısmı hemen çökmeye başlar, üç beş yıl sonunda da ölürler. Belli ki yaşamlarının sonuna geldiklerini düşünmüşlerdir.

    Emekliliği yeni bir macera, yeni bir mücadele, yeni bir yol ve uzun bir düşün gerçekleştirilmesi için iyi bir fırsat olarak düşünün ve öyle davranın.

    Bir insanın, ‘Emekli olmuş bir insanım ben, ne yapabilirim ki?’ demesi kadar insanın içini karartan bir soru olamaz. Aslında bu kişi şunu demek istiyor: ‘Zihinsel ve fiziksel olarak ölüyüm. Zihnim iflas etti, bende bir fikir kalmadı’.

    Tüm bunlar hatalı ve yanlış düşüncelerdir. Asıl gerçek doksan yaşındayken, altmış yaşınıza kıyasla daha fazlasını yapabileceğinizdir. Çünkü her geçen gün yaşamı daha iyi anlıyor, daha bilge bir insan oluyorsunuz.

    ‘Ben yaşlandım’ demek yerine, ‘Artık bu evrende ben de bilge bir kişiyim’ deyin.
    Kurumların, gazetelerin ya da istatistiklerin karşınıza yaşlılık, çöküş yılları, düşkünlük, bunaklık ve işe yaramaz olmakla ilgili imgeler çıkarmasına izin vermeyin. Bunlara inanmayın, çünkü hepsi yalandır. Böyle bir propaganda sizi hipnotize etmesin.

    Ölümü değil, yaşamı olumlayın. Kendi kendinizle ilgili mutlu, ışıl ışıl, başarılı, sakin ve güçlü olduğunuzu içeren bir görüş edinin.

    Kırk yaşında olduğu için iş yeri sahiplerinin kapıyı yüzüne çarptıklarını anlatan birçok kadın ve erkekle görüştüm. İşverenlerin işe alınmak için talepler daha çok gençler üzerinde yoğunlaşıyor, yani yeni bir işe alınmak, değerlendirmeye alınmak için otuz yaşın altında olmalısınız. Bunun altında yatan gerçek, son derece sığ bir mantık ve yanlış bir düşüncedir.Oysa işveren şapkasını önüne koyup biraz düşünse, o insanların kır saçlarını satmaya çalışmadıklarını; yaşam piyasasında yıllar boyu toplamış oldukları yeteneklerini, deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmaya gönüllü insanlar olarak oraya geldiklerini anlayabilirler.

    Yaşlanmak, hayatın gerçeklerine herkesten daha yüksekte bulunan bir noktadan, daha farklı bakmak ve görmektir. Yaşlılık, döneminin mutlulukları gençlik dönemininkilerden çok daha büyüktür.

    Düşündüğünüz yaştasınız.

    Düşündüğünüz kadar değerli bir insansınız.

    Düşündüğünüz kadar güçlü bir insansınız ve hissettiğiniz yaştasınız.

    Ruhun meyvesi sevgi, neşe, huzur, sabır, nezaket, iyilik, inanç ve ılımlılıktır. Bunlara hiçbir yasa karşı çıkamaz.

    Sizler hiçbir son tanımayan Sınırsız Yaşamın çocuklarısınız. Ebediyen kızları ve oğullarısınız.

  • Adenovirüs enf

    Adenovirüs Enfeksiyonları
    Adenovirüsler, üst solunum yolları hastalıklarına yol açan bir grup DNA virüsüdür.
    Sonbahar ve ilkbahar ayları arasında özellikle bebeklerle çocukları etkileyerek boğaz ağrısı, ateş, boyundaki lenf bezlerinde şişme, bazen bronşit ve zatürree gibi akut üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olabileceği gibi konjonktivitede yol açabilir.
    Nasıl bulaşır ?
    Adenovirüs havadan solunum yoluyla, gıdalar ile ağızdan ve en çok dış ortama temas sonucu eller yoluyla bulaşır. Virüs dış ortama dayanıklıdır ve uzun süre canlı kalır. Ortama elle temas edip daha sonra ellerin ağız, göz, buruna dokundurulması ile virüs bulaşır.
    Belirtileri:
    Ateş, baş ağrısı, konjonktivit, burunda akıntı, boğaz ağrısı ve boğazdaki lenf düğümlerinde şişme görülür. İshal ve karın ağrısına da rastlanabilir.
    Tedavisi:
    Enfeksiyonun seyri genellikle hafiftir ve hızla iyileşme görülür.
    Adenovirüs hastalıklarının spesifik tedavisi yoktur. Antibiyotik tedavide etkisizdir.
    Semptomatik ve destek tedavisi verilmelidir. Yatak istirahatı iyileşmeyi hızlandırır.
    Bulaşmayı önlemek için :
    *Eller sık sık su ve sabunla yıkayınız,
    *Öksürürken ve hapşırırken ağzınızı kapatın,
    *Eller göze dokundurulmamalı ve gözlerinizi ovuşturmayınız,
    *Kağıt mendillerinizi çöpe atın,
    *Havlular ortak kullanılmamalı, kişiye özel olmalıdır.
    *Tokalaşma ile öpüşmeden mümkün olduğunca kaçının,
    *Kalabalık yerlerde uzun süre kalmayın,
    *Bulunduğunuz yeri sık sık havalandırın.

  • 2-3 Yaş Döneminde Çocuğumla Hangi Oyunları Oynamalıyım

    2-3 Yaş Döneminde Çocuğumla Hangi Oyunları Oynamalıyım

    Çocuğunuzun dikkat süresinin arttığı, kendi seçimlerini yaptığı ve kararlarını verdiği 2-3 yaş döneminde onunla hangi oyunları oynamalısınız? 2 yaşındaki çocuk artık hareketlerini kontrol eder, hedefe yönelik bilinçli davranışlarda bulunmaya başlar. Dikkat süresi 1 yaşa göre biraz daha artar, ve ilgisini çeken bir etkinliğe 10 dakika kadar dikkatini verebilir. 2 yaş ile birlikte çocukta ayrılık kaygılarının arttığını gözlemeyebilirsiniz. 3 yaşa geçiş ile çocuk daha çok kendi seçimlerini ve kararlarını vermek ister. Birçok öz bakım ihtiyaçlarını kendi karşılar. Bireyselleşmenin ilk adımlarını atar.

    Bu dönemde daha çok paralel oyun (birlikte oynamak yerine oyuncağa yönelik oyun) görülür. Zaman zaman paylaşma konusunda sıkıntılar yaşayabilirsiniz. ”Ne”, “Nerede?”, ”Kim?” gibi soruların sıklığı artar. 2-3 yaş grubu çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz bazı etkinlikler; * ‘Atma ve Tutma’ etkinliği: Büyük bir sepete, kısa bir mesafede top atma etkinliği yapabilirsiniz. Bu etkinlik ile hem öğrenilen hem de pekiştirilen becerilerine kazanç sağlayacaktır. * Bir kutuya temiz kum koyun. Daha sonra kumun içine çocuğunuzun birkaç büyük oyuncağını saklayın, kumun içinden bulmasını isteyin. * Çocuğunuzun yaşına uygun bowling materyalleri ile topla lobutları devirme oyunu oynayabilirsiniz. * Çocuğunuzla oyun hamurundan şekiller çıkarabilir, oyun hamuru ufak parçalar koparabilir, top yapabilirsiniz. * Yetişkin gözetiminde su oyunları oynayabilirsiniz. (Sabunla köpük yapma, balık tutma vb.) * Çocuğunuzla büyük kağıda parmak boyası ile resim yapabilir, el-ayak baskıları yapabilirsiniz. * Mutfak eşyaları, ev eşyaları, bebek, plastik hayvanlar, arabalar ile oyun kurgulayabilirsiniz. * Tahta bloklar ile kule yapabilirsiniz. * Çocuğunuzla birlikte yaşına uygun hikaye kitabı okuma zamanlarınız olabilir. * 3-4 parçalı yap-boz yapabilirsiniz. * Yere renkli bant ile düz bir çizgi çekerek, çizgi üzerinden yürüme oyunu oynayabilirsiniz. * Çocuğunuzun yaşına uygun şarkı ve tekerlemeleri söyleyebilirsiniz. * Dokunsal materyali olan kitapları tercih edebilirsiniz. * Balon yakalamaca oynayabilirsiniz. Çocuğunuzla oyun oynarken, oyunu yönetmek yerine çocuğunuzu takip etmek önemlidir. Ayrıca kaliteli zaman geçirirken, televizyon, sinema gibi sohbeti ve birebir ilişkiyi engelleyen etkinliklerden kaçınmaya özen gösterin. Film, çizgi film izlemek oyun saatinizin dışında yaptığınız bir etkinlik olabilir. Oyun saatinde çocuğunuzla sohbet ederek dikkatinizi ve ilginizi tamamen ona yöneltmiş olursunuz.

  • Akdeniz ailevi ateşi

    Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF)

    Ailesel Akdeniz Ateşi (İngilizce: Familial Mediterranean Fever, FMF) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, eklem ve deri tutulumuyla karakterize ataklarla seyreden sıklıkla Ermeni, Yahudi, Türk, ve Orta Doğu Arap toplumlarında görülen otozomal çekinik genetik bir hastalıktır. Hastalık Türkiye gibi yüksek riskli toplumlarda 1000 de 1-3 görülmekte ve otozomal çekinik kalıtıldığından özellikle akraba evliliği yapanlarda yüksek sıklıkta görülmektedir.

    16. kromozom üzerinde yer alan AAA genine ‘MEFV’ geni denmektedir ve bu gen pyrin (pürin) adı verilen bir proteini kodlar. Pürin adlı bu protein, beyaz kan hücrelerimizden olan ve vücut savunmasında rol oynayan nötrofillerin baskılanmasını sağlamaktadır. AAA genindeki bir bozukluk bu proteinin sentezini bozmakta, inflamasyondaki baskılayıcı görevini yapmasını engellemekte dolayısıyla spesifik olmayan faktörlerin FMF atağını başlatmasına yol açmaktadır. Ülkemizde en sık görülen MEFV Gen mutasyonu M694V gen mutasyonudur. Bu mutanta sahip hastalar incelendiğinde başlangıç yaşının 5’den küçük, atakların daha ağır geçtiği, amiloidozun sık görüldüğü bir klinik saptanmıştır.

    FMF genellikle 5-15 yaşları arasında görülür. Ateş hastalığın en önemli ve en sık görülen bulgusudur ve ateşe en sık karın ağrısı eşlik eder. Karın ağrısının sebebi peritonit yani karın boşluğunun iç duvarının ve iç organları örten periton denen yapının inflamasyonudur. Bu tablo en sık apandisitle karıştırılmakta ve gereksiz cerrahi girişimlere sebep olmaktadır. Olguların yaklaşık %50-70’inde eklem tutulumu görülür. Çocuklarda daha sıklıkta görülüp genellikle asimetrik ve genelde büyük eklem (diz.ayak bileği,kalça,omuz) tutulumu vardır. Tutulan eklem çok hassas olup fonksiyon kaybı vardır ve 2-3 hafta veya haftalar sürebilir. Ataktan sonra eklem bulguları sona erer.

    Karın ağrısı ile birlikte veya sadece %20-40 hastada plöretik ağrı denilen akciğer zarının inflamasyonuna bağlı göğüs ağrısı görülebilir. %25-35 hastada ise en sık ayak bileği ve sırtında görülen kızarık 5-20 cm çapında deri döküntüleri görülebilir.

    Ataklar ortalama 15-60 günde bir tekrarlayıp 1-3 gün içerisinde kendiliğinden geriler. Atak sırasında vücutta enfeksiyon varlığında artan akut faz reaktanları artar ama bu hastalığa spesifik olmayıp vücudun başka herhangi bir yerinde gelişmiş olan enfeksiyondan dolayı da artmış olabilir.

    Tanı 2 majör yada 1 majör 2 minör kriter eşliğinde konur.

    Majör kriterler:

    · Tekrarlayan ateşli karın, göğüs,eklem ağrısı atakları

    · Başka bir neden olmaksızın AA tipi amiloidoz gelişmesi

    · Kolşisin tedavisine iyi cevap vermesi

    Minör kriterler:

    · 1 . derece yakın akrabalarında FMF tanısı olması

    · Deri lezyonları

    · Tekrarlayan ateş atakları

    Tanı koymada zorluk olduğunda gen analizleri de yapılabilir ancak %5-15 hastada gen mutasyonu gösterilemez.

    Hastalığın en önemli komplikasyonu amiloidozdur. Türkiyede amiloidoz sıktır ve tedavisiz % 40 hastada görülür. Amiloidoz böbrek fonksiyonlarını bozar ve nefrotik sendrom ve ardından kronik böbrek yetmezliği gelişir. Tedavisiz % 30 olguda da kısırlık gelişebilir.

  • Panik Atak Nedir Nasıl Baş Ederim?

    Panik Atak Nedir Nasıl Baş Ederim?

    Panik atak, ara ara tekrar eden aynı zamanda kişiyi yaşandığı o anda dehşete düşüren korku nöbetleridir diyebiliriz.Panik atak beklenmedik anda ortaya çıkar ve kişinin çaresiz hissetmesine sebep olur.Hastalar genel olarak bu durumu” Kriz” olarak tanımlar. Birdenbire başlayan bu atak 10 dakika içinde de şiddetini daha da arttırır ve en üst seviyeye çıkarır sonrasında ise, kendiliğinden söner.

    Peki Panik atak sırasındaki şikayetler nelerdir ?

    Kişide, kalp atışının hızlanması, çarpıntı olması, nefes darlığı, ruhun bedenden ayrılıyor hissinin yaşanması, kollarda ve bacaklarda titreme ya da hissizlik, sersemlik, baygınlık
    terleme, gerginlik, vücudun farklı bölgelerinde uyuşma hissi, en sık görülen şikayetler arasındadır.
    Fakat hastalar bu bedensel yakınmaları tipik olarak yanlış yorumlarlar.Nasıl mı? Eyvahh!! Kalp krizi geçiriyorum, kalbim duracak, ölüyorum. Solunumum duracak, boğuluyorum. Çıldıracağım, aklımı kaybedeceğim, kontrolümü kaybediyorum. Felç olacağım. Bayılacağım, düşeceğim, kendimden geçeceğim gibi. Çoğu kişi yukarıdaki belirtileri hisseder, aynı şeyleri düşünür ama herkes panik atak ya da panik bozukluk geçiriyor anlamına gelmez.Neden mi? Çünkü genel olarak bu durumun yaşanmasından önce atak geçirmeden önce kişiyi üzen bir olay yaşayıp yaşamadığını sorgularız..Aslında tek bir olay değildir buna sebep olan o olay sadece bardağı taşıran son damladır.. Ve aslında bardak sizin kişiliğinizdir ve onu tamamen değiştirmek imkansızdır..Bu durumda kişileri etkileyen aslında o olaylar değildir, kişinin durum içinde olayı nasıl yorumladığıdır. Ve bu yorumlar aslında kişilerin şemalarından oluşur. Şemalar dünyayı nasıl bakıp nasıl gördüğümüzle ilgilidir. Bundan dolayı yaşadığımız olaylar ve bu olaylara bakış açımız ve verdiğimiz tepkiler aslında bizim dünyaya hangi şemamız ile baktığımızla ilişkilidir.

    Psikoterapinin tedavideki asıl amacı nedir ?
    Kişinin bireysel olgunluk kazanması, farkındalığının artması. Davranış bozukluklarının düzeltilmesi, duygusal rahatlama, duygusal karışıklıkların üstesinden gelme, başa çıkma metodlarının öğretilmesi, olayları yeniden gözden geçirebilmesinin sağlanması, tutum değişikliği, düşüncelerin yeniden yapılandırılması, yorumlamaların yeniden gözden geçirilmesi..ve en önemlisi kendilerini ve iç dünyalarını daha iyi tanıyabilmelerine imkan sağlamaktır. Bilişsel davranışçı terapi, kişinin uyumlu olmayan düşünce ve davranışlarını daha uyumlu hale getirmeyi hedef alır.