Yazar: C8H

  • Katılma

    Katılma bir yaş sonrası daha çok karşılaşılan ve ağlamayı gerektiren durumlarda nefes alamama ile seyreden bir durumdur. Genellikle, çocuklar sadece nefessiz kalmış gibi sessizleşip rengi morarır veya solar, sonrasında da derin bir nefes alma ile ağlamaya devam eder. Bazı durumlarda ise bu ağlamalı ve düzgün nefes alınamayan dönem genel bir kasılma ve kendini kaybetme ile sonlanır. Katılmalar eşlik eden kalp atımındaki yavaşlamaya bağlı olarak bazen soluk bazense morarma tablosu ile seyreder. Katılmaları tetikleyen ağlamalar değişik sebeplerden olabilir. En sık gözlenen, istediği birşeyin yapılmaması, ani ve beklenmedik şekillerde düşmelerdir. Katılma sahnesinin başlangıç dönemine (morarak ağlama ve nefessiz kalıyor gibi olma) birçok anne baba alışkındır. Bunun ötesinde şuur kaybı geliştiğinde veya nöbet gibi bir tablo oluştuğunda çocuğun hayatına dair korkular haklı olarak oluşur. Fakat, şuur kaybına yol açan süreç beynin kısa süreli yeterince oksijen alamamasının sonucu bir tedbir olarak ortaya çıkar. Şuur kaybı ile beraber genelde normal nefes alıp verme fonksiyonu geri döneceğinden kısa süre içinde çocuk kendine gelir. Dolayısıyla katılma dolayısıyla hayati tehlike veya beyin hasarı söz konusu değildir. Kanımızda oksijen taşıyan yapılar demir içerir. Demir eksikliği kansızlığa yol açarak vücudun oksijeni iletme kapasitesini azaltır. Katılma sırasında da düzgün soluk alıp verme olmadığından azalmış olan oksijenin iletilmesi kansızlık durumunda (demir eksikliğinde) daha belirginleşir. Dolayısıyla, katılmanın tedavisinde demir eksikliğini tedavi edilir. Fakat en önemli etken katılmaya yol açan ağlamalar esnasındaki ailenin tavrıdır. Birçok keresinde ağlamanın şiddeti ve geçmişte yaşanmış olan katılmalar aileyi tedirgin ettiğinden, her karşılaşılan ağlama fazlasıyla tedirgin, “eyvah” diyen bir yaklaşıma yol açar. Bu ise çocuğun fenalaşmasını kolaylaştırır. Ayrıca, birçok çocuk şiddetli bir ağlama ile istediklerini yaptırabildiklerini hemen öğrenirler. Bütün bunlara karşı ailenin ağlamalardan ve katılmalardan korkmayan, bilinçli bir yaklaşımı katılmaların sonlanmasını sağlar. Katılmalar bazen 7 yaşına kadar devam edebilir. Genelde söyleneni iyi anlayabilecek yaşlarda katılmaların bitmesi beklenir. Katılma bir yerde öğrenilmiş bir davranış sorunudur. Bünyesel ve kansızlık gibi bazı özellikleri anlayıp çözmek dışında tedavi ailenin soğuk kanlı kalabilmesindedir. Ağlamaya yol açan durumlarda çocuğa karşı rahat ve hafifletici tavırlarla yaklaşmak önemlidir. Ağlıyor diye istediğini hemen yerine getirmek genelde katılmaların yerleşmesine sebep olur. Çözüm, anne babanın bilinçli ve soğuk kanlı olmasıdır.

  • Evlenme Kararının Önemi

    Evlenme Kararının Önemi

    Evlenme Kararının Önemi
    Evlilik, toplumsal kurallar ve yasaların öngördüğü biçimde bir erkekle bir kadının yaşamlarını birleştirmesidir. Yaşam boyu birlikte yaşamayı amaçlayan evlilikte, ilişkilerin düzenli, uyumlu ve dengeli olması, evlilik kararının başlangıçta doğru verilmesiyle yakından ilişkilidir. Evlilik kararı, insan yaşamının üçte ikisinden fazlasını ve tüm geleceği etkileyecek boyutta önemli bir karardır. Evlilik karan, bireyden topluma geniş bir alam, evlenen eşleri her iki tarafın yakınlarını ve bu evlilikten doğacak çocukları da etkiler. Sağlıklı ve güçlü bir toplum da, toplumun çekirdeği olan aile ve evlilik yoluyla gerçekleştirilir.

    Evlilik Koşullan
    Karşıt cinsten birisi ile yaşamın paylaşılması olan evlilik, “yasal” ve “toplumsal” koşullar yanında, “bireye özgü sorumluluklar” da getirir. Bu nedenle, bireyler evlenme ve “eş seçme” aşamasına girmeden, Önce, evliliğe girişmenin Öngördüğü koşullar ve evliliğin getireceği doğal sorumluluklar yönünden, kendi durumunu, kişisel koşullarını değerlendirmesinde yarar vardır.

    Aşağıda evlenme için zaman ve koşulların uygun olup olmadığını değerlendirmede yararlanılabilecek bazı genel ölçütler verilmiştir.

    Gelişim ve Olgunluk Düzeyi
    Evlenecek kişilerin, evlilik gereklerini ve sorumluluklarını yerine getirebilmeleri için bedensel, zihinsel ve sosyal yönden belirli gelişim ve olgunlaşma aşamalarım geçirmiş, evlilik koşullarında işlevsel bir yaşam düzeyine ulaşmış olması gerekir. Türk Medeni Yasası, bu gelişim ve olgunluk düzeyini “yaş” olarak erkeklerde 17 ve kızlarda ise 15 olarak belirlemiştir. Bu yaşın altında olanların evlenmesine yasal olarak izin verilmemektedir.

    Erken evliliklerde, bireylerin geleceğe yönelik amaç ve idealleri tam olarak, şekillenmemiş, yaşam felsefeleri kararlılık kazanmamış ve evlilik koşulları gerçekleşmemiş olması nedeniyle evliliklerin başarılı ve uzun ömürlü olması olasılığı düşük olmaktadır. Erken yaşta yapılan evliliklerde eşlerin “bağımsız bir aile” olma olasılığı düşmekte, aile dışında olan akrabaların, evli çiftin yaşamına girme olasılığını da artırmaktadır.

    Bireylerin gelişim ve olgunlaşmalarında, bireysel farklar söz konusu olduğundan, yaşamlarının yanında, evlenecek kişilerin bedensel gelişimi, fiziki güç, çocuk yapma yeteneği ve genel gelişimi ve olgunluk düzeylerinin yasal olan yaşlarının ötesinde, evlenecek kişilere özgü olarak, ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Genel gelişim ve olgunlaşma yönünden bireyler buluğa erdikleri zaman çocuk yapabilir duruma gelmekle birlikte, kişilerin, çocuk yapabilecek ve çocuğun bakımını yapacak, gelişim düzeyine, ana-baba olabilecek sosyal ve duygusal olgunluğa ulaşmadıkları için, çocuk yapabilme potansiyeli tek başına evlilik için yeterli görülmemektedir. Gençlerin 17-21 yaşlan arasında, ana-baba olacak duygusal, sosyal ve ekonomik olgunluğa ancak ulaşabildikleri kabul edilmektedir. Bu nedenlerle gençlerin 20 yaşın altındaki evliliklerin, genel olarak sağlıklı ve uygun olmadığının bilincinde olmaları gerekmektedir.

    Ekonomik Bağımsızlığa Ulaşmış Olmak
    Evlenme kararma ulaşmadan önce, tarafların aileyi geçindirecek genel ev ve aile giderlerini karşılayacak düzeyde ekonomik olanaklara sahip olmaları gerekir. Eşlerin çeşitli ihtiyaçları karşılayabilmeleri, ekonomik sorumlulukları başarıyla yüklenebilmeleri, ekonomik gereksinimleri karşılayabilecek düzenli gelir sağlayacak bir iş ve meslek sahibi olmaları zorunludur. Ayrıca, elde ettikleri geliri akıllıca kullanabilme yeterliliğine erişmiş olmaları da büyük önem taşır. Bu nedenle, evlenecek kişilerin ekonomik bağımsızlık ve iş olanaklarını sağlayıcı/eğitim, öğretim ve yetiştirme programlarını tamamlamadan evlenmemelerinde yarar vardır.

  • Üst solunum yolları enfeksiyonları sık hastalanan çocuklarda alınabilecek önlemler

    Üst solunum yolu enfeksiyonu ya da soğuk algınlığı hem dünyada hem de ülkemizde doktor ziyaretlerine neden olan en sık hastalıklardan biridir.

    Burun ve boğazda iltihaba yol açan 200 ‘den fazla virus çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açar.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle sonbahar ve kış mevsimlerinde ortaya çıkar. Çocukların bir çoğu yılda 5-8 kez ÜSYE geçirirler.
    Yuvaya giden çocuklarda bu sayı daha da artabilir. Altı yaşından büyük çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları sıklığı azalır. Ergenlik çağındaki bir çocuk ise yılda 2-4 üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Ancak yılda 8’den fazla solunum yolu enfeksiyonu, 2’den fazla zatürre ya da yılda 3-4 kez orta kulak iltihabı geçiren çocuklarda başta bağışıklık sistemine ilişkin bazı testler olmak üzere bazı testlerin yapılması gerekebilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları çoğunlukla virüslerle oluştuğundan,antibiyotik kullanımı gereksizdir.Ama küçük bir kısımda boğaz sürüntü testi,kan tetkiki yaparak gerekiyorsa antibiyotik tedavisi başlanır.

    Sık hastalanan ,özellikle ateş ile başvuran hastalarda ,tekrarlayan ateş sendromları (PFAPA),(FMF) gibi araştırılmalıdır. Çocuklarda sık hastalanmanın önüne geçilmek için,akşam saat 19.30 dan sonra su dışında beslenmenin kesilmesi (reflü),yaş grubuna göre 7.ayını bitirenlere günlük ev yapımı kefir verilmesi,muhakkak kahvaltının düzenli yapılması,grip aşılarının eylül-aralık ayları arası yaptırılması,odanın neminin 45-50 arası tutulması,çocuğun odasında toz tutan kumaş-oyuncak-halı bulundurulmaması önemlidir.

  • Çocuklar ve Sınırlar

    Çocuklar ve Sınırlar

    Hayatınızdaki en önemli şey nedir sorusuna herkesin birbirinden farklı vereceği pek çok cevap olsa da bu soruyu yanıtlayan anne babaların büyük kısmı için cevap “çocuklarım” olacaktır. Çocukları için her şeyin en iyisini isteyen kimi anne babalar onlara mükemmel bir hayat sunmak adına çocuklarının tüm isteklerini yerine getirmekte, onlar için kendilerini feda etmekte, kendi istek ve ihtiyaçlarından vazgeçmekteler. Ancak ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkide gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta vardır. Çocuklar sağlıklı gelişim için etkili ve kesin sınırlara ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacın farkında olmayan anne babalar için çocuklarının isteklerini reddetmek endişe verici bir durumdur. Çünkü çocuklarının isteklerini reddetmek demek, onların psikolojisinin bozulması, aralarındaki ilişkinin zarar görmesi, onların sevgisini kaybetmeleri ve ileride güven problemleri yaşayacak olmaları anlamına gelmektedir. Ancak yapılan pek çok çalışma tam tersine, çocukların ihtiyacı olan etkili sınırların çizilmeyerek her istediklerinin yerine getirilmesinin, onların yerine sorunların çözülmesinin ve kararların alınmasının, asıl endişe verici durum olduğunu göstermektedir.

    Hayatı, insanları, yabancı, karmakarışık ve de ilgi uyandıran pek çok şeyin yer aldığı dünyayı keşfetmeye çalışan çocuklar denemeler yaparak ne kadar ileri gidebileceklerini, ne zaman durmaları gerektiğini yani, sınırlarını öğrenmeye çalışmaktadır. Bu öğrenme süreci, sürekli talep etme, tekrar tekrar şansını deneme, istediğini yaptırmak için ağlama, küsme, öfkeli davranma gibi farklı stratejilerin takip edildiği bir süreçtir. Bir tür davranışsal çerçeve olarak tarif edilebilecek ve ebeveynler tarafından çizilecek olan “sınırlar” çocuğun yabancı, karmakarışık ve belirsiz olan dış dünyayı anlaşılır bir çerçeve içinde sağlıklı ve güvenli bir şekilde keşfetmesinde ve psikolojik gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

    Her koşulda her istediği yerine getirilen çocuklar hayal kırıklıkları ile baş etmeyi, hazzı ertelemeyi öğrenemeden büyümekte ve her zaman kendi istek ve ihtiyaçlarını ön planda tutan benmerkezci, herkesten her şeyi istemeye hakkı olduğunu düşünen talepkar birer yetişkin olma yolunda ilk adımı atmaktalar. Aynı zamanda isteklerin her koşulda ve zamanda yerine gelmesi çocuklarda oluşabilecek doyumsuzluğun da bir anahtarıdır. Fakat ne yazık ki, gerçek dünya bu istekleri sürekli karşılayacak, bizlerin istek ve ihtiyaçlarını kendilerininkinden önde tutacak anne babalardan ibaret değildir.

    Düşünme becerileri henüz yetişkinlerin seviyesinde olmayan çocuklar için sınırlar ve kurallar onların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Hiçbir trafik kuralının, işaretinin olmadığı işlek bir caddede araba kullanmayı öğrenmeye çalıştığınızda ortaya çıkacak olan tehlike ve kaygıyı düşününce sınır ve kuralların çocuklar için ne denli önemli ve gerekli olduğunu hayal edebilirsiniz. Güven hissinin yanı sıra erken dönemlerden itibaren ebeveynleri tarafından sınır ihtiyaçları karşılanmış olan çocuklar, toplumsal yaşamda hangi davranışların kabul gördüğü ya da hangilerinin görmediğini öğrenmiş olacaklarından yaşamlarının ilerleyen yıllarında içinde bulunacakları sosyal yaşamlarında da daha kolay uyum sağlayacaklar ve çok daha az zorluk yaşayacaklardır. Öte yandan sınırlar çoğu zaman seçenekler arasında karar vermeyi gerektirdiğinden çocuklardaki karar verme ve sorumluluk alma becerilerini de geliştirecektir. Sınırların aile yaşamına da yansıyan bir takım avantajları söz konusudur. Her üyesi için sınırları olan bir ailede daha az kavga ve tartışmanın ve de aynı zamanda daha az stresin yaşanacağı öngörülebilir.

    Ebeveyn olmanın getirdiği pek çok sorumluluk bulunmaktadır. Çocuklar için ve aynı zamanda ebeveynler için sıcak, sevgi dolu bir ilişki kurmak kadar sınırlar belirlemek de bu sorumluluklar arasında yer almaktadır. Bu sorumluluğun farkında olmayan ya da nasıl yerine getireceklerini bilmeyen ebeveynler ile çocukları arasında ciddi çatışmalar doğabilmektedir. Bu çatışmaları çözmek ve geç de kalınsa sınırlar belirlemek için adımlar atılması hem aile ilişkisine hem de çocuğun gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.

  • Çocuklarda kış hastalıklarından korunma yolları

    Soğuk havalarda artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Kış aylarında nezle,grip,soğuk algınlığı, orta kulak iltihabı, sinüzit, bademcik iltihabı, bronşit, zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonları ve kızamık, suçiçeği, kabakulak, menenjit gibi solunum yolu ile bulaşan hastalıkların sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların sıklığının artması sanıldığı gibi havaların soğuması sonucu üşütme ile ilgili değil, insanların bu mevsimde kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması sonucu mikropları birbirine bulaştırmasıdır. Özellikle kreş ve okullarda geçirilen zaman da enfeksiyonların yayılması için zemin oluşturmaktadır. Kış aylarında çocuklarda en fazla virüsler ve bakteriler yoluyla bulaşan hastalıklar görülüyor. Virüsler enfekte damlacıkların havada asılı kalması ve bunların solunum yoluyla alınması sonucu, bir çocuktan diğerine ya da erişkinden çocuğa kolayca bulaşırlar. Bir metre ve daha yakım mesafeden konuşmakla,hapşırıkla veya öksürükle, sarılıp öpüşmekle de virüsler insandan insana kolaylıkla geçmektedir. En önemli bulaşma yollarından biri de ellerdir.Virüs bulunduran damlacıkların çevredeki cisimlere tutunması sonucunda çocuğun veya çocuğa bakım veren kişilerin elleriyle mikropların vücuda girmesi ve hastalık yaratması kaçınılmazdır.

    DAHA ÇOK HANGİ HASTALIKLAR GÖRÜLÜYOR?

    SOĞUK ALGINLIĞI: Kış aylarında en sık rastlanan çocuk hastalıklarından biridir.Hafif bir burun akıntısı ve hapşırıkla başlar.Bu şikayetlere boğazda yanma,hafif halsizlik ve öksürük de eşlik edebilir.Küçük çocuklarda sıklıkla 2-3 gün süren ateş de buna eklenir.Viral bir enfeksiyon olduğu için destek tedavisi verilmesi yeterlidir.Ağrı kesici-ateş düşürücü şuruplar, serum fizyolojik burun damlaları, odanın nemlendirilmesi ve bol sıvı verilmesi tedavinin temelini oluşturur.

    BADEMCİK İLTİHABI: Halk arasında beta mikrobu olarak bilinen A grubu beta hemolitik streptokokların yol açtığı bademcik enfeksiyonları 2 yaş ve üzerinde çok sık görülmektedir.Yüksek ateş,boğaz ağrısı,boyunda ağrılı bezeler en sık görülen şikayetler olup buna kol-bacak ağrıları,baş ağrısı karın ağrısı da eşlik edebilir.Bademcik iltihabı olan çocukta mutlaka boğaz kültürü alınmalı, sonuca göre uygun antibiyotik tedavisi başlanmalıdır.Basit üst solunum yolu enfeksiyonlarında gereksiz yere antibiyotik kullanarak, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına zemin hazırlamamak gerekir.Beta mikrobunun yol açtığı enfeksiyonlarda uygun antibiyotik tedavisi verilmezse de çocukta akut eklem romatizması denilen eklemleri ve kalbi tutan rahatsızlık oluşabilir.

    ORTA KULAK İLTİHABI: Soğul algınlığından sonra orta kulak iltihabı çocuklarda en sık görülen hastalıktır.Boğaz ve orta kulak arasında bulunan östaki borusunun tıkanması sonucunda oluşmaktadır.Akut otitis media da adı verilen bu hastalığın belirtileri kulak ağrısı,ateş,bebeklerde beslenme bozukluğu ve kimi zamanda işitme kaybıdır.Sigara dumanına maruz kalan , geniz eti bulunan, yatarak biberon verilen çocuklarda daha sık görülmektedir.

    ZATÜRRE: Daha çok kış mevsiminde görülen zatürre akciğerin bir veya birkaç lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan ateşli bir hastalıktır. Çeşitli bakteri ve virüslerin neden olduğu zatürre, özellikle risk grubu hastalarda ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir akciğer hastalığıdır.Bebeklerde ateş,solunum sıkıntısı, beslenme bozukluğu gözlenirken daha büyük çocuklarda göğüs ve/veya karın ağrısı da bu tabloya eşlik edebilir.

    BRONŞİOLİT VE BRONŞİT: Bronşiolit, 3 yaş altı çocuklarda bronşioller adı verilen en küçük hava yollarının iltihaplanması sonucu ortaya çıkan viral bir enfeksiyondur.Bronşit ise daha büyük çocuklar ve yetişkinlerde görülür.Bebeklerde görülen akut bronşiolit burun akıntısı ve öksürükle başlayıp bir iki gün içinde solunum sıkıntısı,hızlı soluma ve hışıltı tabloya eklenir.Özellikle prematüre bebeklerde daha sık görülür ve daha ağrı seyreder.

    BOĞMACA: Damlacık yoluyla bulaşan bu hastalıkta ,1 yaşın altındaki ve özellikle aşıları yapılmamış çocuklar risk altındadır.Kuru öksürükle başlayıp 1-2 hafta içinde öksürük nöbetleri başlar.Öksürük nöbetleri sırasında çocuk kızarır, morarır,gözlerinde kanlanma,yüzünde basınç artışına bağlı kanamalar ve hatta ağır vakalarda solunumun gitmesi olabilir.Bebeklere boğmaca aşısı 2 aylıkken başlanmasına rağmen koruyuculuğu 6 aydan önce başlanmamaktadır..Özellikle bu hastalığın yakınlarından (anne-baba-büyükanne ve dede ) bulaştığı bilindiğinden , bebek doğmadan önce veya doğar doğmaz yakınlarına erişkin boğmaca aşısı yapılması bebeği bu hastalığa karşı koruyacaktır.Boğmaca hastalığı aşının koruyuculuğunun azaldığı ergenlik döneminde de sık görülmesi nedeniyle ergenlere de boğmaca aşısı yapılması uygundur

    GRİP (İNFLUENZA VİRÜS ENFEKSİYONLARI): Her yıl yaklaşık dünya nüfusunun %20’si grip virüsüne yakalanmaktadır. Bir grip salgınında en yüksek atak okul çocuklarında görülmektedir.Soğuk algınlığının aksine hızlı bir başlangıcı vardır. Yüksek ateş, titreme, baş ağrısı, kas ağrısı, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik belirtileri görülmektedir .İshal ve kusma da görülebilir.Grip virüsü çok yaygın görülen bulaşıcı bir hastalıktır.Grip aşısı altı aydan büyük çocuklara uygulanabilmektedir.Bu aşının Eylül-Ekim aylarında uygulanması önerilmektedir, koruyuculuğu %85 civarındadır.

    ROTAVİRÜS ENFEKSİYONU: Kış ve bahar aylarında sık görülür ve salgınlar yapar.Dünyada her yıl milyonlarca çocuk bu hastalığa yakalanmaktadır.3-4 gün süren yüksek ateş,şiddetli kusma ve ishalle seyreder.Ortalama ishal 10 gün sürebilir.Özellikle 2 yaş altında çok ağır seyreder ve hastanede tedavisi gerekebilir.Çok bulaşıcıdır ve hızla yayılır.Kirli su-gıdalar, ellerle bulaşmakla birlikte son yıllarda bezin açılmasıyla havaya saçılan virüs partiküllerinin solunum yoluyla da bulaştığı bilinmektedir.Bu hastalıkta en önemli koruyucu yöntem aşı yaptırmaktır.Ayrıca hijyen koşullarına dikkat etmek de çocuğun bu hastalığa yakalanmasına engel olabilir.

    KIŞIN BULAŞAN DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR NELERDİR?

    KIZAMIK: Kızamık virüsünün neden olduğu bu hastalıkta aşı ile korunmak mümkündür.Ülkemizde son 2 yıldır kızamık salgını görülmesi nedeniyle Sağlık Bakanlığının da önerisiyle kızamık aşısı 9 ve 12 aylık olmak üzere 2 kez yapılmaktadır.Hastalık yüksek ateş,, burun akıntısı, gözlerde sulanma ve kuru öksürükle başlayıp buna yüz,ve gövdeye yayılan pembe kırmızı döküntüler eşlik eder.Hastalığın bronşiolit, zatürre, orta kulak iltihabı,ensefalit adı verilen beyin iltihabı gibi ciddi komplikasyonları bulunmaktadır.

    SU ÇİÇEĞİ: Varisella Zoster virüsünün neden olduğu hastalık ateş, halsizlik, içi sulu ve kaşıntılı döküntüler ile başlar.Bu döküntüler 1 hafta içinde kabuklanarak düzelir.Su çiçeği 10 metre mesafeden bile kolaylıkla bulaşan bir hastalıktır.Ülkemizde 1 yaşında yapılan suçiçeği aşısının koruyuculuğu yüksektir ve genellikle aşı sonrası hastalık geçirilmez veya hafif geçirilir.

    ALTINCI HASTALIK (EGZANTEMA SUBİTUM): 3 yal altı çocuklarda sık görülen viral bir enfeksiyondur.Ani başlayan ve 39-40 dereceye kadar yükselen dirençli ateş hastalığın en önemli belirtisidir.Ateşin yanında genelde eşlik eden şikayet yoktur ve fizik muayenesinde boğazında hafif kızarıklık dışında bulgu da gözlenmez.Ateş 3-4 gün içinde düştükten hemen sonra vücutta ve yüzde kırmızı renkli kaşıntısı deri döküntüsü olur ve 3-4 gün içinde düzelir.

    HANGİ ÇOCUKLAR DAHA ÇOK RİSK ALTINDA?

    Hem viral hem de bakteriyal hastalıklar açısından kalabalık ortama giren çocuklar daha çok risk altındadır. Özellikle kreşe ve okula giden çocuklar, kreşe-okula giden kardeşi olan bebekler, kalabalık ailelerdeki çocuklar daha çok risk altındadır. Prematüre doğan, anne sütü almayan, evde sigaraya maruz kalan, belenme bozukluğu kalp hastalığı, astım, şeker hastalığı, kronik akciğer hastalığı olan,kanser tedavisi gören çocuklar risk altındadır

    KORUNMA YOLLARI

    1-NORMAL VAJİNAL DOĞUM: Bebeğin enfeksiyonlara karşı korunması daha doğumla birlikte başlamaktadır. Özellikle normal vajinal doğumla doğan bebekler anneden faydalı bakterileri alarak hayata 1-0 önde başlamaktadır.

    2-ANNE SÜTÜ: Çocukları enfeksiyonlara karşı koruma anne sütü vermekle devam eder. .Anne sütü alan bebeklerin orta kulak enfeksiyonu, zatürre,ishal gibi pek çok hastalığı geçirmediği veya daha hafif geçirdiği kanıtlanmıştır.Doğumdan itibaren ilk 6 ay tek başına ,daha sonra tamamlayıcı gıdalarla beraber 2 yaşına kadar anne sütü verilmesi bebeğin hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlayacaktır.

    3-BESLENME: Anne sütü yanında bebek ve çocuk beslenmesi vücut direncinin sağlanması ve enfeksiyonlara yakalanmanın azaltılması açısından çok önemlidir. Bebek ve çocuk beslenmesinde yağ, protein, karbonhidrat ve vitamin-mineral ve eser elementler yönünden her yaşa uygun dengeli bir beslenme çok önemlidir. Her yaş grubu çocuk için mutlaka her gün süt –süt ürünleri, yumurta, et, meyve-sebze, tahıllar ve baklagillerin tüketilmesi önem taşır. Özellikle yumurta en değerli protein kaynağı olup çocuk beslenmesinde çok önemlidir ve günlük tüketilmelidir. Et ürünlerinden kırmızı et ve balık vazgeçilmezdir. Özellikle soğuk su balıkları (somon,hamsi,mezgit,uskumru) bol miktarda omega 3 balık yağı içerdiklerinden haftada 2 kez tüketilmesi uygun olacaktır. Omega 3 balık yağları çocuklarda vücut direncini artırmanın yanı sıra beyin ve göz gelişimi içinde çok önemlidir. Yeterli balık tüketmeyen çocuklarda omega 3 balık yağı içeren preparatlar verilebilir.

    Son yıllarda probiyotik ve prebiyotikli gıdalar çok gündemdedir. Nedir bu probiyotik ve prebiyotik? Probiyotik, yeterli miktarda alındıklarında sağlıklı yaşayabilmemizi , hastalıklardan korunmamızı sağlayan ve tedavide bize yardımcı olan bakterilerdir.Barsaklarımızdaki faydalı probiyotik bakteri sayısı vücudumuzdaki toplam hücrelerin 10-100 katı kadardır. Prebiyotik gıdalar ise barsakdaki faydalı bakterilerin kullandığı ve sayılarının artmasını sağlayan gıdalardır. Barsakdaki faydalı bakteriler özellikle yaşamın ilk 2 yılı içinde şekillenmektedir.İlk 2 yaşta 5 ve üzerinde antibiyotik kullanmanın bu bakteri yapısını bozduğu, vücut direncini düşürdüğü,erişkin dönemde obezite ve kronik barsak hastalıklarının arttığı bilinmektedir. Bu yüzden çocuklarda antibiyotiklerin indikasyonları dışında gereksiz kullanılmaması, çocukların vücut dirençleri ve gelecekleri açısından çok ama ve çok önemlidir. Antibiyotik kullanmanın gerekli olduğu durumlarda ise probiyotik ilaçların antibiyotik kullandığı sürece (antibiyotik ile aynı saatte olmamak koşuluyla) verilmesi yararlı olacaktır. Çocuklarımıza probiyotik içeren kefir ve yoğurt, prebiyotik içeren muz, soğan, sarımsak,kereviz,pırasa vermeye gayret edelim.

    4-EL YIKAMA: Solunum yolu hastalıklarının özellikle kreşe ve okula giden çocuklarda kış döneminde sık gözlenmesi nedeniyle hijyen kurallarına dikkat etmek ve özellikle çocuklara el yıkama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.Virüsleri ve bakterilerin vücuda en kolay geçiş yolu ellerdir.Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası el yıkama alışkanlığı çocuklara kazandırılmalıdır.

    5-SİGARADAN KORUMA: Evde sigara içilmemeli ve çocuklar sigara içilen ortamlarda bulundurulmamalıdır.

    6-AŞILAR: Aşılama çocukları enfeksiyonlardan koruyan en önemli silahtır.Rutin aşılar dışında Rotavirüs (ishal aşısı ) aşısı, grip aşısı ,meningokok aşısı (bir menenjit etkeni) ve ergenlerde boğmaca ve rahim kanseri aşılarının yapılması çok önemlidir.

    7-D VİTAMİNİ: Özellikle kışın gözden kaçan bir durum da Dvitamini eksikliğidir.Ülkemizde 1 yaşa kadar olan çocuklar düzenli Dvitamini almasına karşın daha sonra Dvitamini kullanılmamaktadır.Son yıllarda D vitamininin sadece kemik ve diş yapısını güçlendirmediği aynı zamanda eksikliğinde üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının arttığı saptanmıştır.D vitaminin en önemli kaynağı güneştir.Günde en az 15 dakika kolların ve yüzün direk güneş alması (cam yada perde arkasından alınması faydalı değildir) yeterlidir.Ancak kışın bu mümkün olmadığından D vitamini eksiklikleri ortaya çıkmaktadır.Günlük 400-800 ünite Dvitamininin damla olarak alınması çocuğunuzu D vitamini eksikliğine karşı koruyacaktır.Çocuğunuz sık üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa kanda D vitamini düzeyine bakılarak uygun tedavi verilebilir.

  • Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün Zekalı Ve Üstün Yetenekli Çocuklar

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak pek çok ebeveynin hayalidir. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuğunuzun olması demek pek çok sorumluluğu da beraberinde getirmesi demektir. Üstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili bakışaçımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gÜstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili düşüncelerimizi ve kararlarımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Bilimsel araştırmalar bu tür konservatif bir yaklaşımın ne denli sınırlı olduğunu ve bu nedenle üstün yetenekli çocukların önemli bir kısmını tanılayamadığını ortaya koymuştur. Nitekim yaratıcı yetişkinlerin önemli bir kısmının çocukluk yıllarında pek de yüksek IQ’ye sahip olmadıkları bilinmektedir. Üstün yetenek, çeşitli şekillerde çocukların davranışlarında ve farklı alanlarda gözlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da özlemlenebilir. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da benimsediği bir tanımdır.

    Uğur Sak (2011)’ın ve Ruf (2005)’ın çalışmalarından alınan üstün yetenekli çocukların zeka düzeylerine göre çeşitli yaş aralıklarında gösterdikleri özellikler aşağıdaki tablolarda sınıflandırılmıştır. Anne ve babaların üstün zekâlı çocuklarının özelliklerini ay be ay kaydettikleri bu araştırmalarda üstün zekâlı çocuklar gerek takvim yaşı düzeylerine göre gerekse zihinsel yaş düzeylerine göre bazı ortak özellikler göstermişlerdir.

    Birinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Çoğu 1,5 yaşından önce
    Birçok sözcüğü anlamsal olarak bilir, bu sözcükleri telaffuz eder.
    Önemli bir kısmı 2 yaşından daha önce
    Renkleri tanır, sayıları ezbere sayar.
    Bulmacalara karşı ilgi göstermeye başlar.

    Çoğu 18-30 ay aralığında
    Sessizce oturup televizyonu pür dikkat izler.
    Önemli bir kısmı 3 yaşına gelinceye kadar
    Sayıları, harfleri ve renkleri öğrenebilir.
    Karmaşık düzeyde konuşmaya başlar, zengin sözcük dağarcığı geliştirir.

    Çoğu 4 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri, kendi isimlerinin yazılış biçimlerini ve alfabeyi öğrenebilir.
    Basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapabilmeye başlar.

    Çoğu 5 yaşından önce
    Okumayı öğrenmeye karşı ilgi gösterir.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Basit işaretleri ve kitapları okumaya başlar.
    Kendi kendine bilgisayar kullanmaya başlar.

    Tamamı 7 yaşına gelinceye kadar
    Okumayı öğrenebilir, akranlarından 2-3 sınıf daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okumaya başlar.
    Bir kısmı 7-7,5 yaşlarında, çoğu 8 yaşlarında
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle sabırsızlık işaretleri göstermeye başlar.
    İkinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 6-12 aylık iken
    Yetişkinlerin verdiği yönergeleri ve soruları anlamaya başlar.
    Çoğu 11-15 aylık iken
    Kendi başına kitapları inceleyebilir, sayfalarını çevirebilir.
    Çoğu 15-18 aylık iken
    Birçok sözcük bilir.
    Birçok rengi tanır.

    Çoğu 11-16 aylık iken
    Market ve mağaza gibi yerlerin adlarını ve marka isimlerini tanır.
    Neredeyse tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Üç veya daha fazla sözcükten oluşan cümleler kurmaya başlar.
    Birçoğu 12-20 aylık iken
    Sayıları tanıyabilir.
    Yaklaşık %25’i 17-24 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 3 yaşına gelinceye kadar
    Çoğu renkleri ve harfleri öğrenir.
    Zengin kelime dağarcığı geliştirir, karmaşık cümleler kurabilmeye başlar.

    Birçoğu 3-4 yaşlarında iken
    Harfleri, sözcükleri ve sayıları yazabilmeye başlar.
    Birçoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Gerçek olaylara, doğa ve fizik gibi fen bilimlerine karşı fazla ilgi duymaya başlar.
    Çoğu 4,5 yaşına gelinceye kadar
    Kendi başına bilgisayarı kullanabilmeye başlar.
    Çoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Sayı saymaya ve sayılar konusunda bazı temel gerçekleri öğrenmeye başlar.
    Kendine ileri düzeyde kitapların ve hikâyelerin okunmasını istemeye başlar.

    Kolay kitapları okumaya başlar.

    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve öğrenmek için okumaya başlar.
    Çoğu 6-7 yaş civarında iken
    Okulda derslerin yavaş işlenmesi ve derslerdeki tekrarlar nedeniyle şikayet bildirmeye başlar.
    Tamamı 7 yaş civarında iken
    Kendinden 2-5 yaş daha üst düzeyler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşına gelinceye kadar
    Bölümlü kitapları okuyabilmeye başlar.

    Üçüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Dağılım/Yaş
    Özellik
    Çoğu doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Çevresindeki kişilerin konuştuklarını anlamaya başlar.
    Çoğu 10 aylık olana kadar
    Kendi kendine kitapları karıştırmaya ve sayfaları çevirmeye başlar.
    Çoğu 1 yaşından önce
    Ebeveynlerine istediklerini anlatabilmeye başlar.
    Kitaplara karşı yoğun ilgi göstermeye başlar.

    Renkleri, şekilleri, rakamları ve harfleri tanımaya başlar.

    Çoğu 16 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir ve kendini ifade edebilmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı sayıların ve harflerin anlamlarını bilir.
    Çoğı 15-18 aylık iken
    Renklerin birçoğunu bilir.
    Neredeyse tamamı 17-24 aylık olana kadar
    Bütün alfabeyi öğrenir.
    Birçoğu 15-24 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamayı sevmeye başlar.
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.

    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.

    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilir.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberlemeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 2,5-3 yaşlarında
    Harfleri, rakamları, kelimeleri ve kendi isimlerini yazabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine ilgi göstermeye başlar.
    Atlayarak ve geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.

    Neredeyse tamamı 3-3,5 yaşlarına gelinceye kadar
    Basit kitapları ezberden de olsa okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 4-5 yaşına gelinceye kadar
    Basit okuma kitaplarını okuyabilmeye başlar.
    Çoğu 3-5 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Çoğu 4,5-5,5 yaşlarında iken
    Çocuklar için yazılan 1. düzey kitapları okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 5,5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlayabilmeye başlar.
    Çoğu 6 yaşına gelinceye kadar
    Kitapları zevk ve bilgi edinmek için okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 7-7,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan kitapları okuyabilmeye başlar.

    Dördüncü Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Neredeyse tamamı 1 aylık iken
    Kendine okunan kitaplara karşı ilgi göstermeye başlar.
    Birçoğu 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 6 aylık olana kadar neredeyse
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri bilir ve söyleyebilir.
    Birçoğu 14 aylık olana kadar
    Zengin sözcük dağarcığı geliştirir, bu sözcükleri ifadesi iyidir.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını çıkarmaya başlar.
    Birçoğu 15-36 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile oynamaktan hoşlanmaya başlar.
    Neredeyse tamamı 15-22 aylık iken
    Bütün alfabeyi bilir.
    Çoğu 20-44 aylık iken
    Levhalar ve marketler üzerindeki isimleri okuyabilmeye başlar.
    Birçoğu 2 yaşından önce
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilmeye başlar.
    Birçoğu 2,5 yaşından daha önce
    Harf seslerine ve kısa kelimeleri hecelemeye ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 15-24 aylık iken
    Dörtten fazla kelimeden oluşan karmaşık cümleler ile konuşabilmeye başlar.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.
    Çoğu 3-4 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Çoğu 3-4,5 yaşlarında iken
    Bilgisayarı kendi başına kullanmaya başlar.
    Çoğu 3,5-4,5 yaşlarında iken
    Kitap okuyabilmeya başlar.
    Çoğu 3-4 yaşlarında iken
    Gerçek dışı şeyleri sorgulamaya başlar.
    Birçoğu 5 yaşına gelinceye kadar
    Bazı çarpma ve bölme işlemlerini anlamaya başlar.
    Çoğu 5 yaşlarında iken çoğu
    Zevk ve öğrenmek için kitap okumaya başlar.
    Tamamı 6 yaşlarında iken
    Takvim yaşından 2 ile 5 yıl daha üst düzeyde okuyabilir.
    Tamamı 6-6,5 yaşlarında iken
    Gençler için yazılan bölümlü kitapları okuyabilir.

    Beşinci Düzey Üstün Yetenek İşaretleri
    Yaş/Dağılım
    Özellik
    Tamamı doğumdan hemen sonra
    Çevreye karşı duyarlılık göstermeye başlar.
    Bir kısmı 3-4 aylık iken
    Kitaplar favori ilgi alanları olmaya başlar.
    Tamamı 4 aylık iken ya da daha öncesinde
    Ebeveynlerin verdiği yönergeleri anlamaya başlar.
    Çoğu 6 aylık olana kadar
    Kitapların sayfalarını çevirmeye başlar.
    Çoğu 5,5-9 aylık iken
    Bazı kelimeleri söylemeye ve konuşulanları hemen kapmaya başlar.
    Yaklaşık %50’si 1 yaşına gelinceye kadar
    Bozuk da olsa konuşmaya başlar.
    Tamamı 2 yaş civarında iken
    Yetişkin düzeyinde konuşmaya başlar.
    Birçoğu 10-14 aylık iken
    Bazı harfleri ve sayıları tanımaya ve anlamlarını öğrenmeye başlar.
    Birçoğu 12-15 aylık iken
    Yapboz bulmacalar ile çok iyi oynamaya başlar.
    Bir kısmı 18 aylık olana kadar
    Müzikal yetenek belirtileri gösterir.
    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Levhalardaki ve kitaplardaki sözcükleri okuyabilmeye başlar.
    Tamamı 20 aylık olana kadar
    Kendine okunan kitapları ezberleyebilir.
    Tamamı 6-8 aylık olana kadar
    Favori tv programları ve video filmleri vardır.
    Birçoğu 13-20 aylık iken
    10’dan daha büyük sayıları sayabilmeye başlar.
    Çoğu 2 yaşından önce
    Sözcükleri, sayıları ve kendi isimlerini yazmaya başlar.
    Çoğu 18-24 aylık iken
    Basit kitapları okumaya başlar.
    Çoğu 2 yaşına gelinceye kadar
    Atlayarak sayabilmeye, geriye doğru sayabilmeye, basit toplama ve çıkarma işlemleri yapabilmeye başlar.
    Bilimsel gerçeklere ve aletlerin çalışma biçimlerine karşı ilgi göstermeye başlar.

    Tamamı 2 yaşına gelinceye kadar
    Kendi kendine bilgisayarı kullanmayı öğrenir.

    Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olduğunuzu anlamak aslında sanıldığı kadar karmaşık bir durum değildir.
    Yukarıda ayrıntılı olarak ifade edilen tanımlama ek olara daha yalın bi şekilde çocuğunuzun üstün zekalı olup olmadığını şu şekilde anlayabilirsiniz;
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar bedensel olarak yaşıtlarından daha öndedir yani ağırlık ve boy bakımından yaşıtlarına göre ileri gelişim gösterirler. Sağlıklıdırlar ve kolay kolay hastalanmazlar. Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklarda böyle bir durum söz konusu değildir.
    Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar erken yürürler ve erken konuşurlar. Yaşıtları iki veya üç kelimelik cümleler kurarken onlar daha uzun ve anlam yoğunluğu olan cümleler kurarlar. Kendilerine ait orijinal fikirlere sahiptirler. Duygusal yönleri oldukça gelişmiştir ve empati kurabilme yeteneğine sahiptirler.
    Merak ve keşfetme yönleri fazla geliştiği için daha az uykuya ihtiyaç duyarlar bebekliklerinden itibaren az uyurlar ve daha uzun zaman uyanık kalarak orijinal fikirlerini hayata geçirmeye çalışırlar.
    Duyu organları keskin olduğu için bebekliklerinden itibaren altlarının ıslanmasından, yoğun gürültülü ortamlardan veya kıyafetlerindeki etiketlerden fazlasıyla rahatsızlık duyabilirler.
    Öğrenme hızları oldukça yüksek olduğundan çabuk öğrenirler ve öğrendiklerini de kolay kolay unutmazlar. Her zaman yeni birşeyler öğrenme arzusu içindedirler. Kelime oyunlarını severler. Sözcük zenginliği ifadeleri düzgün kullanmaları dikkati çeker. Dikkat süreleri uzundır aynı konu üzerinde uzun zaman düşünüp aynı konuyla ilgili fikirler üretip çıkarılmalarda bulunurlar. Fikir üretmede aktiftirler. İki olay veya olgu arasında bağlantı kurabilirler. Hikaye masal dinlemekten ve anlatmaktan hoşlanırlar. Yaşanılan olayı veya duyguyu kolay kolay unutmazlar.
    Soyut fikirlere karşı ilgileri vardır hayal güçleri zengindir. Orijinal bilgiler, buluşlar ilgilerini çeker ve bu konuda herşeyi öğrenmek isterler en ince ayrıntıyı atlamadan her şeyi bilmek isterler. Öğrenmeye olan meraklarından dolayı soru sormaktan asla vazgeçmezler.
    Hazır cevaptırlar ve yeni ortama kısa sürede uyum sağlarlar onun için girişkendirler. Liderlik ruhuna sahiptirler, yönetmeyi severler. Arkadaşları arasında popüler çocuktur. Yaşıtları ile arkadaşlık kurmaktansa kendinden yaşta büyük olanlarla vakit getirmekten keyif alırlar.
    Sanat çalışmalarından keyif alır. Herhangi bir sanat dalına karşı ilgisi ve alakası vardır. Piyanoya ilk karşılaştığında parmakları ile teker teker tuşlara basmak yerine iç güdüsel olarak bütün parmaklarını yerleştirir profesyonel olarak kullanabilecek pozisyonda durur yani yeteneğinin olduğu sinyallerini bize açık bir şekilde ifade etmiş olur. Anne babaların çocuklarına karşı daha dikkatli ve duyarlı olmaları durumda çocuklarının üstün zekalı veya üstün yetenekli olduğunu anlamak sanıldığı kadar karmaşık ve zor bir durum değildir. İyi birer gözlemci olmaları çocukları için iyi birer geleceğin adımlarını atmış olabirler.
    Çocuğunu üstün zekalı veya üstün yetenekli ancak siz durumun farkında değilsiziniz, nelerle karşılaşırsınız?
    Kendi yaşantınızdan veya çevrenizden şu cümleleri duymuşsunuzdur;
    -Çocuğum çok zeki ancak hiç çalışmaz,
    -Dersi derste dinler tekrar yapmadan başarır,
    – Hafızası çok kuvvetlidir çocukluğunda hatta bebekliğinde yaşadıklarını kolay kolay unutmaz,
    -Sınavda hiç çalışmadan (…)puan aldı,
    Öğretmen ders anlatırken bir kaç dakika sonra konuyu manipüle eder. Dersi kaynatan sınıfının düzenini bozan işte hep bu çocuklardır. Yani sizinde duyduğunuz gibi zekidir ancak aklını derslerine yormaz. Toplum olarak etiketleme yapmayı severiz. Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuk derste anlatılan konuyu veya her ne ise işlenen, birkaç dakika da konunun özünü kavrar ve kalan zamanı da enerjisini boşaltmak için harcar. Ve bu çocuklar yaramaz, dersin işleyişini bozan, istenmeyen çocuklar olarak etiketlenirler. Sosyal anlamda baktığımızda yaşıtlarıyla iletişim kuramadıkları için zaman zaman sorunlar yaşayabilirler. Aslına bakarsanız üstün zekalı ve üstün yetenekli bir bebeğe, çocuğa sahip olmak bilinçli eveynlerle problemler çözülür ve çocuğunuza iyi bir gelecek sağlamış olursunuz yoksa her çocuk özeldir ve biriciktir. Her bebek dünyaya üstün zekaya sahip olarak gelir ancak anne baba ne kadar bilinçli olursa var olan zekayı daha da üst seviyelere çıkarabilir aksi halde kullanılmayan her şeyin zamanla işlevselliğini kaybetmesi gibi zekada normal kalıplara girer ve rutin hayatın sorunları ve sorumluluklarının dışına çıkamaz yani sıradanlaşır.

  • Ergenle başetmenin yolları- kirpiye sarılmak

    Çocukluk ile yetişkinlik arasındaki denem olan ergenlik çoğunlukla hem anne-babalar hem de çocuklar için oldukça zor bir dönemdir. Ergenlik, çocukların kendi kimliklerini oluşturdukları, kendilerini anne-babalarından ayırdıkları ve aile dışında önemli ilişkiler kurdukları bir dönemdir.

    Ergenlik bir yas sürecidir ve mutlu ergen yoktur. Ergenler çocukluktan ayrılmanın yasını yaşarlar. Hüzün, yas,mutluluk iç içedir. Ergenlik değişim demektir, büyümek demektir, başkalaşım ve dönüşüm demektir. Ergenlik bazılarına göre ‘’ikinci doğum ‘’ demektir. Eğer bu dönemde ergenler yaralanırlarsa, bu yaranın izlerini ömür boyu taşırlar. Doğal olan bu süreci anlayarak ve önemseyerek geçirmenin, ergenin kimlik oluşumunda önemli etkisi olur. Anne- babalar için bir ergeni anlamak ve sevmek kirpiye sarılmaktan farksızdır. Kirpiye sarılırken nasıl yaklaşalım, nasıl davranalım?

    DİNLEYİN

    Tamamen farklı görüşte olsanız bile, çocuğunuzu her zaman dinleyin. Anne ve babasının dinlemeye hazır olduğunu hisseden ergen düşünce, duygu ve problemlerini anlatacaktır. Anne ve baba ergenin ilgi alanı ve hobilerinin neler olduğunu merak edip bu konuda ergeni yargılamadan bilgi almaya çalışmak , onun hobileri ile ilgilendiklerini göstermek ergenle iletişimde yarar sağlayacaktır.

    DAVRANIŞ İLE ÇOCUĞU BİRBİRİNDEN AYIRIN

    Sizi rahatsız eden şey ile onu yapan kişiyi birbirine karıştırmayın. Öfkenizi çocuğunuzun tüm kişi olarak varlığına değil davranışları üzerinde odaklamaya gayret edin.

    ÖNEMSİZ KONULARI GÖRMEZDEN GELİN

    Ergen çocuğunuzun görünümü veya davranışları sizi ne kadar rahatsız ederse etsin, sürekli eleştirmekten kaçının. Daha önemli konularda düşüncelerinizi, neyi ve neden tasvip etmediğinizi belirtin ancak onun da sizden farklı görüşte olma hakkına saygı duyduğunuzu gösterin.

    TAKDİR EDİN

    Ergen çocuğunuzun yaptıklarına ilgi gösterin. Onu gerçekten takdir edebileceğiniz fırsatları da görmeye çalışın.

    UZLAŞMA SAĞLAYIN

    Fikir ayrılıkları çıktığında, her iki tarafın da kabul edebileceği bir uzlaşma zemini bulmaya çalışın.En kötü olasılıkla, uzlaşamadığınız konusunda uzlaşın.

    SÜREKLİ SÖYLENMEYİN VE ÖĞÜT VERMEYİN

    Sürekli nutuk çekip söylenmeyin,’’Ben senin yaşındayken …..’’ ile başlayan akıl vermelerden kaçının. Büyük olasılıkla onun yaşındayken onunla ortak yönünüz düşündüğünüzden çok daha fazlaydı. Sürekli öğüt vermek yerine önerilerde bulunmak daha etkili bir iletişim sağlayacaktır.

    ELEŞTİRİLMEYE HAZIR OLUN

    Eleştirilerin hedefi olmaya, yani yaşadığı tüm sorunların, zorlukların nedeni olduğunuz, büyümesine ve eğlenmesine izin vermediğiniz gibi eleştiriler yöneltmesine hazırlıklı olun.

    ÇOCUĞUNUZDAN VAZGEÇMEYİN

    Bu eleştirilerin çoğu yüreğinize işlemesin.Ve çocuğunuzda vazgeçmeyin.Çocuğunuz ‘’evet’’ diyorsa ‘’hayır’’, ‘’hayır’’ diyorsa ‘’evet’’ demek istiyordur unutmayın.Ona sevgiyle sarılırken kirpiye sarılmak gibi acı çekseniz de vazgeçmeyin.

    RUH DURUMU SÜREKLİ DEĞİŞEBİLİR

    Bu yaşlarda, kısmen hormonal değişikliklerden dolayı, kısmen de bu dönemde çok sık yaşanan kaygılara bir tepki olarak ruh durumunda hızlı ve bazen aşırı değişimler olması son derece normaldir. Bunları anlayışla karşılamaya çalışın.

    MUTLU SON

    Ergenliğin son dönemlerinde ergenlerin çoğu anne-babaları ile birlikteliklerinde daha rahat olurlar. Tüm bu dönem boyunca onlara adil ve tutarlı bir şekilde davrandıysanız, büyüme ve olgunlaşmaları için fırsat ve olanak verdiyseniz aile bağları etkilenmeden çıkacak ve yetişkinliğe adım atacaklardır.

  • Mutluluk

    Mutluluk

    2300 yıl önce Aristotle insanların her şeyden çok mutluluk istedikleri sonucuna varmış. Aristotle‘den beri çok zaman geçmiş olmasına rağmen, mutluluk arayışımız konusunda ilerleme gösteremediğimizi söyleyebiliriz.

    Bu konuda siz de benimle aynı fikirdeyseniz gelin savımızı desteklemek için çevremize bakalım. Önce hastaneler…Tıp alanının hemen her uzmanlık alanında stresin neden olduğu hastalıklarda yakınan yüzlerce insanın var olduğunu görürüz. Hatta estetik cerrahi alanında bile, başvuruların bir kısmını kendi görüntüsünden memnun olmayıp, mutsuz olup da değiştirmek isteyen insanlar oluşturur.

    Şimdi adliye koridorlarında gezinelim…Günde kaç kişi mutlu olma hayalleriyle kurmuş olduğu evliliğinden vazgeçiyor acaba? Var mı bir tahmininiz?

    Eveeet hadi sokaklara inelim. Oradan oraya koşturup insanların arasına… Gülen birine rastladınız mı? Ya da en azından varoluşundan dolayı mutlu olan ve bu da yüzüne, bedenine, duruşuna yansımış birine? Tamam, birkaç tane var galiba ama onlarca insan arasında birkaç tane… Psikiyatri ve psikoloji kliniklerine hiç uğramayalım isterseniz…

    Şimdi de mutluluk konusunda yapılmış olan birçok araştırma ışığında mutluluğun ne olduğunu, nasıl ve nerelerde bulunabileceğine bir bakalım…

    Yaşamamızın niteliğini belirleyen ve kontrolümüzde olmayan pek çok güç vardır. Ne kadar uzun boylu olacağını ya da zekâmızı belirleyemeyiz. Ana – babamıza, nerede, ne zaman ve hangi şartlarda doğacağımıza da karar veremeyiz. Genlerimizde yazılı olan kod, denetimimiz dışındadır. Yine de bütün bunlara rağmen eylemlerimizi denetleyebildiğimiz, kendi kaderimizin patronu olduğumuzu hissettiğimiz zamanlar olur. Bu anlarda yaşamımızın kontrolümüz altında olduğunu hissederiz ve keyifleniriz. Arkanıza yaslanın ve böyle bir, anınızı düşünün. Yeryüzündeki gülümsemeyi görebiliyor ve kendinizle gururlanmanızın verdiği keyfi tahmin edebiliyorum. İşte bu duygu MUTLULUK deyince akla gelen duyguya en yakın duygudur. Hatta mutluluk budur.

    Hemen hepimiz büyürken en önemli şeyin gelecek olduğuna inandırılarak büyürüz. Çocukken iyi alışkanlıklar edinirsen, GELECEKTE iyi bir karakterin olur hatta GELECEKTE evliliğin bile ona göre olur… Derslerine iyi çalışırsan, GELECEKTE iyi bir mesleğin olur. İşini iyi yaparsan GELECEKTE mesleğinde yükselirsin. Çocuklarına doğru model olur onları iyi yetiştirirsen GELECEKTE sen rahat edersin Şimdi para biriktirirsen GELECEKTE yaşlandığında sıkıntı çekmezsin.

    “ Şimdi bunları yap, GELECEKTE bunlar olur” doğumdan ölüme kadar tüm yaşantımızı kapsar. Gelmeyen, sonu olmayan GELECEĞİ bekleyerek sonunda kaçınılmaz olan yaşlılık ve ölümle burun buruna geliriz.

    Şimdi sıra iyi haberlerde…

    Her anımızda ödüller bulma yeteneği geliştirdiğimizde, yaşantımızdan zevk almaya ve anlam bulmaya öğrendiğimizde mutluluğu dışsal kuvvetlerde değil de, içsel gücümüzde aradığımızda yaşamımızın içeriğini belirleme fırsatını yakalarız. Yani yaşamamızın kontrolü elimizde olur.

    Buradan “ kendinizi içgüdülerinizi bırakın, dilediğiniz an dilediğiniz gibi yaşayın, paradır, puldur, kariyerdir. Bırakın bu fani şeyleri, mutluluk işte o vazgeçmişlikte, o kendini koyuvermişlikte” şeklinde bir sonuç çıkarmayın. Aslına bakarsanız hedefinize giden yolda verdiğiniz mücadeleden zevk aldığınız sürece hedeflerinizi yükseltmede ve yolunuza devam etmede bir sorun yok sorun başarmak istediğiniz şeye fazlasıyla kendinizi kaptırıp, bu yüzden yaşadığımız andan zevk almayı bıraktığınız zaman ortaya çıkar. Yani siz demek hedefiniz demek olduğunda… Hedefiniz sizin önünüze geçtiğinde… Sadece GELECEKTE güzel günler için yaşamaya başladığınızda… Emerson’un dediği gibi “ Her zaman yaşamaya hazırlanıyor ama hiç yaşamıyor.”

    Dışsal uyarıcıların ve ödüller olarak gördüğümüz paranın satın alabileceği her şey ağzımızı sulandırıyorsa, patronumuz, eşimiz, arkadaşımız yüzünü asıp sesini yükselttiğinde günümüz rezil oluyorsa, herhangi bir karar uygulamaya geçilmiyorsa da yine sorun var demektir. Çünkü bütün bunların hepsinin tek bir anlamı var; Yaşantımızın içeriğini belirleyememek. Akıp giden ömrümüz üzerinde kontrolümüzün olmaması…İnsanoğlu dışsal uyarıcıların kendini etkilemesine izin vererek kontrolü yani, ne yapıp ne yapmayacağını, ne alıp almayacağını ve hatta ne hissedip hissetmeyeceğini kendisinin dışındaki olaylara ve insanlara bırakarak iyi şeyler olmasını ve mutlu olmayı beklemektedir.

    Yapılan araştırmalar, paranın, gücün, konumun ve eşyaların kendi başlarına yaşam kalitesine zerre kadar katkıda bulunmadıklarını ortaya koymuştur. İnsanlara anlamda doyum sağlayacak olan, zayıf bir vücut, zenginlik ya da kariyer değil, yaşamlarıyla ilgili iyi şeyler hissetmektir. Bir etkinliğe başka hiçbir şeyi umursayamayacak kadar kaptırmalarıdır. Yani yaşadıkları her şeye kendilerini gerçekten vererek zevk almalarıdır.

    Şimdi de olayları insanları, geçmişi ve geleceği, aşk gibi güç gibi kavramları hayatımıza istediğimiz şekilde nasıl sokacağımıza bakalım. Başka bir değişle yaşamımızın içeriğini nasıl kontrol edeceğimizi görelim.

    Zihin ya da bilinç doğumdan ölüme kadar tüm duyduklarımızın, gördüklerimizin, umduklarımızın, zevklerimizin ve acılarımızın toplamıdır. Hem dış dünyadan hem de içimizden algıladığımız, fark ettiğimiz her şeydir, İnsanoğlu dışarıdaki gerçeklik ne olursa olsun, yalnızca bilincin içindekileri değiştirerek, mutlu ya da mutsuz olabilir. Çünkü dışarıdaki olaylar nötrdür. Onlara anlam yükleyen biz insanoğlunun bilincidir.

  • Okul öncesi oyun, oyuncak ve eğitim !

    Çocukların oyunları önemsiz, basit gibi görülse de oyun çocuğun en önemli işidir. Çocuk oyun sayesinde birçok şey öğrenir. Oyun sırasında çocuklar tecrübeler kazanır. Oyun aracılığıyla çocuğun çeşitli kaygı ve korkuları kontrol altında tutulabilir ve yok edilebilir, çocuğun duyguları ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olabiliriz. Örneğin annesi ve babası boşanan bir çocuk oyununda buna yer verebilir. Oyununda oyuncaklarından birini kendisi yapar ve duygularını, neler hissettiğini dile getirebilir.

    Sürekli şiddet gören bir çocuk bunu oyununda bebeğini döverek yansıtabilir. Aynı şekilde daha önce yangına tanık olmuş veya yangında akrabasını kaybeden bir çocuk bunu defalarca oyununa yansıtabilir. Çocuğun bu durumu birçok kez oyununda yansıtmasının sebebi çocuğun bundan çok etkilenmiş olması ve bunun çocukta kalıcı izler bırakmış olmasıdır.

    Oyun aracılığıyla çocuğun geldiği yer ve yaşantısı hakkında bilgi sahibi olunabilir. Örneğin; Hataylı biri oyununda künefe tatlısına yer verebilir veya Adanalı olan bir çocuk oyununda adana kebabına yer verebilir. Oyun aracılığıyla çocuklar gelecekte girecekleri rollere hazırlık yaparlar. Oyunlarımda anne, baba olurlar. Çocuk oyun aracılığıyla yaşıtlarından bilmediği bir çok şeyi öğrenebilir. Örneğin; oyun sırasında uçağa hiç binmemiş, uçağın ne olduğunu bilmeyen bir çocuk yaşıtı aracılığıyla uçağı öğrenebilir. Oyun çocuğun sosyalleşmesi, paylaşmayı öğrenmesi ve yeni arkadaşlar kazanması açısından çok önemlidir. Çocuktaki var olan enerjinin dışarı atılması ve çocuğun fiziksel gelişimi açısından büyük önem taşır. Çocukların şiddete eğilimimi arttıran, çevreye zarar verebileceği (savaş, dövüş oyunu gibi) oyunlar oynanması engellenmelidir. Sonuç olarak OYUN, ÇOCUĞUN YAŞAM KAYNAĞIDIR VE ONU HER YÖNDEN BESLER.

    Oyuncakların çocuğun gelişiminde çok önemli bir yeri vardır. Oyuncaklar çocukların yetenekleri konusunda bize bilgi verir. Örneğin kimi çocuk müzik aletleriyle oynamayı sever, kimi çocuk toprakla oynamayı sever. Oyuncak alırken rastgele almamak ve oyuncak seçiminde dikkatli olmak gerekir.

    Oyuncaklar vakit geçirme ve eğlenme aracı olarak görülmemelidir. Oyuncağın çocuğun eğitiminde önemli bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Oyuncaklar yaşa, çocuğun ilgi alanlarına, gelişim özelliklerine ve yeteneklerine göre seçilmelidir. Oyuncak alındıktan sonra anne-babaların çocukla birlikte vakit geçirerek oyuncağı keşfetmeleri, oyuncağın özelliklerini öğrenmeleri çok önemlidir. Anne-babalar bu konuda çocuğa klavuzluk yapmalıdır.

    Küçük yaşlarda (0-9ay arası) renkli, ses çıkaran oyuncaklar tercih edilmelidir. Bu tür oyuncaklar çocuğun zihinsel gelişimini hızlandırır ve olumlu yönde etkiler. İki yaş ve üzerinde ise legolar, bloklar, oyun hamurları, çok fonksiyonlu ve ahşap oyuncaklar tercih edilmelidir. Oyuncak üzerindeki uygun yaş yazısı da dikkate alınmalıdır. Tabanca, kalitesiz plastik oyuncaklar, kalitesiz boyalarla boyanmış oyuncaklar alınmamalıdır. Oyuncak alırken üzerinde CE belgesi olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca çizgi film kahramanlarının oyuncakları alınmamalıdır. Çünkü bu tür oyuncaklar bağımlılık yaparak, çocuğun çok sevdiği çizgi film kahramanını çok izleyerek pasif olmasına ve televizyon bağımlısı olmasına neden olabilir. Oyuncak seçiminde cinsiyet ayrımı yapılmamalıdır. 3 yaşın altındaki çocuklar için parçalanabilir oyuncaklar hava yoluna kaçarak boğulma riski yaratabileceği için tercih edilmemelidir.

    Okul öncesi dönem yaşamın ilk ve en önemli yapı taşını oluşturur. Eğer okul öncesi dönemde yaşamın bu ilk ve en önemli yapı taşı sağlam kurulmamışsa diğer dönemlerdeki yapıtaşları sağlam olmayan ve eksik bir temel üzerine inşa edilmiş olur. Çocuklar bu dönemde çok hızlı ve kolay bir şekilde öğrenirler. Öğrendiklerini kolay kolay unutmazlar ve bu dönemde öğrenilenler kalıcıdır. Bu dönemdeki yaşantılar beynin çalışma durumunun belirleyicileridir. Çocukların ihtiyaçlarına yönelik, yaşıtlarıyla birlikte olduğu, alanında uzman eğitimcilerin bulunduğu bir ortamda ilkokula hazırlanması çocuk için çok büyük önem taşır. Çocukları ilkokula hazırlayan anaokulları çocukların aile ortamı dışında yabancı ve farklı bir ortama atıldığı ilk yerlerdir. Anaokulları çocuklarda var olan yeteneklerin ortaya çıkarılıp,geliştirilmesini sağlar. Çocuklar kuralları en iyi anaokullarında öğrenir. Anaokullarında çocuklar yaşıtlarıyla iletişim kurar, birlikte vakit geçirir, sofra kurallarını nasıl yemek yiyebileceğini öğrenir ve onu mutlu eden, onu eğlendiren zevkli ve eğitici oyunlar oynar. Ana okullarında çocuklar yaşıtlarıyla bir araya gelerek oyun sırasında veya farklı bir şekilde paylaşmayı öğrenir. Çocuklar yaşıtları aracılığıyla oyun sırasında veya farklı bir şekilde bilmedikleri şeyleri öğrenirler. Okul öncesi eğitim çocukların çevresiyle ve yaşıtlarıyla olumlu ilişkiler kurması, fiziksel, psikomotor, sosyal ve duygusal, bilişsel ve özbakım gelişim alanlarının güçlenmesi ve geliştirilmesi, çocukların özgüvenlerinin artması, yaratıcı ve problemlerini kolay bir şekilde çözebilmeleri açısından çok büyük önem taşır.

    ÇOCUKLARIN ALANINDA UZMAN , KALİTELİ BİR ANAOKULUNDA OKULÖNCESİ EĞİTİMLERİ ALMALARI ÇOK ÖNEMLİDİR VE BUNDAN DOLAYI EBEVEYNLER ÇOCUKLARINI HANGİ ANAOKULUNA GÖNDERECEĞİNE İYİ KARAR VERMELİ VE BU KONUDA ANAOKULLARINI ÇOK İYİ VE DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE ARAŞTIRMALIDIR.

  • Sağlıklı Bir İlişkinin Yapı Taşları

    Sağlıklı Bir İlişkinin Yapı Taşları

    Günümüzde ilişkilerin çok hızlı başlayıp aynı hızda bittiğine daha sık şahit oluyoruz. Fastfood gibi hızla tüketip sofradan kalkıyoruz. Ama sonra tekrar acıkıyoruz. Sevgiye, ilgiye, güven duymaya, birine ait olmaya yani bir ilişkiye ihtiyaç hissediyoruz. Sonra gelsin yeni bir ilişki….Bazen de var olan uzun süredir devam eden ilişkilerde ve hatta evliliklerde de pek çok sorunla karşılaşıyoruz. İlişkilerde sorunların pek çok nedeni olabilir ve tabi ki her ilişki, her çift ve onların yaşadıkları sıkıntı kendilerine özeldir. Ancak bazı temel konular da vardır ki başlayacak olan yada var olan ilişkinin daha sağlıklı ilerlemesine yol açar.

    Partnerimizi tamamen kendisi olduğu için seçmemiz bu temel konulardan belki de en önemlisidir. Onu değiştirebileceğimiz, denetleyebileceğimiz, kontrol edebileceğimiz, sahiplenebileceğimiz hayalinden vazgeçmemiz gerekir. Bu hayalimiz gerçekçi değildir ve hayal kırıklığı ile sonuçlanır. Seçtiğimiz partnerlerimizin de kendilerine özgü yaşam biçimleri ve düşünce yapıları vardır. Kendi sınırlarımızı bilip partnerimizin sınırlarına da saygı duymalıyız.

    İlişki içerisinde şüphelenmekten, kafamızda kurmaktan, başkalarıyla konuşmaktan vazgeçip partnerimizle konuşabilmeyi öğrenmemiz gerekir. Çünkü bir ilişkinin olmazsa olmazı karşılıklı güvendir. Birine, bir şeye güven duymak kendiliğinden olmaz. İletişim kanallarını sürekli açık tutmalı ve şeffaf olmalıyız. Sözel olarak saldırgan ya da suçlayan bir tarzda konuşmaya başladığımızda karşımızdaki kişi savunmaya geçer. Bu durum sağlıklı bir iletişim biçimi değildir. Sağlam bir ilişki için doğru iletişim becerileri edinmemiz gerekir.

    Kendimizi tanımak sadece romantik ilişkilerimiz için değil kurduğumuz her ilişki için altın kuraldır. Nelere sevinir, nelere üzülürüz, hangi durumlar kızgınlığımızı ortaya çıkarır, neye katlanıp neye katlanamayız, hangi durumlar size uygundur, hangileri değildir kendimizi tanımak içimizde ki sorunların, inançların farkında olup ilişkilerden ne beklediğinizi bilmektir.

    Kim olduğumuz ve ne istediğimizle ilgili sağlam bir fikre sahip olduğumuzda partnerimizden ve ilişkiden ne beklediğimiz konusu gündeme gelir. İsteklerimizi ve beklentilerimizi yazarak bulmaya çalışmak, daha gerçekçi ve kalıcı bir liste oluşturmamıza yol açar. Tabi ki zaman ilerledikçe bu listede ufak değişiklikler olacaktır. Ama arada bir listemize göz gezdirip temelden ne kadar sapıp sapmadığımızı kontrol edebiliriz.

    Süprizlerden, ilgi ve kabul görmekten , sevginin hissettirilmesinden, anlayıştan , ihtiyacımız olduğunda şevkatten, samimiyetten ve saygıdan hoşlanırız. Zaman zaman alıngan olabiliriz, hatta neşesiz, ilgisiz, zaman zaman sevimsiz ve düşüncesiz de olabiliriz. Hatta kızgın, sinirli ve mutsuz olmakta çok insani bir durumdur. Emin olun partnerimiz içinde durum böyledir. Yani o da insandır ve her zaman duygu durumu aynı olmayabilir. Bizim hoşumuza gidecek bir çok şey olduğu gibi onunda hoşuna giden şeyler vardır.

    Sorun odaklı değil de çözüm odaklı olalım. Her ilişki başlangıcında ya da ilerleyen zamanda çıkmaza girebilir, tıkanabilir. Bu durum gayet normaldir. İlişkide sıkıntılı bir dönemdeysek ve tercihimizi sıkıntının içinde kaybolarak, sinirlenerek, öfkelenerek, küserek ve intikam planları yaparak geçirme yönünde kullandığımızda kendimizi, partnerimizi dolayısıyla ilişkimizi riske atarız. Sağlıklı tercih var olan sıkıntılı durumun nasıl onarılacağı yönünde olmalıdır. Unutmayalım… Çiftler doğru davrandıklarında krizlerden güçlenerek çıkarlar.

    Ve kendimizi sevelim. Kendimizi sevelim ki bir başkasını nasıl sevebileceğimizi öğrenelim. Bilmediğimiz bir duyguyu hissedemeyiz. Kendini sevmek soyut ve anlaşılması zor bir konudur. “Kendini seviyor musun?” sorusuna danışanlarımdan genellikle “tabi ki” cevabını alırım. Sonra ikinci soru gelir: “En son sadece kendin için ne yaptın” Uzun bir sessizlik. Para, zaman ve enerji harcamaya değdiğimizi kendi kendimize göstererek kendimizi sevmeye başlayabiliriz. Her gün en az beş kere kendimize” aferin “diyebileceğimiz durumlar yaratabiliriz. Özellikle kendimizle ilgili sadece olumlu ve güzel yanlarımızın olduğu bir liste çıkarıp, sık sık bu listeye bakıp kendimize pozitif bakmayı öğrenebiliriz.