Yazar: C8H

  • Ek gıdaya geçerken bebeğim ve ben

    Bu süreç annelerin oldukça zorlandığı, bu süreçte yaşanan olumsuzlukların çocukların tüm hayatını etkileyerek yemek yeme bozukluklarına neden olabileceği bir süreçtir. Unutmayın çocuğunuz sizin aynanızdır, siz ne kadar rahat ve pozitif olursanız onlarda o kadar rahat ve mutlu olur, yemek yemekten keyif alırlar.

    Ek gıda dönemine başlarken öncelikle:

    •Bakım veren kişi, ANNE en başta rahat ve kaygısız olmalıdır.

    •Moral ve motivasyonu tam olmalıdır. (Çocuk kaygıları anında hisseder)

    •Beslenme mümkün ise, tek bir kişi tarafından yapılmalıdır.

    •Aşırı ve abartılı sevinç gösterilerinden kaçınılmalıdır.

    •Aile sofrasına birlikte oturmak , ailenin belli bir yemek yeme düzeninin ve alışkanlığının olması, çocuğunuza etkin ve düzenli yemek yeme alışkanlığı kazandırmanın temel kuralıdır.

    •Yemek yerken ekran (TV,tablet,telefon) olmamalıdır.

    •Aşırı kontrolcü, titiz yaklaşımlardan kaçınılmalıdır, ısrarcı ebeveyn davranışları çocuklarda gerginliği ve stresi artırarak iştahı azaltır.

    •Her çocuk farklı damak tadı ile doğar o yüzden her yeni besin denenmesi sırasında bebeğin red etme davranışı doğaldır ve başlangıçta olabilir, bu durumda 3-5 gün ara verip tekrar tekrar denemek önemlidir.

    Kendi kendini besleme (Baby Led Weaning) nedir ?

    Özellikle son zamanlarda sıkça üzerinde durduğumuz bu yöntem, bebeğin kendi kendini beslemesi yöntemidir. Ek gıdalara geçen bebeğe motor gelişim , diş ve damak yapısına uygun ek gıdaları küçük parçalara ayırarak sunmak ve kendi kendine yemesine izin vermek, onu cesaretlendirmek bu yöntemin esasıdır. Bu yöntemle bebeğiniz neyi ne kadar yiyeceğini kendisi karar verir ve bu da daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmesine yardımcı olur. Ek gıdaları bebeğimize püre şekline getirmeden sunduğumuz zaman bebeğin kendi kendine yeme becerisi gelişir, güveni artar ve keyif alır.

    Bebeğim benim yardımım olmadan yemekte zorlanıyorsa ne yapmalıyım ?

    Bu konuda öncelikle sabırlı ve zamanlı bir anne gerekiyor. Bu yöntemi denerken bebeğinizin zorlandığını gözlemlerseniz bebeğinize biraz zaman tanımanızda fayda vardır. Öncelikle sevdiği ve yutması kolay besinler vererek bebeğinizin alışma sürecini kolaylaştırabilirsiniz. Her bebeğin farklı bir birey olduğu , bu yeme sistemine alışma süresinin değişiklik gösterebileceği unutulmamalıdır. Bu dönemde bebeğiniz yiyeceklerin rengini, şeklini inceler, tatlarını anlamaya çalışır.

    Bu çok olağan bir durumdur. Zaman içerisinde kendi yeme şeklini geliştirdikçe yaşadığı zorluklar da giderek azalır ve siz de yiyeceklerin çeşitliliğini alışma sürecini çok iyi gözlemleyerek ve buna paralel olarak genişletebilirsiniz. Bebeğime yiyecekleri püre şeklinde vermeli miyim? Eğer bebeğiniz ek besinlere 6 aydan sonra başladıysa katı gıdalarla kolaylıkla başa çıkabilir. Onları kavrayıp kendi kendine ağzına götürebilecek beceriye sahiptir.

    Fakat ek gıdalara 4-6 ay arasında başlandıysa bebeğiniz kendi başına beslenmekte oldukça zorlanır ve püre şeklinde besinlere ihtiyaç duyabilir. Fakat bebeğinizin bu yönteme alışması zaman alıyorsa, bebeğiniz önüne konulanları yemediği için alması gereken besin değeleri, kaloriyi alamıyorsa, o zaman parmak besinleri vermeyi kesmeden, püre şeklinde gıdalarla bebeğinize yardımcı olabilirsiniz.

    Ancak bunu bebekte kalıcı bir alışkanlık haline getirmeden, sadece yöntemi uygulamaya başladığınız zamanla bebeğin alışma süreci aralığında tutmak önemlidir. Bu yöntemin bebeğime faydaları nelerdir? Kendi kendine besleme yöntemi bebeğinizin gün içerisinde pişirdiğiniz yemeklere alışması ve aile içi yeme düzenine katılması açısından büyük önem taşıyor.

    Bir yandan anne sütü alırken, diğer yandan edindiği çiğneme alışkanlığını kendi kendine pekiştirmesi ve yemek istediği gıdaları kendi seçmesi olumlu alışkanlıkları kazandırır.

    Bu yöntemi deneyen birçok anne görecektir ki bebekleri daha az yemek seçer olur ve önüne koyulan hemen hemen her şeyi öğrenerek, deneyimleyerek yerler. Kendi kendilerini beslerler. Bununla beraber bu durumun her bebekte aynı olmayacağı unutulmamalıdır.

    Ancak bebeğinizin yemek yeme alışkanlığı kazanmasında yemek seçmeyen bir birey olarak büyümesinde, ek gıdaya geçiş döneminde ilk adımı atarken yalnız olmadığınızı ve yanınızda çocuk hekiminizin olduğunu unutmayın.

    Biz kızım Selin 6 aylıktı, katı gıdalara başladık. İstek kendisinden geldiğinde, minicik parmaklarıyla yiyeceklere uzanmaya başladığında bu işi bilen biri olarak ben bile biraz tedirgin olmuştum. Bunu başardığındaki mutluluğu gördüğümde ise onun bu mutluluğu için çaba gösterme, zaman ayırma kararı aldım. Ev batacakmış etraf kirlenecekmiş gibi şeyleri hiç dert etmedim.

    Onun için tehlike yaratmayacak, damaklarını ve diş etlerini zedelemeyecek, kolay yutacağı güvenilir besinler hazırladım. O parmaklarıyla tutup yarısını ağzına götürünce, yarısına yere dökünce çoşkuyla alkışladım. Bizim için tatlı bir ritüel oldu adeta “parmakla kendi kendimizi besleme” saatlerimiz…Zamanla ince motor gelişimi ve diğer gelişimsel becerilerin eklenmesi ile kendi kaşığını, daha sonraları kendi çatalını kendi tutmaya başladı.

    Önceleri dökerek de olsa kaşığını ağzına kadar götürüp “ben yedim” başarısını göstermeye başlamasını mutlulukla izledim. Kaşığı, henüz kaşık tutma becerisi yeterli olmasa da, bu aydan itibaren eline özellikle verdim.

    Yaklaşık 8 aylıktı birlikte yemek masasında, mama sandalyesine oturarak bize eşlik etti.

    Mama sandalyesi özellikle bebeklere aile sofrasına birlikte oturduğunu hissetme mesajını verir. Bizimle yemek masasında yer almak Selin’in çok sevdiği, belki de en sevdiği eylem oldu. Bu sebeple bebeğiniz ve sizin uygun olduğunuz ilk fırsatta, bebeğinizin kendi kendini beslemesine izin verin, bu denemeleri yapmasına “her zaman başaramasa da” izin verin. Bebek, kendisini, beslenme olayının bir parçası olarak hissederse mutlu olur, beslenmek onun için zevk olur.

    Yavaş yavaş ek besinler yemeğe başlayan, belli olgunluğa gelmiş bebeklerinizi siz beslemeyin. Bunun yerine diş ve damak yapısına uygun ek gıdaları küçük parçalara ayırarak bebeğinizin önüne koyun ve kendi kendine yemesine izin verin. Bu yöntemle bebeğiniz neyi ne kadar yiyeceğini kendisi ayırt edebilir ve bu da daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmesini sağlar.

    Bu yöntemi denerken bebeğinizin zorlandığını gözlemlerseniz bebeğinize biraz zaman tanımanızda yeterlidir. Öncelikle bebeklerinizin sevdiği ve yutması kolay besinler vererek başlayın işe. Her bebekte bu şekilde yemek alışkanlığı süresi farklıdır ve değişikkenlik gösterir. Bu konuda oldukça sabırlı ve dikkatli olun. Unutmayın ve telaşmayın; eğer bebeğiniz ek besinlere 6 aydan sonra başladıysa katı gıdalarla kolaylıkla başa çıkabilir.

    Onları kavrayıp kendi kendine ağzına götürebilecek beceriye sahiptir. Ancak ek gıdalara 4-6 ay arasında başlandıysa henüz erkendir ve kendi başına beslenmekte oldukça zorlanır. Henüz püre şeklinde besinlere ihtiyaç duyar ve annesini ister doymak için. Ortalama parmak ya da lokma boyutunda olan ve bebeğinizin eliyle tutarak ağzına götürebileceği yiyeceklere “parmak yiyecekler” denir.

    Parmak yiyecekler bebeğinizin kendi kendine beslenmeyi öğrenmesi açısından olduğu kadar, motor gelişimi ve koordinasyonu açısından da büyük önem taşır. Parmak yiyecekler, çocuğunuz için yiyeceklere dokunma, koklama imkanı sağlayarak onları keşfetmesini sağlar.

    Duyu organlarını kullanır. Serttir, yumuşaktır,sıcaktır, soğuktur,renklidir yiyecekler onlar için. O bu keşiflerde bulunurken , ona biraz zaman tanıyın. Oynayarak tanımasına, yemeyi sevmesine, yiyecekleri sevmesine, başarmanın hazzını yaşamasına izin verin.

    Lokma büyüklüğünde muz gibi olgun ağızda çabuk dağılan meyveler , iyi pişmiş ve bölünmüş makarna, lokma büyüklüğünde iyi pişmiş havuç, küçük parçalara bölünmüş brokoli gibi sebzeler, lokma büyüklüğünde çok iyi pişmiş yumuşak et ve köfte parmakla tutup yemeleri için bebekler için idealdir.

    Parmak yiyecek olmaması gereken yiyecekler nelerdir biliyormuyuz ?

    Bebeği gıdaları yerken gözlemlemeli ve yardıma ihtiyacı olduğunda neyi ne şekilde yemesi gerektiği gösterilmelidir. Besin aspirasyınlarına karşı uyanık olunmalıdır.
    Aspirasyon dediğimiz yiyeceklerin bebeklerin solunum yoluna kaçarak solunum sıkıntısına sebep olabilecek yiyecekleri; parmak yiyecek gibi düşünüp bebeklerinize sunmamalıyız.

    1-Fındık, üzüm, fıstık, leblebi, ceviz gibi yuvarlanarak boğazına kaçabilecek yiyecekler

    2-Dişleri tam olarak çıkmamış olan 1 yaş altı çocukların kolayca ağzında parçalayamayacağı sert yiyecekler

    3-Ekmek gibi çocuğun ağzında tükürükle birleşip büyük bir parça haline gelebilecek nişastalı yiyecekler

    4-Kolayca parçalanıp ufalanan yiyecekler , bebeklerinizin kendi kendilerine yeme maceralarında uygun yiyecekler değildir.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne Yapılması Gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne Yapılması Gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkınca ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazen birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz  duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehdidine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilmek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni

    Bebekler bu anonim ninnimizin söylediği gibi uyurken büyürler mi ? Evet sevgili anneler, bebekler uyurken büyür, uyurken daha çabuk büyür.

    Nasıl mı ?

    Çocukların büyümesinde en önemli role sahip olan hormon, büyüme hormonudur. Büyüme hormonu salınımının günlük ritmi vardır. Fizyolojik olarak özellikle uykunun ilk saatlerinde ve gece uykusunda belirgin şekilde salınır. Bu nedenle gün batımından sonra akşamın erken saatlerinde çocuğun uykuya başlama alışkanlığının geliştirilmesi çok önemlidir.

    Çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesinde büyüme hormonlarının düzenli bir şekilde salgılanması, bunun için de akşamın belli saatlerinin uykuda geçirilmesi en önemli faktördür.

    Büyüme hormonu özellikle 0-5 yaş arası dönemde çok önemlidir. Bu hormonun yetersiz salgılanması durumunda çocuklarda daha yavaş bir büyüme görülür. Bebeklik ve çocukluk döneminde uyku, uykuya yaklaşma (çevre ile iletişimin kesildiği), rüyasız uyku (non Rem-asıl dinlenme ve rahatlamanın olduğu) ve rüyalı uyku (Rem) olarak üç evreden oluşur.

    Büyüme hormonu ise dinlenme ve fiziksel yorgunluğun giderildiği rahatlamanın olduğu dönemde salınmaya başlar. Yapılan çalışmalar büyüme hormonunun saat 22:00- 02:00 saatleri arasında daha fazla salgılandığını ortaya koymuştur.Buradan hareketle 0-5 yaşta çocukların yatma saatlerinin 20:00 civarında olması uygun olacaktır.

    Sevgili anneler, bu sebeple büyume ve gelişmenin daha hızlı olması için çocuklarımızı erken yatırmalıyız. Bununla birlikte büyüme hormonları, vücut hareketsizken, enerji harcamadığı zamanlarda daha düzgün bir ritimle salgılanır. Yorgunluk ve uykusuzluk büyüme hormonu salınımını azaltarak çocuklarda büyümeyi olumsuz etkiler ve hatta büyümenin durmasına bile sebep olabilir.

    Büyüme hormonları 22:00 ile 02:00 saatleri arasında daha çok salgılandığı için, çocuğun bu hormonlardan daha fazla yararlanabilmesi için erken yatma alışkanlığını kazanması büyük önem taşımaktadır.

    Sevgili anneler, günümüzde hepimizi çok sıklıkla rahatsız eden konulardan birisi de çocuklarımızın geç yatmasıdır. Çoğumuz bir araya geldiğimizde birbirimize veya çocuk hekimimize, çocuğumuzun uyumak bilmediğinden yakınırız.

    Çocukların çevreye, televizyona, oyuna ilgilerinin arttığı dönemler ve yanlış beslenme alışkanlıkları veya yöresel, ailesel ve sosyal bazı etkenler nedeniyle geç yatmaya eğilimli olmaları da, bu dönemlerde büyümeleri üzerinde olumsuz etkiler oluşmasına neden olmaktadır.

    Uyku sırasında büyüme hormonu yanında salgılanan diğer bir hormon ise melatonin hormonudur. Melatonin hormonu sağlıklı şekilde salgılandığında, uykunun düzeni ve kalitesi üzerindeki etkisiyle de; büyüme hormonu salınımı ile birlikte gerçekleşen çocuğun büyümesi üzerine olan olumlu etkisini artırmaktadır.

    Uyku sırasında salgılanan büyüme hormonu ve melatonin hava karardıktan sonra üretilmeye başlanır. Melatonin günlük ve mevsimlik ışık değişimlerine göre uyku – uyanıklık ritmini ayarlayan bir hormondur. Geceleri bu hormonun artmasıyla uyuma isteği ortaya çıkar. Sabaha karşı hormon salgısının durması, uykunun hafiflemesine neden olur.

    Gece onarım ve iyileşme açısından en mükemmel zamandır; gece uykusu bu sebeple çok önemlidir. Büyüme hormonunun çocuğun büyüme ve gelişmesinde, bütün doku ve organlar üzerinden etkili olur. Ayrıca bağışıklık sistemini de destekler.

    Büyüme hormonu salınımındaki bozukluk nedeniyle zamanla iştah da olumsuz etkilenir, çocukta huzursuzluk, endişe ve istenmeyen davranış biçimleri gelişir. Bağışıklığı da etkilenen çocuklar daha sık hastalanmaya başlarlar. Unutmayınız ki sevgili anneler, uyku beynin en önemli gıdasıdır. Büyüme yanında zihinsel performans üzerinde de çok olumlu etkileri vardır.

    Çocuklarınızı her gün aynı saatte yatırınız. Böylece, uyku vaktine alışmış olurlar. Çocuklarımızın erken yatmasının sağlanmasında siz sevgili annelere ve babalara büyük görevler düşmektedir. Her çocuğun bir biyoritmik saati vardır. Yani, her çocuğun kilosuna, günlük aktivitelerine, harcadığı enerjiye ve alışkanlıklarına göre uykusunun gelme saati değişiktir.

    Çocuklarımızın uyku saatinde sizlerinde bugüne kadar izlediğiniz tutumların büyük önemi vardır. Bu nedenle çocuklar uyku saatleriyle ilgili mutlaka disipline edilmelidir. Bu, çocuğun hem bedensel, hem ruhsal sağlığı, hem de sistemli bir yaşama alışması açısından önemlidir. Biz aileler tarafından yapılan basit hatalar ve birtakım davranış ve kuralları günlük hayatta faliyete geçiremememiz çocukların büyümeleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.

  • Psikoz Nedir?

    Psikoz Nedir?

    Psikoz kelimesi genellikle gercegi degerlendirmenin bozulması, gerceklikle bagin kopması halinde kullanılan bir kelimedir. Psikotik bozukluklar olarak Şizofreni Spektrum Bozuklukları ve Bipolar Bozukluktan bahsedilebilir.

    Klasik anlamıyla psikoz, Şizofreni Spektrum Bozuklukları ile ilişkilidir ve belirtileri genellikle aşağıdaki durumlarda ortaya cikmaktadir.

    Şizofreni

    Şizoaffektif bozukluk ve şizofreninin diğer alt türleri

    Akut ve geçici psikotik bozukluklar

    Bipolar bozukluk (daha önce manik depresyon olarak bilinirdi)

    Psikotik özelliklere sahip majör depresif bozukluk

    Postpartum (postnatal olarak da adlandırılır) psikoz (postnatal depresyonun şiddetli bir formu)

    Madde kaynaklı psikoz (alkol, yasadışı uyuşturucular ve steroid ve uyarıcı içeren bazı reçeteli ilaçlar dahil)

    Psikotik belirtiler bazen digger bozukluklara seconder olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bunlar,

    Beyin tümörü veya kist

    Demans (örneğin Alzheimer hastalığı)

    Parkinson hastalığı ve Huntington hastalığı gibi nörolojik hastalıklar

    HIV ve beyni etkileyebilecek diğer enfeksiyonlar

    Bazı epilepsi türleri

    İnme

    PSIKOZUN NEDENLERI

    Psikozun kesin sebepleri iyi anlaşılamamıştır; ancak şunları içerebilir:

    Genetik: Araştırmalar,şizofreninin ve bipolar bozukluğun ortak bir genetik nedeni paylaşabileceğini gösteriyor.

    Beyin değişiklikleri: Beyin yapısındaki değişiklikler ve belirli kimyasal değişmeler psikoz hastalarında görülür. Beyin taramaları, psikoz öyküsü olan, düşünce işleme üzerindeki etkileri açıklayan bazı bireylerin beyninde azalmış gri maddeyi ortaya çıkarmıştır.

    Hormonlar veya uyku: Doğum sonrası psikoz, doğumdan sonra çok kısa sürede ortaya çıkar (normalde 2 hafta içinde). Kesin nedenler bilinmiyor, ancak bazı araştırmacılar bunun hormon düzeyindeki değişikliklerden ve bozuk uyku düzeninden kaynaklanabileceğine inanıliyor.

    PSIKOZ BELIRTILERI

    Psikotik belirtiler ayrılabilir ve belirli açıklamalar yapılabilir. Psikozun klasik belirtileri şunlardır:

    Halüsinasyon: Var olmayan şeyleri hissetme, görme veya işitme.

    Sanrılar: Sahte inançlar, özellikle de gerçek olmayan şüphe veya korku üzerine kurulu.

    Şizofreni gibi bozukluklardaki psikotik belirtiler arasında aşağıdakiler de olabilir:

    Dağınık düşünce, konuşma veya davranış

    Bozuk düşünce (ilgisiz konular arasında atlama, düşünceler arasında garip bağlantılar yapma)

    Katatoni (tepkisizlik)

    Sebeplere bağlı olarak, psikoz hızlı veya yavaşça ortaya çıkabilir. Şizofreni hastalığında da aynı durum söz konusuyken, semptomlar yavaş başlangıçlı olma eğilimindedir ve bazı durumlarda tam bozukluğa dönüşmeyen daha hafif psikoz ile başlar.

    Şizofreninin yavaş başlangıcı (prodromal faz olarak da bilinir) genellikle hasta ya da aileleri ve arkadaşları tarafından fark edilmez. Psikozun hafif, başlangıçtaki belirtileri şunları içerebilir:

    Şüpheci hisler

    Bozuk algılamalar

    Depresyon ve intihar hisleri

    Takıntılı düşünce

    Uyku sorunları

    Halüsinasyonlar, psikozlu kişilerin duyularını (görme, ses, koku, zevk ve dokunma) etkileyebilir. Ancak şizofreni hastalarının yaklaşık üçte ikisinde, halüsinasyonlar işitseldir; işittiğinde ve onları gerçek olduklarına inandıklarında içermez.

    Genellikle isitsel halüsinasyonlar su sekildedir

    Birçok sesi, çoğunlukla olumsuz olarak, hastayla konuşurken işitmek

    Hastanın ne düşündüğünü tekrar etmesi

    Hastanın ne yaptığına dair bir yorum yapması

    Tuhaf sanrılar psikoz sırasında yaşanır.

    PSIKOZUN TEDAVISI

    Psikoz tedavisinde antipsikotik kullanımı esastır. Bunun yanında ilaç kullanımı ile beraber hastanın iç görü kazanması ve kendini anlaşıldığı bir mecrada ifade ediyor olabilmesi açısından psikoterapi faydalı olabilecek bir tedavi seçeneğidir.

  • Dikkat, dikkat: burada demir eksikliği var !

    Demir eksikliği dünyada en sık görülen beslenme eksikliği olarak günümüzde önemini sürdürmektedir. Çocuklarda demir eksikliği anemisinin en sık nedeni demirden fakir beslenme, annede demir eksikliği anemisi olması, prematür doğum, ek gıdalara veya inek sütüne erken başlama, büyük çocuklarda günde 500 ml’ nin üzerinde süt tüketmesidir. Sadece anne sütü ile beslenmekte olan bebeklere 4. aydan itibaren mutlaka demir takviyesi yapılmalıdır.

    Oyun çocukluğu döneminde (1-3 yaş) demir eksikliği anemisine sebep olan ana sorun aşırı süt tüketimidir. “Milkakolik sendrom” da denilen bu durumda sütün çocuğun açlığını kolay bastırması nedeniyle nerdeyse şişenin sonuna kadar içilmesiyle karakterizedir.

    Diyetin büyük bir kısmını oluşturması nedeniyle de diğer demirden zengin besinlerin alımını engellemektedir.

    Okul öncesi (4-7 yaş) ve okul çocuğu (7-12 yaş) döneminde demir eksikliği anemisi az görülmekle birlikte , daha çok beslenme hataları dışındaki nedenler, mide-barsak hastalıkları (peptik ülser, kronik inflamatuar barsak hastalıkları, reflü ve özofajit vb.) sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu yaş gurubu çocuklarda süreğen demir eksikliği anemisi durumlarında ayrıntılı araştırma gerekmektedir.

    Ergenlik döneminde (12-18 yaş) hızlı büyümenin yarattığı ihtiyaç artımının yanında özellikle genç kızlarda menstrüasyonla kayıp, vejeteryan ve semivejeteryan beslenme biçimi, yetersiz besin alımı, zayıflama rejimleri, yeme bozuklukları (anoreksia gibi) demir eksikliğinin sık görülmesine neden olmaktadır. Eksiklik durumunda çeşitli derecelerde anemi bulguları geniş bir spektrumda karşımıza çıkmaktadır.

    Bunlardan bazıları:

    Halsizlik, yorgunluk

    Çabuk yorulma

    İştahsızlık

    Büyümede yavaşlama

    Uyku bozuklukları

    Huzursuzluk

    Davranış bozuklukları

    Kırılgan tırnaklar

    Toprak veya kağıt yemek istemedir ki anneler tarafından ” kül yiyor, duvarları kazıyıp yiyor, yerdeki pislikleri böcekleri bile ağzına atıyor” diye ifade edilir.

    Demir eksikliğinde çocuklarda enfeksiyonlara özellikle üst solunum yolu hastalıklarına eğilim de artmaktadır. Özellikle 2 yaş altındaki çocukların mental ve psikomotor gelişimleri olumsuz yönde etkilenir.

    Yine yapılan çalışmalarda 3 ila 6 yaş arası çocuklarda demirin nutrisyonel eksikliği ile dikkat ve problem çözme gibi fonksiyonların baskılanmasının söz konusu olduğu gösterilmiştir.

    Tavuk, kırmızı et, karaciğer demir açısından zengin gıdalardır ve içerisindeki “hem” demirinin emilimi iyidir.

    Sebze ve meyvelerde ise, “non hem” demir bulunur ve bu demirin emilimi az olduğu için beraberinde C vitamini içeren yiyeceklerin alınması emilimini arttırmaktadır. Anne sütü ve inek sütünün demir oranlarına bakıldığında ise, anne sütünün demir konsantrasyonu daha az olduğu halde emilimin inek sütündeki demir emiliminden daha fazla olduğu bilinmektedir.

    Bu nedenle beslenmeleri inek sütü ağırlıklı olan bebeklerde demir eksikliği çok erken dönemde görülmektedir. Bir yaşın altındaki çocuklara kesinlikle inek sütü verilmemelidir.

    Bununla birlikte; bebeklere ek gıdaya geçişte demirden zengin gıdalar seçilmeli, eğer yeterli demir alamıyorsa, 1mg/kg/gün dozda demir takviyesi başlanmalıdır. Prematüre ve çok düşük doğum ağırlıklı doğan çocuklarda ise yaşamın ilk ayı sonrası 2-4mg / kg/ gün demir desteği verilmesi uygundur.

    Çocuklarınızda demir eksikliği anemisi mi var ? Beslenmeyle ilgili birkaç ipucuna ne dersiniz ?

    Karaciğer, et ve balık gibi gıdaları tahıllar veya yeşil yapraklı sebzelerle hazırlarken çocuğunuzun demirden daha çok faydalanabilmesi için C vitamini içeren gıdalarla hazırlayınız. Kivi, avakado, kavun, portakal, elma, armut, şeftali, muz gibi meyveler ve karnabahar, domates, yeşil biber, havuç, patates, brokoli gibi sebzeler birlikte verildiklerinde demir emilimi arttıran yiyeceklerdir.

    Karadut ve siyah üzüm pekmezi demir yönünden zengindir. Süt ve peynirlerdeki kalsiyum ve fosfor, ıspanaktaki oksalik asit, yumurtadaki fosfoprotein ve albumin, çay ve yeşil yapraklı sebzelerdeki polifenol ve tahıllardaki fitatlar demir emilimini azaltırlar.

    Bu nedenle, bu gıdalar verilirken C vitamininden zengin gıdalar ile birlikte verilmelerinde fayda vardır. 6 aylıktan sonraki ek gıdalara geçiş döneminde hazırladığınız sebze, tarhana ve mercimek çorbalarını kıyma, tavuk ve balık eti ile zenginleştiriniz. (Alerjiye dikkat etmek koşulu ile).

    Soğan da demir yönünden çok zengindir; ancak, bu dönemdeki çocuklarda gaz problemlerine neden olabilir.

    Mutlaka vermek gerekiyor ise 4. Aydan sonraki çocuklara inek sütü yoğurt şeklinde verilmelidir. İnek sütü yoğurt olacak şekilde mayalandığında yapısı değişmektedir.

    Yine 4 yaşından büyük çocuklar için kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik, badem, fıstık, antep fıstığı, kabak çekirdeği de demir yönünden zengin ve faydalı atıştırmalıklardır.

    Ispanak konserveleri ile birden güç kazanan Temel Reis çizgi filmlerini hepimiz hatırlarız . Annelerimizin bize ıspanak yedirmek için en büyük kozu, ıspanakta demir olduğu ve yersek anında Temel Reis gibi güçlenecek olmamızdı.

    Hepimiz demirden çokça zengin olduğunu düşündüğümüz ıspanağı yemeye zorlanır, bizler de yeryemez tıpkı onun gibi çok güçlü olacağımıza inanırdık o zamanlar. Şimdi büyüdük ve herşeye hemen inanmıyoruz, soruyoruz: “Temel Reis’in gücü ne kadar gerçekti?” diye…

    Üzgünüm ki, ıspanak bilinenin aksine, diğer bazı yeşil yapraklı sebzelerin de olduğu gibi, demir yönünden fakirdir. Ancak , C vitamini yönünden zengin olduğundan demirin emilimine katkısı büyüktür. Bu nedenle kırmızı et, tavuk ve balık ile tüketilmelidir. Bu şekilde gıdalardaki demirin emilimi artmış olur.

    Çocuğunuzda demir eksikliği olduğundan şüphe duyuyorsanız mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanından destek alınız. İlaç kullanımının yanısıra doğru beslenme alışkanlıkları ve besinlerin birlikte doğru kullanımı açısından bilgileniniz.

    Doktorunuz tarafından önerilen demir dozlarını aç karnına veriniz ve sonraki bir saat yiyecek tüketmemesine özen gösteriniz. Düzenli aralıklarla kontrollere gidiniz. Bu şekilde gereğinden az veya fazla demir vermenin yarattığı yan etkilerden ve olumsuzluklardan çocuğunuzun korunmuş olacağınızı unutmayınız.

  • Belirsizlikler – Kaygılar

    Belirsizlikler – Kaygılar

    Ruh halimizi en çok etkileyen fakat hayatımızın olmazsa olmazlarından olan normal bir davranış şeklidir belirsizlik. Hayatımızda ne yapmamız gerektiğini, ne zaman ne olacağını, hayatımız süresince nelerle karşılaşacağımızı bir kahin misali biliyor olsaydık hayat hepimiz için kuşkusuz amaçsız, idealsiz ve sıkıcı bir hal alıyor olurdu. Hangi üniversiteden mezun olacağımızı, kiminle evlenip kaç çocuğa sahip olacağımızı veya evlendiğimiz kişiden ayrılıp ayılmayacağımızı, öleceğimiz tarihi kısacası hayatımız ve çevremizdeki insanların hayatıyla ilgili olacakları bildiğimizi hayal edin. Muhtemelen bir çoğumuz için hayat daha mutsuz, umutsuz, hedefsiz ve amaçsız bir hal alacaktı. Ne yaşayacağımızı bildiğimiz için belki de yaşayacağımız olaydan keyif almaz, heyecan duymaz, ilgisiz bir hal alırdık.?Hepimizin hayatında belirsiz kaldığımız konular vardır. Bunların bir bölümü rutin hayatımızda yaşadığımız belirsizliklerdir. Bugün günüm güzel geçecek mi?, sabah işe gitmek üzere evden biraz geç çıktığımız zaman acaba otobüsü kaçırdım mı ya da trafik nasıldır? Yemeğe misafirimiz geleceği zaman acaba yemeğin tadını tutturabilecek miyim? Evimi temizleyebilecek miyim gibi. Bunlar hepimizin hayatında rutin halinde yaşadığımız ve hayatın akışına çoğu kez bırakabildiğimiz, çoğu zaman yaparken stres bile duymadığımız belirsizliklerdir. Bunlar dışında bir de hayatımızda her zaman karşılaşmadığımız ve bizi gerçek anlamda rahatsız edebilecek, geleceğimizi etkileyecek belirsizliklerimiz vardır. Üniversite giriş sınavı veya onun sonucunu beklerkenki belirsizliğimiz. Vücudumuzda bir kitleyle karşılaştığımız zaman kanser olup olmadığımıza dair soru işaretlerimiz ve hatta doktor raporu gelene kadar yaşadığımız stres. Geçmişte sevgilisini aldattığını bize anlatan bir sevgiliye karşı kuşkucu bir yapı sergilememiz, kafamızdaki soru işaretleri, ‘’beni de aldatacak mı?’’ gibi hayatımızda alışıla gelmiş olmayan belirsizlikler ilk verdiğim örneklerden daha farklıdır ve hayatımızın gidişatını akış yönünü değiştirecek durumlar olabilmektedir.

    Belirsizlikler kaygıları doğurur. Bir konuda uzun süre belirsizlik yaşadığımız zaman kaygılarımız kuşku şüphecilik ve paranoyalarımızı tetikler onlar da bir takım psikolojik rahatsızlıkları doğururlar. Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi, ‘’daha önce aldatmış, şimdi beni de aldatır mı?’’ şeklinde belirsizlik yaşadığımızda, şüpheci bir hale bürünebilir, eşimiz eve geldiği zaman kıyafetlerini koklayabilir, ortak bir arkadaşımız varsa gittiği yerlerde telefonla saat kaça kadar oradaydı şeklinde ağzını arayabiliriz. Karşı taraf biraz erken kalkmışsa veya bir başkasının parfümünü kullanmışsa paranoyalar oluşturabiliriz ‘’kesin bir kadınla birlikteydi ve beni aldattı’’ gibi düşünceler doğurabiliriz. Belirli bir süre sonra bu paranoyalara inanıp kafamızda kurduklarımızı eyleme dökerek eşimizle tartışabiliriz. Bu süreç sağlıklı bir süreç değildir ve bir uzmana danışmak en sağlıklısı olacaktır. Ben bu alanda çalışan bir psikolog olarak bu tür durumların hem nevrotik (insanların duygu durumlarında iniş ve çıkışları, depresiflik halleri gibi..) hem de psikotik (Gerçekle, gerçek olmayanın muhakemesini yapamama gibi sorunlar göstererek) bozulmalara sebebiyet verdiğini bir çok danışanımızda görmekteyim.

  • Rotavirüs ishali ve aşılama

    Rotavirus, ateş ve kusmayı izleyen sulu ishalle karakterize bir klinik tabloya neden olur. infantlarda ve küçük çocuklarda ağır gastroenteritin en sık nedenidir. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda ağır seyreder. Dünya genelinde 5 yaş altında ishal nedeniyle hastaneye yatışların en sık nedenidir. Hijyen koşullarından bağımsız olarak, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzer sıklıkta görülür.

    Bu özelliğinden ötürü Demokratik virus olarak adlandırılır. Çocukların hemen hepsi 5 yaşına kadar, en az 1 kez rotavirusla enfekte olmaktadır. Ancak rotavirusa bağlı mortalitenin(ölümlerin) %80’den fazlası gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir.

    Yaşamın erken dönemindeki aşılama, çocuğun ilk doğal enfeksiyonuna benzer şekilde, şiddetli rotavirus enfeksiyon ataklarını ve buna bağlı ölümleri önlemede en etkin yöntemdir. Dünya Sağlık Örgütü oral rotavirus aşısının ulusal bağışıklama programına alınmasını önermektedir. Rotavirus aşısının uygulanması sonrasında rotavirus ilişkili mortalite (ölüm ) ve morbiditede(hasta olma) önemli azalma görülmüştür.

    AŞI UYGULAMALARI: Günümüzde tüm dünyada, lisanslı 2 canlı oral rotavirus aşısı bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, infantların rutin olarak rotavirus aşısı ile aşılanmasını önermekte ve beş valanlı RotaTeq ve monovalan Rotarix arasında tercih yapmamaktadır.

    RotaTeq , 2, 4 ve 6. aylarda olacak şekilde 3 doz olarak uygulanmalıdır. İlk doz 6. haftadan itibaren uygulanabilir, ancak 15. haftadan önce de uygulanmış olmalıdır. Rotarix, 2. ve 4. aylarda 2 doz halinde uygulanmalıdır.

  • Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Pekiştirme Nasıl Yapılır?

    Birçok aile çocuğunu eğitme esnasında yalnızca ceza yöntemini kullanmaktadır. Yalnızca cezanın olduğu bir eğitim sisteminde ebeveyn ve eğitmen istedikleri verimi alamayacaklar ve istenilen davranışlar oluşmayacaktır. Pekiştirme, istenilen davranışı çoğaltmak için iyi bir yöntemdir. Pekiştirmeyi tanımlayacak olursak, pekiştirme bir tepkinin tekrarlanma sıklığını veya olasılığını arttıran her türlü teknik, istenilen davranışı kısa sürede elde etmek için kullanılan temel davranışsal bir stratejidir. Pekiştirme, olumlu bir uyarıcı verilerek (övgü, sarılma, oyuncak, oyun zamanı) ya da olumsuz uyarıcıyı (sıkıcı bir iş) ortadan kaldırarak yapılır.

       Bazı aileler çocuklarının iyi/uygun davranışlarını pekiştirmek istemeyebilirler. Bunun birçok sebebi vardır. Örneğin, çocuğun yaptığı iyi davranışın sonlanacağını düşündüklerinden bölmek istemeyen aileler pekiştireç vermekte çekinebilirler.  Çocuklarının bu pekiştireci sürekli istemelerinden endişe etmekle birlikte çocukların, uygun davranışı “zaten” yapması gerektiğini, ekstra iyi davranışların övgü alması gerektiğini düşünebilmektedirler.

       Pekiştirme iki şekilde yapılır: Olumlu ve olumsuz pekiştirme. Olumlu pekiştirme davranışın devamı için hoşa giden bir uyarıcının organizmaya veya ortama verilmesidir. Olumsuz pekiştirme ise davranışın devamı için hoşa gitmeyen uyarıcının organizmadan, ortamdan alınmasıdır. Uyarıcının ortamdan çekilmesiyle rahatsız edici durum ortadan kalkar ve kişi davranışı yapmaya devam eder.

    Olumlu Pekiştirme: Davranışları olumlu olayların izlemesi ve bu davranışların ileride olma olasılığını arttırma sürecine olumlu pekiştirme denir. Olumlu pekiştirecekleri etkili kullanma; Davranışları kazandırma kadar sürdürme içinde önemlidir. Beklendiği gibi normlara uygun şekilde süren davranışların farkında olma ve zaman zaman hoşnutluğun belirtilmesi, davranışların sürmesini sağlar. Olumlu pekiştireçlerin geri çekilmesi problem davranışların oluşumuna zemin hazırlar. Olumlu pekiştirilmeyen normlara uygun davranışlar söner, kaybolur. Örneğin, olağan şekilde derslerine çalışan, derse girmeden önce dersin ilgili konusuna göz atan, dersleri sınıfta dinleyen, sorulara yanıt veren, okuldan sonra eve geldiğinde derste aldığı notları gözden geçiren, ilgili konuyu kitabından okuyan ve ödevlerini yapan öğrencinin yaptıkları, okulda öğretmeni ve evde aile üyelerince fark edildiğinde, olumlu pekiştirildiğinden dolayı sürer.

       Pekiştireç, arttırılmak istenilen efektif davranışa ulaşmayı sağlar. Aile ve terapist iki ya da üç davranış belirler. (Erkek kardeşiyle sürekli kavga eden çocuğun, kavga etmediği zamanlardaki davranışı pekiştirilir.) İlk olarak hedeflenen davranışlar belirlenir, sonra potansiyel pekiştireçler belirlenir. Aileler, belirlenen pekiştireçlerin sıklığını arttırırlar.

       Bazı ebeveynler çocuklarının övgüye layık olmadıklarını düşünmektedirler.  Bu durum, ailenin olumlu pekiştireci gözden kaçırmasına neden olur. Çocuk %100 kötü değildir, muhakkak doğru davranışları yaptığı zamanlar vardır,  ebeveynlerin arzu edilen davranışı takip etmeleri gerekmektedir. Olumsuz geridönümlerin azalması için, olumlu geridönümlerin artması önerilir. Eğer ebeveyn, olumlu pekiştirmeyi arttırırsa, ceza için daha az zaman harcar ve daha az efor sarfeder.  Olumlu pekiştirme sayesinde, istenmeyen davranışın sıklığı azalır.

       Pekiştirme, en alttan en üst arzulanan davranışa göre şekillendirilir. (Kolaydan zora) Başlangıçta küçük adımlar pekiştirilir. Çocuk, beklenen davranışı yaptıkça bir sonraki adım verilir. Farklı pekiştirmeler sayesinde çocuk daha karmaşık görevleri yapmaya hazırdır.

    Pekiştirme yönteminin işe yaramayacağını  düşünen ailelere sorulabileceğimiz sorular

    Aile gerçekten ne istiyor?

    Genelde kendi söylediğini ve isteklerini yapan, söz dinleyen çocuk mu?.

    Bir çocuk için; karşısında ona ceza veren, bağıran birini dinlemek ne kadar kolay olabilir?

    Siz olsaydınız dinler miydiniz?

    Bu tip ailelerin evleri gergin ve düşmanca bir ortama sahiptir. Olumlu pekiştirme ile evin ortamı yumuşar ve çatışma azalır. Çocukların olası olumsuz sonuçlara alışmış olduğunu gören ebeveyn için pekiştirme yöntemi bir motivasyondur. Cezalandırıcı yöntemlerin alışılmış bir davranış olduğunu bilinmeli, farklı yöntemler denenmelidir.

    Etkili Pekiştireç Nedir? Etkili pekiştireç, olumlu davranış meydana geldikten sonra verilen ve olumlu davranışın oluşma sıklığını ve sayısını artıran yiyecek, etkinlik, sözel ifadeler, jest mimikler ve fiziksel temaslardır.

     Etkili Pekiştireç Nasıl Kullanılır?

     Pekiştireç kullanırken nelere dikkat etmemiz gerekir ?

    Pekiştireç olumlu davranışın hemen ardından araya başka davranış girmeden kullanılmalıdır. Efektif olması için, övgüler davranışın hemen ardından yapılmalıdır.

    Örneğin, Onur’un yatma vakti geldiğinde annesi onu gün içinde yaptığı uygun davranışlar için över. Ancak annesinin davranıştan hemen sonra pekiştireç vermemesi, Onur’un ‘iyi davranış’ ile ‘gün sonu’ övgülerini bağdaştıramamasına yol açar. Pekiştireç davranışın hemen ardından verildiğinde etkisi yüksektir.

    Çocuk pekiştirilirken mutlaka uygun davranış betimlenerek çocuğun ne yaptığı söylenmelidir.

    Pekiştirmeler abartılmamalı; yiyecek pekiştireçleri çok küçük parçalar halinde, etkinlik pekiştireçleri kısa süreler halinde, sosyal ve dokunsal pekiştireçler sınırlı sayıda kullanılmalıdır.

    İlerlemeler pekiştirilmeli, çocuğun daha önceden kazandığı ve sürekliliğinin sağlandığı davranış pekiştirilmemelidir.

      Pekiştireçlerin geri çekilmesi sistematik bir şekilde yapılmalıdır. Öncesinde çocuğun kazanmasını istediğimiz uygun her davranış pekiştirilirken, sonraki süreçte çocuk davranışı her yaptığında değil 2 , 3 , 4….kez peş peşe yaptığında azaltılarak pekiştirilmelidir. Davranışın pekiştirilmeden önceki davranış sayısı bu şekilde arttırılıp bir süre sonra ( davranışın süreklilik ve genellemesi sağlandıktan sonra ) azaltılarak sosyal pekiştireçlere dönüştürülmeli ve pekiştirme sonlandırılmalıdır.

    Niçin Sosyal Pekiştireçleri Kazandırmalıyız? Sosyal pekiştireçler, öğrenilmiş pekiştireçler olup övgü, öğretmenin ilgisi, bedensel teması (Sırta hafifçe vurmak) ve yüz ifadeleri (Gülümseme, göz teması, başı ile onaylama ve göz kırpma) gibi çeşitli şekillerde olabilir.

    Kullanımları doğaldır. Sosyal pekiştireç özelliğini gösterebilen övgü ve diğer sosyal davranışlar, öğretmen, anne baba, yardımcı öğretmen ve arkadaş gibi bir çok kişi tarafından kullanılır.

    Öğretim sürecini engellemez. Sosyal pekiştireç olarak övgüler, öğretim sürecini ya da sürmekte olan bir davranışı bölmeden sunulabilir.

    Çeşitlendirilebilir. Başka etkili pekiştireçlerle zaman zaman eşlenerek, doyum sağlama yada usanma gibi etkilerin oluşumu engellenebilir.

    Günlük yaşamda da yer alır. Son olarak sosyal pekiştireç olarak övgülerin davranışları izlemesine, günlük yaşamda sıkça rastlanmaktadır. Böylece günlük yaşam becerilerinin sürdürülmesi olası olmaktadır. Övgüler bu özellikleriyle doğal olarak kullanılan pekiştireçlerdir.

    Yetişkinler çocukların uygun davranışlarını övmek için zaman ayırmalıdır. “onları iyi hallerinde yakala” sloganı bunu çok iyi betimler.

      Övgüler çocuğun kendisine değil davranışına yönelik olmalıdır. Davranışa yönelik övgüler davranışın gelecekte tekrarlanma olasılığını arttırır. Uygun olmayan davranış övülmediği zaman çocuk yetersiz olanın kendisi değil davranışı olduğunu fark eder. Sözlü ödüller yargılayıcı ve eleştirel olmamalıdır. “Masayı toplaman çok güzel bir davranış ama tabakları makinaya koymadın.” >>>Bu yanlış bir uygulamadır.

  • Astım zannedilen bir antite ; primer silier diskinezi

    Primer silyer diskinezi (PSD) bazı organlardaki silyalarda (Gözle görülemeyecek kadar tüycüklerde) bozukluk sonucu bu tüycüklerin fonksiyonlarını görememeleri ile karakterize bir hastalıktır. Hastalık genetik olarak doğuştan gelmektedir.

    Tüycükler çalışamadığı için sekresyonların atılmasında bozukluk vardır ve en sık olarak ta akciğerlerde bronş içlerinde balgam birikmesi meydana gelebilir. Hastaların yaklaşık yarısında göğüs ve karın içindeki iç organlar ters yerleşmiştir. PSD’de mukosiliyer temizlenmenin bozulması nedeniyle erken çocukluk döneminde tekrarlayan kronik sinüzit, kulak iltihabı ve geç dönemde bronş genişlemesi-bronşektazi (BE), işitme kaybı ortaya çıkabilmektedir.

    Tedaviye dirençli ve tekrarlayıcı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve altta yatan nedenin bulunamadığı tüm hastalarda PSD olasılığı akla gelmelidir. Hastalarda çoğunlukla balgamlı öksürük, yaz-kış devam eden iltihaplı burun akıntısı, tekrarlayan kulak iltihabı vardır.

    Özellikle yenidoğan döneminde şikayelerin ya da göğüs ve karın içindeki iç organların yerleşiminin ters olması (Kalbin sağda, midenin solda yerleşim göstermesi) uyarıcı olmalıdır.

    PSD tanısı oldukça zor konulan bir hastalıktır. Kesin tanı konulmasında tek başına altın standart bir yöntem yoktur. Kesin tanı bu konuda özelleşmiş merkezde klinik hikayenin dikkatlice gözden geçirilmesi ve tarama test sonuçlarının değerlendirilmesi ardından kesin tanı yöntemlerinin uygulanması ile olur.

    PSD tanısında burundan ya da bronştan silia örneği alınması ve siliaların mikroskopik ve daha gelişmiş yöntemlerle fonksiyonlarının incelenmesi ile tanı konur.

    Primer siliyer diskinezide uygulanan tedavide hastalığın ilerlemesi ve akciğer fonksiyonlarının kötüleşmesinin önlenmesi amaçlanmalıdır.

    Solunum tedavisi:

    Akciğer fonksiyonlarının izlenmesi

    Pulmoner rehabilitasyon ve fiziksel egzersiz kombinasyonları ile havayolu temizliği

    Üst ve alt havayolu infeksiyonlarının tedavisini içermektedir.

    Hastalar her 3 ayda bir düzenli olarak çocuk göğüs hastalıkları merkezinde takip edilmelidir. Hasta her kontrole geldiğinde solunum, kulak burun boğaz ve genel değerlendirme yapılmalıdır. Ek olarak oksijen durumu ve solunum fonksiyon testi de kontrol edilmeli, balgam kültürü alınmalıdır. Akciğer filminin her kontrolde çekilmesine gerek yoktur ancak enfeksiyon ya da bronş genişlemesinden şüphelenildiğinde çekilebilir.

    Bronşektazi düşündüren klinik ve akciğer grafi bulgusu varsa bronşektazi tanısını kesinleştirmek için tomografi. PSD tedavisinde hava yolu temizliği esastır. Hastalara düzenli olarak göğüs fizyoterapileri uygulanmalı, balgam söktürmeye yarayan ve doktorları tarafından önerilen aletler kullanılmalıdır. Hastaların Sağlık bakanlığı aşı programına ek olarak yıllık grip aşısı yaptırmaları da önerilmektedir. Ülkemizde 2008 yılından itibaren pnömokok aşısı ulusal aşı programına dahil edilmiştir. Bu tarihten daha önce doğup pnömokok aşısı olmamış çocukların 23-bileşenli polisakkarit pnömokok aşısı ile aşılanması önerilmektedir. Koruyuculuğu devam ettirmek için yüksek riskli gruba 5 yıl sonra aşı tekrarı 1 kez daha yapılabilir

  • Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Panik Bozukluk – Agorafobi ile Başa Çıkmak

    Kaygı; sıkıntı, huzursuzluk, kötü bir şey olacak mı endişesi ve fiziksel belirtilerin de eşlik ettiği yoğun korku hali olarak tanımlanabilir. Kaygı her zaman kötü bir şey değildir. Baskı altında ya da stresli bir durumla karşılaşıldığında endişelenmek, gergin hissetmek ve korkmak normaldir. Kaygı vücudumuzun tehlikeye verdiği doğal bir yanıttır. Sağlıklı kaygı bizim dikkatimizi odaklamamızı ve uyanık kalmamızı kolaylaştırır, harekete geçirir ve problemlerimizi çözebilmemiz için motivasyon sağlar. Fakat kaygı yaşamınızı ve ilişkilerinizi etkilemeye başladıysa bu sizin normal kaygı çizgisini aştığınızı ve kaygı bozukluğunun sınırlarına girdiğinizi gösterir. Neredeyse herkes her zaman kaygı hisseder. Ancak panik nöbeti kişiye sanki kalp krizi geçiriyormuş, çıldırıyormuş ya da kendi kontrolünü kaybediyormuş gibi hissettirecek kadar ağır bir derecededir. Bir panik nöbeti sırasında nefes darlığı, ürperme hissi, kulaklarda çınlama, olası felaket hissi, titreme, boğulma hissi, göğüs ağrısı, terleme ve kalp çarpıntısı gibi fiziksel belirtiler yaşayabilirsiniz. Tekrarlayan, beklenmedik panik nöbetleri yaşayan bir kişi, daha çok nöbet yaşamaktan korkar, anlamı hakkında endişelenir, davranışlarında değişiklikler yapar ve sonuç olarak kişinin artık panik bozukluğu vardır.

      Panik bozukluğu olan birçok kişi aynı zamanda “agorafobi” de yaşar. Agorafobi, panik nöbetinin yaşanabileceği ya da kaçısın zor olabileceği yer ya da ortamda bulunma korkusudur. Örneğin agorafobisi olan insanlar yalnız kalmaktan, avmlere gitmekten, tren ya da uçakla seyahat etmekten, köprüde karşıdan karşıya geçmekten, yüksek bir yerde bulunmaktan, tünellerden geçmekten, açık alanda yürümekten ve asansöre binmekten kaçınırlar.

      Agorafobili bazı hastalar güneş ışığında kaygı yaşayabilirken, bir kısmı ise loş ışıkta kaygılı olur. Panik bozukluğunda sıcaklık önemli bir faktördür. Her şeyden önce sıcak, nabız atımını, baş dönmesini ve dehidratasyonu artırdığından ve daha çok dışarıya çıkma imkanı tanıdığından, yaz aylarında panik bozukluğu ve agorafobide dramatik bir artış olmaktadır. Birey bu durumlarda panik atak geçireceğinden korkmaktadır.

       Başlangıçta panik nöbeti, evden ayrılmak, evlilik/çift sorunları, ameliyat, yeni sorumluluklar veya fiziksel hastalık gibi stres verici bir durum tarafından tetiklenir. Ortaya çıkan fiziksel duyumlar (kalp çarpıntısı, nefes alamama, terleme, baş dönmesi..) felaketleştirilerek bir tehlike olarak yorumlanırsa panik bozukluk başlar. Kişi kalp hızındaki artışa odaklanabilir ve buradan kalp krizi geçirmek üzere olduğu sonucunu çıkarabilir. Sonuç olarak, kişide uyarılmada artışla sonuçlanan (artmış fiziksel duyumlar ve endişe) hipervijilans gelişebilir. Hipervijilans: fiziksel duyumlara aşırı odaklanma anlamına gelir. Bu uyarılma bizim “yanlış alarm” olarak adlandırdığımız felaketleştirici yorumlamaları daha fazla tetikler, çünkü tehlike olmadığı halde varmış sinyali vermektedirler. (Örneğin; kocaman bir köpek dişlerini göstererek hızlıca üzerinize doğru gelirse  korkarsınız, kalp atışlarınız hızlanır, terlersiniz bir anda vücudunuz ısınır.. ancak panik atakta ise üzerinize köpek gelmezken siz bu belirtileri yaşarsınız.) Bu tür uyarılma ve yanlış yorumlamalardan tam bir panik nöbeti oluşabilir. Bu nedenle kişide beklenti anksiyetesi gelişir. Beklenti anksiyetesi: Panik nöbeti geçireceğini düşünme ve bu nöbeti bekleme/panik nöbetlerinin devam edeceği korkusudur. Bu tür durumlardan kaçış zor ya da utandırıcı ve ya halihazırda bir yardım imkanı yoksa kaçınmaya başlar. Aslında kaçınma ve kaçma, kaygı ile idare etmek için ana baş etme mekanizmaları haline geldiğinde, agorafobi gelişmiş olur.(Leahy-Holland,2009)  

       Panik Bozukluk ve agorafobide en etkili tedavi, Bilişsel Davranışçı Terapidir. Panik bozukluğun Bilişsel davranışçı tedavisi, birkaç hedef çerçevesinde düzenlenir. Birincisi kaygı, panik ve agorafobinin özelliklerini anlamaya yardımcı olma, ikincisi kaçındığınız ya da korktuğunuz durumların derecesini belirleme, üçüncüsü önemli belirtilerin özelliklerini, şiddetini, sıklığını ve panik nöbeti ortaya çıkaran durumları değerlendirme, dördüncüsü panik nöbete eşlik eden başka sorunlar olup olmadığını belirleme (Örneğin, depresyon, diğer kaygılar, aşırı yeme, yalnızlık ya da evlilik/çift sorunları)

      Terapi şu tedavilerden bazıları veya tümünü içerebilir.  

    Genel Bilişsel Terapi ilkeleri hakkında psiko-eğitim (Düşüncelerin nasıl korku gibi duygulara yol açtığının anlaşılması-Düşünce ve inançların kişinin kendini nasıl daha iyi hissetmesine yardımcı olabileceğini öğrenme)

    Oluştuğu zaman panik belirtilerini tanıma ve azaltma beceri eğitimi

    Karşılaşılan diğer sorunları tedavi etme (depresyon gibi)

    Panik nöbeti ortaya çıkaran durumlara aşamalı maruz bırakma

    Kas gevşeme eğitimi: nefes gevşeme eğitimi ve nefes alma eğitimi

    Kendini ifade etme eğitimi (ihtiyaç duyulduğunda)