Yazar: C8H

  • Çocuklarda göğüs ağrısı neden olur ?

    Göğüs ağrısının çok çeşitli nedenleri vardır ve göğüste bulunan neredeyse her yapıdan kaynaklanabilir. Bunların arasında akciğerler, kaburgalar, göğüs duvarı kasları, diyafram ve göğüs kemiği ile kaburgalar arasında yer alan eklemler vardır. Bu dokuların hasarlanması, enfeksiyonu veya iritasyonu göğüs ağrısından sorumlu olabilir.

    Daha nadir olarak ağrı farklı bir bölgeden (karın gibi) kaynaklanıyor olabilir. Göğüs ağrısı stres veya anksiyetenin belirtiside olabilir. Çocuklarda nadiren göğüs ağrısı kalpten kaynaklanabilir.

    Hangi Hastalıklar Göğüs Ağrısına Neden Olur ?

    Göğüs ağrısı altta yatan ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir. Neyse ki çocuklardaki çoğu göğüs ağrısının altında benin (iyi seyirli) ve kendini sınırlayan hastalıklar yatar. Aşağıda göğüs ağrısına neden olan bazı hastalıklar listelenmiştir.

    Kostokondrit

    Kostokondrit göğüs kemiği ve kaburgalar arasındaki eklemin inflamasyonuna (miropsuz iltahabı) ikincil olarak meydana gelir. Özellikle ergen ve ergenlik öncesi kız çocuklarında meydana gelir ama herhangi bir yaşta da görülebilir.

    KOSTOKONDRİT AĞRI BÖLGELERİ

    Sıklıkla viral hastalıklar ve sık öksürmeden kaynaklanır ve genellikle bu hastalığa üst solunum yolu belirtileri eşlik eder.

    Bir kaç hafta sürebilir. Derin nefes alıp vermeyle ağrı olabilir ama nefes darlığı genellikle olmaz. Nefes darlığı varsa başka hastalıklar düşünülmelidir. Kostokondritin özelliği göğüs kemiğinin kenarlarındaki çöküklüklere karşılık gelen kostokondrol eklem üzerine uygulanan baskı ile hassasiyet ortaya çıkarılabilir. Tedavi amacıyla ibuprofen gibi reçetesiz alınabilen antiinflamatuar (ağrı kesici) ilaçların 1-2 hafta kullanılır.

    Yaralanma

    Göğüs duvarında kas ve kemik hasarlarının birçok nedeni vardır. Bazıları spor esnasında alınan darbeler veya düşmeler gibi belirgin sebeplerdir. Kaburga kaslarının gerilmesine neden olan ağır kaldırma, sık öksürme ve yoğun aerobik egzersiz gibi diğer nedenlerde kas ve bağ dokusunda hasarlanmalara neden olabilir.

    Tedavi genellikle istirahat ve destek olarak reçetesiz alınabilen ağrı kesicilerin kullanılmasıdır. Yaralanmaya bağlı meydana gelen ciddi, geçmeyen, nefes darlığı ile birliktelik gösteren göğüs ağrılarında mutlaka doktora danışılmalıdır.

    Stres ve Anksiyete

    Bazı insanlar stresin böylesine endişe verici bir belirti ortaya çıkardığına inansa da, aslında stres ilişkili göğüs ağrısının stres ile ilişkili baş ağrısından herhangi bir farkı yoktur. Ağrı künt bir ağrıdır ve spesifik değildir, stres ve anksiyete ile şiddetlenir.

    Bir yakınını kaybetmek, okul sınavları ve erkek/kız arkadaştan ayrılma gibi bazı altta yatan nedenler vardır.

    Stres genellikle başka bir nedenden kaynaklanan ağrıyı daha kötü yapar. Anksiyetenin sebebi mi yoksa sonucunun mu göğüs ağrısı olduğunu ayırt etmek önemlidir.

    Prekordiyal Catch Sendromu

    Sebebi bilinmeyen, selim bir hastalıktır. En sık ergenlerde ortaya çıkar, göğüs veya sırtta ani başlayan, şiddetli ve keskin bir ağrı ile karakterizedir.Ağrı özellikle nefes alırken olur. Birkaç dakika sürer ve kendiliğinden geçer. Ağrı zorlu, derin nefesle de kaybolabilir. Her gün birkaç kez bu olay tekrarlayabilir.

    Sebebi kesin olarak bilinmese de prekordiyal catch sendromunun ciddi yan etkileri yoktur. Özgün bir tedavisi yoktur ve ergenliğin sonuna doğru sıklık azalır.

    PREKORDİYAL CATCH SENDROMU

    Reflü

    Mide veya göğüs ağrısına neden olabilir. Çocuklar tam olarak bu belirtiyi tarif edemese de bazen sternum (göğüs kemiği) altında yanma hissi olarak kendini gösterir. Yemek içeriğine bağlı olarak ağrının sıklık ve şiddeti azalır ya da artar. Günümüzde asit reflüyü tedavi amacıyla ilaç ve diyet uygulamaları mevcuttur.

    Çocuklarda Hangi Kalp Hastalıkları Göğüs Ağrısına Neden Olur?

    Yetişkinlerin aksine çocuklarda kalp kaynaklı göğüs ağrısı oldukça nadirdir. Göğüs ağrısı nedenlerine göz atarken aşağıdaki durumların oldukça nadir görüldüğü unutulmamalıdır.

    Perikardit

    Kalp zarının inflamasyonudur. Genellikle tedavi edilebilen veya kendi kendini sınırlayabilen enfeksiyonlara bağlı meydana gelir; ama daha ciddi nedenlere bağlı olarak da görülebilir. Perikardit ağrısı tipik olarak keskindir, sternum ortasında hissedilir ve omuzlara yayılabilir.

    Oturur pozisyonda ve öne eğilince ağrı azalır. Öksürük, nefes darlığı ve ateş de sıklıkla göğüs ağrısıyla birlikte bulunur.

    Koroner Arter Anomalileri

    Koroner damarlar kalbi besleyen damarlardır. Bu damarların anomalileri kalbin ihtiyacı olan oksijenin kısıtlanmasına neden olur ve yetişkinlerdeki gibi kalp kaynaklı göğüs ağrılarına neden olabilir. Arterlerin doğuştan pozisyon bozukluklarına (anomali) bağlı olabileceği gibi sonradan Kawasaki gibi edinsel hastalıklara bağlı olarak da meydana gelebilir.

    KORONER ARTER ANOMALİSİ

    Kalp kasının aşırı derecede kalınlaşması (hipertrofi) ve kalbin uzun süre hızlı çalışması da (taşikardi) kalbin kan desteğini azaltabilir. Çocuklar tipik olarak sternum ortasında ezilme hissi şeklinde bir ağrı yaşar. Ağrı boyun ve çeneye veya sol omuz ve kola yayılabilir.

    Çocuklar çoğunlukla daha az spesifik (özgün) şikayet yaşar. Kalbin oksijen tüketimi çok arttığından belirtiler özellikle spor yaparken ortaya çıkar. Ancak istirahatte iken de belirtiler görülebilir. Nefes darlığı ve terleme de olabilir. Bu belirtileri yaşayan herkes acilen doktora görünmelidir.

    Mitral Kapak Prolapsusu (Çökmesi)

    Kan pompalayan esas kalp boşluğu olan sol ventrikülde (karıncık) yer alan kapağın hafif bir bozukluğudur. Mitral kapak sol atriuma (kulakçık) doğru çöker. Kadınların yaklaşık %6’sında görülürken erkeklerde bu oran daha azdır.

    MİTRAL KAPAK PROLAPSUSU

    Mitral kapak prolapsusunun artmış göğüs ağrısı insidansı ile ilişkili olduğu söylense de, esas sebep bilinmemektedir. Başka endişe verici bulgu ve belirtilerin olmaması durumunda, mitral kapak prolapsusu bulunan hastalarda göğüs ağrısı komplike olmayan bir seyir izleme eğilimindedir.

    Arter Anevrizması

    Damarların genleşerek dışarı doğru bir cep oluşturmasına arteryal anevrizma denir. Rüptür ile sonuçlanabilir. Çocuklarda aort anevrizmasından kaynaklanan göğüs ağrısı oldukça nadir görülür. Çoğunlukla Marfan Sendromu gibi nadir görülen bağ dokusu hastalıklarında meydana gelir.

    Göğüs Ağrısının Diğer Nedenleri Nedir ?

    Nispeten daha sık görülen diğer nedenler arasında akciğer enfeksiyonları ve astım gibi göğüste uygunsuz hava veya sıvı birikmesi ve inflamasyon yer alır. Çocuğunuzun hızlı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığını belirlemek için diğer sıkıntı yaratan semptomlar aranmalıdır.

    Çocuğumda Göğüs Ağrısı Varsa Ne Yapmalıyım ?

    Paniklemeyin. Göğüs ağrısının çoğunlukla selim ve kendini sınırlayan hastalıklara bağlı olduğunu unutmayın. Kalp hastalığı veya başka ciddi bir hastalık olma ihtimali çok düşüktür.

    Fakat çocuğunuzda şiddetli bir göğüs ağrısı varsa veya göğüs ağrısına nefes darlığı, ateş, terleme ya da 200’ün üzerinde bir kalp hızı eşlik ediyorsa hemen bir doktora göstermelisiniz. Spor yaparken göğüs ağrısı olan çocuklar mutlaka çocuk kardiyolojisi uzmanına kontrole gitmelidir.

    Bu belirtiler yoksa çoğu göğüs ağrısını değerlendirilmek için uygun zamanı bekleyebilirsiniz. Emin değilseniz doktorunuzu aramalısınız.

    Çocuğumun Doktora Görünmesi Gerektiğini Düşünürsem Hangi Doktora Gitmeliyiz ?

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı göğüs ağrısının nedenleri değerlendirir ve çocuk kardiyolojisi, göğüs hastalıkları gibi branşlara gerekirse yönlendirir. göğüs ağrısı nedenleri farklı uzmanlık alanları çatısı altındadır. Uzmana görünmeniz gerektiğinde hangi doktorun daha uygun olacağına doktorunuz karar verecektir.

    Muayeneye Gittiğimde Ne Yapılır ?

    Değerlendirme genellikle ağrının tam bir hikayesi ve fizik muayene ile başlar. Daha sonrasında değerlendirme, başlangıç bulgularına bağlı olarak önemli derecede farklılık gösterebilir.

    Çoğu çocukta tanı koymak ve tedavisi vermek için başka herhangi bir test yapılması gerekmez. Bazı vakalarda, göğüs filmi, ekokardiyografi (EKO) , elektrokardiyografi (EKG), solunum fonksiyon testleri gerekebilir.

    Çocuğum Özellikle “kalbim ağrıyor” Diyorsa ?

    Küçük çocukların çoğunda göğüste en çok bildikleri organ kalptir. Bu yüzden her türlü göğüs ağrısını belirtmek için bu ifadeyi kullanırlar.

    İyi haber şu ki, bu çocuklar kalple ilgili olan ve olmayan göğüs ağrılarını nadiren ayırt edebiliyorlar, bu yüzden kalbi suçlamalarında haklı çıkmaları pek de olası değil. Kötü haber ise, aile ve çocuğa bakım veren kişiler bu ifadeyi bir kez duyduğunda bundan kalbin sorumlu olmadığına onları ikna etmek oldukça zor olabiliyor. Kalp ağrısı yakınması olan çocuklar göğüs ağrısı olan diğer çocuklar gibi önem derecesine ve ilişkili belirtilere dikkat ederek değerlendirilmelidir.

  • Vajinismus Nedir?

    Vajinismus Nedir?

    Vajina girişi çevresindeki kasların istem dışı kasılması sonucu cinsel ilişkinin gerçekleşmemesine verilen addır. Türkiye’de her 10 kadının 1’inin vajinismustur.

    Bu vajina etrafındaki kasların kasılmalarının nedeni tüm vücutta kasılma, korku, kaygı, ağrı ve acı duyma korkusudur. Bunların nedenleri kilitlenip kalacağız, çok kanamam olacak, canım çok acıyacak, vajinam çok dar gibi bilinçli ya da bilinçsiz korkular olabilir. Bilinçsiz korkular çocukluk dönemi itibariyle cinselliğin bir tabu olarak görülmesi, ayıp, kötü olarak algılanması gibi negatif inançlar yüzünden gelişebilmektedir. Çevre baskısı, çevreden duyulan tecrübeler, hurafeler de bunları tetikleyebilmektedir. Bu korkulardan dolayı kişide eşi itme, bacakları kapatma, yataktan kaçma gibi davranışlar gözlemlenebilir. Kadınlar bazen bu sorunu görmezden gelerek zamanla kendiliğinden düzeleceğini düşünmektedirler veya utandıkları için korktukları için bu konuda yardım almaktan kaçınmaktadırlar.

    Bir kadın cinsel ilişkiye girmekte sorun yaşıyorsa ilk yapması gereken bir jineolojik muayeneden geçmektir. Eğer fizyolojik bir sıkıntı yoksa bu psikolojik bir durumdur ve cinsel terapi ile çözülebilmektedir.

    Vajinismusta vajinanın giriş bölümündeki 2 cm’lik düz kısımdan oluşan ağzı kasıldığında gergin ve serttir. Bu sebeple duvar gibi olup vajinaya penisin girmesine izin vermez. Ancak vajina doğru zamanda ve cinsel ilişkiye hazır olduğunda doğum yapabilecek kadar genişleyen bir organdır. Fizyolojik olarak cinsel ilişkiye kadın hazır olduğunda ağrı, acı, kanama görülmez. Bu durumu şöyle düşünebilirsiniz. Eğer dişlerinizi sıkı sıkıya kapatırsanız yemek yemeniz imkansızdır. Ancak aslında yemek yemek çok normal ve insanın doğasına uygun, kolay bir eylemdir. Bunda zorlanan insan yoktur; çünkü kişide kaygı ve korku uyandırmamaktadır. Cinsel ilişki de aynı şekilde kişinin rahatlıkla yaşayabileceği bir süreçtir. Ancak aynı dişleri sıkı sıkı kapatınca yemek yiyemeyeceğimiz gibi kişi vajinayı ve kendini sıktığı zaman rahat yapılabilecekleri, anatomik olarak uygun oldukları bir eylemi imkansız hale gelmektedir.

    Doğru bir bilgilendirme ve doğru bir cinsel terapi ile cinsel birlikteliğin gerçekleşmesi mümkündür. Vajinismus evlilikleri bile bitirebilen bir durum iken şunu söylemek gerekir ki vajinismusa kader gibi bakılmamalıdır. Çiftin isteği, terapiye katılımları, tedavide verilen egzersizleri yapmaları durumunda vajinismus tedavi edilecebilecek bir durumdur. Önemli olan bu konudaki yanlış inanışları değiştirmek ve çifti bu birlikteliğin en kolay gerçekleşeceği şekilde bilgilendirmektir.

  • Çocuklarda çarpıntı

    Çarpıntı, çeşitli belirtiler için kullanılan bir terimdir. Çarpıntı terimi genellikle kalbin hızlı hızlı çarpması, kanat çırpar gibi olması veya kalp atımında atlamalar gibi anormal kalp ritmi hissiyatını ifade eder.

    Erken (Prematür) Atım Nedir?

    Kalbin dört odacığının hareketini organize eden kendi elektriksel sistemi vardır. Sinüs nodu kalbin doğal uyaran odağı (pacemaker)’ıdır ve genellikle ileti sisteminin geri kalan kısımlarına düzenli aralıklarla sinyal gönderir.

    Kimi zaman kalbin başka alanlarından elektriksel sistemi sinüs nodundan daha önce aktive edebilen sinyaller çıkabilir. Bunlara prematüre veya erken atımlar denir. Kalbin üst odacıklarından (atriyumlar) başlayan erken atımlara prematüre atriyal kontraksiyon veya atriyal prematüre atım adı verilir.

    Bazen erken atımlar kalbin alt odacıklarından (ventriküller) kaynaklanır. Bunlara prematüre ventriküler kontraksiyon veya ventriküler prematüre atım denir. Kalbi normal olan kişilerde de erken atımlar olabilir ve diğerleri her ekstra atımı hissederken onlar bu atımların varlığından haberdar değillerdir. Kafein ve stres gibi kalp hızını artıran şeyler prematüre atımların daha sık ortaya çıkmasına neden olabilir. Bazı kişilerde mitral kapak prolapsusu ile ilişkili prematüre atriyal kontraksiyonlar (PAK) olabilir.

    Çarpıntı Nedir ?

    Ekstra tek atımların yanı sıra hızlı ritimler veya taşikardiler de çarpıntı gibi hissedilebilir.

    Bazı çocuklar, özellikle de genç erişkinler, egzersiz veya strese doğal bir yanıt olarak kalp atışlarının hızlandığının farkındadır. Buna sinüs taşikardisi denir ve normaldir.

    Bazı çocuklarda kalbin elektriksel sisteminde kalp hızının anormal şekilde artmasına neden olan ekstra bağlantılar vardır.

    Çocuğumda Çarpıntı Varsa Neler Olabilir ?

    Prematüre atımlar sık görülür ve genellikle tehlikeli değildir. Bu ekstra atımların daha fazla incelenmesi gereken bazı durumlar vardır.

    Bu atımlar özellikle bayılma gibi başka belirtiler ile ilişkili ise daha ileri inceleme önerilir.

    Çarpıntı Nedeni Nasıl Saptanır ?

    Çarpıntı sebebini bulmakta iyi bir hikaye ve fizik muayene faydalı olur.

    Kalbin hızlı çarptığı süre boyunca çocuk bayılıyorsa bu ventriküler taşikardinin bir belirtisi olabilir ve derhal bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çarpıntısı olan çoğu çocuğun kalp muayenesi normaldir.

    Muayene normal değilse çarpıntıya neden olan yapısal bir kalp problemi olma ihtimali vardır. Muayene çarpıntılarla kuvvetli ilişkide olabilen kalp fonksiyonları hakkında ipuçları verebilir.

    Problemi tespit edebilmek için hastanın çarpıntısı olduğu sırada elektrokardiyografi çekilmesi gerekir. Muayene sırasında çekilen elektrokardiyografi ritim bozukluklarını göstermez ama bu soruna yol açan herhangi bir problem olup olmadığını ortaya çıkarmakta faydalıdır. 24 saat boyunca durmaksızın kalp ritimlerini kaydeden taşınabilir bir cihaz (Holter cihazı) ritim bozukluğu tanısında en faydalıyöntemdir.

    Çocukta ventriküler taşikardi olduğundan şüphelenilirse, kalp kateterizasyon laboratuvarı şartlarında kontrollü koşullar altında hızlı kalp atışını tetiklemek için daha invaziv (girişimsel) elektrofizyolojik incelemelerin yapılması gerekebilir.

    Belirtiler egzersiz sırasında oluyorsa egzersiz testi tanı koymada faydalı olabilir.

    Çarpıntı Nasıl Tedavi Edilir ?

    Prematüre atriyal ve ventriküler kontraksiyonlarda kafein gibi durumu kötüleştiren şeylerden uzak durmak dışında genellikle herhangi bir tedavi gerekmez. Günlük yaşamı etkileyecek şekilde oldukça sık oluyorsa, kontrol altına almak için kullanılabilecek bazı ilaç ve yapılabilecek işlemler vardır.

    Çarpıntının diğer nedenleri için kullanılabilen bazı tıbbi veya tıbbi olmayan tedaviler bulunur. Kilit nokta tanı koymak veya en azından hayati tehlike içeren ritimleri ortadan kaldırmaktadır.

    Çarpıntı ile birlikte bayılma oluyorsa acilen değerlendirilmelidir.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı öğrencinin sınav öncesinde öğrendiği bilgiyi, sınav esnasında etkili bir biçimde kullanmasına engel olan, yaşadığı yoğun kaygıdır.

    Kaygı düzeyi normal olan öğrenciler sınavlarda başarılarını, çalıştıklarını test edebilirken, kaygısı normalin üzerinde olan öğrenciler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar ve gösterebilecekleri başarıyı gösteremeyebilirler. Sınavla ilgili gerçek dışı ve karamsar düşünceleri vardır. Öğrencinin sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentileri performansı bozarak başarının düşmesine yol açabilir.

    Bu kaygının içinde çocuğun başarıya yüklediği aşırı anlam da olabilmektedir. Bazen çocuklar başarısız olduklarında çevrelerinin onlara duydukları sevgiyi kaybedebileceklerini düşünebilmektedir. Burada en önemli konu, bu kaygının sebebidir.

    Sınav kaygısı duyan öğrenci sıklıkla “Sınav sırasında bildiğim her şeyi unutacağım, bu sınavda başarılı olamayacağım, herkese rezil olacağım, eksik durumdayım, evdekilerin yüzüne nasıl bakarım?” gibi düşüncelere kapılır.

    Sınav kaygısı yüksek olan kişilerde bu yukarıdaki endişeler dikkatin bölünmesine ve sınavla ilgili olmayan şeylere yönelmesine sebep olabilir. Kişi tüm dikkatini sınava yöneltemez.

    Kişi sadece sınav öncesi değil, sınav başladıktan sonraki süreçte de, dikkati toplamakta ve soruları anlamakta güçlük, düşünememe, bilinen bir soruda hata yapma korkusuna bağlı yoğun heyecan, kötü alma beklentisi, sınavı kötü geçeceğine inanma, sürenin yetmeyeceği düşüncesi gibi kişide kaygı uyandıran düşünceler görülebilmektedir. Bu öğrencilerde ellerde titreme, gerginlik, sabırsızlık, kendine güvende azalma gibi belirtiler gözlemlenebilir.

    Sınav kaygısı başa çıkılamayacak bir hal aldıysa, bunun bir çözümü olduğunu unutmayın. Profesyonel bir yardım almaktan da çekinmeyin. Kaygının altında yatan sebepler ortaya çıktıkça kaygı azalacaktır.

  • Grip olma aşı ol

    Grip olma aşı ol

    Neden Grip Aşısı Olmalıyız?

    Grip aşısı gribe yakalanma riskini azaltarak grip olsak ta hastalığı hafif geçirmemize olanak sağlar. Grip aşısı kalp krizi riskini yarı yarıya düşürür. Grip vücutta akut enflamasyona neden olur, koroner damarlardaki aterosklerotik plakların stabilizasyonunu bozar ve bu durum pıhtı oluşumunu kolaylaştırarak kalp krizine yol açar.

    Grip aşısı yaptırmak kalp krizinin önlenmesinde en az sigarayı bırakmak ve kolestrol ilaçları kullanmak kadar etkilidir. Kalp krizinin önlenmesinde genel öneriler şunlardır; sigara içilmemesi, sağlıklı beslenme, egzersiz, stresin azaltılması, kalp krizi riskini artıran diyabet gibi hastalıkların kontrolü, bazı hastalarda da aspirin kullanımıdır.

    Ayrıca kalp hastalarına kalp krizinden korunmada grip aşısı önerilmeli ve bunun önemi vurgulanmalıdır. Yapılan çalışmalarda kalp yetersizliği, doğumsal kalp hastalığı ve kapak hastalığı olanlarda aşı yapıldığı takdirde grip nedeniyle hastaneye yatırılma ve ölüm oranının önemli ölçüde azaldığı gösterilmiştir. Aşı yaptırmamız durumunda kendimizin yanı sıra çevremizde bulunan ve hastalığı ağır geçirme riski olan kalp hastalarını, akciğer hastalarını, küçük çocuklarımızı ve yaşlı yakınlarımızı da gribe karşı korumuş oluruz

    Grip Nasıl Önlenir?

    Grip aşısı gripten korunmada en etkili ve güvenli yöntemdir. Amerikan Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi ve Amerikan Pediatri Akademisi 6 aydan büyük tüm bireylereher yıl grip aşısı yapılmasını önermektedir. Gripten korunmada başka genel önerilerde bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla; gripli insanlardan uzak durmak, grip salgını başladığında aşısız iseniz kalabalıktan uzak durmak, elleri sık yıkamak ve yüzden uzak tutmaktır. Grip olduğunuzu düşündüğünüzde hemen doktorunuza müracaat ederek erken tedaviyle hastalığın uzun sürmesi önlenebilir.

    Kimler Mutlaka Grip Aşısı olmalıdır ?

    Gebeler

    5 yaşından küçük çocuklar (aşı 6 ay üzerindeki çocuklara yapılabilir)

    50 yaşın üzerindekiler

    Kronik hastalığı olanlar (Özellikle kalp hastaları, doğumsal kalp hastalıkları (tıklayınız), kronik akciğer ve böbrek hastaları, diyabetikler vb.)

    Bakım evlerinde yaşayanlar

    Yüksek riskli hastalarla birlikte yaşayanlar ve sağlık hizmeti sunanlar

    Gebeler Neden Grip Aşısı Olmalıdır ?

    Gebelerin grip hastalığını ağır geçirme ve hastaneye yatırılma oranı yaşıtlarından 4 kat daha fazladır. Bu nedenle tüm gebeler ve grip sezonunda hamilelik planlayan tüm kadınlar aşı olmalıdır. Aşı yapılan gebenin bebeği de 6 ay süreyle ve en az %50 oranda gripten korunmaktadır. Gebeye aşı yapıldığında bir taşla iki kuş vurma misali aşı hem anneyi hem de bebeği gripten koruyucu etki göstermektedir.

    Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalıdır ?

    Ülkemizde grip sezonu Aralık ayında başlar ve Nisan ayına kadar devam eder. Aşı için en uygun zaman Ekim-Kasım aylarıdır. Çocuklar 9 yaşın altında ve ilk kez aşı oluyorsa 4 hafta arayla 2 doz aşı yapılmalıdır. Bu nedenle ilk aşı en geç ekim aynın son haftalarında yapılmalıdır. Ancak riskli bireylerin bu ayları geçirmiş olsa bile grip sezonu boyunca grip aşısı yaptırarak kendilerini korumaya almaları önerilir.

    Grip Aşısı Grip Yapar mı ?

    Günümüzde en yaygın kullanılan aşı adaleye yapılan inaktif grip aşısıdır. Aşıda kullanılan virüsün proteinleri bağışıklık oluştururlar. Bu proteinler grip yapacak özellik taşımamaktadır. Diğer bir ifadeyle grip aşısı grip yapmaz. Ancak aşı yerinde hassasiyet, nadiren de hafif ateş ve sırtta kas ağrısı oluşturabilir.

    Grip aşısındaki yumurta proteini, alerjik reaksiyon yapamayacak kadar küçük miktardadır. Eski görüşün aksine yapılan çalışmaların ışığında yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı önerilmektedir.

    Grip Aşısının Kesinlikle Yapılmaması Gereken Durumlar Nedir ?

    Günümüzde en yaygın kullanılan aşı adaleye yapılan inaktif aşıdır. Kesinlikle aşı yapılmaması gereken durumlar;

    Grip aşısına bağlı daha önce gelişmiş tehlikeli alerjik reaksiyon (anaflaksi)

    Orta ya da ağır şiddette hastalık durumunda (aşının yan etkileriyle mevcut hastalığın bulguların karıştırmamak için iyileşme beklenmelidir)

    Grip aşısından sonraki ilk 6 hafta içinde Guillain-Barre sendromu denilen nörolojk bir hastalık geçirmiş olmak

  • Empati Nedir?

    Empati Nedir?

    Empati günlük hayatımızda da insan ilişkileri ile ilgili son zamanlarda çok duyduğumuz bir terimdir. Empatinin TDK sözlük anlamı kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilme becerisidir.

    Psikolojideki anlamı da benzerdir. Kişinin neyi neden yaptığını, duygularını, düşüncelerini anlamamız için kendimizi onun yerine koymamızdır. Ancak uygulaması söylendiği kadarı kolay değildir. Kendi düşüncelerimizden, önyargılarımızdan sıyrılarak, olaylara o kişinin bakış açısından bakarak olayları, davranışları anlamlandırmamız gerekir. İlişkilerde empati doğru şekilde uygulanırsa anlaşmazlıkların çözümünde kişilere yardımcı olabilir ve daha sağlıklı bir iletişimi ve dolayısıyla ilişkiyi de beraberinde getirir. Bu hem evlilik hem de sosyal ilişkilerde böyledir. Asıl amaç kişinin ne yaptığına değil, neyi ne şartlarda, ne düşünerek yaptığına odaklanmaktır. Böylelikle bize yapılan yanlış bir harekette de kızıp, ilişkimizi kötü etkileyeceğimize önce nedenini sorgulayarak, o kişiyi anlamaya çalışarak hem kendimizi hem de karşı tarafı yıpratmamış oluruz. Bu aradaki sağlıklı iletişimle çatışmaları da daha sağlıklı çözer ve çözüm yollarına daha kolay gideriz.

    Örneğin, bir arkadaşınızın işte gerginlikler yaşadığını biliyorsunuz ve iş yerinde size günaydın demeden yanınızdan geçti. İlk olarak bunu kişisel olarak algılayıp ona kızıp siz de bir daha kendisine selam vermeden yanından geçebilirsiniz. Ancak diğer taraftan işte yaşadığı sıkıntılardan dolayı dalgın olabileceğini, sizi görmemiş olabileceğini veya konuşacak hali olmadığını da düşünebilirsiniz. İlk seçeneğe inanmak bazı şeylere kendi tarafınızdan bakıp değerlendirmekken, diğer seçenek kişinin içinde bulunduğu durumu da göz önünde bulundurarak onu anlamanıza yardımcı olur ve belki o kişiye kızmadan önce “nasılsın?” demenizi sağlar. Böylelikle bir çatışma olmadan ilişkinize devam edebilirsiniz.

    Özetle, bireyler anlaşılmak isterler. Günlük hayatta da “Beni hiç kimse anlamıyor.” gibi sözleri çok duyarız. Kişi karşısındaki tarafından anlaşıldığını hissettiği zaman kendini daha önemli ve rahat hisseder. Böylelikle bireylerde anlaşmazlıklar dolayısıyla ortaya çıkan çatışmalar azalır ve bireyler daha mutlu olurlar. Empati kurabilen kişiler genellikle etraflarına daha çok yardımcı, destek olabilen kişilerdir. Çünkü çevrelerindeki kişileri anlayarak onlara kendilerini daha iyi hissettirirler.

  • Gündemdeki hastalıklar, korunma önerileri ve yeni aşılar

    Teknoloji ilerledikçe bir yandan yeni hastalıklar ortaya çıkarken, diğer da bilinen hastalıklara karşı yeni tedavi yöntemleri geliştirilmekte ve yeni aşılar bulunmaktadır. Aşılama oranları arttıkça da eskiden korkulan hastalıklar günümüzde önemini yitirmektedir. Bu yazıda, gündemdeki virüs ve bakteri enfeksiyonlarından birkaçı ve yeni uygulamaya başlanan aşılar ele alınmıştır. Amaç anne ve babaları yeni hastalıklar ve yeni uygulamaya giren aşılar konusunda bilinçlendirmektir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı

    El-Ayak-Ağız Hastalığı enterovirüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En çok sebep olan virüs Coxsackie Virus A16 olmakla birlikte, yine bu aileden olan Enterovirus 71 de salgınlara yol açmaktadır. Kuluçka dönemi 3-5 gündür. Hastalık sıklıkla ateş, iştahsızlık ve boğaz ağrısı ile başlar. Ateş başladıktan 2-3 gün sonra, ağızda herpanjina adı verilen ağrılı döküntüler meydana gelir. Küçük kırmızı lekeler olarak başlayan lezyonlar ülserleşir. Deri döküntüsü 1-2 gün sonra gelişir. Ayak tabanı ve el ayalarında kırmızı noktalar halinde başlayan bu döküntüler bazen su toplayıp ülserleşebilir. Nadiren, döküntüler vücudun diğer bölgelerinde de bulunabilir. Özellikle küçük çocuklarda ağızdaki yaralar nedeni ile yutma güçlüğü ve dolayısı ile sıvı kaybı görülebilir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı insandan insana direkt temas ile bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalığa neden olan virüsler burun ve boğaz bölgesine yerleşir. Ayrıca gaitada ve döküntülerin içindeki sıvılarda da bulunurlar. Bu sebeple dışkı yolu ile, havadan damlacık enfeksiyonu ile ve lezyonlara direk temas ile insandan insana bulaşabilir. Bu hastalıktan korunmak için aşı yoktur. Korunmak için, hasta ile temastan kaçınmak ve temel hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Hastalığın spesifik bir tedavisi de bulunmamaktadır. Bulguları hafifletmek için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağız yaralarına karşı ağrı kesici özellikte solüsyon ve spreyler, ağızdan beslenemeyen küçük çocuklar için damar yolu ile sıvı tedavisi önerilebilir.

    MERS

    Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East Respiratory Syndrome) olarak da bilinir. MERS hastalığına yol açan virüs corana virüs ailesinden olan MERS-CoV’dır. Bu virüs ilk kez 2012 yılında Suudi Arabistan’da tespit edilmiştir.

    Mers vakaları Suudi Arabistan’da hızla artarken, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya ve Tunus’ta da vakalara rastlanmıştır.

    Corona virüslerinin genellikle hafif solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtıkları bilinmektedir. Ancak nadiren MERS ya da SARS gibi ölümcül olabilen enfeksiyonlara da yol açarlar. Virüs, solunum yoluyla bulaşır. Ateş, öksürük, nefes darlığı ve ardından gelişen solunum yetmezliği ile hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Corona virüslere karşı koruyucu herhangi bir aşı bulunmamaktadır. Enfeksiyon riskini azaltmanın başlıca yolları; Su ve sabunla ellerin yıkanması ve hasta insanlarla yakın temastan kaçınılmasıdır. Spesifik bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavi semptomlara yöneliktir.

    Anne ve Babalara Boğmaca Aşısı Yaparak Bebekleri Koruyalım

    Boğmaca Bordetalla Pertussis isimli bakteri ile oluşan bir enfeksiyondur. Hava yolu ile bulaşır ve öksürük nöbetleri ile kendini gösterir.

    Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta kişi kuluçka dönemi dahil olmak üzere yaklaşık 3 hafta süre ile hastalığı bulaştırmaya devam eder.

    Hastalık özellikle alt ayın altındaki bebeklerde yoğun bakım ihtiyacı gerektirecek kadar ağır seyredebilmekte ve ölümcül olabilmektedir. Hastalıktan korunmada aşı büyük önem taşımaktadır. Bebeklere 2 aylıktan itibaren yapılmaya başlanan ve 4., 6. ve 18. aylarda tekrarlanan karma aşı, boğmaca aşısı da içermektedir.

    Ancak aşının boğmacaya karşı tam koruyuculuğu ilk 3 doz tamamlandıktan sonra, yani 6. aydan itibaren başladığı için, bebekler ilk aylarda bu hastalığa karşı korumasız kalmaktadır.

    Bebeklere bu hastalık genelde okula giden ağabey-abla, bakıcı, anne veya baba aracılığı ile bulaşmaktadır. Bu nedenle Amerikan Bağışıklama Komitesi, ilk aylarda bebeği bu hastalıktan korumak için bebekle yakın temasta olan kişilere (anne, baba, bakıcı vb.) boğmaca aşısı yapılmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca 4-6 yaş arasındaki ağabey veya abla da aşılanmalıdır. Bu şekilde hem kendileri, hem de çevrelerindeki küçük bebekler boğmacadan korunacaktır.

    Meningokok Menenjiti ve Yeni Aşı Önerisi

    Meningokok hastalığı, Neisseria Meningitidis’in neden olduğu bakteriyel bir hastalıktır. Bu bakteri, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2-18 yaş arasında görülen bakteriyel menenjitlerin en önemli etkenidir. Zaman zaman salgınlar yapabilen bu bakteri, özellikle Hac mevsiminde Orta Doğu’dan ülkemize taşınabilmektedir. Türkiye’de meningokokal hastalık en sık 5 yaş altı çocuklarda görülmektedir.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 5 yaş altında ölen her 10 çocuktan 1’i meningokokal hastalık nedeniyle ölmektedir. Menenjit dışında tüm vücutta ağır kanamalar, döküntü ve birçok organın yetmezliğiyle seyreden meningokoksemi denen şok tablosuna da yol açabilmektedir. Meningokokal hastalık, tedavi edilmezse % 70-90 öldürücüdür.

    Ancak en iyi tedavi koşullarında bile yine de % 10-15 arasında ölümcül olmaktadır. Yaşayanların yaklaşık % 20’sinde ise işitme kaybı, havale, zeka geriliği görülmekte, damar patolojileri sonucu ekstremite kayıpları gelişebilmekte ve sakatlıklar ortaya çıkmaktadır.

    Böylesine ölümcül olabilen bir hastalıktan korunmada aşı çok büyük önem taşımaktadır. 2 çeşit meningokok aşısı vardır: 1970 den beri var olan Polisakkarid meningokok aşısı ancak 55 yaş üstü kişilere uygulanabilmekte olup, bu aşı kişiyi bakteriden korumakta ancak taşıyıcılığa engel olmamaktadır.

    Yani bu aşı ile aşılanmış bir kişi, kendi hasta olmasa bile hastalığı etrafına yayabilmektedir. Konjüge meningokok aşısı ise erişkinlerin yanı sıra bebeklere ve çocuklara da uygulanabilmektedir. Ayrıca taşıyıcılığı da engellemektedir. 2006 yılından bu yana yapılan konjuge aşı, başta ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcuttur. Türkiye’de Mart 2013’te ruhsat almıştır ve ülkemizde de artık bu aşı uygulanmaktadır.

    Aşı halk arasında menenjit aşısı olarak bilinmektedir. Ancak anne babaların, çocuklarına daha önce karma aşının içinde yapılan menenjit aşısının, meningokoka karşı koruma sağlamadığını bilmeleri ve sağlık ocaklarında henüz uygulanmayan bu aşı için mutlaka çocuk doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.

  • Vajinismus Nedir? Tedavi Süreci ve Hissettirdikleri

    Vajinismus Nedir? Tedavi Süreci ve Hissettirdikleri

    Cinsel ilişki sırasında vajen girişini çevreleyen kasların istem dışı kasılması ve cinsel ilişkinin gerçekleşemediği bir bozukluk halidir. Vajinismus kadının yaşadığı bilinç dışı bir anlamı olan, vajen kasının kasılma reaksiyonudur. Vajinismus, kadın tarafından bilinç düzeyinde yaşanılmasını istemediği ve rahatsız olduğu bir durumdur. Vajinismuslu kadınlarda cinsel birliktelik dışında vajen girişi kontrol edilebilir veya edilemez.

    Örneğin; parmak sokulabilir. Parmak ile vajen girişinde kasılma olmuyorsa buna basit vajinismus denilmektedir. Vajinismus ilk cinsel ilişki deneyimi sırasında kendini göstermektedir. Vajeni çevreleyen kasların kasılmasıyla cinsel birleşme oluşamamaktadır. Büyük bir panik, endişe ve korku yaşanmaktadır. Bu korkuyla partner itilmekte ve kadın bacaklarını sıkıca kapatmaktadır. Çok seyrek görülen yaralanmalar, vajina içi yırtıklar, kadının cinsel hastalıkları, cinsel organındaki rahatsızlıklar ve disparoni gibi sebepler dışında bu gibi durumlarda da kadın kendini kasabilmektedir. Fakat bunlar dışında vajinismus tamamen psikolojik bir rahatsızlıktır. Terapi yöntemiyle tedavi edilmektedir.

    Hastalarımızın tedavideki en büyük sıkıntıları “acaba başarabilir miyim?” kaygısını yaşayarak tedaviyi ertelemeleridir. Ertelenen süreç gittikçe korkuyu büyütmekte, sıkıntı yaratmakta, eşlerin birbirlerinden ve cinsellikten uzaklaşmasını sağlamaktadır.

    Vajinismus, çözümü kolay olan bir problemdir. Burada sağlıklı bir kadın olmak için yapılacak ilk adım tedaviye karar vermektir. Tedaviye karar veren hastanın kendisi, eşi ve doktoru bir ekip halinde çalışarak bu problemi rahatlıkla o kadının sıkıntılarını yenmesini sağlamakta ve problem aşılmaktadır.

    Vajinismus problemi bir erteleme hastalığıdır. Ertelemek demek aslında burada sorun ile yüzleşmekten ve başarısızlıktan kaçmak içindir. Çünkü kişinin içindeki yaşadığı kaygılardan dolayı problem için başvurması ve bir tedavi-terapi sürecine girmesi maalesef onun için çok korkutucudur. Eğer sorunu ertelerseniz aslında başaramama kaygınızı ertelemiş olursunuz.

    Vajinismusa sebep olan yanlış inanışları sıralarsak aşağıdaki gibidir:

    Cinsellik erkeklerin yaşadığı ve kadınların erkekler için yapmakla zorunlu olduğu bir durum gibi inanılması.

    Cinsel birliktelik acı verici, kötü bir şey gibi düşünülmesi.

    Erkekler baskın olan, güvenilmemesi gereken insanlar olarak düşünülmesi

    Cinsel istek ve arzu keyfin yaşanması hafif kadın olarak algılanacağı düşüncesi ve kadının kendini göstermemesi gerektiği düşüncesi.

    “İlk cinsel birliktelik çok ağrılıdır” gibi yanlış inanış ve mit mevcuttur. Bu inanışla kaçırılması ve yaşanmaması gereken bir şey algısıyla yetişen kadınlar ilişkiler sırasında yerleşmiş olan bu inanışların etkisiyle ilişkiye girmekten rahatsızlık duyacak ve ister istemez vajinal kaslarda kasılma olacaktır.

    Benim vajinam küçük ondan ilişkiye giremiyorum diye bir şey yoktur. Çünkü vajen on kat genişleyebilecek bir organdır. Doğum sonrasında bir bebek rahatlıkla vajen içerisinden geçebilmektedir.

  • Ergenlik dönemi adını verdiğimiz süreç hangi yaşlar arasında görülür? Ergenliğin belirtileri nelerdir?

    Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Fiziksel değişimle birlikte, ruhsal ve cinsel olgunlaşma sürecidir. Seks hormonları dediğimiz östrojen ve testosteron hormonlarının artmaya başlaması ile birlikte, vücutta bazı belirtilerin ortaya çıkmasıdır. Ergenlik bulguları kızlarda ortalama 10, erkeklerde ise 12 yaş civarında başlar. Ergenliğin ilk bulgusu kızlarda meme gelişiminin başlamasıdır. Bazen buna koltuk altı-genital bölgedeki kıllanma eşlik edebilir. Erkeklerde ise ilk bulgu testis volümlerindeki artıştır. Genelde buna seste kalınlaşma ve genital-koltuk altı kıllanma da eşlik edebilmektedir.

    Erken Ergenlik ve Belirtileri Nelerdir?

    Ergenlik bulgularının erkeklerde 9, kızlarda 8 yaşından önce başlaması erken ergenlik olarak tanımlanır. Kızlarda genellikle meme tomurcuklanması ile başlar. Tomurcuklanma tek taraflı olabildiği gibi iki taraflı da başlayabilir. Erkeklerde ilk bulgu ise testislerin büyümesidir. Her iki cinste de büyüme ve gelişmenin hızlanması ile birlikte davranış değişiklikleri gözlenebilmektedir.

    Erken Ergenliğin Sebeplerinden Söz Eder Misiniz?

    Erken ergenlik tespit edilen tüm vakaların %15′inde, erkek çocuklarının %50′sinde erken ergenliğe yol açan bir neden söz konusudur. Altta yatan neden, beynin hormon salgılayan bölgelerinden kaynaklanan iyi huylu bir tümör olabileceği gibi daha nadir olarak diğer beyin tümörleri, yumurtalık ve testis tümörleri ve santral sinir sistemi hastalıkları da olabilir. Günümüzde erken ergenliğin endokrin bozucular olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozarak insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen maddelerle ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

    Büyüme hormonu eklenerek yetiştirilen meyveler (elma, portakal, çilek vb.) sebzeler (domates, brokoli, salatalık vb.), yine hormon (özellikle östrojen) eklenerek hızlı büyütülen tavuklar ve onların yumurtaları, etler ve sütler çocuklarda hormon uyarısını arttırmaktadır. Fast food tarzı ve yapay endüstri ürünleri ile beslenme alışkanlıkları aynı zamanda obeziteye sebep olarak vücut yağ oranını arttırmakta ve yine erken ergenliğe neden olabilmektedir.

    Yapılan araştırmalarda biberon, saklama kapları, plastik tabaklar, oyuncaklar gibi polikarbonat bileşiği içeren plastik mamullerin de erken ergenliğe yol açtığı görülmektedir.

    Zararlı kimyasallardan biri de diklorobenzendir. Genellikle oda spreylerinde, güveler için kullanılan ilaçlarda ve klozetlere konulan koku önleyicilerde bulunan bu kimyasal madde, buharlaşarak kolayca solunan havaya karışmakta ve yine erken ergenliğe yol açabilmektedir.

    Erken Ergenlik Teşhisi Nasıl Koyulur?

    Tanı öncelikle klinik olarak konulmaktadır. Ancak ergenlik bulguları saptanan çocukta laboratuvar ve radyolojik tetkikler ile de tanı desteklenmelidir. Ergenliği uyaran hormonların düzeyini ölçmek için kan örneği alınmakta, kemik yaşını değerlendirmek için el bilek grafısi çekilmektedir.

    Kızlarda ergenliğin rahim üzerine etkilerini ve yumurtalıklardaki değişiklikleri görmek için ultrason ve beyinde hormon salgılayan bir tümör olup olmadığını görmek içinse manyetik rezonans görüntüleme ya da bilgisayarlı beyin tomografisi çekilmektedir.

    Ebeveyn çocuğunda ne gibi belirtiler gördüğü takdirde hekime başvurmalı, ya da çocuğu takip eden hekimi durumdan haberdar etmelidir.

    Kız çocuklarında 8 yaşından önce memelerde büyüme, erkek çocuklarında ise 9 yaştan önce testislerde büyüme varlığında aile mutlaka doktora başvurmalıdır. Memelerde ve testislerde büyüme olmadan, genital ve koltuk altı bölgede kıllanma olması ise böbreküstü bezi hastalıklarının habercisi olabilmektedir. Mutlaka ileri tetkik yapılması gerekmektedir.

    Bu Konuyu Son Yıllarda Sıkça Duymaya Başladık. Erken Ergenlik Rahatsızlığında Bir Artış Mı Söz Konusu?

    Ergenliğin başlama yaşı cinsiyet, ırk, iklim ve çevre koşulları, beslenme ve kalıtsal özelliklere göre farklılık göstermektedir. Son yüzyılda birçok ülkede, ilk adet görme yaşında ve ergenlik başlama yaşında erkene kayma saptanmıştır.

    Ergenlik yaşı ortalama 16 yaştan, 11-12 lere düşmüştür. Bu yaş ortalaması düşmeye de devam etmektedir. Bunda endokrin bozucular diye adlandırılan zararlı kimyasallar, tarım ve hayvancılıkta kullanılan hormonlar, plastiklerin içerdiği polikarbonat bileşikleri gibi birçok çevresel faktörde sorumlu tutulmaktadır. Bunun dışında, erken ergenliğin çağımızın hastalığı olan obezite ile de ilişkili olduğu bilinmektedir.

    Kids&Gourmet olarak dergimizde yayınladığımız yemek tariflerinde beyaz un, şeker, işlenmiş gıda, kıvam arttırıcı, nişasta, jelatin, gıda boyası, zeytinyağı ve tereyağı harici yağlar, mısır şurubu vb. ürünler kullanmıyor ayrıca kızartma, hızlı pişirme, kavurma gibi yöntemlerden de uzak durmaya çalışıyoruz.

    Evde Yemek Yapılmasını Teşvik Etmek Amacımız. Bu Konuda Anne, Babalara Siz Neler Söylemek İstersiniz?

    Çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyiliklerden biri, zararlı kimyasalları, hormonlu gıdaları, katkı maddelerini evlerimizde kullanmamaktır. Meyve ve sebzeleri mevsiminde yemeli, mümkün olduğunca organik ve iyi tarımla üretilen gıdaları tüketmeliyiz. Beyaz un yerine tam buğday unu, beyaz şeker yerine esmer şekeri tercih etmeli, çocuklarımıza ev yemeği yeme alışkanlığı kazandırmalıyız. Fast food dediğimiz hazır ve hızlı yemek alışkanlığı çocuklarımızda obeziteye zemin hazırlamaktadır. Bu tarz beslenmeden olabildiğince kaçınmalıyız.

    Hekim Kontrolü Olmadan İlaç Kullanımı Kesinlikle Olmamalı Ama Maalesef Hala Devam Ediyor. Bu İlaçlar Da Erken Ergenliğe Davetiye Çıkarıyor Olabilir Mi?

    Hekim kontrolü olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Özellikle genç sporcular tarafından kas kitlesini ve performansı arttırmak için bilinçsizce kullanılan anabolik steroidler (sentetik hormon ilaçları) erken ergenliğe sebep olmaktadır. Ancak bununda ötesinde karaciğer hasarı yapmakta, kalp ve beyin damar tıkanıklığı ile ölümlere yol açabilmektedir. Ailelerin bu konuda bilinçli olmaları ve çocuklarını bu tür ilaçların zararları konusunda uyarmaları hayati önem taşımaktadır.

    Erken Ergenlik Tedavisi Nasıl Yapılıyor?

    Tedaviye başlamadan önce altta yatan bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır. Tüm vakaların %15′inde erken ergenliğe yol açan bir neden söz konusudur. Beyin tümörü veya yumurtalık tümörü gibi hormon salgılayan bir tümör varsa buna yönelik cerrahi tedavi yapılması gerekebilmektedir. Erken ergenlikle ilgili altta yatan bir neden bulunamayan vakalarda da cinsiyet hormonlarını baskılayıcı ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Tedavide amaç ergenlik bulgularını durdurmak, eşlik eden hızlı büyümeyi kontrol altına alarak çocuğun erişkin yaşta ulaşabileceği boy potansiyelini artırmaktır.

    Son Olarak, Ailelere İlave Etmek İstediğiniz Tavsiyeleriniz Var Mı? (Bu Soru Opsiyoneldir)

    Daha sağlıklı bir yaşam sürmek ve sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, kullandığımız saç spreyinden şampuana, çocuğumuzun yemeğini sakladığımız kaplardan, sütünü koyduğumuz biberona kadar, evimizde kullandığımız temizlik maddelerine kadar önlem almamız gerekmektedir. Zararları bilinen kimyasallar konusunda duyarlı davranarak, bu maddelerin kullanımını minimum seviyede tutmaya çaba göstermek hem bireysel, hem toplumsal görevimiz olmalıdır.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı nedir?
    Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır.

    Sınav kaygısı neyle ilişkilidir?
    Bireyin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav sonrası duruma ilişkin atıflar ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verilen önem sınav kaygısı oluşumu üzerinde etkilidir.

    Sınav kaygısının belirtileri nelerdir?
    Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir.

    Sınav kaygısı yaşandığı nasıl anlaşılır?
    Öğrencinin başarısında belirgin bir düşüş gözlenir. Ders çalışmayı erteleme, sınav ve hazırlığı hakkında konuşmayı reddetme vardır. Soru sorulmasından rahatsız olurlar. Dikkat dağınıklığı, odaklanamama, Fiziksel yakınmalarda dikkat çeken bir artış (karın ağrısı, mide bulantısı, terleme, uyku düzensizliği, iştahsızlık ya da tersine aşırı yeme, genel mutsuz bir ruh hali vb.), çok çalışılmasına karşın performans düşüklüğü kaygının varlığını gösterir.

    Sınav Kaygısının etkileri nelerdir?
    Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama , enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Öğrenciyi farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez hale getirir…

    Sınav Kaygısı neden oluşur?
    Gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine sahip olmak kaygını oluşmasında en önemli süreçlerdir. Bunaltıya eğilimli kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, rekabetçi) olanlarda daha sık görülür. Sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı da önemli bir etkendir.

    Sınav kaygısının oluşmasında etkisi olan olumsuz otomatik düşünceler nelerdir?
    “Sınava hazır değilim”, “Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?” “Sınavlar niye yapılıyor , ne gerek var?” “Bu bilgiler gelecekte benim işime yaramaz” Sınava hazırlanmak için gerekli zamanım yok ki!”“Bu konuları anlayamıyorum , aptal olmalıyım” “Ben zaten bu konuları anlamıyorum” “Biliyorum, bu sınavda başarılı olamayacağım” “sınav kötü geçecek” “Çok fazla konu var , hangi birine hazırlanayım?” sıklıkla gözlene olumsuz otomatik düşüncelerdir.

    Alternatif düşünceler nelerdir?
    Yapmam gereken nedir?” “Yapabildiğimin en iyisini yapabilirim?” “Olabilecek en kötü şey ne”“Dünyanın sonu değil, telafisi var” Bunda başarısız olmam her zaman olacağım anlamına gelmez” “Yeterli zamanımın olmadığı doğru , ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim? “Tüm kaynakları çalışamasam bile , önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım” “Başarırsam hayatımın önemli bir dönüm noktasını aşacağım. Başarısız olmam tembel ve beceriksiz olduğumu göstermez. Daha fazla çalışmam gerektiği anlamına gelir” “zamanı kendi yararıma kullanmak benim elimde” kaygıyla başa çıkmak için geliştirilebilecek alternatif düşüncelerdir.

    Sınav kaygısıyla başa çıkma yolları nelerdir?
    Düşünce ve inançları sorgulamak (gerçekçi olmayan düşünme alışkanlıklarını farklı bir gözle yeniden değerlendirmek, Nefes alma egzersizleri, Gevşeme egzersizleri, Kaygıyı bastırmaya değil, onu kabul etmeye ve tanımaya çalışmak, Düşünceleri durdurma tekniği, Dikkatini başka noktalara odaklama tekniği kullanılabilecek başa çıkma yollarıdır. Bunun dışında düşünceleri durdurma, Dikkatini başka noktalara odaklama

    Hangi inançların değişmesi amaçlanır?
    “Hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için sınavı kazanmaktan başka yol yoktur, Mutlaka kazanmalıyım, kazanmazsam kimsenin yüzüne bakamam, Sınav benim kim olduğumu gösterir, yetersizim, hiçbir şey yapamayacağım” değişmesi amaçlanan başlıca inançlardır.

    Anksiyete yönetimi nedir?
    Öncelikle sınava yoğunlaşmayı ve sorulara odaklanmayı sağlayan, düşünceleri organize etmede, dikkati toplamada yardımcı olan, olumsuz düşünmeyi ve telaşa kapılmayı engelleyen, kontrol duygusunu geliştirerek başarıya yardım eder, gerçek performansı sergilemede önemli rol oynayan bir yaklaşımdır.

    Sınav öncesi neler yapılmalıdır?
    Çalışma alışkanlıklarını ve sınava ilişkin tutumları gözden geçirerek yeni bir zihinsel yapılanma yaratmaya çalışmak gerekir. Zamanı iyi kullanılmalıdır. Beslenme ve uykuya dikkat edilmelidir. Sınava yönelik çalışmaları son güne/geceye bırakmamak önemlidir. uygun yöntemlerle kaygının azaltılmasını sağlamak gerekir.

    Sınav esnasında neler yapılabilir?
    Olumsuz otomatik düşüncelere karşı alternatif açıklamalar getirme, kontrolün kendisinde olduğunu hatırlatma, Yanıtlayabileceği sorulardan başlama, kaygıyı azaltmaya yönelik teknikler kullanma (hızlı gevşeme, dikkat artırma teknikleri, kontrollü nefes alıştırması) sınav esnasında yapılabilecek bazı çalışmalardır.

    Sınav sonrasında neler yapılabilir?
    Kendini ödüllendirme, Keyif veren etkinlikler, eksikler üzerine düşünme ve geleceğe yönelik yani planlama yapılabilecek aktivitelerdir.

    Sınav kaygısı ve aile ilişkisi nasıldır?
    Aile için sınavın ne anlam ifade ettiği, sınava yönelik tutum ve yaklaşımları önemlidir. Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaktadırlar. Çocuktan yüksek beklentilerinin olması, ayrıntılarla aşırı uğraş sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç olarak görmeleri oldukça önemlidir.

    Ailelere neler önerilmelidir?
    Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli, olumlu geri bildirimde bulunmalıdır. Sınava ilişkin konuşmalarda özenli davranmalı, gerçekçi olmalı, akranlarıyla karşılaştırmaktan kaçınmalıdır. Duygu ve düşünce paylaşımı, empati önemlidir. Sınavı yüceltmeme, ölüm kalım sorunu yapmama, yüreklendirici davranma önerilmektedir. Çocuklar koşulsuz sevilmelidir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalı, uygun aile ortamı sağlamalı ve uygun problem çözme davranışları geliştirilmelidir.

    Aileye yönelik girişimler nelerdir?
    Ailenin bakış açısında değişim yaratmak ve beklenti düzeyini gerçekçi sınırlara indirmek temel girişimleri oluşturur.

    Psikiyatrik destek ne zaman gereklidir?
    Bir ruhsal bozukluk ortaya çıkmışsa (depresyon, anksiyete bozukluğu, uyku bozukluğu. vs. Ruhsal belirtilerden dolay işlevselliğinin bozulması, kaygıyla başa çıkmak için uygun olmayan yollar kullanma, davranış bozukluklarının görülmesi psikiyatrik destek gerektiğinin başlıca göstergeleridir.