Yazar: C8H

  • Menenjit nedir, tedavisi nelerdir ?

    Menenjit, beyin ve spinal kordu çevreleyen membranların enflamasyonudur.

    En sık sebepleri enfeksiyonlar olsa da sistemik hastalıklar, kimyasal ajanlar, ve hatta tümör hücreleri bile menenjite sebep olabilir.

    Menenjitin Önemi

    Yüksek morbitide/mortalite

    Süt çocuğu-çocuk:%2

    Yenidoğan-erişkin:%20-30

    Yaşayanların 1/3’ünde sağırlık ve nörolojik sekeller

    Klasik antimikrobiyal ajanlara dirençli mikroorganizmaların daha sık izole edilmesi

    Sınıflama

    Etiyoloji

    Çocukluk çağı bakteriyel menenjitlerinin %95’inden fazlasında üç mikroorganizma sorumludur: S.pneumoniae, N. meningitidis ve H. influanzae tip B

    Grup B streptokoklar, gram-negatif enterik basiller ve Listeria monositogenez yenidoğan döneminde menenjit etiyolojisinde ön plana çıkmaktadır

    Etiyoloji (0-3 ay anne flora ve AÇILAN ORTAM)

    bakteriler

    Grup B ve D streptokoklar (serotip-III)

    E. Coli (K1 antijen)

    Klebsiella

    Gr(-) Enterobakter

    Salmonella

    L. monositogenez (serotip- IV b)

    VİRÜSLER

    HSV-2

    Etiyoloji (5 yaş-Erişkin)

    Bakteriler

    S. Pnömonia

    N. Meninjitis

    VİRÜSLER

    Enterovirüsler

    Rubella

    Herpesvirüsler

    HIV

    Kalabalık yerde—Hİb ve N.meninjit

    İmmun defekt ve komleman defektlerde— meningokoklar

    Splenik disfonk. Ve aslenik—pnömokok

    T-hücre defektlerde—L.monositogenez

    BOS kaçağı—pnömokok

    Lumbosakral dermal sinus—staf.ve enterik bakt.

    BOS Şantlarda—kougalaz – staf. Ve kutaneus bak.

    Epidemiyoloji

    H. influenza menenjitleri sonbahar ve kış başında, pnömokok ve menengokok menenjitleri ise kış sonu ve ilkbahar başında

    H. influenza tip – b menenjitiEn sık 3 ay – 3 yaş arası

    3 ay altında pasif doğal immünite

    3 yaş üzerinde aktif doğal immünite

    Epidemiyoloji

    Meningokok – Pnömokok En sık 3 ay – 1 yaş

    Menenjitler sporadiktir

    Meningokoklar epidemiler yapabilir

    Nazofarengeal sekresyonla bulaşır

    Yakın temas gerekir

    Toplu yaşanılan yerlerde sıktır

    PREDİSPOZAN FAKTÖRLER

    İmmün yetmezlik, kompleman eksiklikleri (C5,8,properdin)

    Hemoglobinemiler

    Aspleni

    Kronik karaciğer ve böbrek hastalıkları

    Rinore, otore:s.pnömonia

    Ventrikülo-peritoneal şant varlığı:stafilokok

    Anatomik defektler: dermal sinüs,ensefalosel: s.pyojenes, enterik bakteriler

    AKUT BAKTERİYEL MENENJİT

    Klinik:

    Ateş, başağrısı, meningeal irritasyon bulguları

    Serebral disfonksiyon bulguları (konfüzyon, deliryum)

    Kranial sinir paralizileri (III,IV,VI,VII)

    Konvülsiyon, kusma

    Fokal serebral bulgular

    Döküntü, fontanel gerginliği

    Papil ödemi (nadir olup,varlığında KİBA bulguları eklenebilir)

    KİBAS

    Bütün pürülan menenjit vakalarında KİBAS vardır

    Minns ve ark. menenjiti olan 35 infant/çocukluk yaş grubundaki hastanın 33’ ünde anlamlı KİBAS saptamıştır (ort. BOS basıncı 204 mm H2O)

    Dodge ve Schwartz tarafından yapılan 106 vakalık araştırmada ortalama BOS basıncı 307 mm H O bulunmuştur

    Menenjit tanısı için LP yapılan hastalarda BOS açılış basıncı nadiren ölçülmektedir. Fleksiyon pozisyonunda, ağlayan, huzursuz çocukta açılış basıncı değerlerinin yorumlanması zordur

    Klinik bulgular (Yenidoğan)

    Menenjitin erken bulguları, özgün olmayan bulgular olup sespsisten ayrımı yapılamaz

    Vücut ısısı değişikliği

    Hipotermi

    Hipertermi

    Solunum sistemi

    Takipne, retraksiyon

    İç çekme, apne

    GİS

    Abdominal distansiyon

    Kusma

    Emme güçlüğü

    Gastrik rezidü

    Santral sinir sistemi

    Konvulziyon

    Letarji

    Huzursuzluk

    Fontanel bombeliğinde artış

    KVS

    Şok

    Bradikardi, taşikardi

    Deri/mukoz membran

    Solukluk, siyanoz

    Peteşi, sarılık

    Ense sertliği, boyun pasif fleksiyona getirilirken ortaya çıkan dirençtir

    Meningeal irritasyona bağlı gelişen ense sertliğine meningismus denir, başın sağa sola pasif hareketleri serbesttir

    Klasik meningealirritasyon bulguları ense sertliği, Kernig ve Brudzinski fenomenleridir

    Menenjit vakalarının %50’sinde görülür

    Ateş

    En sık görülen bulgudur. Bakteriyel menenjitli çocukların %94-96’sında 38.5 °C ve üzeri ateş vardır. Hipoterminin varlığı prognozun kötü olacağının işaretidir

    Kusma

    Ateşten sonra en sık . Bakteriyel menenjit vakalarının %80’inden fazlasında bulunur

    Baş ağrısı

    4 yaşından büyük çocukarda baş ağrısı, ateş ile birlikte ön planda olan semptomdur

    Deri bulguları

    Klasik olarak meningokokal menenjit vakaları ile ilişkilendirilmesine rağmen meningokok, H. İnfluenza veya S. pneumonia ya bağlı peteşi ve purpura vakaların %25’inde görülür

    Konvulziyon

    Akut bakteriyel menenjitli çocukların %30-40’ında ve genellikle ilk 3 gün içinde görülür

    SIADH

    İnfluenza menenjitlerinin yaklaşık %50’sinde hiponatremi ve SIADH görülür

    Hiponatremi ve/veya SIADH’a bağlı bulgular dalgınlık, konfüzyon, koma ve konvulziyon şeklinde ortaya çıkabilir

    Ataksi

    Çocukluk çağında ilk bulgusu, başvuru şikayeti olabilir. H.İnfluenza menejitinde daha sık

    Papil Ödemi

    Erken komplikasyonsuz döneminde genellikle görülmez. Saptanırsa dural venöz sinüs trombozu, beyin apsesi, BOS dolaşımının obstruksiyonu veya subdural ampiyem düşün

    TANI

    Birinci aşama öykü, klinik ve fizik inceleme

    İkinci aşama laboratuar tekikleri

    Lomber poksiyon ile elde edilen BOS örneğinin değerlendirilmesi standart yöntem

    İlk kez Heinrich Quincke tarafından meningokokkal menejitli bir hastaya yapıldı.

    BOS’un Değerlendirilmesi

    >200/ml lökosit, >400/ml eritrosit, >105 CFU bakteri ve/veya protein miktarının fazla olması BOS bulanıklığı yapar

    BOS Glukoz/Serum Glukoz oranı ≤0.4 olmasının 2 aylıktan büyük çocuklarda bakteriyel menenjit tanısında sensitivitesi %80, spesifitesi %98

    Hypoglycorrhachia Bakteriyel ve tbc menenjiti Yaygın neoplazm Subaraknoid hemoraji Fungal menenjit, aseptik menenjit BOS glukozunun<20mg/dl altında olması işitme kaybı riskini yükseltir.

    BOS Proteini: Enfeksiyöz, immunolojik, vasküler ve dejeneratif hastalıklar

    BOS’da PMNL yoktur. 0-5 mononükleer hücre olabilir. Bakteriyel menenjit %65-70’inde BOS lökosit>1000 ve %7595 PMNL’dir.(erken dönemde lenfosit hakimiyeti olabilir)Viral menenjit %20-75’inde erken dönemde PMNL hakimiyeti görülür

    BOS bulguları

    Bakteri sayısı(> 10 koloni)

    WBC sayısı (düşük WBC sayısı kötü prognoz, BOS WBC>1000 hücre/mm kötü prognoz)

    Glukoz konsantrasyonu(<20 mg/dl, BOS/serum glukoz<0.2), protein konsantrasyonu

    Tedavi sonrası BOS’un steril hale gelmesi

    Lökopeni, trombositopeni

    Travmatik LP

    Subaraknoid boşluğun geçilip, vasküler epidural alana penetrasyon

    Pediatrik yaş grubunda tüm LP lerin %15-20’si travmatik olmaktadır

    Normalde BOS(WBC) / BOS (RBC)= 1:500

    Travmatik LP de gram boyama, kültür ve BOS glukozu etkilenmez

    Travmatik LP’de 1000 hücre/mm3 ~1mg/dL artış

    Gram Boyama

    BOS’un gram boyaması bakteriyel menenjiti olan vakaların %60-90’ında sorumlu mikroorganizmanın tanınmasına olanak sağlamaktadır

    Spesifite≥ %97 , BOS yaymasında her sahada birçok bakteri görülmesi kötü prognostik bulgudur

    Farklı ajanların Gram boyamada saptanabilmesi

    S. pneumonia: %90

    H. influenza : %86

    N. meningitidis: %75

    Gr(-) basiller: %50

    Monocytogenes: %30

    LP öncesi antibiyoterapi Gram boyama pozitifliğini ~%20 azaltmaktadır

    BOS Enzimleri ve Akut Faz Reaktanları

    Laktat dehidrogenaz

    Kreatinin fosfokinaz

    Laktik Asit

    C-Reaktif Protein

    Prokalsitonin

    Ferritin

    LP Kontrendikasyonları*

    KİBAS bulguları

    Pupil ışık cevabında değişiklikler

    Deserebre / dekortike postür

    Anormal solunum paterni

    Papil ödemi

    Hipertansiyon ve bradikardi

    Son 30 dak. içinde konvulziyon

    Fokal veya tonik nöbet

    Diğer nörolojik bulgular(Hemiparezi monoparezi Oküler paralizi

    Şok

    Lokal enfeksiyon,

    Koagülasyon bozukluğu, trombositopeni (< 20.000/mm3)

    BT

    Sonradan herniasyon gelişen vakalar da dahil olmak üzere pürülan menenjiti olan hastaların çoğunda BT normaldir (herniasyon gelişmesinden hemen önceki dönem dahil)

    BT, komplike olmamış bakteriyel menenjit olgularında tanıda yardımcı değildir

    BT, intrakranial basıncı ölçmemektedir ve BT incelemesinde anormallik saptanmayan hastalarda önemli derecede KİBAS söz konusu olabilir

    Sonuç

    İyi anamnez, dikkatli fizik muayene

    Bakteriyel menenjitin erken dönemdeki temel klinik bulguları, ateş ve irritabilitedir

    Büyük çocuklarda bunlara ek olarak baş ağrısı, kusma, ense sertliği,

    Kernig ve Brudzinski pozitifliği ile bilinç değişikliği saptanabilir

    Kısa süreli (<15 dak.) jeneralize tonik-klonik konvulziyon SSS enfeksiyonu lehinedir (hastalığın bu fazında jeneralize beyin ödemi vardır ve yaklaşmakta olan herniasyonu düşündürecek bulgular yoktur) ve LP yapılabilir

    Bakteriyel menenjitin seyri sırasında, santral sinir sistemindeki patolojik olayların progresyonu sonucunda serebral ödem ve intrakranial basınçta artış daha belirginleşir.

    Bilinç değişikliği ( stupor à koma)

    Dilate ve/veya fikse pupiller

    Gözlerin fikse deviasyonu ile sonuçlanan III. ve VI. kranial sinir paralizi

    Dekortike, deserebre postür, hemiparezi

    Solunum anormallikleri ( Cheyne-Stokes solunumu hiperventilasyon, apne)

    Fatal herniasyonun hemen öncesinde dahi BT bulguları normal olabilir

    Pediatrik yaş grubunda BT kullanımı, menenjitin yönetiminden gerekli değildir ve asıl olarak yer kaplayan lezyonlara sekonder gelişen KİBAS olan hastalarla sınırlıdır

    Bakteriyel menenjitli hastalarda BT, tedaviye cevabı beklenenden farklı olan, ateşin uzun dönem devam ettiği ve nörolojik bulguların ortaya çıktığı durumlarda kullanılabilir

    BT bu hastalarda subdural efüzyon, beyin absesi ve beyindeki parankimal değişikleri ortaya koyabilir

    HERNİASYON

    Bakteriyel menenjitli çocıklarda herniasyon nadir görülen bir komplikasyondur

    445 hastalık bir raporda 19 hastada (%4.3) herniasyon tespit edilmiştir. 8 çocukta herniasyon, LP’den sonraki 3 saat içinde saptanmıştır. 6 hastanın nörolojik muayenesi LP’nin ertelenmesi gerektiğini göstermiştir.

    Menenjit tanısı almış 302 infant/çocuğu içeren bir araştırmada herniasyon komplikasyonu %6 olarak bulunmuştur

    24-36. saatte LP tekrarı için öneriler

    Bütün yenidoğanlar

    Dirençli S. pneumonia suşlarının neden olduğu menenjit

    Gr(-) enterik basillerin neden olduğu menenjit

    Tedavinin başlangıcından sonraki 24-36 saatte klinik iyileşmenin yetersiz olması

    Uzamış ateş / sekonder ateş

    Rekürren menenjit

    İmmünkompremize hastalar ( Candida menenjiti)

    Tedavi

    Antibiyotik seçimi bakteriyel patojene karşı etkinliğe ve BOS ‘a geçiş özelliğine bağlıdır

    Ampirik antibiyotik tedavisi yaşa özgün bakterilere etki edecek spektrum genişliğinde olmalıdır

    Kültür ve antibiyogram sonucuna göre antibiyoterapi değiştirilebilir

    İnfluenza: Ampisilin (7-10 gün)

    Meningitis: Penisilin (7 gün)

    Aureginosa: Ceftazidime (2-3hafta)

    Coli: Cefotaxime, Ceftriaxone

    Psödomonas: Ciproflaxacin, ceftazidime

    pneumonia:Penisilin, direnç varsa cefo., ceftri.,oxacilin, vankomisin (sefalosporin+vankomisin, sefalosporin+carbapenem verilebilir)

    Tedavi süresi

    Grup B streptokok 10-14 gün

    L.monositogenez 10-14 gün

    Gram (-) enterik basiller 21 gün

    Enterokoklar 14-21 gün

    H. influenza 7-10 gün

    N. menenjitis 5-7 gün

    S. pnömonia 10-14 gün

    Steroid Tedavisi

    H. influenza menenjitinde

    Deksametazon 0.15 mg/kg doz, günde 4 kez, 4 gün

    Deksametazon 0.4 mg/kg doz, günde 2 kez, 2 gün

    Prognoz

    Yaş :6 aylıktan küçük infantlarda prognoz daha kötü

    Klinik:Semptomların ortaya çıkışı ile hastaneye yatış arasındaki süre Bilinç durumunda değişiklikler Konvulziyon( fokal nöbetlerde prognoz daha kötü) Fokal nörolojik defisit

    Etyolojik ajan s.pneumonia menenjitinde mortalite daha fazla

    KOMPLİKASYONLAR

    Akut:

    Şok

    Dehidratasyon

    Beyin ödemi

    DİC

    Asidoz

    Hipoglisemi

    Subakut

    Uygunsuz ADH sekresyonu Konvülsiyonlar (%30hastada)

    Subdural efüzyon/ampiyem(%30, genelde asemptomatik, spontan regresyon)

    Beyin apsesi

    Persistan ateş

    KORUNMA

    HİB: Evdekilere ve kreşte bakımını yapanlara: rifampisin 20mg/ 4 gün

    N. Meningitis: Rifampisin 10mg/kg/doz 2gün ya da ceftriaxone IM, ciprofloxacin oral tek doz

    S. Pneumonia: proflaksiye gerek yok. Riskli kişilere aşı ve antibiyotik

  • Çocuk Gelinler Sorunu

    Çocuk Gelinler Sorunu

    Erken ve zorla evlilikler birçok ülkenin en önemli sosyal sorunlarından biri olan ve Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmeleri gibi önemli uluslararası çok sayıda sözleşmede yer alan konulardan biridir.

    Bu evlilikler çocuk istismarının, kadına yönelik şiddetin ve kadın erkek arasındaki güç eşitsizliğinin en tahrip edici şekilde görüldüğü anlardan biri olarak kabul edilen ve açıkça bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilen ve tartışın bir konudur.

    Uluslararası anlaşmalarla belirtilen standartlara baktığımızda on sekiz yaşında altında yapılan her evlilik, evlendirilen kız çocukları da çocuk gelin olarak belirtmektedir. Bireyin ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlamadan yaptığı evlilikler bir çok araştırmada çocuk gelinler üzerine odaklanılmasına neden olmuştur.

    Çocuk yaşta evlilik ya da bir diğer ifade ile erken evlilik, en az biri on sekiz yaşından küçük olan iki kişinin, yasal ya da resmi olmayan bir şekilde, evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelmektedir. Bu konu ile ilgili adlandırma sorunu bulunmaktadır. Çocukların erken yaşta evlendirilmeleri sorununa yönelik “ çocuk gelin, çocuk evlilikleri, zorla evlendirme, erken yaşta evlilik, pedofili gibi kavramlar kullanılmaktadır. Çocuk ve kadın hakları konusunda çalışan uzmanlar genellikle çocuk gelin kavramını kullanmaktadır ve pedofili kavramının kullanılmamasını gerektiğini düşünmektedir. Bunun nedeni ise çocukların erken yaşta evlendirilmesini meşrulaştırmak olarak tanımlamaktadırlar. Pedofili kavramı, çocuk yaşta yapılan evlilikler sorununu tek başına açıklayabilecek bir kavram değildir. Çocuk evlilikleri son zamanlarda hala normal sayılabilen bir durumdur. Özellikle kırsal kesimde devam etmektedir.

    Erken Yaşta Yapılan Evliliklerin Sakıncaları

    Kız çocuğun erken yaşta evlendirilmesi çocuğa yönelik cinsel istismarı içermektedir. Küçük yaşta maruz kalınan cinsel istismarın bireyin yaşamının sonraki gelişim dönemlerinde olumsuz etkilerinin olabileceği bilinmektedir ( Taner ve Gökler, 2004). Çocuk haklarına daire sözleşmeye göre çocukların aileleri tarafından istismar ve ihmalden korunma, eğitime erişim ve kendileri ile ilgili konularda görüşlerini dile getirme gibi hakları vardır. Kız çocuklarının evlendirilmesi ise onların sahip olduğu hakların ihlal edilmesidir. Örneğin çocuk yaşta evlenen kızlar eğitimini bırakmak zorunda kalır.

    Çocuk yaşta evlenmenin çocuklar için gelişimsel açıdan da sakıncaları vardır. Evlilikle çocuklar okulu bırakmakta ve ev içi sorumlulukları artmakta ve doğumla birlikte yapmaları gereken sorumluluklar fazlalaşmaktadır. Bu durum aynı zaman toplum tarafından kısıtlanmasına neden olabilir. Örneğin, evli kadınlar sokakta gezmez vb.

    Toplum ve eşleri tarafından çeşitli kısıtlara maruz kalma; sosyal becerileri tam olarak edinememiş ve kimlik gelişimi tamamlanamamış kız çocuklarının ise evliliklerinde ne derece mutlu olacağı tartışmalıdır. Literatüre bakıldığında erken yaşta evlenmenin olumsuz sonuçlarla ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Erken yaşta evliliklerin bir başka sakıncası da gebelikten korunma yöntemleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan kız çocuklarının istenmeyen gebelik yaşama riskinin yüksek olmasıdır. 18 yaş öncesi kız çocuklarının üreme sistemi henüz olgunlaşmadığı için gebelik bu yaşta ki kız çocuklarında çeşitli sağlık sorunları ve hatta ölümlere neden olabilmektedir. Hipertansiyon, kansızlık ve kanamalar ve bel çukurunda düzleşmeler olarak sıralanabilir. Ayrıca erken yaşta gebeliklerde erken ve zor doğum riski ve bebek ölüm ihtimalleri artmaktadır. Bunun yanı sıra kendisi çocuk olan bireylerin anne olması bebeklerine gerekli bakımı sağlayamamalarına ve çocuğun bakımsızlıktan ölme ihtimalini de arttırmaktadır ( Başer,2000).

    Çocuk Evliliklerinin Nedenleri

    Çocuk evliliklerinin birçok sakıncası olmasına rağmen Türkiye’de devam etmesinin birçok nedeni vardır. İlk olarak kanunların çocuk evlilikleri konusunda düzenleyici olması gerekir. Çocuk koruma kanununda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gereken çocuk olarak tanımlamaktadır. Ancak var olan düzenlemeler 15 yaşın üzerindeki bir çocukla yasadışı olarak evlenen birey ancak şikayet edildiği takdirce cezalandırılmaktadır. Bu durum işleyişte de problemlere neden olmaktadır. Çocuk koruma kanunda 18 yaş altındaki bireylerin korunması gerektiğini belirtmesine rağmen bir yandan da 15 yaş üzeri bireyle evlenen kişi hakkında sadece şikayetle işlem yapıldığı görülmesi 16 yaş ve üzerindeki çocukların evlenmesine resmi olarak izin verebilmektedir. Bu durum 15-18 yaş arasındaki çocuk evliliklerin en büyük nedenlerinden biridir.

    Ailelerin eğitim ve gelir düzeyi de çocuklarının erken yaşta evlendirme riskinin yüksek olduğunu bildirmektedir ( Çakmak, 2009; Özcebe ve Biçer, 2013). Maddi sıkıntıların yaşandığı ailelerde kız çocuklarının evlendirilmesi ailenin yükünü azaltabilmektedir. Özellikle karşılığında başlık parası alınıyorsa aile ekonomisine katkı dahi sağlayabilmektedir.

    Bir diğer nedeni ise; geleneksel uygulamalardır. Toplumun bazı kesimlerinde hala sürdürülmekte olan başlık parası, beşik kertmesi ve kan bedeli evliliği gibi geleneksel uygulamalar kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesine neden olmaktadır. Ayrıca toplumda evlilikle ilgili olan kalıp yargılar da bu uygulamanın sürdürülmesine neden olmaktadır. Geç evlenen kızlar evde kalır ve kızların erken evlenmesi eşlerine itaatini arttırır gibi cümleler kalıp yargılara örnek olabilir. Ailelerin sahip olduğu inançlar kızların erken yaşta evlendirilmelerine neden olabilir. Bununla bağlantılı olarak ailelerin korumacı cinsiyetçilik düzeylerinin onların çocuklarını erkenden evlendirilmelerine neden olduğu söylenebilir. Korumacı cinsiyetçilik bir yandan kız çocukların erken yaşta evlendirilmeleri onları evlilik öncesi ilişki yaşamasını engelleme ve cinselliğin yalnızca evlilik için yaşaması gibi bir işlev görebilir. Erken evliliklerin korumacı cinsiyetle yakından ilişki olduğu düşünülmektedir ( Sakallı ve Glick,2003).

    Çocuk Evliliklerinin Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri

    Ülkemizde çocuk gelinler diğer ülkelere oranla daha fazladır. Birey ve toplum düzeylerini de oldukça etkilemektedir. Öncelikle bu sorunla mücadele ederken gelişmiş ülkelerin uyguladıkları modellere bakılması fayda sağlayacaktır. Bu evliliklerin fazla olmasının en büyük nedenlerinden birisi toplumda normal olarak kabul edilmesidir. Bu evlilikler bir suç, hastalık veya insan hakları ihlali olarak görülmediğinde bu tür evlilikler engellenememektedir. Bu toplumsal yargıya düzeltmek için toplumun bilinçlendirilmesi bu konuda eğitim verilmesi ve sosyal medya üzerinde bilgilendirme yapılması yararlı olacaktır. Bu bağlamda eğitim, sağlık ve adalet çalışanları ile birlikte ailelere ve çocuklara yönelik bilinçlendirme eğitimleri düzenlenebilir. Ayrıca MEB müfredatına Çocuk Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği derslerinin eklenmesi çocukların farkındalığını sağlamakta etkili olabilecektir.

    Çocukların Eğitimi
    Eğitim seviyesi arttıkça erken evliliklerin sayısı düşmektedir. Eğitim ayrıca dolaylı olarak da bireyin hayatına ilişkin temel karar mekanizmalarında daha etkin olmasını sağlamakta ve bir bilinç geliştirmektedir. Çocukların zorunlu eğitim ve öğretimlerini tamamlamayan veliler tespit edilmeli ve haklarında caydırıcı önlemler alınmalıdır (Aydemir, 2009).

    Örgün eğitim içinde yer alan çocuklar için erken yaşta evlenmenin sakıncalarının anlatıldığı kazanımlar müfredata eklenmelidir. Anne-çocuk sağlığı, üreme sağlığı gibi konular müfredatta yeterince yer almalıdır (Aydemir, 2009). Geleneksel değerlerin hâkim olduğu ekonomik yönden geri bölgelerdeki bölge okulları ve pansiyonlarının sayıları artırılmalıdır. 1997 yılında 8 yıla çıkarılmış olan zorunlu eğitim, okul öncesi eğitimle birlikte 13 yıla çıkarılmalıdır (Aydemir, 2009). “Haydi Kızlar Okula Kampanyası” gibi kızların okullaşma oranının artırılmasına yönelik kampanyalar düzenlenmelidir. Küçük yaşta evliliklerin önlenmesi bakımından meslek edindirme kurslarına önem verilerek kadınların iş kurabilmeleri için imkanlar sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Halkın Eğitimi
    Okuma-yazma bilmeyen kadın oranının fazlalığı dolayısıyla kadınlarda okuma yazma oranını artırmak için kadın okulları açılmalıdır. Aileler erken yaşta evliliklerin tıbbi, psikolojik ve sosyolojik sakıncaları konusunda ikna edilmelidir. Bu konuda hem annenin hem de babanın eğitimi çok önemlidir ve bu eğitim sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).

    Erken yaşta evliliklerin sağlık açısından zararları ile erken evliliğin sebep olduğu erken gebeliklerin meydana getireceği tehlikeler ve aile planlaması hakkında toplumun geneline yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması gerekmektedir (Aydemir, 2009). Yine farkındalığı arttırmak adına toplumsal hayatı etkileyen yazılı ve görsel basından yararlanılmalıdır. Broşürler hazırlanarak yaygın dağıtımı sağlanmalıdır. Spot filmler hazırlanmalı, TV kanallarında yayınlanması sağlanmalıdır. Özellikle Devlet büyüklerinin erken yaşta evliliğin sakıncalarına değinecekleri konuşmalarını halka duyurmaları etkili olabilir (Aydemir, 2009). Sorunlarla karşı karşıya kalındığında şikâyet başvurusu yapılacak birim ile SHÇEK’in telefon numaraları ve oluşturulacak bir şikâyet hattının irtibat numaraları kamuoyuyla paylaşılmalıdır (Aydemir, 2009).

  • Nedeni bilinmeyen ateş (fever of unknown origin-fuo)

    3 haftadan uzun süre ile,

    Viral enfeksiyonlar

    Ameliyat sonrası ateşler

    İlaç ateşleri ekarte edilir

    >38.3C olan ateş olguları

    Hastanede Bir hafta veya daha uzun süre incelemeyle nedeni bulunamamış,

    Klasik NBA

    Nozokomiyal NBA

    Nötropenik NBA

    HIV ile ilişkili NBA

    Klasik NBA

    38,3* ateş ve 3 haftadan uzun süremesi

    3 gün hastanede yatırılarak araştırmasına rağmen ve 3 ayrı gün hastanede yatırılmadan yapılan tetkiklerden sonra ateş nedeninin saptanamaması

    Nozokoniyal NBA

    Ateş >38.3oC

    Yatışta infeksiyon yok

    En az iki Kültürlerin inkübasyonu dahil üç günde tanı konulamamış olması

    En sık nedenler:

    Clostridium difficile

    pulmoner emboli,

    Septik tromboflebit,

    C.difficile infeksiyonu

    IV katater infeksiyonu,

    İlaç ateşidir

    Nosokomiyal sinüzit,

    Nötropenik NBA

    Ateş >38.3oC

    Nötrofil <500/mm3

    Kültürlerin inkübasyonu dahil üç günde tanı konulamamış olması En sık nedenler: – Kaynağı belirsiz bakteriyel inf.lar.

    Perianal enfeksiyon,

    Herpes virus,

    Aspergilloz, kandidiyaz gibi invazif mantar inf.ları

    HIV İLE İLİŞKİLİ NBA

    Ateş >38.3oC

    Doğrulanmış HIV infeksiyonu

    Ayaktan hastada 4 haftadan, hastanede izlenen hastada 3 günden uzun süreli ateş olması

    En sık nedenleri:

    Dissemine MAC, tüberküloz, P. carinii, NonHodgkin lenfoma ve ilaç ateşi en sık.

    Yaygın fungal infeksiyonlar,

    Salmonelloz ve CMV infeksiyonu da akla gelmelidir

    NBA Nedenleri Üzerine Etkili Faktörler

    Coğrafik faktörler

    Başvuran hasta özellikleri (nutrisyon, hijyen, çevresel f.)

    Hasta yaşı

    6-14 yaş – Kollajen doku hastalıkları

    Yaşlılar – temporal arterit, intraabd. inf.lar, bilier trakt inf.ları, maligniteler

    Araştırmacı-hekim deneyimi

    Zaman (yeni diagnostik teknikler)

    NBA Nedenlerinin Yaş ile İlişkisi

    <6yaş

    Bakteriyel ve Sistemik viral inf.
    6-14 yaş Kollagen vasküler hastalıklar

    İnflamatuar barsak hastalıkları

    >14 yaş

    İnfeksiyon

    Malignite

    Kollagen vasküler hastalıklar

    NBA NEDENLERİ

    Hastalık Dünya Türkiye
    Enfeksiyon 21-58 42-65
    Kollajenoz 13-24 6-34
    Malignite 6-31 8-26
    Değişik 4-27 4-16
    Tanısız 7-38 4-35

    NBA’nın en sık nedenleri

    İnfeksiyon

    Tüberküloz

    Endokardit

    Apseler

    Osteomyelit

    Viral inf. (EBV, CMV, HIV)

    Bruselloz

    Salmonelloz

    Lyme hastalığı

    Prostatit

    Sifiliz

    Malignite

    Lenfoma

    Solid tümörler

    Lösemi

    Atrial myxoma

    Kaposi sarkomu

    Akciğer kanseri

    Multiple myeloma

    Metastatik kanser

    Hepatoma

    Myelodisplastik send

    Viral İnfeksiyonlar

    CMV

    EBV

    HIV (geç antikor cevabı, uzamış mononükleoz sendromu)

    HCV, HBV (periarteritis nodosa)

    Enterik ateş

    Bruselloz

    Q ateş, psittakoz, Lyme hastalığı,kedi tirmağı hastalığı

    Malarıya ve toksoplazma

    Mantar-> Histoplazma, candida, aspergillus

    NBA’nın en sık nedenleri

    Kollajen doku – Otoimmün

    Romatizmal ateş

    Romatoid artrit

    SLE

    Temporal arterit

    Granulomatöz hepatit

    Hipersensitive vasküliti

    İnfl. Barsak hastalıkları

    Reiter sendromu

    Erişkin Still hast.

    Polimyaljia romatika

    Diğer

    İlaç ateşi

    Faktisiyöz

    FMF

    Behçet

    Tiroidit

    Santral ateş

    Hematom

    Pulmoner emboli

    DVT

    Tüberküloz

    Tüm NBA’ların %23’ü

    Milier (%50’sinde ppD (-))

    Renal (ateş, hematüri, steril pyüri)

    Mezenter lenf nodu (ateş, abdominal bulgu ?)

    Tubal, endometrial ( ateş?, adet düzensizliği)

    İNFEKTİF ENDOKARDİT

    KKH veya edinsel kalp hastalığı olan hasta 2 haftadan uzun süre ateş varsa akla getirilmeli

    Klinik tanı güçlüğü:

    Üfürüm olmaması

    Fizyolojik olarak değerlendirilmesi

    Kültür negatifliği:

    Sağ kalp endokarditi

    Nonküratif antibiyotik tedavisi

    Zor üreyen etkenler

    ÜREMESİ GÜÇ ETKEN

    Nutrisyonel defektli

    Mantar streptokoklar

    Aspergillus

    Haemophilus aphrophilus

    Legionella

    Actinobacillus

    Brucella spp. actinomycetemcommitans

    Coxiella burnetti

    Cardiobacterium hominis

    Chlamydia psittaci

    Eikenella corrodens

    Mycoplasma hominis

    Kingella kigae

    Bartonella

    APSELER

    Intraabdominal apselerAbdominal cerrahi

    Subdiafragmatik

    Subhepatik

    Pelvik apse – Jinekolojik girişim sonrası

    Perinefritik apse

    Dental apse (Lokal semptomlar nedeni)

    Beyin apsesi ( ile daha seyrek NBA nedeni)

    Retroperitoneal

    Paraspinal

    OSTEOMYELİT

    Rahatsızlık, tutukluk, özellikle çocukta hareket kısıtlılığı ilk bulgu olabilir.

    Sintigrafik inceleme (Tc, Ga) yöntemleri direk grafiden daha erken dönemde tanınmasını sağlayabilirse de; romatizmal imflamasyon ve tümörden ayırt etmeyebilir.

    MR erken dönemde ödem ve kan akım değişikliğini gösterebilir.

    Salmonella typhi ve türevler

    Tropikal bölgenin major sebebidir

    Ateş uzun sürer ve relatıf bradikardi

    TANI gaıta kx ve Kİ kx

    GIS İNFEKSİYONLARI

    özellikle >60 yaş’ta tanısı güç olabilir

    Kolesistit – genellikle

    Asendan kolanjit – kolelitiyazis, pankreatit zemininde gelişir.

    Divertikülit – Mevcut

    Apendisit – görüntüleme

    Rüptüre kolon malignitesi – yöntemleri ile genellikle tanınır

    Üriner Sistem İnfeksiyonları

    Renal/perinefritik apse

    Prostatit/prostatik apse

    Renal malakoplaki : Enterik bakteri infeksiyonu ile birlikte, hücre içi bakteri öldürme defektlilerde görülür; Submukozal plak ve nodüllerle karakterli; tedavi edilmezse fatal

    NEOPLASTİK HASTALIKLAR

    Lenfoma, lösemi

    Retroperitoneal tutulum ve izole dalak lenfomasında sık

    Hepatoma

    Hipernefroma

    Atrial myxoma

    Kolon adenoCa

    Karaciğer ve SSS metastazları

    KOLLAGEN DOKU HASTALIKLARI

    Vaskülit

    Erişkin Still artralji, poliserozit, LAP, splenomegali, soluk raş, lökositoz, anemi, ESR 

    SLE

    RA

    AŞIRI DUYARLILIK VE OTOİMMUN HASTALIKLAR

    İlaç ateşi

    Sensitize T lenfositlerden sitokin salınımı

    Tedavi başlandıktan 1-3 hf sonra başlar;

    48-72 saatte geriler.

    Bulgular

    Relatif bradikardi,

    Eozinofili ve/veya raş (%20-25)

    İLAÇ ATEŞİ NEDENLERİ

    Antibiyotikler

    Beta-laktamlar

    Sülfonamidler

    Antimalaryal ilaçlar

    Antiepileptik ilaçlar

    Barbitüratlar

    Fenitoin

    NSAID’ler

    Antineoplastik ilaçlar

    Antiaritmikler

    Kinidin

    Prokainamid

    Antihipertansifler

    Hidralazin

    Metil dopa

    H1 – H2 res. blokör

    Anti-tiroid ilaçlar

    GRANULOMATÖZ HASTALIKLAR

    Granulomatöz hepatit

    Sarkoidoz

    İnflamatuar barsak hastalıkları

    Temporal arteritis

    FAKTİSİYOZ ATEŞİ

    Taklit

    Termometre manuplasyonu

    Hemşire gözlemi değiştirilmesi

    Pirojen madde enjeksiyonu/oral alımı

    idrar

    feçes

    aşı

    bakteri kültürü

    FM normal, cilt sıcak değil, genel durum iyi,eşlik eden bulgular yok, 42C’a çıkıp aniden düşebiliyor

    DİĞER NEDENLER

    Karaciğer Hastalıkları

    siroz

    alkolik hepatit

    Hematolojik Hastalıklar

    Siklik nötropeni

    Myelofibrozis

    Hematom

    Santral Sinir Sistemi Hastalıkları

    Kanama

    Hipotalamik hastalıklar

    Endokrin ve Metabolik Hastalıklar

    Tiroidit

    Hipertiroidizm

    Addison Hastalığı

    Hipertrigliseridemi

    Fabry Hastalığı

    Vasküler Hastalıklar

    Aort disseksiyonu

    Pulmoner emboli

    Derin ven trombozu

    Periyodik Ateş

    PFAPA=periyodik ateş aftöz stomatit farenjit ve servikal LAP

    Siklik nötropeni

    AAA

    Hiper İgD

    TRAPS TNF receptor ilişkili ateş

    NBA’lı Olguya Yaklaşım

    Birinci Basamak

    Detaylı bir öykü alınmalı ve FM yapılmalı, bulgulara yönelik Lab. testleri istenmeli

    Hastanın ateşi ve ateş paterni kayıt edilmeli

    Hastanın bütün şikayetlerinin detaylı bir öyküsü alınmalı ve tanımı yapılmalı – Ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, başağrısı, görme bozukluğu, bel ağrısı, karın ağrısı, döküntü, şuur değişiklikleri vs.

    Şu sorular mutlaka sorulmalı:

    Meslek

    Seyahat

    Hasta kişilerle temas

    Hayvan teması

    Çalışma ortamı

    Alışkanlıklar

    Cinsel davranış

    Kullandığı İlaçlar

    Kronik hastalık

    Ailede benzer hastalık

    İmmünizasyon

    Beslenme

    Travma-Op. öyküsü

    FİZİKİ MUAYNE

    FM bulguları başlangıçta tanı koydurucu olmayabilir

    Sık aralıklarla tekrar edilmeli.

    Bütün sistemler dikkatlice değerlendirilmeli

    LABORATUVAR TESTLERİ

    Tam kan sayımı, Sedim, PY, KCFT, TİT, PA Akciğer grafisi, kalın damla

    Kültürler: Kan, idrar, boğaz, gaita vs.

    Seroloji: Wright, Gruber-widal, ASO, CRP, RF, ANA

    ppD

    Lumbar ponksiyon

    Tam kan sayımı

    Anemi

    Lösemi ve prelösemik tanı

    Atipik hücre HSV enfeksiyon

    Lökosıtoz ile beraber bant formasyon varsa B.enf.

    İKİNCİ BASAMAK

    Anamnezin gözden geçirilmesi

    FM tekrarı

    Konsültasyon

    İnfeksiyon hastalıkları

    Onkoloji

    Romatoloji

    Görüntüleme Yöntemleri

    Kan tetkikleri

    Moleküler Yöntemler – PCR

    Görüntüleme yöntemleri

    EKO

    Vejetasyon ve atrial myxoma tanısında değerli

    TEE, endokardit tanısında TTE’den daha değerli

    USG, BT

    Karın içi apse, malignansi, organomegali, retroperitoneal ve mediastianal LAP (BT ayrıca kafa içi tümör, apse)

    MRG

    Beyin ve MS’deki epidural apseler, tümörler, Yumuşak doku inf. osteomyelit

    Görüntüleme yöntemleri

    Sintigrafik inceleme

    Tc-99m: Kemik ve yumuşak dokuların infeksiyonu

    In-111 işaretli Lökosit Sintg. Lokalize apse

    PET Scan

    Malignansi, inflamasyon lenfoma

    IVP

    İntrarenal, perireal apseler,

    renal tümörler

    Venöz Doppler USG

    Venöz tromboz

    Üçüncü Basamak

    İnvaziv prosedürler

    Kİ aspirasyonu ve kültürü

    Kİ biyopsisi

    Lenf bezi biyopsisi

    KC iğne biyopsisi

    Deri ve kas biyopsisi

    Temporal arter biyopsisi

    Tiroid İİAB

    Tüm biyopsi örnekleri, bakteri, mantar ve tüberküloz yönünden kültür edilmelidir.

    Endoskopik girişimler

    Üst GIS endoskopi,

    Rektoskopi, sigmoidoskopi

    Bronkoskopi

    Sistoskopi

    Sonuç

    Tetkikler uygun yapılırsa hastaların %90 dan fazla NBA nedeni bulunacaktır.

    En sık nedeni enfeksiyon Kolllajen hastalıkları ve malıgnitelerdir.

    Nötropeni ve HİV positiflerde NBAnın Ana nedeni enfeksiyondur

    Test edici tedavi yaklaşımları

    Antipiretikler

    Empirik tedavi

    ppD(+) liği ile birlikte biyopsi ile granülomatöz hepatit saptanması durumunda antitbc. tedavi,

    Tanı kriterleri tamamlanmamış olsa da periferik bulgular varlığında kuşkulu endokarditte antibiyotik kombinasyonları

    Hiperendemik bölgede, sıtma tedavisi

    Polimiyaljia romatika düşünülen hastada steroid tedavisi.

    Erişkin Still şüphesinde steroid tedavisi

    Araştırıcı laparotomi

    İlk üç basamakta invaziv ve non-invaziv yöntemlerle tanı konulamamışsa yapılır

    PROGBOZ

    Hastaların ~¼’ünde tanı konulamıyor

    Ateş süresi uzadıkça infeksiyon olasılığı

    NBA tanısıyla takip edilerek tanı konamadan çıkarılan hastaların 5 yıllık izlemlerinde %20 olguda tanı konulmuş, %50 olguda ateş kendiliğinden düşmüş ve %30 olguda ateş devam etmiştir. Son grupta mortalite %3.

    77 hasta üzerinde çalışma

    Enfeksiyon hastalıkları—35 hasta

    Enterik ateş—5

    İYE—5

    EM—4

    osteomiyelit—3

    CMV—3

    diğerler—15

    Maliğnansiler—10

    Oto immün hastalıkları—5

    diğer–19

  • Okul Öncesi Dönemin Önemi

    Okul Öncesi Dönemin Önemi

    Çocukların keşfetmek ve öğrenmek için doğal bir eğilimleri vardır. Öğrenme çok erken yaşlarda başlar ve hayat boyu devam eder. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren, daha okula başlamadan çok önce öğrenmek ve keşfetmek için büyük bir heves duyarlar: etkin bir şekilde çevrelerini keşfederler, iletişim kurmayı öğrenirler ve çevrelerinde gördükleri şeylere dair fikirler oluşturmaya başlarlar. Okul öncesi dönem, yaşamın temelidir. Bu dönemde öğrenme hızı çok yüksektir. Çocuğun ne kadar keşfedebileceği, neler öğrenebileceği ve hangi hızla öğrenebileceği çocuğun çevresinin ne kadar destekleyici olduğuyla ve çocuğa ne gibi olanaklar sunulduğuyla yakından ilişkilidir. Erken yaşam deneyimleri çocuğun okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair geliştireceği tutumları belirler ve okul başarısını etkiler. Okul öncesi dönemde olumlu deneyimler yaşayan çocuk okula, öğrenmeye ve kendi becerilerine dair olumlu tutumlar geliştirir. Çocuğun erken yaşta olumsuz deneyimler yaşaması ise onun bütün eğitim yaşamını etkileyecek problemler yaşamasına neden olabilir. Okul öncesi çağda olumsuz deneyimleri olan çocuğun öz değerinin düşük olduğu, okulda ve okul sonrası yaşamda düşük başarı gösterdiği ve daha fazla davranış problemi sergilediği bilinmektedir.

    Eğitim hakkı farklı çocuklar için farklı engeller ile ihlale uğramaktadır. “4+4+4 eğitim sistemi” ile birlikte okula yeni başlayacak 5-5,5 yaş çocukların çok çeşitli sıkıntılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Çocukların bir kısmı, okula başlamamak için gelişim açısından “yetersiz” raporu almak zorunda kalmış, okula başlayanlar uyum sorunları yaşamış, çocukların bir kısmı da ikinci dönem kalem tutma ve yazı yazmaya geçildiği aşamada yeterli gelişmeyi gösteremeyip okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de yapılan çalışmalara bakıldığında,okul öncesi eğitim 71 ilde zorunlu hale getirilmesine rağmen okul dönemine geçen çocukların okuma yazma çalışmalarında yetersiz kaldığı özellikle dezavantajlı grupta yer alan ( yoksul, göçmen vb) ailenin çocuklarının eğitimi yarıda bıraktığı veya öğrenmekte güçlük çektiği görülmektedir.

    Okula başlama, zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir “hazırlıklı oluş” gerektirir. Bunun anlamı, çocuğun herhangi bir duygusal zorluğa uğramadan, kolayca ve yeterli bir şekilde öğrenebileceği dönem olarak tanımlanır. Okula başlamak yalnızca okuma-yazma öğrenmek demek değildir. Bu noktada; okul öncesi eğitim önemlidir çünkü bireyin yaşam boyu edineceği becerilerin temeli okul öncesi dönemde atılır. Gerekli becerileri edinerek okula hazır başlayan çocuklar beklentileri daha kolay karşılar. İlköğretime hazırlık kapsamında okuma-yazmayı öğrenmek, matematik işlemleri yapabilmek için gerekli becerilerin kazandırılması ancak okul öncesi eğitim ile gerçekleşir.

    Dünyanın pek çok ülkesinde eğitim sistemlerinin başlangıç süreci ile eş zamanlı olarak uygulamaya konulan okul öncesi eğitim, ülkemiz eğitim öğretim sistemi içinde sadece 15 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Bu durum eğitimde aksaklıklara neden olmakla birlikte çocukların diğer eğitim süreçlerini de etkilemektedir. Okul öncesi dönemde dikkat edilmesi gereken konulardan birisi çocuğun hazır bulunuşluk düzeyidir. Hazır bulunuşluğun gerçekleşebilmesi için öncelikle olgunlaşmanın ve öğrenmenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Örneğin; 6 yaşındaki bir çocuğun okuma yazmayı öğrenebilecek zihinsel düzeye (yaş-zekâ- sinir sitemi koordinasyonu) sahip olması ve buna istek duyarak olumlu tutum sahibi olması hazır buluşluk düzeyini arttırmaktadır. Okul öncesi dönem çocuğun eğitime başlaması ve oyun döneminin yanı sıra eğitime hazırlığı açısından da oldukça önemlidir. Bu süreçte çocuğun hem aile tarafından hem de öğretmenler tarafından desteklenmesi önemlidir.

  • İshallerin en önemlisi rotavirüs ishali

    Gastroenteritler (bağırsak iltihabı), dünya genelinde, özellikle de yenidoğanlarda ve 5 yaş altı çocuklarda morbidite ve mortalitenin(ölüm oranı) majör nedenlerindendir. Çocukluk çağı ölümlerinin büyük bir kısmından sorumlu tutulan akut gastroenteritlerde etken sıklıkla virüslerdir ve viral gastroenteritlerin en önemli etken ise Rotavirusdur. Yenidoğan diyare veya kış diyaresi olarak da bilinen rotavirus ishaller hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için önemli bir sorun teşkil etmektedir.

    Rota virüs ishallerini önemli kılan özelliklerden biri de; ishal nedenli hastaneye yatış oranının fazlalığıdır. Bu anlamda getirdiği ekonomik yük, aile ve ülke için maliyetli olarak göünmektedir. akut gastroenterit tanısıyla hastaneye yatışların %39’unu oluşturmaktadırlar.

    Hem gelişmiş, hem gelişmekte olan ülkelerde süt çocuğu ve daha büyük çocuklarda ishale bağlı ağır dehitratasyonla hastaneye yatışın en sık nedeni,rotavirüslerdir. Son çalışmalarına göre yılda yaklaşık 110 milyon gastroenteritli hastalarına, 25 milyon polikliniğine, 2 milyon hastaneye yatışa ve 440.000 bin çocuğun ölümüne neden olmaktadır.

    Dünyada yaklaşır 50 çocuktan biri ishal ve su kaybından hastaneye yatmakta iken Türkiye’de ise her yıl ortalama 20-25 çocuktan biri ishal olmaktadır. Aynı oranda görünmesine karşın Gelişmiş olan ülkelerde rota enfeksiyona bağlı ölüm oranı az olmasının nedeni, hastaneye ulaşılabilirliği ve hastaneye yatış oranının fazla olmasıdır.gelişmekte olan ülkelerde ölüm oranı yüksek olamsının nedeni manütrisyon ve hijyen şartlar optimum olmamasıdır.Yaş ne kadar küçükse ve bakım şartları ne kadar kötüyse, rota virüsü de çocuğu o oranda kötü etkiler.

    Anne sütü almamak, kalabalık yaşam, düşük sosyo ekonomik düzey ve rota aşısı yapılmaması durumunda da ağır seyredebilmektedir. Oldukça bulaşıcı olan hastanın bulaşma ağız-dışkı yolu ile olurken sıklıkla kreş ve okul gibi toplu yaşanan yerlerde salgınlara yol açmaktadır. Hastalığın bulaşmasında rota virüsünün üzerine yapıştığı iç çamaşırları, giysiler, oyuncak ve yatak çarşafları önemli rol oynamaktadır. Virüs aynı zamanda öksürme ve hapşırma ile de yayılabilmektedir.

    Klinik olarak rotavirüs enfeksiyona maruz kaldıktan 12 saat ile 4 gün arasında şikayetler başlamakta ve 4 ile 8 gün arasında sürmektedir. Çoğunlukla 18 saat ile 48 saatlik kuluçka süresini takiben aniden kusma ile başlar, hastaların yarısında yüksek ateş tablosu eşlik eder, çok kötü kokulu ishal ile karın ağrısı belirtilere eklenir. Özellikle inatçı kusma ve ishal ile karakterizedir.

    Buna bağlı olarak ağır dehidratasyona neden olmaktadır. Hastalık genellikle hafif seyreder, ağır klinik tablolarda aşırı sulu ishale bağlı sıvı ve elektrolit dengesizliklerine ve ölümle sonuçlanabilen dehidratasyona yol açabilmektedir.

    Tanı; öykü, fizik muayene ve laboratuvar bulgularıyla konulur. Etken virüse yönelik testler elisa ve lateks aglutinasyon dışkı örneğindeki rota virüs antijenin temel tanı yöntemleridir.

    Tedavide; Akut gastroenteritli çocuklarda yaşam kurtaracak en önemli yaklaşım dehitratasyon tedavisidir. Hafif ve orta dereceli dehitratasyon saptanan çocuklarda oral rehiditasyon sıvı(ORS) verilir.

    Yoğurt, pirinçli yoğurt çorbaları, patates ve muz gibi ishale uygun besin maddeleri, bebeklerde anne sütü ve özel ishal mamaları öncelikle verilmelidir.Aşırı sıvı kaybı olan çocuklarda intravenöz sıvı tedavisi uygulanır.

    Korumada hijyen öncelik gelir. Çocukların el temizliğine büyük önem verilmeli ve kreş, anaokulu öğrencileri hasta olduklarında okula gönderilmemelidir. Ev içi bulaşları önlemek için ortak kullanılan oyuncak ve benzeri eşyaların temizliğine özen gösterilmelidir.Emziren anneler, bebeğin altını temizledikten sonra ellerini yıkamadan bebeğe temas etmemelidir.

    Korunmada en çok önemli olan ise hastalık için geliştirilen rota virüs aşılarının uygulanmasıdır. Uygulama ise ağız yolu iledir. ülkemizde iki çeşit rota virüs aşısı bulunmaktadır.

    Monovalan insan rotavirüs aşısı (Rotarix): Rotavirüs suşunun zayıflatılmasıyla elde edilmiştir. Aşı 6 haftadan itibaren en az 4 hafta ara ile iki doz olarak uygulanmaktadır.

    Pentavalan insan-sığır reassortan rotavirüs aşısı (Rotateq): İlk dozu 6.haftada olmak üzere en az bir ay ara ile üç doz olarak uygulanmaktadır.

    Aşıların koruyuculuğu % 85 ile %95 arasında değişmektedir.Aşılarının diğer özelliği ise hastalığını hafif seyretmesini neden olmaktadır.

    AŞIYA ÖYLE BİR ZAMANDA BAŞLANMALI Kİ EN SON DOZU EN GEÇ BEBEK 32 HAFTALIK OLDUĞUNDA YAPILSIN; DAHA GEÇ KALINDIYSA AŞIYA HİÇ BAŞLANMAMALIDIR.

  • Dostça Boşanmak

    Dostça Boşanmak

    Geçtiğimiz günlerde, köşe yazarı Onur Baştürk’ün, tanınmış bir simanın boşanmasına dair bir yazısına denk geldim. Bu çiftin, boşanma sonrasında, birlikte gülümsedikleri bir fotoğraf üzerine ve boşanma şeklinin ne kadar medeni olduğuna dair bir yazıydı. Ben de psikolog gözlüğümle bu fotoğrafa bakıp düşündüm. Beş çocuğu olan bir çift, gün geliyor yollarını ayırmaya karar veriyor. Kavgasız, gürültüsüz, gülümseyerek..Toplumumuzun alışkın olmadığı bir tablo..Sanki ayrılıklar her daim kavgalı, çekişmeli, bolca hakaretli olur gibi bir toplumsal algıdan söz edebiliriz. Oysa ki, her çiftin evlilik kararı alma motivasyonu ve enerjisi nasıl farklılık gösteriyorsa, ayrılma nedenleri ve biçimleri de yine farklılık gösterecektir ve evet gülümseyerek, hatta el ele tutuşarak boşanmak neden mümkün olmasın? Böyle ayrılabilen çiftler bunu nasıl başarabiliyor, bundan bir parça söz etmek istiyorum.

    Eski yıllarda, ayrılan bir kişiye “Neden ayrılıyorsunuz?” sorusu yöneltildiğinde, “Eşimle aramda iletişimsizlik var” ya da “Yürümek istediğimiz yollar farklılaştı” gibi yanıtlar alınsa, bu kişiye büyük bir ihtimalle garipseyen bakışlar atılırdı. Anne-babalarımızın zamanında bir evliliğin sona ermesi, ancak çok yoğun şiddet, alkol-madde kullanımı gibi nedenlerin varlığında belki makul sayılabilirdi. Belki diyorum, çünkü toplumumuzun genetiğine işlemiş bir “kutsal evlilik” imajı var, yani insanlar sanki boşanmamak üzere evlenirler ülkemizde. “Yuva”nın kutsallığına vurgu yapılır ve özellikle de çocuk sahibi olunmuşsa, mutlaka devam etmelidir evlilikler! Hele ki, kadınların üzerine yüklenmiş ne kadar da fazla sorumluluk vardır. “Yuvayı dişi kuş yapar” sözü yıllarca eğitimli kadınların üzerinde bile bir kambur gibi yer aldı. İlişkilerin yürümesinde sanki ana rol kadınınmış gibi bir algı hep mevcuttu.

    Kadın ve özellikle anne olmuş bir kadının çağrışımları ülkemizde sizce de şöyle değil midir? “Fedakar, kendisini çocuklarına adamış, kendi bireysel ihtiyaçlarını unutmuş, eşini idare edebilen, alttan alan, daha arka planda yer alan, derleyen, toparlayıcı vb.” Bu düzen ve kadına atfedilen, onun daha arka planda olmasını öngören sıfatlar artık İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan eğitimli, çalışan kadınlar dünyasında kabul görmüyor, herkes kendi kimliğine daha çok sahip çıkıyor. Özgürlük, özgür hissetmek çok önem taşıyor. Eskiden kırklı yaşlar “bir köşeye çekilme “ yaşıyken, şimdi “Hayat kırkında başlar” düşüncesi kabul görüyor.

    Bu bağlamda baktığımızda da, artık evlilikler de hem kadın, hem de erkek için, idare edilmesi, yürütülmesi zaruri bir kurum olmaktan çıkıyor. Evlenen her çift şüphe yok ki, mutlu olmak için evlenir; hayalleri, planları, olumlu beklentileri vardır. Ancak, geçen zaman, iki kişiyi de farklı etkileyebiliyor. Hem kadın, hem erkek kendi içinde farklılaşabiliyor, hayattan beklentileri, yapmak istedikleri, düşünce yapıları, inançları değişebiliyor. Bu değişim olurken, kadın ve erkek, ortak kümeleri olan ilişkilerini sabit tutup, yenilemezlerse denklemin bozulduğunu, sorunların baş gösterdiğini görüyoruz. Oysa ki, ilişki hem duygusal hem de cinsel olarak heyecan, tutku öğelerini her dönem yenilemelidir. Farklılıklar, karşılıklı sürprizler, rutini kırmak..İlişkide tekdüzelik bir süredir devam ediyorsa, duyguların yoğun kalması çok zor bir olasılıktır.

    Bir evliliğin devam etmesi için iki tarafın da duygusal bağının, paylaşımlarının derinliğinin, yakınlığının, karşılıklı anlayışın temel belirleyiciler olduğunu düşünürüm hep. Eşler aynı anda, hem birbirlerine bağlı, hem de özgür hissettikleri oranda mutlu ve tatminli hissederler kanımca. Eğer karşılıklı bu alışveriş uzun bir süredir sekteye uğramışsa, iki taraf da sıklıkla kendisini üzgün, enerjisi alınmış, öfkeli, mutsuz hissediyorsa, öncelikle bir evlilik terapisi almak düşünülebilir. Onları bu noktaya taşıyan nedenleri bulmak ve ilişkilerini istedikleri, hayal ettikleri noktaya taşımak için beraber, el ele verip çalışabilirler. Bu çalışma sonrası, ilişkilerini eskisinden sağlam hale getirebilen çiftlerin olabildiğini çift terapisi uygulamalarıma dayanarak söyleyebilirim. Ancak, bütün bu çabaların sonucunda duygularını harekete geçiremeyen ve yollarının tamamen ayrıştığı noktasında hemfikir olan çiftler de görüyorum.

    En çatışmasız, kavgasız boşanmalar bile kadın ve erkek için zorlayıcıdır. Neticede, bir “kayıp” duygusu yaşanır ve yas sürecine benzer inişli çıkışlı duygular yaşanabilir. Ama, bu kaybın travmatik biçimde yaşanmaması adına, ilişkiyi onarmak için çaba gösterilip sonuç alınamadıysa, anlaşmak ve uzlaşmak çiftlerin psikolojik sağlığı açısından önemlidir.

    Birbirlerinden alacak, verecek bir şey olmadığına kanaat getirmek, iki tarafın bu gerçeği olgunlukla karşılaması, kabullenmeye çalışması, Onur Baştürk’ün yazısına konu olan çiftin fotoğrafında olduğu gibi, gülümseyerek, dostça ayrılmakla da sonuçlanabiliyor. Böyle ayrılabilen çiftlerin haberlerinin medyada yer bulmasını, topluma olumlu örnek teşkil etmesi açısından oldukça yararlı buluyorum.

  • Zamanında doğan çocuklarda nörolojik gelişim basamakları

    Bir memeli hayvan (örneğin inek) doğumdan çok kısa süre sonra ayağa kalkıp annesini emmeye ve yiyecek aramaya başlamasına rağmen insan diğer hayvanlar gibi olmayıp sinir sistemi yeterince gelişmemiş olarak doğar. Beynin ve sinir sisteminin ana gelişimi doğum öncesi son iki ayda başlamak üzere en önemli gelişim aşamaları doğum sonrasında tamamlanır. Genetik yapı ve çevresel etmenlerin katkılarıyla beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yeni deneyimlerle iletişimini kuvvetlendirir ve beyin giderek olgunlaşır.

    Büyüme; vücut hacminin ve kitlesinin artması demektir. Gelişme ise biyolojik işlevlerin kazanılmasını ifade eder. Büyüme ve gelişme sürecinin belirli bir sıra düzeni vardır. Örneğin vücut kısımlarının büyümesinde başlangıçta en hızlı büyüyen baştır. İlk altı aydan sonra göğüs çevresi büyüme hızı artar. 9-12 aydan sonra ise kol- bacaklarda uzama ön plana geçer. Ergenlikte görülen büyüme hızlanmasında da önce ayak ve bacak uzunluğunda bir artış görülür. Bunu kalçaların enine büyümesi, daha sonra göğüs ön arka çapında artma, omuzların genişlemesi ve gövde uzunluğunun artması izler.

    Doğumdan sonra çocuğun büyüme gelişmesini etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Bugün gelişmiş ülkelerde çocuklar daha iyi beslenmekte, daha iyi sağlığa uygun koşullarda büyümekte, hastalıklardan daha iyi korunabilmekte, daha iyi eğitim görmüş anne-babalar tarafından büyütülmektedir. Ülkemizde de zaman içinde bu çarpıcı gelişme çocukların büyüme ve gelişiminde önemli bir rol oynamakta, olanakların ve ebeveynlerin farkındalığının artması ile geçmiş yıllara göre daha sağlıklı çocuklar yetiştirmekteyiz.

    Çocukların nörolojik olgunlaşmasını; 1) Kaba motor 2) İnce motor 3) Dil ve 4) Sosyal alanlardaki gelişmeler olmak üzere incelemekteyiz. Bu şekilde aşağıda yenidoğan döneminden altı yaşa kadar olan dönemde çocukların gelişimi ana hatlarıyla aktarılmaktadır. Gelişim evrelerinde belirtilen basamaklar genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Çocuğunuzun bu basamakların herhangi bir maddesini karşılayamaması çocuğun geri kaldığını göstermez. Çocukların gelişim düzeylerini bilimsel olarak göstermek için hazırlanmış profesyonel testler ve ölçekler (Denver I-II, Bayley, AGTE vb) mevcuttur. Okuyucularımıza ve anne babalara; kendi çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalarını, yazılanları genel bilgi amacıyla kullanmalarını ve şüphelenilen durumlarda da çocuk gelişim uzmanı veya çocuk hekimlerine başvurmalarını özellikle belirtmek isterim.

    Yenidoğan dönemi ve 1. ay:

    Kollar ve bacaklar hafif bükülü olarak gövdeye doğru toplanmış durumdadır (fleksion postürü).
    En önemli refleksi doğuştan itibaren kısa süreli ışığa ve objeye göz odaklanmasının olmasıdır.
    Yakalama refleksi kuvvetli olup ellerini yumruk yapar. Seslere reaksiyon verir

    2. ay:

    Yüzükoyun yatırıldığında başını yerden kaldırabilir. Dik tutulduğunda baş daha az düşer.
    Ellerini genelde yumruk yapar.
    Işığı ve objeyi gözleri ve başı ile 900 izleyebilir.
    Anneyi tanır, yüksek sesle irkilir.

    3. ay:
    Başını sürekli dik tutabilir. Yüzükoyun yerden başını kaldırıp direnebilir.
    Ellerini ve bacaklarını istemli olarak tek tek hareket ettirebilir.
    Nadiren ellerini yumruk yapar. Eline verilen objeyi kısa süre tutabilir.
    Elindeki objeye bakabilir ve cisimleri 1800 izler, yüze odaklanabilir.
    Memnuniyetini ses çıkararak belirtebilir. Sesli gülebilir.

    4-5. aylar:

    Kendi etrafında dönme çabası ile başlar ve dönebilir.
    Yüz üstü pozisyonda el bilekleriyle kendini destekleyerek başını ve göğsünü yataktan kaldırabilir.
    Her iki eli ile yakalar ve elleriyle objeye ulaşmaya çalışır. Objeyi ağzına götürür.
    Çıngırağı uzun süre sallayarak oynar ama düşürünce alamaz
    Sesli gülebilir, Çevreye bakarak eğlenir.
    Aktif olarak etrafına bakar, başını sesin geldiği yöne çevirebilir.

    6. ay:

    Destekle oturur. Baş kontrolü tamdır.
    Yüzükoyun pozisyondan sırt üstü dönebilir.
    Başparmağını kullanır. Biberonunu tutabilir, ayaklarını yakalar.
    Objeyi bir elinden diğerine geçirir
    Yiyecekleri gördüğünde ve tanıdık ses duyduğunda heyecanlanır, kendi kelimeleri ile konuşur (agucuk yapar).
    Yabancıları ve aile fertlerini tanır

    7-8. aylar:

    Ellerini destekleyerek kısa süreli oturabilir.
    Objeleri masaya vurur.
    Da-da, ba-ba/dede gibi iki heceli kelimeleri söyler
    Bütün objeleri ağzına götürür.
    Kolları ile kişilere uzanır

    9-10. aylar:

    Desteksiz ve bağımsız oturur, oturma pozisyonuna geçer.
    Emekler, sürünür, tutunarak ayağa kalkar. Tutunarak ayakta durabilir.
    Başparmağı ile işaret parmağı arası yakalama yapabilir
    Yardımla bardaktan içebilir
    Bay bay diye el sallar.

    11-12. aylar:

    Düzgün olarak emekleyebilir.
    Tek başına ayakta durur
    Tek elinden tutarak gezer
    Basit emirleri anlar
    2-4 anlamlı kelime söyler, anne/baba anlamlı söyler
    Müzik dinler

    13-15. aylar:

    Tutunmadan yürür ama kolay düşer.
    Sürünerek merdivenleri çıkabilir.
    Kalemle anlamsız çizgiler çizer, karalar.
    4-6 tane mantıklı kelime kullanır, kendine özgü konuşur.
    İsteklerini eliyle gösterir. İşaretle cisimleri gösterebilir

    18. ay:

    Yardımla merdivene, yardımsız sandalyeye çıkabilir.
    Ayağa kalkar, oyuncağını taşıyarak yürüyebilir
    İki dört küpü üst üste koyabilir
    Topu karşısındakine atabilir.
    Yemeğin tümünü yardımsız yiyebilir.
    10-20 kelime haznesi vardır, sorulduğunda 2-3 organını işaret eder.
    Giysilerini, çoraplarını, eldivenlerini çıkarabilir.

    24. ay:

    Koşabilir, merdiveni her iki ayağıyla inip çıkabilir.
    İki ayağı üzerine zıplayabilir
    Kitap sayfalarını beceriksizce çevirebilir, bildiği objelerin resmini gösterir
    Ben ve sen kelimelerinin kullanır
    İki-üç kelimelik cümle kurar

    2-3 yaşlar:

    Rahatça koşar, merdiven çıkıp inebilir.
    Objeleri düşürmeden yerden toplar,
    Topa ayağıyla vurabilir, atlar
    Geri geri yürüyebilir
    Ellerini yıkar, kurular
    7-8 küpü üst üste dizer, tren yapar
    İdrar ve gaita kontrolü kazanır, tuvalet terbiyesi başlar.

    3-4 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde durabilir, üç tekerlekli bisiklete binip pedal çevirebilir.
    Kalemi güzel tutar, daire ve artı çizebilir.
    İsmini, yaşını ve cinsiyetini bilir
    İki renk bilir, vücudunun tüm parçalarını bilir
    Ona kadar sayabilir.

    4-6 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde sıçrayabilir.
    Kendisi giyinip soyunabilir.
    Başı ve gövdesi belirli insan resmi çizer. Üçgen çizebilir
    Yarışma ve grup oyunlarını oynar, ağır olan cismi fark edebilir.
    Otoriteye direnir, disiplin sorunları yaşar.

  • Erken Boşalma Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

    Erken Boşalma Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

    Erken boşalma, değişik yaş gruplarından birçok erkeği etkileyen ve psikolojik sonuçları olan bir sorundur. Cinsel birleşme sonrasındaki 1 dakika ya da altında boşalma durumunda erken boşalma tanısı konulur. Ancak, eğer erkek ve partneri yeterli doyum yaşamıyorsa, boşalma ertelenemiyorsa, çift yine de erken boşalma tedavisi/terapisi alabilir. Bir başka deyişle, erken boşalmanın anlamı aslında boşalma üzerinde bir denetimin olmaması halidir, yani erkek boşalmayı erteleyemez.

    Erken boşalma yaygın görülen bir bozukluktur. İlk cinsel deneyimlerde boşalma süresini denetleyememe normaldir. Boşalma denetimi öğrenilen bir süreçtir, zaman ve deneyimle kazanılır. Eğer ilk cinsel deneyimler düzenli olmamışsa ya da paralı ilişkiler yoluyla olup, psikolojik olarak kaygı yaşanmışsa boşalma denetimi kazanılmayabilir.

    Etkisiz ve kalıcı olmayan başa çıkma yolları

    Erken boşalma yaşayan erkeklerin en sık başvurduğu yöntemlerden biri boşalma isteği geldiğinde başka şeyler düşünmeye çalışmak, hazzı durdurmaktır. Bu yöntem ile anlık bir uzama bazen sağlansa da, çoğunlukla dikkat dağıtan düşünceler de boşalma süresini uzatmaya yetmez. En önemlisi de, erkek bu yolla bir parça süreyi uzatsa bile, aldığı cinsel hazzı durdurmaya dönük bir yola başvurduğu için boşalma olsa dahi haz eksik kaldığından çok doyumlu bir cinsellik yaşamamış olur.

    Yine, kontrolsüz boşalacağından endişe eden erkeklerin başvurduğu başka bir yol, sevişmeyi kısacık tutup bir an önce birleşme aşamasına geçmektir, ki bu da aslında çözüm değildir. Ya da, ilk cinsel birleşmeyi hemen yaşayıp, ikincisini yaşamak da anlık bir boşalma uzatma çabasıdır, ki bu da kalıcı bir çözüm olmamaktadır.

    Boşalma süresini uzatmak için geciktirici spray ler, içilen bazı ilaçlar da anlık çözümlerdir. Kalıcı bir şekilde etkisi olamayan yollar erkeği bu maddelere bir noktadan sonra bağımlı kılacağından, sorun zihninde hep halledilmeyen bir mesele olarak yer edecektir. Bu da kişi üzerinde hep bir stres ve mutsuzluk yükü oluşturacaktır.

    Erken boşalma tedavisi nasıl olur?
    Erken boşalma tedavisinde amaç kişinin boşalma refleksi üzerinde denetim kazanmasını sağlamaktır. Tedavi sürecinde, önce bireysel sonra ise partnerin de dahil olduğu özel ev ödevleri verilir. Sevişme süresi kısa tutulmaz, tam tersi uzatılır. Amaç, hazzı ortadan kaldırmak değil, tam tersi hazzı vurgulayarak kişinin yavaş yavaş boşalma refleksini yönetebilmesini sağlamaktır. Özel tedavi teknikleri çifte ev ödevi olarak verilerek, aşamalı bir şekilde penise yapılan uyarı miktarı arttırılır ve böylelikle kişi boşalma anı üzerinde yavaş yavaş, otomatik olarak bir kontrol sağlar. Düzenli yapılan ödevler sayesinde boşalma süresi kalıcı biçimde uzar.

    Tedavide partner desteği

    Bu tedavilerde partner desteği tedavi etkinliği açısından çok önemlidir. Erken boşalma, erkek vücuduna ait bir işlev bozukluğu olsa da, kadının da ev ödevlerinde aktif rolü vardır. Bu tedavide kadının kabullenici ve destekleyici tutumu, çiftin tedaviye birlikte emek vermesi, aralarında iyi bir iletişim ve diyaloğun olması sonuç almayı önemli ölçüde etkiler.

  • Sekonder immün yetmezlikler hakkında

    Primer immün yetmezliklerden daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlangıçta normal olan immün sistem infeksiyonlar, ilaçlar, malnütrisyon, cerrahi gibi eksojen faktörlerin etkisi altında yetersiz hale gelmektedir. Sekonder immün yetmezlikler herediter, metabolik veya infeksiyöz bir hastalık neticesinde de gelişebilmektedir. Sekonder immün yetmezliğe neden olarak gösterilen başlıca faktörler Tablo 1’de verilmiştir. Edinsel hipogammaglobulinemi: Genellikle bir başka hastalığın seyri esnasında ortaya çıkarlar. Örneğin; malabsorbsiyon ve steatore, pernisiyöz ya da hemolitik anemi, mide mukozasında atrofi, metastazlar gösteren kanser olguları, lösemiler, nefrotik sendrom gibi idrarla ya da sindirim yoluyla bol protein kaybına sebep olan durumlar gibi.

    Kanser tedavisinde kullanılan pek çok kemoterapotik ajan kök hücre toksisitesine yol açarak nötropeni gelişimine neden olmaktadır. Cyclosporin ve kortikosteroidler lenfosit ve granülositlerin gelişim ve fonksiyonlarını etkilemektedir. İmmün sistemin infeksiyonları: HIV infeksiyonu CD4 pozitif hücreleri etkileyerek humoral ve hücresel immun yanıtın bozulmasına neden olmaktadır. Makrofajlar ise HIV’un uzun süreli rezervuarları olarak seçilmektedirler. CD8-positive T lenfosit aracılıklı sitotoksisite bozulmuştur; inefektif B hücre aktivasyonu sonucu immunoglobulin yapımında azalma, gecikmiş tip hipersensitivite reaksiyonunda azalma, makrofaj fonsiyonlarında yetersizlik (kemotaksis, fagositoz ve antijen sunumunda), NK hücreleri tarafından tümör öldürme yeteneğinde bozulma söz konusudur. Yaygın tutulumlu kanserler: Kemik iliği tutulumuna yol açan maliniteler immün sistem ve onun prekürsörlerini negatif yönde etkilemektedir. Bazı kanser türleri ise lenfosit diferansiyasyonunu ve gelişimini etkilemektedir. Radyasyon tedavisi kemik iliği depresyonu ve lenfosit sitotoksisitesine yol açmaktadır. Splenektomi kapsüllü mikroorganizmalarla enfeksiyona yatkınlığa neden olur. Ağır yanıklar hasarlı deriden immunoglobulinlerin kaybıyla sonuçlanır (1).

    Sekonder İmmün Yetmezlik Nedenleri

    I- AIDS:

    Günümüzde sonradan kazanılan immun yetersizliklerin en önemlisi, ilk defa 1981 yılında rapor edilen AIDS (Acquired immunodeficiency syndrome)dir. Etkeni HIV adı verilen bir virustur. Vİrusla bulaşma; seksüel ilişki, parenteral yol (virusla bulaşmış iğne, enjektör ve şahsi eşyaların kullanılması ile) ve infekte anneden çocuğa plasenta yoluyla veya doğum sırasında olabilmektedir. Virus sağlam deri ve mukozalardan geçemez. AIDS’lı hastaların bütün vücut sıvı ve salgılarında virus bulunmaktadır. Virusla infekte olan şahısların ancak bir kısmında AIDS ortaya çıkmaktadır.

    Kazanılmış bağışıklık yetmezlik sendromu anlamına gelen AIDS’de çok geniş spektrumlu immünolojik anomaliler ortaya çıkmaktadır. Bu immünolojik yetmezliğin nedeni, insan bağışıklık yetmezlik virüsünün ( HIV ), immün sistem hücrelerini enfekte etmesi ve bu hücrelerde oluşturduğu patolojiye bağlıdır. HIV enfeksiyonu ağır bir immünsüpresyona neden olur.Bu immünsüpresyon sonucunda bir çok fırsatçı enfeksiyon ve neoplazm gelişir.AIDS, HIV enfeksiyonuna bağlı olarak ortaya çıkan klinik tabloların en ağırıdır (2).

    HIV enfeksiyonunu esas olarak üç dönemde incelemek mümkündür. Bunlar akut faz, asemptomatik faz ve AIDS’in geliştiği semptomatik faz olarak adlandırılır.

    HIV infeksiyonunda en önemli hedef organ ya da doku lenfoid system (özellikle yardımcı T

    hücreleri ve monositler) ve santral sinir sistemidir. T hücre fonksiyonunun azalması ile

    hücresel immunitede yetersizlik ortaya çıkar. Ayrıca organizmaya girebilecek olan

    antijenlere karşı antikor yapımında yetersizlik olur. Bu nedenlerledir ki AIDS’lı hastalarda,

    her türlü canlı etkenler kolaylılkla yaygın infeksiyonlar oluşturmaktadır. Yine bu nedenle

    özellikle lenfoma (lenfoid dokunun malign tümörü) ve kaposi sarkomu (kan damarlarının malign tümörü) gibi malign tümörler sık olarak görülmektedir.

    Akut faz: Enfeksiyonu izleyen ilk bir kaç günde lenf nodlarındaki aktive lenfositlerde hızlı bir virüs çoğalması olur.Bu çoğalma bazı hastalarda grip benzeri bir tablonun yaşanmasına ve lenfadenopatiye neden olabilir.Hastalığın bu aşamasında kanın mililitresinde en çok 5000 enfeksiyöz partikül ya da 10.000.000 viral RNA molekülü bulunur.Akut faz sırasında CD4+ hücre sayısında düşme olur.

    Akut faz döneminde: ateş,kırgınlık, farenjit, lenfadenomegali, başağrısı, artralji, diyare, makülopapüler döküntüler ve meningoensefalit gözlenir.

    Asemptomatik faz: Enfeksiyondan sonra 3. ve 4. aylarda zaman zaman küçük yükselmelerle seyreden bir viremi vardır.Asemptomatik fazda yüksek düzeyde viremisi bulunanlarda hastalığın seyri de daha hızlı olmaktadır. Bu fazda CD4+ hücre sayısı sabit bir hızda düşmektedir.

    Bu dönemde: -yorgunluk

    -hafif kilo kaybı

    -jeneralize LAP

    -kandidiazis

    -oral lökoplaki

    -zona zoster gözlenir.

    Semptomatik faz ve AIDS: Enfekte bireyin AIDS semptomlarını geliştirdiği, hastalığın son dönemidir. Virüs sayısı artarken CD4+ hücre sayısı 200ml’nin altına düşer. Virüs replikasyonundaki artışa paralel olarak lenfoid hücre ölümü ve lenfoid doku yapısında tahribat gelişir.

    Bu dönemde: -jeneralize LAP

    -oral lezyonlar(pamukçuk,lökoplaki,aftöz ülserler)

    -zona

    -trombositopeni

    -molluscum contagiosum

    -bazal cell ca

    -latent tüberkülozun reaktivasyonu gözlenir.

    Pediatrik HIV enf, tanı kriterleri:

    yenidoğanlar ve 18 aydan küçük olanlarda vertikal enf.

    – HIV kültürü

    HIV PCR

    HIV p24 antijen tarama testlerinin bir ya da daha fazlasının aynı serum örneklerinden yapılan çalışmalarda 2 kez pozitif sonuç vermesi veya hastanın AIDS tanımlayıcı kriterlere sahip olması,

    18 aydan büyük çocuklarda vertikal enf, ve diğer yollarla HIV enfeksiyonuna maruz kalmış çocuklar

    Anti-HIV antikorları için ELISA ve diğer destekleyici testlerin (Western Blot ya da IFA) kontrollerde pozitif sonuç vermesi ya da hastanın AIDS tanımlayıcı kriterlere sahip olması.

    Hastalığın Kliniği

    AIDS gelişen pediatrik yaş grubunda gözlenen klinik bulgular: Yaygın LAP, hepatomegali, splenomegali, büyüme geriliği, oral kandidiyazis, tekrarlayan ishal, kardiyomyopati, hepatit, nefropati, fırsatçı enfeksiyonlar ve özgül habis tümörler vardır. Pneumocystis carinii pnömonisi en sık fırsatçı enfeksiyondur. Candida özofajiti, yaygın CMV enfeksiyonu, herpes simpleks ve varisella-zoster enfeksiyonları, MSS’de Toxoplasma gondii enfeksiyonu, Cryptosporidium, Isospora enteriti, M.tuberculosis, M.avium kompleks enfeksiyonu, Lenfoma, leiomiyosarkom sıklığında artış hastalığın kliniğinde yer alır.

    Laboratuar bulguları arasında göze çarpanlar nötropeni, trombositopeni, CD4 T lenfosit sayısı <200/uL, CD4 < %15 şeklindedir (2,3).

    HIV-1 p24 antijen: Akut HIV sendrom tanısında kullanılır. Antikor cevabı oluşmadan erkenden enfeksiyonun saptanması açısından avantajlıdır. Kantitatif nükleik asit metotları kadar etkili değildir. Risk altındaki yenidoğanlarda bu test yerine mümkünse HIV PCR tercih edilmelidir.

    Kalitatif PCR: Erken hastalık tanısında,özellikle risk altındaki yenidoğanlarda tercih edilmelidir. >%99 oranında pozitiflik verir. %97 sensitivitesi, %98 spesifitesi vardır. Pahalı olduğundan sık kullanımı yoktur.

    Kantitatif viral yük tayini: Anneden bebeğe geçişin anlaşılması ve yenidoğan enfeksiyonu tayininde kullanılır. Kesin olarak kantitatif virüs saptanmasını sağlar. Kullanımı sınırlıdır.

    CD4+T lenfosit tayini: hastanın immun sistem hasarının gösterilmesi açısından değerlidir.

    Virüs saptama: HIV antijeni, DNA’sı,RNA’sı saptama yöntemleridir. ELISA’ya üstünlüğü yoktur. Ancak değerlendirilemeyen olgularda, terapötik ilaç kullanımında virolojik takibin yapılması gerektiğinde, neonatal HIV enfeksiyonunda kullanılması uygundur. DNA PCR için %97*98, RNA PCR için %90-95, viral kültür için %95-100 ve p24 antijeni için %8-32 oranlarında sensitivite olduğu gösterilmiştir.

    Kantitatif plazma HIV-RNA: antiretroviral tedavinin takibinde ve hastalığın evrelendirilmesinde standart tekniktir.

    Western Blot analizi: günümüzde en kesin yöntemdir.

    İndirekt immunofloresan test: HIV-1 ile enfekte hücreler, hasta serumu ve floresan işaretli anti-human IgG ile karşılaştırılır. ELISA’ya göre daha duyarlıdır.

    HIV ile enfekte çocukların tedavisinde önemli konulardan biri de profilaktik amaçlı tedavi yaklaşımlarıdır. En önemlileri PCP profilaksisi, IVIG kullanımı, aşı uygulamalarıdır. Bir ayını doldurmuş HIV(+) her çocuk eğer CD4+ lenfosit sayı ve yüzdesi yaşına uygun olması gereken en az sayı ve yüzdenin altında ise PCP profilaksisi almalıdır. En çok kullanılan ilaç TMP/SMX (trimetoprim/sulfametoksazol) veya alternatif olarak dapson ve pentamidin ‘dir. IVIG kullanılan hastalarda klinik ve immunolojik düzelme görülmüştür. Bakteriyel enfeksiyon sıklığı azalmakta, ayrıca CD4+ lenfosit sayısında da daha yavaş düşme olduğu gözlemlenmiştir. Günümüzde çok sık bakteriyel enfeksiyona yakalanan, refrakter trombositopenisi ya da parvovirus B19 enfeksiyonuna bağlı anemi ile başvuran HIV ile enfekte çocuklara IVIG tedavisi önerilmektedir.

    Aşılara karşı antikor cevabının oluşabilmesi için intakt bir immun sisteme ihtiyaç olduğundan, HIV ile enfekte çocuklarda, daha immunsupresyon başlamadan önce rutin aşı programlarının uygulanması gerekir. Canlı oral polio aşısı ve canlı bakteriel aşılar kullanılmamalıdır. Varicella zoster ve BCG aşıları önerilmemektedir. Varicella ve MMR immunolojik kategorisi 3 olan çocuklara yapılmalıdır. OPV yerine IPV tercih edilir. Her yıl H.influenza ve 2 yaşında pnömokok aşısının yapılması önerilmektedir. DTP, pnömokok, influenza, Hib, hepatit B aşıları rutin kullanıma girmiştir.

    PCP profilaksisinin ve IVIG tedavisinin HIV(+) çocuklarda mortalite oranlarını azaltmadığı, yalnızca fırsatçı enfeksiyonların sıklığını azalttığı, bu yönüyle mevcut yaşam kalitesini ve yaşam süresini arttırdığı belirlenmiştir (3).

    II-Herediter hastalıklar :

    Kromozom bozuklukları

    Down sendromu: Trizomi 21 bozukluğu olan bu sendromda immunolojik yeterlilik mevcut olmadığı için hastalar başlıca üç klinik bulguyla başvurmaktadır. İnfeksiyona artmış yatkınlık, artmış malinite riski ve otoantikorların gelişmesiyle otoimmün hastalık insidansında artış mevcuttur. Yine bu hastalarda yüksek oranda hepatit B taşıyıcılığı ve solunum ve gastrointestinal sistem enfeksiyonlarına bağlı artmış morbidite söz konusudur. Humoral immuniteyle ilgili yapılmış çok sayıda çalışmada, dolaşımdaki B hücre sayısı normal olduğu ancak influenza, pnömokok ve intradermal hepatit B aşılarına yanıt düşük olduğu bildirilmiştir. Tetanoz aşısına yanıt normalken Ig G alt grup eksikliği saptatnan humoral immün yanıt anomalilerindendir (4). Timus bezinde T hücre maturasyonu bozulmuştur. Hücresel bağışıklık belirgin olarak etkilenmiş, dolaşımdaki CD3 sayıları normal olsa da CD4/CD8 oranı azalmıştır. Dolaşımdaki NK hücrelerinin sayısı artmış olsa da NK hücre aktivitesi ve antikor bağımlı hücresel sitotoksisite bozulmuştur. Özellikle T hücresi defekti ile ilişkili olan immun yetmezlikler timus bezindeki anatomik bozukluklar ile ilişkili bulunmuştur (5). Monosit ve nötrofillerin kemotaksisi bozulmuştur. Çinko desteği önerilmektedir. IVIG verilmesinin faydası kanıtlanmamıştır.

    Kromozom instabilite sendromları

    Kseroderma Pigmentozum: Transkripsiyon, replikasyon gibi temel biyolojik olayların DNA tamiri ile sıkı bir ilişki içerisinde olduğu ortaya konmuştur. DNA tamir yollarındaki hasarlar, DNA hasarına neden olan ajanlara karşı duyarlılık gösteren genetik hastalıkların moleküler temelinin anlaşılmasını sağlamaktadır. İnsanda DNA tamir hasarının biyolojik etkileri ilk kez, Cleaver (1968) tarafından kalıtsal bir hastalık olan kseroderma pigmentosumlu bir hastanın fibroblast hücrelerinde nükleotid eksizyon tamir (NER) yolunun hasarlı olduğunun gösterilmesiyle gündeme gelmiştir (6). DNA onarım defektleri ile seyreden en az 15 genetik bozukluk tanımlanmıştır. Bu bozukluklara eşlik eden 35 farklı gen bozukluğu bildirilmiştir. Kseroderma pigmentozum (XP) bu genetik bozukluklardan biri olup otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Kseroderma pigmentozum (XP) ilk kez 1874 yılında Hebra ve Kaposi tarafından tanımlanmış; 1882 yılında Kaposi hastalığı kseroderma pigmentozum olarak isimlendirmiştir. Oldukça nadir görülen bir genetik bozukluk olan kseroderma pigmentozum; fotosensivite, ciltte pigmenter değişiklikler, erken yaşlanma belirtileri, neoplazi ve anormal DNA onarımı ile karakterizedir. UV ışınlarının yol açtığı DNA hasarını onarmada kusur ve UV ışınlarına, özellikle de, güneş ışığına karşı aşırı hassasiyet mevcuttur. Fotosensivitenin derecesi hastalarda değişken olup, genellikle 290-320 nm dalga boyunda meydana gelmektedir. Körlük, sağırlık, hafif güneş ışığına maruziyet sonrası deride su toplaması ve çillenme görülmesi, gelişimsel anomaliler, dwarfizm, hipogonadizm, deri ve göz kanserleri ve mental retardasyondur. DNA hasarı kümülatif ve geri dönüşümsüzdür. Etkilenmiş hastaların az bir kısmında (>%5) sık tekrarlayan enfeksiyonlar görülebilmektedir.

    XP’ la immün yetmezliğin birlikteliği vakaların bir grubunda bildirilmektedir. UV hasarının normal hücrelerde immün yanıtı baskıladığı bilinmektedir. XP’li hastalarda ise onarılamayan bir DNA hasarının bulunmasından dolayı bu immün supresyonun derecesinin daha yüksek olması beklenir. Bu vakalarda immün yetmezlik değişken bir özellik göstermekte olup kesin olarak bir B yada T hücre yetersizliği belirlenememiştir. Doğal öldürücü hücre fonksiyonlarında ve interferon gamma üretiminde bozukluk mevcuttur. Ancak CD4+ hücrelerin azalması ile karekterize bir immün yetmezlik tanımlanmıştır (7). Goldstein kombine immün yetmezlik ve kseroderma pigmentozumun birlikteliğini gösteren bir vaka sunumu yayınlamıştır . Özellikle bozulmuş NK hücre sitotoksisitesi gösterilmiş ve mekanizması defektif interferon üretimine bağlanmıştır. Bu işin temel mekanizması yine de tam olarak bilinmemektedir. Yardımcı ve baskılayıcı T hücre oranlarında tersine dönme, gecikmiş tip hipersensiviteyi değerlendiren cilt testlerinde ve mitojenlere karşı lenfositlerin çoğalımında bozukluk mevcuttur. XP’de görülen immünsüpresyonun nedeni anormal XP proteinlerinin immün sistem gelişime olan direk etkisinden çok, DNA onarım kusuruna bağlı olduğu düşünülmektedir. XP’li çocuğu olan ailelere mutlaka genetik danışma verilmelidir. Koriyon villus biyopsisi veya amniyosentez ile hastalığın prenatal tanısı mümkündür (8).

    Enzim eksiklikleri

    Glikojen depo hastalığı tip 1b: Glikoz 6 fosfataz eksikliği sonucu ortaya çıkan hipoglisemi ve hepatomegali ile karakterize bir depo hastalığıdır. En sık görülen enfeksiyonlar: Tekrarlayan otit, pnömoni, cilt enfeksiyonlarıdır. Nötrofil, kemotaksisi ve bakteri öldürme kapasitesi azalmıştır. Nadir olmasına rağmen başlangıcı tekrarlayan enfeksiyonlar şeklinde olabilir (1).

    a-Mannosidoz

    Glikoprotein katabolizma bozukluğu, a-Mannosidaz enzimi eksikliği sonucu gelişir. Nöral ve visseral dokularda oligosakkarit birikimi sonucu mental retardasyon, işitme kaybı, kaba yüz görünümü, ataksi ve iskelet bozuklukları meydana gelir. Sık solunum yolu enfeksiyonu ve otit en sık görülen enfeksiyon kliniğidir. Lökosit kemotaksisi ve bakteriyal fagositozu azalmıştır. Bu hastalarda erken kök hücre transplantı yapılmadığı taktirde nörolojik bulgular gelişeceğinden ilk yıl içinde naklin gerçekleştirlmesi önemlidir (1).

    Galaktozemi

    En yaygın görülen tipi galaktoz 1 fosfat üridil transferaz eksikliğine bağlı gelişendir. Galaktozemik nötrofillerde, bakterisidal aktivite düşer. Tedavisiz yenidoğanlarda E.coli sepsisine bağlı ölüm riski artmıştır. Ayrıca 1 hafta-2 hafta arasında boğmaca riski mevcuttur.

    Metabolik bozukluk kontrol altına alınıncaya kadar antibiyotik profilaksisi önerilir (1)

    Hemoglobinopatiler

    Orak hücreli anemi

    Hb SS fenotipine sahip orak hücreli anemili hastalar en sık ve en ağır görülen şeklidir. Kronik hemoliz nedeniyle, retiküloendotelyal sistem (RES) hipoksisi ve RES fonksiyonlarının inaktivasyonu enfeksiyona eğilimi arttırır. Fokal vasküler hasar nedeniyle olan doku nekrozu, enterik mikroorganizmaların (Salmonella gibi) girişini arttırır. Dalaktaki enfarkt ve fibrozis ağır bakteriyal enfeksiyon ile ilişkilidir. Çoğu mikroorganizmaya immun yanıt normaldir. Aplastik krize neden olan Parvovirus B 19’a karşı normal yanıt vardır. Menenjit ve sepsis riski artmıştır. En sık enfeksiyon etkeni olarak S.pneumoniae karşımıza çıkar. İkincidekadda gram negatif enterik mikroorganizma sıklığı artar. Salmonella enfeksiyonları sıklıkla osteomyelitle sonuçlanır. İzlemde polivalan pnömokok aşısı, meningokok ve influenza aşısı yapılmalıdır (1).

    Miyotonik distrofi

    Otozomal dominant geçişli olan bu hastalıkta progressif muskuler bozukluk söz konusudur. Yüz, boyun ve distal kaslarda güçsüzlük ve miyotoni mevcuttur. Kısalmış IgG yarı ömrüne bağlı immunglobulin düzeyleri azalmıştır (1).

    Konjenital aspleni

    Genellikle kardiyovasküler sistem (KVS) anomalisi ve nadir olarak gastrointestial sistem anomalisi ile ilişkilidir. Ölümler daha çok KVS ile ilişkilidir. Enfeksiyonlara artmış duyarlılık dalağın fagositik fonksiyonlarının yokluğu ile ilişkilidir. Mitojenlere karşı bozulmuş proliferatif yanıt ve azalmış CD4/CD8 oranı mevcuttur. HİB ve meningokok aşıları önerilmektedir (1). Özellikle 5 yaş altındaki asplenik çocuklarda devamlı antibiyotik profilaksisi düşünülebilir.

    İskelet displazileri

    III-Spesifik organ disfonksiyonları

    Diabetes Mellitus

    Humoral ve hücresel immunite çoğunlukla normal olsa da enfeksiyonlara eğilim artmıştır. Erişkinler, özellikle cilt ve üriner sistemin bakteriyal ve fungal enfeksiyonlarına duyarlı olabilirler. Diabetli çocuklarda bozulmuş PNL kemotaksisi ve azalmış serum kemotaktik faktörleri bulunmuştur. Ketoasidozu ve hafif diabeti olan hastalarda anormal fagositoz ve bakterisidal aktivite bildirilmiştir. Ketoasidozu olmayan bazı diabetlerde ise bozulmuş hücre içi öldürme ve fagositoz defekti bulunmuştur (1).

    Protein kaybettiren enteropati

    Bu hastalarda görülen immünolojik problemin başlıca sebebi barsaklardan kaybedilen protein ve lenfositlerdir. Laboratuar bulguları arasında lenfopeni, PPD gibi cilt testlerine azalmış yanıt, hipogamaglobulinemi sayılabilir. Hücresel ve humoral immunitedeki bu bozukluklara rağmen ağır enfeksiyonlar nadirdir (1).

    Nefrotik sendrom (NS)

    Pnömokoklara karşı olan polisakkarit yapıdaki antikor yanıtında bozulma vardır. Kompleman düzeyleri artmıştır. Nötrofil fonksiyonu bozulmuştur. Hastalığın seyri esnasında kullanılan steroidler enfeksiyona olan yanıtı baskılayabilir. Bu nedenle varisella zoster gibi bazı viral enfeksiyonlar esnasında streoid dozu azaltılmalıdır (1). Steroide dirençli NS’da kullanılan sitotoksik ilaçlar konak direncini azaltmaktadır.

    Üremi

    Üremi, mukokütanöz bariyerlerin bütünlüğünü bozmaktadır. Akciğer, cilt, GİS ve GÜS enfeksiyonlarına duyarlılık artmıştır. Staf. aureus, mikobakteri ve hepatit B enfeksiyonları yaygındır. Üremide esas problem bozulmuş hücresel immunitedir. Azalmış, CD4, CD3, ve CD8 hücreleri ile birlikte lenfopeni bildirilmektedir. Timus hiposellüler olup, yağsı infiltrasyon ve kistik dejenerasyon gösterir. Lenfosit proliferasyon yanıtı azalmıştır (1). Üremide hemodiyaliz tedavisi de immun yanıtı etkilemektedir. Humoral immunite daha az baskılanmıştır. İmmunglobulin düzeyleri normal olsa da dolaşımdaki B hücre sayıları azalmış olabilir. Yüksek enfeksiyon oranı ve pnömokok, influenza ve hepatit B aşılarına karşı olan anormal antikor oluşumu humoral immun yetmezliği düşündüren bulgulardandır.

    IV- Beslenme eksiklikleri

    Protein Kalori Malnütrisyonu

    Yeterli beslenememe sonucu gelişen immün yetmezlik dünyada çocukluk çağında en sık görülen sekonder immün yetmezlik sebebidir. İyi beslenmeyen çocuklarda humoral ve hücresel immün yanıtın bozulma nedeni yapılan pek çok çalışmaya rağmen tam ortaya konamamıştır. Malnutrisyonlu çocuklarda morbidite ve mortalitenin başlıca sebebi infeksiyonlardır. En belirgin immunolojik anormallik hücresel immunitede görülür. T hücrelerinde azalma ve foksiyonel yetersizlik, kutanöz anerji ( DTHR yokluğu), mitojen ve antijenlere zayıf proliferatif yanıt, sitotoksik aktivitede azalma ve interferon/lenfokin yapımında bozukluk saptanmıştır (9). Ayrıca timik atrofi mevcut olup timik doku yeterince kolay rejenere olamamaktadır. Hastaların %25’inde lenfopeni mevcuttur. Malnutrisyonda enfeksiyonlara artmış eğilim mevcut olup, bu durumda artmış morbidite ve mortaliteyle ilişkilidir. Pnömoni başta olmak üzere bakteriyal enfeksiyonlar yaygındır. Bu hastalarda kızamık oldukça yüksek mortaliteye sahip olup dev hücreli pnömoni sıktır. Herpes enfeksiyonları sıklıkla şiddetlidir. İmmün bozukluğun derecesi, hastalığın süresi ve altta yatan diğer hastalık veya infeksiyonlara bağlı olarak değişmektedir. PNL fonksiyonunda çeşitli defektler tanımlanmıştır. Opsonik aktivite normal, bakterisidal ve kandidasidal aktivite azalmıştır. C4 dışında kompleman komponentlerinde azalma mevcuttur. Diyetteki eksiklikler, cilt ve mukoz membran bariyer bütünlüğünü bozmaktadır. Nutrisyonel rehabilitasyon sonrası immunolojik bozukluklar geri dönüşümlüdür. Serum immunglobulin konsantrasyonu, izohemaglütinin titreleri ve pnömokok aşısına antikor yanıtı normaldir. Humoral immün sistemindeki en belirgin anormallik yüksek serum IgE düzeyidir. Aktif tüberkülozda veya BCG aşılaması sonrası tüberkülin testleri normal olabilir (10).

    Demir eksikliği

    Humoral immunite genellikle normal olup serum immunglobulinleri ve sekretuvar IgA düzeyleri normaldir. Çeşitli çalışmalarda azalmış T hücre sayısı ve bozulmuş lenfosit proliferasyonu bildirilmiştir. Nötrofillerdeki bozulmuş bakterisidal aktivite demir tedavisi sonrası düzelmektedir (1).

    A vitamini eksikliği

    Hayvan çalışmaları, azalmış doğal öldürücü hücre aktivitesi ve primer antikor yanıtında bozulma olduğunu göstermiştir. A vitamini eksikliği olanlarda daha düşük CD4/CD8 oranları ve CD4 doğal T hücreleri bildirilmiştir ve bunlar A vitamini tedavisiyle düzelmiştir. Şiddetli kızamık vakalarının A vitamini ile tedavisi morbidite ve mortaliteyi belirgin olarak iyileştirmektedir (1).

    V- İmmunsupresif ajanlar

    Radyasyon

    Esas olarak spesifik immun yanıtlar etkilenmiştir. Özellikle hücresel immunitede çok daha fazla hasar meydana gelir. Ayrıca makrofaj ve granülosit fonksiyonu bozulmuştur. Bu hastalarda lenfopeni, lenfosit sitokin salınımında bozulma, mitojen ve antijenlere karşı azalmış lenfosit proliferasyonu bildirilmiştir (1).

    Antikorlar

    Glukokortikoidler

    Kortikosteroidler lenfopeni ve monositopeniye yol açarlar. Aynı zamanda T helper lenfositlerde geçici bir azalmaya yol açar. Monositlerin bakterisidal ve fungisidal aktivitesini azaltırlar. Yüksek dozlarda kortikosteroidler serum immunglobulin ve kompleman seviyelerini düşürür (1).

    Siklosporin

    T hücrelerinin hücre-içi sinyal iletimini inhibe ederek immunsupresyon oluşturmaktadır. Solid organ transplantasyonunda siklosporin kullanımı akut bakteriyal ve fungal enfeksiyonların sıklığını artırmadığı gözlenmiştir. Makrofaj fonksiyonu ise etkilenmemiştir

    Sitotoksik ilaçlar

    Siklofosfamid

    Yüksek dozlarda direkt lenfolitik etkiye sahiptir. İnsanlarda azalmış immunglobulin üretimi, azalmış B ve T hücre fonksiyonuna yol açar. T supresör hücre fonksiyonunu inhibe eder. Özellikle immun yanıtın erken fazında etkilidir. Minimal lezyon hastalıklı nefrotik sendromlu çocuklarda lenfopeni oluşturdğu gösterilmiştir (1).

    Antikonvülzan ilaçlar

    Fenitoin başta olmak üzere, valproik asit ve fenobarbitaller bu konuda suçlanan ilaçlardır. Serum hastalığı, lenfositotoksik antikorlar, selektif IgA eksikliği, geçici hipogammaglobulinemi, antikor yanıtında bozulma, anormal supresör hücre aktivitesi, geçici agranülositozis ve IgG alt grup eksikliği bildirilmiştir (1).

    VI- Enfeksiyonlar

    Bakteriyel enfeksiyon

    Fagositoz etkilenmiştir. PNL kemotaksisinin arttığını veya azalttığını bildiren çalışmalar mevcuttur. Bazı hastalarda bakterisidal fonksiyonda geçici azalma gösterilmiştir. Mikobakteriyel enfeksiyonlarda mitojene karşı T hücre proliferasyonu azalmıştır. Makrofaj aktivasyonu azalmıştır ve bu durum mikobakterinin öldürülmesini engelleyebilir (1).

    S.aureus enfeksiyonunda, stafilokokal toksik şok sendromu toksini-1; Grup A streptokoklar ise streptokokal pirojenik ekzotoksinleri üretir. Bunlar T hücrelerinin poliklonal proliferasyonuna yol açar, aşırı lenfokin üretilir ve sistemik inflamatuvar yanıtla sonuçlanır.

    Fungal enfeksiyon

    Hayvan deneylerinde C.albicans ile karşılaşan T hücrelerinin mitojene yanıtının azaldığı ve M.tuberculosis ile enfeksiyona eğilimin arttığı gösterilmiştir. Kronik mukokütanöz kandidiyazisli vakalarda geç hipersensitivitede reaksiyonunda azalma söz konusudur (1).

    -Viral enfeksiyonlar

    Kızamık

    İmmunsupresyona ve diğer mikroorganizmalarla enfeksiyon riskinin artmasına sebep olmaktadır. Doğal öldürücü hücre aktivitesini baskınır. İmmunglobulin sentezi ve antijen aracılı T hücre proliferasyonunu azalır.

    Adenovirüs enfeksiyonu

    IL-2’ye yanıtta ve üretiminde azalma vardır. İnterferonların etkisini, MHC I antijenlerinin bağlanmasını, CD8 lenfositlerin sitotoksitesini engeller.

    Herpes enfeksiyonları

    Belirgin immunsupresyon yapar. Birden çok mikroorganizmayla enfeksiyona sebep olmaktadır. CMV ve HSV enfeksiyonları; CMV ve P.carinii pnömonisi; EBV ve yaygın C.albicans enfeksiyonu; Herpes virüsleri ve diğer fırsatçı enfeksiyon birlikteliği sık bildirilmiştir. Bir çok çalışmada HSV’nin immunosupresif etkisi kaydedilmiştir. Supresör T hücrelerinin arttığı, lenfosit proliferasyonunu ve antikor üretimini azaldığı, kompleman aracılı sitolizin inhibe olduğu ve Fc aracılı fagositozun engellendiği gösterilmiştir (1).

    Parazitik enfeksiyon

    Malarya ile humoral immunite etkilenir. Tetanoz, pnömokok ve meningokok aşılarına düşük antikor yanıtı vardır. Schistosoma mansoni ile enfekte kişilerde, mitojene lenfosit yanıtı azalmıştır. Trypanosoma cruzi ile kompleman aktivasyonu engellenebilir (1). Trypanosoma brucei gambiense ile humoral ve hücresel immun yanıtlar baskılanır. Filaryal nematodlarla, parazitik antijenlere lenfosit proliferasyonu yanıtı azalmıştır.

    VII-İnfiltratif ve hematolojik hastalıklar

    Langerhans hücreli histiositozis

    Bebeklikte, hepatosplenomegali, yaygın LAP, eritematöz deri lezyonları, kemik defektleri vardır. İmmunolojik olarak genellikle normaldir. Lenf ve timus dokusunda değişiklikler olabilir. Hastalığın erken döneminde CD8 T hücre azalmış ve Ig’ler hafif artmıştır. Lenfosit proliferasyonunda azalma ve kütanöz anerji saptanabilir (11).

    Sarkoidozis

    Kronik, multisistemik, granülomatöz bozukluktur, çocuklarda sık değildir. Tüm organlar etkilenebilir, en sık akciğer tutulumu vardır ve morbidite ve mortalite akciğer tutulumuna bağlıdır. Hücresel immunite baskılanmıştır. Periferik lenfositlerin sayısı azalmıştır. Dolaşımda CD4/CD8 oranı azalırken, akciğerde artmıştır. T hücrelerine karşı antikorlar olabilir. Serum IgG, IgA, IgE düzeyinde artış, IgD düşüklüğü bulunmuştur. Kabakulak, tetanoz, boğmaca aşısına karşı normal antikor yanıtı bildirilmiştir. Subakut ve kronik vakalarda kompleman düzeyleri genellikle normaldir. Tüberkülin testine yetersiz yanıt vardır (1). Genel olarak cilt testlerine yetersiz yanıt saptanmıştır. Akut evrede lenfosit proliferasyonu ve lökosit yanıtı azalmıştır

    Lenfoid maligniteler

    Enfeksiyonlar sık görülen komplikasyondur. Lösemi, lenfoma ve Hodgkin hastalığında enfeksiyon nedeniyle mortalitede artış vardır. Pnömoni ve sepsis sıktır. En sık Pseudomonas, E.coli, Klebsiella-Enterobacter, S.aureus sepsis etkenidir. En sık görülen piyojenik mikroorganizmalar ise S.pneumoniae ve H.influenzae dır. Lenfosarkomlarda %15 oranında hipogammaglobulinemi bildirilmiştir. Retikulum hücreli sarkomda ise %65 hipogammaglobulinemi bildirilmiştir. Antikor yanıtları bozulmuştur. Geç hipersenstivite yanıtı baskılanmıştır. Lenfosit proliferatif yanıtı bozulmuştur (11). İmmun sistemin baskılanması kanserin ilerlemesini kolaylaştırır.

    Hodgkin’s Hastalığı

    İmmun fonksiyonlardaki bozulma hastalığın evresi ve tipiyle ilişkilidir. Lenfositik tipte immun fonksiyonlar büyük ölçüde bozulmuştur ve kötü prognoz vardır. Lökosit kemotaksisi bozulmuştur. Lenfosit ve T hücre sayısında azalma vardır. Hücresel immunite sıklıkla bozulmuştur. Tüberkülin testi negatifdir. Diğer lenfomalarda ve lösemide cilt testlerine negatif yanıt daha nadir olarak bildirilmiştir. Lenfosit yanıtı azalmıştır. İmmunglobulinler genellikle normaldir, %10 vakada yüksek veya düşük olabilir. Sekonder antikor yanıtları normaldir. Pnömokok aşısına normal yanıt bildirilmiştir (11)

    Lösemi

    Aplastik anemi

    Kazanılmış aplastik anemi, genellikle hepatitler, ilaçlar ve otoimmun hastalıklarla ilişkilidir. Sıklıkla pansitopenide eşlik edebilir. Bakteriyal enfeksiyonlar genellikle granülosit sayısıyla ilişkilidir. Cilt, mukoz membran ve akciğerin, S.aureus veya enterik mikroorganizmalarla enfeksiyonu söz konusudur. Hipogammaglobulinemi, timoma ve hücresel immun yetmezlikle ilişkili olabilir. Burada nötropenik durumun tedavisi esas defekti geriye döndürür, enfeksiyöz komplikasyonların önlenmesi ve tedavisine yardımcı olur. Nötropeni, plazma infüzyonları, lökosit transfüzyonları ve kemik iliği transplantasyonu ile düzeltilebilir. Bazı hastalarda lityumun dolaşımdaki nötrofilleri arttırdığı gösterilmiştir (1,12). G-CSF’de tedavide önerilir.

    VIII- Cerrahi ve travma

    Yanıklar

    Isı yanıkları sekonder immun yetmezliğin önemli nedenidir. Beş yaş altında yanıkla oluşan kazalara eğilim vardır. Çoğu yanık haşlanma şeklinde olsa da ölümler genelde alev yanığı ile olur. Yanıklı hastalarda sepsis en sık komplikasyondur. En sık, Pseudomonas, Proteus, streptokoklar, S.aureus etkendir. Tetanoz ve diğer klostridial enfeksiyonlar görülebilir. Yaygın herpes simpleks ve varisella enfeksiyonları gibi viral enfeksiyonlara eğilim vardır. Yanık bölgesindeki hasar nedeniyle, bakteriye karşı primer engel kırılmıştır. Ayrıca yanık bölgesine lökositlerin gelmesi ve fagositoz yeteneği azalmıştır. RES aktivitesi baskılanır. İlk birkaç günde immunglobulinler düşer ve birkaç haftada yavaş yavaş normale döner. Opsonik aktivitede düşme vardır. Lenfopeni ve lenfoid dokulardaki lenfositlerde baskılanma başlar. Lenfosit sayısı 1.haftanın sonunda normale döner. T hücre fonksiyonlarında düşüş olabilir. Tedavide, sekonder enfeksiyon riski; beslenme desteği, debridman ve antibiyotiklerle en aza indirilmeye çalışılır. IVIG tedavisinin yeri kesin değildir, bazı çalışmalar IVIG tedavisi ile mortalitede azalma bildirmiştir (1,12)

    Splenektomi

    Splenektomiden sonra herhangi bir zamanda enfeksiyon riski artmıştır, ancak en çok ilk iki yılda görülür. Enfeksiyon genelde hızlı başlar ve %50’ye yakın mortalitesi vardır. Etiyolojide, Pnömokok, meningokok, E.coli, H.influenzae, stafilokoklar ve S.pyogenes vardır. Malarya ve viral enfeksiyon sıklığı da artmıştır. Dalak RES’deki esas organdır ve karaciğerle birlikte kandaki mikroorganizmaların temizlenmesinde esas rolü oynar. Antikor sentezinde önemli role sahiptir. Bu hastalarda IgM düzeylerinde azalma bildirilmektedir. Antijene normal antikor yanıtı ve polivalan pnömokok aşısına yetersiz antikor yanıtı bildiren çalışmalar vardır. Tedavide profilaktik olarak günlük antibiyotik kullanımı, pömokok ve meningokok aşılaması ve diğer rutin aşılamalar önerilmektedir. Ateşin penisilinle tedavisi ve pnömokok aşısının uygulanması splenektomili çocukları ağır enfeksiyonlardan korumakta etkili bulunmuştur (1,12,13)

    Kafa travması

    Künt travmalara bağlı olarak olan nörolojik sebep dışındaki ölümlerin çoğunluğu enfeksiyon nedeniyledir. Gecikmiş deri hipersensitivitesinde bozulma, mitojene azalmış lenfosit proliferasyon yanıtı, T hücre sayısında azalma (özellikle CD4) mevcuttur. Difteri ve tetanoz antikor yanıtı normal bulunmuş (14,15)

    Tablo1: Sekonder immün yetmezliğe yol açan bozukluklar

    Tutulan Sistem

    Hastalık Örnekleri

    Infeksiyöz

    Cytomegalovirus, Epstein-Barr virus, HIV infeksiyonu, kızamık, varicella

    Gastrointestinal sistem

    Hepatik yetmezlik, hepatit, intestinal lenfanjiektazi, protein-kaybettiren enteropati

    Hematolojik

    Aplastik anemi, kanser, graft-vs-host hastalığı, orak hücreli anemi

    Iatrojenik

    Antikonvulsanlar (IgA eksikliğine yol açar), genel anestezi, immunosupresanlar (anti-timosit globulin, kemoterapötikler, kortikosteroidler), radyasyon tedavisi, splenektomi

    Endokrin

    Diabetes mellitus

    Nutrisyonal

    Alkolizm, malnutrisyon

    Fizyolojik

    Fizyolojik immün yetmezlik : Bebeklik, gebelik, yaşlılık

    Renal

    Nefrotik sendrom, renal yetmezlik, üremi

    Romatolojik

    Romatoid artrit, SLE

    Diğer

    Yanıklar, kromozomal anormallikler (Down sendromu), konjenital aspleni, kritik ve kronik hastalıklar, histiyositoz, sarkosidoz

    Kaynaklar:

    The secondary immunodeficiencies. In: Stiehm ER, ed. Immunologic disorders in infants and children. ed. 4. Philadelphia: Saunders, 1996: 553-601.

    Ginsburg AS, Miller A, Wilfert CM. Diagnosis of pediatric human immunodeficiency virus infection in resource-constrained settings. Pediatr Infect Dis J. 006;25(11):1057-64.

    Sani MU, Mohammed AZ, Adamu B, Yusuf SM, Samaila AA, Borodo MM. AIDS mortality in a tertiary health institution: A four-year review. J Natl Med Assoc. 2006;98(6):862-6.

    Douglas SD.Down syndrome: immunologic and epidemiologic associations-enigmas remain. J Pediatr. 2005; 147(6):723-5.

    de Hingh YC, van der Vossen PW, Gemen EF, Mulder AB, Hop WC, Brus F, de Vries E. Intrinsic abnormalities of lymphocyte counts in children with down syndrome.
    J Pediatr. 2005; 147(6):744-7.

    Kraemer KH, Lee MM, Scotto J. Xeroderma pigmentosum. Cutaneous, ocular, and neurologic abnormalities in 830 published cases. Arch Dermatol 1987 ; 123(2): 241-250

    Goldstein B, Khilnani P, Lapey A, Cleaver JE, Rhodes AR. Combined immunodeficiency associated with kseroderma pigmentozum. Pediatr Dermatol 1990 ;7(2):132-135.

    Gennery AR, Cant AJ, Jeggo PA. Immunodeficiency associated with DNA repair defects. Clin Exp Immunol. 2000 ;121:1-7.

    Kouhkan A, Pourpak Z, Moin M, Dorosty AR, Safaralizadeh R, Teimorian S, Farhoudi A, Aghamohammadi A, Mesdaghi M, Kazemnejad A. A Study of Malnutrition in Iranian Patients with Primary Antibody Deficiency. Iran J Allergy Asthma Immunol. 2004;3(4): 189-196.

    Collins S, Dent N, Binns P, Bahwere P, Sadler K, Hallam A. Management of severe acute malnutrition in children. Lancet. 2006 2;368(9551):1992-2000.

    Northup JK, Gadre SA, Ge Y, Lockhart LH, Velagaleti GV. Do cytogenetic abnormalities precede morphologic abnormalities in a developing malignant condition? Eur J Haematol. 2007;78(2):152-6.

    Kumar A, Teuber SS, Gershwin ME. Current perspectives on primary immunodeficiency diseases. Clin Dev Immunol. 2006 ; 13(2-4):223-59.

    Cooper MD, Lanier LL, Conley ME, Puck JM. Immunodeficiency disorders. Hematology Am Soc Hematol Educ Program. 2003;:314-30.

    Chinen J, Shearer WT. Basic and clinical immunology. J Allergy Clin Immunol. 2003 ;111(3 Suppl):S813-8.

    Folds JD, Schmitz JL.24. Clinical and laboratory assessment of immunity.
    J Allergy Clin Immunol. 2003 ;111(2 Suppl):S702-11.

  • Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

    Kadınlarda Orgazm Bozukluğu

    Kadınlarda orgazm, cinsel hazzın tepe noktasıdır. Klitoris ve vajinada bulunan sinir uçlarının beyinle etkileşimi sonrasında, vajinada ritmik atmalarla beraber tüm bedende hissedilen, kısa süreli bir deneyimdir. Yeterli fiziksel ve psikolojik cinsel uyarılma gerçekleşmesine rağmen orgazm yaşanamıyorsa o zaman orgazm bozukluğundan söz edebiliriz.

    NEDENLER

    Önsevişme süresinin, uyarılmanın kısa ve/veya yetersiz olması: Orgazmı zorlaştıran önemli bir unsurdur. Orgazm için gerekli uyarının niteliği ve miktarı kadından kadına değişir. Çoğu kadın orgazm olabilmek için klitorise yapılacak uyarıya da ihtiyaç duyar. Klitorisin uyarılmasına ihtiyaç duymaksızın orgazm olabilen kadın sayısı azdır.
    Cinsel bilgi eksikliği: Kadın genital bölgesine ilişkin bilgi eksikliğinin bulunması önemli bir faktördür. Örneğin klitorisin ne olduğu ve işlevi hakkında bilgi bulunmuyorsa, cinsel anatomiye ait temel bilgiler eksikse orgazm da zorlaşabilir.
    Cinsel iletişimde eksiklik: Cinselliğe dair açık bir iletişimin olmaması, kadının haz aldığı uyarılma biçimini açıkça ifade edememesi vb. gibi faktörler orgazmı da güçleştirir.
    Erkekte erken boşalmanın bulunması: Erkek, boşalmasını denetlemede güçlük çekiyor ve erken boşalıyorsa kadında uyarılma bulunmasına rağmen, cinsel birleşme yoluyla orgazm olması da güçleşir.
    İlişkideki duygusal sorunlar, güven eksikliği: Özellikle kadınlar için cinsel yaşam, duygusal yaşamdan bağımsız değerlendirilemez. Partnerleriyle yaşadıkları çatışmalar, uzlaşmazlıklar, güven sorunları kendisini cinsellikte de gösterebilir. Mutsuzlukların hakim olduğu bir ilişkide cinsel yaşama ait işlevler de bozulabilir.
    Kişinin kontrolü bırakamaması: Hayatlarının çeşitli alanlarında kontrolü bırakamayan bazı kadınlar, cinsel yaşamda da benzeri bir tutum içinde olabilirler. Orgazm, kontrolün bir anlık da olsa kaybedildiği bir deneyim olduğu için kontrolü bırakamayan kadınlar bu noktada da zorlanabilir.
    Geçmişte yaşanan cinsel travma: Daha önce yaşanmış cinsel travmalar yetişkinlikte partnerle cinsel yakınlığı zorlaştırabilir.
    Psikiyatrik bozukluklar: Depresyon, Kaygı bozuklukları gibi bazı bozukluklar cinsel yaşamı da etkileyebilir. Örneğin depresyondaki bir kişi yaşama dair genel bir isteksizlik yaşayacağından, cinsel yaşamın değişik kısımları bu durumdan etkilenebilir. Yine yoğun kaygı yaşayan bir kadın zihinsel olarak yoğun olacağından, kendisini rahat bırakabilmesi, ana odaklanabilmesi da güçleşebilir.