Yazar: C8H

  • Çocuklarda işeme bozuklukları

    Çocuklarda işeme bozukluğu, mesane denilen idrar torbasının tam olarak boşaltılamaması durumudur ve ciddiye alınması gereken önemli bir sağlık problemidir. İdrar kaçırma, damla damla idrar yapma, sık idrara gitme ya da günde üçten az işeme, tuvalete yetişememe, ani işeme hissi, aralıklı işeme ve kabızlık ile gayta kaçırma işeme bozukluğu bulguları olabilir.

    Bu bulgular tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ile ilişkili olabilir. Mesanenin, alt kısmında yer alan ve sfinkter denilen bir grup kasla koordineli çalışmaması sonucu ileride böbrek hasarı gelişebilir.

    Televizyona, oyuna dalma, okul, oyun parkı gibi yerlerde tuvalet temizliğinden endişe etme nedeniyle tuvalete gitmeyi erteleme en önemli sebeplerdir.

    Çocuk, bacaklarını çaprazlayarak veya kız çocuklarında olduğu gibi çömelip ayak topuklarıyla idrar çıkış deliğini kapatmak suretiyle bu kas gruplarının koordineli çalışmasının bozulmasına yol açabilir, sonuçta idrarını tutamayan, damla damla idrar kaçıran, sürekli külotu ıslak çocuk tablosu ortaya çıkabilir. Günlük aktiviteler esnasında hatta gülerken ya da öksürürken bile mesanenin tam boşalması görülebilir. Bunlardan başka, idrar yolu enfeksiyonu, travma ve tümörlere bağlı da işeme bozuklukları görülebilir.

    İşeme bozukluklarında aileden alınacak dikkatli bir işeme öyküsü çok önemlidir ve klinisyen tarafından çocuğa işeme günlüğü tutturularak bu öykü ile birleştirilir. Daha sonra fizik muayene ve laboratuvar bulgularının ışığı altında elde edilen sonuçlara göre altta yatan nedene göre tedavi düzenlenir. İşeme bozukluklarında tedavi bir ekip işidir ve çocuk nefroloğu, çocuk psikiyatrisi ve ailenin katılımı ile sağlanır.

    Cerrahi müdahale gerektirecek altta yatan bir neden varsa ekibe çocuk üroloğu ya da çocuk cerrahisi katılır. Çocuk asla cezalandırılmamalı, aksine ödüllendirme ile sonuca gidilmeye çalışılmalıdır. Kabızlık düzenlenecek diyetle ya da ilaç tedavisi ile mutlaka tedavi edilmelidir. Sıvı alımı arttırılarak mesaneyi irrite eden fabrikasyon gıda ürün artıklarının seyreltilerek uzaklaştırılması sağlanabilir.

    İdrar yolu enfeksiyonu varsa tedavi edilmelidir. En önemlisi çocuk yeniden işeme eğitimine tabii tutulmalıdır. 2-4 saat aralarla programlanmış işemelere gönderilmeli, kloset türü tuvalet kullanıyorsa ayağının altını destekleyecek basamak kullanılmalı, ikili işeme denilen çocuğun idrarını yaptıktan sonra ayağa kalkıp bir süre sonra (30’ a kadar saymak gibi) tekrar oturarak mesanesini tam olarak boşaltması sağlanmalıdır.

    Ayrıca biofeedback denilen ve kliniklerde 7-10 seans uygulanan bir başka tedavi yaklaşımı mevcuttur. Tüm bunlara rağmen bazen çocuklara altta yatan sebebe yönelik ilaç tedavisi ve gerekirse cerrahi tedavi uygulanabilmektedir.

  • Bireysel Terapi / Bireysel Danışmanlık Nedir?

    Bireysel Terapi / Bireysel Danışmanlık Nedir?

    Bireysel danışmanlık kişinin kendi iç dünyasına bir yolculuktur. Kendini yeniden keşfetmesi, hayata ve sorunlara farklı pencerelerden bakabilme becerisini kazanabilmesidir. Bir başka deyişle kişinin iç dünyası ile dış dünyasını uyumlu hale getirebilmesi için başlattığı süreçtir.

    Bireysel terapi ile kişi psikoloğu ile işbirliği yaparak, bire bir ve düzenli görüşmeler dahilinde içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz etme, nedenlere farklı farklı pencerelerden bakma, sorunu daha iyi anlama ve tanımlama becerilerini geliştirir.

    Terapist, danışanın yeni geliştirdiği bu becerilerini var olan sorununun çözümünde ve farklı stratejiler geliştirmesinde kullanmasında kişiye rehberlik eder.
     

    BİREYSEL TERAPİNİN / BİREYSEL DANIŞMANLIĞIN HEDEFİ NEDİR?

    Terapide hedef, terapi sürecinde bireyin sorunlarıyla baş edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve kişinin kendi kendisinin terapistiolmasını sağlamaktır.

    Terapi sürecinde kişiler kendileriyle ve kaçındıkları, erteledikleri sorunlarla yüzleşme fırsatı bulurlar.

    Kişinin değiştirmek istediği davranış yada rahatsızlıklar terapi sürecindeki teknikler ile daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleşir.

    Bireyin yaşadığı sıkıntılar iş, özel, aile, sosyal yaşantısını da çoğunlukla olumsuz etkilemektedir. Terapi sürecinde bireyin yaşadığı bu sıkıntıların üzerinde çalışılarak, bu sıkıntılar hasta ve uzmanın iş birliği ile giderilmeye çalışılmaktadır.

    • Duygusal zorlukların üstesinden gelmek istediğimizde,

    • Davranış ve tutum değişikliği sağlamak istediğimizde,

    • Eş, aile ve diğer bireylerle olan ilişkileri düzenlemek istediğimizde,

    • Hayata yön veren önemli kararlar alırken; evlenme, boşanma, ayrılma, taşınma, göç, iş değişikliği, okul tercihi vs.,

    • Kendimize olan güvenimizi/ özgüvenimizi arttırmak istediğimizde,

    • Sorunlarla başa çıkma kapasitesini artırabilmek istediğimizde,

    • Ruhsal sorunlarımızı hafifletmek istediğimizde,

    • Kendimizi daha iyi tanımak istediğimizde,

    • Öfke kontrol problemiyaşadığımızı düşündüğümüzde,

    • Takıntılara ve takıntılı düşüncelere sahip olduğumuzu düşündüğümüzde,

    • Öleceğim korkusu, başıma bir şey gelecek, çok hasta olacağım korkuları, sevdiklerime bir şey olacak korkusu yaşadığımızda,

    • Ya sınavda başarısız olursam, ya istediğim yeri kazanamazsam kaygılarıyla başa çıkmakta zorlandığımızda,

    • Depresif ruh hali, panik atak, travma sonrası stres bozukluğu (deprem, sel, terör, trafik kazası vs.),

    • Uçak, böcek, örümcek, yükseklik, iğne ve kan fobilerine sahip olduğumuzu düşündüğümüzde,

    • Yeme tutumlarımızda değişiklik olduğunun farkına vardığımızda,

    • Uykusuzluk, aşırı kilo alımı veya kaybı, sinirlilik, yataktan çıkmak istememe gibi durumlarla karşılaştığımızda,

    • Cinsellikle ilgili sorunlarla karşılaştığımızda

    • Anne/ baba olmaya hazırlanırken,

    • Hamilelik ve lohusalık sürecinde,

    • Kendi içsel yolculuğumuza çıkmak istediğimizde bireysel terapi almak için başvurabiliriz.

  • Dudak-damak yarığında beslenme

    Dudak damak yarığı ile doğan bebekte Solunum sorunu Beslenme sorunu İlave anomali var mı ?sorulmalıdır.

    Çocuğun gelişiminin çocuk doktoru tarafından takip edilmesi

    Ameliyat öncesi ortodontik hazırlık ,

    KBB uzmanı tarafından kulak değerlendirmesi yapılmalıdır.

    Ailenin Eğitimi verilmeli,özellikle plastik cerrah,ortodontist,çocuk uzmanı beraber bilgilendirmeli,takip etmelidir.

    BESLENMEDE

    iri uçlu ve büyük delikli biberonlar

    (ağızın arkasına boşalan)

    şırınga ile besleme

    elastik sıkmalı şişelerin kullanımı

    kaşıkla besleme

    yemekte ve sonrasında 45 derecede tutulması

    uyurken yan yatırılması aileye anlatılır.

    NE ZAMAN AMELİYAT EDİLMELİ?

    Genel olarak (“10”lar kuralı)

    Ağırlık 10 pound üzerinde (4500 gr)

    Hb 10 gr ın üzerinde

    Yaşı 10 hafta üzerinde olmalı

    Dudak yarıkları 3-6 ay içinde

    Damak yarıkları 12-18 ay içinde tercihen konuşmaya başlamadan önce tamir edilmelidir.

    DAMAK YARIĞI

    1/2500 canlı doğumda bir,

    Kız çocuklarında daha sık görülür.

    Heredite daha az etkendir.

    Damak yarığında görülen en sık problemler;

    Beslenme bozukluğu

    Konuşma bozukluğu

    İşitme ve orta kulak problemleri

    % 30’unda ek anomali

    Psikolojik problemler

    Anlaşılabilir konuşma yaklaşık 18. ayda başladığından damak yarığı onarımı bu tarihten önce yapılmalıdır

  • Çift ve Evlilik Terapisi

    Çift ve Evlilik Terapisi

    Her ilişkide bazı problemler yaşanabilir fakat kimi zaman bu problemler çiftlerin hayal kırıklığı yaşamasına sebep olabilir. Çiftler bu sorunları bazen kendi çabalarıyla, bazı beceriler geliştirerek çözmeye çalışsa da çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve çift/ evlilik terapisine ihtiyaç duyulmaktadır.
    Bu süreçte ise taraflardan birinin ya da her ikisinin ilişkilerinde bir sorun olduğunu algılaması gerekir. Kişilerin algıladığı sorun alanı değişiklik gösterebilir. İnsanların bazıları sevildiğini hissedememekten bahsederken, bazıları ilişki içinde anlaşamamaktan bahsedebilir. Sorunu algılayan çiftler bir çözüm arayışına girer. Çözüm yollarının bazıları sağlıklı bazıları sağlıksızdır.

    Çift/ evlilik terapisi de, bu çözüm yollarının sağlıklı olanları arasında yer alır. Peki çift / evlilik terapisi nedir?

    Çift/evlilik terapisi, ilişkilerinde sorunlar yaşayan kişilere destek olmak amacı taşır. Çift ve Evlilik Terapisi, evli olan ya da olmayan çiftlerin karşılaştıkları sorunları ele alıp çözüme kavuşturmayı hedefleyen bir terapi modelidir. Bu terapide, çiftler arasında terapist tarafından yönlendirilen konuşmalara yer verilir. Genel olarak çift birlikte seansa katılırken bazen tek bir kişiye de ilişkisi baz alınarak çift ve evlilik terapisi yapılabilir. Çift/evlilik terapisinde yapılan bir anlamda iletişim kurmayı öğrenmektir. Problem çözme ve incitmeden nasıl tartışılacağını öğrenmek gibi becerileri kapsar, ilişkiyi yeniden kurmaya yardımcı olur. Bu terapi ile eşlerin birbirine saygı duyması ve birbirini insan olarak görmeyi öğrenmesi hedeflenir. Karşısındakinin kişilik özelliklerini anlama ve uzlaştırılabilecek farklılıkları uzlaştırabilmeyi, uzlaştırılamayacak yanlarını ise kabul edebilmeyi öğrenmeleri sağlanmaya çalışılır.

    Çift/evlilik ilişkisini olumsuz etkileyen ve ilişkinin kalitesini düşüren faktörler:
    * Kişilerin bireysel sıkıntıları
    *İlişkideki iletişim sorunları
    *Duygusal sorunlar
    *Yakınlaşma ve güvenle ilgili sorunlar
    *Çocuk yetiştirme
    *Roller
    *Görevler

    Çift/evlilik terapisi, ilişki terapisidir. Bireysel terapiden farklıdır, ilişki odaklıdır ve danışanların ilişki içindeki kendiliklerine odaklanır. Çift/evlilik terapisinde değişim, çözüm odaklı bakmayı gerektirir. Çözüm odaklı bakmak, her iki tarafın da, “Sorunların çözümü için ben ne yapabilirim?” bakış açısı geliştirmesi demektir.

    Çift/evlilik terapisi hakkında,
    *Terapistiniz bir hakim ya da hakem pozisyonunda değildir. Kim haklı, kim haksız gibi meselelere girilmez. Terapist herkese eşit mesafededir.
    *Terapi esnasında ilişkinizdeki güçlü yanları ve zorlandığınız alanları rahatça görebilirsiniz ve değerlendirebilirsiniz.
    *Eşlerin sorunlarını konuşabilir hale gelmeleri çözüm ve tedavide ilk basamaktır.
    *Bireylerin sorun ve çatışmadaki rolleri, kendini ifade ediş biçimi, problem çözme stratejileri değerlendirilir ve terapi esnasında işlenmesi gereken temel noktalar belirlenir.
    *Terapi sürecinde terapistiniz size uygulamalı ev ödevleri verebilir. Bu sayede çözümün dışarıdaki değişimlerden ziyade kendinizde bittiğini daha kolay görmüş olursunuz.
    *Terapi süresi boyunca kendinizi ve eşinizi anlayabileceğiniz, sağlıklı tartışabildiğiniz, problem çözebildiğiniz, farklılıkları kabul edebildiğiniz ölçüde iyi bir eş olursunuz. Terapi ile aranızdaki sorunları konuşur hale gelir, çözüm yolları üretebilirsiniz.

    İlişkinin sorunlu olduğunun işaretleri; sık sık tartışmalar yaşanması ve çözüme kavuşamaması, olumlu duygularda kayıpların olması, arkadaşlığın, cinsel hayatın ve canlılığın azalmasıdır. Eğer önemsememe, içe çekilme, şiddet ve bağlantının tümüyle kopuk olması söz konusu ise ilişkinin büyük bir problem içinde olduğu söylenebilir.

  • Aşılar hakkında bir çok şey

    • Aşılama aktif immünizasyonla immun sistem cevabını düzenlemek amacıyla antijenleri vücuda verme yöntemidir.

    • Aşı; bir hastalığa karşı spesifik koruma sağlamak amacıyla hazırlanmış immunobiyolojik materyaldir.

    • Aşı antijeniktir ancak patojenik değildir. Aşılamada amaç hastalıkları oluşmadan önlemektir. Dünya’da kullanılan ilk aşı çiçek aşısıdır.

    (1796-Edward Jenner) Bu aşı 1801 yılında Jenner metoduyla İstanbul’da üretilmiştir.

    • Dünyadaki ikinci aşı kuduz aşısıdır. (1885- louis pasteur)

    • 1977- WHO Çiçek hastalığının Dünyadan eradike edildiğini açıklamıştır

    TÜRKİYE’DE AŞI TARİHÇESİ

    • Tifus aşısını ilk bulan kişi Dr. Reşat Rıza KOR’dur. Bu aşıyı ise ilk uygulayan kişi Erzurum’da Dr.Refik Sağlam’dır.

    • 1936 yılında Hıfzıssıhha’da Tifo, Dizanteri, Kolera, Veba, Menengokok, Stafilokok, Boğmaca, Brucella, Nezle, BCG (ağız ve deri içi olmak

    üzere), Difteri, Tetanoz, Kızıl, Alüminyum presipiteli karma aşılar, Lekelihumma, Kuduz, Çiçek, Grip aşıları olmak üzere 17 farklı tip aşı

    üretilip, 35 farklı formülde ülke istifadesine sunulmaktadır.

    AŞILAMADA GENEL KURALLAR

    • Soğuk zincire uyulmalı

    • Steril ve tek kullanımlık enjektörler kullanılmalı

    • Doğru yoldan verilmeli

    • Eş zamanlı kullanılabilen aşı ve serumlar bilinmeli

    • Birden çok aşı yapılması gerekiyorsa farklı yerden yapılmalı

    AŞILARDA GENEL ÖZELLİKLER

    • Genelde canlı aşılar (OPV, kızamık, BCG, suçiçeği gibi) ışığa duyarlıdır.

    • DBT, DT, IPV, Hib, Hepatit A, Hepatit B, Influenza gibi aşılar dondurulmaya duyarlıdır.

    AŞILAR HAKKINDA GENEL BİLGİ

    • Birden fazla canlı aşı aynı anda yapılabilir, aksi halde en az 1 ay ara olmalıdır.

    • Aynı anda birden fazla aşı uygulamasında ayrı ekstremite kullanılmalı, aynı ekstremite kullanılacaksa minimum 2 cm aralık olmalıdır.

    • Gecikmiş aşı zamanlarında yeniden başlangıç yapılmaz.

    Fazla miktarda inaktif aşı dozu verilmesi yan etkileri arttırabilir, canlı virus aşılarında ise teorik risk vardır. Düşük dozda verilen aşılar hiç yapılmamış sayılır.

    • Anne sütü OPV etkisini bozmaz. OPV sonrası tükürür, yutmaz veya 10 dk içinde kusarsa aşı tekrarlanır.

    Aşı Kontrendikasyonu OLMAYAN -AŞIYA ENGEL OLMAYAN Durumlar

    • Prematürite

    • Anne sütü alıyor olmak

    • Hafif ateşli enfeksiyonlar

    • Başka bir nedenle antibiyotik kullanmak

    • Ailede aşıya bağlı konvülsiyon öyküsü

    • Nonspesifik allerjik hastalık öyküsü

    • Annenin gebe olması

    • Daha önceki DT-P aşısından sonra lokal reaksiyon öyküsü

    • Penisilin allerjisi.

    Henüz aşı şemasına dahil edilmeyen (ancak ülkemizde ruhsatlandırılmış olup mevcut olan) aşılar ise şunlardır:

    rotavirus aşısı (RV) (Rotarix,Rotateg)

    influenza aşısı (IV)

    human papillomavirus aşısı (HPV)

    (Gardasil,Cervarix)

    tetanoz-difteri-aselüler boğmaca aşısı (Tdap)

    konjuge meningokok aşısı (KMA).

    BU AŞILAR ÖZEL,ÜCRETLİ AŞI DİYE ANILIR.

    ÖZEL ÜCRETLİ AŞILAR

    1-ROTAVİRÜS; Salgın ishal kusma aşısı olarak bilinir aşının ilk dozu bebek 14 haftalık olmadan ağızdan uygulanmalıdır,ülkemizde iki ya da üç doz olarak uygulanan iki marka vardır,4-8 hafta ara ile aşılama tamamlanılır,ilk doz 6 haftalıktan itibaren yapılabilir son doz 7. ay dolmadan yapılmalıdır.

    2-MENİNGOKOK ;Meningokok aşısı öldürücü menenjit aşısı olarak bilinir,9.ayı dolan herkese yapılabilir,2 doz ya da bir yaşından sonra tek doz olarak uygulanan markalar ülkemizde bulunmaktadır,üst yaş sınırı yoktur,9 ayını bitiren her yaş grubuna uygulanabilir.

    3-SUÇİÇEĞİ 2.DOZ ; ilk dozunun 1.yaşta asm lerce yapıldığı suçiçeği aşısının 2.dozu 4 yaşını bitiren suçiçeğini geçirmemiş herkese uygulanabilir. Ülkemizde uygulanan tüm özel ve ücretsiz aşılar ABD ve Avrupa ülkelerinde ücretsiz uygulanmaktadır.Sadece verem aşısı ABD ve Avrupa da verem kalmadığı için yapılmamaktadır.

    Özel aşılar diğer aşılar kadar güvenli,emniyetli ve etkilidir.

    ÖZEL AŞILAR ;Aile sağlığı merkezlerinde yapılmayan üç aşı vardır. Bunlar Amerika ve Avrupa da yapılmaktadır. Ülkemizde ücretli olarak yapılan bu aşılardan rotavirus aşısının ilk dozu bebek 14 haftalık olmadan önce yapılmalıdır. İlk dozdan 4 veya 8 hafta ara ile 2. ve 3. doz yapılıp, 7. aydan önce aşılanma tamamlanmalıdır.Diğer bir aşı meningokoksemik menenjit aşısı 7.aydan 103 yaşa kadar her yaşa yapılabilir.

    Bu aşının da 2 veya tek doz yapılan üç ayrı formu ülkemizde mevcuttur. Son olarakta 4 yaşını bitirmiş çocuklarımıza ikinci doz suçiçeği aşısı özel yapılmaktadır Burada çocuk 5-7-9-13 yaşında olabilir. Yani meningokok ve 2.doz suçiçeği aşılarında üst yaş sınırı olmadığından geç kalma gibi bir durum yoktur..

    Aile hekimliğince takibiniz olsa bile aile hekiminiz yada çocuk doktorunuzdan ücretli diye tabir edilen ve asm de uygulanmayan bu aşılar için detaylı bilgi alınız .Unutmayın aşılar ölü veya zayıflatılmış mikropların vücuda verilerek aşısı yapılan hastalığa karşı bağışıklık sağlamak amacıyla yapılırlar.Aşının ücretli veya ücretsiz olarak yapılması aşının gerekliliğini veya gereksizliğini göstermez.

    Aşıların yan etkileri hakkında en yanlış bilinen bilgide; civa içerip otizm yapabileceği zannıdır ki çoklu aşılar civa içerir yani ülkemizde sadece verem-bcg aşısı civa içerir. BCG dışındaki aşılarda civa veya tiomersol yoktur. Otizm yapabilme riski de sadece bir tez olup ispatlanmış değil.

    Aynı gün içerisinde bir çocuğa kaç aşı yapılabilir?

    •İstenildiği kadar yapılabilir.

    •ABD’de kombine aşılar kullanılmadığından aynı vizitte 7-9 aşı yapılmaktadır.

    Rotavirus aşısı yaptık çocuk kustu, aşıyı tekrarlayalım mı?

    Tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılama programı olduğu gibi devam edilmelidir.

    Aşılama programında aksama oldu. Ne yapalım?

    Aşılama programında eğer ki bir aksaklık olursa kalındığı yerden devam edilmelidir.

  • Wisc-R Zeka Testi

    Wisc-R Zeka Testi

    Wisc-r bireylerin zihinsel performanslarını belirlemek amacıyla 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir. Uygulaması 1 – 1,5 saat sürmektedir. Her alt testin soruları test yönergesine uygun bir şekilde çocuğa yöneltilir ve çocuktan sorulan soruları yanıtlaması istenir.

    Wisc-r testi, sözel ve performans olmak üzere iki bölümden, her bölümde bir yedek, 5 ana test olmak üzere altı alt testten oluşmaktadır. Wisc-r testi sonucunda bireye ait sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümü elde edilir.

    Wisc-r zeka testi ülkemizde kullanılan yetenek ve zeka testleri arasında geçerlik ve güvenirliği en yüksek olanıdır. Alt testlerinde değişik yetenek alanlarından örnekler bulunması, yorum ve puanlama kriterlerinin netliği, sonuçlarının açık, anlaşılır ve tatmin edici olması bu zeka testinin daha fazla tercih edilmesine neden olmaktadır.Wisc-r zekayı çeşitli boyutlardan oluşan bir genel yetenek olarak kabul etmektedir. Wisc-r zeka testinde her alt test farklı bir yeteneği ölçebilmek amacıyla geliştirilmiştir. Bütün alt testlerde kendini gösteren bir genel zekanın varlığı kabul edildiği için alt testler arasında anlamlı ilişkiler bulunması beklenmektedir. Alt testlerden alınan standart puanlar arasındaki belirgin sapmalar klinik veri niteliği taşır ve deneyimli bir wisc-r uygulayıcısı öğrenme güçlüğü, disleksi gibi olası problem alanlarını bu testin yorumlanması esnasında tespit edebilir.

    Sözel Zeka Bölümü Testlerinde Sorulan Sorular:
    1. Genel Bilgi: Bu bölümde çocuğun doğal ve kültürel yaşamından aldığı genel kültür bilgileri sorulur.
    2. Benzerlikler: Çocuğa iki adet resim gösterilir ve soyutlama yeteneği test edilir.
    3. Aritmetik: Süre sınırı olmakla birlikte, aritmetik işlemler ve problemler yöneltilir.
    4. Sözcük Dağarcığı: Çocuğa kendi dilinde öğrendiği kelimeleri kullandıracak sorular sorulur.
    5. Yargılama: Çocuğun önüne mantık ve muhakeme becerisini ölçecek problemler konur ve çözmesi istenir.
    6. Sayı Dizisi: Sözel zekanın son bölümünde ise çocuğun işitsel hafızasını ölçme amaçlı sorular yöneltilir.
    Performans Zeka Bölümü Testlerinde Sorulan Sorular:
    1. Resim tamamlama: Çocuğun önüne bir resim konur ve resimdeki eksiği tamamlaması istenir.
    2. Resim düzenleme: Resimlerdeki sebep-sonuç ilişkisini oluşturabilme üzerine sorular sorulur.
    3. Küplerle desen oluşturma: 3 boyutta ne kadar yaratıcı olduğunu öğrenmek için küplerden cisimler yaratması istenir.
    4. Şifre: Karışık görselleri düzenleyerek şifre çözmeyi ne kadar hızlı yaptığı test edilir.
    5. Labirentler: El-göz uyumunu ölçmek için labirentin sonuna ulaşma soruları sorulur.
    Uygulamaya girecek olana bir çocuğun uygulamaya başlamadan önce gerekli bazı koşulların sağlandığından emin olunmalıdır.
    -Açlık olmamalıdır
    -Dinlenmiş olmalıdır
    -Uykusunu almış olmalıdır
    -Hasta olmamalıdır.
    -İlaç kullanılıyorsa ve ilacın sakinleştirici/uyku getirici etkisi varsa ilaç etkisi altında olmamak
    Testin sonucunu etkileyecek tüm bu koşulların iyiliği sağlanmış olması gerekir. Rahat kıyafetler tercih edilmelidir.
    Wisc-r zeka testini uygulayacak personel Psikoloji lisans mezunu olmalı aynı zamanda bu ölçme aracıyla ilgili resmi ve özel kuruluşlar ya da meslek örgütleri tarafından verilen eğitim yaşantısına katılarak uygulayıcı yeterlilik sertifikasına sahip olmalıdırlar.

  • Uykusuz çocuğa yaklaşım

    Süreç bebeğinize birazdan uyuması gerektiğini hatırlatan bir takım rutinlerin oluşturulmasıyla başlıyor. Daha önceden böyle bir rutine sahip değilseniz, oluşturmakla işe başlayın. Bebeğinizin uyku rutininde emzirme/beslenme, sonrasında rahatlatıcı bir banyo, pijamaların giyilmesi, odanın karartılması ve sakinleştirici beyaz gürültünün dinletilmesi yer alabilir. Tüm bu aşamaları her gece uykusu öncesinde tutarlı bir şekilde yapmanız bebeğinizin uyuma vakti geldiğini anlamasını ve bu düzene uymasını sağlayacaktır.

    Uyku rutinini tamamladınız, bebeğiniz rahatlamış ve uykulu hissetmeye başladı ve uyku zamanı geldi. Şimdi bebeğinizi, uykuluyken fakat henüz uykuya dalmamışken, yatağına yatırın. Eğer ağlamazsa ve mızırdanmazsa odasından çıkın.

    Dur, Bekle ve Dinle!

    Eğer bebeğiniz ağlamaya başlarsa, “Dur, Bekle ve Dinle!” yöntemini uygulayın. Hemen odaya girmeyin. Önce birkaç dakika durun ve bebeğinizi dinleyin; gerçekten korku ve yalnızlık hissetti, size mi ihtiyacı var yoksa biraz mızırdanıp susma eğilimi mi gösterecek. Hemen müdahale etmeden kendi kendine sakinleşmesi için biraz zaman verin.

    Bebeği Yatağından Alın. (Kaldır)

    Eğer bebeğiniz kendi kendine sakinleşmiyorsa, odaya girin ve onu yataktan alın. Sakinleşene kadar kucaklayın ve yanında olduğunuzu ona hissettirin. Bu aşama yatır/kaldır yönteminin “kaldır” bölümünü oluşturuyor.

    Bebeği Yatağına Yatırın. (Yatır)

    Bebeğiniz sakinleştiğinde ve hala uyanıkken onu tekrar yatağına yatırın. Bu da yöntemin “yatır” bölümünü oluşturuyor.

    Bu süreç bebeğiniz tamamen uykuya dalana kadar böyle devam ediyor. Başka bir deyişle, bebeğinizi yatırıyorsunuz eğer ağlar ve size ihtiyacı olduğunu hissederseniz yatağından alıp sakinleştirip yeniden yatağına bırakıyorsunuz. Ufak tefek mızırdanmalarda müdahale etmeyin. Yatır kaldır yöntemi zaman alan ve her yöntem gibi sabır gerektiren bir uyku metodudur. Tracy Hogg’un ifade ettiği gibi bazen bu yatır kaldır aşaması saatler sürebiliyor, yorucu oluyor ama sonunda bebeğiniz kendi başına uyumayı öğrenmiş oluyor. Bu yöntemin başarısında ve ne kadar zaman alacağında bebeğinizin mizacı ve sizin sabrınızın büyük önemi var.

    Yatır Kaldır Yöntemi Hangi Yaş Aralığı İçin Uygundur?

    Bu yöntem 4 ay itibariyle uygulanabilir. 4-8 ay arası en etkili olabileceği dönem olarak görülüyor. Biraz daha büyük bebekler için de uygulanabilir.

    Yatır ve kaldır döngüsü bazı bebekler için fazla uyarıcı olabilir. Onları rahatlatmak yerine, gerilim yaratan bir süreç haline gelme ihtimali göz ardı edilmemeli. Bu noktada bebeğinizi iyi tanımanız ve verdiği sinyalleri doğru yorumlamanız gerekiyor.

    Uyku Eğitimi Nedir?

    Uyku eğitimi, bebeğin kendi kendine uykuya dalmayı öğrenmesine ve gece boyunca kesintisiz uyumasına yardımcı olan bir süreçtir. Bu aynı zamanda pek çok uzmanın var olan farklı uyku teknikleri/metotları üzerine konuştuğu tartışmaya açık olan da bir konudur. Tek bir doğru teknik bulunmaz, her aile ve bebeğe göre değişen çeşitli uyku metotları vardır. Siz size uygun olan yöntemi seçip biz uzman rehberliğinde veya kendiniz de deneyerek uygulayabilirsiniz.

    Bazı bebekler uyku eğitimine çok kolay adapte olur ve kısa sürede başarıyı elde ederler. Bazılarıysa uykuya dalmada veya uyandığında kendi başına tekrar uykuya geçmede zorluk yaşar ve daha uzun bir süre yardıma ihtiyaç duyabilirler.

    Uyku Eğitimine Nasıl Hazırlanılmalı?

    Başarılı bir uyku düzeni oluşturmak ve uyku eğitiminden maksimum verim almak için aşağıdaki yöntemleri uygulayabilirsiniz:

    Uyku öncesi Rutini Oluşturun: Rutin oluşturmaya bebeğiniz 6 haftalık olduğunda başlayabilirsiniz. Uyku rutini bebeğinizi yatırmadan önce ılık bir banyo, masaj ve kitap okuma seansını içerebilir. Ayrıca uykudan önce ve uyku süresince beyaz gürültü sesini dinletmeniz bebeğinizi sakinleştirip daha rahat uyumasını sağlayacaktır. Tüm gündüz ve gece uykularında beyaz gürültüden faydalanabilirsiniz.

    Tutarlı Bir Uyku Saati Belirleyin: Uzmanlar bebeklerin akşam saat 7 – 8 civarı, çok yorulmalarını beklemeden, uykuya yatırılmasını tavsiye ediyorlar.

    Tahmin Edilebilir Bir Gündüz Programına Bağlı Kalın: Bebeğinizi her sabah aynı saatte uyandırın, besleyin ve gündüz uykuları için yine saatlerde uykuya yatırmaya çalışın. Bu şekilde esnek ama tutarlı bir programa bağlı kalmanız bebeğinizin de rahatlamasını ve kendisini güvende hissetmesini sağlayacaktır.

    Bebeğinizin Uykusunu Etkileyecek Tıbbi Bir Sorunu Olmadığından Emin Olun: Altta yatan bazı fiziksel sorunlar (enfeksiyonlar, alerji, reflü gibi) uyku kalitesini etkileyebilir. Uyku eğitimine başlamadan önce varsa bu gibi sıkıntıların ekarte edilmesi gereklidir.

    Çocuk bakımı ve uyku sorunları konusunda uzman, hemşire Tracy Hogg tarafından geliştirilen E.A.S.Y rutini her harfi bir eyleme karşılık gelen bölümlerden oluşuyor: Beslenme, aktivite, uyku ve sizin zamanınız.

    E.A.S.Y Nedir?

    İçerisinde beslenme, uyku ve aktiviteyi barındıran 2,5 – 3 saatlik tekrarlayıcı bir rutindir. Bu metod bebeğiniz uyuduktan sonra sizin de kendi zamanınızı yaratmanıza olanak tanır. Tracy Hogg başarının reçetesini „sistemli bir rutin oluşturma“ olarak tanımlamaktadır. Bebeğiniz sizin hayatınızın bir parçası olmalı, eğer siz onunkinin bir parçası olmaya başlarsanız evde genelde kaos durumunun hüküm sürdüğünü ifade eder Tracyy Hogg. Bu nedenle güvenli, tutarlı bir ortam yaratmanız ve bebeğinizin izleyebileceği bir tempoyu en baştan ayarlamanız başarı açısından önemlidir.

    EASY rutininde bebeğin ihtiyaçları ön plandadır, bu rutin katı bir çizelgeye bağlı kalmaz. Esnektir, çizelgeyle yapılmış gibi bir program takip edilmesini doğru bulmaz fakat sistemli olunmasını ister. Sizden beklenen bebeğinizi iyi tanıyıp onun uyabileceği bir tempoyu belirlemenizdir. Bebeğin ihtiyacını anlamanız ve farklı ağlamalarını doğru tanımlamanız gerekir. Bunun yolu da bebeğinizi iyi tanımaktan ve işaretlerini doğru anlamaktan geçer. İlk etapta zorlansanız da zamanla bebeğinizi tanıdıkça ve onu dinledikçe başarabileceğiniz bir süreçtir.

    Gelin bu rutindeki detaylara sırasıyla bakalım;

    E (Eat) – Beslenme

    Bebeğinizi ister emzirin isterseniz biberonla besleyin, beslenme onun birincil ihtiyacıdır. Bebeğinizi doyduğu zamana kadar besleyin; 25 ila 40 dk. Normal gelişimdeki bir bebek bir sonraki beslenme için 2,5 – 3 saat bekleyebilir.

    Gece uykusundan önce bebeğinizin tam olarak doyduğundan emin olun. Örneğin akşam saat 5-7 arası bir beslenmeyi saat 6-8 arası diğer beslenme öğünü takip edebilir. Son beslenmeyi saat 10 civarı bebeğiniz uyuklarken yapabilirsiniz.

    A (Activity) – Aktivite

    Burada aktivite olarak belirtilmek istenen bebeğin uyku ve beslenme dışındaki eylemleridir. 3 aylık olana kadar bebeğiniz uyku ve beslenme dışında alt değiştirme masasında veya yatağında mırıldanır halde veya bebek arabasında çevreyi izliyor olacak. Bunların hepsi bize öyle gelmese de bebekler için birer aktivite sayılıyor.

    Bebeğinizi besledikten sonra hemen uykuya yatırmayın ya da memede uyuyakalmasına izin vermeyin. Çünkü çok geçmeden bebek uyumak için buna bağımlı hale geliyor. Beslenmeyi genellikle bir aktivitenin takip etmesini öneriyor Tracy Hogg. Bu ortalama 45 dk’lık bir aktivite olabilir. Akşam saati ise güzel bir banyo yaptırılabilir, sonrasında pijamalarını giydirme ve yavaş yavaş diğer aşamaya geçiş. Alt değiştirme, giydirme, rahatlatıcı bir bebek masajı da tüm bu aktivitelere dahildir elbette. İyi bir uyku için aktivite aşamalarında bebeğinizi fazla uyaranlara maruz bırakmamaya dikkat edin.

    S (Sleep) – Uyku

    Aktivite aşamasından sonra, bebeğin odasındaki ışık miktarını azaltın ve beyaz gürültü gibi sakinleştirici bir ses açın. Böylelikle bebeğin kendi yatağında uyku aşamasına geçmiş olunur. Uyku öncesi rutinleri çok önemlidir. Özellikle gece uykusu öncesinde tutarlı bir şekilde uygulamanız gerekir ki artık gece olduğu ve uykuya geçileceğini anlasın bebeğiniz. (Banyo, masaj, giyinme, sakinleştirici sesin dinlenmesi vb.– uykuya hazırlık aşamaları)

    Y (Your time) – Sizin zamanınız

    Bebeğiniz uyuduğunda kendiniz için 1 saat veya daha uzun bir süre kalır. Bebeğinizin bağımsız oynamaya başladığı veya gündüz uykularının uzadığı zamanlarda bu süre sizin için de uzamış olacaktır. Unutmayın kendinize zaman ayırmanız bu rutini oturtana kadar en azından birkaç haftalık bir süreyi bulabilir, bu süreçte aceleci davranmayın.

    E.A.S.Y Uygulaması Zor Bir Metod Mu?

    3 aylıktan itibaren EASY rutinini uygulamaya başlayabilirsiniz. Ancak Tracy Hogg bu rutini uygulamak için bebeğin 3 aylık olmasını beklemeye gerek olmadığını savunur. Çünkü ne kadar erken olursa (örneğin 4.hafta itibariyle) yeme ve uyku gibi birtakım sorunların asgariye indirgenebileceğine inanır. Bazı ebeveynler rutin kelimesini duyduklarında dehşete düşseler de, Hogg EASY’nin esnek ve ebeveynlerin hayatlarını planlayabileceği bir sistem olduğunu, asla kati saatli bir program olmadığını ifade eder. Bebeğin dilini anlamak ön plandadır.

    EASY‘nin ne kadar başarılı olacağı bebeğe ve ebeveynlerine doğrudan bağlıdır. Ebeveynlerin bu sisteme inanmaları ve uygulamak istemelerinin yanında bebeklerinin verdiği sinyalleri doğru anlamaları işi kolaylaştıran en önemli unsurlardan biridir. Örneğin, beslenme sonrası aktivite aşamasında bebeğiniz ağlamaya başlarsa bu muhtemelen acıktığı için değil yorulduğu ve bir sonraki aşamaya hazır olduğu içindir.

    Ebeveynlerin yanında bebeğin mizacı da hangi sistemin, ne kadar uzun süre uygulanacağı konusunda fikir verir. Hogg’un Melek ve Kitap bebek olarak tanımladığı bu 2 gruptaki bulunan bebekler tahmin edileceği gibi ılımlı, uysal bir yapıya sahip ve kolay anlaşılır bebeklerdir. Rutine kolaylıkla adapte olabilirler. Ancak nazlı, huysuz ve hareketli bebekler her zaman daha fazla ilgi beklerler ve onları bir rutine sokmak nispeten zordur ama imkansız değildir. Bunu biraz da sizin yaklaşımınız, hayat tarzınız ve sabrınız belirler.

    Bebeğinizin uyumasına yardımcı olacak yöntemlerden bir tanesi de ona sarılıp uyuyabileceği bir uyku arkadaşı kazandırmaktır. Uyku arkadaşı bebeğinizin sizin dışınızdaki ilk arkadaşıdır. Uyku düzeni oluşturulmasında ve bağımsız uyumayı sağlamada size ve bebeğinize destek olacak büyük bir yardımcıdır.

    Uyku arkadaşı yumuşak bir oyuncak ayı, bebek veya bebeğinizin sevdiği güvenli başka bir nesne olabilir. Dikkat edilmesi gereken bebeğin sarılıp uyuyabileceği uyku arkadaşlarını 6. aydan sonra bebeğinizin yatağına koymanızdır.

    Dünyaca ünlü çocuk doktoru Harvey Karp, sağlıklı bir uyku için , bir uyku arkadaşından faydalanılmasını tavsiye ediyor. Uyku arkadaşının amacı bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlaması, uyku rutininin bir parçası olarak uyku vaktini hatırlatması ve bebeğin yatağında kendi başına uyumasını sağlamasıdır.

    Bazı aileler alışkanlık yaratacağını düşünerek uyku arkadaşı veya uyku yardımcılarına şüpheyle yaklaşıyorlar. Oysa ki, Dr. Karp’ın da ifade ettiği gibi, uyku arkadaşı aslında bebeklerin özgüvenlerinin ve güven hissiyatının arttırılmasında büyük rol oynuyor. Ortaya çıkan stres durumlarında da uyku arkadaşı pek çok bebek için çok büyük bir rahatlatıcıdır.

    Ayrıca uyku arkadaşını kokunuzun sinmesi için bir süre kendi yanınızda tutup sonra bebeğinizin yatağına koymanız bebeğinizin özellikle gece uyanmalarında daha kolay uykuya dalmasına yardımcı olacaktır.

    Uyku Arkadaşı Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Çok büyük, çok küçük ve ağır olmamalı. Bebeğinizin kolaylıkla kavrayıp sarılabileceği ebatta olmalıdır.

    Oyuncağı bebeğiniz ağzına da götüreceği için malzemesi herhangi bir zararlı madde barındırmamalı, sağlık ve güvenlik sertifikalarına sahip olmalı.

    Küçük veya orta boyuttaki oyuncakları gittiğiniz her yere götürebilirsiniz. Bu özelliklere sahip bir uyku arkadaşı kolay taşımanıza imkan verecek ve bebeğinizin araba veya açık havadaki uykularında da yanında olacaktır.

    Oyuncağın boğulma riski yaratabilecek ya da bebeğinizin burnuna kaçabilecek herhangi bir küçük parçası olmamalı. (boncuk veya düğme göz gibi.)

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    İlk olarak kaygının tanımını yaparak yazıya başlamak daha uygun olacaktır. Kaygı, kişinin kötü bir şey olacakmış düşüncesi ile yaşadığı aşırı bir uyarılmışlık halidir.
    Kaygının belirtilerine baktığımızda fiziksel olarak; kalp atışlarında hızlanma, terleme, titreme, soluk alıp vermede güçlük, çarpıntı hissi, mide ağrısı, kaslarda gerginlik, iştahsızlık, baş ağrısı gibi belirtiler karşımıza çıkacaktır. Duygusal belirtilere baktığımızda ise gerginlik, sinirlilik, karamsarlık, endişe, huzursuzluk, heyecan, çaresizlik gibi duygulara rastlayabiliriz. Zihinsel olarak ise bildiklerinin hepsini unuttuğunu düşünme, başaralı olamayacağını düşünme, sınavı kazanamazsa her şeyin biteceğini düşünme, sınav kötü geçecek düşüncesi, ailesine ve çevresinde bulunan insanlara rezil olacağını düşünme, düşüncelerini toparlamada güçlük, unutkanlık, dikkatte yoğunlaşmada güçlük gibi durumlarla karşılaşılabilir. Ve tüm bunların sonucunda davranışsal olarak ders çalışmayı bırakma, ders çalışmayı erteleme ya da sınava girmeme gibi davranışlar gözlemlenebilir.

    Peki sınav kaygısı nedir?
    Sınav kaygısı, bir sınav öncesi ya da sınav esnasında var olan performansın etkili biçimde kullanılmasına engel olan yoğun endişe halidir.

    Sınav kaygısının birçok nedeni olabilir.

    Zamanı etkin kullanamamak ve sınava yeterli düzeyde hazır olmamak sebeplerden biri olarak gösterilebilir. Sınava yeteri kadar hazırlanmayan öğrencilerin sınav öncesi ve sonrasında kaygı yaşaması doğaldır. Bu durumun düzelmesi öğrencinin ders çalışma planıyla doğru orantılıdır.

    Fizyolojik olarak ihtiyaçların karşılanmadığı durumlara bakıldığında da bu tür kaygıların oluştuğunu gözlemleyebiliriz. Düzenli bir uykunun olmaması, yetersiz beslenme gibi durumlar kaygının oluşmasına sebep olabilir.

    Sınav hakkında oluşturulan yanlış ve olumsuz düşünceler sınav kaygısının oluşumundaki en önemli nedendir. Bu sorunu aşabilmek için sınavla ilgili olumsuz düşünceleri belirlemek ve bu olumsuz düşünceleri daha işlevsel, daha yararlı düşüncelerle değiştirmek gerekir.

    Çocuğunuzda sınav kaygısı olduğuna dair belirtiler nelerdir?
    • Çocuğunuz kendini sınavlardan önce çaresiz ve huzursuz hissediyorsa
    • Evde iyi bir performans gösterip, rahatça soru çözmesine ve çok çalışmasına rağmen bu performansı sınavlarda gösteremiyorsa
    • Sınav esnasında kalbinin yerinden fırlayacakmış gibi olduğundan, ellerinin terlediğinden, nefes alamadığından, gözlerinin karardığından bahsediyorsa
    • Aklından sürekli “yapamayacağım” gibi düşünceler geçiyorsa ve bunu sürekli dile getiriyorsa çocuğunuzda sınav kaygısı var demektir.

    Sınav kaygısını kontrol edebilmek için dikkat edilmesi gereken durumlar nelerdir?
    *Çalışma programı hazırlamak ve düzenli bir şekilde çalışmak
    *Zamanı yönetme becerilerini geliştirmek
    *Aile ve çevreden kaynaklanan olumsuz etkileri en aza indirmek
    *Beslenme düzenine dikkat etmek
    *Uyku düzenine dikkat etmek
    *Olumlu duygu ve düşünce oluşturma becerilerini geliştirmek
    *Mükemmelliyetçi olmamak ve kendini kıyaslamamak

    Sınav kaygısı, uzman yardımı ile çözüme ulaşabilecek bir problemdir. Eğer çocuğunuzda yukarıda bahsettiğimiz belirtileri gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana başvurup destek almanız gerekmektedir.

    ” Başarılı insanı belirleyen ilk özellik tutumudur. Kişi olumlu tutum ve düşüncelere sahipse, zorluklarla uğraşmayı seviyor ve onların üstesinden gelmekten haz duyuyorsa başarılarının yarısını gerçekleştirmiş demektir.”

    Ve unutmayın pozitif düşünceler, pozitif sonuçlar verirler…

  • Çocuklarda bayılma

    Beyin kan akımının aniden azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybına bayılma (senkop) denir. Sağlıklı çocuk ve ergenlerde de görülebilir. Aile için korkutucu bir durum olmasına rağmen çoğu zaman önemli bir hastalığa işaret etmez. Çocuklarda görülen bayılmaların büyük kısmını basit bayılma (vazovagal senkop) dediğimiz otonom sinir sistemi aktivasyonu sonucu gelişen bayılmalar oluşturur. Bu tip bayılmalar daha çok ani ağrı, uzun süre ayakta durma, kan görme ve sıcakta kalma gibi durumlarda görülür ve kısa sürelidir.

    Bazı bayılmalar ise çok önemli bir kalp hastalığının bulgusu olabilir. Bazı kalp kası hastalıklarında, doğuştan kalp hastalıklarında ve kalp ritmi bozukluklarında (düşük kalp hızı veya yüksek kalp hızı) çocuklarda bayılma görülebilir. Egzersizle ortaya çıkan baş dönmesi ve bayılmalar, göğüs ağrısı ve çarpıntı ile birlikte görülen bayılmalar, çabuk yorulma öyküsü, ailede bayılma-ani ölüm öyküsü olması durumlarında kalp ve damar sistemi dikkatlice araştırılmalıdır.

    Bayılma öncesinde hastalarda baş dönmesi, halsizlik, görmede bulanıklık, bulantı hissi ve sıcak basması görülebilir. Baygınlık sonucu düşme sırasında hastanın vücudunda yaralanmalar ortaya çıkabilir. Kalp dışı nedenlerle gelişen basit bayılmalarda hastayı bacakları yukarıda olacak şekilde yatırmak çoğu zaman yeterlidir. Genellikle ilk müdahaleden sonra birkaç dakika içinde hasta kendine gelir. Basit bayılma dışındaki bayılmalarda tedavi yöntemleri altta yatan hastalığa göre değişir.

  • Neden EMDR Terapi Yöntemini Denemeliyiz?

    Neden EMDR Terapi Yöntemini Denemeliyiz?

    Her insan, hayatı boyunca üzerinde olumsuz etki yaratan en az bir olay yaşamıştır. Bu yaşantılar zaman zaman oldukça acı verici olabilir. Ancak deneyim bittikten başka deyişle bizi üzen olay/olaylar bittikten belirli bir süre sonra bu acının da sonlanması gerekir. Eğer acımız hala devam ediyorsa biraz daha zaman tanımak ve geçmiyorsa da nedenlerini araştırmak gerekir. Bu insana bitmeyecek gibi gelen acının nedeni yaşadığımız olayla kurduğumuz bağlantıların zihnimizi etkiliyor olmasından kaynaklanır. Başka deyişle bir başkasını bu kadar üzmeyecek ya da bu denli canını yakmayacak bir durum sizi çok zorluyorsa sizin çözülmesi gereken daha derin bir sorununuzdan kaynaklandığı söylenebilir.

    Çocukluğumuzdan beri beynimiz birçok bilgi kaydeder ve birçok şey öğreniriz. Büyürken öğrendiğimiz, deneyimlediğimiz şeylere verdiğimiz anlamların bazıları doğrudur ancak çocukluğumuzda yaşadığımız tüm deneyimler doğru değildir. Örneğin arkadaşlarımız bizimle dalga geçtiğinde kendimizin değersiz olduğuna inanmak veya anne babamızın kavgasından sorumlu olduğumuzu düşünmek gibi. Aslında bu düşünceler çocukken ki yanlış algılarımızdır. Çünkü çocuklar belli bir dönem her şeyin kendileriyle ilgili olduğunu düşünürler, bu dönemsel bir algıdır. Yaşanılan her şeye bir anlam yükleriz, ancak çocukken verdiğimiz anlamlar hep kendimizle ilgilidir. Bu yaşandı çünkü ben yaramazlık yaptım, benle dalga geçiyorlar çünkü ben beceriksizim, arkadaşım bana hayır dedi sevilmeyen biriyim gibi. Bu algısal farklılıklar nedeniyle her deneyim doğru olarak zihinde kaydedilmez. Yaşadığımız deneyimlerin, ilerleyen yaşlarda daha çok fark ettiğimiz kontrolümüz dışında ortaya çıkan etkileri olabilir. Olumsuz yaşam deneyimleri, olumsuz tepkiler vermemize neden olur ve bu durum isteğimiz dışında gerçekleşir. Örneğin, küçükken babasının annesini aldattığına şahit olan bir kız çocuğunun erkek arkadaşının bir kadınla konuştuğunu gördüğünde aşırı tepki vermesi veya cephe de savaşmış bir askerin yüksek ses duyduğunda aşırı kaygı tepkisi vermesi örnek olarak verebilir. Kaynağı belirsiz olduğu düşünülen korkular ise örneğin uçaktan, köpek-kediden ya da yükseklikten korkuyor olmanızın dipte basit bir nedeni olabilir.

    Seanslarım sırasında çok sık karşılaştığım bir durum, problem yaşan ve terapiye başvuran kişilerin “benim iyi bir ailem var ve ben neden böyle şeyler yaşıyorum anlamıyorum” şeklinde söylemleridir. Hepimiz zor çocukluk geçiren, istismara uğrayan, ailesi tarafından destek görmeyen çocukların sıkıntı yaşamasını anlamlandırabilirken, bu tarz olaylarla karşılaşmayan kişilerin sıkıntılarının olmasına anlam veremeyiz ve hatta çoğu zaman danışanlarımın deyimiyle şımarıklık olarak tanımlarız. Ancak durum çoğu zaman böyle değildir. Kendimizi, destekleyici ebeveynlere sahip olsak da bu şekilde hissetmemiz gayet olasıdır. Çünkü istek ve ihtiyaçlarımız her zaman anlaşılamayabilir (ki bu çok normaldir), bazen aşırı destek almak kendimizle ilgili algımızı olumsuz etkileyebilirken bazen çocukken yaşadığımız acı verici deneyimi beynimiz tamamen bastırabilir ve anımsayamayabiliriz.

    EMDR terapisi olumsuz duygu, duyumsama ve inanışları içeren bu işlenmemiş anıları hedef alır. Beynin bilgi işleme sisteminin harekete geçirilerek eski anıların etkisi azaltarak tamamen ortadan kaldırır. Yararsız ve olumsuz etki yaratan düşünceleri yararlı ve işlevsel olan düşüncelere çevirir. Bununla birlikte işlenmemiş anıların sadece çocukluk çağı döneminde olması gerekmez. Örneğin, deprem, sel gibi doğal afetler, büyük kayıplı kazalar, savaş, tacize uğramak, işyerinde duygusal ya da fiziksel mobbinge maruz kalmak, ilişkide aşağılanma, reddedilme, fiziksel şiddete maruz kalma gibi ciddi nedenler ise doğrudan terapiyle çözülmesi gerekli durumlardır.

    Çeşitli psikolojik rahatsızlıklar, post travmatik stres bozukluğu, depresyon, panik atak, okb, kaygı problemleri, somatizasyon, ilişki problemleri, atlatılamayan ayrılık acısı vb. gibi sıkıntılar yukarıda bahsettiğimiz işlemlenmemiş anılardan kaynaklanır. Kronik sorunların kaynağı olan olumsuz duygu ve inanışlar genellikle bu sıkıntı yaratan işlenmemiş anılar çalışarak ortadan kaldırılabilir. Eğer sıkıntı yaratan bir semptom varsa (bu bazen bedensel olarak da kendini gösterebilir ağrılar, mide sorunları vb), genellikle hatırlasak da hatırlamasak da onu yaratan bir deneyim mutlaka vardır. Sıklıkla bedeninizdeki bazı aksaklık/hastalıkların nedeni psikolojik kaynaklıdır.

    O halde yaşama bakış açınızla ilgili bir takım sıkıntılarınız var ise (kaygılı, depresif, agresif, çekingen vb. olmak gibi) veya insanlarla ilişkilerinizde bir takım sorunlar yaşıyorsanız, zorlayıcı bir yaşam deneyiminiz olduysa, işlemlenmemiş anıların varlığından söz edebiliriz. Bu anıların işlemlenmesinin ise huzurlu bir hayatın temeli olduğunu hatırlamamız önemli. Kısa sürede hayatınızda sizi geri çeken olumsuz sonuçlardan kurtulmak istiyorsanız bu terapi yöntemini denemelisiniz.