Yazar: C8H

  • Bu sene yemiyor içmiyor sürüyoruz

    AVOKADO MUZ VE ŞEKER İLE CİLDİNİZİ NEMLENDİRİN

    Kış kapıda. Soğuk ile baş gösteren sorunlardan biri de cilt kuruluğu. Klima, kalorifer ve soğuk havanın etkisiyle yıpranacak olan cildiniz için endişelenmeyin. Çözüm basit. Yediklerimiz, içtiklerimiz bizi nemlendirecek.

    Cilt kuruluğu hemen herkesin yaşadığı bir sorun. Ama bundan yediklerimizle kurtulmak mümkün. Bu sene yemeyeceğiz, içmeyeceğiz, süreceğiz. Avokado, muz, süt, mayonez ve şeker ile cildinizi nemlendirmenize yardımcı olacak.

    Meyve ve sebzeyi hayatınızın merkezine yerleştirin. Her gün tüketeceğiniz 2 porsiyon yeşil lifli sebze, 2 porsiyon da mevsim meyvesi vücudunuzun sağlıklı ve nemli kalması için yeterli. Meyvelerden en çok karpuzun, sebzelerden ise domates ve brokolinin en fazla su içeren besinler olduğunu unutmayın. Bunların yanı sıra sağlıklı yağ tüketmek tansiyon kontrolünde ve cilt hücreleri başta olmak üzere hücrelerin besinini sağlamak açısından çok önemli. Bu nedenle monoansatüre yağ içeren avokado, zeytin ve fıstık yağı ile poliansatüre yağ içeren somon, ceviz ve soya peynirini tercih etmelisiniz.

    KIZARMIŞ VE TUZLU YİYECEKLERLE KURUMAYIN

    Sağlıklı bir vücut ve nemli deri için özellikle omega 3 içeren balık yağı takviyeleri kuru deri ve kuru göz için büyük önem taşıyor. E vitamini ise antioksidan olarak hücreleri onarıyor ve cildi koruyor. Yapmamanız gerekenler ise belli. Cildiniz için sigara içmemeniz şart. Çünkü katran gözenekleri tıkıyor ve komedonların oluşumunu artırıyor. Öte yandan sigara hücrelerin oksijensiz kalmasına yol açıyor ve ciltteki hücrelerin C vitaminin azalmasına neden oluyor. Bunun yanı sıra alkollü içeceklerden de uzak durun. Alkol, vücudu ve cildi susuz bıraktığından elektrolit, mineral ve su kaybına yol açıyor. Bu kişilerin cildi kırmızı, kuru ve tahriş olmuş görünür. İçki tüketilecekse beraberinde mutlaka su içilmeli.

    CANLANMAK İÇİN AVOKADO MASKESİ

    A vitamini deposu avokadoyu cildinize gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Yarım olgun avokado ezmesini çeyrek bardak organik bal, 1 çay kaşığı süt ve yoğurt ile karıştırın. Cildinize yumuşakça sürün. 10 dakika beklettikten sonra ılık su ile durulayın. Cildinizdeki canlanmayı hemen fark edeceksiniz.

    MUZ TEK BAŞINA DA YETER

    İçeriğinde bolca A ve E vitaminleri bulunan muz, birçok şeye iyi geldiği gibi cildinizde de harikalar yaratabilir. Cildinize canlılık katmanın yanı sıra nem ve yumuşaklık verir. Bunun için yarım muzu püre haline getirip yüzünüze sürmeniz yeterli. 10 dakika beklettikten sonra ılık su ile yıkayabilirsiniz. Muzun etkisini arttırmak istiyorsanız içine bir çay kaşığı bal da koyabilirsiniz.

    GÜZELLİĞİN SIRRI ‘SÜT’

    Kleopatra’nın güzelliğini süt banyosuna borçlu olduğunu bilmeyen yok. Süt, uzun yıllar boyunca nemlendirici bir kozmetik olarak kullanıldı. Yüzünüzü sütle yıkayarak ve masaj yaparak laktik asitin etkisiyle cildinizde oluşan lekelerin azaldığını göreceksiniz. Aynı zamanda cildiniz nemlenecek de.

    MAYONEZ İLE KİLO ALMAK YERİNE NEMLENİN

    Mayonezden her kadın uzak durur. Çok fazla kilo aldırdığını herkesin bildiği kesin. Peki, mayonezi gönül rahatlığı ile yiyemeseniz bile cildinize sürmeye ne dersiniz? 2 çorba kaşığı mayonez, 1 çorba kaşığı limon, yarım çay kaşığı balı karıştırın ve yüzünüze sürün. 10 dakika sonra yıkayın. Değişimi hemen fark edeceksiniz. Bu maskeyi haftada bir kere yapmanız yeterli.

    TATLI İLE NEMLENDİRİCİ PEELİNG ETKİSİ

    Evet, yanlış okumadınız. Tatlı cildinizde peeling etkisi yaratabilir. Yarım bardak şekeri yeteri kadar zeytinyağı ile etkileyici bir mekanik peeling ve nemlendiriciye dönüştürebilirsiniz. Ayrıca karışımınıza birkaç damla nane ile koku verebilir, bal ile yumuşatabilirsiniz.

    KIZARIKLIKLARI ALOE VERA İLE GEÇİRİN

    Aloe vera, cildi canlandırmak ve doğal kızarıklıkları gidermek için bire bir. Bunun için aloe vera bitkisinden birkaç parça kırıp içinden çıkan jeli tüm yüzünüze sürün. 15 dakika bekletin ve durulayın. Rahatlamayı hissedeceksiniz. Bunu, haftada iki defa yapmanız yeterli.

  • EPİDURAL ANESTEZİ İLE AĞRISIZ DOĞUM

    EPİDURAL ANESTEZİ İLE AĞRISIZ DOĞUM

    Omurganın uygun aralığından bir katater yardımıyla girip serum gibi damla damla anestezik madde verilerek belden aşağısında ağrının hissedilmesini engelleyen bir işlemdir. Gebe kadın, ağrılarının yüzde sekseni bloke edildiği için rahat bir doğum gerçekleştirilir. Ancak uygulama rahim ağzı 4 cm açıldıktan sonra yapılmaktadır. Ikınma döneminde ilaç dozu azaltılarak kadının ıkınmayı hissetmesi ve böylece doğuma aktif olarak katılması sağlanır. Böyle bir doğum düşünüyorsanız bunu doktorunuzla konuşup, doğum yapacağınız hastanede bu konuda uzman biri olup olmadığını varsa hangi koşullarda uygulandığını öğrenin. Epidural anestezi hem normal doğumda hem de sezaryende kullanılabilir.

    Her anne adayı ağrısız doğum yapmak ister.

    Ağrı herhangi bir dokudan kaynaklanabilen kompleks ve nahoş bir algılamadır. Ağrı tedavisi uzun yıllardır tıpta en güncel ve üzerinden çok çalışılan konuların başında gelmektedir.

    Normal doğum eylemi şiddetli ağrılı bir olaydır. Anneye rahat ve ağrısız doğum yaptırma arzusu ile yapılan çalışmalar sonunda sonuç vermiştir. Bu yüzyılın başlangıcından beri dünyada doğum eylemi sırasında farklı teknikler kullanılarak anne adaylarına yardım edilmiştir. Ağrısız doğumda en güvenilir ve rahat teknik epidural anesteziyle sağlanır.

  • Cilt çatlakları ve sivilce izlerine altın dokunuş

    Cilt çatlakları ve sivilce izlerine altın dokunuş

    Güzel görünmek ve genç kalmak isteyen pek çok insanın cildi ile ilgili en çok şikayetçi olduğu konuların başında cilt kırışıklıkları, sivilce izleri, çatlaklar ve sarkmalar geliyor. Ciltte yaşlanmanın, kilo alıp vermenin ya da hamileliğin bir sonucu olabilen ve estetik görünüm açısından kişiyi rahatsız eden tüm bu sorunlar kısa sürede etkili bir biçimde tedavi edilebiliyor.

    Yaşlanmanın etkilerini en aza indirin

    Güzellik ve sağlıkta altın çağ dönemini başlatan “Altın İğne Radyo Frekans” yöntemi, pek çok estetik uygulaması için kullanılabilmektedir. Cilt gençleştirme, kırışıklıkların önlenmesi, kol ve bacaklardaki sarkmalar, boyun ve dekolte bölgesinin toparlanması, sivilce izlerinin giderilmesi, gözenek sıkılaştırılması ve çatlaklardan kurtulmak bu sayede daha pratik bir hale geldi. Üzerinde altın iğneli başlıklar bulunan ve cilt altına radyo frekans uygulanan özel bir cihaz sayesinde ciltteki sorunlar başarı ile tedavi edilebilmektedir.

    Cilde zarar verilmeden kısa sürede iyileşme sağlanıyor

    Altın iğne fraksiyonel radyo frekans yönteminde altın iğneler sayesinde atış, direkt olarak cilt altı dokulara yapılarak hedeflenen alana verilir. Radyo frekans cihazının altın iğneli başlığı cilde temas ettirildiğinde mikro iğneler, otomatik olarak ayarlanan derinlikte cilt içerisine ani bir giriş yapar. Çok sayıdaki mikro iğne, cilt üstünde fraksiyonel mikro delikler oluşturur ve sadece iğne ucundan gönderilen, cilt üstüne temas etmeyen radyo frekans ile kollajen (cildin sağlıklı görünmesini sağlayan protein) ve elastin (cilde esneklik vererek kırışıklığı önleyen protein) üretimi tetiklenirken, epidermis ve yüzeysel cilt tabakalarına hasar verilmez. Burada amaç, verilebilecek en yüksek enerjileri deriye bir zarar vermeden doğrudan cilt altına ulaştırmaktır.

    Sivilce izlerinde son derece başarılı sonuçlar alınıyor

    Altın iğneli radyo frekans uygulaması özellikle yüzde alın, kaş arası, göz çevresi, dudak üstü ve yanaktaki kırışıklıkların tedavi edilmesinde sıkça kullanılmaktadır. Ayrıca cihazın yüzde gerginliğe yol açan ve sarkmayı toparlayıcı bir etkisi de bulunmaktadır. Altın iğne yöntemi, boyun ve dekolte bölgesindeki kırışıklıkları ve sarkmaları düzeltmede oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Altın iğneli radyofrekans yönteminin en sık kullanıldığı alanlardan biri de yüzdeki sivilce izlerinin tedavisidir. Bu izlerin çapları küçülür, derinlikleri azalır, derin olan sivilce izleri hafifler, hafif olanlar geçer, gözenekler daralır, cilt daha canlı berrak bir hale gelir. Bu amaçlı fraksiyonel lazerle kombine edilerek kullanılması tedavinin verimliliğini artırmaktadır.

    Cilt çatlakları ve kol bacak sarkmaları ile etkin mücadele

    Çatlaklarda bir çeşit iz olduğu için deri ve deri altı yırtıklarının tedavisinde radyo frekans oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Çatlakların tamamen yok olması mümkün değildir ancak daha iyi hale getirilebilir; rengi düzelir, çapları daralır, deri daha pürüzsüz bir hale gelerek çatlakların görünürlüğü azaltılır. Çatlak tedavisi farklı yöntemlerle de kombine edilmektedir. Özellikle kilo alıp vermeden kaynaklanan, kolların iç yüzeylerinde ve bacak içlerine meydana gelen sarkma ve gevşemeler, altın iğne radyo frekans yöntemi ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bir ay aralıklarla 3 seans yapılan son derece konforlu bir uygulamadır. Kol ve bacak bölgesinde ortalama 1 ay sonra derinin gerginleştiği ve sarkmaların azaldığını görülebilmektedir. Bu sayede derideki gevşeklik ve sarkmalar ameliyatsız olarak en aza indirilmektedir. Radyo frekans yöntemi haricinde bu bölgelerde deri sıkılaştırma işlemini başarıyla yapabilen başka bir tedavi metodu bulunmamaktadır.

    Koltuk altı terlemesi sona eriyor

    Altın iğne radyo frekans tedavisinin kullanıldığı bir diğer alan, koltuk altı aşırı terlemesi sorunudur. Bu uygulamada radyo frekans ter bezlerini kalıcı olarak tahrip eder ve bu bölgeden ter salınımını durdurur. Uygulamada ter bezleri kalıcı olarak azaldığından sonuçlar kalıcı olmaktadır.

    Tedavi yaz kış uygulanabiliyor

    Uygulamanın hasta için en önemli özelliklerinden biri fraksiyonel lazerde yaşanan kızarıklık, pullanma ve soyulma gibi etkilerin görülmemesidir. Dolayısıyla yaz döneminde tedaviye ara verilmesine gerek kalmamaktadır. Ciltte 3-5 saat kadar hafif bir pembelik oluşmakta, pembelik bu sürenin sonunda tamamen normale dönmektedir. Dolayısıyla bu yöntem hastanın günlük yaşantısında bir kısıtlama yapmayan bir tedavi çeşididir. Uygulama sonrasında oluşan belli belirsiz ödem de kısa sürede geçmektedir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • Tüp Bebek Nedir?

    Tüp Bebek Nedir?

    Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ya da İngilizce adıyla assiste reprodüktif teknikler (ART) kadın vücudunda üretilen yumurta hücrelerinin özel iğnelerle vücut dışına alınarak erkeğin spermi ile laboratuvar ortamında döllenmesi ve elde edilen embriyo veya embriyoların kadın rahmi içine transfer edilmesi mantığına dayalı işlemlerdir.

    Yardımcı üreme tekniklerinin kullanılmaya başlamasıyla bugün birçok çift bebek sahibi olabilmektedir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) dir. Modern tıptaki yardımcı üreme teknikleri klasik tüp bebek ya da in-vitro fertilizasyon (IVF) ve mikroenjeksiyon ya da diğer adıyla intrasitoplazmiksperm enjeksiyonu (ICSI) dir.

    Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenmenin şeklindedir. Mikroenjeksiyon ya da kısaca ICSI, yardımla üreme tekniklerinde gelinen en son noktalardan biridir. Bu yöntemle yumurtanın içine spermin direkt olarak girişi sağlanmaktadır. ICSI’in uygulamaya girmesi ile tüp bebek uygulamalarının ve özellikle de erkek problemlerine bağlı kısırlığın tedavi edilebilme şansı oldukça yükselmiş ve yeni ufuklar açılmıştır.

    TESE VE TESA olarak adlandırılan yöntemler ise semen örneğinde spermi olmayan ya da sperm üretimi olmasına karşılık dışarı atılamayan durumlar için kullanılan tekniklerdir.

    Örneğin erkeğin kanallarının tıkalı olduğu ve testisindeki bol sayıdaki spermi boşalma ile çıkaramadığı durumlarda erkeğin testisinden iğne ile doku alınır, bunun içinden spermler bulunur ve elde edilen spermle döllenme sağlanır. Bu işleme Testisten sperm aspirasyonu kısaca TESA denmektedir. Ya da testisten doğrudan parça/doku örneği alınır ve bu dokudan sperm elde edilir, buna datestiküler sperm ekstraksiyonu -çıkarılması (TESE) adı verilmektedir.

    TESE işlemi önceleri testisten kabaca bir iki doku parçası almak şeklindeyken şimdilerde operasyon mikroskobu kullanılarak işlem gerçekleştirilmektedir. Bu işleme de mikroTESE denilmektedir. Klasik TESE uygulamasına göre hem sperm bulma şansı daha yüksek hem de testise zarar verme olasılığı daha düşüktür.

    Testiküler sperm aspirasyonu (TESA) uygulamasında, kanalları tıkalı olan hastalarda sperm aspire edilerek yani negatif basınç ile çekilerek elde edilir. Tüm tüp bebek uygulamalarında, kullanılan değişik yumurtlama tedavilerinin ortak amacı fazla sayıda yumurta yapımını sağlamaktır. Bu tedaviye kontrollü yumurtalık uyarımı.

    Rahim kanalları (tüpleri) tıkalı olan kadınlarda
    Sperm fonksiyonlarının ileri derecede bozuk olduğu durumlarda
    Endometriozis hastalığı nedeniyle karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilemeyen kadınlarda
    İmmünolojik (bağışıklık sistemini ilgilendiren) infertilitede
    Bazı hormonal bozukluklarda
    Diğer tedavi yöntemleri ile gebelik elde edilememesi durumlarında
    Sebebi yapılan testlerle açıklanamayan infertilitede
    Kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla (tutunma öncesi genetik tanı yöntemleri ile beraber)
    Tekrarlayan düşükleri olan kadınlarda sağlıklı embriyoların genetik tanı yöntemi ile seçilebilmesi amacıyla
    Aşılama yöntemi ile birkaç kez uygulanmasına rağmen gebelik elde edilememişse

  • İple yüz germe yeni bir botox mu yoksa dolgu mu?

    1 ile 3 çift iple sonuca ulaşmak mümkündür.

    Yüzü yeniden tanımlayıp, sarkmaları toparlayarak hacmini geri kazandırmak ve kırışık görünümü azaltmak için uygulanan bu yöntem de, işlem uygulanır uygulanmaz etki görülmektedir ve zamanla daha iyi hale gelmektedir.

    30 dakikalık bir işlemle ipler yerleştirilir ve sonuçlar 18 aya kadar sürer.

    Polilaktik asitten üretilmiş olan ipler ve bunlara bağlı koniler derinin derin kısımlarına uygulanır

    Bu madde kolajen üretimini uyarır ve vücutta doğal bir uyarı sağlar.

    Kadınlar ilk olarak yüzlerindeki kırışıklıklardan kurtulmak için botulinum toksin uygulatıp buna para ödediklerinde bu durum toplumca garip karşılanmış ve alay konusu olmuştu.

    Daha bundan iki dekat önce 2002 yılında, botoks uygulaması diğer uygulamalarda da ABD tarafından FDA onayı aldığında da eleştiriler devam etti. Ancak günümüzde dünyanın bütün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerinde en ünlü isimlerden başlayarak, düşük gelir seviyeli kişilere kadar uzanan büyük bir erkek ve kadın popülasyonunda botoks uygulaması önemli bir anti-aging bakım olarak kabul edilir hale geldi ve rutin bir şekilde uygulanmaktadır.

    Bu yeni uygulama botoksun yedi yıl önceki durumu kadar önemli ve büyük bir tedavidir.

    Yüzün sarkmış bölgelerini kaldırma ve cildi yeniden canlandırma: bu ikili ihtiyacı karşılamak için bu ipler üretilmiştir. Bir yandan cildin sarkan bölgeleri konilerle tekrar kaldırılırken bir yandan da iplerin özelliği ile kolajen üretimi yeniden uyarılmakta ve cilt sıkılaşmaktadır.

    İp yerleştirildikten sonra uygulama yapılan bölgeye hafif bir basınç uygulanır ve anında o bölgede asma ve kaldırma işlemi gerçekleşir. Bu şekilde doktor cilt yüzeyini yeniden şekillendirilmiş olur ve gözle görülür şekilde pürüzsüz hale getirir. Ardından zaman içinde içerideki ipin kolajen üretimini uyarıcı etkisi ile cildin yenilenmesi ve sıkılaşması uyarılır.

    Bu iplerinin en önemli farkı sadece birkaç çift ip uygulaması ile anında etkili ve doğal sonuca ulaşabilme kabiliyetidir. Yine yüze uygulanan ve örümcek ağı olarak bilinen diğer iplere göre farkı, 60-100 adet dikiş ipinin yüze uygulanmaması, aksine birkaç çift ipin yeterli olmasıdır. İkinci olarak ipin materyalinin kollajen üretimini daha fazla uyarmasıdır. Sonuçlar diğer iplere kıyasla hemen alınmaktadır. Çok az iple yüze istenilen şekli anında vermek ve rejenerasyon etkisinin 18 aya kadar sürdürmeye devam etmesi en büyük avantajıdır.

    30 dakikalık bir işlemle ve doğru bir gerilim sağlayarak şık bir görünüm elde etmek mümkün. Yanaklara uygulandığında çok fazla olmayan doğal bir hacim sağlar, balon gibi şişmiş yüzler yapmaz.

    Rejeneratif etkisi kademeli ve doğal olarak işleyen bir süreçtir: Polilaktik asit (PLA ) iplerin başlıca bileşenidir, PLA maddesi yıllardır (Kalp-Damar Cerrahisi ve beyin ameliyatlarında) güvenle kullanılmaktadır. Polilaktik asit, derinin kendi kolajenini üretmesini uyarır. Zamanla ve yavaş yavaş ilerleyen bu süreç, sarkık alanların hacmini artırmaya yardımcı olur ve kademeli olarak mükemmel doğal yüz şeklinin oluşmasına katkıda bulunur. 18 ay sonunda ip tamamen erimektedir. İp anında kaldırma etkisi yaparken, yenilemeyi uyarıcı etkisi kalıcıdır.

    (Uzm. Dr. Nezih Karaca “3 nokta tekniği” ile iple asma uygulamalarını Türkiye’de ilk uygulamaya başlayan kişilerdendir).

  • Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    Neden Çocuğumuz Olmuyor?

    İnfertiliteya da yaygın deyişle kısırlık daha önce hiç gebelik oluşmaması ya da önce gebelik oluşmasına rağmen sonradan bir başka gebeliğin oluşmaması şeklinde ortaya çıkabilir. Tüm kadınların yaklaşık %25’i yaşamlarının herhangi bir döneminde infertilite ile karşılaşacaklardır.
    Kadınların doğurganlık açısından en verimli oldukları yaş 25 yaş civarıdır ve özellikle 35 yaşından itibaren bu doğurganlıkta belirgin bir azalma gözlenir. Bir çiftin 3 aylık bir dönemde gebeliğe ulaşma şansı ortalama olarak %57, 6 aylık sürede bu oran %72, 1 yıl sonunda %85, 2 yıl sonunda ise %93’dür. Bir başka deyişle, özellikle genç çiftlerde çok da aceleci olmamak gerekir.
    Yaşları 25’den genç olan çiftlerde infertilite tetkiklerine başlamak için 2 yıl kadar beklenebilir. Yaşları 30’dan fazla olan çiftlerde ise kısırlık tetkiklerine başlamak için duruma göre 6 ile 12 aylık bir sürede gebelik oluşmaması yeterli kabul edilebilir.
    Öte yandan kısırlık tedavisinde bir tedavi protokolünü en az 6 ay sürdürmek gerekir. Ayrıca çiftlerin her şeyden önce bilmeleri gereken şey bu tedavi sürecinin sabır gerektirdiğidir.
    Erkekte yaşın fertiliteye (üretkenliğe) olan etkisi tartışmalıdır. Erkek üretkenliği 35 yaş dolayında en yüksek değerlere ulaşmakta ve 45 yaşından sonra belirgin bir düşüş göstermekle birlikte 80’li yaşlarda bile baba olabilen erkekler bilinmektedir ve bu konu kadın yaşı kadar önem taşımamaktadır.
    Erkeğe bağlı sebepler % 25-40, kadına bağlı olan % 40-55, her ikisine de bağlı % 10-15, açıklanamayan sebepler ise % 10-15 oranındadır. Bir başka deyişle infertiliteden hemen hemen çiftlerin her ikisi de aynı derecede sorumludur.
    Çift ile yapılacak detaylı bir görüşme ve muayene ile bazı sebeplerin daha baştan ortaya konması mümkündür. Bu görüşmenin ardından temel tetkiklere geçilir:
    Öncelikle kolay bir tetkik olan erkeğin değerlendirilmesi amacıyla sperm tahlili spermiogram yapılır. Yaklaşık 2-5 günlük bir cinsel perhizden sonra erkek mastürbasyon ile sperm örneği verir ve laboratuvarda bunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerinde değerlendirilmesi yapılır. Spermlerin sayısı, hareketliliği, canlılık oranı ve şekilleri incelenir. İltahap hücreleri olup olmadığı, tıbbi tedavi ile yapılabilecek birşey olup olmadığı araştırılır.
    Normal kabul edilebilecek bir sperm tahlilinde Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine göre mililitrede 20 milyon sperm olması, bunların en az yarısının hareketli (canlı) olması veya ileri doğru hareket eden sperm oranının tüm spermlerin en az % 25’i olması ve normal şekilli spermlerin de boyanarak detaylı değerlendirme (Kruger Kriterleri) ile en az % 14 ve üzerinde olması gereklidir.
    Unutulmamalıdır ki anormal çıkan tek bir spermiyogram ile erkek kısırlığı tanısı koymak uygun değildir.
    Erkeklerin sperm sonuçları dalgalanmalar gösterdiğinden dolayı anormallik durumunda tetkikin 4-6 hafta ara ile en az 2 kez tekrarlanması gerekir.

  • Çatlaklar da tedavi edilir

    Günümüze kadar çatlak tedavisine yaklaşım hep cilde mikro hasar verilmesi ve cildin kendini toparlaması üzerine olmuştur. Bu tip yöntemler halen mevcut olup çatlağın görüntüsünü sadece %15-25 gibi bir seviyede tedavi edebilmektedir. Oysaki Çatlaklar sadece dış yüzeyde olan sorunlar değildir. Cildi bir bütün olarak ele almalıyız. Çatlakların oluşumunun en önemli sebebi hormonal değişikliklere dayanmaktadır. Tabii ki mekanik etkiler ( yer çekimi, kilo alıp verme vs.) zaten halihazırda hormonal değişiklikler sonucunda oluşan çatlakların biraz daha derinleşmesine ve büyümesine vesile olur. Güncel çalışmalar çatlakların aslında atrofi olduğunu kanıtlamıştır. Atrofi nedir? Atrofi hücrelerin beslenememesi durumunda küçülmesidir, yani doku kaybıdır. Dikkat ederseniz çatlağa dokunduğunuzda parmağınız hafif içeri girer. Sonuçta hücre bazında bir sıkıntı varsa, fraksiyonel lazer, dermabrazyon gibi sistemlerle cildi soymak ya da mikro iğneleme sistemleriyle enerji vermenin yeterli olmadığı ifade edilmektedir. Şimdiye kadar alınan yetersiz sonuçlar bunu zaten kanıtlamaktadır. Bir başka önemli nokta ise ciltte oluşan çatlakların renklenememesi, bronzlaşamamasıdır. Bu tarz cilde zarar vererek yapılan uygulamalarda çatlağın yeterince tedavi edilememesi dışında birde cildin renklenmesine ve bronzlaşmasına hiçbir katkı sağlanamamasıdır. Bu da ayna karşısında ve günlük hayatında çatlaklarından psikolojik olarak rahatsız olan hastalara pekte yardımcı değildir.

    Toplamda 14 senelik çalışma ve araştırmalar sonunda ilk defa cilde zarar vermeden çatlağı tedavi eden bir sistem geliştirilmiştir. İtalya’da üretilen bu sistemle çatlağı ortalama %85 oranında iyileştirmenin artık mümkün olduğu belirtilmektedir. %85 derken bu rakamın yanlış anlaşılmamasının gerektiği, %15 gibi bir başarısızlık kesinlikle söz konusu olmadığı ve bu rakamın çatlağın doldurulması ile alakalı olduğu, yani her çatlakta iyileşmenin kesin olduğu, hiçbir yan etkisinin olmadığı ifade edilmektedir. Tamamen Bio-uyumlu manyetik alan ile birlikte bazı spesifik amino asit bazlı serumlar cilde yedirilmesi suretiyle hiçbir acı hissetmeden, hayat standartlarına hiçbir kısıtlama getirmeden çatlaklarınızdan kurtulmak artık mümkün gibi gözükmektedir. Yani tedavi sırasında güneşe çıkabilir, solaryuma gidebilir, çatlaklarınızı bronzlaştırıp sağlıklı derinizle aynı renk ve bronzluk seviyesine getirebilirsiniz.

    Bu cihaz bunu nasıl yapıyor? Diğer sistemlerden farkı nedir?

    Bilim adamlarının ifadelerine göre, cilde herhangi bir zarar verilmemekte, hücrenin istediği besin olan Sodyum ve Potasyum bio-uyumlu manyetik alan terapisiyle, pozitif ve negatif enerjiyle hücreye sodyum ve potasyum pompalanmakta. Pozitif akımla hücre içine pompalanan sodyum ve potasyum hücrenin ihtiyacı olan besini sağlamakta. Daha sonra negatif akım ile hücre içindeki toksinleri dışarı çıkararak detoksifiye (toksinlerden arınma) gerçekleşmekte ve böylelikle hücre gerekli besini alarak normal seviyesine dönmekte. Seanslar ilerledikçe çatlaklar renklenme özelliğini kazanmaya başlıyor.

    İtalyan innovasyon ödülü alan bu sistem artık Pisa üniversitesinde, Barcelona üniversitesinde medikal estetik alanındaki master programlarında ders olarak verilmeye başlanmıştır.

    Etkinliği bağımsız araştırmalar, akademik çalışmalar ve bilimsel yayınlar tarafından belgelendirilmiş olan çatlak tedavi yöntemi Biodermogenesi® kalıcı ve ciddi sonuçlar elde etmeyi garantileyen ve çok sayıda biyopsi ve ultrason taraması aracılığıyla belgelendirilmiş olan tek çözüm olarak lanse edilmekte. Biodermogenesi® çatlak tedavisi yöntemi Bi-One® adı verilen sistem ile uygulanmaktadır.

    Pisa Üniversitesi Dermatoloji Fakültesi’nin sürdürdüğü bir araştırma çatlakların, Biodermogenesi®’den önce önerilen diğer uygulamalardan tamamen üstün olarak %80 üzeri gibi benzersiz bir oranda kaybolduğunu kanıtlamıştır. Binlerce kullanıcı üzerinde ayrıntılı olarak yürütülen vaka çalışması aynı zamanda sonuçların hiçbir yan etki ve hastalar üzerinde özel kısıtlamalar olmaksızın elde edildiğini de ortaya koymuştur. Dolayısıyla tedaviden sonra güneşlenilebilir, streç giysiler giyilebilir ve sporun yanı sıra dilenilen her şey yapılabilir.

    Araştırma ayrıca Biodermogenesi®’yle elde edilen sonuçların, uygulamadan dört-beş yıl sonra bile aynen sürdüğünü ortaya koymuş ve bu metodun yalnızca estetik bir sonuç elde etmekle kalmayıp, çatlakları gerçek anlamda yok ettiğini de doğrulamıştır.

    Biodermogenesi Yöntemi

    Biodermogenesi® yöntemini diğer tedavilerden ayıran önemli özelliği, dokuların biyolojik olarak tekrar canlanmasını sağlayarak kendi kendini yenilediği, derideki anormal olan metabolik faaliyetleri normalleştirdiği, destek dokusu ve üst deride hücresel faaliyetleri arttırarak normalleşmeyi tetiklediği ifade edilmektedir.

    Biodermogenesi® yönteminin yara oluşturmadan normalleşmeyi tetiklemesi ile deri destek dokusunda normalde diğer tedaviler ile elde edilemeyen doğal kollajen ( yara iyileşme kollajeni normal kollajen dokudan farklıdır) ve elastik doku artışı sağlandığı gibi üst deride renk üreten hücrelerin normal renk üretme yeteneğini yeniden kazanması sayesinde derinin renklenmesi sağlanabilmektedir. Biodermogenesi® yönteminin ağrısız ve günlük hayatı etkilemeyen bir tedavi olması ve elde edilen düzelmenin % 80’lerin üzerinde olması nedeniyle diğer tedavi seçeneklerine göre çok üstün olduğu belirtilmektedir.

    Yöntemin en önemli aşamasında hücreler ve fibroblastlar içine Na+ ve K+ pompalanır. Biodermogenesi® yöntemi cilt içine enerji geçişine izin vermeyen, yüksek oranda değişken olan pozitif ve negatif valens frekanslı elektromanyetik dalgaları özel prob yardımıyla kullanır. Na+ ve K+ bu sayede besleyici faktörleri hücre zarı içerisinden transfer edebildiklerinden hücreleri besler, normal deri metabolizmasının ürettiği toksinlerin hücre içinden atılmasına yardımcı olur. Bu sayede hücrelerde ve fibroblastlarda mitöz % 400 oranında artış gösterir. İyileşme süreci tetiklenir, çatlaklarda doku atrofisine bağlı oluşan derinlik dolmaya başlar. Seanslar ilerledikçe üst derimizde renk üreten melanosit hücrelerinin normal renk üretme yeteneğini yeniden kazanmasıyla çatlakların renklenmesi sağlanır.

    Etkinliği klinik çalışmalarla ve biopsi örnekleri, ultrasonografik sonuçlarla destekli olan Biodermogenesi® yöntemi ile deri çatlaklarının tedavisi ağrısız, deride olumsuz değişikliklere sebep olmayan, günlük hayatı etkilemeyen ve renklenmenin de sağlanabildiği deri çatlak tedavisinde çığır açan bir tedavi tekniği olarak gözükmektedir.

    Seans Sayısı ve Aralığı

    Çatlak tedavisine başlamadan evvel hasta ve doktor tarafından seans sayısını belirlemek için özel bir form dolduruluyor ve bunun neticesinde ortaya çıkan puanlamaya göre, tedavinin kaç seanstan oluşacağı belirleniyor.

    Genel olarak, 10 yıla kadar olan çatlaklarda 15-20 seans, 10 yıl ve üzeri olan çatlaklarda 20 seans ve üzeri bir tedavi programı uygulanıyor.

    Seanslar haftada en az 2, en fazla 3 defa yapılıyor. Buradaki önemli kıstasın 48 saatte bir seans uygulanabilir olması ve daha sık yapmanın ekstra hiçbir fayda getirmediği belirtiliyor.

  • Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Erkek İnfertilitesi ve Tanı ile Tedavide Yeni Bir Seçenek

    Yapılan çalışmalara göre erkeklerde sperm sayısı dünya genelinde her sene azalmakta olup, 50 sene öncesine göre sperm sayısı yaklaşık olarak %50 azalmıştır. Bu azalma neticesi Dünya Sağlık Teşkilatı 2010 yılında normal kabul edilen sperm değerlerini düşürmek zorunda kalmıştır. Normal sperm değerlerinde kötüleşmede cep telefonları, hormonlu gıdalar, artmış yağlı beslenme ve artmış çevresel toksinlerin(ağır metaller ve haşare zehirleri) önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Dünya üzerindeki ülkeler karşılaştırıldığında, sanayileşme oranı artıkça sperm değerlerinde bozulmanın da arttığı görülmektedir.
    İstatistiksel olarak düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olamayan (infertilite) çiftlerin %30-40’ında erkek faktörü olup, her 5 infertil çiftin birinde tek infertilite nedeni olarak erkek faktörü bulunmuştur. Her 20 erkekten birinde değişik oranlarda sperm sayı ve/veya fonksiyon problemi olduğu tahmin edilmekte olup, erkeklerde yüzde bir oranında azospermi(Menide hiç sperm bulunmaması durumu) görülmektedir.
    Sperm üretiminde yetersizliğe sebep olan nedenlerin başında koromozomal ve genetik problemler, doğuştan inmemiş testis ve infeksiyöz nedenler bulunmaktadır. Genital bölgede ağrıya da neden olabilen ve halk arasında sıklıkla bilinen bir hastalık olan varikosel de sperm üretiminde düşüklüğe neden olabilmektedir. Varikosel normal erkeklerin %15’inde, infertil erkeklerin %40’ında görülür. Sperm üretimini azaltan diğer nedenler ise hormonal nedenler, ilaçlar, kimyasal madeler, radyasyon zararı, alkol ve sigaradır. Sigara içimi ile vücuda kadmiyum girer ve testislere zarar verir.
    Çocuğu olmayan bir çiftin araştırılmasında kadına ait tüm bulgular normal olduğunda erkeğin sperm değerlerine göre tedavinin şekline karar verilmektedir. Tedavide en yaygın kullanılan iki yöntem intrauterin inseminasyon(aşılama) ve tüp bebektir. Hafif erkek faktöründe aşılama ile %10-15 oranında gebelik elde edilebilir. Sperm parametrelerinin belli eşik değerlerin altında olduğu durumlarda ise tek şeçilecek yöntem tüp bebek ve mikroinjeksiyondur.
    Erkek infertilitesi için bilinen sebeplere son zamanlarda yeni bir tanesi eklenmiştir.Oksidatif stres olarak bilinen bu bozukluk spermde DNA hasarı yaratarak infertiliteye neden olabilir.Sperm kalitesi düşük olan hastalarda oksidatif strese neden olan serbest oksitatif radikallerin fazla olduğu gösterilmiştir. Yaş artıkça spermde DNA hasarı artar ve artmış DNA hasarının erkek infertilitesinde önemli rol oynadığı gösterilmiştir.
    Serbest oksidatif radikaller döllenme için gerekli oldukları halde, fazla üretimi spermde hareket kaybı ve DNA hasarı yoluyla sperm fonksiyonuna zarar vermektedir. Böylelikle erkek üreme sisteminde birçok patolojik süreci başlatabilmektedir. Sperm DNA hasarının, infertil erkeklerin %30-80’inde önemli katkısı olduğu gösterilmiştir.Vitamin C, vitamin E, beta-karoten gibi besin takviyeleri kullanılarak bu zararlı etkinin azaltılabileceği düşünülmektedir.
    Mevcut oksidatif stres tespit modelleri tam bir ölçüm sistemi içermez ve klinik uygulamalar açısından kullanışlı değildir. Spermlerdeki DNA hasarını ölçmek için klinik kullanımı uygun cihazlar geliştirilmiştir. MİOXSYS cihazı Oksidasyon-Redüksiyon Potansiyel prensibine dayanır ve elektron alış verişini ölçer. Yaklaşık 4 dakikalık bir sürede sperm DNA hasarını öngörme olanağı bize tedavide uygun yaklaşımı seçme olanağı vermektedir. Özellikle tüp bebek tedavisinde mikroenjeksiyon yönteminde DNA hasarı olmayan spermin kullanılması ile daha yüksek gebelik oranları elde edilebilmektedir.

  • Kısa sürede gelen güzellik

    Kullanıldığı Avrupa ülkelerinde kısa sürede uygulanması, hiçbir iz bırakmaması ve kişinin günlük hayatına hemen devam edebilmesi sebebiyle “Kısa Sürede Gelen Güzellik” olarak bilinen yeni güzellik trendinin adı MIIT Rönesans tekniği …

    Teknik; içeriğindeki çam fıstığı özü, hyalüranik asit, kollojen, kafein, meristem hücreleri (organik kök hücreleri) gibi maddelerden oluşan kokteyl ürünler ile mor halkalar, yüz, boyun, kol altları, dekolte, eller, ayaklar, popo, basen gibi geniş uygulama alanlarında kısa sürede mucizeler yaratıyor.

    Ürünlerin her biri içerikleri dolayısıyla farklı yaş gruplarında,farklı bölgelerin tedavisinde kullanılıyor.25 yaş sonrası için 8aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl “Raffaello” nun özellikleri şöyle açıklanıyor:

    Raffaello Hyaluranic asit, Pinus pinaster, Resveratrol, Glutatyon, Antioksidan kompleksi, Aminoasitler, Bakırpeptid ve B grubu vitaminlerden oluşan bir kokteyl olup, cilt için yararlı içeriği ile 25-35 yaş arasında kullanılarak hidrasyon ve parlaklık sağlıyor. Yarattığı etki ile cildi besliyor ve yaşlanma etkilerini geciktiriyor. Yüz, boyun, dekolte, eller, ayaklar, göz altı morlukları ve saç köklerinde etkili oluyor. Raffaello içinde bulunan Pinus Pinasteriçeriğindeki Pycnogenol, renk açıcı etki sağlayıp, koyu renkleri açıyor, cilde parlaklık sağlıyor ve damar içi dolaşım kalitesini de arttırdığı için de anti-aging etkisi gösteriyor.

    35 yaş sonrası için 10 ayrı antiaging aktif maddeyi bir arada içeren ilk ve tek kokteyl olarak “Tiziano” öneriliyor ve bu da Omega CTP kompleksi, Organik kök hücreleri, Resveratrol, Bakır peptid, Kollojen, hyaluronic asit, Omega 3, 6, 9 ve aminoasitlerden oluşan bir kokteyl. Genellikle 35 yaştan sonra bu maddeler vücut tarafından üretilemediği için ince çizgiler, sarkmalar vb yaşlanma belirtileri başlıyor. İnce çizgilerin giderilmesi, lifting, forma sokma, kalınlaştırma amaçlı yüz, boyun, dekolte, eller, göbek, kol altları, uyluk içleri, göz altı torbalarında kullanılıyor.

    Tiziano içindeki bakır peptid ve omega 3 fibroblastları aktive ediyor ve damarlar içerisindeki endotel büyüme faktörlerini artırarak fibroblastların içindeki büyüme faktörlerini beta 1’e değiştirerek etkili oluyor. Bu şekilde, göz altlarındaki torbalanma yok oluyor. Klasik yöntemlerle 60-80 enjeksiyon yapılarak hastalara acı veren uygulamaların ‘MIIT Rönesans’ yöntemi ile kolaylaştığı ifade ediliyor. Aynı zamanda bu yöntemlerle erkek tipi saç dökülmesi dışında, hem erkeklerde hem kadınlarda saç tedavileri de başarılı bir şekilde yapılıyor.

    Bir diğer ürün olan ‘Michelangelo’ ile dışarıdan gerekli görülen bölgelere verilerek, egzersiz ve diyetle yok edilemeyen sellülit ve yağ tortularının giderilmesi sağlanıyor.

    Bu yöntemin 3 cm aralıklarla yapılması ve bu sayede bir yüz anti-aging uygulamasının maximum 10-15 enjeksiyon ile tamamlanması, sağladığı uygulama kolaylıkları, protokolün kısalığı, uzun etkisiyle farklılaşan bu tekniğin adı MIIT ‘Micro Intradermal Injection Technic’ ( Rönesans ) olarak tanımlanıyor.

    Bu yöntemin sadece 10 dakika sürmesi, öğle arasında dahi yapılabilir olması, uygulama yapıldığı diğer kişiler tarafındananlaşılamaması, tedaviden hemen sonra iz bırakmayışı önemle belirtiliyor.

  • GENEL JİNEKOLOJİ

    GENEL JİNEKOLOJİ

    GENEL JİNEKOLOJİ

    Jinekoloji; kadın üreme sistemleri hastalıkları ile ilgilenen çok geniş ve detayı olan bir tıp uzmanlık alanıdır. İngilizce “Gynecic” kelimesinden gelir ve “kadın ile ilgili” anlamını taşır.

    Genel anlamda jinekoloji, aşağıdaki başlıklar altında ele alınır :

    Over (Yumurtalık) ile ilgili hastalıklar
    Uterus ile ilgili hastalıklar
    Serviks ile ilgili hastalıklar
    Genital enfeksiyonlar
    Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
    HPV (Human Papilloma Virus)
    Diğer konular (Meme hastalıkları, Kasık Ağrıları, .. vs.)
    Jinekoloji; kızlık zarı, adet kanamaları, adet ağrıları, anormal kanamaları içine alır.

    Jinekolojik muayene, genellikle hastayı fiziksel ve psikolojik olarak rahatsız eder. Normalde cinsel faliyeti olan herkesin yılda en az bir kere düzenli muayene olması gerekir. Bu olabilecek hastalıklar için erken teşhisi sağlayabileceği gibi istenmeyen üzücü durumların yaşanmasını da azaltacaktır.

    Eğer muayeneye ilk kez geliniyorsa, aksi istenmediği takdirde, yalnızca doktor ve hasta arasında kalacak bazı özel bilgileri doktor kayıtlarına almak için soracaktır. Bunlar;

    Hastanın kişisel bilgileri (ad, soyad, doğum tarihi, medeni hal, bekarsa cinsel ilişkiler, evliyse süresi,.. vs.)
    Hastanın jinekolojik geçmişi (adet kanamaları, süreleri, ağrıları, vajinal sıkıntılar, idrar sıkıntıları, cinsel ilişki sırasında yaşanan sıkıntılar,.. vs.)
    Hastanın muayeneye gelmesini gerektiren sıkıntısı
    Hamilelik (varsa) öyküleri (daha önce hamile kaldı mı, kaç kez kaldığı, sonuçları, doğum şekilleri, doğum kontrol yöntemleri, .. vs.)
    Genel sağlık bilgileri (Tanısı konmuş bir hastalığı olup olmadığı, ameliyatları, kullandığı ilaçları, alerjisi olup olmadığı, …vs.)
    Aile öyküsü
    Bu bilgiler alındıktan sonra muayeneye geçilir. Muayene 3 aşamalıdır:

    – Dış genitallerin muayenesi

    – Spekulum muayenesi

    – Elle muayene (Bimanuel muayene)