Yazar: C8H

  • Obezite salgın hastalık gibi yayılıyor

    Vücuttaki yağ miktarının artmasına bağlı kilo artışı olan obezitenin görülme sıklığı, hem dünyada hem de ülkemizde sanki bir salgın hastalıkmış gibi giderek artıyor. Türkiye’de çocuk ve gençlerin yüzde 10-25’inin fazla kilolu veya obez olduğu bildirilmektedir.

    Obezite neden olur?

    Temelde obezitenin iki türü vardır: İlki, yanlış beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzından kaynaklanan basit obezite. İkincisi, endokrin ve genetik bozukluklardan kaynaklanan obezite. Çocukların yüzde 95’inde, alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki enerji dengesizliği nedeniyle oluşan basit obezitedir.

    Vücudumuz yürüme, koşma, konuşma, sindirim, solunum ve vücut ısısını koruma gibi günlük etkinlikleri yapabilmek için enerji harcar. Ayrıca çocukların büyümek için enerjiye ihtiyaçları vardır. Tüm bu enerji yediğimiz besinlerden elde edilir. Alınan enerji (kalori), harcanandan fazla olduğunda vücutta yağ kitlesi olarak depolanır. Vücuda fazladan alınan her 7000 kalori yaklaşık 1 kilo yağ olarak depolanır. Ebeveynlerin beslenme konusundaki yanlış tutum ve davranışları ile çocukların hareketsiz yaşamaları basit obezitenin en önemli nedenleridir. Çocukların gün boyu okulda olmaları, okul dışı zamanlarda çoğunlukla evde dört duvar arasında olup bilgisayar başında oturarak sürekli birşeyler atıştırmaları obezitenin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

    Obezitenin yol açtığı sağlık sorunları

    Çocukluktan itibaren başlayan şişmanlık, erken erişkinlik döneminde başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere pek çok hastalığın gelişmesine neden olur. Bunun sonucunda çocukluk obezitesinin yaşam süresini 15-20 yıl kısalttığı tahmin edilmektedir. Obezitenin oluşturduğu hastalıklar:

    İnsülin direnci sendromu (Metabolik sendrom)

    Diyabet (Şeker hastalığı)

    Hipertansiyon (Yüksek kan basıncı)

    Dislipidemi (Kan yağlarında yükseklik)

    Ateroskleroz (damar sertliği) ve koroner kalp hastalıkları

    Böbrek hastalıkları

    Erken ergenlik

    Safra kesesi taşları ve iltihabı

    Karaciğerde yağlanma

    Uyku apne sendromu (Uykuda solunum düzensizliği, kısa nefes durmaları, horlama)

    İskelet sorunları

    Cilt sorunları

    Kanser riskinde artma

    Psikolojik sorunlar, özellikle depresyon

    Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi

    Altta yatan endokrin (hormonal) veya metabolik bir neden varsa araştırılmalı ve tedavi edilmelidir.

    Yanlış beslenme alışkanlığı ve hareket azlığına bağlı basit şişmanlığı olan çocuklarda, öncelikle deneyimli bir diyetisyenden destek alınarak beslenmesi düzenlenmelidir. Büyüme ve gelişme çağında olmaları nedeniyle, büyümeleri etkilenmeyecek tarzda doğru diyet tedavisi uygulanmalıdır. Erişkinlerdeki diyet modelleri, dolayısıyla kalori alımının aşırı kısıtlanması çocuklukta uygun değildir ve çocuğun büyümesini bozar. Beslenme planının mutlaka uzman hekim gözetiminde çocuğun yaş ve cinsiyetine uygun tarzda olması ve çocuğun büyüme ve gelişmesinin düzenli olarak izlenmesi önem taşır.

    Doğru ve dengeli beslenmenin yanısıra düzenli spor yapma ve günlük yaşamda hareketliliğin arttırılması gibi ciddi yaşam tarzı değişikliği gerekir. Şişman çocuklarda günlük olağan aktiviteye ek olarak en az yarım saatlik orta derecede aktivite (aletli veya oyun tarzında olabilir), hafta sonları düzenli spor aktiviteleri ve yürüyüş yapması önerilir. Bu aktif yaşam tarzı bir alışkanlık haline dönüşmeli ve ömür boyu sürdürülebilir olmalıdır.

    Obezitesi olan çocuklarda, tüm ailenin işbirliği ve desteği çok önemlidir. Temel amaç, yaşam boyu sürecek sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerini sağlayarak yetişkin şişmanlığının oluşmasını önlemektir. Ebeveynler tarafından besinin bir ödül ve hedef olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Doğru beslenme ve hareketli yaşam tarzına tüm aile birlikte katılarak, şişman çocuklara rol model olunmalıdır. Ailenin ve hatta öğretmenlerin bu psikolojik yardımı gerekli hallerde profesyonel psikolog desteği ile taçlandırılmalıdır.

  • Nasıl Bir Ebeveynsiniz?

    Nasıl Bir Ebeveynsiniz?

    Ebeveyn tarzlarına dört grupta bakabiliriz. Bu dört grup, ebeveynlerin çocuklarının disiplin, yakınlık, iletişim ve bakım ihtiyaçları, başka bir deyişle hem fizyolojik hem psikolojik ihtiyaçları karşısında nasıl bir tutum sergilediği üzerinden değerlendirilir.

    Otoriter Ebeveynler

    Otoriter ebeveynlerin, çocukları ile ilişkilerinde kural koyma ve kontrol etme davranışı baskındır. Katı kurallar koyarlar ve bu kurallara uyulması konusunda baskıcıdırlar. Hataya tahammülleri düşüktür. Çocukların bu kuralları sorgulamasına, sorular sormasına tahammülleri yoktur. Mükemmeliyetçidirler, çocuk için yüksek standartları vardır. Çocuğun yakınlık, sıcaklık, desteklenme ihtiyacını karşılamada eksiktir. Bu ebeveynlerin çocuklarında özgüvensizlik, sosyal ortamlarda çekingenlik, kendini rahat ortaya koyamama, yetersizlik duygusu, yüksek düzeyde kaygı ağırlıkla görülür.

    İhmal Eden Ebeveynler

    Bu ebeveyn tipi çocuklarının ne disiplin ve kontrol, ne de sıcaklık ve yakınlık ihtiyacını karşılar. Çocuğun psikolojik ihtiyaçlarına oldukça ilgisizdir. Çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılar, çocuk duygusal gelişim açısından tek başınadır. Çocuklarının ne yaptıkları ya da duyguları hakkında pek bilgileri olmaz. Çocuğun hayatı üzerinde kural ve denetim pek yoktur. Bu tip ebeveynlerin çocuklarında gelişimsel açıdan durum oldukça olumsuzdur. Çocukların özgüven yönünden oldukça zayıf oldukları gözlenir. Hayatlarında pek çok alanda kendilerini gösteremez, başarısız olurlar. Mutsuzluk, yalnızlık ve değersizlik duygularını ağırlıkta yaşarlar.

    Aşırı İzin Verici Ebeveynler

    Çocukları ile bu tarzda ilişki kuran ebeveynler, ilişkilerinde sıcak ve arkadaş gibidirler ancak çocuğun ihtiyacı olan kontrol, denetim ve kılavuzluğu veremezler. Genellikle çocuğa karşı yumuşaktırlar. Çocuklarının, bir arkadaşıyla konuşur gibi kendilerine açılmasını teşvik ederler; ancak çocuktaki yanlış davranışları düzeltmek adına müdahil olmazlar. Çocukları sınırsız bir özgürlükle karşı karşıya kalır. Bu ebeveyn tipi ile etkileşen çocuk ileride otorite ile sorunlar yaşayabilir ve bir takım davranış bozuklukları göstebilir.

    Demokratik Ebeveynler

    Demokratik ebeveynler, çocuğu sıcaklık ve yakınlık bakımından doyururken aynı zamanda da onun gelişimi için kurallar koyar ve ona kılavuzluk eder. Çocuğa kuralların sebeplerini açıklar, çocuğun bunları sorgulamasına izin verir. Kurallar konusunda daha esnektir ve kuralları koyarken çocuğun kendini nasıl hissedeceğini hesaba katar. Çocuk kurallara uymadığında sakin, hoşgörülü davranır. Doğru davranış için destekleyici ve yüreklendiricidir. Bu tarzla büyüyen çocuklar daha mutlu ve huzurludur. Kendilerini ifade ederken rahattırlar. Kendi kararlarını vermede ve kendileri için riskli olanı değerlendirmede başarılıdırlar.

    Elbette, ebeveynler bu kategorilerden sadece birine düşmeyebilir, bu kategoriler ebeveynlerin ağırlıklı eğilimlerini ele almaktadır. Ebeveynler duruma ve zamana göre bu özellikleri farklı derecelerde gösteriyor olabilirler.

    Çocuk için kural koymak ona baskı uygulamak, onu esir almak anlamına gelmediği gibi; ona özgürlükler vermek ve seçme şansı tanımak da onu kuralsız bırakmak, ona sınırsız bir özgürlük vermek demek değildir. Belirli kurallar ve sınırlar çerçevesinde, çocuk özgür olduğunu, seçimler yapabileceğini ve bu seçimlerinin destekleneceğini bilmeye ihtiyaç duyar. Kurallar da çocuğun kendini güvende hissetmesi için gereklidir; ancak onun varlığını yok edici, onu aşırı sınırlandıran tutum, özgüven gelişimine ve bireyleşmeye ciddi zararlar verir.

    Çocuğun ihtiyaçlarına dengeli bir şekilde cevap verebilmek, eşzamanlı hem disiplin sağlayıp hem özgürlük ve seçme şansı verebilmek kulağa zor ve ulaşılması güç bir denge gibi gelebilir. Ancak bu imkansız değildir! İmkansız olmadığı gibi bu denge, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirebilmesi, özgüvenli, kendini ifade edebilen, sorumluluk alabilen bir yetişkin olabilmesi için vazgeçilmezdir.

  • Çocuklarda böbrek taşları

    – Üriner sistem taş hastalığı daha çok erişkin hastalığı gibi algılanmasına rağmen, bebeklik dönemi dahil tüm çocuklarda rastlanan ve görülme sıklığı giderek artan bir hastalıktır.

    – Kronik böbrek hastalığı olan Türk çocuklarının %8’inde üriner sistem taşlarının etken olduğu saptanmıştır.

    – Türkiye’de okul çocuklarında görülme sıklığı % 0.8 olarak saptanmıştır (Kayseri 2008).

    – 10 yaşın altında erkeklerde, 10 yaşın üzerinde ise kızlarda daha sıktır.

    – Çocukların yaklaşık üçte biri asemptomatiktir ve başka nedenlerle yapılan USG’de saptanırlar.

    Neden daha sık görmeye başladık ?

    Ultrasonografi kullanımının yaygınlaşması,

    Taş konusunda farkındalığın artması,

    Hareketsiz yaşam,

    Beslenme alışkanlıklarının değişmesi

    Uygunsuz ilaç ve vitaminlerin kullanılması

    Taş oluşumu

    Basit anlatımla taş oluşumunu arttıran ve azaltan faktörlerin dengesinin bozulması

    Genetik yatkınlık

    Az sıvı alımı,

    Sıcak iklim kuşağında yaşam,

    Hareketsizlik,

    İdrar akımını bozan anatomik anormallikler (doğumsal yada sonradan gelişen),

    Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu (İYE),

    Taşa zemin hazırlayan iyonların (kalsiyum, okzalat, ürik asit, sistin) idrarda yüksek

    Taş oluşumunu önleyen sitrat gibi maddelerin idrarda düşük oranda bulunması

    Klinik

    Üriner sistem taşı olan çocuklar

    karın ağrısı,

    makroskobik ya da mikroskobik hematüri atakları,

    idrar yolu enfeksiyonu

    bir nedenle yapılan radyolojik incelemede tesadüfen taş saptanabilir.

    Laboratuvar tanı

    Kan testleri

    İdrar testleri (idrarda kalsiyum, okzalat, ürik asit, sitrat, sistim vs) **

    Taş analizi (çıkarılan veya düşürülen taşların kimyasal analizi)

    ** Erişkinlerde metabolik etyoloji çocuklardaki kadar sık değildir. Bu nedenle çocukların tümüne metabolik değerlendirme tavsiye edilirken, erişkinlerde sadece rekürren taşı olanlara metabolik değerlendirme önerilir.

    Radyolojik tanı

    Ultrasonografi

    Direkt Üriner Sistem grafisi

    Bilgisayarlı Tomografi **

    ** Düşük dozlu tomografik inceleme (30mAs) vücut kitle indeksi <30 olan hastalarda >3 mm olan üreter taşlarını standart bilgisayarlı tomografi (180mAs) ile aynı derecede gösterebilmektedir.

    Tedavi

    Çocuklardaki üriner sistem taş hastalığında üç temel tedavi aşaması mevcuttur.

    1) Akut problemlerde acil tedavi,

    2) Ağrının giderilmesi,

    3) İyi hidrasyon sağlanması

    4) Varsa üriner enfeksiyonun tedavi edilmesi

    Girişimsel cerrahi ile taşın uzaklaştırılması,

    Taş kırma (ESWL)

    Endoskopik yöntemler

    Açık cerrahi uygulamalar

    İzlem ve koruyucu tedavi ile yeni taş oluşumunun engellenmesidir

    Bol su

    Kısıtlı tuz

    Potasyum içeriği zengin sebze ve meyve tüketmek

    Aşırı hayvansal proteinin tüketimine dikkat etmek

    Gerekli hallerde ilaç tedavileri ve idrarın alkalileştirilmesi (limonata, portakal suyu)

    Bir çalışmada üriner sistem taşı olan çocukların %75’inde idrar volümünün <1 ml/kg/saat olduğu, idrar akımı >1.4 ml/kg/saat olduğu takdirde kalsiyum oksalat, kalsiyum fosfat ve ürik asit taşlarına karşı koruyucu etkisi bulunduğu saptanmıştır.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Beklenmedik bir yerde ortaya çıkabilen yoğun kaygı, bunaltı, korku, sıkıntı ile görülebilen nöbetlerdir. İçinizde ani yükselen endişe hissiyle birlikte içeride ya da dışarıda, gerçekte ya da zihinde var olan bir tehtit ya da tehtite karşın vücudunuzda bir sistemin aktive olması ve bu aktif olmuş sistemin belirtilerini yaşamanızdır. İçeride ya da dışarıda, zihinde ya da gerçekte, çünkü zihin içeride olan ile dışarıda olanı ayırt edemez. Panik atağın bir çekirdek düşüncesi vardır. Her panik ataklının zihninde düşündüğü bir senaryo vardır. Kimisi işini, eşini, annesini, sevdiklerini kaybetmekten korkar başına bir şey geleceğinden korkar. İşte bu düşüncelere çekirdek düşünce deriz. Bu çekirdek düşünceyle ilgili kafasında bir senaryo oluşturur. Tabii ki bu senaryo mutlu biten bir senaryo değildir. Olumsuz ve sonu iyi bitmeyen bir senaryodur. Bu senaryoyu tekrar tekrar çevirdiğiniz zaman zihin bunu gerçek olarak algılar. Yani üzerinize bir araba geliyor olabilir. Bu sinir sistemi için bir tehlikedir. Veyahutta zihninizde üzerinize hızla bir arabanın geldiğini düşünebilirsiniz. Bu sizin için bir tehdittir. Kalp krizi geçireceğini, düşüp bayılacağını, kontrolü kaybedeceğini, kötü bir şeyler olabileceğini düşünür. Bayılma kolay kolay görülmez. Fiziksel bir rahatsızlık değildir. Tamamen psikolojik bir rahatsızlıktır. Bu duruma bağlı olarakta çoğu kez dışarı çıkmaktan kaçınma davranışları sergiler. Buna bağlı olarak yaşadığın bir çok olaya karşın ön yargı geliştirir. Nedenine gelince ise başına ansızın bir felaket geleceği düşüncesi, bir kazaya kurban gidebileceği, kalp krizi geçirebileceği, düşüp bayılabileceğini düşünür. Bundan dolayıda sürekli yanında birilerinin olmasını ister. Başına bir olay gelirse onu kurtarabileceğine inanır. Hatta bu küçük bir çocuk bile olabilecektir.

    Başlıca belirtilerine gelirsek: kalp çarpıntısı, göğüs bölgesinde baskı ve sıkışma hissi, nefes alışverişinde düzensizlik yani yaa hızlı nefes alma yada nefes almakta zorluk hissi, kalp krizi geçiriyormuş hissi, midede yanma ve kramp oluşma, karın bölgesinde ağrı ve şişkinlik hissi, kontrolü kaybetme yani dünyanın sonu geliyormuş gibi hissetme, ani bir şey olacakmış gibi sebepsiz yere görülebilen korku belirtileri, ölecekmiş gibi hissetme yada ölümcül bir hastalığa kapılacakmış gibi korkuya kapılma duyguları, el ve ayaklarda istem dışı boşalmalar, hissizlik duygusu, karıncalanma, uyuşma olayı, terleme ve buna bağlı olarak üşüme, ani baş dönmesi, bayılma hissine kapılma, kendini sanki farklı bir ortamdaymış gibi hissetme duygusu.

    Sizde de bu ve buna benzer belirtiler görülüyorsa panik atak sorunu yaşıyorsunuz diyebiliriz.

    Panik atak nasıl ortaya çıkar?

    Aynen sizlerde olduğu gibi hayatınızda önemli bir dönüm noktası oluşmuştur. Ailenizden uzak bir yere gidersiniz, yeni bir ortama karşı adaptasyon süreci yaşarsınız, güven kaybı, çevre kaybı yani önemli bir kayıp duygusu ortaya çıkar ve işte bu durum sizde panik atağı ortaya çıkartır. Hayatınızda yaşamış olduğunuz maddi kayıplar, iflas olayı, eş kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme, askere gitmek vb… hayatınızda önemli bir değişimden sonra hayatınıza çıkar gelir. Panik atak sorunu hayatınıza girdiği andan itibaren diğer psikolojik sorunlar için verimli bir zemin oluşturur. 6 ay ile 12 ay arasında tedavi edilmediği taktirde üzerine farklı psikolojik sorunlar oluşturur. Genellikle anksiyete, depresyon vb…

    Panik atak tedavi edilebilir mi?

    Elbette yaşamış olduğumuz her sorunun tedavi edilebileceği gibi panik atak sorununun da tedavisi mümkün olmaktadır. Öncelikle kişinin tedavi olma konusunda karar vermesi ve uygun bir tedavi sürecini belirlemesi gerekecektir. Panik atak bir önyargı durumudur. Kişinin bakış açısını değiştirdiğiniz takdirde kesinlikle tedavide gerçekleşmiş olacaktır. Bunu şöyle bir örnekle açıklamak gerekirse: evimize, arabamıza, işyerimize hırsıza karşı önlem olsun diye alarm taktırırız. Var sayalım bir an alarm çalmaya başladı ve biz alarmı duyar duymaz yaptığımız ilk şey yaa bu alarmın sesi ne kadar kötü çıkıyor deyip hemen alarmı susturmaya çalışırız ve o alarma karşı bir ön yargı geliştiririz. Aslında öten alarm dışarıdan bir istenmeyen birisinin geldiğini haber verirken biz bunu düşünmeyerek alarmın sesine odaklanıp onu susturmaya çalışırız. Yine başka bir örnekle açıklamak gerekirse: Yılan dediğimizde ilk aklımıza gelen düşünce ayyyyy ne kadar soğuk bir hayvan deriz ve yılana karşı bir önyargı geliştiririz. Ancak uzak doğuda yılan oynatarak geçimini temin eden insanlarda mevcut bulunmaktadır. Bizde yılan soğuk bir hayvan önyargısı mevcutken o bölgedeki insanlar için bir geçim aracıdır. İşte panik atağı oluşturan bu ve buna benzer ön yargılarımızı değiştirdiğimiz andan itibaren panik atak sorunundan tamamen kurtulmuş oluruz.

  • Çocuklarda böbrek hastalıkları

    Normal olarak, bel hizasında, karın boşluğunun arka tarafında sağ ve sol yanda yerleşmiş iki böbreğimiz vardır. Böbreklerimiz çok önemli ve hayati görevleri olan organlardır:

    Kanı süzerek idrarı oluşturur ve vücudumuzda ortaya çıkan zararlı atık maddeleri, asidi ve fazla suyu ve tuzları atarlar.

    Kalsiyum ve fosfor dengesini düzenler, D vitaminini aktif hale getirir.

    Tansiyonu ayarlayan ve alyuvarların yapımını uyaran hormonlar salgılarlar.

    Doğumsal böbrek hastalıkları

    Böbrek yokluğu (tek veya iki taraflı)

    Böbrekler yetersiz gelişimi (boyut veya fonksiyon)

    Kistik Böbrek hastalıkları

    Yerinde olmayan böbrekler

    Yapışık böbrekler

    Geçici genişlemeler

    Darlıklar (UPJ, UVJ)

    Böbrek reflüsü

    PUV

    Mesane anomalileri (ekstrofi, nörojen mesane)

    Sonradan oluşan

    Böbrek boyutu ve işeme fonksiyonu yaşla artar. Erişkin işeme paternine 4 yaşında ulaşılır.

    İdrar yolu enfeksiyonları

    İşeme bozuklukları (gece ve/veya gündüz alt ıslatma)

    Hipertansiyon

    Böbrek taşları

    Nefrit

    BELİRTİLER

    Kırmızı ya da kahverengi idrar yapma

    Göz kapakları, yüz, bacaklarda şişlik

    Karın ağrısı

    Sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, idrar kaçırma

    Ateş

    Çok su içme, çok idrara çıkma

    İdrar miktarının aniden azalması

    İştahsızlık

    Tekrarlayan kusmalar

    Büyümede duraklama

    Halsizlik

    Solukluk

    Sıklıkla sinsi seyreden ve düzenli tarama yapılmadıkça erken evrelerde teşhisi zor olan hastalık

    ÖNLEME

    Düzenli egzersiz

    Kilo kontrolü

    Tansiyonu ve kan şekerini kontrolü

    Dengeli beslenmek

    Sigara kullanmamak

    Alkol tüketimini sınırlandırmak

    Yeterli miktarda sıvı almak

    Yılda bir hekim kontrolü yaptırmak

    Bilinçsiz ilaç tüketiminden uzak durmak

    Ailedeki hastalık öykülerini bilmek ve bunlara göre önlemler almak

    Kan basıncı ölçümü yaptırmak

    Tuz tüketimini azaltmak

  • Sigara Bağımlılığı Hayatınızı Ele Geçirmesin!

    Sigara Bağımlılığı Hayatınızı Ele Geçirmesin!

    Sigaraya Başlama Nedenleri

    Sigara bağımlılığı nedenleri bakımından son derece önemli ruhsal-toplumsal sorunlar arasında yer almaktadır. Her deneyen dört kişiden üçü sigara tiryakisi olmaktadır. Sigara içenlerin; duygusal açıdan yetersizlik, kısa yoldan hazza ulaşma, gerçeklerden kaçma, otoriteye karşı çıkma, tehlike arama, aşırı tutku, başkalarına benzeme gibi özellikleri olduğu görülmektedir.

    Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sigaraya başlama 14 yaşa kadar gerilemiştir. Düzenli günlük içicilik ise 15-16 yaşlar arasında en üst düzeye çıkmaktadır. Bu durum sigara bağımlılığının ne oranda hayatımızı ele geçirdiğinin göstergesidir.

    Sigaranın Sağlık Üzerindeki Etkileri

    Dünya Sağlık Örgütü, sigaranın dünyada en hızlı yayılan ve en uzun süreli salgını olduğunu ifade etmektedir. Dünya genelindeki bağımlılık yapıcı maddeler arasında sigara ilk sırada yer almaktadır.

    Sigara kullanımı dünya genelinde son derece ciddi sağlık sorunlarına yol açmakta olup pek çok organ ve sistem üzerinde etkisini göstermektedir. Sigara; akciğerler hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, deri ve zührevi hastalıkları, diş hastalıkları, mide-bağırsak hastalıkları, üreme ile ilgili hastalıklar ve çeşitli kanser tiplerine davetiye çıkarması bakımından ciddi bir sağlık tehdidi yaratmaktadır.

    Akciğer Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • KOAH – Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı

    • Amfizem

    • Akciğer kanseri

    • Astım

    • Pnömoni

    Kalp-Damar Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Kalp krizi

    • KAH – Koroner Arter Hastalığına

    • Ateroskleroz

    • Koroner spazm

    • Total kolesterol düzeyinde artış

    • HDL kolesterol düzeyinde azalma

    • Hipertansiyon

    • İnme/felç riskinde artış

    • Efor kapasitesinde azalma

    Deri ve Zührevi Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Etkileri

    • Kırışıklıkların artması

    • Yaraların iyileşme süresinin uzaması

    • Erken yaşlanma

    • Beyaz saçlarda sararma

    • Sedefin daha sık alevlenmesine

    • Akne sıklığının artmasına

    • Siyah nokta artmasına

    Diş Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Periodontitis

    • Çürük

    • Diş taşı

    Mide-Bağırsak Hastalıkları Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Ülser

    • Mide asidinde artış

    • Mide kanseri

    • Kalın Bağırsak Kanseri

    • Kolit

    Üreme Üzerindeki Başlıca Risk Faktörleri

    • Kısırlık,

    • Dış gebelik riski

    • Erken doğum

    • Düşük doğum ağırlığı

    • Gebelikte suyunun erken gelmesi

    • Ölü bebek doğumu

    • Gebelik zehirlenmesi riski

    Sigara Bağımlılığı

    Sigara Bağımlılığı en önemli halk sağlığı sorunlarından birisidir. Araştırmalar, dünya genelinde her 10 saniyede bir kişinin tütün ve tütün ürünleri dolayısıyla yaşamını kaybettiği sergilemiştir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ise her 10 erişkinden birisi tütün ürünleri kullanımına bağlı sağlık sorunlarından dolayı yaşama veda etmektedir. Çeşitli sağlık sorunlarına yol açan sigaraya bağlı olarak dünya genelinde her yıl 5 milyonun üzerinde insan hayatını kaybetmektedir. Bu derece büyük sağlık sorunlarına yol açan sigara ayrıca sosyal hayatımızı da ele geçirmektedir. Sosyal amaçlı bir yere gidileceği zaman sigara kullanılan mekânlar ile sınırlı kalmak özgürlüğü kısıtlamakta ve hayatı yönlendirmektedir. Ayrıca, insanlar arası ilişkileri de yönetmektedir. Stresli yaşam olayları olduğunda sigara kullanımına sığınmak ise o problemin çözümü için yapılması gerekenleri görünmez kılabilmektedir. Sağlıklı yaşam ve sağlıklı nesiller için sigara bağımlılığı hayatınızı ele geçirmesi!

  • Çocuklarda yüksek ateş

    Yüksek ateş kış aylarında çocuklarda sık görülür, anne babaları da oldukça endişelendirir. Ateş, müdahale edilmediğinde ciddi tablolara neden olabilirken, bazen de önemli hastalıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle ateşin nasıl düşürüleceğinin bilinmesi ve vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekmektedir.

    Ateş Uyarıcı Bir Bulgudur

    Yüksek ateş, çocuğu hekime götürme konusunda uyaran en önemli bulgudur. Ateş vücudun bir savunma mekanizmasıdır ve vücuttaki mikrobun çoğalmasını sınırlar.

    Ateşe Vücudun Yanıtı

    Ateş 39-40 derecenin üzerine çıktığında vücut aşırı enerji harcamaya başlar, kalp ve solunum sistemi daha hızlı çalışır. Beyin, kalp, karaciğer gibi organlara daha fazla kan gönderilmesi gerektiğinden, kol ve bacaklardaki damarlar büzülür. Bu nedenle gövde çok sıcakken, kol ve bacaklar çok soğur ve titremeler başlar. Vücut alacalı bir görünüm (mermerimsi) alır.

    Ateşin Nedenleri;

    3-5 gün süren kısa süreli ateşin nedenleri;

    Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları,

    Mide- bağırsak sisteminde enfeksiyon (ishal ve kusma)

    İdrar yolu enfeksiyonları

    Zatürre,

    Menenjit

    Eklem ve kas iltihapları

    7-15 günden uzun süren ateşin nedenleri;

    Tüberküloz,

    Malta humması

    Tifo

    Kalp zarı iltihapları

    Çocuğunuz ateşlendiğinde;

    Hemen telaşa kapılıp panik yapmayın.

    Ateşli çocuğun üzerini örtmeyin, odanın ısısını düşürün.

    38 -38,5 derece ateş normalin biraz üzeri olarak kabul edilmekte.

    Çocuğun ateşi 39 dereceyi buluyorsa veya öksürük, kusma ve ishal de ekleniyorsa, hemen doktora başvurun.

    Vücuduna soğuk su kompresi uygulayın veya çok soğuk olmayan suyla duş aldırın.

    Alkol, sirke veya içine aspirin ezilmiş soğuk su kompreslerinden kaçının.

    38,5- 39 derecelerde, ateş düşürücü fitiller kullanılabilir.

  • Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB)

    Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB)

    Obsesif Kompülsif Bozukluk, ABD’ de yapılan araştırmalara göre 3.3 milyon yetişkini ve 1 milyon çocuk ve genci etkilemektedir. Rahatsızlık ilk olarak çocuklukta, gençlikte ve genç erişkinlikte ortaya çıkar. Her sosyoekonomik düzeyde bulunan kadın ve erkeklerde eşit oranda görülür.

    OKB tanısını bir ruh sağlığı çalışanı hastanın belirtilerini değerlendirerek koyar. OKB kendi kendine geçmediği gibi eğer tedavi edilmez ise zaman içinde daha ciddi bir duruma bürünebilir, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. Psikoterapi almak tedavi edici niteliktedir ama daha ağır durumlarda psikoterapi ile kombine bir şekilde ilaç tadavisi almak hastalığın seyrini olumlu yönde etkiler.

    Bir kişide obsesyonlar ve kompülsiyonlar aynı anda olabileceği gibi sadece obsesyon ya da sadece kompülsiyon şeklindede görülebilir.

    Obsesyonlar düşüncelerdir, kompülsiyonlar da davranışlardır. Bu sebepten takıntılı bir düşünce sonrası (obsesyon) bu durumdan kurtulmak için yaptığımız davranışlar (kompülsiyon) sıklıkla birlikte görülür.

    Temizlik, cinsellik, saldırganlık ve din temalı olan OKB’ler en yaygın görünenlerdir ancak her hastanın tam ayrıntılı OKB içeriği birbirinden farklılık gösterir. Bu sebepten her bir danışan için özgün bir çalışma programı terapist ya da terapi ekibi tarafından özenle hazırlanır. Örneğin; herkesin vücut ölçüleri ve giyim zevki birbirinden farklılık gösterir ve bir terziye gittiğinizde sizin vücut ölçülerinize göre ve zevkinize göre özel bir elbise diker. O elbise size özeldir ve başkasının üstüne uygun olmaz. Psikoterapi de aynı bu şekilde kişiye özel olarak danışanla birlikte şekillendirilir.

    OKB olan kişiler takıntılarını ve davranışlarını saçma veya manasız olarak tanımlarlar, fakat bunu bilmelerine rağmen kendilerini durduramazlar. Bu ve bunun gibi bazı karakteristik özellikler OKB’ de sıklıkla karşılaştığımız durumlardır.

  • Doğumsal böbrek genışlemelerı

    Doğum öncesi anne karnındaki bebeğe yapılan ultrosonografinin yaygın kullanımı bebeklerde bir çok doğuştan böbrek hastalığının erken saptanmasına neden olmaktadır. Ultrosonografiyle doğum öncesi saptanan tüm anomalilerin %20’si, böbrek anomalileridir. Bu anomliler büyüklük anomalileri, böbrek dokusunun (parankim) anomalileri , kist varlığı ve antenatal hidronefroz (doğum öncesi bebeğin böbreklerinin genişlemesi) şeklinde dört grupta toplanabilir.

    Tanım

    Doğum öncesi (antenatal) bebeğe yapılan ultrosonografide bebeğin böbreklerinin içindeki idrarı toplayan toplayıcı keseler (=kaliksler) ve havuzcuktaki (pelvis) genişleme bulgusuna antenatal hidronefroz (doğumsal böbrek genişlemesi) denilir.

    Sıklık

    Antenatal hidronefroz (ANH) oldukca sık görülür ve doğum öncesi ultrosonografiyle saptanan anomalilerin en sık görülenidir. Gebeliklerin %1-5’inde saptanır, erkek bebeklerde, kızlara göre 2 kat daha sıktır.

    Bebeklerin değerlendirilmesi

    Doğum öncesi bebeklerde 18ci ve 20ci haftalarda böbrekler değerlendirilmelidir. Eğer normalden sapma var ise periyodik takiplerde 2-4 hafta aralarla değerlendirilme tekrar edilir. Doğum öncesi 20. hamilelik haftasından önce pelvis genişliği (A-P çap) 6 mm, 20-30 haftalarda 8 mm, 30 haftadan sonra 10 mm ve üzerinde genişlemeler önemlidir ve takibi gereklidir.

    ANH nedenleri

    Yaklaşık % 50’sinde hidronefroz (genişleme) geçicidir veya yapısaldır. Bir hastalık göstergesi değildir. Geri kalanı ise bir hastalığa bağlıdır.

    1) Geçici veya yapısal: %50-70.

    2) UPJ darlığı (böbrek çıkışında darlık): %10-30

    3) Vesikouretral reflü (idrarın, idrar torbasından böbreğe kaçışı): %10-40

    4) İdrar torbası girişinde darlık): %5-15

    5) Multikistik displastik böbrek (doğuştan kistik bir böbrek hastalığı)= %2-5

    6) Posterior uretral valv (erkek çocuklarda idrar kanalında darlık)= %1-5

    7) Ureterosel (idrar torbası içersinde keseleşme): %1-3

    Doğum sorası takip

    ANH’lu bebeğin doğum sonrası takibindeki amaç, ağır darlığı olan olguların erkenden saptanarak böbrek hasarlanması olmadan ameliyat edilmesi, sağlıklı olan (geçici veya yapısal ANH) bebeklerin ayırt edilerek gereksiz tetkik ve tedavilerden korunmasıdır.

    ANH’lu bebeğin doğum sonrası ilk değerlendirilmesinin ne zaman yapılacağı doğum öncesi çekilen ultroson bulgularına göre değişmektedir.

    Eğer doğum öncesi çekilen ultrosonda bebeğin her iki böbreğinde genişleme var ise veya tek taraflı genişleme var ve üreter genişlemesi ve/veya idrar torbası bozukluğu var ise bu bebekler doğumdan sonra birinci gün Çocuk Nefrolojisi Uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Doğum öncesi çekilen ultrosonda bebeğin bir böbreği tutulmuş (genişleme var) ve üreter genişlemesi ve/veya idrar torbası bozukluğu yok ise bu olgularda değerlendirilme 3-7. günde yapılmalıdır.

    Sondalı film kimlere gerekir ?

    Kız veya erkek çocuklarında doğum sonrası çekilen ultrosonografilerde antenatal çap 15 mm üzerinde ve evre 3-4 derece hidronefroz var ise veya üreter dilatasyonu olan bebeklerde 4-6’cı haftada işeme sistoürotrografisi (İSÜG= sondalı film) istenmelidir.Son zamanlarda ise sadece hafif hidronefroz olan ve başka bulgusu olmayan olgularda rutin işeme sistografisinin çekilmemesi, diğer olgulara ise çekilmesi konusunda fikir birliği oluşmuştur. Antenatal hidronefroz saptanmış olgularda, takip sırasında ateşli İYE geçiren bebeklerde işeme sistografisinin (İSÜG= sondalı film) çekilmesi uygundur

    Darlık tanısı nasıl konulur ?

    Antenatal hidronefrozlu olgularda doğum sonrası ve takip süresince çekilen ultrosonlarda, A/Pçapta artışın olması veya azalmanın olmaması, böbrek parankim (dokusunda) incelmelerin oluşu, ureterlerde (idrarı böbrekten idrar torbasına getiren kanalda) genişlemenin oluşu ürüner sistemde obstrüksiyon (tıkanma, darlık) olduğunu düşündürür.

    Obstrüksiyon(tıkanma, darlık) araştırılması için diüretikli sintigrafi=renografi (DTPA veya MAG 3) denilen damar yolundan nükleer bir ilaç verilerek film çekilir. Bu tetkiklerin yan etkisi yoktur. Bebekte belirli dakikalarda sintigrafik görüntüler alınır. Yirminci dakikada damardan idrar yaptırıcı ilaç verilir. Görüntü almaya devam edilir. İdrar yaptırıcı ilaç (lasix) verilmesine rağmen ilk 30 dakikada böbrekte biriken idrar atılmaz ise obstrüksiyon (tıkanma, darlık) varlığının tanısı konulur.

    Kimlere erken sünnet önerilir ?

    Sünnet, posterior uretral valv (erkek çocuklarda idrar kanalı darlığı) veya vesikouretral reflüsü (idrarın böbreğe doğru geri kaçışı) olan olgular ile III ve IV derece hidronefrozu olan olgularda idrar yolu enfeksiyon gelişmesini anlamlı şekilde engellemektedir. Bu nedenle antenatal hidronefrozlu erkek çocuklarda sünnet yapılması önerilmektedir.

  • Özgüveni Yüksek Olan Çocuklar Yetiştirin

    Özgüveni Yüksek Olan Çocuklar Yetiştirin

    Özgüven, kişinin kendi özelliklerinin ne ölçüde olumlu ya da olumsuz olduğu hakkındaki yorumudur. Yüksek özgüveni olan bireyin temeli ise çocukluk çağlarına dayanır. 0-18 yaş arası gelişim evrelerini 6 gruba ayıracak olursak her dönemde dikkat edilmesi gereken bazı nüanslar bir çocuğun yetişkinlik hayatında önemli rol oynar.

    0-12 ay bebeklik döneminde en önemli olan şey bakım veren kişi ile kurulan temastır. Yaşamın başlangıcındaki güveni oluşturan önemli noktalar; fiziksel temas, sevgi ifade eden davranışlar ve yaşamsal ihtiyaçların (tuvalet, yemek, v.b.) tutarlılık içerisinde yapılmasından geçer.

    12 ay- 3 yaş arasında ise farklı yerler ve nesneleri keşfetme isteği ortaya çıkmaya başlar. Bu keşif esnasında bakım veren kişinin cesaretlendiren ve güven veren davranışları etkin olurken, zarar verecek davranışlara karşı da uyarıcı bir tutumda olması gerekir. Çok büyük hassasiyet isteyen evrelerden birisidir. Tedirgin davranışlarla karşılaşan çocuklar kendi yeterliliklerinden şüphe duyma eğilimine girebilir. Diğer yandan, tamamen serbest bırakılan çocuklar ise emniyetlerini tehdit edecek kazalarla karşılaşabilir. İyi bir denge tutturmak için çocuğa yapabileceği küçük görevler vererek kendisine gurur duyması sağlanabilir. Ayrıca makul ölçülerde seçimlerini yapabilecekleri ortamlar yaratılabilir. Örneğin, o gün giyeceği kıyafeti kendisine seçtirmek gibi.

    3-6 yaş aralığı ise anaokulu ve okul başlangıcına geçiş dönemidir. İlk iki dönemden farklı olarak, bu evrede çocuk kendi yaşıtlarıyla aynı ortamı paylaşmaya ve bakım verenlerinden farklı otorite figürleri ile tanışmaya başlar. Çocuğun yeni girdiği sistem içinde karşılaştığı zorluklarda ailesinin yanında olacağını hissetmesi önemlidir. Ayrıca, bu yaş aralığında çocuklar yeri geldiğinde kendilerine ait vakit geçirmeye de ihtiyaç duyarlar. Bu gibi konularda anlayışlı olmak özgüvenlerini destekler. Çocuğun ihtiyaçlarını özverili bir şekilde dinlemek ve ortak bir noktada buluşmanın önemli olduğu bir dönemdir.

    6-10 yaş bireyselleşmenin başladığı aralıktır. Başkaları tarafından yeteneklerin ve zayıf yönlerin değerlendirildiği zamanlar gelmiştir ve diğerleri arasında kendine bir yer edinmeyi öğrenme vaktidir. Ailesi bakımından aşırı derecede korunaklı ya da tam tersine aşırı derecede serbest bırakılarak büyütülen çocuklar dış dünyaya endişeyle yaklaşırlar. Bu dönemde çocuğa destek olmak için hata yapmanın insanın doğasında olduğunu ve bu durumlarda kendinden şüphe etmemesini, yaptıklarının sorumluluğunu almasını ve bu durumla baş etmeyi öğrenmesini sağlamak gerekir. Bu yaşlarda diğer insanlarla olan ilişkilerde dalgalanmalar yaşayabilir. Çocuğun böyle krizleri atlatırken ailesinin aşırıya kaçmadan destek olması gerekir.

    10-13 yaş, çocukluk döneminden çıkıp yetişkinlik dönemine geçişin ilk başladığı zaman aralığıdır. Aileden uzaklaşıp arkadaşlarla daha çok vakit geçirilmeye başlanır. Kişi kendi tarzını yaratmaya başlar ve ilk duygusal kıpırdanmalar baş gösterir. Bir yandan ailenin beklentilerini karşılamaya çalışırken bir yandan da kendi kararlarını verebilme özgürlüğü kazanmaya çalışırlar. Bu yaş grubunda çocuklara başlangıçta kendi harçlıklarının idaresini sağlamak gibi küçük görevler verilmeye başlanmalıdır. Ayrıca büyümeden kaynaklanan bedensel ve duygusal değişimlerle ilgili doğru bilgiler vermek gerekir. Kişiye önemli olduğunu ve sorumluluklarını hissettirmek özgüven bakımından oldukça değerlidir.

    14-18 yaş ergenliğin etkilerinin en belirgin göründüğü dönemdir. Çocukluktan çıkıp yetişkinliğine girmenin yaratmış olduğu psikolojik şok ve adaptasyonun sürecidir. Kültürel ve sportif faaliyetlerle kişinin içindeki enerjiyi doğru yönde yönetmek etkili olabilir. Ayrıca düşüncelerini yargılamak yerine belirli konularda görüşlerini almak değerli olduğu düşüncesini aşılayarak özgüveni destekler.