Alerjik egzema, bebeğin cilt bariyerinin bozulması sonucu cildin su tutma özelliğini kaybetmesiyle gelişen kuruluk, kızarıklık ve kaşıntı şeklinde kendini gösteren cilt döküntüleridir. Alerjik egzema ( Atopik dermatit ) ile benzer dönemlerde besin alerjileri ilk bulgularını verebilir. Çoğunlukla inek sütü ve yumurtaya bağlı olarak ortaya çıkan besin alerjileri atopik dematit hastalarının büyük çoğunluğunda bulunabilir. Bu nedenle egzema ile başvuran hastaların mutlaka besin alerjisi yönünden değerlendirilmesi gerekir. Besin alerjileri çoğu zaman bebeklik döneminde başlar. Bazı besinlere karşı gelişen alerjiler zamanla düzelebilir. Bazıları ise yaşam boyu devam edebilir. Belirtileri hafif ürtiker olabileceği gibi ağır yaşamı tehdit eden ANAFİLAKSİ şeklinde de görülebilir.
Yazar: C8H
-

Erken Boşalma
Erkekler arasında en sık rastlanan, her dört erkekten birinin karşı karşıya kaldığı cinsel problemdir, erken boşalma. Erken boşalma kişinin kontrolsüz olarak, kendisinin ve partnerinin arzu ettiğinden daha önce boşalmasıdır.
Boşalma; Vajinaya girişten hemen önce,
Vajinaya girer girmez,
Vajinaya girişten birkaç dakika sonra,
Vajinaya girdikten sonra süreye bakılmaksızın istem dışı, yani kontrolsüz olur.
Erken boşalma kontrol edilemediği takdirde kişinin ve partnerinin cinsellikten alacağı hazzı ve mutluluğu ortadan kaldırır.
Erken boşalma çoğunlukla genç erkeklerde görülür. Aktif cinsel hayatı yeni başlayan erkek, boşalma refleksini kontrol etmeyi bilmez, ancak ve ancak zamanla ve deneyimle kontrol etmeyi öğrenir. Diğer yandan, gençlik dönemindeki tecrübesizliği atmasına rağmen, erken boşalma sorunu yaşamaya devam eden çok sayıda erkek de vardır.
Erken boşalmaya neden olan çok çeşitli faktörler vardır: Cinsel deneyimsizlik, kaygılı kişilik yapısı, kadınlara yönelik öfke, acelecilik, cinsel aktivite sırasında yakalanma korkusu, toplumda cinsel ilişkiye girmek için uygun olmayan ortamlar, genelevde cinsel ilişki erken boşalma nedenlerinin en önemlileridir. Tüm bu nedenler kişinin boşalma refleksini kontrol edememesi ve dolayısıyla erken boşalma sorunu ile sonuçlanır.
Erken boşalma tedavisinde amaç kişiye boşalmayı kontrol etmeyi öğretmektir. Ancak, erken boşalması olan erkekler gerçek tedavi aşamasına gelene kadar, kendilerince erken boşalmanın üstesinden gelmeye çalışırlar. Cinsel ilişki sırasında düşüncelerini cinsel ilişkiden ve hazdan uzaklaştırarak boşalmayı geciktirmeyi amaçlarlar, ancak erken boşalmanın önüne geçemedikleri gibi cinsel ilişkiden de hiçbir haz alamazlar. Yine, erken boşalmanın üstesinden gelmek için kullanılan krem ve spreyler penisin duyarlılığını yitirmesine yol açar, yani alınan zevki azaltır ve bu sayede boşalma geciktirilmiş olur. Ama kişi yine cinsel haz alamaz.
Tek başına ilaç tedavisi de erken boşalmada geçici olarak çözüm oluşturur. İlacın bırakılmasıyla beraber problem tekrarlar. Bu nedenle, eğer ilaç tedavisi kullanılıyorsa, mutlaka cinsel terapi ile düzelme kalıcı hale getirilmelidir.
Cinsel terapide kişinin cinsel hazza odaklanması ve aldığı zevki bastırmaması amaçlanır. Cinsel terapide kişi uygun yöntem ve tekniklerle boşalmayı kontrol etmeyi öğrenir. Yani “Dur yeniden başla” ya da “Sıkma Egzersizi” gibi egzersizlerle boşalma refleksi üzerinde denetimi sağlar. Önemli olan kişinin ne kadar sürede boşaldığı değil, denetimli boşalmasıdır. Kontrolü elinde tutmasıdır.
Erken boşalma tedavisinde erkeğin cinsel partnerinin de rolü büyüktür. Tedavi boyunca cinsel partner destekleyici, anlayışlı ve cesaretlendirici bir yaklaşım göstermelidir. Suçlayıcı, öfkeli, aşağılayıcı tutumlar erkeğin kendine güveninin azalmasına ve performans kaygısının artmasına sebep olur. Her ilişki öncesinde ve sırasında yaşanan partnerini tatmin etme kaygısı, boşalma refleksi üzerinde denetim sağlanamamasına, dolayısıyla sorunun şiddetlenmesine neden olur.
Sonuç olarak; erken boşalma sorununun erkekler arasında sanıldığından çok daha yaygın olduğunu, hem erkeğin hem de kadının cinsel doyuma ulaşmasını engellediğini, bazen evlilikleri ya da birliktelikleri tehdit ettiğini, tedavisinin zor olmadığını ve bu sorunu yaşayan kişilerin “Cinsel Terapi” almak için bir ruh sağlığı profesyoneli ile görüşmelerinin gerektiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.
-
Grip aşısı ne zaman yaptıralım?
İnfluenza virüs enfeksiyonları çocuklarda daha ağır seyretme eğilimindedir. İnfluenza virüs aşısı, çocukları tüm grip enfeksiyonlarından koruyamasa bile, 6 aylıktan büyük risk grubunda olsun veya olmasın tüm çocukların aşı olmasında fayda vardır. Ülkemizde 3 bileşenli inaktif influenza aşısı (İİA-3) ve 4 bileşenli inaktif influenza aşısı (İİA-4) mevcuttur.
Yüksek risk grubunda astım ve kistik fibroz gibi kronik akciğer hastalıkları, solunum sistemini baskılayan ya da aspirasyon riskini artıran hastalıklar, kalp hastalıkları, immün baskılayıcı hastalıklar ya da tedaviler, orak hücreli anemi ve diğer hemoglobinopatiler, uzun süreli aspirin tedavisi gerektiren hastalıklar (juvenil romatoid artrit, Kawasaki sendromu gibi), kronik böbrek hastalığı, diyabetes mellitus gibi kronik metabolik hastalıklar sayılabilir. Aşı 6-35. ayda yarım doz (0,25 ml) 3 yaş ve üstünde tam doz (0,5 ml) yapılır.• Grip aşısı ≤8 yaşta ilk kez uygulandığında, 1 ay arayla 2 kez yapılır, daha sonraki yıllarda yılda bir kez uygulanır, ≥9 yaşta ilk uygulama ya da tekrarlarda yılda bir kez yapılır.
Grip aşısı her yıl salgın yapma olasılığı öngörülen virüs tiplerine göre yeniden hazırlandığından, korunmanın sürdürülmesi isteniyorsa her yıl tekrarlanmalıdır. Grip aşısı Eylül-Nisan ayları arasında uygulanabilir. Ancak aşının özellikle ilk kez uygulanacak ve 2 doz verilecek çocuklarda influenza virüs enfeksiyon mevsimi başlamadan ya da başlangıcında (Eylül-Ekim ayları) uygulanması daha uygundur.
-

Hipokondriyazis
Hipokondriyazis, kişinin fiziksel semptomlarının gerçekçi olmayan bir biçimde veya hatalı/çarpıtılmış yorumlamasına bağlı olarak, kendisinin ciddi bir hastalığı olduğu ya da olacağına dair korku ve aşırı zihinsel uğraşması olarak tanımlanan psikiyatrik bir bozukluktur. Hastalık Hastalığı olarak da adlandırılır.
Tüm tıbbi değerlendirmelere ve doktorlar tarafından verilen güvencelere rağmen kaygı sürmeye devam eder. Kişisel, sosyal ve mesleki alanlarda işlevsizlik söz konusu olur.
Hastalık hastalığı psikiyatrik bir bozukluktur ancak, bu hastalığa sahip bireyler öncelikle yaşadığını düşündüğü semptomları ilgilendiren bölümlere giderler. Yani psikolojik destek almaya en son gelirler veya hiç gelmezler. Çünkü ciddi bir hastalığı olmadığını kabullenemezler. Yaptırdıkları tetkikler negatif çıktığında kısa bir süre rahatlama yaşarlar ancak sonra yeniden ilgili bölümlere giderler ve tetkikleri yeniden yaptırırlar. Doktorların anlamadıklarını ve doğru muayene edemediklerini düşünürlerse ilgili başka bir doktora gider ve uygulamaları tekrarlarlar.
Kişi, bedensel işlevlerle (çarpıntı, terleme gibi); önemsiz görülen bedensel sorunlarla (küçük yaralar, ara sıra öksürük) veya değişken beden algılarıyla (kalbin yorulması gibi) ilgili olan bu belirtileri varlığından kuşkulandığı hastalığın işaretleri olarak algılar ve yorumlar. Hastalık kaygısı tek bir organ veya hastalıkla ilgili ya da aynı anda ve değişik zamanlarda farklı organ ve hastalıklar ile ilgili olabilir (kanser ve kalp hastası gibi).
Hipokondriyak hastalarda sağlık ve hastalıkla ilgili hatalı ve çarpıtılmış düşünceler ön plandadır.
Bu yanlış inanışlar aşağıdaki gibidir;
-
“Bedensel belirtiler her zaman bir hastalık habercisidir.”
-
“İyi olduğunuzdan emin olabilirsiniz ama hasta olmadığınızdan emin olmazsınız”
-
“Doktorlar sık sık teşhis etmede hata yaparlar.”
Hastalarda algıda seçicilik söz konusudur ve çevrelerinden, haberlerden, sosyal medyadan, doktorlardan kendi inanışlarını destekleyecek ifadeleri seçerler, böylece inanışlarını güçlendirirler. Kaygı düzeyleri giderek artar.
Gerçekçi olmayan hastalığı ve bedensel semptomlarına olan aşırı ilgisi, sık hastane ziyaretleri günlük yaşamını, aile, iş, sosyal hayatını önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir.
Hipokondriyazisin görüşme sıklığının genel nüfusa oranı % 4 ile % 6 olarak belirtilmektedir. Görülme sıklığı kadın ve erkekte eşittir. Kişide hastalık hastalığı herhangi bir yaşta başlayabilir, ancak semptomlar çoğunlukla erişkinlik döneminde görülür. Hastalık aylarca hatta yıllarca sürebilir, alevlenme ve yatışma dönemleri gibi dalgalanmalar gösterir, aralarda tam düzelmeler olabilir.
Hastalığa eşlik eden diğer bozukluklar depresyon ve anksiyete bozukluklarıdır.
Bu hastalar ciddi bir hastalığı olmadığına ve düşüncelerinin gerçek dışı olduğunu çok zor kabul ederler. Psikolojik desteğe direnç gösterirler. Semptomlarını değerlendiren doktorları ile kurduğu güven ilişki ve doktoruna inanması, psikolojik destek almasını kolaylaştıracaktır.
Geçmişe oranla günümüzde tedavi olabilen hastaların sayısı artmıştır. İlaç tedavisi ile birlikte Bilişsel tedavi yöntemi en fazla önerilen yöntemdir.
-
-
Altıncı hastalık
Kış aylarında sık görülen Herpes Virüs Tip 6’nın neden olduğu yüksek ateş ile başlayıp vücutta kızarıklarla devam eden bir hastalıktır. Sıklıkla 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır. Hastalık boyunca yüksek ateş görülmesi aileleri tedirgin ederek gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanımına sebep olabilir.
Hastalığın en önemli belirtisi, döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. Ateş39 -40 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra baş ağrısı, bulantı, kusma hatta havale olabilir. Pembe-kırmızı renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlar. 2- 3 gün içinde kaybolan döküntüler, kalıcı izlere de neden olmaz.
-

Vajinismus
Erkek cinsel organının vajinaya girişi denendiğinde vajinanın dış üçte birini çevreleyen kaslarda sürekli biçimde istemsiz kasılmalar olması ve bu kasılmaların cinsel birleşmeyi olanaksız kılması ya da güçleştirmesidir. Söz konusu bu kasılmaları kadın kendi isteğiyle yapmaz, üzerinde kontrol sağlayamaz ve kendisi geçiremez. Diğer bir deyişle, vajinismus vajinanın girişindeki kasların kadının kontrolü dışında, istemsiz kasılmasıdır.
Kasılma dışında başka belirtiler de var mıdır?
Vajinismusta bazen bedenin çeşitli bölgelerinde kasılmalar görülebilir. Kadın bilinçsiz bacaklarını kapayabilir. Bazen korku, titreme, terleme, çarpıntı, bulantı, ağlama, nefes alamama gibi belirtiler de eşlik edebilir.Vajinismuslu kadınlarda görülen ortak inanışlar nelerdir?
Vajinismuslu kadınları değerlendirdiğimizde benzer yanlış inanışlara sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bunlar;• Vajinam çok dar, penis çok büyük vajinama giremez.
• Vajinamın girişinde duvar gibi engel var.
• Cinsel organım iğrenç ve utanç verici.
• Kızlık zarım kalın, parçalanacak.
• Vajinam parçalanır.
• Vajinam çok kanar, çok acır.
şeklinde sıralanabilir.
Vajinismus sadece ilk gece mi ortaya çıkar?
Çoğunlukla ilk cinsel birleşme sırasında istemsiz kasılmalar sonucu cinsel birleşmeye olanak vermeme ve bu durumu yineleme şeklinde görülür. Bu “primer (birincil) vajinismus”tur.
Ancak daha önce cinsel birleşme yaşantısı olmuş ve sonrasında vajinismusu geliştirmiş kadınlarda “sekonder (ikincil) vajinismus” olarak adlandırılır. Yani vajinismus daha önce ilişkiye girmiş kadınlarda da ilerleyen süreçte görülebilir.Vajinismusun nedenleri nelerdir?
Cinsellik konusunda yukarıda da saydığımız yanlış inanışlar ve tabular vajinismusun gelişmesinde büyük rol oynar. Cinselliği konuşmanın, merak etmenin, öğrenmenin -ne yazık ki- ahlaksızlık sayıldığı ülkemizde kadınlar bu konuyu öğrenmek için çaba göstermemektedir. Baskıcı aile ortamında yetişen ve cinsellikle ilgili yanlış inanışlarla büyüyen kadınların içselleştirdiği korkuların ve tabuların vajinismusa zemin hazırladığı söylenebilir. Bununla beraber vajinismuslu kadınların cinsel birleşme yaşayamamalarının altında yatan sebeplere
baktığımızda; cinsel taciz, hamile kalma korkusu, lezbiyen cinsel eğilimler de karşımıza çıkabilir. Daha önce cinsel deneyimi olmasına rağmen sonradan vajinismus geliştirmiş kadınlarda ise yaşanmış kötü deneyimler (doğum, kürtaj, düşük, tecavüz, ağrılı cinsel ilişki, zorlu ameliyat ya da jinekolojik muayene gibi) neden olabilir.Vajinismusun tedavisi var mıdır?
Vajinismus tedaviye en iyi ve en kısa sürede yanıt veren bir cinsel işlev bozukluğudur. Dolayısıyla, vajinismusun tedavisi vardır.Vajinismus tedavisinde uygun olmayan yaklaşımlar nelerdir?
• Kızlık zarının operasyon ile alınması kadının korkusunu yenmesine yardımcı olmaz.
• Uyuşturucu pomat kullanımı cinsel birleşmeyi sağlamanın aksine kadında ve erkekte cinsel uyarılmayı engeller ve cinsel isteksizliğe, ereksiyon sorununa yol açabilir.• Alkol alımı yararsız bir yaklaşımdır. Alkol bilinçaltındaki kaygıların, korkuların yok olmasını sağlamaz.
• Tek başına kaygı giderici, ağrı kesici ilaçların kullanımı, cinsel birleşmeden korkan ancak kasılmaları olmayan kişilerde geçici çözüm olabilir. Vajinismus vakalarında yararsız
bir yaklaşımdır.• Tek başına hipnoterapi, hastanın bilinçli kontrolüne yardımcı olmayacağı için etkili değildir.
Vajinismus tedavisi nasıl yapılır?
Vajinismus hastalarında öncellikle amaç, kişilerdeki yanlış inanışların düzeltilmesi ve cinsellikle ilgili doğru bilgilerin verilmesidir. Vajinismuslu kadınların tedaviye eşleriyle gelmesi tedavinin daha etkili olmasını sağlar. Sorun sadece kadının sorunu değildir. Ve eşinin desteğine, sevgisine ve ona güvenmeye ihtiyacı vardır. Aynı zamanda eşin ön sevişme ile güven vererek kadını cinsel
ilişkiye hazırlaması gerekmektedir. Tedavi süresince gösterilen çabayı eşin desteklemesi ve pekiştirmesi en iyi sonuca ulaşmada etkili olacaktır.Vajinismus tedavisi için cinsel terapi gerekmektedir. Vajinismus, tedavisi çok uzun sürmeyen bazen 3-4 seansla çözümlene bilen ancak tek seansla çözümlenmeyen bir hastalıktır.
Cinsel terapide, çoğunlukla partnerle birlikte haftada bir seans görüşme yapılır. Seanslar sırasında cinsel bilgi verilir. Tedavide etkili şekilde kullanılan birtakım egzersizler belirlenir, anlatılır ve sonraki seansta sonuçları değerlendirilmek üzere ödev olarak verilir. Vajinismus tedavisinde öncelikle cinsel birleşme yasağı konur ve tedavinin sonuna kadar bu kurala uyulması istenir. Aşamalı olarak adım adım ilerlenir. Tedavide karşılaşılan güçlükler, dirençler terapist yardımıyla aşılır. Tedavinin son aşamasında cinsel birleşme yasağı kaldırılır ve cinsel birleşmenin gerçekleşmesiyle tedavi başarılı şekilde sonlandırılır.
Tedavi sırasında kullanılan egzersizler şunlardır:
-
Vajeni tanıma egzersizleri
-
Kendi kendine masaj yaparak hazza odaklanma egzersizleri
-
Kasların kontrol edilmesine yardımcı olmak amacıyla Kegel Egzersizi
-
Aşamalı genişletme egzersizleri
-
-
Çocuğumu şarbondan nasıl korurum
Son günlerde Şarbon Hastalığı ile ilgili haberler ve artan vaka sayıları nedeniyle kendimiz ve çocuklarımıza et yedirmekten korkar olduk. Şarbon etkeni bakteri otçul hayvanların etleri, sütleri, derisi, tüyleri hatta yem yedikleri yerlerle, kesildikleri yerlerle temas edilmesi halinde bile bulaşabilir. En sık görülen formu Deri Şarbonu’dur. Bütünlüğü bozulmuş ciltten bakterinin sporlarının vücuda girmesiyle hastalık başlar. Siyah ortası çökük etrafı ödemli ağrısız çıban şeklindedir. Hayvanın sporlarının hava yolu ile solunması ile ki sıklıkla tüy-kıl-yem-derisi aracılığıyla Akciğer Şarbonu oluşabilir. Oldukça öldürücüdür.
Temas sonrası 2-7 gün içinde grip bulguları ile başlayıp ilerledikçe solunum sıkıntısı, kanlı balgam ve hızla ölüme gidebilir. Sindirim sistemi şarbonu iyi pişmemiş et-iyi kaynatılmamış süt ve bu sütten üretilen süt ürünleri aracılığıyla bulaşır. Kusma, yutma güçlüğü, ishal, karın ağrısı, iştahsızlık, halsizlik gibi bulgularla başlayıp kısa zamanda kanlı kusma ve kanlı ishal gelişir. Sindirim sistemi Şarbonu’da tanı ve tedavide gecikilirse öldürücü olabilir. Ayrıca deri, akciğer, sindirim sistemi şarbonunun lenfatik veya kan yoluyla yayılmasıyla Menenjit tablosu da oluşabilir.
Erken dönemde tanı konulup tedavi hemen başlatılırsa sonuç yüz güldürücü olabilir. Korunma Et,süt ve süt ürünleri, şarküteri ürünlerini güvenilir yerlerden almalıyız. Şarbonlu et koyu renkli olur ve kesince Katran Rengi kan akar. Ayrıca çabucak kokuşur. Et çok iyi pişirilmeli, sütçüden alınan süt en az 30 dakika kaynatılmalıdır. Okulların açılması ile birlikte çocuklarımızın gözetimimiz dışında şarküteri ürünleri içeren tost, sandviçler, hamburger, dondurma gibi yiyecekleri tüketmemeleri konusunda dikkatli olmalıyız.
-

Nefes Teknikleri Nedir?
Değişik nefes alma şekilleri ile sempatik-parasempatik, asid-baz dengesi, beynin düzeyleri ve zihin dalgaları üzerinde farklı tesirler oluşturarak duygu, düşünce ve hareket bedenlerinde değişim, dönüşüm ve yenilenme oluşturan bir çalışma bütünlüğüdür.
Burundan alınıp ağızdan verilen, ağızdan alınıp burundan verilen, sol burun kanalından alınıp sağ kanaldan verilen, sağdan alınıp soldan verilen, kısa ve uzun aralıklarla, değişik beklemelerle ve bunların binlerce varyasyonları ile belli sayı ve surelerde oluşturulan solunumlar beyin sistemini, kan kimyasını, sinir sistemini farklı şekillerde etkiler. Bu etkiyi kullanarak yetersiz solunumun yarattığı rahatsızlıkları için fayda sağlayabilirsiniz.
Nefes Teknikleri ile dikkat, motivasyon, konsantrasyon, odaklanma, gevşeme, bırakma, izin verme, stres topraklanması oluşturabilirsiniz. Olaylar ve kişiler karşısında kendinizi kontrol edebilir, sinirlerinize hâkim olmayı öğrenebilir, irade, duygu, ego kontrolü kazanabilirsiniz. Diyafram kullanımı ile nefes almayı öğrenebilirsiniz.
Yorulmadan, rahat, düzgün, doğru konuşma ve şarkı söylemeyi öğrenerek kendinizi iyi ifade etmeyi, duygu ve düşüncenizi en iyi şekilde diğerlerine aktarabilmeyi başarabilirsiniz. Kötü alışkanlıklarınızı, panik atak, anksiyete, depresyon, obsesyon, dikkat dağınıklığı, cinsel isteksizlik, ereksiyon zorluğu, öğrenme zorluğu, imtihan heyecanı, kekemelik, uyku apnesi, horlama, reflü, burun tıkanıklığı ve nefes darlığı gibi birçok rahatsızlığınız üzerinde nefesinizi etkin kullanabilrisiniz.
Nefes egzersizlerinin birçok değişik çeşidi bulunmaktadır. Her bir nefes egzersizinin güçlü ve zayıf birçok farklı yan etkisi vardır. Amaca uygun kullanılmadığında ve tolerans sınırları içinde kullanılmadığında zarar vermekte mümkündür.
Nefes egzersizleri yapmaya başladığımız zaman, yapılan egzersizlerin o andaki fiziksel, duygusal ve düşünsel durumumuza veya özel koşulumuza uygun olup olmadığını belirlemek çalışmanın sağlık emniyeti açısından son derece önemlidir. Nefesle çalışmayı öğrenmenin ve öğrendiğini uygulamanın birçok farklı yolu olabildiği için hangi zamanda, hangi durum karşısında, hangi çalışmayı, hangi miktarda yapmayı önceden belirlemek her zaman kolay olmayabilir.
Nefesinizle bilinçsizce çalışmaya başlarsanız bilmediğiniz birçok etki size zarar verebilir. Canlı organizmalar kimyasal, fizyolojik, duygusal ve zihinsel denge durumunu sağlayan homeostaz denilen harika bir programa sahip olsalar da bilinçsizce yapılan nefes uygulamaları bu programı bozabilirler. Ortaya çıkan denge durumu, uzun vadede uygunluklar oluştursa da bedeninizin çalışma sistemleri özellikle nefesinizdeki bir değişiklikle, diğer potansiyellerinizde beklenmeyen değişiklikleri beraberinde getirebilirler. Dahası bizi etkileyen sadece egzersizlerin kendisi değildir. Egzersizleri yapma biçimimiz, özellikle çok fazla çaba ya da güç kullanırsak, kötü nefes alışkanlıkları yaratabilir ve önünde sonunda nefesimizi çalışmalara başlamadan önceki haline göre daha fazla kısıtlamış bulabiliriz.
Hemen fayda verebilen birçok nefes egzersizi, farkındalıkla ve ustaca kullanılmazsa bazen uzun vadede sorunlara neden olabilir. Bu yüzden herhangi bir nefes çalışmasına katılmayı düşünen birinin, nefesle çalışmanın değişik yollarını, nefes ekollerini ve nefes eğitmenlerini incelemeden önce nefes konusunda araştırma yapmalı ve nefes prensipleri konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar.
-
Bu hastalıklar çocukların karaciğerini bitiriyor
Enfeksiyonlara karşı vücudu koruyor
Karaciğer vücutta hayati öneme sahip, önemli organlardan biridir. Kanda bulunan kimyasal maddeleri düzenleyen karaciğer, toksik maddelerin dışarıya atılmasını, safra salgısı yağların sindirilmesini sağlamakta ve kırmızı kan hücresi üretmektedir. Alınan besin ve ilaçlar da burada parçalanarak, kolay kullanılabilir hale getirilir. Karaciğerin işlevini gerçekleştirememesi mutlaka en kısa sürede tedavi gerektirmektedir ve yetmezliğin en etkin tedavisi karaciğer naklidir.
Akut ve kronik karaciğer yetmezliğine dikkat!
Her karaciğer hastalığı, karaciğer nakli gerektirmemektedir. Karaciğer büyük bir organdır, son ana kadar çalışır fakat yapması gereken üretimleri yapamadığı, atması gerekenleri atamadığı zaman ciddi olarak yetmezlik gelişebilmektedir. Ani gelişen, daha önce hiçbir sorunu olmayan, bir anda karaciğerde hasarlanma neticesinde karaciğerin çalışmadığı, akut denilen ani karaciğer yetmezliği grubu birinci grubu oluşturmaktadır. Bu daha az bir sayıyı kapsar. Ani yetmezliklere; enfeksiyonlar, ilaç alımları, mantar zehirlenmeleri gibi durumlar neden olabilmektedir. Nadiren karaciğer hastalıklarının da ilk belirtisi olarak ani karaciğer yetmezliği görülmektedir. Bir de doğuştan ve ya sonradan edinilen bozukluklarla gelişen karaciğer hastalıkları vardır. Bunlara kronik karaciğer hastalıkları denilmektedir. En sık görülen tablo ise kronik karaciğer hastalığına bağlı gelişen karaciğer yetmezlikleridir.
Çocuklarda karaciğer nakli gerektiren hastalıklar
Kronik karaciğer hastalıkları yani karaciğerin doğuştan olan hastalıkları, karaciğer yetmezliğine neden olabilmektedir. Çocuklarda karaciğer naklinin en sık nedeni, doğuştan safra yolu yokluğudur. Karaciğerin iltihapla seyreden, otoimmün hepatit denilen, karaciğer hastalıkları da yetmezlikle sonuçlanabilmektedir. Bunun dışında yine doğumsal olan, safra kanallarındaki taşıyıcıların yokluğuyla karakterize, kalıtsal kolestaz denilen bir grup mevcuttur. Bunlar da önemli nakil grubunu oluşturmaktadır. Belirtileri yine kaşıntı, büyüme-gelişme geriliği ve sarılık olabilmektedir.
Karaciğeri tutan metabolik hastalıklarda da nakil gerekli
Karaciğeri tutan metabolik hastalıkların ilk grubunu, sirozla birlikte karaciğer hasarına yol açanlar oluşturmaktadır. Bir de bazı hastalıkların varlığında karaciğer aslında normal çalışır ve zarar görmez ancak başka organlar olumsuz etkilenmektedir. Buna örnek olarak yüksek kolesterol bozuklukları olan ailesel hipekolesterolemi gösterilebilir. Bu hastalıkta karaciğer sağlıklı bir şekilde işlevini yerine getirir fakat protein karaciğerde yapılamadığı için vücudun her yerinde kolesterol plakları oluşur ve bu sebeple ölümler olabilmektedir. Bu plaklar çok ciddi koroner arter hastalığına da yol açabilmektedir. Ailede belirgin bir vaka varsa mutlaka erken dönemde koruyucu olarak karaciğer nakline gidilmesi gerekmektedir. Buna benzer bir başka hastalık da “hiperoksalüri” adı verilen, böbreklerde aşırı miktarda oksalat birikiminin olmasıdır, gözde, deride ve birçok organda birikmektedir. Bu hastalarda yine karaciğer nakli gerekir ve eğer erken dönemde karaciğer nakli yapılırsa, böbrek nakline gerek kalmamaktadır.
Karaciğer nakli dikkatli bir hazırlık istiyor
Hastalığın tanısı konulduktan sonra gerçekten naklin gerekli olup olmadığı araştırılmaktadır. Eğer çocuk nakil kapsamına alınırsa, yaşa göre gereksinimleri belirlenir. Nakilden önce mutlaka aşılamaların tamamlanması gerekmektedir. Nakil sonrası enfeksiyonu önlemek adına aşı, birinci derecede koruma özelliğine sahiptir. Nakil sırasında çocuğun bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve kaslarının kuvvetlenmesi için özel bir beslenme programı uygulanmaktadır. Beslenme çoğu zaman damardan yapılmaktadır. Nakil öncesi vücuttaki herhangi bir organın hastalıktan etkilenip etkilenmediği tetkiklerle değerlendirilir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri, bazen erken dönemde vücutta herhangi bir organ etkilenimi yokmuş gibi görünse de, bazı hastalıkların etkisi ileri yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple çok detaylı değerlendirme gerekmekte ve aile ile bu bilgiler ayrıntılı olarak paylaşılmaktadır.
Nakil sonrası düzenli takip çok önemli
Yaş küçüldükçe nakil sonrası sürecin zorlukları da artabilmektedir. Kullanılan ilaçların yan etkileri açısından takibin düzenli yapılması gerekmektedir. Karaciğer nakli sonrası çocuk ömür boyu bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanabilir. Bu konuda ailenin de bilinçli olması önemlidir. Alınan ilaçlar bir süre sonra tek ilaca inmektedir. Sonrasında 6 ay veya yılda bir kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır. Çocuk düzenli kontroller ve doğru bir bakımla yaşamını yaşıtları gibi sağlıklı bir biçimde sürdürebilmektedir.
-

Panik Bozukluk ve Tedavisi
Bir gün her şeyin normal gittiğini hissettiğiniz; örneğin arkadaşlarınızla ya da ailenizle keyifli vakit geçirdiğiniz ve nedenini bir türlü anlamadığınız şekilde kalbinizin atmaya, yoğun şekilde terlemeye ya da titremeye başladığınız, göğüs, karın ağrısı, nefes kesilmesi, sersemlik hissettiğiniz, ayakta durmakta zorlandığınız, hatta gerçeklikten koptuğunuzu düşündüğünüz ve sanki kalp krizi geçiriyormuş hissinin mevcut olduğu belirtiler yaşadığınız bir anınız olabilir. Hastaneye gittiğinizde serum ya da iğne yardımıyla size sakinleştirici verilmiş de olabilir ya da evde tek başınızayken atlatmaya çalışmış da olabilirsiniz. Bu olayın ardından doktora gitmiş ve fiziksel sağlığınızla ilgili bir aksiliğin olmadığını ve atak geçirmiş olabileceğiniz söylenmiş olabilir. Buraya kadar olan öyküde birpanik atağı evresinden söz ederiz.
*
Sonrasında yaşadığınız ve anlam veremediğiniz bu olay dizisini yine anlam veremediğiniz bir zamanda tekrar yaşamış olabilirsiniz. Bu sefer çok emin bir şekilde doktora gidip “Bende kesinlikle kalp sorunu ya da başka bir şey var” demiş olabilir, tahliller konusunda farklı farklı doktorlardan yardım istemiş olabilirsiniz. Ardından ataklar yaşamaya devam ettikçe, ataklar arası dönemde, kendinizi gergin ve endişeli hissetmiş, bir sonraki atağın gelmesini huzursuzluk içinde beklemiş olabilirsiniz. Bu durumabeklenti anksiyetesi diyoruz. Nerede, ne zaman olacağını bilemeden beklediğiniz için kalp krizi geçirme, felç olma, ölme veya “çıldırma” korkularınız artmış olabilir. Bu korkuları yaşarken bir yandan da ulaşabileceğiniz sonuçlar hakkında derin üzüntü duymaya, “Ben ölürsem sevdiklerim ne yapacak?” ya da “Ya bana bir şey olursa ya intihar edersem?” gibi düşüncelerle üzüntünüzü daha da yoğun yaşamaya başlamış olabilirsiniz. Tüm bu üzüntülerden sonra günlük yaşamda yaptığınız aktiviteleri ve alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlamış ve daha iyi hissetmek, bu düşüncelerden kurtulmak için başka yollar aramaya başlamış olabilirsiniz. Örneğin; evde yanınızda sürekli birinin olmasını istemeye, keskin aletlerden kendinizi uzak tutmaya, kendinize acil numara hattı oluşturmaya, aslında sizi mutlu eden ama bu yaşananlardan sonra yorucu bulduğunuz faaliyetlerden kaçınmaya başlamış (spor yapmak gibi) olabilirsiniz. Tüm bu süreçten sonra bir panik bozukluktan söz edebiliriz. Panik bozukluk agorafobi ile görülebileceği gibi tek başına da yaşanabilir.
*
Diğer bir yandan, bu deneyimleri sadece bir alana özgü yaşamış da olabilirsiniz. Örneğin, panik atağın tekrar geleceği korkusuyla ve kimsenin size yardım edemeyeceği, kaçmanızın ve kurtulmanızın zor olacağı düşüncesiyle sürekli olarak kalabalık yerlerden kaçmış olabilirsiniz. Bu duruma da agorafobidiyoruz. Agorafobiye genelde eşlik eden panik dönemleri bulunsa da agorafobi tek başına da olabilir.
*
Tedavi ise şu şekildedir: Panik bozukluk, genel anlamda bir anksiyete (kaygı) bozukluğudur. Kaygı bir duygu olması nedeniyle duygular üzerine daha çok bilişsel davranışçı terapi yöntemiyle çalışılır. Bilişsel davranışçı terapi de amaç, tetikleyici olay, düşünce, duygu ve davranış metodlarıyla çalışarak kişinin olumlu duygu, düşünce ve davranışlara yönelmesini sağlamaktır. Süreç şu şekilde ilerler: Seanslarımıza kişi geldikten ve durum tanımlandıktan sonra detaylı kişilik testleri ile klinik gözlem görüşmeleri yapılır. Sonrasında öncelikle bu tarz tetikleyici olaylar, düşünce ve duygular ele alınarak davranışlarda azaltma ya da sönme yöntemine gidilmektedir. Ancak bazı durumlar daha travmatik bir nedenle ortaya çıkmış olabilir. Bu durumda geçmişe yönelik olarak çok fazla çözüme ulaştığını gördüğümüz EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing- Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) tekniği kullanılmaktadır. Bu teknik, bilişsel davranışçı terapiye benzemekle birlikte, burada EMDR tekniği ile geçmişe gidilerek, olumsuz düşünceler değiştirilmekte, uygun duygu ve davranışların ortaya çıkması sağlanmaktadır. Ancak bunu tetikleyen aile noktaları veya bazı geçmişteki şemalarımız (geçmişteki davranış örüntülerimiz) varsa şema terapi ile destek verilmektedir. Diğer bir yandan, bu kaygılar uyku, iştah, işlevsellikte bozulma gibi birçok rahatsızlığa yol açıyorsa psikiyatrik yönlendirme de yapılabilmektedir. Fakat günümüz psikoloji literatüründe psikoterapi ile kaygı bozukluklarında çok fazla yol alınmaktadır. Bu durumlarla karşılaştığınızda lütfen destek almaktan çekinmeyiniz.