Kehribar taşı aslında kozalaklı ağaçların doğal reçinesinin fosilleşmiş halidir. Bebeğin vücud ısısı ile temas ettiğinde içerdiği süksinikasitin açığa çıkıp cilt tarafından emilip ağrı kesici, antiinflamatuar etkiler ortaya çıkardığına inanılmaktadır. Fakat bunların hiçbiri bilimsel kanıta dayalı değildir. Gerçekten etkisinin olduğu çalışmalarla gösterilmemiştir. Hatta süksinikasitin allerjik olduğu ve kolyenin boğulmalara taşların yutularak ölüme neden olabileceği gerekçesiyle Avrupa ve Amerika’da Pediatri Akademilerince kullanılması önerilmemektedir.
Yazar: C8H
-

Özgüven Gelişimi
Özgüven, kısaca kendimize verdiğimiz önem olarak tanımlanmaktadır. Bu özellik bizde doğuştan yoktur ancak geliştirilebilir niteliktedir. Bu konuda ailenin etkisi oldukça büyüktür. Anne-babanın desteğiyle çocuğun özgüven gelişimine de katkı sağlanabilir. Sevgi dolu yetişen bir çocukla, sevgisiz ve ilgisiz büyüyen bir çocuk arasında özgüven gelişimi konusunda büyük farklar vardır. Aile; sevgi, ilgi, destek konularında gerekli özveriyi sağlarsa çocuğun özgüven gelişimi sağlıklı bir şekilde ilerler. Özgüven, aynı zamanda çocukların başarılı bireyler olabilmesinde de en büyük etkilerden biridir. Kendine güvenen kişilerin başarma konusunda gereksiz kaygıları yoktur. Bu sebeple daha yaratıcı, daha girişken kişiler olmakla birlikte başarısızlık konusunda karamsar fikirlerden uzaktırlar.
Özgüven gelişimi nasıl desteklenmelidir?
-Kendini değerli hissetmeli
Çocuğun özgüveninin gelişmesi için kendini iyi hissetmesi ve kendiyle barışık olması önemlidir. Çocuğa değer vererek ve gelişimine destek sağlayarak kendilerini iyi hissetmelerini, böylelikle de kendileriyle barışık olmalarını sağlayabiliriz
-Çocuktan beklentiler yaşına uygun olmalı
Ailelerin çocuktan beklentilerinin yaşına uygun olması oldukça önemlidir. Bu beklentilerin çocuğun yaşının altında olması ya da hiç olmaması, çocuğun kendini geliştirmesi konusunda desteklenmemiş olduğunu gösterir. Böylelikle çocuk beklentilerin karşılanması konusunda ailenin ona güvenmediği hissine kapılır, kendini değersiz ve yetersiz hisseder.
Yaşının üzerindeki beklentiler de çocuğu olumsuz etkilemektedir. Çocuktan yapabileceğinden fazlasını beklemek onu zora sokar. Kendisinden beklenilenin üstesinden gelemediğinde hevesi ve motivasyonu düşer, yetersizlik hissine kapılır.
-Huzur ve güven olmalı
Yetiştiği ortamın huzurlu ve güvenli olması, bir birey olduğunun ve ona değer verildiğinin farkında olması, duygu ve düşüncelerine önem verilmesi, yönlendirmenin ve desteğin verildiği bir ortam olması, kabul görmesi ve hislerinin tanınması çocuğun özgüven gelişimine katkı sağlamaktadır.
-Örnek olunmalı
Anne-baba çocuğa davranışlarıyla örnek olmalıdır. Özgüveni tam olan aileler bunu da çocuklarına yansıtır. Hatalarını, eksik yönlerini çocuğa itiraf etmekten kaçınmamalılar. Özgüven, aynı zamanda eksikliklere, başarısızlıklarla barışık olup onlara da sahip çıkmaktır. Pozitif yaklaşmak çocuğa da güven vermektedir. Anne-baba çocuğuna güvenirse çocukta kendine güvenir ve daha cesaretli olur. Bu konuda başka çocuklarla kıyaslama yapmak çocuğu olumsuz etkilemektedir. Her çocuğun farklı yetenekleri, farklı gelişim özellikleri, farklı karakterleri vardır. Aynı kefeye sokmaya çalışmak, aynı beklentiye girmek başaramadığı noktalarda çocuğu karamsarlığa, içe kapanıklığa iter.
-Karar vermeleri için fırsat verilmeli
Anne-babalar çocuklara karar vermeleri, kendilerine küçük hedefler koymaları ve bu hedeflere ulaşmaları konusunda destek vermelidir. Kendi seçimlerini yapmaları ve bunları yaşamaları konusunda fırsat verilmelidir.
-Sorumluluk almalı
Gerekli yerlerde, gerekli yönlendirmelerle birlikte çocuklara sorumluluk almaları konusunda destek verilmelidir. Çocuğun aldığı zor sorumluluklarda ya da ona verilen zor görevlerde anne-babanın desteğini almak da çocuğa iyi gelecektir. Çocuk sorumluluk konusunda ilk olarak yönlendirilmeli, destek verilmeli, zorlandığı noktalarda bunun açıklaması yapılmalı ve destek yavaş yavaş azaltılmalıdır.
-Suçlanmamalı ve karakteri eleştirilmemeli
Yaptığı yanlışlar ve başarısızlıklar konusunda onu suçlayıp, eleştirmek vazgeçmesine sebep olurken, açıklayıcı konuşmalar yaptığımızda durumu anlayamaya ve çaba harcamaya teşvik etmiş oluruz.
-
Çocuklarda ishal
İshal halen WHO rakamlarına göre özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde 2 yaş altı ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Bakteriler, virüsler, parazitler neden olabileceği gibi çok fazla meyve suyu tüketmek, bozulmuş gıdalar, idrar yolu enfeksiyonları, besin allerjileri , antibiyotik kullanımı nedeniyle de olabilir. Bebeğinizin dışkısında kan görürseniz, ateş yüksekliği varsa, idrar çıkımı azaldıysa, beslenmeyi engelleyecek şekilde kusuyorsa ? acil olarak mutlaka bir doktora başvurunuz ‼‼
-

Anne Baba Tutumlarının Çocuk Üzerindeki Etkisi
Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın hayatı boyunca devam ettiği gerçeği bilinse de kişilik gelişiminin ve yapılanmasının temelleri ilk 5-6 yılda atılmaktadır. Çocuğun uyumlu ve dengeli olabilmesi, tamamıyla gelişim basamaklarının doğru ve başarılı bir şekilde aşılmasına bağlıdır. Bu basamakların başarılı bir şekilde aşılmasında en büyük görev ise anne-babanındır.
Anne-babalarımız için çocuklarına sevgiyi tutarlı, sürekli ve dengeli bir biçimde vermeleri, çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli besini vermeleri kadar önemlidir.
Yapılan araştırmalara baktığımızda; günümüz koşullarında çalışan annelerin artmış olması, çocukların ihmal edileceği, gelişiminin geri kalacağı gibi korkular yaratsa da, kişilik özelliklerinde, ilgi alanlarının gelişiminde, özerklik ve özgüven oluşumunda annesi çalışan çocuklarla çalışmayan çocuklar arasında fark gözlenmemiştir. Çocukları etkileyen şey annenin çalışması değil, anneyle arada kurulan ilişkinin niteliği, sürekliliği ve güvene dayalı olup olmadığıdır.
Araştırma sonuçları babalarıyla güvenli bir ilişki kuran çocukların daha sosyal, akademik olarak daha başarılı, kendilerine daha güvenli çocuklar olduklarını göstermektedir (Yörükoğlu, 1996)
Aile bireyleri, çocuklarınmodel alarak öğrendiğini unutmamalıdır. Bu yüzden söylenilenlerden çok yapılanlar önemlidir. Örneğin; ebeveynin sigara içerken; sigaranın ne kadar zararlı olduğu ve içilmemesi gerektiğini anlatması çocukta istenilen etkiyi yaratmayacaktır.
Aile bireyleri çocuğun da bir birey olduğunu unutmamalı, ona da söz hakkı verip, fikirlerini öğrenmelidir. Çocuğa karşı uygulanan her tutumun çocuğun kişiliği üzerinde oldukça etkili olduğu unutulmamalıdır. Her ailenin kendine göre uyguladığı bir çok tutum vardır. Bunlar;
Aşırı Koruyucu Tutum
Aşırı koruyucu tutum, ailenin çocuğu gereğinden fazla koruması, üzerine gereğinden fazla düşmesi olarak tanımlanmaktadır. Genellikle geç kavuşulmuş çocuklarda, tek kız ya da tek erkek çocuklarda ve ilk çocuklarda görülmektedir. Bu tür çocuklarda kendi kararlarını verme ve kendi sorumluluğunu alma konusunda sıkıntılar görülür çünkü çocuk ailesi tarafından korunmaya, kollanmaya ve ihtiyaçlarının giderilmesine alışmıştır. Çocuğun tehlikelerle karşılaşmasına izin vermediği için yenetekleri ve sorunla başa çıkma becerileri gelişmez. Unutulmamalıdır ki, yemeğini kendi yiyebildiği halde çocuğu beslemek, çantasını taşıyabildiği halde elinden almak, odasını ve oyuncaklarını toplamak bir sevgi göstergesi değil, çocuğun gelişimine ve sorumluluk alma bilincine bir engeldir. Günlük yaşamdaki değişiklikleri kaygı ve tehdit olarak algılar hayatları boyunca bir koruyucuya ihtiyaç duyarlar.
Dengesiz Tutum
Dengesiz tutum evde disiplinin olmaması değil, verilen tepkiler arasındaki kararsızlıktır. Ebeveyn aşırı hoşgörülü tavırla sert, cezalandırıcı tavır arasında gidip gelmektedir. Bu durum çocukta bir karmaşaya yol açarak hangi tutum ve davranışın ne zaman istenmediğini, nerde ne yapıp, ne yapmaması gerektiğini kestiremez. Bu durum ebeveynin zaman zaman değişen tutumu olabildiği gibi anne ve babanın birbirinden farklı tutumları olarak da görülebilir. Ebeveynler kimi zaman normal olarak karşıladıkları bir durumu kimi zaman cezalandırabilirler. Bu durum genellikle ebeveynin ruh hali ve psikolojisiyle alakalıdır. Aileler yorgun ya da sinirli olduklarında daha tahammülsüz olup genellikle normal olarak algıladıkları bir davranışı bile yapılmaması gereken bir tutum olarak algılayıp cezalandırabilirler. Bu gibi tutarsız tutumla büyüyen çocuklar gelecek yaşantılarında; tutarsız ve güvensiz kişiler olup, değer yargıları konusunda kararlı olamazlar. Dengesiz ilişkiler yaşar, karar vermede güçlük çekerler.
Otoriter Tutum
Bu tutumu sergileyen ebeveynlerde çocuğun üzerinde ki baskı oldukça yoğundur. Çocuğun hata yapmasına izin verilmez. Toplum tarafından doğru ve iyi sayılan davranışların sergilenmesi, tüm çevrenin takdirini kazanması beklenir. Bu aileler sevgilerini fazla göstermezler. Yalnızca takdir edilen, onay görülen ve istenilen davranış sergilendiğinde sevgi gösterilir. Bu aileler çoğu zaman çocuklarıyla fikir alışverişinde bulunmazlar. Onların ne istediği ya da ne düşündüğü önemsizdir. Aile, taleplerinin koşulsuz kabulünü bekler. Sosyal ilişkiler boyutuna baktığımızda ise anne-baba, çocuklarının yalnızca kendilerinin seçtiği ve onay verdiği kişilerle arkadaşlık etmesine izin verir. Çocuğun hangi yemeği yiyeceği ve o yemekten ne kadar yiyeceğine anne-baba karar verir. Hiçbir arkadaşının evine gitmesine izin vermemekle beraber çocuğun hayatını plan, program ve aşırı düzene oturtma taraftarıdırlar. Bu tutum sergileyen ebeveynlerin çocukları devamlı eleştiriye maruz kaldıkları için ileride aşağılık kompleksi yaşamaya yatkın bireyler haline gelebilirler. Zamanla bu durum saldırganlığa dönüşebileceği gibi baskı ve aşırı disiplin çocuktaki kendini kabul ettirmeyi zorlaştırmakla beraber uyumsuzluk gibi sonuçlar doğurur. Araştırmalara baktığımızda bu tutumla büyüyen çocuklarda yüksek öfke düzeyine rastlanmıştır.
Aşırı hoşgörülü Tutum
Bu tutum daha çok çocuğu kırmamak üzmemek için her isteğinin yapıldığı, çocuğa çok fazla özgürlük verilen, hiç kontrol etmemeyi hatta bazen ihmale kadar varan hoşgörüyü gösteren tutumdur. Bu çocukların aşırı hareket ve davranış serbestliği vardır. Yemek yeme, uyku saatleri ve dışarı çıkma gibi konulardaki kararı çocuk verir. Çocuğun istek ve talepleri koşulsuz şartsız kabul edilir.Hiç sınır koyulmayan çocuklarda da neyin doğru neyin yanlış olduğu bilinmediği için çocuklar ait olmayı hissedemezler, benmerkezcidirler, asi ve saldırgan davranışlar gözlenebildiği gibi sınırları olmadığı için iş birliği de yapamazlar. Sosyalleşme ve ikili ilişkiler konusunda başarısızdırlar. En büyük sıkıntıyı okula başladıklarında kurallarla karşılaştıklarında yaşarlar. Doğduklarından beri istediklerine kolaylıkla ulaştıkları için doyumsuz çocuklar haline gelmektedirler.
İhmalkar Tutum
Bu tutumu sergileyen aileler genellikle çocuklarını denetlemezler, onların sorumluluklarını almazlar, hastalıklarıyla yeterince ilgilenmez, yol göstermezler, ilgi ve sevgiden mahrum bırakırlar, beslenme ve eğitimlerine önem vermezler. Çocuk aileyi rahatsız etmediği sürece çocukla alakalı bir gündem yoktur, ancak çocuk aileyi rahatsız ederse ailenin gündemine gelebilir. Bu tutum genellikle çocuklu, kalabalık ailelerde; anne-baba olmanın gerektirdiği sorumlulukları tam olarak benimseyemeyen ya da genellikle ben-merkezci tutum sergileyen ailelerde görülmektedir. Bu tutumla büyüyen çocuklar yaşamları boyunca ilgiden yoksun kaldıklarından ötürü dikkat çekmek için çevreye zarar verebilirler. Aileleyle kuramadığı sözlü iletişimden ötürü, dil-bilişsel gelişiminde gerilik, geç konuşma ya da konuşma bozuklukları görülebilir. Gelecek hedeflerinden yoksun kişiler olarak, anlık doyum için uğraşırlar. Genellikle sosyalleşemeyerek içe dönük kişiler haline gelirler.
Demokratik Tutum
Bu tutumu sergileyen aileler, genellikle çocuklarını destekler, aynı zamanda onlara sınırlama da getirirler. Onlar istek ve taleplerini dinlerken aynı zamanda onlara kurallar koyarak bu kurallara uyumu da beklerler. Karşılıklı sözlü iletişim kuvvetlidir. Bu ailelerde çocuk da bireydir ve söz hakkı vardır. Çocuğun hakları daima göz önündedir. Çocuğun karar vermesine izin verilerek sorumluluk alması konusunda teşvik edilir. Bu ailelerde çocuklarının bağımsız birer birey olması öncelik konusudur. Çocuk sevgi ve saygıyla büyür ve bunu göstermeyi öğrenir. Susmaya değil, konuşmaya, hakkını arayıp, istek ve taleplerini dile getirmeye teşvik edilir. Çocuğa yol gösterilir ancak, alabileceği kararlar konusundaki sorumluluk ona verilir. Bu tutumla büyüyen çocuklar, yardımsever, arkadaş canlısı, sosyal, karşısındakinin haklarına saygı duyan ve onların gereksinimlerine duyarlı, düşüncelerini rahatlıkla dile getirebilen, özgüvenli, sorumluluklarının bilincinde bireyler haline gelirler. -
Anne sütünü arttıran besinler hakkında
Sanılanın aksine şekerli besinler anne sütünü arttırmazlar. En önemlisi düzenli emzirmek ve bol sıvı tüketmek (3-3,5 litre/gün). Yanısıra galaktojenik olduğu bilinen havuç, yulaf, dereotu, semizotu, ıspanak, sarmısak, 1-2 çay kaşığı susam, 1 avuç çiğ badem-fındık-fıstık, somon balığı, 4-5 adet kuru incir, kuru üzüm hergün tüketmek süt yapımında oldukça faydalıdır.
-

Panik Atak
Kişi kendini tehlikede hissettiği bir durumla karşı karşıya kaldığında, kontrol edemediği tepkiler verir.Kalp atışlarında hızlanma olur, terler, titremeye başlar, nefes almada zorlanır, kendini bu tehlikeden uzaklaştırmak ister. Ancak çoğu zaman kişiyi tehlikeye sokacak bir sebep yoktur. Beklenmedik bir anda ortaya çıkabilen ve kişiyi çaresiz bırakan bu korku durumu “panik atağı” olarak adlandırılır.
Aniden ortaya çıkan;
-
Çarpıntı, kalp atımının hızlanması
-
Terleme
-
Titreme ya da sarsılma
-
Nefes alamama, boğuluyormuş hissi
-
Soluğun kesilmesi
-
Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma
-
Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
-
Benliğinden ayrılmış hissi
-
Denetimini yitirme ya da çıldırma korkusu
-
Ölüm korkusu
-
Uyuşma ya da karıncalanma duyumları
-
Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
Panik atağı belirtileridir.
Bu belirtileri yaşayan kişi, bir bakıma kendisini ölüm tehdidi ile karşı karşıya kalmış hisseder. Çarpıntı sırasında kalp krizi geçirdiğini, baş dönmesi sırasında beyin kanaması geçirdiğini düşünerek acil servise başvurabilir. Yapılan tetkiklerde herhangi bir bulgu saptanmaz ve kişi psikiyatri uzmanına yönlendirilir.
Panik atağına kapalı alan, karanlık, kalabalık gibi belirli durumlar eşlik edebilir. Panik atağı olan kişiler, kendilerini tehdit altında hissettiği bu durumlardan kaçınırlar. Örneğin; kalabalık alışveriş merkezlerine girmezler, asansöre binmezler. Hastalanma korkusu ile yalnız kalmamaya özen gösterirler. Odakları tamamen bedenlerinin tehdide verdiği tepki ve bundan kaçınmadadır.
Nedenleri;
Boşanma, şiddete maruz kalma, cinsel istismar, kaza, ayrılık, çocukluk çağında anne babanın ayrılığı gibi yaşanan travmatik olaylar panik atağın sebebi olabilir. Panik Atağı toplumda % 3 oranında ve çoğunlukla kadınlarda görülür.
Tedavi;
Panik atağı psikoterapi ve ilaç desteği ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. İlaç tedavisi belirtilerin şiddetini ve etkililiğini azaltacak, hastanın psikoterapiye uyumunu kolaylaştıracaktır. Birçok hastanın endişelendiğinin aksine psikiyatri uzmanı kontrolünde alınan ilaçlar alışkanlık yapmayacaktır. Terapide sabırlı ve yardımcı olmak önemlidir. Kişi hastalığın üstesinden gelmek için çaba göstermelidir. Ortalama 10 dk süren ataklar sırasında, tehdit gördüğü durumdan kaçmamalı, kalp atışını yavaşlatacak şekilde nefes almalı, ortamı terk etmemeli, acil servise koşmamalıdır. Tedavi sırasında kademeli olarak kaçtığı ortamlarla karşı karşıya kalacağı durumlara direnç göstermemelidir. Tedavide kişinin yaşadığı belirtiler kontrol altına alınmaya ve aşamalı olarak korkularının üstesinden gelmesini sağlamak amaçlanır.
-
-
Balık yağı iştah açar mı? Yazın balıkyağı tüketmek zararlı mı? Balık yağı alırken nelere dikkat etmeli ⁉
Omega-3 (w-3) ve omega-6 (w-6) yağ asitleri insan vücudunda sentezlenmedikleri için diyetle almak zorunludur. Omega-3 yağ asitleri daha çok balık, merada beslenen hayvan eti, özgür dolaşan kümes hayvanlarının yumurtası ve keten tohumu yağlarında bulunur. Asıl kaynak yağlı balıklardır. Morina-Uskumru-Somon-Hamsi-İstavrit-Ton Balığı-Yayın balığı ortalama haftada 2 kere 70-200 gram tüketmek gerekir. Bitkisel kökenli olanların günlük ihtiyacı karşılaması için kilolarca tüketilmesi gereklidir. Yani 1 avuç ceviz ile sanılanın aksine ihtiyaç karşılanamaz. Balık çiftliklerinde yetiştirilen balıkların omega 3 içeriği çok düşüktür. Serbest dolaşan dip balıklarında ise ağır metal bulunabilir.
Bebeğim ağır metal almasın ama yeterince omega 3 alsın diyorsanız IFOS onaylı ve içeriğine antioksidan eklenmiş özellikle DHA içeriği yüksek balıkyağı preparatları kullanabilirsiniz. ? Balık yağı iştah açıp kilo aldırır mı❓Yanıt: HAYIR ? Multivitaminli balık yağları içerdikleri B vitaminleri , çinko nedeniyle iştah açabilir. Omega-3 yağ asitlerinden DHA görme fonksiyonları, öğrenme ve hafıza üzerine destekleyici etki gösterirken EPA damar sağlığı, kanın akışkanlığını arttırma, karaciğer yağlanmasının tedavisi başta olmak üzere antimitojenik, antioksidan özellikleri nedeniyle antikanser etkinlikte dahil birçok hastalığın tedavisinde kullanılır. DHA’nın yüksek dozları dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde kullanılır. Balık yağı yılın her döneminde tüketilebilir.
-

Bahar Sendromu
Kışın karanlık, kasvetli, soğuk havaları yerini ılık, yağışlı havalara bırakıyor. Bahar geliyor, güneşin ısıttığı, aydınlık günler kapıları açıyoruz. İnsana aşkı hatırlatan, kuş cıvıltıları, portakal çiçeği kokulu günler kapıda.. Sayısız pozitif terim kullanılabilir ki bahar için, bu yüzden bahar ve depresyonun birlikte kullanılması şaşırtıcı oluyor. Bahar havası bazen fena çarpabiliyor.
Değişen iklimle birlikte insanların duygu durumlarında da değişiklikler olabilir. Halsizlik, bitkinlik, çöküntü hissi veren, bahar yorgunluğu olarak bildiğimiz geçici mevsimsel depresyon bu zamanlarda oluyor
Çevre ve iklim değişikliği organizmayı fizyolojik ve psikolojik yönden etkilemesiyle oluşan belirtilerin oluşturduğu tablo bahar yorgunluğu olarak adlandırılır.
Kışın kasvetinin ve soğuk havanın yerini sıcak havanın alması ile havadaki negatif iyonların artışı ile insan biyoritmi olumsuz etkilenir. İnsan vücudu baharın düzensiz ısı artışına uyum sağlamakta güçlük çekebilir. Vücudun hormonal dengesini bozan beslenmedeki yetersizlik, uyku dezensizliği, kansızlık sonucu bahar yorgunluğu ortaya çıkabilir.
Bahar Sendromu/Bahar Yorgunluğu Belirtileri
-
Sürekli halsizlik, yorgunluk, bitkinlik
-
Kas ağrıları
-
Uykusuzluk, sürekli uyuma isteği
-
Gerginlik hissi
-
Hakaret etme isteksizliği, enerji eksikliği
-
Çalışamama, konsantre olamama
-
İşe, okula geç kalma, sık izin isteme
-
Mutsuzluk, isteksizlik
-
Baş ağrıları
-
Alerjik reaksiyonlar
Devam eden yorgunluk hali fizyolojik tepki olabileceği gibi bazı hastalıkların da habercisi olabilir. Bahar yorgunluğu belirtileri kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, kansızlık ve bazı bağışıklık sistemi hastalıkları ile hipotiroidi gibi bazı endokrin hastalıkların belirtilerine benzerlik gösterebilir.
Bahar sendromu geçici bir duygu durum değişikliğidir ve günlük yaşamı etkilemez. Eğer uzun sürer ve günlük aktiviteleri engelleyecek duruma gelirse diğer hastalıklar araştırılmalıdır.
Neler Yapılmalı?
-
Beslenmeye dikkat etmeli; bol su ve taze meyve, sebze tüketilmeli
-
Uyku düzenini özen gösterilmeli
Bahar sendromu belirtileri uzun ve ağır seyrederse, herhangi bir hastalık bulgusuna rastlanmadıysa psikolojik destek alınabilir.
-
-
Besinler erken ergenlik yapar mı
Normalde ergenlik bulguları kızlarda 8-13, erkeklerde 9-14 yaş arasında başlar. Erken ergenlik kızlarda daha sık görülür. Şişmanlık başlı başına erken ergenlik sebeplerinden biridir.
Bugün için erken ergenliğin “endokrin bozucular” olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozan bazı maddeler nedeniyle gelişebildiğini biliyoruz. Örneğin, doğal yollarla üretilmediği için endokrin bozucular içeren domates, çilek, fındık, salatalık, elma, portakal ve benzeri birçok sebze-meyve, hormonla büyütülen hayvanların etleri , sütleri ve yumurtalarının tüketilmesi ve endüstride kullanılan kimyasallarla temas edilmesi erken ergenlik nedenleri arasındadır.
İçerisinde ZEA ( mısır ) ve lesitin ( emülgatör ) bulunan endüstriyel gıdalar çocuklarda erken ergenliğe neden olur. Hormonlu gıdalardaki hormon oranı çok düşüktür. Onbeş-yirmi kere yemek ile sorun çıkmaz fakat bu gıdaların yıllar boyu tüketilmesi ile düşük düzeydeki hormon zamanla vücutta yağ dokusunda birikir. Bu yüzden fazla kilolu çocuklar hormonlu gıdalardan daha fazla etkilenirler. Çok düşük doğum ağırlıklı bebekler erken ergenlik açısından risk altındadır. Bir bebek doğuştan kilolu ise ve erken çocukluk çağını kilolu geçiriyorsa ileride bir ergenlik sorunu çıkma ihtimali düşük iken zayıf bir çocuğun hızlı ve kısa sürede kilo alması erken ergenliği başlatabilir. Mümkün olduğunca tavuk eti, kırmızı et, süt, süt ürünleri, çilek, domates, salatalık gibi ürünler güvenilir yerlerden alınmalı, şekerli gazlı içecek, abur cubur tüketimi azaltılmalı, spor yapmak özendirilmeli.
-
Depresyon
Kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını olumsuz olarak etkileyen, yaşamını ve fiziksel sağlığını bozan bir duygu durum bozukluğu, çökkünlük halidir.
Depresyon yaygınlığı, kişisel ve toplumsal maliyetleri göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir halk sorunudur.
Sağlıklı bireyler, bazı olaylar karşısında sıkıntı, üzüntü gibi depresif duygular ile tepki verirler. İstenmeyen durumlar karşısında yaşanan depresif duygular her birey için yaşamın normal bir parçasıdır. Bu olağan duygu değişimlerini depresyondan ayıran ise yaşanan çökkünlük, keyifsizlik halinin süresi ve şiddetidir.
Depresyondaki kişiler hayatlarını yeterince kaliteli yaşayamaz, işlerini ve aile ilişkilerini sürdürmede çoğunlukla problemleri olur. Yoğun bir psikolojik rahatsızlık içindelerdir. Yaşanan sosyal ilişkilerdeki sorunlar depresyondaki kişinin kendini toplumdan çekmesine ve yalnız yaşamasına sebep olabilir.
Depresyonun Belirtileri;
En az iki hafta devam eden
-
Hoş olmayan duygu durum
-
Hayattan zevk alamama, genel isteksizlik hali
-
Mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık ve gerginlik hali
-
İştahsızlık ya da aşırı yeme isteği ile oluşan kilo değişiklikleri
-
Uykusuzluk ya da aşırı uyku hali ( uykuya dalmada güçlük, sık uyku bölünmesi, niteliksiz uyku)
-
Değersizlik ve suçluluk duyguları (kendini başarısız bulma, hiçbir işe yaramama hissi)
-
Halsizlik, yorgunluk ve güçsüzlük hissi
-
Düşünmede, odaklanmada ve karar vermede güçlük çekme
-
Hareketlerde, düşüncelerde ve karar vermede yavaşlama
-
Enerji düzeyinde azalma
-
Yineleyen ölüm ya da intihar düşünceleri, planları, girişimleri
Ayrıca;
-
Gerginlik, sıkıntı ve huzursuzluk hali, kapalı yerlerde daralma ve aynı yerde uzun süre kalamama
-
Kontrolsüz öfke patlamaları
-
Cinsel isteksizlik
-
Psikosomatik
yakınmalar eşlik edebilir.
Depresyonun Nedenleri
Yalnızlık, sosyal desteklerin yetersizliği, iş hayatındaki problemler, başarısızlık, mali sorunlar, ilişki problemleri, ailede depresyon öyküsü (genetik), travmalar, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı depresyona yol açabilir. Ayrıca kronik ya da ölümle sonuçlanan hastalığı olanlarda depresyon görülme olasılığı yüksektir
Yaşanan uyku problemleri depresyondan kaynaklı olabileceği gibi depresyonun sebebi de olabilir. Araştırmalarda uzun süren uykusuzluğun depresyona yol açabileceğine dair bulgular ortaya çıkmıştır. Bu sebeple uyku düzenini sağlama tedavinin temel amaçlarından biridir.
Yani depresyon, biyolojik, psikolojik, sosyal faktörlerin birleşimi sonucu gelişir.
Depresyondaki Bireylerin Düşünce Kalıpları
-
“Yetersiz biriyim hiçbir şeyi doğru yapamam”
-
“Baş edemem, üstesinden gelemem”
-
“Hiçbir zaman daha iyi olamayacağım”
-
“Her şey benim hatalarımın sonucu”
Her insanın hayatın belli bir döneminde depresyona girme olasılığı vardır. Bunun bir güçsüzlük göstergesi olmadığı bilinmeli ve destek almaktan kaçınmamalıdır. Depresyon tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. İlaç tedavisi tek başına yaşanan problemleri çözmeyi sağlamayacaktır. Depresyon tekrarlayabilen bir rahatsızlık olduğu için; psikoterapide depresyonun tekrar ortaya çıkmasını engelleyecek başa çıkma yöntemlerinin hastaya öğretilmesi amaçlanır.
-