Yazar: C8H

  • Çocuklarda yüksek ateş vakaları

    Yüksek ateş şeklinde kendini hissettiren ‘altıncı hastalık’, kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Yüksek ateş ile başlayıp, vücutta kızarıklarla devam eden hastalıklar çocukları yatağa düşürebileceğinden dikkat edilmesi gerekir.

    Altıncı hastalığın en önemli belirtisi döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. “Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Özellikle ani değişimler dikkatle gözlemlenmelidir.

    Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir.

  • Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlanma doğal bir süreçtir ve hafızada bir takım değişikliklere yol açar. Birçokları yaşlanmayı bilişsel performanstaki düşüşle ilişkilendirir. Yetişkinlikte gelişen bilişsel değişimlerin tamamı
    olumsuz değildir. Bazı yetenekler nispeten değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

    Değişmeyen yetenekler; öncelikle örtük bellek(açık olmayan hafıza) ömür boyu aynı kalır. Başka bir deyişle bisiklet sürmeyi bir kez öğrendiğinizde ne kadar yaşlanırsanız yaşlanın bu yöntemsel bellek (doğrudan doğruya bilinçli erişime açık olan hafıza) hep sizinle gelecektir. Tabi herhangi bir beyin hasarı ya da hastalığı geçirmediğiniz müddetçe. Tanıma belleği de zamandan bağımsız olarak nispeten sabit kalır. Yani bir şeyi öğrendiğinizde daha sonra o şeyi bir listeden seçebilme yeteneğiniz 27 yaşınızda neyse 67 yaşınızda da hemen hemen odur.

    Gelişen yetenekler; anlamsal bellek (genel kültür bilgilerinin saklandığı hafıza) 60 yaş civarına kadar gelişmeye devam eder ve ancak ondan sonra gerilemeye başlar. Yani yaşlı insanların sözel yetenekleri hala yerli yerindedir. Çok iyi bulmaca arkadaşı olmalarının nedeni de
    budur. Yaşlı insanların gençlerden ilerde olduğunun bir diğer alan da yine ilgili bir kavram olarak kristalize zekâdır. Bu bilgi ve tecrübeleri kullanabilme yeteneğiyle ilgili zekâ türüdür. Daha yaşlı
    insanlar daha uzun süre yaşayıp daha çok bilgi ve tecrübe kazanmış olduklarından bu akla yatkın bir sonuçtur. Kristalize zekâ çoğunlukla, okuduğunu anlama ve mukayese testleriyle ölçülür. Yaşlı insanlar bu testlerde gençlerden daha başarılıdır. Son olarak yaşlı insanlar; kişiler arası veya duygu yüklü problemler arasında genellikle daha iyi mantık yürütür. Bireyin belli bir tür duruma dair bilgi ve tecrübesi ne kadar enginse bu tecrübelere dayanarak benzer bir durumla başa
    çıkabilme ihtimali de o kadar yüksektir. Yaş ilerledikçe elbette gerileyen bilişsel yeteneklerimiz de vardır. Tanıma değişmese bile hatırlama zorlaşır. Yaşlı insanların tepki üretmesi gençlere nazaran
    daha zordur. Serbest hatırlama testi sonuçları bunu kanıtlar niteliktedir. Benzer şekilde olaysal bellek (zaman ve yer gibi değişkenlere bağlı bilgileri kapsar) de geriler. Uzun süre önce
    oluşmuş bellekler çoğu zaman değişmeden kalsa da yaş ilerledikçe yeni olaysal bellekler oluşturmak zorlaşır. Yaşlanınca işlem hızı da düşer. Mesela birlikte Kim Milyoner Olmak İster? Yarışmasını izlediğiniz anneanneniz, sizinle aynı sayıda soruyu doğru cevaplayabilir. Hatta
    sizden daha başarılı da olabilir. Ama kısa süreli tepki vermek konusunda sizden daha çok zorlanır. Yaşlandıkça işlem hızına bağlı olarak bölünmüş dikkat de geriler. Dikkatimizi bir görevden alıp bir
    göreve vermemiz gittikçe daha zor bir hal alır.Bu nedenle dikkatimiz daha kolay dağılır.

    Özetle yetişkinlikte gerçekleşen bilişsel değişimler her zaman olumsuz değildir. Bazı bilişsel yetenekler gerilese de sağlıklı yaşlılarda bazı bilişsel yetenekler değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

  • Hava sıcaklığının çocuklara olumsuz etkileri

    Sonuçları “Environmental Health Perspectives” dergisinde yayımlanan araştırma, sıcaklığın 30 derecenin üzerinde olmasının ani ölüm riskini 5 kat artırdığını ortaya koydu.

    Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde olması 1 yaşın altındaki bebeklerde ani ölüm riskini 5 kat arttırdığı tespit edildi.

    Araştırmaya imza atanlardan Nathalie Auger, ideal sıcaklığın 20 derece olduğunu belirterek 24 derecede riskin 1,4, 27 derecede 2,1 ve 28 derecede 2,8 arttığına dikkati çekti.

    Bilim adamı, ebeveynlerin yeni doğan bebekleri sıcak havalarda daha iyi gözlemlemesi ve mümkün olduğunca güneşten ya da sıcak havadan uzak tutması önerisinde bulundu.

  • Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete bozukluklarında en sık tercih edilen tedavi yöntemleri antidepresan kullanımı ve psikoterapi uygulamalarıdır.

    Anksiyete bozuklularının tedavisinde en sık kullanılan psikoterapi uygulamaları konuşma terapisi ve bilişsel davranışçı terapi uygulamalarıdır. Bilişsel davranışçı terapi kişilerde anksiyeteye yol açan düşünce kalıplarını yeniden irdelemelerine ve farklı davranış alışkanlıkları edinmelerine olanak sağlayan bir psikoterapi türüdür.

    Anksiyete ataklarına karşı ne yapabilirim?

    • Hangi tür bir anksiyete bozukluğu yaşadığınızı, belirtilerini ve özelliklerini öğrenin.

    • Mutlaka bir psikoterapist ile görüşmeye başlayın.

    • Anksiyetenin sağlığınızı hem psikolojik hem fiziksel olarak etkileyen bütünsel bir rahatsızlık olduğunu unutmayın.

    • Anksiyete atağı yaşadığınızı anladığınız anda sizi destekleyen kişilerle iletişime geçin.

    • Vücudunuzu düzenli olarak hareket ettirin, oturma sürenizi bir saatten uzun tutmayın.

    • Vücudunuzun ihtiyacı olan uykuyu aldığından emin olun, gece uykunuzun bölünmemesine dikkat edin.

    • Rahatlama tekniklerini öğrenin.

    Anksiyete bozukluğunda ne zaman bir doktora görünmeliyim?

    Bir anksiyete bozukluğunuz olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki durumlarda uzman bir psikoterapist ile görüşmeyi tercih edebilirsiniz;

    • Fazla kaygılı olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durum iş, aile ve özel yaşamınızı etkilemeye başladıysa

    • Yaşadığınız korku, kaygı ve anksiyetenin kontrolünüzden çıktığını hissetmeye başladıysanız

    • Kendinizi depresyonda hissetmeye başladıysanız, alkol ya da uyuşturucu kullanımı başladıysa

    • Yaşadığınız kaygıların fiziksel bir sağlık sorunu nedeniyle olabileceğini düşünüyorsanız

    • İntihar ya da ölüm ile ilgili düşünceleriniz başladıysa

      Araştırmalar, genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan anksiyete (kaygı) bozukluklarında hem genetik hem de çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar özellikle erken yaşta yaşanan travmatik olayların bireylerin korku işleme mekanizmalarında hassasiyete yol açarak stres tetikleyicilerine karşı aşırı duyarlı hale gelmelerine yol açtığını da belirtiyor.

      Bu alanda yapılan araştırmalar anksiyete (kaygı) bozukluklarında genetik ve çevresel faktörlerin bir arada etkili olduğunu gösteriyor. Anksiyete bozukluklarına yol açan başlıca faktörler;

    • Çocukluk çağında başlayan utangaçlık, davranışlarda tutukluk

    • Kadın olmak

    • Sınırlı ekonomik kaynaklara sahip olmak

    • Boşanmış ya da dul olmak

    • Çocukluk çağından itibaren stresli yaşam olaylarına maruz kalmak

    • Kan bağı olan yakın akrabalarda anksiyete bozukluğu teşhisi konması

    • Aile öyküsünde psikolojik problemler olması

    • Öğleden sonra tükürükte kortisol seviyesinin artması (Özellikle sosyal kaygı bozukluğu risk faktörleri arasındadır)

  • Alerjik hastalıkların tedavisinde prebiyotik ve probiyotiklerin yeri var mı?

    Alerjik hastalıklar gibi bağışıklıkla ilişkli hastalıkların sıklığının giderek artması erken dönemde mikroplara olan maruziyetin azalmasıyla ilişkilendirilmetedir. Barsak mikrobiyotası( barsakta yaşayan yararlı, zararlı, ortakçı bütün mikroorganizmalar) vücuttaki en geniş mikrop çeşitliliğini oluşturur ve bu nedenle de bağışıklık sisteminin gelişiminde en önemli rolü oynadığı düşünülmektedir. Bu bilgiler alerjik hastalıkların tedavisinde barsaktaki mikrobik içeriğin değiştirilmesinin etkili olabileceğini akla getirmiş ve bu konuda çok sayıda çalışma yapılmaya başlanmıştır.

    Probiyotik ve prebiyotikler nelerdir?

    İnsanların ve hayvanların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için sağlıklı bir gastrointestinal (mide-barsak) sisteme sahip olmaları gerekmektedir. Probiyotik bakteriler yeterli miktarda ağız yoluyla alındıklarında hastalık yapan mikroorganizmaların üremesini engeller, gıdaların sindirilmesini kolaylaştırır ve immün sistemi güçlendirir. Probiyotik gıdalar ise içerisinde raf ömrü sonuna kadar yeterli miktarlarda canlı probiyotik mikroorganizma (108 cfu/gram) içeren yoğurt, kefir gibi gıdalardır. Prebiyotikler ise mide içerisinde sindirime uğramadan barsağa geçebilen ve buradaki insan vücuduna dost probiyotik bakterilerin çoğalmasını sağlayan kompleks karbonhidrat yapıdaki besinlerdir.

    Atopik Egzama ve Probiyotik Tedavisi

    Atopik egzama çocukların %5-20 arasını etkileyen çocukluk döneminin en sık görülen hasta deri hastalığıdır. Barsaktaki mikrofloranın (barsakta yerleşik bakterilerin) içeriği atopik egzaması olan ve olmayan çocuklarda farklılık göstermektedir ve içerikteki bu farklılıkların aktif egzama gelişimi öncesinde olabileceği düşünülmektedir. Çalışmalarda bu konu ile ilgili en sık bulunan sonuç egzamalı bebeklerin gaytalarında Bifidobakteri türlerinin azalması şeklindedir. Probiyotikler tüm dünyada fermente süt ürünleri şeklinde tüketilmektedirler. Probiyotiklerin etkileri türlere göre çeşitlilik göstermektedir.

    Atopik egzamada probiyotik tedavisi ile ilgili olarak 0-55 yaş arası 2599 hastanın katıldığı 35 çalışmanın verileri 2018 Kasım ayında (en güncel) analiz edilmiştir. Bu çalışmalarda Lactobacillus ve Bifidobacteri türleri tek başlarına ya da diğer bakterilerle karıştırılarak ya da prebiyotiklerle kullanılmıştır. Sonuç olarak, egzama ciddiyetinde ve hastaların yaşam kalitesinde çok az ya da hiç değişiklik olmadığı görülmüştür. Egzama da probiyotik tedavisi önerilmesi için daha fazla kanıt grektiği belirtilmiştir. Ayrıca çok küçük ya da bağışıklık yetmezliği olanlarda dikkatli kullanılması önerilmiştir.

    Astım ve Probiyotik Tedavisi

    Astım çocukluk döneminin en sık görülen akciğer hastalığıdır. Son zamanlarda probiyotiklerin barsak mikrobiotasını etkileyerek astımda bronşlarda görülen yangıyı (hassasiyet, kızarıklık) azaltabileceği ön görüsüyle birçok çalışma yapılmıştır. 2018 yılında 910 astım tanısı almış olan çocuk hastanın katıldığı 11 çalışmanın verileri değerlendirilmiştir. Ancak bu çalışmaların az sayıda hasta ile yapıldığı ve çalışmalarda Lactobacillus, Bifidobakteri, Streptococus gibi farklı probiyotiklerin kullanıldığı belirtilmiş. Sonuç olarak probiyotik tedavisinin çocukluk çağı astımında daha az astım atağı geçirmeyi sağlayabileceği, ancak gündüz ve gece olan astım yakınmalarına ve solunum fonksiyonları açısından önemli bir fayda sağlamadığı görülmüştür. Astım tedavisnde probiyotik önerilmesi için daha fazla kanıta ihtiyaç vardır.

    Alerjik Rinit ve Probiyotik Tedavisi

    Alerjik rinit tüm toplumun %10-30’unu etkileyen, burun akıntısı, tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı ve akıntı , hapşırık gibi yakınmalarla seyreden bir hastalıktır. Sıklığının giderek artması alerjik rinitin tedavisi ile ilgili çalışmaları arttırmıştır. 1919 hastada yapılmış 21 çalışmanın değerlendirildiği bir araştırmada çalışmalarda farklı probiyotik tedavisinin hastaların şikayetlerinin azalmasında ve yaşam kalitelerinin artmasında faydası olabileceği ancak çalışmalarda farklı tür bakteriler kullanıldığından standardize edilemediği ve daha fazla bilimsel kanıta ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir.

    Besin Alerjisi ve Probiyotik Tedavisi

    Besin alerjenleri bireyin immun sistemi tarafından tanınarak alerjik bulgulara neden olur. Bunların içinde en önemlisi anafilaksi olarak adlandırılan ağır alerjik reaksiyondur. Çocuklarda erişkinlere göre besin alerjisi sık görülür. En sık süt, yumurta, kuruyemiş, buğday, kabuklu deniz ürünleri ve balık ile olan alerjilere rastlanır. Probiyotiklerin barsakta oluşan alerjik yanıtı düzelterek etki edebileceği düşünülmüştür.

    2018 yılında 895 inek sütü alerjisi olan çocuk hastanın değerlendirildiği bir yayında probiyotiklerin inek sütü alerjisi olan çocukların yakınmalarında ılımlı bir düzelme sağladığını göstermiştir. Çocuklarda inek sütünün tolere edilmesini sağlamakla ilgili olarak probiyotik tedavisinin etkisinin kesin olarak belirtilemeyeceği ancak Lactobacillus rhamnosus GG tedavisinin inek sütü alerjisi olan çocuklarda inek sütünün tolere edilmesini sağlayabileceği belirtilmiştir.

  • Tercih Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Tercih Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    2018 yılı için Üniversite tercih sürecindeyiz.Peki bu konuda dikkat edilmesi gerekenler neler?

    Herşeyden önce yapacağınız işin karakterinize uygun olup olmadığını kendinize sorun, değerlendirin. Yapmayı düşündüğünüz mesleği her yönüyle araştırın,mesleğinize faal olarak başlamadan önce onu bütün bedeninizle tartın ve bir ömür boyu yaşamaya çalışın… Unutmayın bu mesleği hayat boyu yapacaksınız.Hayat boyu sevmediğiniz bir işi yapmak ister misiniz?Her sabah işe giderken “kahretsin yine mi bu işi yapacağım” diyerek lanet ederek hayatınızı geçirmek istemezsiniz elbette.

    Sevdiğiniz, seveceğiniz ve “işi yaparken kendinizi yenileyebileceğiniz”meslekler seçin.Yıllarca bu işi yapacaksınız ve monotonluğa dönüşmemesi için bu önemli.

    Peki para? Elbette iyi bir yaşam standardı için para olmazsa olmaz ama para her şey mi? Değil…Son derece yüksek kazançlı işlerde çalışırken mutsuz olduğu için yıllarca emek verdiği işini bırakıp yeni bir iş, yeni bir kariyer yapanlar da var.Bu yüzden yapacağınız meslek her yönüyle içinize sinmeli.

    Nelere Dikkat Etmelisiniz?

    Tercihlerinizi yaparken sıralamanızı göz önünde bulundurun.Tercihlerinizi büyükten küçüğe doğru sıralamayın.Ölü tercih diye bir şey yoktur.Önemli olan sizin hangi bölümü, hangi üniversiteyi daha çok istediğiniz.

    Asla ama asla “tutmaz burası ama yazayım” diye yazıp da istemediğiniz bölüm, üniversite ve şehir tercihi yapmayın.Çünkü genellikle orası tutar, siz istemediğiniz bir yerde okumak durumunda kalırsınız.Telafisinde de en iyi ihtimalle de puanınız düşer, sene kaybı yaşarsınız.

    TERCİH LİSTESİNİ NASIL HAZIRLAYALIM?

    Tercih listenizi dört gruba ayırınız her grubu kendi içerisinde en çok istediğiniz programdan başlayarak sıralayın.

    1.grupta

    · Hayallerin ve ideallerin listesi olmalıdır.

    · Bu dilimde kendi sıralamanızdan daha yüksek yerleri de yazabilirsiniz.

    2.grupta

    Sıralamanıza yakın olan ve genellikle sıralamanın biraz üzerindeki yerler yazılabilir. Bu grupta birinci gruptan biraz daha düşük sıralamalı bölümlere yer vermekte fayda var.

    3.grupta

    Sıralamanıza uygun ve sıralamanızın altındaki bölümler yazılabilir.2.gruptaki bölümlerden daha düşük sıralamalara sahip bölümlere yer verebilirsiniz.

    4.grup ise garanti tercihlerinizdir. Bu grupta sıralamanızdan daha düşük yerlere yer vermelisiniz. Eğer sınava tekrar hazırlanmayı düşünmüyorsanız bu gruptaki tercihlerinize çok dikkat etmelisiniz.

    Garanti olarak görülen tercihleri de yazarken yazacağınız üniversitenin hangi şehirde olduğu,yurt olanakları, ulaşım, kampus imkanlarını da değerlendirmelisiniz.

    Ancak sırf üniversite olsun,üniversite okumuş olayım diye istemediğiniz bir bölümü veya üniversiteyi yazmayın.Unutmayın bu eğitimi siz alacaksınız, bu mesleği siz yapacaksınız.

    Asla ama asla sırf sıralaması yüksek olduğu için hiç gitmek istemediğiniz bir bölümü, çok gitmek istediğiniz bir tercih üzerine yazmayınız.

    Peki yüksek tercihleri ilk sıraya yerleştirmek, asıl tutacak yerleri altta yazmak şansımızı azaltmaz mı?

    Hayır! Azaltmaz. Çünkü aynı bölümü isteyen öğrencilerden ister 24.tercihine ister 1.tercihine yazsın sıralaması yüksek olan öğrenci yerleşecektir.

    Üniversite mi tercih edelim Bölüm mü?

    Etiketi iyi diye bir üniversitede okumak mı daha avantajlı? Yoksa daha az tercih edilen bir üniversitenin iyi bölümünde okumak mı daha iyi? Sonuçta Üniversiteden mezun olunuyor ama siz o mesleği yapacaksınız.Bu yüzden öncelik verdiğiniz nokta bölüm olmalı.

    Yani önce bölüm,sonra üniversite, daha sonra da şehir tercihi yapılmalı.

    ÖZEL ÜNİVERSİTE Mİ? DEVLET ÜNİVERSİTESİ Mİ?

    Bu kararı verirken

    – Üniversiteden ne beklentilerinizi

    -Üniversitenin olanaklarını

    -Maddi olanaklarınızı göz önünde bulundurmakta fayda var.

    Ancak bazı özel üniversitelerin olanaklarının bir çok devlet üniversitesinden daha iyi olduğu da bir gerçek.

    YURT DIŞI EĞİTİM OLANAKLARINA DİKKAT EDELİM Mİ?

    -Üniversitelerin sağladığı yurtdışı eğitim olanaklarını göz önünde bulundurun mutlaka.ERASMUS,ISEP gibi öğrenci değişim programları var mı?Bu gibi fırsatları değerlendirmek CVniz için avantaj sağladığı gibi farklı kültürler tanıyarak kendinizi geliştirmeniz için de son derece önemli.

    – Bu konuda özel üniversiteler bir çok devlet üniversitesinden daha fazla imkan sunmakta.

    ÖZEL KOŞULLARA DİKKAT!

    En çok gözden kaçan nokta özel koşullar.Bazı bölümler boy,kilo,sağlık raporu gibi ek değerlendirmeler isteyebiliyorlar.Bunun yanında

    – Tercih edeceğiniz üniversitenin

    · Kampusü nerede?

    . Okuyacağınız bölüm nerede(Bazen Bazı fakülte ve bölümler ana kampüsten başka yerlerde olabiliyor.)

    . Yurt olanakları neler?

    · Yurt ücretleri ne kadar?

    · Özel üniversite ise burs kesilme durumu var mı?

    · Akademik kadrosu kimlerden oluşuyor?

    · Teknik imkanlar neler?(Kütüphane,yemekhane,konferans salonu,spor salonu vs.)

    Bu bilgileri hem kılavuzdan hem de sosyal medyadan araştırın.Eğer mümkünse gidip yerinde görmek daha faydalı olacaktır.Bölümlerin hocalarından bilgi alabilir,aklınızdakileri onlara sorabilirsiniz.

    Bunun dışında ailenin bulunduğu şehirde,ailenin yanında üniversite okumak veya başka şehirde okumak gibi soruların cevaplarken avantajları ve dezavantajları değerlendirmek ve buna göre karar vermek daha yerinde olacaktır.

    GELECEĞİ̇N MESLEKLERİ?

    Geleceğin mesleği yok, geleceğin insanı var!

    Bazı bölümlerin revaçta olduğu bir gerçek ama 50-60 yıl bu işi yapacağınız gözönünde bulundurulursa meslekte kendini geliştirmenin daha önemli olduğunu görüyoruz.Bu yüzden üniversitede kendinize ne katacağınız diploma kadar dikkat edilmesi gereken bir kriter oluyor.

    Kaç yapancı dil öğrenme şansınız var?Çift anadil ve yandal şanslarınız neler?Staj yapabilme olanakları? Kulüp çalışmaları neler gibi detayları da değerlendirmek önemli.

    Mesleği tercih ederken en önemli kriter kişinin yeteneğindeki.Ancak isteğimiz ve yetenekli olduğumuz meslekte mutlu oluruz.

    Ama diğerinde de aklım kaldı diyorsan:Yeteneklerinde oku, hevesinde yan dal yap!

    Tercih edeceğiniz mesleğin katı ya da esnek olup olmadığına dikkat edin.

    İş bulma, para kazanma, yükselme, mesleği geliştirme açısından katı mı yoksa esnek mi olduğu önemli kriterlerden..

    Tercih süreci hayli stresli bir süreç..Hele bu yıl sistem değişikliği,puan türlerinin birleştirilmesi gibi durumlarla daha da kafa karıştırıcı.Mutlaka bu alanda uzman kişilerden destek alın..Sorun soruşturun..Unutmayın..Bu şu zamana kadar vereceğiniz en önemli karar..

    Ama hiç bir şey sizden daha önemli,daha değerli değil..

    Mutlu olacağınız mesleği yapmanız bütün herşeyden daha önemli.

    Tercihleriniz sizi mutlu etsin 🙂

  • Neden benim çocuğum atopik dermatit?

    Atopik dermatit birden çok faktörle ortaya çıkan bir hastalıktır. Bilimsel kanıtlara dayalı olarak nedenlerini sizler için sıraladık

    Atopik dermatitte atmosferik partikül maddeler ve trafik ilişkli hava kirliliği neden önemli?

    Hava kirliliğinin alerjik hastalıkların gelişmesinde önemli bir çevresel risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Atmosferik partikül maddeler (PM) gittikçe artan sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Atmosferik maddeler havada asılı kalan katı ya da sıvı çok küçük parçacıklardır ve genellikle kara taşımacılığında fosil yakıt kullanılması, metal, çimento, kireç ve kimyasalların üretimi, inşaat işleri, sigara içilmesi ve odun sobası yakılması sırasında ortaya çıkarlar. Partikül maddeler asid, organik kimyasallar, hidrokarbonlar metaller ve biyolojik maddeler(ör. alerjenleri polen) içerir. PM’ler büyüklüğüne göre sınıflandırılır:

    PM10 (çapı 10µm’den küçük)

    İri taneli PM(2.5 -10 arasında µm)

    PM2.5(çapı 2.5µm’den küçük)

    Aşırı ince PM (0.1 µm’den küçük)

    Hamileliğinizin ilk 3 ayında maruz kaldığınız PM10 miktarı bebeğinizin 6. Ayında egzama olma olasılığını arttırır

    Hamileliğinizin ilk 3 ayında trafik ilişkili hava kirliliğine maruz kaldıysanız bebeğinizde egzama riski artar. Buna ek olarak yaşadığınız yerde yeşil alan da az ise bu etki daha da artar

    PM10 miktarında her 1µg/m3’deki artış ertesi gün 5 yaş altı çocuklardaki egzama şikayetlerinde %0.44 artış yaparken, 10 µg/m3’de 5 yaş altı çocuklarda egzama şikayetlerinde %3.2 artışa neden olur

    Egzamalı çocuklardaki kaşıntının şiddetinin çok ince partikül miktarı ile ilişkili olduğu saptanmış.

    0-17 yaş arası çocuklarda yıllık maruz kaldıkları ortalama PM2.5 miktarı arttıkça egzamanın miktarı artar

    Çocukların yaşadıkları evlerin etrafındaki yeşil alan miktarı arttıkça egzama olma olasılıkları artar

    Atopik dermatite neden olan ev içi kimyasallar nelerdir?

    Çocuklar vücut ağırlıklarının her kilogramı başına erişkinlere göre daha fazla hava solurlar ve iç ortamlarda (ev, kreş, anaokulu) daha fazla vakit geçirirler ve bu nedenlerle de ev içi alerjenlerden ve kimyasallardan daha çok etkilenirler.

    Fitalatlar en çok PVC(polivinil klorid) içerisinde kullanlırlar. Genel olarak vinilin yapısını yumuşatmak ve dayanıklı hale getirmek için eklenirler. En sık kullandıkları alanlar ev içinde çatı kaplama, ev tabanlarının kaplanması, duvar kaplamaları, elektrikli kablo yalıtımları, arabaların içinin kaplanmasıdır. BBzP ve DiBP ise ev içindeki tozun içerisinde bulunan fitalatlar. Bisfenol A(BPA) besinlerin saklandığı kutular, su şişeleri, bebek biberonları, diş macunlarında bulunur.

    Hayatın erken dönemindeki fitalat maruziyeti 10 yaşına kadar olan dönemde egzama riskini arttırır

    3-7 yaş arası çocukların idrarında bu maddelerin artması ile mevcut AD bulgularını arttırır

    Çocuk egzaması ile ev içindeki tozların içinde bulunan fitilat(BBzP VE DiBP) düzeyi belirgin ilişkili ve çocukların idrarlarında erişkine göre daha yüksek düzeyler saptanmıştır

    Diğer ev içi kimyasallar genellikle duvar kağıtları, yer kaplama ve boyama sırasında ortaya çıkan formaldehit, volatil organik bileşenler(VOCs) ve aromatik bileşenlerdir. Bunların yüksek konsantrasyonları ‘Hasta Bina Sendromuna’neden olur ve özellikle yeni inşa edilmiş binalarda alerjik hastalıklar tetiklenir. Çocuklarda ev içi tadilatın alerjik hastalık riskini arttırdığı gösterilmiştir.

    Son 12 ayda ev içi tadilat yapılması egzama riskini arttırken, besin alerjisi olanlarda yapılan ev içi tadilatın egzamanın ağır seyretmesine yol açtığı gösterilmiştir.

    Atopik dermatite neden olan genetik faktörler nelerdir?

    Atopik dermatit(egzama)’da derinin bariyer oluşturma özelliği bozulmuştur.

    Sağlıklı deride doğal nemlendirici faktörler derideki su kaybını engeller ve düşük asidli ortam sağlayarak derinin en dış tabakasının bütünlüğünü sağlarlar. Atopik dermatiti olan bebek ve çocuklarda bazı genlere (en önemlisi filagrin) bağlı olarak derinin bariyer yapısı bozuktur. Filagrin genindeki kalıtımsal bozukluklar en önemli risk faktörüdür. Atopik dermatiti olan bebek ve çocuklarda derinin yağlı tabakasını oluşturan seramidler, derideki mikroplardan korunmayı sağlayan maddeler de yapısal (kalıtsal) eksiklikler görülmektedir. Bu değişiklikler atopik dermatitte vücut içinden atmosfere giden sıvı kaybının sağlıklı deriye göre fazla olmasına neden olur ve Staphylococcus aureus olarak adlandırılan bakterinin de atopik egzamalı ciltte daha fazla yerleşmesine neden olur. Derinin bariyer fonksiyonundaki bozukluklar alerjenlerin deri yoluyla kolaylıkla vücuda girmesine ve besin alerjii ve astım gibi diğer alerjik hastalıkların gelişmesine neden olur.

    Ailede atopi olması olması diğer önemli risk faktörüdür. Atopi bir kişinin taşıdığı genetik özellikler nedeniyle alerji gelişimine eğilimli olmasıdır. Ailede atopik hastalık (alerjik astım, alerjik rinit, egzama gibi) öyküsü atopik dermatiti olan hastaların yaklaşık %70’inde görülür. Eğer sadece anne ya da babadan birinde atopik hastalık varsa risk 2-4 kat artarken, her ikisin de varsa bu oran 4-5 katına çıkar. Özellikle anne de olması daha belirleyici bir rol oynar.

    Atopik dermatiti olan hastalarda genetik olarak rastlanan bir diğer risk faktörü bağışıklık yanıtı ile ilgilidir. Bu çocuklarda alerjik hastalıkların ortaya çıkmasını sağlayan maddeler vücutta çok daha fazla yapılır. Sağlıklı bireylerde alerjik hastalığa neden olmayan alerjenlere bağışıklık sistemi alerjik hastalığa neden olacak şekilde yanıt vermeyi seçer

    Atopik dermatit neden olabilen besin alerjenleri nelerdir?

    Alerjik hastalıklar bebeklikte besin alerjisi ve egzama ile başlayarak okul döneminde alerjik rinit ve astım ile devam eder. En sık görülen besin alerjenleri süt, yumurta, yer fıstığı, fındık, balık, kabuklu deniz ürünleri, buğday ve soyadır. Besin alerjisi alerjenin barsaktan emilimi sonrasında ortaya çıkarken egzamalı hastalarda deri bariyerinin bozulması ile deriden besin teması yoluyla da meydana gelebilir. Egzamalı bebeklerde yemekten bağımsız ev içindeki yer fıstığı miktarı arttıkça yer fıstığı alerjisi artar. Özellikle bir besini yedikten sonra vücutta hızla ortaya çıkan kızarıklık oluyorsa ya da egzama lezyonları tam olarak geçmiyorsa mutlaka besin alerjisi açısından değerlendirme yapılmalıdır.

    Doğum öncesi dönemde annenin bu alerjen gıdalardan kaçınması riski azaltmaz ve hatta anne alerjik değilse yer fıstığı, fındık ve inek sütünü az tüketmesi besin alerjisi riskini arttırır

    Annenin gebelikte antibiyotik kullanması ve diyet alışkanlıkları (Batı tarzı beslenme ve az sebze tüketimi) besin alerjisi riskini artırır.

    Sezeryan doğum ve yenidoğan döenminde antibiyotik kullanımı alerjik hastalıklar ve besin alerjisini arttırır. Bebeğin barsak bakteri florasında değişikliklere neden olurlar. Kentsel bölgede yaşayanlarda kırsal bölgede yaşayanlara göre egzama ve besin alerjileri daha sık görülür.

  • Psikodrama – Rol Oynama ile Terapi

    Psikodrama – Rol Oynama ile Terapi

    Sorunlarınızı çözmek için tiyatroyu denediniz mi?Hayır,izlemek değil bu kez..Oynamaktan söz ediyorum.

    Psikodrama, spontan tiyatrodan yararlanılarak gerçekleştirilen bir ruhsal tedavi yaklaşımıdır.Psyche ve Drama sözcüklerinden oluşan psikodrama kelime olarak kişilerin iç dünyalarının aksiyona dönüşmesi anlamına gelir.

    Psikodramatiyatro tekniklerini ruh sağlığı hizmetleriyle birleştiren spontanite, doğaçlama ve yaratıcılık üzerine kurulu bir psikoterapi metodudur.

    Zerko Moreno tarafından geliştirilen psikodramaduygusal problem çözümünü içeren “protagonist merkezli” bir oyun biçimidir.

    Moreno’ya göre ikinci kez yaşanan her gerçek birinciden kurtuluştur.Eğer bir gerçeği ikinci kez yaşarsak, bu gerçeği kontrol altına alabiliriz.Yani ilk kez yaşadığımız olaylar bizi kontrol altına alabilir.Ancak bunu psikodrama sahnesinde ikinci kez yaşarsak bu olayları yıkıcı etkisini kaybeder ve artık biz onları kontrol edebiliriz.

    Psikodrama ne işe yarar?

    • Duygusal problemleri çözümlemek

    • Çözümlenmemiş meseleleri nihayete kavuşturmak.

    • Sorunlarımıza ilişkin farklı bakış açıları kazanmak.

    • Yas ve kayıplarla baş edebilmek.

    • Sosyal ilişkilerimizi gözden geçirmek ve başkalarıyla olan çatışmalarımızın üstesinden gelmek.

    • Sağlıklı olmayan bağlanma şekilleri ile ilgili sorunları çözümlemek

    • Kişisel gelişim sağlamak

    • Farkındalıkkazanmak, kendimizi daha iyi anlamak

    • Yaşam kabiliyetleri, baş etme yöntemleri kazanmak

    • Yaratıcılığımızı geliştirmek.

    • Doğal ve içimizden geldiği gibi davranabilme yetenekleri kazanmak

    Psikodrama 3 aşamadan oluşur:

    1-Isınma

    2-Oyun

    3-Görüşme

    Psikodramada kişisel bir konuyu/sorunu gruba getirerek sahnede canlandıran kişiye başoyuncu(protagonist) adı verilir.Protagonist grubun ve yöneticinin ilgisinin üzerine yoğunlaştığı,oyunun eksen kişisidir.Oyun sırasında bütün üyeler protagoniste yardımcı olmak için hazır beklerler.Protagonist grup üyelerinden istediklerine rol verir.Rol alan kimselere yardımcı oyuncu denir.Oyun esnasında yönetici protagonistle yürüyüşe benzer bir gezinti yaparak konuşur,çalışılması gereken sahneyi belirler.Çeşitli müdahalelerde bulunarak sorunun çözümüne ilişkin teknikleri uygular.Gerekli katarsisin sağlanması ve kişinin içgörü kazanarak bütünleşmesi ve problemden kurtulması amaçlanır.

    Oyundan sonra grup üyelerinin geribildirimleri ve duygularının paylaşımı yapılır.Protagonistin sorunu ve kendi meseleleriyle ilgili çağrışımlarını ifade ederler.(İlginç biçimde alınan roller kişinin kendisinde bir noktaya dokunuyor, tele ilişkisi☺

    Psikodrama grupları ortalama 8-12 kişiden oluşur.Diğer grup terapilerinde olduğu gibi yeni üyelerin sonradan katılmalarına izin verilir ya da verilmez. Böylelikle kapalı ve açık psikodrama grupları adını alırlar.Genelde kapalı gruplar tercih edilir.

    Psikodrama oyunları genellikle 1,5 – 2 saat olarak gerçekleşir. Psikodrama grupları yalnızca bir oturum olabilir, yıllarca da sürebilir.(Benim katıldığım yaşantı gruplarında 10 oturum olarak planlanıyor).

    Siz de sorunlarınızın çözümü için psikodramaya başvurabilirsiniz.Bazı merkezlerde psikodrama grup terapileri yapılmakta.

    Muhtemelen akıllarda “hiç tanımadığım insanlara nasıl anlatabilirim ki sorunumu?,Ben tiyatrocu değilim ki nasıl rol yapayım?” gibi sorular beliriyor.Psikodramada çeşitli ısınma oyunları sayesinde grup üyeleri arasında ihtiyaç duyulan grup enerjisi sağlanmış oluyor.Ayrıca psikodramanın etik kuralları var.Yani merak etmeyin,grup sizi korumuş oluyor ☺

    Psikodramatist olmak hayli uzun süren ve emek gerektiren bir eğitimle mümkün olabiliyor.Psikodramatist olabilmek için kişiler kendi süreçlerini psikodrama sahnesinde çalışıyor ve bizzat deneyimleyerek sonra da psikodrama gruplarını yöneterek bu süreci tamamlamış oluyorlar.Ben henüz olmadım,sırada psikodrama eğitimi var ☺

  • Kefir ve alerjik hastalıklar

    Kefir diğer fermente süt ürünleri olan yoğurt ve peynir kadar sık tüketilmemekle birlikte 100 yılı aşkın süredir sağlığa olan yararları nedeniyle özellikle Kafkas dağlarındaki yerel halk tarafından tüketilmektedir. Kefir hafif yoğun yapıda ve ekşimsi tadı olan bir içecektir. Geleneksel olarak inek sütünden yapılmakla birlikte keçi koyun ve soya sütünden de yapılabilir. Kefirin oluşması için fermentasyon sırasında kefir taneciklerine ihtiyaç vardır. Bu kefir tanecikleri protein ve polisakkarid (şeker) yapıdadır ve kefirin fermentasyonu için gerekli bakteri ve mantar türleri içerirler. Geleneksel olarak fermente olmamış sütün koyun veya keçi derisinden yapılmış kesenin içindeki fermentasyonu sırasında elde edilen kefir tanecikleri kullanılır. Endüstriyel kefir üretiminde aynı kefiri elde edebilmek için kefir tanecikleri yerine kefir veya kefir taneciklerinden izole edilen mikroplar fermentasyon için kullanılır.

    Kefiran ise kefir taneciklerinin büyük bir kısmını oluşturan şeker yapıda bir maddedir. Aynı zamanda kefirin içinde de çözünerek akışkan yapıyı sağlar.

    Kefirin Bakteri içeriği nasıldır?

    Kefir 100 yıldan fazla süre önce taze sütün ortam ısısında mayalaşmasıyla oluşan kefir tanecikleri ile üretimi başladı. Bu süre içerisinde kefir taneciklerindeki mikrop yapısı da değişti, yeni bakteriler eklendi bazıları azaldı ve maya yapısında da değişiklikler oldu.

    Kefir tanecikleri ile fermente sütün (kefirin) bakteri yapısı arasında farklılıklar vardır.

    Her ikisin de de acetobacter, lactobacillus, lactococcus, leuconostoc bulunurken kefir taneciklerinde baskın tür Lactobacillus, fermente sütte ise (kefir) Lactocococus’dur.

    Kefirin maya içeriği nasıldır?

    Kefirde bulunan geniş ve çeşitli bakterilere ek olarak bakterilerle yararlı şekilde çalışan mantar (maya) popülasyonu da bulunmaktadır. Kefir taneciği ve kefir süründe başlıca Saccaromyces, Kluyveromyces ve Candida’dır. Kefir tanecikleri içindeki bakteri popülasyonunun tersine maya içeriği tanecikler arası değişkenlik gösterir.

    Kefir ve Anti-alerjik Etkileri

    Alerjik hastalıklar özellikle besin alerjisi ve astım son yıllarda giderek artmaktadır. Çalışmalar barsak mikrobiota içeriğinin bu hastalıklarala ilişkili olabileceğini göstermiştir.

    Barsaklarında Bifidobacteriım ve Lactobacillus türleri içeren bebeklerde daha az alerjik hastalık olduğunu göstermiştir. Hayvan çalışmalarında kefirin bu etkiyi yaptığı gösterilmiştir.

    Besin alerjisinin ortaya çıkmasına sebep olan vücudun bağışıklığının alerjik şikayetler ortaya çıkaracak şekilde çalışmasıdır. Çalışmalarda laktik asid olamayan bakteri (Acetobacter) bu yanıtın azaldığı gsterilmiştir.Kefir bu bakteri açısından zengindir

    Astımlı farelerde yapılan çalışmalarda ağızdan kefir uygulanmasıyla bronşlardaki hassasiyetin iyileştiği görülmüştür. Aynı zamanda kefir alan farelerin akciğer sıvılarında alerjik hastalıklar sırasında artan moleküllerin azaldığı görülmüştür.

    Başka bir çalışmada kefirden izole edilen Lactobacil’lerin uygulanmasıyla bu farelerde görülen alerjik yanıtın azaldığı ve alerjik yakınmaları azaltan hücrelerin arttığı görülmüştür.

    Alerjik hastalığı olan bireylerde bağışıklık yanıtı sağlıklı kişilerde sorun yaratmayan (ev tozu, polen) maddelere aşırı yanıt vermekle oluşur. Kefirin bağışıklık sistemindeki bu dengesizliği düzenleyici hücreleri arttırarak daha dengeli hale getirdiğine dair kanıtlar vardır.

  • EMDR

    EMDR

    EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme travmatik yaşantılarla ilgili genellikle olumsuz duygu ve düşünceleri zihinde yeniden işlemleme olarak ifade edilmektedir.İngilizce adının baş harfleri (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) ile anılmaktadır.

    EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başladı. Dr. Shapiro bu etkiyi travmaya maruz kalmış kişiler üzerinde bilimsel olarak inceledi ve tedavide sağlanan başarıyı gösteren çalışmasını yayınladı (Journal of Traumatic Stress, 1989).

    EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

    Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

    Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

    Şöyle düşünülebilir :

    Beynimiz günlük olayları işlemleyip ilgili kutulara koyuyor.Ancak duygu yükü çok fazla olan anılar işlemlenemeyip tüm detaylarıyla, son derece berrak biçimde zihnimizde duruyor.Travmatik bir olay yaşandığında sağ hemisferdeki duygu ile ilgili bölüm çalışıyorken sol hemisferdeki analiz sentez ve kognisyonlarla ilgili bölüm yeterince çalışamıyor.Bu da travmatik durumlardaki duyguyu hissetmemize izin verirken anının işlemlenip anlamlandırılarak ilgili kutuya koyulmasını engelliyor.Biz de sürekli bu travmatik anıyı hatırlamak ve olumsuz duyum ve duyguları yaşamak durumunda kalıyoruz.

    EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

    EMDR, bu izole anıların işlenmesini sağlamaktadır.Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık söz konusu anıdan rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Kazanılan yeni bakış açısı sayesinde pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirerek kişisel gelişimini sağlar.

    EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

    EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

    EMDR Protokolü

    Danışan Geçmişi: Semptomlar ve sorunların kaynağı olan anılar ve gelecekle ilgili hedefler belirlenir ve tedavi planı oluşturulur.
    Hazırlık: Danışan EMDR hakkında bilgilendirilir, işlemlemeye hazır hale getirilir.
    Değerlendirme: Terapist, danışanın hedef anıyı temsil eden resmi, bu resimle ilgili bugünkü negatif inancını ve duygularını, bedenindeki hislerini ve yerini ve arzuladığı pozitif inancını belirlemesine yardımcı olur.
    Duyarsızlaştırma: Bu aşamaya danışanın anıyı temsil etmek üzere seçtiği resme odaklanması, negatif inancını düşünmesi, negatif duygularını yaşaması ve tüm bunların bedeninde yarattığı değişimi hissetmesi ile başlanır. Ardından danışan zihnini serbest bırakır. İçeriğini veya nereye doğru gittiğini kontrol etmeden zihninden geçen herşeyin farkına varır.

    Duyarsızlaştırma aşamasında danışan travmatik anıyı gözünde canlandırır,uyumu bozan inanışı veya olumsuz bilişi söze döker,beden duyumlarına odaklanır.Terapist işaret parmağını 12 ila 24 kez hızlı bir biçimde ve düzenli olarak sağa sola hareket ettirirken danışan gözleriyle bu hareketi takip eder.Daha sonra danışan gelen duygu,düşünce,görüntü ve beden duyumlarını paylaşır.Her bir set bu şekilde tamamlanır.Aynı zamanda, çift yönlü işitsel uyarım, çift yönlü dokunma gibi farklı uyarımlardan da yararlanılmaktadır.Bunun için özel bir cihaz da kullanılabilmektedir.

    Danışanının zihninden geçenlere ve göz hareketlerine aynı anda dikkatini vermesinin, beynin sağ ve sol yarımküresini ilişkiye geçirdiği düşünülmektedir.

    Beyin, yaşantılardan gelen bilgiyi REM uykusu (Hızlı Göz Hareketli Uyku) sırasında işler. EMDR’de uygulanan çift yönlü göz hareketlerinin benzer bir fizyolojik etkiyi, uyanıkken sağlayabildiği öngörülmektedir.

    Setler esnasında travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir, duygu boşalması oluşabilir . Anıların yoğun biçimde hücum etmesi ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir.

    Terapist her setten sonra, danışana zihninden geçenleri sorar, işlemlemeyi kontrol eder ve tüm süreçte danışana rehberlik eder. Anı ve danışanın kendisi ile ilgili pozitif düşünce ve inançları (örn: Elimden gelen herşeyi yaptım) arasında bağlantı kuruluncaya ve anı daha az rahatsızlık verir hale gelinceye kadar işleme sürdürülür.

    Yerleştirme: Danışanın olumsuz inanç yerine koymak istediği olumlu inancını pekiştirmek amacıyla setler uygulanır.

    Beden Tarama: Danışanın bedenini taraması ve rahatsızlık veren bir duyum varsa işlenmesi sağlanır.

    Kapanış: Terapist danışana geribildirimde bulunur, gerektiğinde rahatlatacak bazı teknikleri uygular, seanstan sonra neler olabileceğini anlatır. Psikolojik tepkileri hakkında kısa notlar almasını ister.

    Yeniden Değerlendirme: Bir önceki seansın değerlendirilmesi yapılır. Terapist önceki seansta ulaşılmış pozitif sonuçların yerleşip yerleşmediğini kontrol eder. Ayrıca danışandan gelen yeni verileri değerlendirir. Bu değerlendirmeler sonucunda işlemleme süreci devam eder veya diğer anılarla çalışılmaya başlanır.

    İşlenmemiş, geçmiş ve yakın zaman anı veya anıların işlenmesi tamamlandığında bugünkü rahatsızlık veren semptomlar da büyük ölçüde kaybolur. Yine de her bir semptom tekrar taranır ve gerekirse işlenir. Böylece protokolün Geçmiş ve Bugün aşamaları tamamlanır ve Gelecek aşamasına gelinir.

    Terapist danışandan daha önce belirlenmiş, işlevsel olmayan tepkileri harekete geçiren her bir güncel tetikleyici durum için arzu ettiği davranışları belirtmesini ister. Terapist ve danışan beraber arzu edilen davranışların sergilendiği senaryolar hazırlar. Danışan bu senaryoları adım adım hayalinde yaşar ve rahatsızlık veren noktalarla karşılaşılırsa işlenir. Gerekirse danışana yeni bilgi ve beceriler kazandırılır. Böylece danışanlar daha önce sorun yaşadıkları durumlarla başetmeye hazır hale gelirler

    EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır.

    Hem terapist olarak kendi uygulama pratiğimden hem de danışan olarak yaşadığım deneyimlerden hareketle şunu söyleyebilirim EMDR son derece hızlı ilerleyen ve işe yarayan bir teknik.