Yazar: C8H

  • Sağlıklı çocuk beslenmesi

    Beslenme Biçimleri

    Doğal beslenme

    Yapay beslenme

    Karışık beslenme

    Doğal Beslenme : 0-6 ay arasında en ideal beslenme biçimi anne sütü ile beslenme (doğal beslenme ) dir. Bu dönemde anne sütü dışında su dahil hiçbir ek besin verilmemesi uygundur. Zira anne sütü D vitamini dışında bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak niteliktedir. ( Bu nedenle doğumdan itibaren bebeklere anne sütü dışında günde 400 ü D vit desteği sağlanmalıdır. ) Sadece anne sütü ile beslenme bir çok hastalığın görülme sıklığını azaltmakta ve beyin gelişimi daha iyi olmaktadır.
    Yaşamın ilk 2 yılı büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu en önemli dönemdir. Bu dönem için hayati faydaları bulunan anne sütü çok önemlidir. Dünya sağlık örgütü de bu nedenle anne sütü ile beslenmenin 2 yaşına kadar sürdürülmesini önermektedir.

    Yapay ve Karışık Beslenme : Anne sütü ile beslenmenin uygulanamadığı koşullarda inek sütünden imal edilmiş ve bileşimleri anne sütüne benzeyecek şekilde değiştirilmiş formül sütler (mama) kullanılabilir. Buna yapay beslenme denilmektedir. Anne sütü + formül süt ile beslenme de karışık beslenme olarak adlandırılmaktadır.

    Anne sütünün faydaları

    Anne sütü mamalara ve diğer besinlere göre daha kolay sindirilir.

    İçeriği sabit değildir. Annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin ihtiyaçlarına göre düzenlenir.

    İlk 7 günkü süt kolostrumdur. Protein, mineral ve vitaminlerden zengindir. Protein içeriğinde özellikle Ig A olmak üzere koruyucu antikorlar ve barsak epitelinin direncini artırıcı maddeler bulunur. 7-15 gün arası gelen süte geçiş sütü , 2 haftadan sonra oluşan süte ise olgun süt denir.

    Anne sütünün içeriği bebek emerken değişir. Emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan zengin ön süt, sonunda ise yağdan zengin son süt salgılanır.

    Anne sütündeki proteinlerin önemli bir kısmı bazıları antienfektif maddeler olan, ayrıca sindirimi kolay olan whey proteinleridir.

    Whey proteini anne sütünde inek sütünden daha fazla bulunur ve inek sütünde bol bulunan kazein proteinine göre daha kolay sindirilir.

    Anne sütünde bulunan yağlarda sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir dokusu gelişimi için çok gerekli olan esansiyel yağ asitleri anne sütünde inek sütünden 8 kat daha fazla bulunur.

    Anne sütü ile sağlanan çinko, demir gibi minerallerin bağırsaktan emilim oranları diğer sütlere kıyasla çok yüksektir. Anne sütünün toplam protein ve mineral içeriği inek sütüne göre daha düşüktür, ancak bu miktarlar bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir.

    Fazla protein ve minerallerin idrarla atılması gerektiğinden anne sütü ile beslenen bebeklerde böbreklerin yükü daha hafiftir.

    Anne sütü bebeğe yetiyor mu ?

    Kadınların % 99 unda süt üretme yetisi aynı anda 2 bebek büyütecek kadar fazladır.

    İlk emzirmelerde sütün hemen gelmemesi endişelenecek bir durum olmamalı, bebeğe başka besin verilmeden emzirmeye devam edilmelidir.

    Bebeğin ilk iki günlük enerji gereksinimi doğum öncesinde anne tarafından sağlanarak depo edilmiştir.

    Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Göğüsler dolu olmasa da doğumdan hemen sonra emzirmeye başlamak süt yapımının uyarılması ve devamı için gereklidir.

    Prolaktin salınımının artması için gece emzirmeler yararlı olmaktadır. Emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır.

    Süt yapımı annenin beslenmesinden etkilenmez. Yine meme başının çökük olması bebek doğru teknikle emerse sorun oluşturmaz.

    Annelerin çoğu değişik düşüncelerle sütlerinin bebekleri için yetersiz olduğu endişesine kapılmaktadırlar. Bu gerçekte yersiz bir kaygıdır. Aşağıdaki kriterlere bakarak sütün yeterli olup olmadığı anlaşılabilir.

    Anne sütünün yeterli olduğunu gösteren kriterler

    Günde en az 5-6 kez idrar yapması

    15. günde doğum kilosuna ulaşması (ilk hafta doğum kilosundan biraz kaybedebilirler.)

    Ayda en az 500-600 gr kilo alması

    Doğal beslenmede sorunlar

    Aşırı ağlama ( infantil kolik) : Sütün yetmediği şeklinde algılanabilir. Bebekler büyümenin hızlandığı 3., 6. ve 8. haftalarda daha fazla emmek isterler. Bu durumda çocuk ağlayarak açlığını belli edebilir. Anne bebeğini sık emzirirse süt yapımı en geç 72 saat içinde yeterli miktara ulaşır ve bebeğin emme ritmi eski düzene ulaşır.

    Yeterli kilo alamama : Emzirme tekniği düzeltilmeli, kısa ama sık aralıklarla emzirilmeli, bebek çok acıkmadan emzirilmeli, biberon veya emzik verilmemeli.

    Meme başı çatlakları : Aşırı ağrı nedeniyle emzirilemiyorsa memeler sağılarak boşaltılmalı
    Parasetamol gibi ağrı kesiciler kullanılmalı, meme başı kuru tutulmalı, her emzirmeden sonra az miktarda süt sıkılarak meme başına sürülmeli.

    Göğüslerde süt birikmesi : Emzirmeye geç başlanması, bebeğin memeyi iyi boşaltamaması, öğün aralarının uzun olması ya da öğün atlanması gibi durumlarda ortaya çıkar. Genellikle süt salgısının arttığı ilk günlerde görülür. Göğüsler aşırı gergin ve ağrılıdır. Mastitten farklı olarak kızarıklık yoktur. Nadiren hafif ateş olabilir. Emzirme tekniği kontrol edilmeli. Bebek emmekte zorlanıyorsa süt sağılarak memeler bir miktar boşaltılmalı. Emzirmeden önce sıcak kompres, sonra ise soğuk kompres uygulanmalıdır.

    Süt kanalında tıkanıklık: Tıkanmış kanal göğüste şişlik olarak ele gelir. Bazen kırmızı ve ağrılı olabilir.
    Sebepleri süt kanallarının tam boşalmaması, annenin dar veya çok geniş sütyen giymesi, yüzükoyun yatması, bebeğe ek besin başlanması veya hatalı emzirme tekniği olabilir. Emzirmeye daima şişliğin olduğu taraftan başlanmalı, göğüsler iyice boşaltılmalı ve şişliğin olduğu bölgeye sıcak kompresler uygulanmalı.

    Mastit: Meme başı çatlağı sonrası, tedavi edilmemiş süt kanalı tıkanıklığı ve göğüslerde süt birikmesi sonucu oluşabilir. Göğüsler şiş kızarık ve ağrılıdır. Halsizlik, üşüme, titreme ve ateş görülebilir. Tek veya iki taraflı olabilir. Bu durumda kesinlikle emzirmeye ara verilmemelidir. Sık emzirilmeli ve mastitli meme önce emzirilmeli, yaş sıcak pansuman uygulanmalı, anneye 24 saat kesin istirahat verilmeli, hafif analjezik (parasetamol kullanılmalı), sıvı alımı artırılmalı ve gerekirse antibiyotik kullanılmalıdır. Mastit sırasında bebeğin emzirilmesinde sakınca yoktur. Mastit sırasında göğüslerin boşaltılması meme apsesinin gelişmesini önlemek açısından çok önemlidir.

    Meme Apsesi: İyi tedavi edilmemiş mastite bağlı olarak ortaya çıkar. Acil tedavi edilmesi gereken ağrılı bir durumdur. Antibiyotik tedavisine ek olarak cerrahi drenaj yapılmalıdır. Emzirmeye her iki göğüste de devam etmenin hiçbir sakıncası yoktur ve mastitin tekrarlamaması ve emzirmenin başarı ile devamı açısından önemlidir. Anne ağrı nedeniyle emziremiyorsa göğüsler 3 saatte bir sağılmalıdır.

    Annede hastalık: Bir çok hasta anne bebeğini hiçbir sakınca olmadan emzirebilir. Örneğin üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren bir annenin bebeğini emzirmesinde hiçbir sakınca yoktur. Aksine bu hastalıkta vücudunda oluşan antikorları bebeğe vermesi açısından koruyucudur. İshal geçiren anne de bebeğini emzirebilir. Annenin hastaneye yatacak kadar ağır hasta olması veya bebek için sakıncalı ilaç alması durumunda emzirme sakıncalıdır. Tbc tedavisi gören annede balgam temizlenmiş ve evde tedavi dönemine geçilmiş ise emzirmesinde sakınca yoktur. Bu durumda bebek koruyucu tedaviye alınmalıdır. Hepatit B veya C enfeksiyonu geçiren anneler bebeklerini emzirebilir. Psikoz ve ağır depresyon durumlarında anne bebeğini emzirebilir ama bebeğe zarar verebilecek davranışlar açısından emzirmenin gözlem altında yapılmasında yarar vardır. HIV (+) annelerin emzirmeleri sakıncalı olabilir.!!

    Anneyle ilgili diğer durumlar: Lityum, kemoterapötik ilaçlar, radyoaktif maddeler ve ergotamin türevleri almakta olan annelerin emzirmeleri sakıncalıdır. Emziren kadınların OKS olarak sadece progesteron içeren hapları kullanmaları gerekmektedir. Gebelik ve menstrüasyon sırasında emzirmeye devam edilebilir.

    Bebekte hastalık: Galaktozemi dışında anne sütü ile beslenmenin kontrendike olduğu durum yoktur. Fenilketonüri hastalığı olan bebekler de kan fenilalanin düzeyleri kontrol edilerek anne sütü ile beslenebilirler. 1500 gr altında prematüre bebekler için anne sütü yeterli olmadığı için özel formüllerle desteklenmelidir. Bebekler ishal olduğunda anne sütü ile beslenmeye kesinlikle ara verilmemelidir. Aksine sık aralıklarla emzirme ishalin düzelmesine ve çocuğun dehidratasyondan korunmasına yardımcı olmaktadır.

    Anne sütünün saklanması : Sağılan sütler kapağı ve şişesi 5 k kaynatılmış cam kavanozlarda saklanmalıdır. Oda ısısında 6 saat, buzdolabı rafında 24 saat, derin dondurucuda 6 ay değerini kaybetmeden bekletilebilir. Bu sütler ben-mari yöntemi ile ısıtılmalıdır.

  • Deliryum

    Deliryum

    Akut veya ani ruhsal durum değişikliğidir. Demanstan farklıdır. Çünkü demans beyinde kademeli ilerleyen bir hastalıktır. Deliryum da tıpkı demans gibi dikkat, hafıza, biliş ve bilinç gibi şeyleri etkiler. Fakat genelde bu değişiklik, saatler veya günler içinde gerçekleşir. Oysa demans yıllar içinde gelişir.

    Deliryumu olan hastalarda çoğunlukla çevreye olan farkındalık azalır ve oldukça fazla kafa karışıklığı yaşarlar. Eğer onlarla sohbet ederseniz, belli bir konuya bağlı şekilde kalamayabilirler.
    Gezinebilirler ya da başka bir şey tarafından kolaylıkla dikkatleri dağılabilir. Etraflarına hiç cevap bile vermeyebilirler. Özellikle güncel olaylar da dâhil bir şeyleri hatırlamada güçlük çekerler. Son
    olarak da bazı vakalarda olduğu gibi halüsinasyon görebilirler veya korku, kaygı, sinir ve depresyon gibi aşırı duygular yaşayabilirler. Bunların çoğu demansın belirtileriyle de aynıdır. Diğer yandan deliryumdaki bu belirtiler gün içinde değişiklik gösterebilir. Yani hiçbir belirtinin olmadığı yani her şeyin normal gözüktüğü zamanlar olabilir. Ama sonra belirtilerin bazılarının ya da hepsinin birden ortaya çıktığı anlar da olabilir. Bununla birlikte deliryum ve demans tamamen farklı rahatsızlıklardır. Belirtilerindeki benzerlikten yüzünden doktorlar bazen ayırt etmekte zorlanabilirler. Bunun sebebi de özellikle deliryumun, demansla birlikte gerçekleşebilmesidir.
    Aradaki farkı anlayabilmek için doktorların aradığı önemli birkaç detay vardır. Öncelikle hastalığın ne zaman başladığı önemlidir. Bu da psikolojik durumun değiştiği zamandır. Deliryum bilişteki ani gelişen bir değişikliktir. Hiç belirti göstermeden çok önemli belirtilere hızlıca geçiş yapabilir. Oysa demans küçük küçük belirtilerle başlayarak gittikçe kötüleşir ve uzun bir zamana yayılır. Diğer bir yöntem olarak uzmanlar hastaların dikkatini ölçebilirler. Bir yere odaklanıp bunu sürdürmek, deliryum hastaları için ciddi derecede zordur. Diğer yandan demansın erken evrelerindeki hastalar genelde dikkatli olurlar. Son olarak ve en önemlisi uzmanlar belirtilerde bir dalgalanma olup olmadığını anlamaya çalışırlar. Deliryumlu hastalarda belirtiler, önemli derecede dalgalanma gösterir ve gün içerisinde gelir-gider. Deliryuma beyin sinyallerinin gönderilmesi ve alınması
    sırasındaki bozulmalar yol açar. Deliryum, demansın aksine geçici ve geri dönüşlüdür. Ana farklardan biri de budur. Demans gibi kalıcılığı yoktur. Fizyolojik durumlar da deliryuma sebep olabilir. Sıvı kaybı ve elektrolit dengesizliği(molekül) bunlara örnektir. Cilt, karın,
    zatürre gibi enfeksiyonlar da etkili olabilir.

    Yaşlılar arasında daha yaygındır. Birkaç teori olmasına karşın sebebi bilinmemektedir. Geçici ve geri dönüşlü olduğu için, uygun tedavi uygulanmalıdır. Sorun sıvı kaybıysa sıvı takviyesi, sorun ilaçlarsa ilaçların bir uzman kontrolünde bırakılması deliryumu ortadan kaldırabilir. Sakinlik, uyum, doğru beslenme, az stres hastalar için faydalı olacaktır.

  • Anne sütü & emzirme

    Anne sütü bebeğin bağışıklık sistemini geliştirir.

    Emzirme annenin meme ve yumurtalık kanseri riskini azaltır

    Emen bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre IQ (zeka seviyesi) daha yüksektir

    Anne sütü bebeği ishal ve solunum yolu hastalıklarından korur

    Anne sütü bebekte alerjik hastalıkların görülme sıklığını azaltır.

    Anne Sütü Ne Zaman Başlanmalı ve Ne Kadar Sürdürülmelidir?

    Emzirmeye doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde başlanmalıdır.

    Erken emzirme, anne sütünün içerdiği kolostrum (ağız sütü) nedeni ile özellikle önemli ve yararlıdır

    Bebekler ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir

    Bebekler için ek besinlere 6 aydan sonra başlanmalıdır.

    Ek besinlerle birlikte emzirmeye 2 yaşa kadar devam edilmelidir

    Anne Sütünün Yetip Yetmediğini Nasıl Anlarız

    Eğer bebek 1 ayda en az 500 gr civarında kilo almışsa anne sütü yeterli demektir. Kesinlikle mama başlanmamalıdır.

    Eğer bebek 1 ayda 500 gr dan daha az kilo almışsa anne sütü yetersiz demektir. Mama başlanmadan önce emzirme ile ilgili sorunlar araştırılmalıdır.

    Bebek anne sütü ile beslense bile ilk 1 hafta doğum ağırlığından bir miktar kilo kaybedebilir.

    Yetersiz beslenen bir bebek günde 6 kereden az , koyu ve keskin kokulu idrar yapar.

    Az ve kuru dışkı çıkarılması bebeğin yeterli süt alamadığının işareti olabilir.

    Özgüven azlığı, kaygı, stres, emzirmeden hoşlanmama,bebeği kabullenememe, yorgunluk emzirmeyi ve anne sütü yapımını olumsuz etkileyen faktörlerdir.

    Annenin bebeğinin yeterince süt alamadığına inanmasının en sık nedenlerinden birisi onun ve ailenin bebeğin çok fazla ağladığını düşünmesidir. Oysa bir çok bebeğin aşırı ağlaması yetersiz beslendiğinin göstergesi değildir.

    Bebekler bazı zamanlarda büyüme hızında artışa bağlı (genellikle 2 haftalıkken, 5 haftalıkken ve 3 aylıkken ) daha çok acıkıp ağlamalarını artırabilirler. Bu durumda bu dönem geçene kadar bebek daha sık emzirilmelidir.

    Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin annelerinin sütü bebekler için yeterlidir.

    İkiz bebeklere annelerinin sütü yeterlidir. Ek mamaya ihtiyaç yoktur.

    Sarılık Ve Anne Sütü

    Sarılık emzirmeyi kesmek veya ek besin vermek için bir neden değildir.

    Sarılığın ağırlaşmasını önlemek için daha fazla anne sütü verilmelidir.

    Sarılık, yeterli miktarda anne sütü almayan bebeklerde daha sık görülür ve daha şiddetli olur

    Kolostrum (ağız sütü) hafif müshil etki ile, mekonyumun (ilk günlerdeki bebek kakası) dışarı atılmasını kolaylaştırır, bilüribin (sarılığa neden olan madde) de böylece dışarı atılır

    Emzirme İle İlgili Yanlış Bilinenler

    Anne hastayken emziremez düşüncesi yanlıştır. Emzirme bebek veya anne hasta iken de sürdürülmelidir.

    Küçük memeli annelerin sütü az olur düşüncesi yanlıştır.

    Meme büyüklüğünün süt miktarıyla ilgisi yoktur.

    Annenin sütünün artması için alınan sıvının daha mutlaka süt olması gerekmez. Alınan sıvı miktarının artırılması ve sık emzirme süt üretimini arttırır.

    Estetik amaçlı silikon meme protezi konulmuş anneler emziremezler düşüncesi yanlıştır. Meme dokusunu bozmayan yöntemlerle yapılan ameliyatlar süt vermeyi engellemezler

    Spor yapan annelerin sütü azalmaz. Tersine süt veren annelere spor yapması önerilir.

  • Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Depresyon teşhisi konmuş birisinde mani atakları ya da gözlemlenmelidir. Mani nöbetleri bipolar bozukluğun ayırt edici özelliklerinden biridir. Sadece maniden gelen bir bozukluk yoktur. Bipolar bozukluğun belirtilerinden bahsederken depresyonun belirtilerinden de bahsetmemiz gerekir. Aynen depresyonda olduğu gibi mani nöbeti ya da dönemi için de oldukça uzun bir belirti listesi var. Teşhis içinse bu belirtilerin üç ya da daha fazlasına aynı anda sahip olmak gerekiyor. Birinci belirti özgüven artışıdır. Bu durumda sadece iyi bir şarkıcı olduğunuzu değil, dünya üzerindeki en iyi şarkıcı olduğunuzu düşünürsünüz. Birey kendisi hakkında çok büyük ve görkemli fikirlere kapılır. İkinci belirti yeni fikirler ve düşünme durumudur. Birey çok hızlı düşünür ve aklına birbiri ardına yeni fikirler gelir. Bu da üçüncü belirti olan hızlı konuşma ve her zamankinden fazla konuşma isteğini doğurur. Kısacası mani nöbeti geçiren biri; normalinden hızlı ya da fazla konuşur. Konsantrasyon güçlüğü ya da dikkatin kolayca dağılmasıysa başka bir belirtidir. Kişi dikkatini toplayamaz ve durmadan bir konudan farklı bir konuya atlar. Bipolar bozukluğu olan kişilerin genellikle önemsiz ya da başkaları tarafından alakasız görünen detaylar sonucu dağılması bu belirtinin bir özelliğidir. Uyku düzeninde değişiklikler görülür. Uyku ihtiyacı azalır ve birey 3 saatlik bir uykudan sonra kendini dinlenmiş ve dinç hisseder. Bir diğer belirti psikomotor-ajitasyonu yani heyecandır. Buna örnek olarak hastanın bir odanın içinde hızlı hızlı dolaşması, kıyafetleri çıkarıp yeniden giymesi verilebilir. Bipolar bozukluğu olan kişilerin sonuç odaklı aktivitelerinde de artış görülebilir. Bu yüzden günlük hayatta yapmaları gereken diğer tüm aktiviteleri bir kenara bırakıp işlerine odaklanabilir ya da her gün spor salonuna gidip zamanlarının çoğunu orda geçirmeye başlayabilirler. Mani dönemi boyunca hasta, zevk alacağını düşündüğü aktiviteleri yani tekrarladığında tehlikeli sonuçlar doğurabilecek aktiviteleri daha çok yapmaya başlar. Örneğin bu kişiler karşı cinse karşı artan ilgileri yüzünden riskli ilişkiler kurabilir ya da kontrolsüzce alışveriş yapmaya ve para harcamaya başlayabilirler. Son olarak kişinin enerji seviyelerinde büyük bir artış görülür. Bu belirti zaten şu ana kadar yazdığımız belirtilerin içinde de gizlidir.

    Bipolar bozukluğun teşhisi için bu belirtilerin 3ü ya da daha fazlasının aynı anda gözlemlenmesi gerekirken, aynen depresyonda olduğu gibi bunlara ek olarak başka durumların da bulunması gerekir. İlk olarak; Bu ruh halinin en az bir hafta sürmeli, gözlemlenen en az üç belirtiden biri enerji seviyesindeki artış başka bir değişle bireyin duygu durumundaki anormal yükselme olmalıdır. Bu her hastada aynı şekilde gözlemlenmez. Bazı hastalar duygu durumlarındaki yükselme yerine asabiyet de yaşayabilir. Her hâlükârda bu ruh halinin ya da duygu durumunun bir haftadan uzun sürmesi, az önce yazdığım belirtilerin bazılarıyla aynı anda gözlemleniyorsa bireye bipolar
    bozukluk teşhisi konulabilir. Bu teşhisi bir uzman yapmalı ve gereken tedaviyi uygulamalıdır.

  • Neden bebek ek besin verilmeden yalnız anne sütü almalı?

    Anne sütü ilk aylarda bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayacak bileşimdedir.

    Anne sütü ile beslenen bebeklerin başka bir ek besine veya suya gereksinimleri yoktur.

    Çok sıcak havalarda bile anne sütü bebeğin susuzluğunu giderir. Sıcak iklimlerde de anne sütü alan bebeklere su vermek gerekmez.

    Bebeğe su verilecek olursa, bebeğin midesi su ile dolacağından anne sütü almak istemeyecektir. Bunun sonucu olarak da bebek memeyi daha az emecek ve memede süt yapımı azalacaktır.

    Bebek Yeterli Süt Alıyor mu?

    Her anne, bebeği çok ağlıyorsa, az uyuyorsa, huzursuzsa, sütünün yeterli olmadığını düşünür ve kaygılanır.

    Oysa bu belirtiler başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Böyle durumlarda anneler çoğu kez bu konuda bilgili bir kişiye danışmadan ek mamalar vermeye başlarlar. Böylece anne sütü ile beslenmeden uzaklaşılır.

    Sağlıklı her anne, doğru bir şekilde emziriyorsa, ilk haftalarda sık ve geceleri de emziriyorsa, yeterli sıvı alıyorsa, aşırı yorulmuyorsa bebeği için yeterli süt üretebilir. Anne sütü geçici olarak azalabilir. Bu önlemler alınırsa süt hemen artar.

    Bebek günde 6-8 kez idrar yapıyorsa, ağırlığı haftada 150-200 g artıyorsa, annenin sütü yeterlidir.

  • Ölüm İçgüdüsü, Gerçeklik ve Haz İlkesi

    Ölüm İçgüdüsü, Gerçeklik ve Haz İlkesi

    Küçükken şeker görünce muhtemelen onu hemen isterdiniz. O hazza hemen sahip olmak isterdiniz. Bekleme ve erteleme düşüncesi sizi dehşete düşürürdü. Bu Freud’un haz ilkesi olarak tanımladığı bir davranıştır.

    Gençken veya henüz olgun değilken, ihtiyaçlarımızın hemen karşılanmasını ve haz duymayı isteriz. Aynı zamanda acıdan da kaçınmak isteriz. Ama zamanla büyürüz, olgunlaşırız ve sonra tekrar o şekeri görebiliriz. Ama bu sefer o şeker bizim olmayabilir, başkasının olabilir. Onu almak için başımızı derde sokabiliriz. Sosyal açıdan uygunsuz olabilir. Beklememiz gerekebilir. İşte burada gördüğümüz şey, gerçekliğin hazla yer değiştirmesidir. Gerçek olan şey beklemeniz gerektiğidir. O anda ödülü alabilmek için fedakârlık yapmanız gerektiğidir. Bu çeşit uzun süreli memnuniyet için o anki ödülle yerini değiştirirsiniz. Dış dünyanın keyif arayan davranışlarınızı artık hoş görmediğinin farkına varmalısınız. Her zaman istediğinizi elde edemezsiniz. Yerinize oturup toplumdaki rolünüzü gerçek dünyada oynarsınız. Haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçiş. Bu iki ilkede memnuniyet ile ilgili aynı kapsamlı görevi yerine getirir. Ama gerçeklik ilkesinde beklemeniz gerekebilir. Gecikme olabilir ancak, kurallara bağlı kalmak koşuluyla memnun olabileceksiniz; toplum kurallarına, dünya kurallarına. Hâlbuki haz ilkesi, karşılıklı iletişimin daha toy yoludur. Hemen oracıkta istediğinizi almayı beklersiniz. Hem de herhangi bir anlaşma olmadan. Daha çok bir bebeğin beklentisi gibi, bebek ağlar yemek yedirilir. Ama bu büyüdükçe devam etmez.

    Freud’a göre; hepimizin hayata karşı bir içgüdüsü olur. Bu güdü; sağlıklı olma, güvende olma ve cinselliğe katılma yani türümüzü devam ettirmeyi gerektirir. Yani bu yaşamak istediğimiz hayat için faydalı bir şeydir. Aynı zamanda çoğalmak ve türümüzün devamını sağlamak için de yararlıdır. Bu yaşam içgüdüsüne Freud, eros der. Aşk, iş birliği yardımlaşma da bununla anılır. Aslında kendi iyiliğin ve başkalarının ki için diğer insanlarla birlikte çalışmak. Bazı insanlar birtakım
    davranış modelleri takınır. Bunlar kendine veya etrafındakilere zarar veren davranışlardır. Freud buna ölüm içgüdüsü demektedir. Bu içgüdü de bazı duygularla anılır. Bunlar korku, öfke, nefret gibi duygulardır ve insanların kendi içine veya dışarıya diğer insanlara yönelik olabilir. Bu ölüm içgüdüsünün de bir adı vardır. Genel olarak buna thanatos denir.

    Eros ve thanatos birbirinin zıttıdır. Bu konuyla ilgili önemli olan şey ise; içgüdülerin yaradılıştan olan evrensel dürtü ve his oldukları Freud tarafından söylenmiştir. Herkesin içgüdüsü vardır. Bunlar doğal olarak ortaya çıkarlar ve bizi yaşam veya ölüm içgüdüsüne dönüştürecek dışarıdan bir şeye ihtiyacımız yoktur. İçgüdüler insanlarda doğal olarak gelişen şeylerdir. Bir çok insan bu düşüncelere de karşı çıkabilmektedir.

    (Sigmund Freud’dan kaynak kullanılmıştır.)

  • Alerjik hastalığı olanlar evde bitki yetiştirebilirler mi?

    Özellikle son 20 yılda ev ve iş yerlerinde süs bitkilerinin kullanımı arttı. Çoğu insan ev içi bitkilere maruz kalmaktadır. Ev içi bitkilerle olan alerjik duyarlılık ilk kez 1985 yılında Benjamin bitkisi ile tanımlanmıştır.

    Süs bitkilerinde alerjenler bitkinin özünde bulunur ve su ile yapraklara ve oradan da yaprakların üzerindeki toz parçacıklarına geçer. Havaya karıştıklarında da solunum yolu ile vücuda alınırlar.

    Alerjik yapıdaki bireyler için süs bitkileri önemli midir?

    Yapılan araştırmalarda alerjik hastalığı olmayan bireylerde ev içi bitki maruziyeti sonrası yapılan deri testlerin alerjiye rastlanmazken, alerjik nezlesi olan hastaların yaklaşık %80’inde deri testinde ev içi bitkilere alerjik duyarlılık geliştiği saptanmıştır. Alerjik riniti olan bireylerin evinde özellikle Benjamin bitkisi (ficus benjamina), yuka bitkisi(yucca), sarmaşık (ivy), palmiye ağacı (palm tree), turnagagası (geranium) bulunması ile zaman içinde bu bitkilere de alerji geliştiği görülmüştür. Türkiye’de özellikle Benjamin bitkisi ve yuka evlerde sıklıkla yetiştirilmektedir.

    Yine süs bitkilerine alerjik duyarlılık gelişimi ile ilgili yapılan başka bir araştırmada 150 alerjik rinit ve/veya astım tanısı alan hastaya 15 çeşit süs bitkisi ile deri testi yapılmıştır. Atopi (ailede doktor tanılı alerjik hastalık olması), besin alerjisi olan hastalarda süs bitkilerine alerji geliştirme riski yüksek saptanmıştır. Alerjik nezlesi olan ve süs bitkisi yetiştirenlerde zamanla süs bitkilerine alerji geliştirme riski artmıştır. Yuka bitkisi (yucca elephantipes), difenbahya (Dieffenbachia picta), Atatürk çiçeği ( Euphorbia pulcherrima) en fazla alerjik duyarlanmaya neden olan bitkiler olarak bulunmuştur. Afrika menekşesi (Saintpaulia ionantha), Kroton, ııtır (pelargonium), ve yuka bitkisi(yucca elephantipes) ev içinde bulunuyorsa bu bitkilere yönelik duyarlılık gelişme riski yüksektir.

    Özetle alerjik duyarlılığı olan kişilerin evlerinde başta yuka ve Benjamin bitkileri olmak üzere sarmaşık, palmiye ağacı, turnagagası, difenbahya, Atatürk çiçeği, kroton, ıtır olması zaman içerisinde maruziyetle bu bitkilere duyarlılık gelişmesine neden olabilir.

    Alerjik hastalar ev içi süs bitkisi yetiştirmek istiyorsa hangi bitkiler uygundur?

    Oda havasındaki kimyasalların temizlenmesini sağlayan bitkiler tercih edilebilir.

    1-Marginata bitkisi(dracaena marinata): Formaldehit ve benzen gibi havada bulunana kimyasalları temizler.

    2-Yelken çiçeği (spathiphyllum):Havadaki benzen, formaldehit ve trikloretileni temizler.

    3-Çin herdemyeşili (aglaonema).Doğal hava temizleyicidir.

    4-Kardeş kanı bitkisi (Dracaena fragnans). Marginata özelliğindedir.

    5-Paşa kılıcı(Sansevieria trifasciata): Karbon monoksit, nitrojen monoksid, formaldehit, kloroform, benzen, ksilen, trikloretilen gibi pekçok kimyasalı temizler. Gece boyunca oksijen ürettiğinden yatak odası için idealdir.

  • Madde Kullanım Problemi Herkeste Ortaya Çıkmaz

    Madde Kullanım Problemi Herkeste Ortaya Çıkmaz

    Madde kullanan insanların yalnızca küçük bir bölümünün madde kullanan insanlara dönüştükleri ortaya çıkmıştır. Bu çok fazla bilinen bir konu değildir. Neden bazı insanlar yalnızca kullanıcı olarak kalırken bazılarının bağımlılık geliştirdiklerini veya kullanıcılıktan bağımlılığa geçiş nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bu konuyla ilgili bir teori üzerinde durulmaktadır.

    Ortak Sendrom Teorisi(problem davranış teorisi)

    Bu teorinin vurgu yaptığı düşüncede yalnızca bir faktör öne çıkar. O da ilaç kullanma eğiliminin madde bağımlılığı riskini arttırdığıdır. Ancak bu yaklaşım fazla belirleyicidir. Çünkü ilaç kullanmaya meyilli herkeste madde bağımlılığının gelişeceğini ifade eder. Bu biraz keskin bir yaklaşımdır. Daha anlaşılır olması adına araştırmacıların gravyer peyniri adını verdikleri yaklaşımı anlatmak daha açıklayıcı olabilir. Elinizde gravyer peyniri olduğunu düşünün ve bu peynirin üzerinde delikler var. Yeryüzündeki her bireyin benzersiz birer gravyer peyniri olduklarını düşünün. Her bir dilimde bulunan deliklerin yerleri, büyüklükleri ve sayıları kişiden kişiye farklılık gösterir. Peynirin deliksiz kısımları, bizi madde bağımlılığından koruyan şeyleri temsil ediyor. Bu durumda düz kısımlarımız ne kadar fazlaysa madde kullanım olasılığımız o kadar düşük demektir. Deliklerse riskleri temsil eder. Daha çok sayıda ya da daha geniş deliklere sahip olan bireyler daha fazla madde bağımlılığı riski taşır. Madde kullanan arkadaşlara sahip olan veya madde bağımlısı bir akrabası olan bir bireyin madde kullanımına daha açık olduğu düşünülebilir. Aslında madde bağımlılığına yol açan birçok risk faktörü daha vardır. Bu risk faktörlerini her birini ele alacak olursak

    Bunlar;

    Biyolojik risk faktörleri: kalıtım

    Psikolojik risk faktörleri: bağımlılığa neden olabilecek bazı kişilik unsurları

    Toplumsal risk faktörleri: madde kullanan bir tanıdığınızın olması gibi

    Her birey için bu faktörler birbirinden farklıdır. Daha fazla veya daha az olabilir. Fakat herkesin kendine özgü bir risk faktör kombinasyonu vardır. Yukarıda bahsettiğim risk faktörlerinden herhangi
    biri kırılma noktası yaşarsa ya da bir risk faktöründen diğerine geçiş olacak olursa sonunda bağımlılık kazanılmış olacaktır (buradaki kazanım olumlu anlamda değildir.)

    Sonuç olarak her bir insanın benzersiz bir risk faktörü düzeni vardır. Ya da madde kullanımına olan yatkınlıklarını arttıran şeyler söz konusudur. Birçok insan madde kullanıyor olsa da madde bağımlılığı sorunu ancak bu risk faktörleri art arda sıralandığında ortaya çıkar.

  • Çocuklarda kablosuz ağın zararları!

    Elektromanyetik kirlilikten çocuklarınızı koruyunuz. İnsanlık, sanayi devrimi sonrasında modern yaşamda ne netice vereceğini bilmediği bir elektromanyetik alanda yaşamaya başladı ve ‘akıllı ev’ kavramı, her yere baz istasyonlarının kurulması olarak algılanmaya başlandı.

    Evlerdeki wi – fi ve kablosuz bebek alarmları büyük bir tehlike. Wi-Fi ve kablosuz bebek alarmları, evin içinde tehlikeli bir radyasyon dalgası oluşturuyor. Bu dalgalar, zaten kafatası ince olan bebeklerin beyinlerine direkt nüfuz ediyor. Bu da bebeklerde kanser riskini arttırırken, davranışsal bozukluklara da neden oluyor.

    Cep telefonu görüşmelerinin mümkün olduğunca kısa tutulması gerekiyor.

    Sinyalin az olduğu yerlerde telefonla konuşmayın.

    Ayrıca laptopları kucakta ve şarjdayken kullanmayın.

  • Geri-İleri Çağrışımlar

    Geri-İleri Çağrışımlar

    Hafızamızın kusursuz olmadığını biliyoruz. Sinir bozucu şekilde insanların isimleri, doğum günleri gibi şeyleri unutabiliyoruz. Bunun nedenlerinden biri bozulma adı verilen çok normal bir süreç. Eğer bir bilgiyi düzgün şekilde kodlamaz veya uzun süre geri almazsak daha sonra hatırlayamaz hale geliyoruz.

    Belleğe giden veya bellekten gelen yollar yani ipuçları ve bellek arasındaki sinirsel bağlantılar, uzun süre kullanılmayınca zayıflıyor. Dolayısıyla bu nöronları uyarmak hayli zorlaşıyor. Aslında bu problem kullan veya kaybet problemi. Bir şeyi öğrendikten sonra uzun süre kullanmazsanız maalesef bu bilgi zamanla bozuluyor. Bozulma tabi ki farklı materyaller söz konusu olduğunda bile tutarlı kalması açısından oldukça ilginç bir süreç. Dikkat edecek olursanız ilk unutma hızımız çok yüksektir ama zaman geçtikçe unutmamız yavaşlar. İnsan hafızasında
    bozulma kavramı ilk olarak 1800’lü yılların sonlarına doğru Alman filozof ve psikolog Ebbing Ghaus tarafından ortaya atılmıştır. Ebbing Ghaus önce üç harfli ve anlamsız çok sayıda hece ezberlemiş. Ardından 0 ila 30 gün arasında değişen farklı zaman aralıklarında bu hecelerden kaçını hatırlayabildiğini test etmiştir. Başlangıçtaki unutma hızının çok yüksek olduğunu gözlemlemiştir. Ama birkaç gün geçmesine rağmen unutmadığı sözcükleri 30 gün boyunca aklında tutabilmiştir. Sonraları bu tez başkaları tarafından birçok farklı materyal ve zaman aralıklarıyla tekrarlandı. Ortaya çıkan sonuç; ilk öğrenme süreci ne kadar derli topluysa unutma o kadar yavaştır. Örneğin birkaç yıl boyunca öğrendiğiniz bir dili birkaç günde unutmazsınız. Fakat Ebbing Ghaus’un unutma eğrisi uyarınca o dili kullanmazsanız birkaç gün içerisinde unutursunuz. Yani o noktadan sonra unutma hızınız düşer. Bozulma ve unutmaya dair ilginç nokta da şudur ki bir şeyi geri alamamamız, o şeyin uzun süreli hafızamızdan silindiği anlamına gelmez. Geri almanın yanında, bir bireyin bilgi veya yeteneği ne kadar iyi öğrendiğini anlamanın bir diğer yolu da o şeyi yeniden öğrenme hızına bakmaktır. Ebbing Ghaus üç harfli anlamsız heceleri kullanarak unutmanın yanı sıra yeniden öğrenme sürecini de incelemiştir. Listede gördüğü tüm heceleri hatırlayamasa bile listeyi ikinci kez ezberlemesi ilkinden daha kısa sürmüştür. Yani o hatırlayamasa bile belleğin
    temeli hala yerinde durmaktadır. Bu temele tasarruf adı verilmektedir. Çünkü biz farkında olsak da olmasak da bu bilgi bir kenara konulmaktadır. Yöntemsel yetenekler de yeniden öğrenilebilmektedir. Örneğin; birkaç ay önce piyanoyla bir şarkı çalmayı öğrendiniz ve bugün tek bir notasını bile hatırlamıyorsunuz. Notaları elinize alıp şarkıları yeniden öğrenmeye çalıştığınızda, eğer bir şeyi geri alamamak o şeyin uzun süreli belleğinizden sonsuza dek silinip gittiği anlamına gelseydi, bir şarkıyı ikinci kez öğrenmek ilki kadar zaman alırdı. Oysa şarkıyı ikinci kez öğrenmeniz büyük ihtimalle ilk öğrenmenizden daha kısa sürecektir. Bu süre farkı, şarkının uzun süreli belleğinizde kısmen de olsa hala saklanmakta olduğu anlamına gelir. Fakat sorun her zaman bozulmada olmayabilir. Bazen bir şeyler istediğimiz bilgiye erişmemizi engeller. Doğal olarak buna da engel adı verilir. İki tür engel vardır. Bunlar; geriye etkili ve ileriye etkili.

    Geriye etkili engel: öğrendiğimiz yeni bir bilgi önceden bildiğimiz bir şeyi hatırlamamızı engeller. Örneğin; yeni bir eve taşındınız ve her yere yeni adresiniz veriyorsunuz. Bu durumda eski adresi hatırlamanız güçleşir. İleriye etkili engel: geçmişte öğrendiğiniz bir bilgi, yeni bir bilgiyi öğrenmenizi ya da hatırlamanızı engelliyor. Örneğin; e-mail adresinizin parolasını uzun süre değiştirmemiş olmanız ve yakın zamanda değiştirdiğinizde genellikle eski olanı hatırlarsınız. Bu durum eski parolanızın hafızanızda yeni parolanızın önüne geçmesini sağlar.

    Hafızanız size oyunlar oynayabilir. Öğrenip unuttuğunuz sandığınız şeyler, tekrar edildiğinde hatırlanabileceği gibi hiç hatırlanmaya da bilir.