Yazar: C8H

  • Bebeklerde Uyku Problemleri

    Bebeklerde Uyku Problemleri

    Yeni doğan bebekler günde 14 ile 18 saat arasında uyuyabilir. Büyüdükçe bu süre azalmaya başlar. Ama en fazla uyuduğu dönemlerde bile uyku süresi 4 saati geçmez. Dolayısıyla ebeveynlerin sık sık uyanması gerekir. 1 yaşına basan çocuklar gece boyunca sakin ve düzenli bir uykuya sahip olsalar da %10 oranında uyku bozuklukları görülebilir. Bunların fizyolojik sebepli olanları vardır. Kulak enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, mantarlar, süt alerjisi, nefes alıp vermede yaşanan zorluklar sonucunda uyku sorunları gözükebilir. Ama uyku bozukluklarının genelinde davranışsal faktörler bulunur.

    Bebeğinizin uykusunu düzene sokmak adına nelere dikkat etmek gerekir?

    Bebeğin biyolojik saati: Bebekler 12 haftaya kadar sağlıklı bir sirkadiyen saat kuramazlar. Gecenin uyumak ve gündüzün yaşamak için olduğunu farketmeyebilirler. Bunun için bebeğinizi sabah aynı saatlerde kaldırabilirsiniz. Gün içinde yapacağınız işleri beraber yapabilir, gitmeniz gereken yerlere beraber gidebilirsiniz ki bebeğiniz gün ışığının ne anlama geldiğini anlayabilsin. Geceleri yapay ışıklardan korumak da bir hayli önemlidir. Melatonin hormonunun doğru çalışması buna bağlıdır.

    Açlık: 3-6 aylık bebekler, 5-6 saat uyusa bile en az bir kere beslenme amacıyla uyanacaklardır. Bebeğinizi uyumadan hemen önce emzirebilirsiniz. Gece boyunca tok tutacak besinler verebilirsiniz. Bu size ve bebeğinize kesintiye uğramayan bir uyku düzeni sunacaktır.

    Yatmadan önce: Bebeğinizle yatmadan önce oynadığınız oyunlar, onların heyecanlarını arttırır. Eğer emeklemeyi veya konuşmayı yeni öğreniyorsa, yatmadan önce de bu denemelerine devam edecektir. Yeni araştırmalar, çok fazla ekrana bakan bebeklerin de onları canlı tutan sinir sistemlerini aktive ettiklerini bulgulamıştır. Dolayısıyla, uyku vaktinden 2-3 saat öncesine kadar, ortam sakinleştirilmeli, yapay ışıklar azaltılmalı, heyecan ve merak arttıran oyunlar oynanmamalıdır.

    Geri uyuma: Biz yetişkinler de geceleri birçok defa uyanıp tekrar uyuruz. Bu küçük uyanmaları hatırlamayız bile. Bebeğiniz de henüz bunu öğrenmemiş olabilir. Uyandığında sizi yanında göremeyince ayrılık anksiyetesi gösterebilir. Ama bazen bebeğiniz uykusunda yalnızca ses çıkarıyor veya ağlayıyordur. Eğer uyandıysa 1-2 dakika sonra uykuya dalabilir. Bebeğinizin uyandığından emin olmadan onu tekrar uyutmaya çalışırsanız aslında onu uyandıran siz olmuş olursunuz.

    Rahatlatma: Bebeğinizi yatıştırıp tekrar uyutmaya çalıştığınız zamanlarda yaptığınız şeyler, bebek için rahatlatıcı olmayabilir. Onunla konuşmak, renkli ve ilgi çekici nesneler kullanmak bebeğinizin uykusunu daha da açacaktır. Yatıştırmak için kullandığınız yöntemlerin gerçekten dinlendirici olup olmadığını kontrol etmelisiniz.

    Düzen: Bebeğinizin günün aynı saatinde uyanmalıdır. Bu bebeğin biyolojik saatini düzenleyebilmesi açısından çok önemlidir. Geceleri uyuma vaktininde belirli olması gerekmektedir. Çocuğunuz uyku vaktinin geldiğini anlamalıdır. Bunun için geceleri belirli rutinler oluşturmanız yararlı olur. Ilık bir duş, ninni söylemek ve rahatlatıcı oyunlar bebeğinize ve size yardımcı olabilir. Bu rutinleri gündüz vaktine de taşıyabilirsiniz. Böylece bebeğiniz gerekli ipuçlarını elde ederek ne zaman hangi davranışı göstermesi gerektiğini daha çabuk kavrayabilir. Eğer uyku düzeni bozulduysa, öğle uykusunun süresini arttırmalı ya da çok uyuduysa sabah daha erken bir saatte uyandırabilirsiniz.

    Belirli bir süre sonra çocuğunuzun kendi kendine uyuması için cesaretlendirmelisiniz. Düzenli ve dengeli bir yaşam, uyku problemlerini de çözecektir. Geceleri uyanan çocuğunuzun ayrılık anksiyetesi yaşamaması için yanında olduğunu gösterseniz de, konuşmamak, göz teması kurmamak ve fazla hareket etmemek onun daha hızlı uykuya dalmasını sağlayacaktır. Eğer bebeğinizi anlamsız saatlerde uyumaya zorlarsanız uykuya olan tavrını negatif şekilde değiştirebilirsiniz. Bu da ileride uykuya dalma problemleri ve başarısızlığın uyumayla özdeşleşmesi anlamına gelebilir.

  • Pasif sigara içiciliğinin çocuk sağlığına etkileri

    Günümüzde sigaranın zararları öğrenildikçe çocuğun yanında sigara içmenin zararları da daha çok fark edilmeye ve araştırılmaya başlandı.

    Sigara dumanı 7.000’den fazla kimyasalın ölümcül bir karışımını içerir.
    Bu kimyasalların yüzlercesi zehirlidir. Yaklaşık 70 tanesi kansere neden olabilir.Sigara dumanı bebekleri ve çocuklara çok ciddi zarar verir. Pasif sigara içicisi olan çocuklar, kendisi sigara içenlerin soludukları tehlikeli kimyasalları solurlar. Küçük çocukların pasif sigara dumanına maruz kaldığı ana yer evleridir.

    Pasif Sigara İçiciliği ve Çocuk Sağlığı

    Evler, çocukların pasif sigara dumanına en çok maruz kaldığı yerdir Sigara içilmesine izin verilen evlerde yaşayan çocuklar, sigara içilmesine izin verilmeyen evlerde yaşayan çocuklardan daha yüksek seviyelerde kotinin (pasif sigara maruziyetinin biyolojik bir belirteci) vardır. Çocukların evlerde pasif sigara dumanı maruziyeti son yıllarda düşmüş olsa da, çocuklar hala yetişkinlerden daha fazla pasif sigaraya maruz kalmaktadır. 3-11 yaşları arasındaki 10 ABD’li çocuktan yaklaşık 4’ü (% 40,6) pasif sigara dumanına maruz kalmaktadır.

    Evinizi ve araçlarınızda sigara içmeye izin vermemeniz ve içmememeniz çocuklar arasında ve sigara içmeyen yetişkinlerin sigara dumanına maruz kalmasını azaltabilir. Bazı araştırmalar, bu tutumun sigara içenlerin sigarayı bırakmalarına yardımcı olabileceğini ve ergenlerin sigara içme riskini azaltabileceğini göstermektedir.

    Çocuğun Yanında Sigara İçmenin Zararları

    Vücutları geliştiği için, bebekler ve küçük çocuklar, pasif sigara dumanındaki zehirlere karşı özellikle savunmasızdır.

    Anneleri gebe iken sigara içen bebeklerin ve doğum sonrası pasif sigara dumanına maruz kalan bebeklerin ani bebek ölümü sendromundan (SIDS)ölme riski sigara dumanına maruz kalmayan bebeklerden daha fazladır.

    Hamile iken pasif sigara dumanına maruz kalan annelerin daha düşük doğum ağırlıklı bebeklere sahip olma olasılığı daha yüksektir, bu da bebekleri zayıf doğmasına sebep olur ve birçok sağlık problemi riskini arttırır.

    Anneleri hamileyken sigara içen veya doğumdan sonra pasif sigara dumanına maruz kalan bebekler diğer bebeklerden daha zayıf akciğerlere sahiptir, bu da birçok sağlık problemi riskini arttırır.

    Pasif sigara dumana maruz kalma, bebeklerde ve küçük çocuklarda bronşit ve zatürre gibi akut alt solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur.

    Astım tedavisi alan çocuklar pasif sigara dumanına maruz kalması sigaraya maruz olmayan astımlı çocuklara oranla daha sık ve ciddi atak geçirmesine neden olur.

    Pasif sigara dumanı maruziyeti, okul çağı çocukları arasında öksürük, balgam, hırıltı ve nefes darlığı gibi solunum semptomlarına neden olur.

    Pasif sigara dumanına maruz kalan çocuklar kulak enfeksiyonları içinde risk altındadır ve orta kulakta birikebilecek sıvının azaltılması için kulak tüpü takılma için bir operasyona ihtiyaç duymaları daha olasıdır.

  • Allerji önlemleri

    Gözle görülmeyen, ancak mikroskop altında görülebilen 0.1-0.5. mm çapında küçük canlılardır. Yaşamaları için ideal koşullar 20-37 c sıcaklık, %60-70 arası nemdir. İnsanlardan dökülen ölü epitel (deri) hücreleri, saç, kıl, kepekten ve diğer organik maddelerden beslenirler. Her evde bulunan ev tozu akarlarının en yoğun ürediği yerler insanların yatakları (ideal nem, sıcaklık ve besin nedeniyle), yastık, yorgan, halı dipleri ve kumaş mobilyalarıdır. Akarların burada bıraktıkları dışkıları zamanla kuruyarak ince toz haline geçer ve bu ince toz solunum yoluyla alınınca alerjik bünyeli şahıslarda şikayetlere neden olur.

    Alınması gerekli tedbirler nelerdir?

    Yatak odasının düzenlenmesi:

    Bu hastalık için çocuğun yattığı oda önemlidir, çünkü en az 12 saat orada kalmaktadır.

    Ev tozu akarları 60 C’nin üzerinde 1 saatte ölmektedir. Bu nedenle yatak, yorgan, yastık tamamıyla 60 C’nin üzerinde yıkanmalı ve bu işlem 6 haftada bir (akarların üreme ritmi) tekrarlanmalıdır. Yatak, yorgan, yastık elyaf olmalı. Yatak odasında halı kesinlikle bulundurulmamalıdır. Yerine kilim veya hasır olabilir( 15 günde bir 60 C ile su ile yıkanmalı)

    Yatak odası dışındaki yerler:

    Oturma, çalışma ve misafir odalarında kadife, tüylü kumaşlı mobilyalardan kaçınmalı, perdeler yıkanabilir kumaştan olmalıdır. Halı miktarı mümkün olan en alt düzeyde tutulmalıdır.

    Evdeki nem oranını düşük tutmak:

    Evdeki nem oranının bilinmesi için nem ölçer cihazlarının bulunması faydalı olabilir. Yazın nem oranını düşük tutmak için vantilatörler ve klima kullanılabilir. Kışın ise evde çamaşır kurutmak, soba üzerinde çay kaynatmak, kalorifer üzerinde buhar yapıcı kaplar asmak gibi nem oranını arttırıcı işlemlerden kaçınılmalıdır. Ev ve eşyalar nem oranını düşürmek amacıyla günde 2-4 saat havalandırılmalıdır.

    Temizlik ve güneşlendirme:

    Evde her tarafın ve tüm eşyaların tozu haftada bir kez mikro filtresi olan bir elektrik süpürgesiyle 1 m2 için 1 dakika harcamak suretiyle alınmalıdır. Mümkün olan tüm eşyalar sık sık güneşlendirilmelidir.

  • Kaygı Bozukluğu

    Kaygı Bozukluğu

    Anksiyete (kaygı bozukluğu) ; genel olarak gelecekle alakalı olmaktadır. Kaygı ve endişe dozuna göre normal ya da anormal olarak kabul görmektedir. Dünya kontrol edemeyeceğimiz kadar büyüktür. Fakat bazı insanlar kontrol edebilmek isterler. Güçleri yetsin, elleri erişsin isterler. Bunu gerçekleştiremedikleri zaman da kaygılanmaya başlarlar.

    “Gelecek” kaygısı en temel kaygılardandır. Çünkü geleceği kontrol edemeyiz. Ya şu olursa ya bu olursa düşüncesiyle birey kaygı seviyesini yükseltmiş olur. Kaygının akılcı bir yanı yoktur. Yetiştirilme tarzı, güven duygusu, etrafta ne gördüğümüz, ebeveynlerle olan ilişkiler vb. gibi durumlar karşısında hayata bakış açımız değişir. Birey sadece kendi hayatını değil etrafındaki bireylerin de hayatlarına erişerek, rahatsız olmalarına sebep olurlar.

    Özellikle çocuk yetiştirilirken söylenilen sözler; “koşma düşersin.” “yapma bir yerini çarparsın.” gibi, daha küçük yaşlarda kaygı ile tanışma meydana gelir. Olumsuzlukların aşılandığı çocuk yaşlardan sonra yetişkinlikte, çocuk her yerden tehlike işaretleri alır. Kaygı bozukluğu tehlike işaretlerini daha çok gören insanlarda ortaya çıkmaktadır. Sonu olmayan kaygı bozukluğu yaşayan insanlara hayatlarını kendileri zorlaştırırlar.

    Örneklendirmek gerekirse; çok sevdiğiniz bir dostunuzu yıllardır görmüyorsunuz. Kendisi başka bir şehirde ikamet ediyor. Sizi davet etti ve uçakla gitmeniz gerekli. Uçağa bindiğinizde ne düşünürsünüz? İşte can alıcı soru bu. Genellikle iki tür cevap verilmektedir.

    1. Arkadaşıma ne alsam? Küçük bir hediye götürebilirim ya da uçaktan inince mi bir şeyler baksam? Beni kim karşılayacak? Bunca yıl sonra birbirimizi tanıyabilecek miyiz?

    2. Bu uçak acaba nasıl kalkış yapacak? Havada bir şey yaşamasak bari. Ya motora kuş kaçarsa. Sağ salim inebilecek miyiz?

    Ve daha bir çok şey..

    İşte bu verilen örnekteki 1. Durum herhangi bir kaygı yaşamayan ya da sağlıklı diye kabul ettiğimiz bireylerin yaşadığı durumdur. Öte yandan 2. Durum ise; kaygıyı yoğun yaşayan, hiç yoktan kendisini kaygı yoğunluğunun içine bırakması durumudur.

    Tabi ki her zaman tablo böyle olmayabilir. Bireyin geçmiş yaşantısına bağlı olarak da kaygılar yükselebilmektedir. Yapılabilecek en olumlu durum, bir uzmandan yardım almak ve sorunun ortadan kaldırılmasını sağlayabilmektir.

  • Domuz gribi!

    Domuz gribi diye bilinen hastalık influanza virüs ailesinden İnfluanza A virüsüdür. Her yıl Sonbahar-Kış aylarında salgın yapan virüs ise bizim bildiğimiz influanza B virüsüdür. Ancak yeni virüs ortaya çıktığında, insanlarda da yeteri kadar antikor yoksa pandemi denilen ağır salgınlara neden olur. Yaklaşık seksen yüz yılda bir kıtalar arası salgın yapar ve tıp dünyasında buna pandemi denir. Çok sayıda insanın ölmesine neden olan İspanyol gribi gibi. Virüs şu an aynı rutin pandemisini yapıyor.

    RİSK GRUPLARI:

    65 yaş üzeri olanlar, kronik hastalığı olanlar, özellikle kronik akciğer rahatsızlıkları olanlar mutlaka aşılanmalı.

    Kanser hastaları, şeker hastaları, böbrek yetmezliği olanlara da aşı yapılmalı. Aşılanması gereken bir grup da toplu yaşam yerlerinde yaşayanlar. – Okullara, askeri kışlalara, huzur evlerine, sağlık çalışanları ile birlikte mutlaka aşılama yapılmalı.

    Güçlü bünyesi olan insanlar yakalandığında sadece grip semptomları gösterir. Daha önce kuş gribinde de olduğu gibi bu tür grip salgınlarında şikayetler aynıdır. Yüksek ateş, boğaz ağrısı, kırgınlık, halsizlik gibi şikayetler domuz gribinin belirtileri arasında olabilir. Normal genç popülasyon, yani hiçbir hastalığı olmayan insanlar bir hafta on gün yatak döşek yatarlar ve hastalığı atlatırlar. Ama iş kronik hastalığı olanlara gelince, çocuklara gelince çok geç ve güç atlatabilirler.

    DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMAK İÇİN:

    En çok tavsiye edilen evi günde 4 saat havalandırmak. Domuz gribinden korunmak için en önemli şey temasın olmaması. Ziyaretlerin azaltılması ve öpme gibi davranışlardan kaçınmaktır. Bu tarz influanza salgınlarında en tehlikeli dönemler Sonbahar ve Kış dönemleridir. Sonbaharda mikrobun bulaştırıcılığı yayılımı artar. Havalar ısındıkça salgın kendiliğinden sona erer. Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat dönemi biraz sancılı geçer.

    DİKKAT EDİLECEK HUSUS:

    En çok tavsiye edilen evi günde 4 saat havalandırmak. Domuz gribinden korunmak için en önemli şey temasın olmaması. Ziyaretlerin azaltılması ve öpme gibi davranışlardan kaçınmaktır. Bu tarz influanza salgınlarında en tehlikeli dönemler Sonbahar ve Kış dönemleridir. Sonbaharda mikrobun bulaştırıcılığı yayılımı artar. Havalar ısındıkça salgın kendiliğinden sona erer. Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat dönemi biraz sancılı geçer.

    DOMUZ GRİBİ TEDAVİSİ:

    İnfluanzaya etkili bir tedavi yoktur. Soğuk algınlığına yol açan onlarca virüs var. en iyi tedavi istirahattır. Taze tavuk suyu çorbası, sıcacık içecekler, yeterli sıvı alımı, ılık kompresler veya ılık duş, sigara ve diğer hava kirleticilerden kaçınmakttır.

  • Alkol Toleransı

    Alkol Toleransı

    Tolerans kulağa hoş gelse de bağımlılık söz konusu olduğunda toleransın anlamı farklı. Alkol kullanıldığı zaman hem bedensel hem psikolojik sorunlar ortaya çıkar. Alkol kullanımıyla ortaya çıkan istenen ya da istenmeyen birtakım etkilere karşı yanıtın azalması durumuna alkol toleransı denir. Bir diğer değişle alkol kullanımında gün geçtikçe miktar artması alkol tolerans gelişimi olarak adlandırılabilir.

    Alkol toleransı bireyden bireye, cinsiyet ve ırka göre değişiklik gösterebilir. Eğer alkol bağımlılığı gelişirse, alkol toleransı 8-10 katına çıkabilir. Çok kısa sürede de gerçekleşeceği gibi çok uzun yıllarda da meydana gelebilir. Tolerans bu bakımdan çok kritiktir. İki bardak içilen içkinin verdiği hoşluğu kimi zaman sonra 6-7 içki içerek sağlayabilirler. Yani alınan alkolün iki katına çıkması durumu bizler için yeterlidir. Bu sayı 8-10 katı da bulabilir. Alkol tüketmenin sonucunda bireyde gözlemlenenler birçok değişkene bağlıdır. Bireyler çok değişik ölçülerde etkilenebilir. Bir bardakla sarhoş olmak ya da şişe şişe içip hiç etkilenmemek vs. gibi. Alkol toleransını etkileyenlerin başında, doğuştan gelen genetik yatkınlığın söz konusu olduğundan bahsedilmektedir. Aynı zamanda ırklarda hatırı sayılır yer tutmaktadır. Kuzey Amerika, kuzey Avrupa insanlarında alkol toleransının oldukça yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bunun tam tersi olarak da uzak doğu insanlarında, sarı ırkta alkol toleransının çok düşük olduğu tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak alkole olan yatkınlık ve bağımlılık yoğun bir şekilde gözlemlenmiştir.

    Vücudun kitlesi yine alkol toleransını etkiler. Bu etkideki en önemli biyolojik etkense; alkol alındığında karaciğerde sindirime uğrar. Alkol dehidrogenaz (hücre içerisine yerleşmiş enzim) denilen bir enzim ile. Bu enzim insandan insana değişik düzeylerde olabilir ve bazı insanlar doğuştan olarak alkolü çok daha hızlı sindirmek gibi bir yeteneğe sahip olabilir. Bu gibi kişiler yüksek alkol tüketiminden olumsuz olarak etkilenmez ve alkole yatkın hale gelirler. Alkol tüketen bireylerde vücuttaki enzim kapasitesi yükseldikçe vücut daha fazla alkole ihtiyaç duymaktadır.

    Davranışta, duyguların ifade edilişinde, kişilik özelliklerine de bağlı olarak insanlar alkole karşı, etkisine karşı bir takım tutumlar sergilerler. Alkolle ilk karşılaşan gençler, yüksek sesle konuşmak, kontrolsüz davranışlar içerisine girebilir. Fakat alkol içtikçe, içilince neyle karşılaşacağını bilebilen insan bir süre sonra alkolün bu psikolojik davranışsal etkilerine de tolerans geliştirir. Yani aynı etkileri yakalayabilmek için daha fazla alkole yönelim gösterebilir.

    Alkol yüksek miktarlar da içildikçe riskler artmaktadır. Alkolün her şeye toleransı yoktur. Özellikle beyindeki nöronların etkilenmesi, bunama, nöropati (sinirlerdeki hastalıkları ifade eder) gibi alkol problemlerine tolerans gelişmez. Alkol toleransının yüksek olması alkol bağımlılığına yatkınlık göstergesidir.

  • Yenidoğan hakkında

    Yenidoğan bebeklerde doğumu takip eden ilk 3-5 gün içerisinde bazı hastalıklar açısından tarama testleri yapılır. Ülkemizde yenidoğan bebeklerde tarama testleri yapılan hastalıklar şunlardır:

    Fenilketonüri (FKÜ)

    Fenilketonüri kalıtsal bir hastalıktır. Yiyeceklerle vücuda alınan fenilalanin, hasta bireylerde fenilalanin hidroksilaz enziminin vücutta olmamasından dolayı parçalanıp dışarıya atılamaz. Bu nedenle atılamayan fenilalanin kanda birikir geriye dönüşümsüz beyin hasarı oluşturur ve bebeğin zihinsel gelişimini engeller. Akraba evliliklerinde hastalığın görülme oranı yüksektir.Tedavisi, içerisinde fenilalanin olmayan özel diyet tedavisi ile olur.

    Konjenital Hipotiroidi (KH)

    Konjenital Hipotiroidi; Tiroid bezinin yeterince tiroid hormonu üretememesi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Yenidoğan döneminde belirtileri görülmediğinden erken tanı güçtür. O yüzden Sağlık Bakanlığı her yeni doğan bebekte topuk kanında ücretsiz bu tahlilleri yaptırmaktadır. Tedavi edilmeyen vakalarda ciddi zeka geriliği ve asimetrik cücelik ortaya çıkar. Erken tanı konulamaz ise kalıcı zekâ geriliği kaçınılmazdır.
    Hastalık kalıcı ve geçici tip olmak üzere iki çeşittir. Kalıcı Konjenital Hipotiroidi de hastalık ömür boyu sürer.
    Geçici Konjenital Hipotiroidi de belirli bir süre hasta ilacını kullanır ve normale dönünce kesilir.
    Tedavisi, dışarıdan hormon takviyesi ile gerçekleşir. Oldukça kolay ucuz ve etkin bir tedavidir.

    Biyotinidaz Eksikliği (BE)

    Biyotinidaz Eksikliği kalıtsal bir hastalıktır. Biyotin vücut için son derece önemli bir vitamindir. Bu vitaminin vücutta kullanılabilmesi için biyotinidaz enzimine ihtiyaç vardır. Erken tanı tedavide çok önemlidir. Biyotinidaz eksikliği durumunda hastalık tedavi edilmezse deri döküntüleri ile kendini göstermeye başlar işitme, görme kaybı ile devam eder ve tedavide çok geç kalınmış vakalarda koma ve ölüm ile karşılaşılabilir.
    Tedavide biyotin ağızdan verilir. Tedavi oldukça kolay ucuz ve etkindir.

    Kistik Fibrozis Hastalığı (KF)

    Kistik Fibrozis (KF) kalıtsal (ailevi geçiş gösteren) bir hastalıktır. Doğumdan itibaren pek çok organın salgı bezlerini etkileyerek fonksiyon bozukluklarına yol açar. Hastalıktan sıklıkla akciğerler, pankreas, karaciğer, bağırsaklar, sinüsler ve üreme organları etkilenir. Normalde, dış salgı bezlerinin salgısı sudan zengin ve akışkan kıvamdadır; bu özellik organ sistemlerinin normal çalışmasını sağlar. KF hastalığından sorumlu gendeki bozukluk nedeni ile KF’li hastalarda salgılar susuzdur; koyulaşmış, kıvamı artmış ve akıcı özelliği kaybolmuştur.

    Bu anormal özellikteki salgılar akciğerde havayollarında birikerek mikropların yerleşmesine, tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına ve ilerleyici akciğer hasarına neden olur. Karaciğer ve pankreasın salgıları da koyulaşmıştır; bu koyu salgılar organ kanallarını tıkayarak hasara neden olurken diğer taraftan da salgılar bağırsağa akamadığı için yenilen yiyecekler sindirilip vücuda yararlı hale getirilemez.

    Sonuç olarak ishal (bol, yağlı ve kötü kokulu), karında gaz ve şişkinlik, kilo alamama, vitamin eksiklikleri ve büyüme-gelişme geriliği ortaya çıkar. KF hastalığında ter bezleri de etkilenir. Hastaların terleri daha tuzludur. Özellikle sıcak havalarda terle tuz ve su kaybı artar; hastalarda susuzluk ve tuzsuzluk belirtileri görülebilir.

    Kistik Fibroz yaşam boyu süren kronik bir hastalıktır. KF’li hastalar, büyüme-gelişmelerinin izlenmesi, ilaç tedavilerinin buna göre düzenlenmesi, oluşabilecek organ işlev bozukluklarının erken saptanması ve gerekli müdahalelerin yapılması için düzenli aralıklarla kontrollere çağrılırlar.

  • Bahar Yorgunluğu

    Bahar Yorgunluğu

    Mevsim geçişlerinde etkili olan yorgunluk bahar keyfini gölgeliyor. Bahar yorgunluğundan korunmak ve daha zinde hissetmek için neler yapılmalı.

    Bahar geliyor ve doğa canlanıp renkleniyor. İnsan vücudu da bu değişikliğe uyum sağlamaya çalışıyor. Ancak bu geçiş her zaman kolay olmuyor. Uyku bozukluğu, stres, halsizlik, yorgunluk, bunlardan bir veya bir kaçını hissediyorsanız bahar yorgunluğu yaşıyor olabilirisiniz. Bahar yorgunluğu sadece enerjiyi düşürmüyor aynı zamanda kas ve eklemleri de etkiliyor. Özellikle baş, boyun, sırt ve belde ağrılara neden oluyor. Bu dönemde yapılan en büyük hata ağrı kesici kullanmaktır. Bahar aylarında ağrı ile ilgili problemler yaşandığında, bunun vücudun bir reaksiyon olduğunu unutmamak gereklidir. Ağrı kesiciler ise; bu reaksiyonu baskılamakta ve adaptasyon süresini uzatmaktadır. Bu da bireyin yaşadığı bahar yorgunluğunun daha uzun sürmesine sebebiyet verebilir. Bu nedenle bahar yorgunluğunda, ihtiyaç olmadığı ve çok şiddetli olmadığı sürece ilaç kullanılmamalıdır.

    Bahar yorgunluğunun en iyi ilacı sağlıklı beslenmekten geçmektedir. Gıdalardan alacağınız bol vitaminle bu ayları daha rahat atlatabilirsiniz. Daha zinde hissetmek için; vücudu susuz bırakmamalı, sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmeli ve protein de ihmal edilmemelidir. Bahar yorgunluğunu kolay atlatmanın yolu yaşam tarzı değişikliğinden geçmektedir. Başlangıç için yapılabilecek şey ise hayatınıza hareket katmanızdır. Düzenli olarak her gün yapacağınız yarım saat ya da 45 dakikalık yürüyüşler bahar yorgunluğunun azalmasına ve bu sürecin atlatılmasına yardımcı olacaktır. Yorgunluk iki haftadan fazla sürerse bir hekime görünmenizde fayda vardır. Sürekli halsizlik durumu söz konusu ise; bunun altında yatan başka sağlık problemleri olabilir. Bunlar fizyolojik hastalıklar olacağı gibi bireyleri halsiz bırakabilecek hastalıklar olabilir.

    Fizyolojik rahatsızlıkların yanı sıra psikolojik açıdan da bireyler kendilerini itkin ve yataktan çıkmak istemeyen durumlar içerisinde bulabilir. Az evvelde sözü geçtiği gibi iki haftadan daha uzun süren yakınmalar söz konusuysa bir uzmana başvurmanız fayda sağlayacaktır.

  • Menenjit aşıları

    Yılda Meningeokok ( N.Menenjitis ) vakaların insidansı 443 vaka, bunların %10-30 ölümcüldür, %30-40 sekel bırakır. Bu bakteri sepsis ve menengit hastalığına neden olur, 13 tipi

    saptanmıştır. A C Y W B Z E H I K L D X

    Tek doğal kaynağı insandır. Dış ortamda çabuk ölür, insanda Orofarinx’te kolonize olup, 14-18 yaşlarda, erkeklerde, sosyoekonomik durum düşük bölgelerde artar. Bu kolonizasyon kısa sürelidir ( 0-2 ay ), temastan sonra ilk 10 gün riskli dönemdir ( sekresyonla yakın temas ). 2/100 000 olma ihtimalı var. Bebekler ilk 40 gün anneden dolayı korunmuşlardır.

    Risk Grupları:

    Yurt öğrencileri 14-18 yaş arası.

    0-5 yaş arası, 65 yaş üzeri

    Askerler

    Hacılar

    ÜSYE geçiriyorsa, sigara, afrika ziyareti, immun yetmezliği olanlar

    Aspleni, HİV varsa

    Belirtiler:

    Basmakla solmayan peteşiler, ateş, halsızlık, huzursuzluk.

    Tanı:

    Orofarinx’tan ve kandan kültür, gram boyama.

    Tedavi:

    Hemen yapılmalıdır, Hidrasyon, sedasyon, yatak başı 30-45 derece kaldır AB verilmelidir ( Rifa, Ceftriaxon, siprofoxasin ). Beyin ödemi varsa gereken tedavi, Tedaviden ilk 24 saat sonra bulaşıcılık riski kalkar.

    Komplikasyonlar:

    Çok, sağ kalanların yarısı sekelli olur. Bu nedenle erken teşhis edilmezse ölümle sonuçlanır.

    Korunma:

    N.menengitis’in serotip dağılımı çok değişiklik gösterir, Haç’ta mesela tüm serotipleri toplanır, en önemli 5 serotipten korunmak gerekir.

    Bunu da 2 aşı tipi ile gerçekleştirebiliriz:

    Menveo aşısı: A C Y W ‘den korur. 7. Ve 13. Ayda 2 doz. Veya 2 yaş üstü ise tek doz olarak uygulanabilmektedir.

    Bexero aşısı: 2 tip B‘den korur. 3.-5.- Ve 14. Ayda 3 doz. Veya 9. Ve 14. Ayda 2 doz olarak uygulanabilmektedir. 2 yaş üstü ise iki doz olarak, 2 ay ara ile uygulanabilmektedir.

    Piyasada başka ticari adlı aşılar da var, ama uygulama ayları ve dozları değişmektedir, buna istinaden ben ticari isim kullanmak zorunda kaldım.

    Koruyuculuk: %90 nin üstündedir, Koruma süresi 5-10 yıldır. 10 yılda bir tekrarı uygundur.

  • Saldırganlık

    Saldırganlık

    Psikologlar saldırganlığı zarar vermeyi ya da yok etmeyi amaçlayan herhangi bir fiziksel ya da sözlü davranış olarak tanımlamaktadır.

    Asıl önemli olan soru şu: saldırganlık neden kaynaklanıyor?

    Saldırganlığı etkileyen üç şey var; ilki biyoloji. İkincisi psikolojik ya da zihinsel etmenler. Sonuncusu da sosyo-kültürel etmenler. Bunlardan herhangi biri tek başına saldırganlığa sebep olmayabilir ama
    üçünün birleşiminin saldırgan davranışa yol açtığı düşünülmektedir.

    Biyoloji kısmını ele alacak olursak; biyolojinin üç tane unsuru var. İlki genler. Saldırganlığın genetik bir unsura da sahip olması gerekmektedir. Beynin yapısının da saldırgan davranışa etkisi
    önemlidir. Beyinde saldırganlığı kontrol eden bir nokta yok ama bunu engelleyebilen ya da çabuklaştırılabilen devreler var. Amigdala (nöronların oluşturduğu beyin bölümü) beyinde küçük bir yerdir ama aslında çok önemlidir. Çünkü korkuya verdiğimiz tepkinin kontrolüne
    burası yardımcı olur. Ve uyarıldığında saldırgan davranışı da tetikleme eğilimindedir. Saldırganlığı tetikleyen bir diğer beyin bölgesi de ön lobtur. Beynin bu bölgesi çok sayıda üst düzey görevden
    sorumludur. Yani plan yapma ve karar verme gibi şeyler. Bir diğer sorumluluğu da dürtü kontrolüdür. Bir diğer saldırganlık faktörü de testesteron hormonudur. Erkeklerde testisler kadınlarda ise; yumurtalıklar tarafından salgılanır. Erkeklerin kadınlardan daha saldırgan olmasının sebeplerinden biri testesteron hormonunun erkeklerde daha yoğun salgılanmasıdır.

    Saldırganlığı psikolojik olarak ele alacak olursak; engelleme-saldırganlık prensibine dayanır. Engelleme ve gerilim kızgınlık yaratır. Bu da kişiyi saldırganlığa teşvik edebilir. Herhangi bir şeyin gerilime sebebiyet verebileceği bilinir. Fiziksel bir acı ya da kalabalık bir ortamda bulunmak gibi şeyler. Ama saldırganlığa yol açabilen gerilimin umulmadık ana sebeplerinden biri sıcaklıktır. Laboratuvarda yapılan deneylerden birinde odadaki sıcaklık arttıkça, yalnız kalan kişi daha fazla gerilir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki yaz aylarında daha fazla şiddet suçu işlenmektedir. Aynı zamanda pekiştirme ve model olmanın da saldırganlığa yol açabildiği bilinmektedir.

    Son olarak da sosyo-kültürel etmenlerin etkilerinden bahsetmek gerekirse; bunlar toplumumuzda insanların içindeki saldırgan davranışı dışarı vurmalarına sebep olan şeyler. Örneğin; insanların grup içinde kendi hallerindeyken verecekleri tepkiye oranla, çok daha saldırganca tepki vermeye meyilli olduklarını biliyoruz, maç sonrası taraftar tepkisi gibi. Büyük bir insan grubunun içindeyken kimliksiz bir statü kazanılıyor. İnsanlar yeni durumlarla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarından emin değillerse, toplumsal kodlamalara güvenmeye meyillidirler. Ya da nasıl davranacağına dair toplum tarafından belirlenmiş talimatlara meyillidirler.

    Fiziksel saldırı, sözlü saldırı ve hatta kötü niyetli dedikoduyu yayma gibi şeylerin hepsi saldırganlık olarak sayılabilir.