Yazar: C8H

  • Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri

    Doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri çok çeşitlidir ve yaşa göre de değişiklikler gösterir. Yenidoğan bebekler ile erken bebeklik çağında sıklıkla morarma (özellikle ağladığında ve beslenirken olan), emerken yorulma, kilo alamama, nefes darlığı, aşırı terleme gibi şikayetler ortaya çıkar.

    Daha büyük çocuklarda dil ve dudakta morluk, tırnaklarda morluk, morluk ve yorulma sonucu çömelme, nefes darlığı, düz yolda yürürken çabuk yorulma, aşırı terleme, nefes darlığı şikayetleri olur.

    Sık akciğer enfeksiyonları, öksürük, çarpıntı, bayılma gibi şikayetler de olabilir. Bu türlü şikayetler olduğunda çocuk kardiyoloji bölümüne başvurulması gerekir.

  • Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Eskiden oyun oynamak için çocukların ihtiyacı olan basit nesnelerdi. Dönen, birleştirilebilen veya renkli sade eşyalar oyunun içeriğine göre sembolleştirilirdi. Oyunların çoğunluğu için ise herhangi bir şeye bile gerek yoktu. Kuralları koyan ve değiştiren çocuklardı. Eğer oyun oynamak için bir eve ihtiyacımız varsa, “Burası evmiş.” gibi bir varsayım hayal gücümüzün harekete geçmesine yeterliydi. Gerçekten ihtiyacımız olan tek şey, oyun arkadaşlarıydı. Endüstrinin gelişimiyle oyuncakların sayısı ve vasfı da arttı. 80 ve 90’ların çocukları hayal güçlerine yardımcı olan oyuncaklarla tanıştı. İlk dönem oyun konsolları da, oyun oynamanın şeklinde değişiklikler meydana getirse de, doğasına zarar verecek etkilere sahip değildi. Gelişim psikologlarına göre gerçek dünyaya ait ve yarı teknolojik bu oyunlar sağlıklı gelişim için gerekli olan sosyal etkileşimi, yaratıcılığı, hayal gücünü ve gerçek dünyayla, doğayla olan bağımızı sağlıyordu. 10-15 yıl gibi kısa bir sürede iPadler, akıllı telefonlar ve Xboxlar, “elektronik kokain”, “dijital eroin” olarak anılmaya başladı.

    Çocuğumuz kitap okumak, arkadaşlarıyla birlikte futbol, basketbol, misket, saklambaç veya lego oynamaktan heyecanlanırken, özellikle Minecraft, Counter Strike, League of Legends, Dota gibi oyunların başından kalkmaz oldu. Bu sandığımız kadar kötü bir şey mi yoksa yalnızca yeni bir oyun çağına mı giriyoruz?

    İlkokul öncesinde veya bazen konuşmayı bile öğrenmemiş çocuklarımızın eline teknolojik aletler veriyoruz. Çocuklarımız ilk önce başka şeylerle ilgilenmeyi bırakıyor. Yalnızca tek bir oyuna odaklanıyor. Oyunlarda gerçek hayatta rastlamadığı şiddet öğelerine maruz kalıyor. Kendisini ve evreni keşfetme yolu kıyamet sonrası bir dünyada canavarları öldüren bir karakter üzerinden ya da en kısa sürede en çok adamı öldüren bir terörist üzerinden gerçekleşiyor. Oyunu elinden almak isterseniz öfke nöbetleri geçiriyor. Ebeveynlerine karşı çirkin kelimelere hatta şiddete başvurabiliyor. iPad elinde değilken hiçbir şeyle ilgilenmeden, dalgın, cansız ve sıkılgan bir şekilde çevresini izliyor. Bir gün size oynadığı oyunu rüyasında veya gözlerini kapattığında gördüğünü söyleyebilir. Geceleri yatağında, gözleri kan çanağı ve transa girmiş bir şekilde onu ekrana bakarken bulabilirsiniz.

    Bu yeni bir oyun çağı değil, sandığımızdan da kötü bir uyuşturucuyla karşı karşıyayız. Beyin görüntüleme teknikleri ışığında anlıyoruz ki, bu aletler kokain ve eroin gibi uyuşturucularla aynı bölgeleri etkiliyor. Yürütücü işlev ve dürtü kontrollerinin gerçekleştiği frontal korteksle, dopamin gibi iyi hissetmemizi sağlayan nörotransmitterler dijital uyuşturucaların etkisi altında. Beyindeki bu değişimler, çocukların okumaktan, bilimle ve doğayla ilgilenmekten, spor yapmaktan aldığı zevki yok ediyor. Dolayısıyla arkadaşlarıyla beraber olmak da onlar için çekici bir şey olmaktan çıkıyor.

    Ekrana bakmanın depresif duyguları arttırdığına, kaygı ve agresyonu perçinlediğine dair araştırmalar mevcut. Çocuklar gerçeklikle bağını kaybederek psikotik semptomlar da gösterebiliyor. Bağımlılık çalışan uzmanlar, meth ve kokain gibi ağır maddelerin tedavisinin, oyun ve sosyal medya bağımlılarından daha kolay gerçekleştiğini söylemektedir. Tedaviye başlamadan önce, ekran vasıtasıyla aşırı uyarılmış sinir sisteminin detoks yapması gerekir. Ağır vakalarda televizyondan bile ayrı kalmalıdır. Bu süreç 4-6 hafta arasında sürecektir. Uyuşturucu bağımlısı bir kişi, bu maddelere maruz kalmadan günlü hayatını geçirebilirken, ekrana ve teknolojiye denk gelmeden yaşamak bir hayli zordur.

    Çocuklar tam bağımlı olmadan onları başka şeylere yönlendirmemiz gerekmektedir. 12 yaşına kadar iPad ve bilgisayar kullanmamasına çalışmalıyız. Ekrana bakmadan oynana oyunları beraber oynarak, onlardan nasıl zevk alınacağını öğretmeli, arkadaşlarıyla ve dünyayla organik bir ilişkinin nasıl kurulacağını onlara tattırmalıyız. En önemlisi ise çocukları yalnız bırakmamak. Teknolojiye yönelen çocuklar, genelde yalnız bırakılan ve izole edilmiş çocuklardan meydana gelmekte.

  • Bir muayene bulgusu olarak üfürüm nedir?

    Bir muayene bulgusu olarak üfürüm nedir?

    Bir hasta bir hekime herhangi bir şikayetle başvurduğunda genel bir muayeneden geçer.

    Bu muayenenin bir parçası da göğüs önünden ve arkasından kalbin dinlenmesidir.

    Bu sırada üfürüm dediğimiz bir ses duyulabilir.

    Bu üfürüm denilen ses kabaca ikiye ayrılır:

    1) Masum üfürüm

    2) Kalp hastalıklarına bağlı üfürüm

    Masum üfürüm, adı üzerinde olduğu gibi bir kalp hastalığından kaynaklanmayan sağlıklı çocukların %30-40’ında duyulan kalp dinamiklerine bağlı seslerdir.

    Bir çocukta üfürüm var ise bunun bir çocuk kardiyoloğu tarafından değerlendirilmesi ve ayrımının yapılması gerekir.

  • Çocuklarda Kıyaslanmanın Etkisi

    Çocuklarda Kıyaslanmanın Etkisi

    Anne ve baba, çocuğunun geri kalmaması ve her yönden başarılı bir hayat yaşaması için çevresinde ondan daha başarılı bir çocuğu örnek göstererek kıyaslamaya ve ona özendirmeye çalışır. Bu tamamen iyi niyetli olsa da, sıklıkla kıyaslamaya maruz kalmak yetişkinliğimizi de etkileyecek ciddi sorunlara yol açar.

    Bebeklik döneminde boy ve kilosu kıyaslanır. Okul döneminde ise genellikle derslerdeki başarısı, düzenli olup olmadığı ya da uyku düzeni gibi sosyal davranışlar kıyaslanır. Kendisinden daha başarılı bir çocukla kıyaslandığına tanık olan çocuk nasıl hisseder? Öncelikle kendini yetersiz hissedecektir. Kendini yetersiz hisseden çocuğun özgüveni sarsılabilir. Bu ilk tepkiler zincir halinde başka olumsuz davranışlara ve duygulara yol açmaktadır.

    Ebeveynlerin bu davranışı çocuğun arkadaşlarına olan bakışını etkiler. Yeni sosyalleşmeye başlayan, arkadaşlarıyla ilişkilerini geliştirmeye çabalayan çocuğunuzun elinden ilk önce bu sevgiyi alırsınız. Kıyaslandığı çocuklar da arkadaşları olduğu için, onlara duyduğu mahcubiyet, çocuğunuzu sosyalleşmekten korkar bir hale getirebilir. Arkadaşlarından uzaklaştıkça mutsuzlaşır, onları kıskanmaya başlar. Kendisinde bir eksikliğin olduğuna inanan çocuk önce kendisine sonra ailesine karşı öfkelenir, küser, hırçınlaşır. Uyumsuzluk ve saldırganlık gösterir. Ya da bu tepkilerini de saklayarak içe kapanık, çekingen ve özsaygı düşük bir birey olarak büyür. Çocuğunuzun kötü davranışlara odaklanarak, örnek davranışı başka bir çocuk üzerinden göstermeniz hiçbir zaman çocuğunuzun onu edinmesine yol açmayacaktır, açsa dahil bu davranış da kıyaslanmanın baskısıyla meydana gelir.

    Kıyaslama çocuğun geleceği için onarılamaz hasarlara yol açabilir. Çocuğunuz “Beni anlamıyorlar.” diye düşünürse tüm hayatını toplumla uyuşmaz bir halde geçirebilir. Ne kadar istese de hiçbir zaman başarılı ya da herkes tarafından kabul gören birisi olamayacaktır. Yaşamın bir kıyas olduğunu öğrenmiştir. Karşılaştığı her kişiye ya kendinden daha üstün ya da daha aşağı olarak bakacaktır. Eğer içine düştüğü ruh hali onu anne-babasını cezalandırmaya itmediyse onları tatmin etmek için çabalar ve kendi hikayesinden kopar. Sırf onay görmek için yaşayarak kendisini sanal bir dünyanın içine hapsedebilir. Kendisini hiç olmadığı biri gibi göstermeye çalışır. Bu çaba ona da kendisinin kim olduğunu unutturabilir ve yalnız insanlara verdiği izlenimler üzerinden kendi karakterini tanımlama hatasına düşebilir. Zaten ne kadar iyi olursa olsun, kıyaslama yaptığı sürece ondan daha iyi birilerinin olduğunu düşünecektir ve bu içinden çıkılamaz bir mutsuzluk hali yaratır.

    Kıyaslama doğru yapıldığında ise çocuğunuzun kabiliyetlerinin gelişmesine yol açabilir. Bunun için ilk önce herkesin tek ve biricik olduğunu kabul etmeniz, çocuğunuza da özel olduğunu ve ona vereceğiniz sevginin başarısına veya herhangi bir şarta bağlı olmadığını göstermeniz gerekmektedir. Herkes arasında bireysel farklılıklar bulunur. Her çocuğun geliştirilmesi gereken özel yetenekleri vardır. Çocukluk döneminde görülen başarısızlığın da gelecekte devam edeceğine dair bir kaide yoktur. Çocuğunuzun belirli bir yeteneği veya kabiliyeti yoksa bile disiplinli çalışma ve tutkuyla yapamayacağı şey yoktur.

    Her halükadarda çocuklarınızı kimseyle kıyaslamamanız gerekir. Çocuk ancak kendisiyle kıyaslanır. Para kazanmak, ün ve itibar sağlamak ya da bireysel bir haz uğruna gösterilen çaba sonucu elde edilen başarı klasmanında karşılaştırma yapmak zaten çocuğun hayata dair bakışını sakatlayacaktır. Halbuki herkes tek ve biriciktir. Onun başkaları tarafından belirlenen değerler ve anlamları elde etmeye çalışmaktan çok kendine özgü bir hayat yaşaması gerektiğini ve önemli olanın bildiklerine ve tecrübelerine her gün bir yenisini daha eklemenin asıl önemli olduğunu ona öğretmelisiniz.

  • Soğuk algınlığı ve grip

    Kış ve ilkbahar ayları soğuk algınlığı ve grip enfeksiyonların yoğun olduğu aylardır. Aktivitelerin kapalı yerlerde yapılması yanı sıra kalabalık yaşam şartları enfeksiyonun kolaylıkla yayılmasına neden olmaktadır.

    Soğuk algınlığı (Nezle) ve grip solunum yollarının hastalığıdır.

    Değişik virüsler bu tabloya neden olmaktadır.

    Nezle halk arasında soğuk algınlığı olarak bilinirse de bu hastalığın soğukla ilgisi yoktur. Kış aylarında yoğun olarak görülmesi soğuk havalarla ilişkilendirilmiştir.

    Grip ve soğuk algınlığı belirtileri birbirine benzer. Çoğu kez bu tablolar karıştırılmaktadır. Bu karışıklık klinik tablonun benzer özellikler taşımasından kaynaklanır.

    Soğuk algınlığı (Nezle)

    Yavaş seyirlidir.

    Ateş nadirdir

    Hapşırık , burun tıkanıklığı şikayeti vardır.

    Boğaz ağrısı , Baş ağrısı ve öksürük tabloya eşlik eder.

    Grip

    Ani başlar

    Ateş yükseltir

    Kas ağrıları ve halsizlik vardır.

    Öksürük ve boğaz ağrısı belirgin değildir.

    Tanı konulmayan ve tedavi edilmeyen vakalarda komplikasyonlar görülür.

    Soğuk algınlığına birçok virüs neden olmaktadır. En sık etken rinovirüstür.

    Grip enfeksiyonunun nedeni ise İnfluenza virüsüdür.

    Soğuk algınlığı tedavisi

    İstirahat

    Bol sıvı

    Ağrı kesici , ateş düşürücüler

    Öksürük şurupları kullanılır.

    Grip tedavisinde

    İstirahat

    Bol sıvı

    Ağrı kesici ,ateş düşürücüler

    Antiviral tedavi uygulanır.

    Antiviral tedaviye başlayabilmek ancak grip virüsünün gösterilmesi ile mümkündür.

    Genellikle soğuk algınlığı bir hafta içinde iyileşir. Grip enfeksiyonu ise ciddi seyir gösterir.

  • Çocuğum Okula Başlıyor Ne Yapmalıyım?

    Çocuğum Okula Başlıyor Ne Yapmalıyım?

    Hem çocuk hem de anne-baba için değişik bir süreç olan okula başlama sürecinde özellikle
    ebeveynlerin bu konuda çocuklarına destek olmaları gerekmektedir.

    Okul çocuklarımızın sağlıklı gelişimi için çok büyük adımlardan olması nedeniyle bu dönemde dikkat edilmesi gereklidir. Çünkü çocuğun okula başlaması demek özerkliğini de ilan ettiği anlamına gelmektedir.

    Önemli olan ilk adım çocuğunuza okulla ilgili ayrıntılı bilgi vermektir. Kayıt döneminde çocuğunuzun yanınızda olması, okulu gezip görmesi ve sevmesi çok önemlidir. Birlikte kayıt olduktan sonra ise okul için alışverişi de birlikte yapmak, ona alınacak şeyler açısından seçenekler sunmak, okula karşı yumuşak adım atmaktır. Tüm bunların dışında çocuğunuzu ayrıntılı bilgilendirmek gerekmektedir; okulun nasıl bir ortam olduğundan, vaktinin çoğunun okulda geçeceğinden ve okul sonrasında da okula dair bazı uygulamalar yapmak gerekliliğinden, yaşıtlarının da orada olacağından vb. bilgi vermek gerekmektedir. Çocuğunuza mutlaka okula gitmenin değerli olduğu olumlu bir tutumla yansıtılmalıdır. Bu sayede çocuğunuz zaten okulun ilk gününü hevesle bekliyor olacaktır. Anne-baba kendi keyifli okul anılarından örnekler vererek çocuklarını teşvik edebilirler.

    Okula başlayan çocuk oyun yaşamından vazgeçecekmiş izlenimi yansıtılmamalıdır; unutulmamalıdır ki oyun çağındaki çocuk eğitimi oyunlarla alıyor olacaktır. Bu nedenle evde de çocuklarınızı bu şekilde desteklemeniz hem eğitimi açısından bir bütün olacaktır, hem de okulu onu oyundan uzaklaştıran bir alan gibi görmeyecektir.

    Okul kesinlikle bir ceza unsuru olarak kullanılmamalıdır. Örneğin; ‘Yaramazlık yaptın, hiç sözümü dinlemiyorsun seni öğretmenine söyleyeceğim.’ ya da ‘Bu yemeği yemiyor musun! Tamam, o zaman doğru okula gidiyorsun.’ gibi okula gitmek sanki çocuğa verilen bir cezaymış gibi yansıtılmamalıdır.

    Bazı çocukların okula başlaması ile kardeş sahibi oldukları zaman denk gelebilir. Bu dönemin bu yaştaki her çocuk için aynı olduğu, okula başlama yaşının önceden belli olduğu ve bunun kardeşinin doğması ile bir ilgisi olmadığı net ve anlaşılır bir biçimde ifade edilmelidir. Çünkü çocuğunuz bunu yanlış anlayabilir; kardeşinin doğması ile onu evden uzaklaştırdığınızı, ona verecek ilginin azalması nedeniyle onu daha az görmek istediğinizi, kardeşini daha çok sevdiğinizi vb. düşünebilir. Yeni bir yere uyum sağlamanın kolay bir süreç olmadığı unutulmamalıdır. Çocuğunuzun zorlandığı zamanlarda onu motive edecek, güçlendirecek şeyler söyleyerek desteklemeniz gerekmektedir.

    Öğretmeniyle iletişiminiz de bu noktada çok önemlidir; hem okula başlamadan önce hem de okula başladıktan sonra; öğretmeniyle aktif iletişim kurulması gerekmektedir. Okula uyum sağlamakta ciddi sorunlar yaşanıyorsa; aşırı derecede huysuzluk, ağlama, inatçılık, karın ağrısı, ishal, kusma gibi ailenin günlük rutinini bozacak ölçüde şikayetler varsa bir psikolog desteği almak faydalı olacaktır. Okula başladıktan sonra; çocuğunuzun uyku ve yemek saatleri okula göre ayarlanmalıdır. Çünkü rutini düzene oturmayan bir çocuk okula yorgun, uykusunu alamamış ve dinlenmemiş giderse; zamanla gitme isteği azalacaktır.

    Tüm bu önemli noktaların yanı sıra en başta ailelere diyeceğim şey; bu süreçte sabretmek gerekmektedir. Biz yetişkinlerde dahi yeni bir ortama uyum sağlamak ne kadar güçken; çocuklarınızın ilk defa hiç görmedikleri bir ortama uyum sağlamaları için biraz daha fazla zamana ihtiyaçlarının olması doğal bir süreçtir.

  • Çocuklarda migren tipi baş ağrısı görülür mü?

    Migren ağrıları tekrarlayıcı baş ağrıları olup, en az üç aydır devam eden baş ağrısı veya en az beş baş ağrı atağının görüldüğü durumlarda migren akla gelmelidir. Çocuklarda baş ağrısının en sık nedenleri sinüzit, farenjit ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarıdır. Ancak çocuklarda da migrene bağlı baş ağrıları görülebilir. Çocuklarda migren ağrısı çoğunlukla başın her iki yanında ya da alın bölgesinde görülür. Migren atağı sırasında baş ağrısına bulantı ve kusma eşlik edebilir. Çocuklar sese ve ışığa aşırı duyarlı olabilir.

    Çocuklarda hangi baş ağrısı önemlidir?

    Çocuklarda görülen bazı baş ağrı tiplerinde çok uyanık olmamız gerekmektedir. Eğer çocuk 3 yaşın altındaysa, baş ağrısına şiddetli kusma eşlik ediyorsa, ağrının şiddeti giderek artıyorsa veya hayatındaki en şiddetli baş ağrısı olduğunu söylüyorsa, eşlik eden başka bir bulgu mevcutsa (görme kaybı, gözlerde kayma, ateş, havale, felç gibi) en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    Migrenin tedavisi var mıdır?

    Migrenin tedavisi mümkün olup, iki türlü tedavisi bulunmaktadır. Bunlarda ilki atak tedavisidir; baş ağrısını geçirmek için yapılır. Çok sık ağrı kesici kullanmak da önerilmemektedir. Tedavinin ikincisi de koruyucu tedavidir. Ağrıların sıklığı fazla ise, baş ağrıları hastanın yaşam kalitesini etkiliyorsa koruyucu tedaviler verilmektedir. Hangi tedavinin uygun olduğunu doktorunuza danışınız.

  • Ergenlikle İlgili Sorunlar

    Ergenlikle İlgili Sorunlar

    Ergenlik dönemindeki gencin hem vücudunda hem de düşünce ve duygularında değişimler olmaya başlamasıyla birlikte, bunlarla baş edemediğinde birçok psikolojik sorunla karşı karşıya kalmaktadır.

    Bunlar; Ergenlerde Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntılar), depresyon, yeme bozuklukları(anoreksiya nervoza ve bulimia nervosa), davranış bozukluğu, karşı olma ya da karşıt gelme bozukluğu, ergenlerde mevsim değişikliklerine bağlı ruhsal değişiklikler, ergenlerde öfke kontrol problemi, intihar, ergenlerde obsesif-kompulsif bozukluk (takıntılar).

    Burada bahsi geçin problemlerin bir ya da birkaçını çocuğunuzda görüyorsanız çok geç olmadan yardım almanızı öneririz. Ergenlik dönemi birçok davranışın oturduğu, ergenin kişilik yapısının oturduğu bir dönemdir. Bu dönemde karşılaştığımız psikolojik problemler karşısında dikkatli olmamız gerekir.

    Ergenlerde Depresyon Nedir?

    Çocukluk dönemine nazaran ergenlik döneminde depresyon daha çok görülmektedir. Aile içi sorunlar, düşük benlik algısı, başarıya dair sıkıntılar, duygu ve düşüncelerdeki yoğunluklar gençleri etkilemektedir. Ergenlikte depresyon; belirli olaylara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır ve kısa süreli görülmektedir. Gençler kendilerini üzgün hissederler.

    Ancak ciddi bir sorun olarak ergenlerde depresyon 15 günden uzun sürüyorsa; kişi kendisini değersiz buluyor, suçluyor, ümitsizse ve intihar düşünceleri, uyku ve iştah sorunları yaşıyorsa, bunun psikolojik bir sorun noktasına taşındığı dikkatinde olunmalıdır.

    Ergenlik hem o dönemde olan gençler adına hem de aile adına zor bir dönemdir. Ancak ailenin vereceği sevgi ve sahiplenmeyle, iyi iletişim ile de rahatlıkla aşılacak ve ilerlenecek bir dönemdir.

    Ergenlerde Karşı Olmak ya da Karşıt Gelme Bozukluğu

    Bu dönemde; ergenlik dönemindeki gençler özellikle ailelerine karşı, kendilerine söylenenleri yapmama hatta tam tersini yapma şeklinde davranışlar göstermektedir. Sanki bir başkaldırıda bulunuyor gibi; gençler kendi yararına olduğunu bilseler dahi tam tersini yapma eğilimi gösterirler.

    Tüm bunlara çok da olumsuz bakmamak gerekir. Çünkü bu dönemi yaşayan gençler özerkliğini ilan etmeye başlamış demektir. Aileler olarak da; çocuklarınızın kendisini ifade eden, kendisine güvenen ve kendi sorumluluklarını alan bireyler olmalarını hedeflemektesinizdir.

    Ancak aile içerisindeki iletişimi ve paylaşımı geliştirdiğinizde, ergenlik döneminde olan bireylerde karşı olma ya da karşıt gelmede azalmalar olduğunu fark edeceksinizdir.

    Ergenlerde Yeme Bozuklukları

    Anoreksiya Nervoza

    Özellikle son dönemde artışta olan reklamlar ve görüntü takıntıları sonrasında kız çocuklarında erkeklere oranlara daha çok görülmektedir. Ekranların aktarmış olduğu; daha ince olmanın daha güzellik, beğeni ve onaylanma algısı yaratması ile birlikte; özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde de sıfır beden olma takıntısı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Gerek diyet kısıtlaması uygulayanlar, gerekse aşırı yeme atakları olanlar zayıf kalmaya aşırı gayret gösterir karbonhidrat ve yağ içeren yiyeceklerden kaçınırlar.

    Bu hastalığın oluşumunda gelişimsel aile dinamikleri ve biyolojik faktörler önemli rol oynar.

    Bu kişilerin ergenlik dönemi sorunlarıyla baş edebilmede yetersiz oldukları, sosyal çevrede ince olmak önemliyse kendilik değeri ve başarının kriteri olarak anoreksiya nervoza geliştiği ileri sürülmektedir.

    Ergenlerde Bulimia Nervosa

    Bulumia nervosa, (kusma hastalığı) bir abur cubur seansından sonra, yani fazla yemekten sonra, kişinin istemediği fazla kalorilerden kurtulmak için kusma yolunu seçtiği bir hastalıktır. AAncak bir kerede 1000 kaloriden 10 000 kaloriye kadar çıkabilir. Bu kalorilerden kurtulmak için hasta ya kusar ya da laksatif kullanır. Bir de, zayıflama hapları alma, aşırı egzersiz yapma ve bu yüzden aşırı yorgun düşme gibi yolları seçenler de vardır.

    Bulumikler kendilerinin güvenli bir ortamda yaşamadıklarını düşünürler. Yaptıkları her şeyi başkalarını rahat ettirmek için yaparlar ve duygularını sürekli saklarlar. Yemek, bu kişilerin tek güven kaynağıdır. Ayrıca kusma işlemi burada tıpkı ağlama, bağırma ya da öfke duyma gibi, bir tür duyguların dışavurumu olarak da algılanabilir.

    Ergenlerde Mevsim Değişikliklerine Bağlı Ruhsal Değişiklikler

    Mevsim değişikliklerinde, özellikle bahar ayları zamanlarında bazı bireylerde olduğu gibi ergenlerde de, ruhsal bakımdan olumsuz etkilenmeler söz konusudur.

    Ergenlerde Öfke Kontrol Problemi

    Ergenlikte şiddetten hoşlanma ve saldırganca davranma görülebilir. Öfkesini sağlıklı bir şekilde dile getiremeyen ergen, bunu farklı yollarla ifade etmekte; bağırmakta, saldırmakta ya da hakaret etmektedir. Burada nerede zorlandığını, neyi ifade etmeye çalıştığını anlamak çok önemlidir.

    Ergenlerde İntihar

    İntihar, kişinin kendi özbenliğinden bunalmakla birlikte, kendi yaşamına son vermesidir. Ergenlik döneminde karakterin oluşmasındaki zorluklarla birlikte bu durum ortaya çıkmaktadır.

    İntihar riskinin yüksek olabileceğini gösteren durumlar şöyledir:

    • Depresyonda olan bir hastada ağır bunaltı, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duygularının olması,

    • Daha önce başarısız olan intihar girişimlerinin olması,

    • Hastanın ölmek isteğini belirtmesi,

    • Alkol bağımlılarında iş yitimi, aileden ayrılma ve yalnızlık durumları,

    Ergenlerde Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntılar)

    Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen, bireyi tedirgin eden,benliğe yabancı,bilinçli çaba ile kovulamayan,yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan,istenç dışı yinelenen hareketlerdir.

    Bu tür gençlerin konuşmaları düzgün ve aşırı kibardır. En küçük bir eksiklik bırakmama çabası yüzünden ayrıntılara çok fazla girerler. Düzenli ve çok titizdirler. Belli bir süre sonra bu titizlik dağınıklığa dönebilir.

    Genç saplantılardan oldukça fazla rahatsız olur. Çünkü gencin aklı sürekli bu düşüncelere takılır. Düşüncelerden kurtulmak için sürekli bir takım hareketleri yineler. Bunlar arasında ayıp ve günah şeylerin her akıla geldiği korkusu ve bunun için bir takım hareketleri yineleme sık görülür. Genç bunların anlamsız ve saçma olduğunu bilir ama içinden bunu yapmak için adeta birinin zorladığını düşünür.

  • Çocuklarda görülen istemsiz hareketler

    Çocuklarda görülen kol ve bacaklarda istem dışı ritmik olmayan, hızlı, yayılan hareketlerdir. Sıklıkla kol ve bacaklarda görülürken, yüz, boyun ve gövdeyi de tutabilir. İstemsiz çiğneme, dil çıkarma, yüz buruşturma, sallanma, sendeleme, ellerini açma kapama hareketleri şeklinde karşımıza çıkabilir. Stres ve heyecan gibi emosyonel değişiklikler bu istemsiz hareketleri uyarabilir.

    Nedenleri çok çeşitlidir. İlaçlar, enfeksiyonlar ve bazı genetik hastalıkların seyri sırasında görülebilir. Genellikle vücudun bir yerinde başlayıp, diğer bölgelerine yayılabilirler. En sık olarak baş, yüz ve ellerde görülür. İstemli yapılan hareketler bozulur. İstemli hareketin başlamasında zorluklar olabilir. Dilini dışarı çıkarması istendiğinde, dilini dışarda tutamayabilir. Tekrarlayan hareketleri yapmakta zorlanabilirler. Kollarını yukarda tutması istendiğinde yukarıda tutamaz ve hemen aşağı indirmeye çalışır. Yürürken istemsiz hareketler çocuğun düzgün yürüyüşü bozabilir.

    Çocuklarda Korea ensık boğazdaki beta mikrobunun enfeksiyonundan, bazı ilaçlardan (epilepsi ilaçları) sonra, beyin enfeksiyonlarında ve bazı doğumsal anormalliklerde görülmektedir. Epilepsi ilaçları, antipsikotikler, kusma önleyici ilaçlar ve dikkat toplama ilaçları da istemsiz hareketlere neden olabilmektedirler. Tiroid bezinin fazla, paratiroid bezinin az çalışması, vitamin eksiklikleri (vitamin B12, B1) ve bazı beyin damar hastalıkları istemsiz hareketlere neden olabilir.

    İstemsiz hareketlerin tedavisi nedene yönelik olarak yapılmalıdır. Hareketleri tetikleyen heyecan, stres, ses ve ışıktan uzak durulmalıdır. Hareketleri yatıştırmak için diazepam, haloperidol ve valproik asit gibi ilaçlar verilebilir.İlacın gerek olup olmadığına veya tedavinin türüne doktorunuz karar verecektir.

  • Boşanıyoruz Peki Çocuğumuz?

    Boşanıyoruz Peki Çocuğumuz?

    Huzursuz birlikteliği sonlandırma kararı verdiniz. Sırf çocuk için ilişkiyi sürdürmek gibi bir hataya kapılmayıp; çocuğunuzun/çocuklarınızın sırtına bu sorumluluğu yüklemeyip; mümkün olduğunca yansıtmadan ilişkinizi sonlandırdınız.

    Peki şidmi çocuğunuza ne yapmalısınız? Zarar görmemesi için herşeyi yapmaya hazırız. Çevrede her zaman boşanmanın olumsuz yanlarına değinilir; oysa çocuğunuzun huzurlu olmayan, sürekli fiziksel ya da psikolojik şiddetin olduğu bir evde yetişmesi ona çok büyük bir zarar.

    Çocuğunuz ve kendiniz için bu kararları verirken, boşanmış ailelerin çocukları için olumlu özellikleri düşünmekte fayda var. Kafanız karışmış olabilir; boşanmış ve anne babası ile zaman geçiremyen bir çocuk ne ölçüde ailesiyle verimli zaman geçirebilir ki diye? Oysa siz ona huzurlu bir ortam sunma kararı verdiniz. Unutmayın anne-baba ne kadar mutsuzsa çocuk da o ölçüde mutsuz olur.

    Ancak boşanmış aile çocuklarının olumlu yönlerine ve çocuk için avantajlarına bakıldığında, doğru bir karar verdiğinizi görüyor olacaksınız. Çocuğunuza bunu bahsederken; mutsuz olduğunuz karı-koca ilişkinizin bitmesinin onun anne-babası olmaktan vazgeçtiğiniz anlamına gelmediğini açıklamakla başlamak gerekiyor.

    Aksine avantajlarına bakıldığında iki farklı odası olması; anne ve babayla birebirde daha dolu ve kaliteli zaman geçirecek olması; her şeyden önemlisi huzurlu bir ortamda yetişecek olmasıdır.

    Boşanmış aile çocukları diğer çocuklara göre çok daha çabuk bilinçlenir. Çünkü hayatta olumlu şeylerin olduğunu bildikleri kadar, olumsuz şeylerin de olabileceğinin farkındadırlar.

    Duygusal anlamda daha güçlü olurlar, çabuk olgunlaşıp ilişkilerdeki durumlara daha dikkatli yaklaşırlar.

    Insanları tanıma konusunda daha rahat ilerler ve doğru arkadaşlık kurmada; kimi yaşamlarına almayı isteyip, kimi istemediklerini seçmede daha başarılı olurlar.

    Ergenlikl döneminde bir çocuğunuz varsa ve depresyona girer diye endişeler yaşıyorsanız; ergenlik döneminde yaşanılan anne-baba boşanması nedeniyle yaşamı sorgulama yoğun olacağından; bu kişinin yaşama daha etraflıca bakmasını sağlayacaktır.

    Aynı zamanda boşanmış aile çocukları kendi ayakları üzerinde durmayı daha kolay öğrenmekte ya da öğrenmek durumunda kalmaktadır. Çünkü sürekli yardım eli beklemezler; yaşamda tutunmaları gerektiğinin farıkındadırlar.

    Sevdikleri insanlara kıymet verir ve destek olurken; evlenecekleri kişiyi seçmede çok dikkatli davranırlar. İleriye dönük bakmaları gelişmiştir. Bu sayede daha sağlam ilişkiler kurabilirler.

    Iş yaşamında daha hırslı olurlar; kimseye yaslanıp ilerlemek istemezler. Aksine kendi ayakları üzerinde durmak isterler.

    Çocuk sahibi olmaya karar vermeden önce de ayrıntılı bir düşünme sürecinden geçerler; “ona güzel bir hayat sunabilir mi; evliliği nasıl gidiyor gibi” tartmadan çocuk yapma kararı vermezler.

    Bu gibi etkenler açısından bakıldığında; huzursuz bir evde mutsuz çocuk yetiştirmek sizce ne kadar doğru?