Yazar: C8H

  • Yenidoğan bebek

    Yenidoğan bebeğiniz, dış dünyaya uyum sağlamak için birkaç haftalık bir süreye ihtiyaç duymaktadır .İlk haftarda, ne zaman ne yapacağını önceden kestiremezsiniz. Bazı günler daha aktif, bazen sessiz olacaktır.

    Yenidoğan bebek neler yapabilir?

    Yenidoğan bebek çok ağlayabilir, huzursuzluk gösterebilir

    Solunumu düzensiz olabilir

    Aksırabilir, kusabilir

    Sık sık irkilebilir

    Bebekler birbirine benzemez, her bebeğin farklı karakter özellikleri vardır. Örneğin, bazı bebekler daha sakin, uyumlu olur, gereksinimlerini kolayca tahmin edebilirsiniz. Bazı bebekler ise zordur, beslenme ve uyku saatleri düzensizdir, sakinleştirilmeleri daha zordur.

    Emzirme

    Kendiniz ve bebeğiniz için sakin, rahat bir yer bulun.

    Bebeği, kucağınızda yüzü size dönük olacak şekilde tutun

    Meme ucunu bebeğin yanak veya alt dudağına değdirip ağzını açmasını sağlayın ve memeye tutturun

    Emerken , sadece meme ucu değil, çevresindeki koyu renkli bölüm de bebeğin ağzı içinde olmalıdır. Aksi halde, emme meme başında çatlaklara yol açar ve canınız yanar.

    Emzirme bittiğinde, bebek memeden ayrılmıyorsa, ağzına küçük parmağınızı vererek meme başını bebeğin ağzından çıkarın, böyle yapmazsanız canınız yanabilir.

    Her emzirmede, bebeğin önce bir taraftaki sütü bitirmesini sağlayın, daha emmek istiyorsa öteki memeden verin.

    Yenidoğan bebek, 24 saatte 8-12 defa, yani 2-3 saatte bir , emmek isteyebilir Ama, korkmayın, bu sıklık giderek azalacaktır!

    Emziren annenin meme başlarının temizliği için su kullanması yeterli olacaktır.

    Emzirmeler arasında, göğüslerden süt akabilir, meme başlarını kuru tutmak için ped kullanmak gerekecektir

    Göğüsler şiş ve ağrılıysa ne yapmak gerekir?

    Bebeği daha sık emzirin

    Ilık bir duş alın veya göğse ılık havlu uygulayın

    Göğüste hasasiyet, kızarıklık varsa, grip olmuş gibi hisediyorsanız, doktorunuzu arayın

    Gaz Çıkarma

    Bebeğin emerken yuttuğu havayı çıkarması, onu rahatlatacaktır. Emzirmenin ortasında ve sonunda gazını çıkarmak uygun olur, çünkü yuttuğu hava bebeği rahatsız ederek daha fazla emmesine engel olabilir.

    Gazını çıkarmak için, bebeği omzunuzun üstüne veya kucağınıza yatırın veya kucağınızda oturtun, usulca sırtına vurun veya sırtını sıvazlayın.

    Çoğu bebek, gaz çıkarırken emdiğinin bir kısmını da çıkarabilir. Bu gerçek bir kusma değildir, endişe etmeye gerek yoktur. Sadece kendi giysinizi bir mendille korumanız yeterli olacaktır.

    Göbeğin Bakımı

    Enfeksiyon gelişimini önlemek için göbek kordonunu temiz tutmak gereklidir. Bunun için; her bez değişiminde, alkol veya doktorunuzun önerdiği başka bir antiseptik solüyona batırılmış bir kulak temizleme çubuğuyla kordonun özellikle tabanını silmelisiniz. Bu işlem, bebeğin canını yakmaz.

    Göbek düşene kadar, bebeğin bezini göbek kordonu dışarda kalacak şekilde aşağıdan bağlayın.

    Alt Bakımı

    Yenidoğan bebeğiniz, günde 6-8 bez ıslatabilir ( Neyse ki bu sıklık sonradan azalacaktır ).

    Bazı bebekler günde bir kaka yaparken, bazıları her emme sonrası yapacaktır, her ikisi de normaldir.

    İlk günlerde koyu yeşil, siyah renkli olan gaita, sonraki günlerde sarı- yeşil, yumuşak kıvamlı bir şekle dönecektir ( Bebeğin yumuşak ve sulu gaita yapması normaldir, ishal anlamına gelmez ) Mama ile beslenen bebekler daha kıvamlı gaita yaparlar.

    Bez kirlenince hemen değiştirerek, bebeğinizin altını iyice temizleyerek pişikleri önlemiş olursunuz.

    Altında kızarıklık olursa,temizleyerek havada kurutmaya bırakınız. Doktorunuzun önerdiği çinko oksit içeren kremlerden kullanabilirsiniz.

    Kız bebeklerde alt temizliğini mutlaka önen arkaya doğru yapın. İlk birkaç hafta beyaz bir akıntı olabilir, bu normaldir.

    Erkek bebeklerde, sünnet derisini geriye çekip temizlemeye çalışmayın.

    Giyim

    Bebeği mevsim koşullarına göre, kendinizin nasıl bir giysiyle rahat edeceğini düşünerek giydirin

    İnce bir tişörtle gezerken,bebeği kışlık battaniyelere sarmayın! Aşırı giydirme ve sarma bebeği huzursuz eder.

    Elleri ve aykakları genellikle soğuk olacağından, bebeğin üşüyüp üşümediğini göğüs veya sırtından kontrol edin.

    Güvenlik

    Yenidoğan bebek bile hareket eder, asla kanape, alt değiştirme masası gibi bir yerde yalnız bırakmayın. Yanından ayrılacaksanız, ya yatağına koyun ya da bebeği de götürün.

    Geniş kenarlı bir şapkayla bebeği güneşten koruyun.

    Bebeğin yannda sigara içmeyin, içilmesine izin vermeyin . Sigara içimine maruz kalan bebeklerde, solunum yolu ve kulak enfeksiyonları sıklığı artmaktadır.

    Bebek kucağınızdayken veya emzirirken asla sıcak içecekler içmeyin.

    Yatırırken yüzüstü yatırmayın.

    Başka bir küçük çocukla bebeği yalnız bırakmayın.

    Boğulmanın önüne geçmek için bebek yatağında yastık, büyük oyuncak, plastik poşet türü şeyler bulundurmayın.

    Araba yolculuklarında bebeğin yaş ve kilosuna uygun araba koltuğu kullanın. Yenidoğan bebeğin rahat etmesi için, kenarlardan rulo yapılmış havlularla destekleyebilirsiniz.Araba hareket halindeyken, ağlayan bebeği sakinleştirmek veya emzirmek için koltuğundan almayın, gerekirse aracı durdurun. Asla bebeği tek başına arabada bırakmayın.

    Gelişim

    Yenidoğanın beş duyusu günden güne gelişmektedir. Başı büyük ve ağırdır, boyun kasları güçsüzdür, desteklenmesi gerekir.

    Yenidoğan Bebeğiniz Neler Yapabilir?

    Karın üstü yatarken başını kısa süre kaldırabilir.

    Oturtulursa başı düşer.

    Yaklaşık 20 cm’ lik bir mesafeyi görebilir.

    En çok yüzlere ve parlak, kontrast renklere bakmayı sever.

    Şiddetli sesleri duyar ve irkilir.

    Sesinizi duymaktan hoşlanır, konuşarak onu sakinleştirebilirsiniz.

    Tat ve koku alır, hisseder.

    Annesinin kokusunu tanır.

    Bebeğe Destek Olmak İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Bütün bebekler sevgi ve sıcaklığa gereksinim duyar. Onu kucaklayarak şımarttığınızı düşünmeyin! Sık sık kucaklayın, sarın, sevginizi gösterin.Gereksinimlerini zamanında karşılayarak temel güven duygusunu geliştirin. Ağlayınca karşılık gören, sıkıntısı giderilen bebek hayata güvenli bir başlangıç yapacak, özgüven geliştirecektir.

    Tutarken elinizle başını destekleyin.

    Yüzünüzü görebilmesi için bebeği yakın tutun.

    Ona parlak, kontrast renkli cisimler gösterin.

    Onunla konuşun, ninniler, şarkılar söyleyin.

    Uyku

    Bebeklerin uyku düzenleri farklılık gösterir. İlk aylarda genellikle günde 15-18 saati uykuda geçirecektir.

    4 saatte 30 dakika kadar uyanık olabilir.

    Gece ve gündüz farkını bilmez ( Anne ve babalar için en kötü haber ! )

    Zamanla belli bir uyuma ve uyanma düzeni oluşacak, gündüzleri 1-3 saat kadar, geceleri 3-6 saat kadar uyumaya başlayacaktır.

    Bebek uyurken yan veya sırtüstü yatırılmalıdır.

    Bebek gece sık uyanacağından, annenin de gece gündüz demeden, bebek uyurken, en azından dinlenmeye çalışması iyi olur. Bebeğin uykusu sırasında ev işlerini halletmeye çalışan anne, gece de uykusuz kalırsa bu tempoya dayanması güç olacaktır.

    Gece ve gündüzün farkını anlaması için bebeğe destek olun. Gündüz uyanık olduğunda onunla oynayın, konuşun, uyarı vermeye çalışın.Gece ise mümkün olduğunca sessiz, sakin olun, bebeği fazla uyarmayın, onunla oynamayın.

    Ağlama

    Ağlama bebeğin sizinle iletişim kurma yoludur, buna üzülmeyin, bebekler ağlar çünkü henüz konuşamazlar!

    İlk haftalarda bebekler günde 2-3 saat ağlayabilirler.

    Hatta, ilk 6-8 hafta boyunca ağlama giderek artar.

    Bazı bebekler uykuya dalmadan önce 10-15 dakika ağlarlar.

    Farklı nedenlerle farklı ağlamalar olabilir.Zamanla, bunu ayırt etmeye başlayacaksınız. Ancak her ağlamanın da belli bir nedeni olmayabilir, bazen bebek nedensiz de ağlayabilir.

    Bebeğin ağlamasına hemen yanıt verirseniz, sizin yanında olduğunuzu bilecektir.Böyle davranarak bebeği şımartmış olmazsınız.

    Yenidoğan bebeğiniz ağlayınca; karnını doyurma, altını değiştirme, kucaklayıp sakinleştirme seçeneklerinin hepsini denediyseniz ve halen ağlıyorsa , bir süre yatağına koyup sakinleşmesini bekleyebilirsiniz. Sakinleşene kadar gözlem altında tutmayı unutmayın. Zamanla hangi ağlamada ne yapmak gerektiği konusunda deneyim kazanıp sizden sonra anne- baba olanlara öğüt vermeye bile başlayacaksınız!

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Herkes gibi bizde gündelik hayatımızda bazen çok mutlu, neşeli olabildiğimiz gibi bazen de kendimizi mutsuz, depresif hissettiğimiz zamanlar vardır kısa süreli bu moral bozulmaları depresyon olarak adlandırılamaz ancak bu karamsar, çökkün, keyif aldığınız şeylere ilgisiz ruh hali en az 2 haftadır devam ediyorsa depresyondasınız demektir.

    Depresyon, sebepsiz yere kendi kendine de ortaya çıkabilir ya da bir sorunumuz depresyonun meydana gelmesine direkt olarak etki yapıyor olabilir depresyonunuzun ortaya çıkması için herhangi bir sorun olmasına gerek olmayabilir.

    Major depresif epizodun DSM’ye göre belirtiler;

    – Üzgün, çökkün duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen her gün

    – Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı.

    – Uyumada güçlükler (insomnia); başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı hastalarda zamanın çoğunu uyuyarak geçirme isteği.

    – Faaliyet düzeyinde değişiklik, ya letarjik olma (psikomotor yavaşlama) ya da ajite olma.

    – İştah azalması ve kilo kaybı, ya da iştah ve kilo artışı. Enerji kaybı ve aşırı yorgunluk.

    – Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları.

    – Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da gerçekten güçlük çekme.

    – Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

    Başka bir tanımlamaya göre ise belirtiler;

    PASİF OLMA: Olunandan sessiz ve oldukça pasif gözükme. Ama bu pasiflik kalıcı hale geldikçe etkilenen kişi bu yeni pasif ruh halini kabullenip, enerji kaybetmeye başlar ve sıradan işlerin yapılması bile zorlaşır.

    İLGİSİZLİK: Kişi daha az aktif hale geldiği gibi yaşama olan ilgisi de azalmaya baslar. Değersizlik etkisi dayanılamayacak kadar acı vermeye başladığında, bunu hafifletmek için kendiliğinden bir uyuşma oluşabilir.

    KÖTÜYE ODAKLANMA: Bazı insanlar doğaları gereği karamsar özellik gösterirken, zor şartlarda bu tip kişiler bu durumda daha fazla karamsarlık özelliği sergilemektedirler. Kişi olumsuzluğa odaklanmaya meyil özelliği gösterir.

    KENDİNİ DEĞERSİZ GÖRME: “Hiçbir şeye yeteneğim yok”, “İyi giden bir şey yok”, “En ufak bir umut olmadığını biliyorum” gibi sözlere odaklanarak kendi potansiyelinin farkına varamamak.

    GERİ ÇEKİLME: Bu durumda, depresyona giren kişiler diğer insanlarla iletişimini kısıtlamaya gitmektedirler. Toplumun bir parçası olmaktan kaçınırlar.

    KENDİNE ODAKLANMA: Diğer insanlara karşı duvar örerek, içine kapanıklık göstermeye baslar.

    MUTLU İNSANLARDAN UZAK DURMA

    KİŞİLİĞİN VE ALIŞKANLIĞIN DEĞİŞMESI: Kişi normal zamanında neşeli ve cana yakın iken, bu süreçte artık umursamaz bir insan olmaya baslar.

    BİTKİNLİK: Kişi de bir bitkinlik, tükenmişlik hali söz konusudur. Yeni güne uyanmak mutsuz eder. Gece uykulara dalmakta zorluk çeker, az uyur.

    “Maskeli de Olabilir”

    Duygulanım gösterimleri belirgin olmayan, bedensel belirtilerin daha ön planda olduğu depresyon çeşidi. Hastalar, sıkıntılarını bedenleriyle ifade edebilirler. Hatta yüzlerine savunma amacını güden bir gülümseme maskesi takabilirler. Sürekli vücutlarının çeşitli yerlerindeki ağrı ve sızılardan yakınırlar. Ağrı ve sızılarının onları felakete götüreceğine inanabilirler. Ayrıca iştah ve kilo kaybı, yorgunluk, düşük enerji de ortaya çıkar.

  • Aşılar hakkında

    Aşılar hakkında

    Aşı uygulaması, geçirildiği takdirde çok ciddi komplikasyonlara hatta ölüme neden olabilen mikrobik hastalıklara karşı yapılan bir uygulamadır. Yaklaşık bir yüzyıldır tüm Dünya’da yapılan çalışmalar sonucunda bir çok hastalık artık sorun olmaktan çıkmıştır. Örneğin:

    Yapılan aşı çalışmaları sayesinde klasik çiçek hastalığı en son 1976’da görülmüş ve Dünya üzerinden tamamen silinmiştir. Unutmayalım ki klasik çiçek hastalığı %30 gibi yüksek oranda ölümcül bir hastalıktır.

    Yine çocuk felci hastalığı ülkemizde en son 1997’de görülmüş. Şimdilerde sokaklarda gördüğümüz çocuk felci hastalığı nedeniyle sakat kalmış topallayan insanların hemen hepsi 30 yaş üzeridir.

    Bu duruma bir de kızamık hastalığı açısından bakarsak şunu görürüz. Örneğin ABD’de, aşılamanın başladığı tarih olan 1963’ten önce sadece ABD’de her yıl 800.000 e varan kızamık hastası görülürken bu oran günümüzde 10’lar civarında. Bu hastaların da hepsinin dışarıdan gelen virüs nedeniyle hastalandıkları gösterilmiş. Ölüm oranının 1000’de 3-4 olduğunu da göz önüne alırsak aşılamanın ne denli önemli olduğunu daha iyi anlarız.

    Aşıların en çok görülen yan etkileri bölgesel kızarıklık, şişlik, döküntü, 48 saat kadar sürebilen ateş ve huzursuzluktur. Ciddi yan etkiler oldukça nadirdir. Örneğin akut polyomiyelit dediğimiz çocuk felci hastalığında üçte iki oranında az ya da çok sakat kalma oranı varken aşıya bağlı sakatlık oranı 2.4 milyonda birdir. Yine aynı şekilde kızamık hastalığına bağlı SSPE dediğimiz ölümcül seyreden beyin tutulumu oranı 100,000 de 1 iken , aşıya bağlı olduğu söylenen SSPE oranı 1,000,000 da 1 dir. Ayrıca kızamık aşısının otizm ile ilişkisini gösteren ciddi hiç bir bilimsel çalışma yoktur.

    Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir. Sonuçta hiçbir şey yan etkisiz değildir. Ama aşılara atfedilen yan etkiler, hastalıkların kendilerine bağlı yan etki ve ölümlerden kat ve kat az ve sorunsuzdur.

    Bu kadar geniş bir konuda söylemek istediğim son şey ise özel aşı ve devlet aşıları arasıdaki fark. Devlet aşıları, parayla eczaneden alacağınız aşıların aynısıdır. Bunları dışarıdan almanıza gerek yok. Özel aşıların özel olmasının sebebi ise şimdilik devletimizin bu aşıların maliyetini henüz karşılayamamasıdır yoksa bu aşıların gereksiz olması değil.

    Sağlıklı kalın.

  • EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR Terapisi Nedir?

    EMDR, İngilizce adıyla Eye Movement Desensitization and Reprocessing(Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) olarak adlandırılan bir psikoterapi yönteminin kısaltmasıdır. EMDR terapisinin hem kısa sürede hem de kalıcı ve etkili terapi olmasının nedeni bir çok psikoterapi yöntemini sistematik bir alt yapı içerisinde kapsayan kompleks bir terapi olmasından kaynaklanmaktadır. Emdr terapisinde psikodinamik bilişsel davranışçı, yaşantısal, fizyolojik ve etkileşimsel terapi yaklaşımlarından yöntemler kullanılmaktadır. Terapi sürecinde sadece düşüncelere değil aynı zamanda da duygular beden duyumuna odaklanan bir terapi olması onu hem diğer terapilerden ayırmakta hemde güçlü kılmaktadır.

    Beyin fizyoloik temelli bir sistemle her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu düşünce bedensel duyum imge ses ve koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir , bu deneyimle öğrenme gerçekleşir. Bireyin yaşamış olduğu durumlar travmatik ya da rahatsız edici olur ve yeni bir anı ağına entegre olamaz ise deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarıyla işlevsel bir bağlantı kuramaz ve öğrenme gerçekleşemez. Duygular düşünceler imgeler sesler beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır , bugün yaşanılan bazı durumlar geçmişte yaşamış olunan anıları tetiklerse kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir. EMDR ye göre yaşanan rahatsızlıkların nedeni işlev bozucu işlenmeden depolanmış anıların şimdiki zamanda yaşanıyormuş gibi hissedilmesidir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı (EMDR bireyin baş edemediği ve bireyi rahatsız eden durumu bir travma olarak kabul eder) günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler. . EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir. Bu kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. EMDR terapisi sonrasında danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    Emdr kısa süreli terapiler grubundadır ve seansların süresi danışana ve danışanın yaşamış olduğu onu rahatsız eden duruma bağlı olarak değişmektedir eğer danışanın tek bir travmatik anısı varsa görüşmeler ile 1-3 seans sürmektedir ve yapılan araştırmalarda hem etkili hem de kalıcı olduğunu göstermektedir..

    .EMDR şu problem türlerinde özellikle etkili olmaktadır; Cinsel Taciz, Tecavüz, Fiziksel Şiddet, Psikolojik Şiddet, Duygusal İstismar, Doğal Afetler, Aldatılma, Aldatma, Terkedilme, vb.

    • Kompleks Travma ve Buna Bağlı Kişilik Sorunları
    • Depresyon
    • Kaygı Bozuklukları (Panik bozukluk, Yaygın Kaygı Bozukluğu, Obsesif Kompulsif Bozukluk vb.)
    • Fobiler ve Korkular (Sosyal Fobi, Yükseklik Korkusu, Uçak Korkusu, Agorafobi vb.)
    • Uzun Süren Yas
    • Kendilik Değer ve Özgüven Problemleri
    • Öfke ve Stres Yönetimi
    • Psikolojik Kökenli Fiziksel Rahatsızlıklar (Baş Ağrısı vb.)
    • Kilo Kontrolü ve Yeme Bozuklukları
    • Beden Algısı Bozuklukları

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

  • Kızamık salgını gündemde

    Dünya sağlık örgütü verilerine göre her yıl kızamık aşısı yapılamayan 2.6 milyon insan kızamık enfeksiyonu nedeniyle kaybedilmektedir.

    Kızamık aşısının yaygın şekilde uygulandığı ülkelerde bu hastalığın kaybolduğu düşünülürken son yıllarda ciddi boyutlu salgınların görülmesi kızamık hastalığını gündeme taşımıştır.

    Avrupa ülkelerinde kızamık vakalarında ciddi artışlar görülmektedir.

    Gürcistan ve diğer komşu ülkelerde kızamık salgınları önemlidir.

    Ocak 2019 da Türkiye de kızamık vakalarında artışa dikkat çekilmiştir.

    Bu salgınların ortaya çıkısındaki esas neden

    Göçler

    Aşı karşıtı yaklaşımlardır.

    Ülkemizde 2017 yılında 23 bin çocuk ailenin aşıyı ret etmesi sonucu aşılanmamıştır.

    Aşı reddi oranı ciddi şekilde artmaktadır.

    Aşı oranlarının yetersiz olması

    Aşı etkinliğinin düşük olması hastalığın ciddi boyutlara ulaşmasına yol açar.

    Kızamığa neden olan virüs, bir RNA virüsü olup, tek bir serotipi mevcuttur.

    Bulaşım yolu enfekte solunum yolu salgıları ile olmaktadır. Hastalar öksürük hapşırma yolu ile bu virüsü ortama salmaktadırlar.

    Hastalığın kuluçka dönemi 8-12 gündür.

    Hastalığın bulaşıcı olduğu dönem döküntülerin çıkmasından 3-5 gün önce başlar ve döküntüler çıktıktan 4 gün sonrasına kadar devam eder.

    Kızamık belirtileri;

    Ateş (38 santigrat derece ve daha yüksek)

    Öksürük

    Burun akıntısı

    Vücutta döküntüler karekterizedir.

    Hastalığı takiben ciddi komplikasyonlar görülür.

    Orta kulak iltahabı

    Zatürre

    Krup en sık görülen komplikasyonlardır.

    Kızamık virüsü beyni etkiler

    Beyin iltahabına yol açar.

    Özellikle erken yaşta kızamık kızamık geçiren çocuklarda hastalık geçirildikten yıllar sonra gelişen subakut seklerozan panensefalit (SSPE) ölümle sonuçlanan dejeneratif bir sinir sistemi hastalığıdır.

    Bu kadar ciddi tablolara yol açan kızamıktan korunma çocukluk yaş grubunda uygulanan kızamık aşısı ile mümkündür. Bu aşı ülkemizde çocuklara 2 kez uygulanmaktadır.

    İlk doz 12 -15 ay

    İkinci doz 4-6 yaş uygulanır.

    Hastalık çocuklarda

    Erişkinlerde

    Ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde çok ağır seyretmektedir.

    Kızamık salgını nasıl yönetilmelidir?

    Tüm çocukların aşılanması önemlidir. Göçlerin yaygın olduğu ülkemizde göçmenlerin aşılanması ve takibi gerekir.

    Kızamık enfeksiyonu geçirmeyen veya aşılanmamış erişkinlerin kan testi yaptırarak bağışıklık durumunun belirlenmesi önemlidir. Erişkinlerin aşılanması gündeme gelmelidir.

    Kızamık aşısının yan etkisi yoktur. Otizm riski taşıyan bireylerde güvenle uygulanabilir.

    Aşı karşıtı görüşleri dikkate almayınız. Bu konudaki yanlış bilgilendirme ciddi sorunlara yol açabilmektedir.

  • Görsel Dikkati Geliştiren Oyunlar

    Görsel Dikkati Geliştiren Oyunlar

    Dikkat Kitapları: Çocuğun öğrenme becerisi ve dikkatini geliştirmek için hazırlanan kitaplardır. Bu kitaplar çocuğun yaşına ve gelişim seviyesine göre seçilmelidir.

    Labirent Oyunları: Kâğıt üzerine çizilmiş labirentin bir girişi ve birçok çıkışı vardır. Amaç girişten yolu takip ederek en az hata ile doğru çıkışı bulmaktır. Bu oyunun aşamalı olarak kolaydan zora doğru seviyeleri vardır.

    Fark Bulma: Bu konuda daha önceden hazırlanmış çalışmalardan yararlanılabilir. Fark bulma egzersizleri, ayrıntıları çabuk fark etmeyi ve bulmayı, dikkati dar alanlarda iyi kullanabilmeyi sağlar. Birbirine benzeyen ama aralarında küçük farklılıklar bulunan iki resim gösterilir. Bunların arasındaki farkları çocuğun bulması istenir.

     Kamuflaj Resimler: Büyük bir resim içerisine gizlenmiş birçok resimden oluşur. Gizlenen bu resimleri bulmak gerekir.

      Harita Oyunları: Haritadan ülke, şehir, ilçe, kasaba, köy bulma ile ilgili oyunlardır. Oyunun hangi coğrafyada ve hangi özellikle ilgili oynanacağına karar verilir. Belirli bir süre içinde rakipler soruları cevapladıkça oyuna devam ederler.

      Resim Kopya Çalışması: Bakarak bir nesnenin resmini kopya etmektir. Resmin aynısını yapmaya çalışmaktır.

      Resmi Hafızada Tutup Çizme Çalışması: Bir resmi, görüntü karesini, nesneyi, pozisyonu belirli bir süre gözlemledikten sonra ayrıntılı bir şekilde hafızadan çizmeye çalışmaktır.

      Resmi Hatırlatma: Çocuğa bir dakika boyunca bir resim gösterilir. Daha sonra resim kapatılır ve o resimle ilgili sorular sorulur.

    Ayrıntı Görme Oyunu: Bu oyunu oynamak için çocukla beraber çevrenin iyi görüldüğü bakış açısı geniş, yüksek bir yere veya tepeye çıkmak gerekir. Oyun evde oynanacaksa cama veya balkona çıkmak yeterlidir. Baktığınız yerden çocuğa, Ben bir minare görüyorum. Sen de görüyor musun? Benim gördüğüm yeşil arabayı sen de görüyor musun? gibi sorular sorulur. Çocuktan bu soruların cevabını bulması istenir. Çocuk bulamazsa ipucu verilir. Sonra soru sırası çocuğa geçer. Çocuk da sorar ve oyun bu şekilde devam eder.

      Adres Öğrenebilme, Gidilen Yolu Öğrenme Oyunu: Araba ile ailece bir yere giderken, çocuğunuz gideceğiniz yerin yolunun bilmiyorsa bu oyunu oynayabilirsiniz. Yola çıkarken; Haydi bakalım seninle bir oyun oynayacağız; bu oyun yol bulma

    oyunudur. Giderken dikkat et ve yolu öğrenmeye çalış. Bakalım dönüşte yolu sen bulup, tarif edebilecek misin? denir. Yolun etrafındaki binaların, nesnelerin giderkenki görünüşü ile dönüşteki görünüşü farklıdır. O yüzden başta bunu çocuğa belirtmek gerekir.

  • Büyük bir beslenme sorunumuz var adı: obezite

    Büyük bir beslenme sorunumuz var adı: obezite

    Obezite Dünya’da en sık karşılaşılan beslenme sorunudur. Her sene çocuklar arasında görülme oranı artmakta ve saptanma yaşı azalmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü de bu soruna dikkat çekmekte ve “Global Epidemi” yani “Tüm Dünya’da Salgın” olarak tanımlamaktadır.

    Obezite subjektif bir tanımlama değildir. Çocuğun boy ve kilosu ölçüldükten sonra hesaplanan vücut kitle indeksi değerinin, çocuğun yaşına ve cinsiyetine uygun hazırlanmış tablolarda değerlendirilerek %95’in üzerinde saptanması obezite olarak değerlendirilmektedir. Yine aynı oranın %90-95 arasında olması fazla kilolu olarak değerlendirilmekte ve obezite açısından daha dikkatli izlenmeyi gerektirmektedir.

    Obezitenin çok çeşitli nedenleri olmakla birlikte %90 nedeni alınan enerji fazlalığıdır. Geriye kalan %10 ise çeşitli hormonal, genetik ve metabolik rahatsızlıkları kapsamaktadır. Bu nedenle obezite düşünülen çocuklarda ilk önce temel tetkikleri yapmak ve olası diğer rahatsızlıkları gözden kaçırmamak gereklidir. Altta yatan herhangi bir hastalık saptanmaması durumunda dahi vücutta artan yağ dokusu, alınan fazla enerji bir süre sonra insülin metabolizmasını etkilemekte ve şeker hastalığının öncüsü sayabileceğimiz “Metabolik Sendrom” olarak adlandırılan bir durum gelişebilmektedir. Metabolik Sendrom, çok ciddiye alınması gereken ve ancak uygun yaklaşım ve gerekli görülürse ilaç tedavisi ile geri dönüşü olabilen, aksi halde şeker, tansiyon ve kolesterol sorunları yaratarak baş edilmesi zor bir hale dönebilen bir hastalıktır. Obez çocuklarda metabolik sendrom oranı %25’lerde, ergenlerde %30 civarındadır. Bu nedenle obezite mutlaka üzerinde durulması gereken bir durumdur. OBEZİTE SADECE KİLO FAZLALIĞI DEĞİLDİR!

    Obezite tedavisi uzun süreçli, sabır gerektiren bir süreçtir. Bu süreçte çocuk yalnız bırakılmamalı, tüm aile katkıda bulunmalıdır.

    Yapılması gereken ilk müdahale beslenme alışkanlıklarını düzenlemektir. Ancak bunun çocuk tarafından fazla kilolu olmanın bir cezası olarak algılanmasını engellemek için yeni beslenme tarzının ailecek benimsenmesi gerekir. Örneğin ekmek yemesini istemediğimiz bir çocuğun yanında sofrada ekmek bulundurmak ve tüketmek tam da böyle bir durumdur. Bu durum zaten obezite nedeniye psikolojik sorun yaşama potansiyeli bulunan çocuğun sorununu daha da ağırlaştıracaktır. Bu aşamada mutlaka uzman bir diyetisyenden yardım alınmalıdır. Çocuğun gelişimine engel olmamak için 7 yaşına kadar kilo verici değil, kilo koruyucu diyetler verilmelidir. Bu şekilde kilosunu koruyan çocuğun, boyu uzadıkça, vücut kitle indeksi de azalmaya başlayacaktır.

    Eğer çocuk obezite nedeniyle sosyal ortamlardan dışlanıyor ve alaya maruz kalıyorsa psikolog desteği de düşünülmelidir. Bu şekilde dışlanan çocuk, alaylara maruz kalmamak adına kendini sosyal ortamlardan uzak tutmaya çalışacak, bu durumda hareketsiz kalma süresi ve obezitesinin artmasına neden olacaktır.

    Obezite tedavisinin olmazsa olmaz bir diğer ayağı ise düzenli egzersiz ve hareketsiz kalma süresini azaltıcı önlemlerdir. Düzenli egzersiz yağ yakarak kilo vermeyi sağladığı gibi, insülin direncini de azaltır. İnsülin direncinin azalması az önce anlattığımız metabolik sendrom tablosunun ortaya çıkışını engeller ve düzeltir. Hareketsiz kalma süresini azaltmak için cep telefonu/bilgisayar oynama ve televizyon izleme süreleri toplamda gün içinde 2 saati geçmemelidir. Bunun için alınan önlemlerin yine az önce vurguladığım gibi çocuk için ceza algısı yaratmamasına dikkat edilmelidir.

    Obezite önlenebilen bir durumdur. Sağlıklı bir yaşam için beslenmenin daha annenin gebeliğinin başlangıcından itibaren düzenlenmesi ve bunun doğum sonrasında da tüm aile bireyleri tarafından bir alışkanlık haline getirilmesi, spor ve egzersizin hayatımızın doğal bir parçası haline getirilmesi gereklidir.

    Sağlıklı kalın..

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Doğru Bilinen Yanlışlar

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda Doğru Bilinen Yanlışlar

    DEHB’ nin, (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) nörobiyolojik bir temeli vardır ve bu yüzden DEHB’ li çocuklar yalnızca tıbbi tedavi görmelidir.İlaçla tedavi gören DEHB’li çocukların %70-80’ninde belirtilerde azalma görülmektedir. Ancak belirtilerde azalma olması bozukluğun ortadan kalkması ile eş anlamlı değildir. İlaçla tedavi çocuk psikiyatristi gerek görüyorsa sözkonusu olmalıdır. Bunun yanı sıra davranışsal ve akademik gelişme sağlanması için psiko-eğitimsel yardımlara gereksinimi vardır. Aksi takdirde ilaçla tedavi amacına ulaşmamaktadır.

    DEHB gerçekte mevcut değildir, bu durum çocuklarını disipline edemeyen anne babaların hatasıdır. Bilimsel araştırmalar DEHB’in biyolojik temelli bir bozukluk olduğunu ortaya koymaktadır, ancak nedenleri tam olarak anlaşılamamıştır. Davranış denetlemek için beyin tarafından kullanılan nörotransmitterlerin dengesizliği ve merkezi sinir sistemindeki anormal glikoz metabolizmasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir.

    DEHB temel olarak kötü ana babalıktan ve disiplin eksikliğinden kaynaklanmaktadır ve bütün DEHB’ li çocukların gerçekte ihtiyaç duydukları şey böyle yapmacık tedaviler değil eski tarz bir disiplindir. Bazı anne babalar çocuğun yanlış davranışının onun ahlaki bir sorunu olduğunu düşünürler zaman zamanda kendilerinde kabahat bulurlar. Tıbbi bir müdahale uygulamadan sadece disiplin yöntemleri uygulamanın DEHB’li çocuğun davranışını iyileştirmekten ziyade iyice kötüleştirdiğini gösteren aile etkileşim araştırmaları vardır.

    DEHB yanlış tutumlar sonucu oluşur. Zayıf beslenme, şeker, katkı maddeleri, olağan ölçülerde kurşun, olumsuz ana baba tutumu DEHB’ e yol açmaz. DEHB genetik ve biyolojik temellidir. Bununla birlikte anne babaların davranışları çocuğun DEHB davranışlarını denetleme becerilerini etkileyebilir. Ayrıca bazı araştırmalar hamileyken alkol ve uyuşturucu almanın DEHB’ e yol açabileceği konusunda örnekler sunmuştur.

    DEHB’ li çocukların akranlarından farkı yoktur. Her çocuk dikkatini sürdürmede ve yerinde oturmada güçlük çeker. DEHB özellikleri 3-7 yaş arasında başlamışsa akranlarına göre belirtileri çok fazla ve şiddetli yaşıyorsa, birçok ortamda aynı belirtiler varsa, davranışlar çocuğun akademik ve sosyal hayatında önemli bozulmalara yol açıyorsa tüm çocuklarda olduğu söylenemez.

    Çocuklar büyüdüklerinde DEHB kaybolur. DEHB sadece çocuklarda bulunmaz, bazı araştırmalar DEHB’in yaşam boyu sürebileceğini göstermektedir. DEHB tanısı konulan çocukların %70-80’ i gençlik dönemlerinde bu belirtileri sürdürmektedir. %30-65’ lik kısmının ise yetişkinlikte tüm klinik belirtileri sürdürmeye devam ettiği görülmektedir. Eğer tedavi edilmezlerse DEHB’li bireyler madde bağımlılığı, depresyon, akademik başarısızlık, mesleki sorunlar ve evlilik sorunları yaşayabilirler. Uygun olarak tedavi edildiklerinde DEHB’li pek çok birey üretken bir yaşam sürebilir.

    DEHB’ li çocuklar sürekli pekiştirilmeyi isterler. Hatta diğer öğrencilerden daha çok olumlu pekiştirmeye ihtiyaç duyarlar. Tek başına olumlu pekiştirme davranışı kazanma ve sürdürmede yeterli değildir, üstelik sürekli pekiştirme gerçek hayat ortamlarında uygulanabilir değildir.

    DEHB’ li bütün öğrenciler özel eğitim hizmeti almalıdır. Çocuğun eğitimiyle ilgili önemli aksaklıklar ve bu konuda istek varsa özel eğitim gerekebilir.

    DEHB’ li çocuklar davranışlarından dolayı sorumluluk almak yerine sadece özür dileyip bahane bulmayı öğreniyorlar. Tedavinin psiko-sosyal yönü bu tür sorunların önüne geçmek içindir. Psikolojik danışmanlar öğretmenler ve hekimler, çocuklara DEHB’in üzerinde çaba harcanması gereken zor bir durum olduğunu bir özür yada kabahat olmadığını öğretirler.

    DEHB hayali bir rahatsızlıktır, aslında böyle bir hastalık yoktur. Yüzyılın başından beri yapılan araştırmalar, dürtü kontrolünde zorluk ve hiperaktivite gösteren bireylerin varlığını nesnel olarak göstermiştir.

    DEHB’ li çocukları tümü öğrenme güçlüğüne sahiptir. DEHB’ li çocukların %10-33 ‘ü aynı zamanda öğrenme güçlüğüne sahiptir.

    DEHB’ li öğrenciler normal sınıflarda öğrenim göremezler. Öğretmen uygun düzenlemeleri yapar ve sınıf süreçlerini yapılandırırsa, bu çocukların yarıdan fazlası normal sınıflarda öğrenim görebilir.

    DEHB’ i olan çocuğun her istediği yapılmalıdır. Bu tür bir yaklaşım bu çocukların dürtüsel davranışlarını pekiştirmekten başka bir işe yaramaz.

    DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılığa yol açar. Bu ilaçların uygun kullanımı alışkanlığa yada bağımlılığa yol açmaz.

    DEHB’in tedavisi için kullanılan ilaçlar zeka geriliği ve kısırlık yapar. Bu tür düşünceler bilimsel desteği olmayan görüşlerdir. Bu ilaçların çocukları genel olarak yavaşlattığına ilişkin araştırma bulguları olmakla birlikte zeka geriliği ya da kısırlık olması mümkün değildir.

    Uyarıcı ilaçlar almanın DEHB’li çocuklarda kalıcı herhangi bir davranışsal ya da eğitimsel yarar sağladığını hiç bir araştırma göstermemiştir. Araştırmalar uyarıcı ilaçlarla yapılan tedaviden DEHB’li çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin fayda sağladığını göstermiştir.

    Öğretmenler yeterince çaba gösterirlerse uyarıcı ilaçlardan daha etkili sonuçlar alınabilir. Çok modelli araştırmalar bu düşüncenin yanlış olduğunu göstermektedir.

    Çocuklarda ya da yetişkinlerde DEHB’i teşhis etmek mümkün değildir. Bilim adamları henüz DEHB’in teşhisine yönelik tek bir test geliştirememiş olmasına rağmen, açık seçik tanılayıcı kriterler geliştirilmiştir.

  • Bebeklerde ve çocuklarda burun tıkanıklığı

    Burun tıkanıklığı bebeklerde ve çocuklarda en sık görülen sorulardandır. Özellikle mevsim değişim dönemlerinde daha çok gördüğümüz bu durumun tedavisi çok basit olabileceği gibi ilaç kullanımı ve zaman zaman cerrahi müdahaleyi gerektiren bir hale de gelebilir.

    Öncelikle burun tıkanıklığına en sık yol açan nedenlere bir göz atalım:

    Üst solunum yolu enfeksiyonları

    Alerji

    Sigara dumanı maruziyeti (balkonda sigara içmek çocuğunuzu ne yazık ki korumaz)

    Kuru hava (nem oranının %40’ın altında olması)

    Hava kirliliği

    Geniz eti

    Koanal atrezi (doğumdan itibaren burnun arka kısmının kapalı olması durumu)

    Yabancı cisim (özellikle tek taraflı ve kanlı olursa düşünülmeli)

    Burun içi eğrilikler

    Burun tıkanıklığı sadece nefes almayı zorlaştırıp hırıltı yapan bir durum değildir. Eğer tıkanıklık çok fazla olursa horlama, uyku bozukluğu ve uyku apnesine (uyurken nefes durması) yol açabilir. Burun tıkanıklığının oksijenlenmeyi azaltması sonucu gün içi halsizlik, yorgunluk daha büyük çocuklarda öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği görülebilir. Burun mukozasında bulunan küçük tüycüklerin normal fonksiyon görememesi sonucu hastalık sıklığı artabilir.

    Bu nedenlerden dolayı burun tıkanıklığı mutlaka değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Öncelikle buna neden olan durum saptanmalıdır. Doktorunuzun tavsiyesine uyarak:

    Var olan enfeksiyonun tedavisi

    Antialerjik tedavi ve önlemlerin alınması

    Dekonjestan sprey ve damlalar

    Gerekirse cerrahi müdahale uygulanabilir

    Herhangi bir hastalığa bağlı olmayan durumlarda şu önlemleri alabilirsiniz:

    Serum fizyolojik veya okyanus spreyi diye eczanelerde satılan tuzlu suları burun içerisine önerilen şekilde uygulayabilirsiniz

    Burun temizliği yapamayan küçük çocuklarda ve bebeklerde tuzlu su uygulaması sonrası yine eczanelerden temin edebileceğiniz aspiratörler ile burun temizliği yapabilirsiniz

    Yatak başını biraz yükseltebilirsiniz

    Evi sık havalandırabilirsiniz

    Nem ölçer ve nemlendirici cihazlarla ev içi nem oranını %40-60 arasında tutabilirsiniz (daha fazlası evde küf mantarlarının artmasına neden olur, dikkat)

    Sigarayı bırakabilirsiniz J (tamam tiryakiler için bu biraz zor ama en azından koku ve dumanı içeriye taşımamaya dikkat edebilirsiniz)

    Sağlıkla kalın

  • OKB Nedir?

    OKB Nedir?

    Obsesyonlar(takıntılar); Kişi istemediği halde sık sık aklına gelen rahatsız edici tekrarlayan hayaller veya düşüncelerdir. Kişi bu düşünceler ve hayallerin saçma ve mantıksız olduğunun farkındadır ama bi türlü kafasından atamaz ve kişide yoğun bir biçimde kaygıya ve sıkıntıya neden olur.

    En çok rastlanan türleri;

    Bulaşma obsesyonları; Bu obsesyona sahip kişilerde kir, mikrop pislik, meni vb. araçlarla kirleneceğine yada onların bulaşma ihtimalini korkusunu yaşar ‘‘Bulaştı mı aceba gibi zorlayıcı düşüncelerden kendini alamaz’’ Kir, mikrop, pislik bulaşacak ortamlardan kaçınma davranışı gösterebilir

    Kuşku obsesyonu: Bu obsesyona sahip kişiler yaptıkları işlerde emin olamakta zorluk gösterirler.Ütünün fişini çektim mi, Ocağın altını kapattım mı, Kapıyı kilitledim mi? Gibi soruları zihninden atmakta zorluk yaşar.Kişi yapacağı ihmalden dolayı kendisine veya bir başkasına zarar vermenin korkusunu yaşar.

    Saldırganlık obsesyonu:Kişide kendisine veya birbaşkasına zarar vermeyle ilgili zorlayıcı düşündeler bulunur.Çocuğumu penceredn atar mıyım? Ya intihar edersem, ya kendime hakim olamayıp birisini öldürürsem gibi kişiyi rahatsız eden zorlayıcı düşüncelerdir. Bu düşüncelere sahip kişiler makas, bıçak yüksek yerlerden sevdiği kişilerden uzak durmaya çalışabilirler.

    Cinsel obsesyonlar: Ayıplanacakbiçimde, kendisiyle ya da başka bir kişiye yönelik cinsel içerikli obsesyonlardır. Çoğunlukla kişinin hemcinsleriyle veya çocuklarıyla cinsel ilişki yaşamasına dönük ortaya çıkabilir. Yoğun olarak suçluluk, utanma, günahkarlık gibi duygular yaşanabilir. Örneğin; Yakınlarıma karşı cinsel istek duyar mıyım?, Karşı cinsin cinsel organına bakar mıyım,

    Dinsel obsesyon: Kendi inanç ve görüşlerine karşı kabul edilemez, inanç ve düşüncelerinin tam zıttı bir şekilde çok yoğun sıkıntıya neden olacak biçimde kişinin düşünmekten kendini alamadığı tekrarlayan düşüncelerdir.Örneğin; Namaz esnasında akla gelen küfürler,İçinden geçirdiği ama rahatsızlık duyup zihninden atamadığı Allah’a, Peygamber’e, Kur’an’a küfür etme, abdestin sürekli bozulduğunu düşünme, dualarım ibadetim kabul oldu mu düşünceleri

    Simetri obsesyonu: Kişinin hayatında he şeyin düzenli ve simetri olması gerekliliği ile ilgili düşüncelerdir. Bu kişilerin herhangi bir yere giderken hazırlanması uzun sürebilir.

    Somatik obsesyon: Hayatı tehdit eden hastalıkları(kanser vb.) aşırı düşünme ve zihinden atamama şeklinde görülür.Kişide yoğun bir biçimde hasta olmaya dair korku ve kaygı yaşar.

    Dokunma obssesyonları;Kişi bir işi yapmadan önce kendince önemli bir nesneye dokunma ihtiyacı duyar.

    Kompilsiyonlar(Zorlantılar): Obsesyonların vermiş olduğu sıkıntıdan kurtulmak için kişinin yapmaktan kendini alamadığı yaptığı zaman sıkıntının azalacağı zannedilen ama azalmayan davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    Örneğin;

    • Ellerini tekrar tekrar yıkama
    • Zihninde belli düzende sayılarla iş yapma(elini 3-5-3 kere yıkama)
    • Ocağın altını kapattım mı, ütünün fişini çektim mi, evin kapısını kilitledim mi diye tekrar tekrar kontrol etme
    • Sürekli bir yerleri belli bir biçimde düzenleme

    Bir çok insanda obsesif düşünceler bulunmaktadır ama artık bu düşünceler ve davranışlar kişinin gündelik yaşamını ve sosyal hayatını etkiliyor, zihninden atamakta zorlanıyorsa profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyuyor demektir.

    Tedavisi

    Hastalığın kendi kendine düzelmesi neredeyse yok denecek kadar düşük bir ihtimaldir. Bundan dolayı profosyonel bir destek almak oldukça önemlidir. Kendini kanıtlamış psikoterapi yöntemleri bulunmaktadır. Bunlar Bilişsel Davranışcı Terapi ve son zamanlarda aktif bir biçimde kullanılan EMDR terapisidir.