Yazar: C8H

  • Bebeğimi nasıl besleyeceğim?

    ~Allah’ın bir kadına verdiği en güzel hediye çocuklarımız. Onları ilk kucağımıza aldığımızdan hatta karnımızda ilk hissettiğimiz andan itibaren annelik duygularını yaşamaya başlarız. O, minik elleriyle bize uzandığında, yumuk gözleriyle yüzümüze baktığında bizim için her şey bitmiş, tüm dünyamız o olmuştur. Elbette hiç birimiz bir bebek nasıl büyütülür bilerek doğmadık. İşte bunun endişesi kısa sürede sarar içimizi ve acaba ona nasıl bakacağım ve onu nasıl besleyeceğim gibi sorularla kendimizi baş başa buluveriririz.

    Unutmamamız gereken en önemli şey şudur ki, bebek kendi besini ile doğar. O dünyaya geldiği andan itibaren anne sütü denilen o değerli besine sahip oluveriririz. Gerçekten ne zengin bir besindir anne sütü. Bebeğe gerekli her şeyi içerir ve ilk 6 ay hem bizim hem de onun hayatını kurtarır. Her an yanımızda olan, acaba mikrop kapar mı bebeğim diye düşünmeden verebileceğimiz tek gıdadır. Bunun önemini her anne olan bilmeli ve bebeğini hemen emzirmeye başlamalıdır. Süt, bebek emdikçe daha da artacaktır. Anneye düşen şey stresten uzak olmak, sağlıklı beslenmek ve bol su tüketerek bebeğini beslemektir. Bu sırada anne ile bebek arasında da hayat boyu yerini hiçbir şeyin alamayacağı bir bağ da kurulmuş olacaktır.

    Bebeğin ilk ayında, sık emzirmek önemlidir. Bebeğin su kaybını engelleyecek ve ona iyi bir besin olacaktır. Bir ayın sonunda tamamen olgunlaşmış sağlıklı bir süte kavuşulacaktır. Bu dönemde yapılan en büyük hata, bebeğin doymadığını düşünmek ve hemen bir mama arayışına girmektir. Tıbbi gereksinim olmadıkça böyle bir şeye gerek olmadığını bilmek gerekir. Bu gereksinime elbette doktorunuz karar verecektir.
    İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek yeterlidir.
    Altıncı aydan itibaren artık bebeğin yeni tatları tatması gereklidir. Ancak yine unutmamak gerekir ki, bebeğimiz için hala anne sütü temel besin olmaya devam edecektir.

    Ek gıdaya başlarken temelde bilinmesi gereken iki şey vardır. Birincisi, 1 yaşına kadar inek sütü, bal ve yumurta beyazının yasak olduğu; ikincisi de her gıdayı tek tek ve en az 3 gün içinde başlamak gerekliliğidir. Yani, bebeğimize yeni bir besini başka bir besinle karıştırmadan ve azar azar başlayıp, 3-4 gün içinde normal porsiyonuna ulaştırmaya çalışmalıyız. Bebek 9-10. aya gelene kadar önemini koruyan kuralı bebeğiniz 9-10 aylıkken uygulamayı bırakabilirsiniz. Eğer ailenizde alerjik yapılı bireyler varsa, bu kuralı
    tedbir olması açısından bebeğiniz 12 aylık olana kadar uygulayabilirsiniz. Oluşabilecek her türlü olağan dışı durumda doktorunuza danışmanız gereklidir.

    Ek gıdalara geçiş sürecinde ve devamında onu yiyip yemeyeceğine veya ne kadar yiyeceğine bebek karar verir. Unutmayın, bebeğinizi yemeye zorlamak iyi bir fikir değildir ve ileride yeme problemlerine yol açabilir.
    Bebekler beslenirken, rahat edeceği bir ortam hazırlanmalı, kendini güvende hissetmeli ve dik pozisyonda olmalıdır. Yatarak bebeği beslemek boğulma riski taşır.

    Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır. Mevsiminde yetişen sebze ve meyveleri içermelidir.
    Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmamak gerekir.
    Zamanla bebeğinizin sizin gözetiminizde olmak kaydıyla kendi kendine yemesine izin vermek önemlidir, bu onun özgüvenini artırır.
    Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde ek besinlere eskisi gibi hevesli olmaması da normaldir.
    Anne sütü ilk 6 ay bebeğin su ihtiyacını karşılar; ancak aşırı kusma, ishal, ateş gibi olağan dışı durumlarda su vermek
    gerekir. Katı besinlere başlandığında, ek suya da başlanır. Dört-altı aydan büyük bebeklere, aldıkları besinle birlikte günde 4–6 kez su verilmelidir. Suyu beslenme sonrası vermek daha uygun olacaktır, aç karna verilen su bebekte doygunluk yapabilir.

    Peki bebeğimize ilk başlayacağımız gıdalar neler olmalıdır?

    Bebeğimizi ilk besinlerle tanıştırırken, yumuşak dokulu, kaygan, kolayca püre olabilen, sindirimi kolay ve alerji riski en düşük yiyecekleri tercih etmemiz gerekir. Bebeğinizin katı gıda ile ilgili ilk tecrübeleri tahılla, püre haline getirilmiş meyve veya sebze ile olmalıdır. Bu aşamada verebileceğimiz meyveler; mevsimine göre değişen elma, avokado, kayısı, muz, mango, nektarin, şeftali, armut, mor erik olabilir. Yine bu dönemde balkabağı, havuç, kabak, patates, yer elması, semizotu, ıspanak gibi sebzeleri kullanabiliriz. Tahıl ürünlerinden irmik, arpa, yulaf, pirinç bebekler için uygundur. Ek gıdaya geçişte ilk aylardan sonra 7. ayın sonundan itibaren bebeğinizi etlerle tanıştırabilirsiniz. Özellikle demirden zengin olan kırmızı et (dana, koyun veya kuzu eti) ilk tecihiniz olabilir. Etler sebze çorbalarının içine blendırdan geçirerek eklenebilir.
    Bu besinlere alışan bebeğimize, ikinci aşamada daha kalın ve dokulu, daha lifli, bir miktar daha asidik ve protein bakımından daha zengin yiyecekler tattırabiliriz. Mercimek, yabanmersini ve yumurta sarısı bunlardan bazılarıdır. Bu yiyecekler için 7-8 aylıktan 1 yaşına kadar olan bebekler hedeflenmektedir. Yine bu yiyecekler de alerji riski düşük besinlerden seçilmelidir. Burada kullanabileceğimiz meyveler avokado, mango, muz, hurma, erik olabilir. Bezelye, kereviz, yeşil fasulye, enginar, karnabahar da bu basamakta verilebilen sebzelerdir. Kırmızı ete ilaveten güvenilir yerlerden alınan tavuk, hindi, balık da bebeğinize vermeye başlayabilirsiniz. İkinci aşama tahıllar ve baklagilller; beyaz un, tam buğday unu, mısır unu, bulgur, nohut, mercimek, kinoa olabilir.

    Vereceğiniz meyveler tatlı olmalıdır. C vitamininin kaybını önlemek için cam rende ile rendelenerek verilmelidir. Portakal, limon, greyfurt, mandalina gibi meyveler asidik olma özellikleri nedeniyle bebekte bazen rahatsızlık yapabilmektedir. Tercihen 3. Seçenek olarak verilmelidir.
    Bebeğinize evde kendinizin yapacağı yoğurt da verebilirsiniz.
    Sebzeler genellikle çorba şeklinde hazırlanarak bebeğe sunulmalıdır. Verilebilecek sebzeleri kaynattıktan sonra ezerek veya çok fazla olmamak kaydıyla blendırdan geçirerek hazırlayabirsiniz. İçine bir yemek kaşığı zeytinyağı katılabilir. Salça kullanılmamalıdır. Bundan başka, mercimek çorbası, yoğurt çorbası, tarhana çorbası da bebeğinizin sevebileceği gıdalardır.
    Kahvaltı öğününde yumurta sarısı (tam pişmiş olarak), az yağlı ve az tuzlu beyaz peynir, iyice dövülmüş ceviz, keçiboynuzu pekmezi kullanabilirsiniz.

    Verilen besinlerin bebeğimize dokunduğunu nasıl anlayacağız?

    Bebeğinizde kusma, karın ağrısını düşündürecek huzursuzluk, ciltte kırmızı döküntüler, ishal, hırıltılı solunum gibi bulgular fark ettiğinizde hemen
    doktorunuza danışınız.

    Besin alerjisinde riskli gıdalar; inek sütü, yumurta(daha çok beyazı), balık ve kabuklu deniz ürünleri, kabuklu ve yağlı kuruyemişler (fındık, fıstık), çilek, kivi ananas, domates gibi meyve ve sebzeler, baharatlar ve çeşni vericiler (Zencefil, kereviz tohumu, tarçın, karanfil, kişniş, hindistancevizi, hardal, karabiber,kırmızıbiber, haşhaş tohumu, ada çayı ve vanilya) olarak sayılabilir.

    Bebeğimizin doyduğunu nasıl anlayabiliriz?

    Bebeğiniz mama sandalyesinde geriye doğru eğiliyorsa, kaşığı uzattığınızda ısrarla kafasını çeviriyorsa ve ağzını açmıyorsa, yemeğiyle oynamaya başladıysa doymuş olabilir. Önündekini bitirmesi için ısrarcı olmamak gerekir.

    Aylara göre düzenlenmiş örnek beslenme listeleri

    6-8 ay beslenme tablosu

    1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları

    5-6 öğün anne sütü

    3-9 çorba kaşığı tam tahıllı muhallebi

    (1-3 öğüne bölebilir yavaş yavaş tek bir öğünde toplayabilirsiniz.)

    1/2 su bardağı meyve püresi

    3-5 çorba kaşığı sebze püresi

    8-10 ay beslenme tablosu

    1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları

    3-5 öğün anne sütü

    1 porsiyon süt ürünü (1 porsiyon: ¼ – ½ bardak yoğurt /1 kibrit kutusu peynir)

    1 porsiyon tam tahıllı muhallebi (1 porsiyon: 6-9 çorba kaşığı )

    1 porsiyon meyve (1 porsiyon: 1 pişmiş kuru kayısı/yarım bardak taze meyve püresi)

    1-2 porsiyon sebze (1 porsiyon: 1-2 çorba kaşığı)

    1 porsiyon protein (1 porsiyon: 1 yumurta sarısı/1 orta boy köfte ya da balık/tavuk/2 çorba kaşığı yeşil mercimek ya da
    kuru fasulye) Unutmayalım, anne olmak güzeldir.

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    Ani bir biçimde ortaya çıkan kişiye ölecekmiş gibi hissettiren nöbetler şeklinde ortaya çıkabilen psikolojik bir rahatsızlıktır. Kişi geçirdiği nöbet karşısında ne yapacağını bilemez sıklıkla hastanelerin acil servislerine başvuruda bulunurlar ancak geçirmiş olduğu kalp çarpıntısı, terleme, titreme, boğulacakmış gibi hissetme hallerinin fiziksel bir karşılığı bulunmamaktadır.

    Atak aniden başlar 10dk içerisinde şiddetlenerek tepe noktaya çıkar çoğu zaman 10-30dk arası sürer 1 saat ve daha uzun sürebileceği gibi 1-2dk gibi kısa sürelide olabilir. Kişi geçirdiği atak sonucunda kendisini bitkin ve yorgun hissedebilir ve dinlenmek ister

    Belirtileri Şunlardır

    Aşağıdaki belirtilerden en az dört tanesinin olması ve dakikalar içerisinde yükselerek kişiye ölecekmiş kaygısı, korkusu vermesi gerekir

    • Çarpıntı, kalbin hızlı hızlı atması
    • Titreme
    • Terleme(sırtı ve avuç içlerinde yoğun olarak görülür)
    • Zor nefes alma yada boğulacakmış hissi
    • Göğüste ağrının yadqa sıkışmanın olması
    • Bulantı(kusacakmış gibi olma) ya da karın ağrısı
    • Baş dönmesi, ayakta duramayacak gibi olma ya da bayılacakmış gibi olma
    • Üşüme, ürperme yada ateş basması durumu
    • Uyuşmalar, karıncalanmaların olması
    • Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu
    • Ölüm Korkusu

    Panik Atağın Başlıca Sebepleri

    Nedenleri kişiden kişiye farklılıklar gösterebilmektedir

    Bazı fiziksel rahatsızlıklar panik atağa neden olabilmektedir; sindirim sorunları, bazı besinlere karşı alerjinin olması, akciğer ve kalp rahatsızlıkları, epilepsinin varlığı, kan şekerinin düşmesi, troid bezlerinde sorun varsa fazla adranalin salgılamasına neden olabilir.

    Denge, işitme, görme ve koordinasyon zorluğu çeken kişilerde stres düzeyi artarak panik atağa neden olabilir

    Sosyal hayatında ani beklenmedik değişimler panik atağa neden olabilmektedir; boşanma, beklenmedik birisinin kaybı, sevdiği birisinden uzaklaşmak, iş değişiklikleri(beklenmeden işten çıkarılmak), yaşanmış olan bir travma kişinin panik atağını tetikleyebilir

    Sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddeler panik atağa neden olabilir

    Stres altında bulunan bireylerde farkında olmadan nefes alıp verme sıklaşır nefesin göğüsten hızla alınıp verilmesi panik belirtilerini başlatabilir

    Kişi eğer sakinleştirici bir ilaç kullanıyorsa bunun ani bir şekilde bırakılması yada o ilaca ulaşılamaması kişide panik belirtilerini başlatabilir

    Astım, kortizon ve amfetamin tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar panik atağı tetikleyebilir

    Panik Atak Kişinin Sosyal Yaşamını Nasıl Etkiler?

    İnsanlar bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında üç tip tepki verir ya savaş, kaç yada donup kalmak savaş tepkisinin aktive olacağı bir olayla karşılaşacağımız zaman nabzımızda artış, kalp hızında artma, göz bebeklerinde büyüme gibi belirtiler görülür yani paniği tetikler. Panik atak hastaları tehlike olarak gördüğü asansör, metro gibi kapalı yerlerde bulunmaktan kaçar yanlarında su taşımadan pek gezmekdiklerini görürüz bazıları gece ölürsem diye tek başına uyumakta zorlanır. Kalp krizi geçirirsem korkusuyla egzersiz yapmaktan kaçınabilir, sinema, cami gibi toplu yerlerde hemen dışarıya çıkabilmek için kapı girişlerine oturur, klitlenen trafikte hemen camı açar yani sürekli savaş – kaç tepkisi ile hareket eder.

    Psikoterapi

    Panik atak tedavisinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Bilişsel Davranışçı Terapi gelmektedir.

    Yapılan araştırmalar Bilişsel Davranışçı Terapinin atakların tekrar etmesini önlemede ilaçtan daha etkili olduğunu göstermektedir

    Psikiyatrik araştırmalar ilaçla beraber Bilişsel Davranışçı Terapi kullanıldığında iyileşmenin daha hızlı görüldüğünü göstermektedir.

    Bir Diğer Psikoterapi Yöntemi ise Dünya Sağlık Örgütü WHO tavsiye ettiği EMDR(Göz hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)dir. Kişinin geçmişte yaşamış olduğu ilk panik atak anı ve ona zemin hazırlayan tetikleyiciler EMDR tekniğiyle duyarsızlaştırılarak yeniden işlenir

  • Çocuklarda lenf bezi büyüklükleri

    Lenf bezi boyutunun ve/ veya yapısının bozulduğu bütün lenf bezi hastalıklarına lenfadenopati adı verilir. Çocukluk çağında ebeveynlerin hekime sık başvuru nedenlerinden biridir ve her yaşta görülebilir. Lenf bezleri, vücuttaki lenfatik damarlar boyunca yerleşmiş kapsüllü yapılardır. Koltuk altında, kasıklarda, boyundaki büyük damarlar boyunca, göğüs boşluğunda ve karın boşluğunda çok sayıda lenf bezleri vardır. Özellikle boyunda yerleşen lenf bezlerinin büyümesi çocukların yaklaşık yarısında görülür ve çoğu zaman kendini sınırlayan, iyi huylu, enfeksiyöz bir nedene bağlı olarak gelişir.

    Lenf bezleri doğumda var olarak bebekler dünyaya gelir, ancak ele gelebilmeleri için bir uyarana maruz kalmaları gerekir. Doğumdan sonra çevresel uyaranlarla karşılaşma devam ettikçe lenfoid doku kitlesinde artış görülür. Bu artış 8-12 yaşlar arasında en üst noktaya ulaşır ve puberte döneminde ise atrofiyle devam eder. Çocuklarda yeni uyaranlara karşı verilen doku cevabı yetişkinlere göre daha fazladır; bu nedenle de lenfadenopati hemen her çocukta görülür. Çocukluk dönemi, enfeksiyonlara en çok maruz kalınan dönem olması nedeniyle de bir enfeksiyonun ardından diğeri gelir ve lenf bezleri küçülmeye olanak kalmadan yeniden büyür. Bu durum aileler için oldukça endişe verici bir hal alır.
    Çocuklarda pek çok nedene bağlı olarak lenf bezleri büyüyebilir. En sık neden enfeksiyona sekonder gelişen reaktif hiperplazilerdir.

    ~Lenf nodu büyümelerinde ne zaman korkalım?

    Lenf nodunda 4 hafta içinde küçülme olmazsa ya da büyümeye devam ederse, enfeksiyon bulguları olmadığı halde lenf nodu 2.5 cm’ den büyükse, 2 haftalık antibiyotik tedavisine cevap vermediyse, supraklaviküler yerleşimliyse ve doktorun saptadığı başka hastalığı düşündürür muayene ve laboratuar bulguları varsa lenf nodu biyopsisi gereklidir.

    ~Biyopsi nasıl yapılmalıdır?

    Biyopsi, çocuk uzmanlığının olduğu bir merkezde yapılmalı ve patolog bunun bir lenf nodu biyopsisi olduğunu bilmelidir. Bu örnekten uygun kültür, boyama ve sürüntü işlemleri yapılmalıdır. Açık biyopsi genelde en iyi tanısal testtir çünkü dokunun gözle görülmesi anormal hücreler ve anormal lenf nodu hakkında fikir edinmemizi sağlar. Yanlış lenf nodunun alınması, yanlış negatif sonuç elde edilmesine neden olur. Açık biyopsi, ayaktan hastalara lokal anestezi ile uygulanır. Ancak çocuk hastalarda lokal anestezi ile işlem zor olacağından genellijkle hafif bir genel anestezi gerekmektedir. Lenf nodu grubu arasından en atipik olan;palpe edilen en büyük ve en sert lenf nodu seçilir ve lenf nodu kapsülüyle beraber çıkarılır. İnce iğne aspirasyon biyopsisi yanlış negatiflik konusunda yüksek riske sahiptir ve genellikle lenfomanın tanısında yetersiz kalır; çünkü doku küçüktür, detayları siliktir ve Hodgkin lenfoma’ da olduğu gibi nadiren normal lenfositlerin ardındaki malign hücreler tespit edilir.

    Çocuklardaki lenf nodu büyüklükleri mutlaka önemsenmeli ancak altından her zaman kötü bir hastalığın çıkmadığı da bilinerek kabus haline getirilmemelidir. Yapılacak en iyi yaklaşımın deneyimli bir doktora götürmek olduğu unutulmamalıdır.

    1. Rajasekaran K, Krakovitz P. Enlarged neck lymph nodes in children. Pediatr Clin North Am [Internet]. Elsevier Inc; 2013;60(4):923–36. Available from: http://dx.doi.org/10.1016/j.pcl.2013.04.005

    2. Tower RL, Camitta BM. Lymphadenopathy [Internet]. Nineteenth. Nelson Textbook of Pediatrics. Elsevier Inc.; 2011. 1724-1724.e6 p. Available from: http://www.crossref.org/deleted_DOI.html

    3. Friedman ER, John SD. Imaging of Pediatric Neck Masses. Radiol Clin NA [Internet]. Elsevier Inc; 2011;49(4):617–32. Available from: http://dx.doi.org/10.1016/j.rcl.2011.05.005

  • Çocuğuma Nasıl Kitap Okuma Alışkanlığı Kazandırabilirim?

    Çocuğuma Nasıl Kitap Okuma Alışkanlığı Kazandırabilirim?

    Çocuklarımız söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alırlar bunun için öncelikle anne babaların kaliteli birer okur olması gerekir. Bunun içinde anne ve babalar kitap okumak için özel vakit ayırmalı çocuk ayrılan zamanı emeği görmelidir. Zaman ayrılan bir şey kıymet verildiğini gösterir ve çocuklarda kitabın değerli bir nesne olduğu imajının oluşmasına neden olur

    Çouğunuza asla diğer arkadaşları ile kıyaslama yapmayın ‘‘bak falanca şu kadar kitap okuyormuş sen ise şunları şunları yapıyorsun’’ gibi söylemler çocuğun içsel motivasyonunun düşmesine neden olacaktır.

    Çocuğunuzun kitap okumaya ayırdığı süreyi asla küçümsemeyin ‘‘bu kadar okumak neye yetecek’’ bunun yerine kitap okuduğu süre içerisinde onu takdir edin ve abartısız şekilde övgü sözcükleriyle onu destekleyin.

    Einizde küçük bir kütüphane oluşturarak ona özel bir bölme ayırabilirsiniz Oraya dergilerini, çizgi romanlarımı ve rengarenk çocuk kitaplarını koyması kendisini özel hissttirecektir

    Onun oyun ve eğlence vakitleri dışında mesela siz yemek yaparken kendinize eğlenceli bir öykü kitabını okumasını isteyebilirsiniz. Bu sırada öykü içeriğini birlikte tartışarak heyecan ifadeleri kullanarak ‘‘ aceba devamında neler olacak’’ merakını güdüleyebilirsiniz

    Doğum günü gibi özel günlerde ona sevineceği yada istemiş olduğu bir şeyi alırken yanına kitapta alabilirsiniz

    Birlikte kitabevlerine gezmeye gidip orada birlikte kitap inceleyebilirsiniz eğer yaşının çok üzerinde bir kitap alacak olursa ‘‘sen bunu anlayamazsın’’ gibi cümlelerle hevesini kırmayın onun yerine bu kitabı biraz daha büyüdüğün zaman birlikte alabiliriz gibi ifadeler kullanabilirsiniz

    Okuduğunuz kitaplardan bazı bölümleri ona anlatabilirsiniz ve ondanda okuduğu kitapları size anlatmasını isteyebilirsiniz

    Onu birlikte seçeceğiniz güzel bir çocuk dergisine abone ederek onun adına gelmesini sağlayabilirsiniz

    Ona kitap alırken resimlerine dikkat edin küçük çocuklar çok yazılı sayfalardan sıkılabilirler

    Birlikte kitap günlüğü tutabilirsiniz beğenmiş olduğu yazarlara veya hikayenin yanına küçük çıkartmalar yapıştırarak puanlamasını isteyebilirsiniz

    Son olarak; çocuğunuzda eğer dikkat eksikliği varsa tüm bu çabalarınıza rağmen kitabın başına oturmakta zorlanacak veya çabuk sıkılıp kitapları yarıda bırakacaktır bu durum sizin canınızı sıkmasın ve profosyenel bir desteğe başvurun.

  • Menenjit

    Menenjit, beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan, hemen tedavi edilmezse işitme kaybı, beyin hasarı ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur. Hastalığa yakalananların %95’i 5 yaş altındaki çocuklardır. Kalabalık ortamlarda bulunan çocuk ve erişkinler daha fazla risk taşırlar. Bazı virüs türleri de daha hafif bir menenjit tablosuna yol açabilirler. Ancak, bakteriyel menenjit tıbbi bir acildir.

    Belirtiler Nelerdir?

    Ateş, şiddetli başağrısı,halsizlik, iştahsızlık, ensede ağrı veya ense sertliği, bilinç bulanıklığı, uyku hali, kusma, parlak ışığa bakamama, ciltte basmakla solmayan lekeler, havale geçirme menenjitin belirtileri olabilir. Menenjit, birkaç gün süren bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya barsak enfeksiyonu gibi de başlayabilir. Devamında çocuğun tablosu ağırlaşır, diğer belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.

    Bebeklerde belirtiler daha zor anlaşılabilir. Yüksek veya düşük vücut ısısı, huzursuzluk, kucağa alınınca geçmeyen ısrarlı ağlamalar, uyku hali, beslenmede isteksizlik, kafadaki bıngıldağın normalden bombe olduğu farkedilebilir.

    Nasıl Bulaşır?

    Mikrop, solunum yoluyla veya ellerle vücuda alınır.

    Tanı ve Tedavi Nasıl Yapılır?

    Bakteriyel menenjit, tıbbi bir acildir. Çocuğun durumundan şüphelenirseniz, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Doktor, çocuğu muayene edecek, kesin tanı için beyin omurilik sıvısından örnek alacaktır ( Bu işlemin sanılanın aksine çocuğa herhangi bir zararı yoktur, işlemin yapıldığı bölgede sinir dokusu bulunmamaktadır ). Bakteriyel etken söz konusuysa, hemen antibiyotik tedavisine başlanacak, çocuk büyük olasılıkla hastanede izleme alınacaktır. Bazen, hastayla temastaki kişilere de koruyucu ilaç verilebilir. Eğer viral bir menenjit söz konusuysa, antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur. Ağrı kesici, ateş düşürücü, sıvı tedavisi gibi rahatlatıcı yöntemlerle hasta takip edilecektir.

    Menenjiti Önlemek Mümkün mü?

    Hijyen kurallarına uymak, sık sık elleri yıkamak tehlikeli mikropların vücudumuza ulaşmasına engel olacaktır. Bu konuda, çocuklarımıza örnek olmalı, küçük yaşta iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız.

    Özellikle çocuklarda önemli menenjit etkenleri olan H.influenza ve Pnömokok adlı bakterilerden aşıyla korunmak mümkündür.

    Anne sütü almanın, pekçok başka faydaları yanında, bebekleri menenjitten de koruduğu gösterilmiştir.

  • Sınav Kaygısı Nedir?

    Sınav Kaygısı Nedir?

    Sınav kaygısı sınavlara hazırlanan herkesin yaşayabileceği bir kaygı türüdür. Sınava giren kişilerin doğal olarak sınav sonucu hakkında beklentisi vardır. Sınavın sonucunda başarısız olacağını düşünüp sınav esnasında öğrenmiş olduğu bilgi ve birikimleri etkili bir biçimde kullanmasını engelleyip kişinin yoğun biçimde korku, kaygı, endişe duygularını yaşayıp bunun sonucunda sınav başarısının düşmesine neden olan kaygı türüdür.

    Sınav esnasında orta düzeyde bi kaygı istenilen bi kaygı türüdür. Öğrencilerin motivasyon düzeylerini artırarak öğrenmeye olan istekleri ve gayretleri artar sınav esnasında ise konsantrasyon düzeyleri yüksek olur öğrendiği bilgileri hatırlamasını kolaylaştırır dikkatini sürdürmesinde yardımcı olur. Bu düzeyde bi kaygıda herkeste biraz kalp çarpıntısı, heyecan, tuvalete gitme ihtiyacı görülebilir.Ama bunlar yüksek düzeyde yaşandığı takdirde tam tersi bir etki göstererek kişinin dikkatinin dağılmasına, bildiklerini unutmasına, dolayısıyla kişinin başarısızlığına neden olur.

    Sınav Kaygısının Belirtileri Nelerdir?

    Kaygılı bir öğrencide, fiziksel, duygusal, zihinsel ve davranışsal belirtilere rastlanır.

    Fiziksel belirtiler; Kalp atışında hızlanma , ellerde titreme, terleme, yorgun ve halsiz hissetme, yüz kızarması, mide bulanıtı, kasılma, baş ağrısı, mide ve bağırsak sorunları, göğüste sıkışma sık idrara çıkma v.b.

    Duygusal belirtiler; Gerginlik, karamsarlık,genel sinirlilik ve öfke hali, korku(bildiklerini unutma veya hata yapma korkusu) güvensizlik, çaresizlik, depresif duygu durumu, heyecan, endişe(sürenin yetmeyeceğine) v.b.

    Zihinsel belirtiler; Gerçekçi olmayan felaket yorumları içeren düşünceler(başaramazsam, ya kazanamazsam, sınavda bayılırsam, yapamayacam galiba, yetersizim, herkes benden daha iyi yapacak), unutkanlık dikkat toplamada ver sürdürmede güçlük, konuları hatırlamada güçlük v.b.

    Davranışsal belirtiler;Kaçınma davranışları(ders çalışmayı bırakma yada erteleme, sınavı yarıda bırakma yada sınav girmeme) unutkanlık v.b

  • Demir eksikliği anemisi nedir?

    Çocuklarda kansızlık ( anemi ) nedenleri arasında, demir eksikliği başta gelir. Kanda oksijen taşıyıcı hemoglobinin yapımı için gerekli olan demir gıdalarla yeterince alınmamazsa, vücut tarafından emilemezse, kan kaybı olursa veya demir ihtiyacı artmışsa ‘ Demir Eksikliği Anemisi ‘ gelişir. Özellikle bebekler ve ergenlik dönemindeki kızlarda risk daha yüksektir.

    Demir Eksikliğinin Nedeni Nedir?

    Bebeklerde en sık neden anne sütünün yeterince verilmemesi, inek sütüne erken başlanması, ek gıdaya geçiş döneminde de bebeğin demirden zengin gıdaları ( kırmızı et, yumurta sarısı, tavuk, balık, kuru baklagiller, pekmez gibi ) yeterince alamamasıdır. Anne sütünün içerdiği demir vücut tarafından iyi emilmektedir. İlk 6 ay sadece anne sütü alan bebekler, 6 aydan sonra uygun ek gıdaların başlanması ve inek sütünün 1 yaşa kadar verilmemesiyle demir eksikliğinden korunacaklardır. Ayrıca, bitkisel gıdalardaki demirin çok iyi emilmediğinin, C vitaminin demir emilimini olumlu, çayın olumsuz etkilediğinin de göz önünde tutulması gereklidir. Bu nedenle, kahvaltıda yumurtanın yanında portakal suyu veya domates iyi bir seçim olacaktır. Toplumumuzda çoğumuzun tiryakisi olduğumuz çayın ise, bebek ve çocuklara içirilmemesi gerekmektedir.

    Belirtiler Nelerdir?
    Soluk renkte cilt
    Halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık
    Büyümede yavaşlama
    Gelişim basamaklarında geri kalma
    Çabuk yorulma
    Toprak, kağıt yeme
    Davranış bozuklukları
    Sık enfeksiyon geçirme
    Katılma nöbetleri
    Dikkatini toplayamama
    Öğrenme güçlüğü, okulda başarısızlık görülebilir.
    Nasıl Anlaşılır?
    Bebeğin anneden aldığı demir depolarının azalmaya başladığı 6-9 ay arası dönemde yapılacak bir kan testi ile tanı konur, uygun tedavi başlanır. Eğer, düşüklük görülmezse bebek koruyucu demir tedavisine alınır.

    Nasıl Önlenir?
    Anne gebelik süresince demirden zengin beslenmeli, doktorun önereceği demir takviyesini kullanmalı

    Bebek ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeli

    Mamayla besleniyorsa, verilen mamanın demir içeren bir mama olması sağlanmalı

    İnek sütü 1 yaş dolmadan başlanmamalı

    1 yaştan sonra da, günlük inek sütü tüketimi yarım litreyi aşmamalı (İnek sütünün fazlası hem tokluk hissi yaratarak demirden zengin gıdaların alınmasına engel olur, hem de barsaktan gizli kanamalara yol açarak demir eksikliğine yol açar )

  • Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Ruh Sağlığı Çalışanları Kimlerdir?

    Psikoloji Nedir?

    Psikoloji, insan davranışlarını, ruhsal ve zihinsel süreçleri inceleyen bilim dalıdır. Psikoloji biliminin her biri lisans sonrası ayrı ayrı uzmanlık gerektiren pek çok alt dalı bulunur. Bunlar; Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji, Adli Psikoloji, Deneysel Psikoloji, Bilişsel Psikoloji, Nöro Psikoloji ve Endüstri ve Örgüt Psikolojisi

    Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin Fen Edebiyat Fakültesinde 4 yıllık Psikoloji bölümünü bitirmiş kişilere psikolog denir. Almış olduğu eğitim doğrultusunda insan zihninin ve davranışlarının birbirleriyle ve çevreyle nasıl etkileşimde bulunduğunu gözlemleyerek, ölçerek, yorumlayama yoluyla inceleyen profesyonellerdir.

    Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Kimdir?

    Üniversitelerin Eğitim Fakültelerinde bulunan Psikolojik Danışma ve Rehberlik(PDR) Bölümünden mezun kişilere denir. Psikoloji bölümü ile kesişen birçok dersi bulunmaktadır. Daha çok gündelik hayat problemleri ve eğitim psikolojisi üzerine uzmandırlar. Her okulun rehberlik servislerinde yararlanabileceğiniz Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Bulunmaktadır

    Klinik Psikolog Kimdir?

    Üniversitelerin psikoloji ve pdr bölümü mezunları lisans eğitimini tamamladıktan sonra Klinik Psikoloji yüksek lisans veya doktorası yapan kimseler Klinik Psikolog ünvanını alırlar.

    Klinik psikologlar, nesnel ölçüm araçları ile beraber gözlem ve görüşme teknikleri kullanarak psikoterapi yöntemleri ile sorunlara müdahale eder.

    Psikoterapi Nedir?

    Psikoterapi ,eğitilmiş ve nesnel bir profesyonel tarafından uygulanan, psikolojik, davranışsal ve duygusal problemleri tedavi etmenin sanatı ve bilimidir (Cullari, 1998)

    Psikoterapi, duygusal ve zihinsel bozuklukları, iletişimin çatışmalarını ve problemlerinin içyüzünü konuşmayı, rahatsızlık belirtilerinden kurtarma hedefiyle sosyal ve çalışma hayatının fonksiyonlarını geliştirmeyi sağlayan davranışsal değişiklikleri, kişilik gelişimini cesaretlendirmek üzere tasaranmış psikolojik teknikler kullanılarak yapılan tedavidir. (from.Answer.com, Health, 2007).

    Psikoterapi, sonuçlarının önceden kestirilemediği tam ve açık olarak belirli olmayan problemlere uygulanan tanımlanmamış bir tekniktir. Bu tekniği öğrenmek için çok titiz bir eğitim alınması tavsiye edilir. (Raimy, 1950).

    Psikoterapist Kimdir?

    Psikoterapi eğitimini tamamlamış Psikolog, Psikolojik Danışman, Psikiyatrist ve Klinik Psikoloğa psikoterapist denir. Psikoterapistler aldıkları eğitim ve yakın oldukları ekol doğrultusunda hastaya tanısal değerlendirme yaptıktan sonra uygun yönde sağaltım(tedavi) sunarlar.

    Psikiyatrist Kimdir?

    Tıp fakültesi eğitimini tamamladıktan sonra psikiyatri alanında ihtisasını tamamlayan hekimlerdir. Hastalıkların tanımlamasını (birincil tanı, eş tanı, ayırıcı tanı) yaparak gerekli tedavi planını yaparlar. Psikiyatristler ilaç yazabilir, gerekli laboratuvar testlerini talep edip MR, EEG gibi beyin inceleme cihazlarını psikiyatrik bozuklukların tedavisinde kullanabilir

  • Anne sütü mucizesi ve yararları

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında doğduktan sonra kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?
    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?

    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef, 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

    Anne Sütünün Yararları

    Anne sütü üstün içeriği ile yenidoğan bebeği tüm gereksinimini 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen, kolay sindirilebilen ideal bir besindir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde hafif veya hayatı tehdit eden ciddi enfeksiyonlara daha az rastlanmakta, allerji, ani bebek ölümleri anne sütü almayanlara göre daha az görülmektedir Bağışıklık sistemi güçlenmekte, özellikle solunum ve sindirim sistemi enfeksiyonları azalmaktadır. Anne sütü alan bebek hastalansa bile enfeksiyonu daha kolay atlatmaktadır.

    Annesini emen bebeğin zihinsel gelişimi, ilerideki okul başarısı daha iyi olmakta, anne- bebek arasındaki bağ daha kolay ve güçlü kurulmaktadır

    Bebekliğinde yeterli süre anne sütü almış erişkinlerde lenfoma, lösemi, diyabet gibi bazı hastalıkların sıklığı da azalmaktadır

    Bebek için sayılamayacak kadar çok yararları olan anne sütü, annenin de gebelik öncesi formuna dönmesini kolaylaştırmakta;emziren anne bunun için gerekli enerjiyi sağlamak üzere depolanan yağ dokusundan kurtulmaktadır Ayrıca meme, yumurtalık ve rahim kanseri riski azalmaktadır

    Anne Sütünü Nasıl Arttırabiliriz?

    Emzirmek, annenin bebeğine vereceği en güzel armağan, onun için yapabileceği en iyi şeydir. Bebek için en iyi beslenme, hayata sağlıklı bir başlangıç yapma yoludur. Emzirmenin başlatılıp sürdürülebilmesi için özellikle bebeğin babası olmak üzere tüm aile anneyi desteklemeli; gebelikte takibini yapan doktoru, çocuk doktoru ve aile hep birlikte olumlu, destekleyici bir tutum içinde olmalıdırlar. Bu yazıda, annelere anne sütünü arttıracak bazı önerilerimizi sıralayacağız.

    Daha Sık Emzirin: Yenidoğan bebeğinizi en az 2 saatte bir emzirin, uyuyorsa uyandırın. Gece ise, 4-5 saatten uzun uyumasına izin vermeyin, uyandırıp emzirin. Bebeğin sık sık emmesi anne sütünü arttıracak en önemli etkendir. Bu durum, ilk günlerde yeni anne için biraz yorucu olsa da, emzirmenin başarıyla sürmesi ve bebeğin kilo alması ona bu ilk sıkıntıları unutturacaktır.

    Emzirmek İçin Göğsünüzün Dolmasını Beklemeyin: Göğsünüzde her zaman bebeğe yetecek süt vardır, emzirme sırasında da, hormonal uyarıyla vücut yeniden süt üretecektir. Göğüslerin çok dolu olması bebeğin daha çok doyduğunu göstermez. Aynı şekilde, bazen pompayla sütü sağan anneler gelen miktar karşında hayal kırıklığı yaşayabiliyorlar. Pompayla çektiğiniz miktar, bebeğin memede ne kadar alabildiğinin bir ölçüsü değildir. Bebeğin yeterince beslendiğini ancak kilo alışıyla anlayabiliriz.

    Daha Uzun Süre Emzirin: Bebeğin belli bir süre değil, bir göğsü bitirene kadar emmesini sağlayın, sonra da öbür göğse geçin. Böylece, hem önce gelen sulu sütü, hem de sonra gelen yağlı sütü alacak, vücudunuz da süt yapımı için gereken uyarıları almış olacaktır.

    Emzirme Sırasında Bebeği Mümkün Olduğunca Çıplak Bırakın: Emerken kolay yorulup bırakan, uyuyakalan bebekler; bezleri kalacak şekilde soyulup anneyle cilt teması sağlanırsa daha uzun ve etkili emmeleri sağlanabilmektedir. Üşümemesi için bir örtü ile korunarak emmesi sağlanabilir. Emerken özellikle bebeğe eldiven giydirmemeli, anneye dokunabilmesine fırsat vermeliyiz.

    Emzirmeye ve Kendinize Odaklanın: Yenidoğan bebeğini emziren anne önceliğinin emzirme olduğunu bilmelidir. Dinlenmeye, dengeli beslenmeye zaman ayırmalı, babadan emzirme dışı işlerde yardım almalıdır. Ev işlerini de bebekle birlikte mükemmel bir şekilde yürütmesi gerekmediğini kabullenmeli, her şeyi hallederim deyip kendini strese sokmamalıdır.

    Biberon, Emzik Vermeyin: Emzirme dengesi kurulup bebek kilo almaya başlayana kadar (tercihen ilk 1 ay ) bebeğe biberon, emzik vermeyin. Böylece tüm emme faaliyetini memede gerçekleştirecek, süt yapımını uyarmış olacaktır.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Halk arasıda Dikkat Eksikliği belirtileri yanlış bir şekilde üstün zekalı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi terimlerle ifade edilmeye çalışılır. Dolayısıyla belirtileri görmezlikten gelmeden, şidddet uygulamaya kadar, geniş bir yelpazede çüzüm aranır.

    Belirtileri bu sorunun yansıması olarak görmek yerine, suçlu aramak ve sonunda çocuğu cezalandırmak, en büyük çözümsüzlüğü üretmek demektir.

    Anne babaların sürekli birbirini suçlayarak, adeta ‘‘ sorunun nedeni ben değilim’’ mesajını vermeye çalışmaları, ev içindeki huzuru bozarak, çocuğa ulaşmayı daha da güçleştirir. Evin duygusal ortamı olumlu olmaktan çok gerilimlidir.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) erken çocukluk döneminde başlayan ve temel belirtileri erişkin dönemde de devam eden nörolojik tabanlı bir gelişim bozukluğudur.

    DEHB bireyin kişiler arası etkileşimini, akademik yaşantısını ve mesleki hayatını, oluşturduğu olumsuz etkiler açısından toplumun da önemli bir sorunudur.

    DEHB doğuştan gelen bir bozukluktur ve daha bebeklik döneminden itibaren uyku azlığı, bozuk uyku düzeni, uyarılara aşırı duyarlılık, ışık, ısı, gürültü gibi çevresel değişikliklere aşırı tepkilerle kendini göstermeye başlar.

    Oyun dönemine geldiklerinde aşırı hareketlilik, duygusal değişkenlik, oyun ve oyuncaklara yaşıtlarından beklenen odaklaşmayı yapamama, bebeklikten beri süregelen uyku düzensizliklerinin yanı sıra söz dinlemeyen, aşırı yaramaz, yerinde duramayan çocuklar olarak annelerinin dikkatini çekebilirler

    Tanının konduğu yaş okula başlama dönemi olan 6 – 7 yaşlarıdır. Çünkü bu yaşlar çocuğun okula ya da sınıf kurallarına uymadığı, dikkatsizlikten dolayı konuya odaklaşmakta güçlük gektiği, akademik başarısında düşüklük, ataklık ve aşırı hareketliliğe bağlı olarak arkadaş ilişkilerinde bozulma gibi yakınmaların yoğunlaştığı bir dönemdir.

    DEHB’li çocukla ilgili aileye devamlı şikayet gelir. Çocuklarının neden olduğu sorunlar için sürekli okula çağırılırlar ve aile devamlı sıkıntı içerisindedir. Diğer aileler ve öğretmenlerin, bu annne babaları yetersiz olarak görmeleri, sorunları iyice karmaşık hale getirmektedir. DEHB’li çocuklar ise, sürekli neyi nasıl yanlış yaptıklarıyla ilgili geribildirim alırlar. Anne – baba, giderek aşırı denetimci, uyarıcı ve stresli bir hale gelir. Böyle bir durumda çocuk yetiştirmenin zorluğu açıktır.

    Diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarıda göze çarpmaktadır. Bunlar, daha üretken olmaları, enerjik, sıcakkanlı, cana yakın ve dürtüsel olmalarıdır.

    Ancak bu çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Özellikle riskli sağlık davranışları açısından tehdit altında olan bu çocuk ve ergenler de sigara ve madde kullanımı, yasal sorunlar, kötü akran ilişkileri, kendine güven kaybı, okul ve iş başarısında düşüklük ve psikiyatrik komorbite gözlenmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu 3 Tipte Görülmektedir Bunlar;

    1)Dikkat eksikliğinin önde görüldüğü tip:Sadece dikkat eksikliğinin görüldüğü tiptir hiperaktivite ve dürtüsellik varsa da tanı alacak kadar değildir.

    2)Aşırı hareketliliğin önde görüldüğü tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik görülmektedir dikkat eksikliği varsada tanı alacak kadar değildir.

    3)Birleşik Tip:İçersisinde dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketliliğini tanı alacak düzeyde barındırmaktadır

    Amerikan Psikyatri Birliği tarafından zihinsel hastalıklara tanı koymak ve ölçüt koymak için belirlenen DSM – V de tanı belirtiler şu şekilde sıralanmıştır

    Dikkatsizlik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesi altı aydır devam etmeli

    • Ayrıntılara özen göstermez okul çalışmalarında işte yada etkinliklerde ayrıntıları gözden kaçırır dikkatsizce hatalar yapar
    • İş yaparken, oyun oynarken dikkatini sürdüremez(oyuncaktan hemen sıkılıp başka bi nesneye yönelebilir) okulda dersi dinlerken yada uzun bir yazı okurken odaklanmakta zorlanır.
    • Doğrudan kendisi ile konuşulurken dinlemiyor gibi görünür(ismiyle seslendiğiniz zaman cevap vermeme gibi)Dikkatini dağıtacak bir şey olmasa bile aklı başka yerde gibi görünür
    • Verilen yönergeleri takip etmez, okulda verilen görevleri ev ödevlerini, sıradan günlük sorumluluklarını tamamlayamaz(örneğin; işe başlar hızlı bir şekilde odağını kaybeder ve dikkati dağılır.
    • İşlerini ve etkinliklerini düzenlemekte zorlanır(Örneğin ardışık işlemleri yapmakta, düzenli olmakta zorluk çeker, düzensiz ve dağınık çalışır, zamanı doğru kullanamaz
    • Uzun süre zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınır, bu tip işlerden hoşlanmaz ve yapmak istemez(Örneğin; okulda verilen görevler ve ev ödevler, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde ise from doldurmak, uzun süren yazılara göz gezdirmek gibi)
    • Kendisi için gerekli olan nesneleri kaybeder(Örneğin; kalem, defter, kitab, gözlük, cüzdan, telefon, anahtar)
    • Dış uyaranlara dikkati kolay dağılır (Gençlerde ve yetişkinlerde ilgisiz düşüncelerde olabilir)
    • Günlük etkinlikleri unutma eğilimindedir (Getir götür işleri yaparken, günlük etkinlikler sırasında, yetişkin ve gençlerde, randevu saatine uymada, faturaları ödemede, telefon aramalarına cevap verme)

    Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik

    Aşağıdaki belirtilerden en az altı tanesinin bulunması ve altı aydır devam etmesi gerekir

    • Kıpırdanır, oturduğu yerde kıvranır yada ellerini ayaklarını vurur.
    • Oturması beklenen yerlerde oturamaz oturduğu yerden kalkar(Sınıfta, iş yerinde durması gereken durumalrda yerinden kalkar)
    • Uygunsuz ortamlarda koşturur yada bir yere tırmanabilir(Yetişkin veya ergenlerde huzursuzluk hissetme şeklinde görülebilir)
    • Boş zaman etkinliklerine sessiz bir şekilde katılamaz yada sessiz bir şekilde oyun oynayamaz
    • Her an hareket halindedir yada kıçına motor takılmış gibidir
    • Çoğu zaman aşırı konuşur
    • Sırasını beklemekte zorlanır(oyunda yada yetişkinler için kuyrukta)
    • Başkalarının sözünü keser yada konuşmalarının arasına girer, sormadan izin almadan başkalarının eşyalarını kullanabilir

    Birkaç dikkatsizlik yada aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri iki yada daha çok ortamda olması gerekir(ev, okul, gezme, işyeri, akrabaların yanındayken yada bir etkinlik sırasında.

    Bu belirtiler çocuğun yada yetişkinin ev, okul ve toplumsal yaşayışını açık bir şekilde olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEHB’li Çocuğu Olan Veliler Genelde Aşağıdaki Söylemlerle Gelmektedirler

    • Yerinde bir türlü durmuyor gözümüz süreki üstünde çok hareketli
    • Sesleniyoruz ama cevap vermiyor hiç umursamıyor
    • Çok geveze hiç susmuyor sürekli sözümüzü kesip kendisi konuşmak istiyor
    • Çok aceleci hemen olmasını istiyor tezcanlı(aileler bunun mizaç özelliği olduğunu düşünebilmektedirler)
    • Maymun iştahlı hemen sıkılıyor(oyuncaklardan, oyundan, dersten)
    • Çok zeki aslında ama çalışmıyor
    • Aklı sürekli başka yerlerde
    • Dersi dinlerken aklı başka yerlere gidiyor
    • Ders çalışmayı hiç sevmiyor çabuk sıkılıyor
    • Bi işe hevesle başlıyor çabuk bırakıyor
    • Televizyon ve tabletle çok oynuyor kilitlenmiş gibi bakıyor