Yazar: C8H

  • Üst solunum yolu enfeksiyon tedavisinde antibiotik kullanımına dikkat!!

    Üst solunum yolları; burun

    boğaz

    kulak

    yutak borusu

    ve solunum yolunun üst kısmını kapsar.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE)

    Soğuk algınlığı

    Rinit + Sinüzit

    (Rhinosinüzit)

    Bademcik iltahabı

    Farenjit

    Orta kulak iltahabı ve

    Akut Bronşit ‘dir.

    Üst solunum yolu esas olarak virüslerin neden olduğu klinik tablolardır. Bu enfeksiyonlar da sıklıkla ;

    Ateş

    Burun akıntısı

    Öksürük

    Boğaz ağrısı

    Baş ağrısı görülür.

    ÜSYE enfeksiyonlarında en sık görülen belirti ateş olup, ateşin çocuklarda ve özellikle küçük çocuklarda yüksek oluşu çoğu kez paniğe sebep olmaktadır. Diğer belirti ve bulgular enfeksiyonun lokaliasyonuna göre değişmektedir.

    Viral olan bu enfeksiyonların çoğunda tablo tanımlanamamakta ve antibiotik başlanmaktadır.

    Antibiotik ÜSYE ‘na ne zaman gerekir?

    Akut bakteriyel otit (Orta kulak iltahabı)

    Streptokoksik tonsillofarenjit (Streptokokların neden olduğu bademcik iltahabı)

    vakalarında antibiotik kullanılabilir.

    Bunun dışında kalan ÜSYE enfeksiyonlarında antibiotik kullanma endikasyonu yoktur.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarında birçok antibiotik gereksiz ve yanlış kullanılmaktadır. Bakterilerin neden olduğu ÜSYE ‘ler de ise geniş spektrumlu antibiotikler kullanılmamalı ve etkene yönelik planlama yapılmalıdır.

    Antibiotik tedavisi gereken durumlarda ise acele edilmemeli ve erken antibiotik tedavisinden kaçınılmalıdır.

    ÜSYE hastalarda antibiotik kullanmayınız uyarısı komplikasyonlara yol açabilir mi?

    ÜSYE da antibiotik kullanımının %10 azalması

    Her yıl bir zatürre vakası

    On yılda ise bir bademcik apsesine yol açmaktadır.

    Durum böyle olunca erken antibiotik tedavisinden kaçınılmalı , klinik tablo izlenmeli ancak gereken vakalarda antibiotik tedavisi başlanmalıdır.

    Antibiotikler ciddi bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılmalıdır. Virüslerin neden olduğu enfeksiyonlarda antibiotiklerin yeri yoktur.

    Diğer taraftan antibiotiklerin ciddi yan etkileri bilinmektedir.

    Böbrek fonksiyonlarını bozabilir.

    Karaciğer üzerine toksik etkisi vardır

    Bağırsak florasını bozarak ishale neden olabilir.

    Akut üst solunum yolu enfeksiyonlarında tedavi

    Hastanın sıvı alımının artırılması

    Burun tıkanıklığı olan hastaların serum fizyolojikle burun tıkanıklığının giderilmesi

    Ağrı kesici ve ateş düşürücülerin kullanılması

    İstirahat şeklinde özetlenebilir.

    Viral enfeksiyonlarda Aspirin Reye sendromuna neden olduğu için kullanılmamalıdır. Semptom giderici ilaçların üst solunum yolu enfeksiyonu olan çocuklarda kullanımı sakıncalıdır.

    Özetle ;

    ÜSYE çoğunlukla virüslerin neden olduğu tablolardır.

    Antibiotik tedavisi ancak streptokoksik boğaz enfeksiyonu ve komplike orta kulak enfeksiyonlarında önerilebilir.

    Erken antibiotik tedavisinden kaçınılmalıdır.

    Hızlı tanı yöntemleri gerek bakteriyel ve gerekse viral enfeksiyonların tanısında kullanılmalıdır.

    Antibiotik tedavisi için beklenmelidir. Ancak laboratuvar tanısı ile tanımlanan bakteriyel üst solunum yolu enfeksiyonunda kullanılmalıdır.

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Kekemelik konuşma akışının anormal duraksamalar(sesin kesilmesi),ses ve hecelerin tekrar edilmesi (ke-ke-keleme),uzatılması(kkkkkkkk keleme) ile bozulması durumudur.Bu konuşma akıcılığının bozulması durumuna konuşma gayretine bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve vücut hareketlerinde değişiklikler de eşlik edebilir.

    Bütün insanlar belli bir oranda konuşma akıcılığında bozukluk yaşar!

    Hemen hemen tüm çocuklar konuşma gelişiminin erken dönemlerinde konuşma akıcılığının sıkça bozulduğu bir dönemden geçerler.Yetişkinler ise günlük konuşmaları sırasında pek çok kere ‘’ııı’’gibi heceleri konuşmayı bölecek şekilde araya sokar,zaman ses,hece,kelime ve söz gruplarını tekrar ederler ancak bu durumların hepsi ‘’normal’’ olarak kabul edilir ve herhangi bir endişe uyandırmaz.Normal akıcılık bozuklukları konuşmaya yönelik çaba harcanması ve kişide endişeye rol açacak durumlar yaratmaz.

    KEKEMELİĞE NELER SEBEP OLUR?

    Kekemeliğin asıl sebebi hala bilinmemektedir.Muhtemel etkiler arasına ise,konuşma kaslarının koordinasyon bozukluğu,nefes problemleri,dil gelişiminin seviyesinde problem olması,diğer iletşimsel problemler ve yaşamsal stresler yer alır.Aynı zamanda çok büyük ihtimalle kekemeliğe sebep olan durum ile kekemeliğin arış ve ilerleyişine sebep olan durumlar birbirlerinden oldukça farklıdır.Kekemelik büyük ihtimalle genetik,nörolojik ve çevresel faktörlerin karışımına  bağlı olarak ortaya çıkar ve farklı oluşum sebepleri vardır.

    Kekemelik duygusal ya da psikolojik problemlere bağlı olarak mı ortaya çıkar?

    Kekemeliği olan çocukların akıcı konuşması olan çocuklardan daha fazla oranda psikolojik problemleri olması ihtimali yoktur!Genel olarak psikolojik  travmanın kekemeliğe sebep olduğuna inanmak için herhangi bir sebep yoktur.Ancak bunun yanı sıra kekemelik problemi ile başa çıkmak kişiler için olabilir ve bu da kişinin yaşam kalitesini kötü yönde etkileyebilir.

    Kekemelik kaç yaşında ortaya çıkar?

    Kekemelik tipik olarak genç yaşlarda (2ila 5 yaş civarında)belirgin olarak ortaya çıkar ancak bazı durumlarda okul çağında ilk belirtilerini verebilir ve çok nadir olarak da yetişkinlikte ortaya çıkabilir.

    Çocuğunuzun kekelemeye başladığını düşünüyorsunuz yardım almak için uzmana başvurmalı mısınız,beklemeli misiniz?

    Sizde ya da daha önemlisi çocuğunuzda kekemelik konusunda bir endişe uyandığı anda hemen ve acil olarak profesyonel yardım aramalısınız.Bazı çocuklar büyüdükçe kekemeliğin üstesinden gelecek ve akıcı olarak konuşabileceklerdir.Ancak bazıları bunu yapamayacaktır.Kekemeliğe bağlı olarak gelişebilecek problemler yeterince erken dönemde tedavi edildiği taktir de en aza indirgenebilecektir

    KEKEMELİK TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ?

    Evet  kekemelik tedavisinde gerek çocuk gerekse yetişkinlerde uygulanabilen başarıya  ulaşmış yöntemler ve teknikler vardır.Bu yöntemlerden herhangi birinin diğerine olan üstünlünü gösteren herhangi bir bilimsel araştırma bulunmamaktadır.

    Kekemelik tam olarak ortadan kaldırılabilir ve kişi-iyileştirilebilir mi?

    Kekemelik tam  bir ‘’iyileşme’’den ya da ‘’hızlı çözüm’’den söz etmek doğru olmaz.Kekemelik bir davranış biçimidir,yanlış bir konuşma alışkanlığıdır,bir’’hastalık’’değildir.Tedavide hedef kısa dönemde kekemeliğin azaltılması değil ,uzun dönemde iyiye doğru gitme,akıcılığın arttırılması ve iletişim kurmada başarıyı sağlama yönünde olmalıdır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir çocuğa nasıl yaklaşmalısınız?

    Çocuklar akıcı konuşmadıklarının farkında olamayabilirler.Böyle bir durumda akıcılık bozukluğuna dikkati çekmemek gerekir.’’Dur ve yeniden söyle’’konuşmaya başlamadan önce düşün’’,daha yavaş konuş’’ya da dilini arı mı soktu?gibi yorumlar durumu çözmeye yardımcı olamayacaktır.Çocuğun ne anlatmakta olduğuna odaklanın ve onu dikkatle,sabırla dinleyin,çocuğun bunu nasıl söylediğine odaklanmayın.Eğer çocuğun  konuşmasına bağlı olarak üzülmekte olduğunu gözlüyorsanız ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşıladığınızı destek olacak şekilde ona,konuşma güçlüğü içinde olduğunu fark edip anlayışla karşılaştığınızı destek olacak şekilde hissettirilebilir,söyleyebilirsiniz.’’Bunu söylemek biraz zor olduğu gibi gözüküyor;;,bunlar olabilir’’ya da bazen kişiler konuşmakta güçlük çekebilirler’’gibi yorumlar çocuğun kekemelik ile daha etkili bir şekilde başa çıkmayı öğrenmesine yardımcı olacaktır.

    Konuşma akıcılığı bozuk olan bir yetişkine nasıl yaklaşmalısınız?

    Kekemeliği olan  yetişkinler de akıcı konuşabilen yetişkinlerle aynı oranda konuşarak ifade ettikleri önem verilmesini, sabır ve dikkatle dinlemeyi hak etmektedirler.

                            ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

    Kekemelik,okullarda görülen belli başlı konuşma özürlerinden  biridir.Kekemelik konuşmanın tümünü etkileyen ve bundan ötürü konuşanı daha çok sorun içine sokan bir türüdür.Ayrıca,kekemelik öğretmen ve öğrencilerin farkında oldukları konuşma özrü türlerinden başta gelenidir.Öğrenciler arasında alay konusu edilen davranışların başında yine kekemelik gelmektedir.Bu bakımdan kekemelik  sadece kekeleyenin değil,öğretmenin de bir sorunu olmaktadır.Okulda.öte yandan 5 ile4 yaşlar arasındaki dönem,5 yaştan önce başlayan kekemeliğin giderek arttığı yaşlar olarak,bilinmektedir.Bu yaşlarda çocuğun ilk ve orta okul dönemidir.Bu bakımdan öğretmen ve yöneticilerin bu konuyla yakından ilgilenmeleri gerekmektedir.

    BU KONUDA ÖĞRETMENİN YAPABİLECEĞİ ÇALIŞMALAR ŞUNLARDIR:

    -Çocuğu kekeme diye damgalamayınız ve kekeme,kekemelik gibi sözcükleri çocuğun yanında kullanmaktan çekininiz.

    -Çocuğun konuşması üzerine aşırı titizlik göstermeyiniz.Onu sakin dinleyiniz.Endişeden uzak olunuz.Çocuk bir şey söyleme isteğinde acele ve telaşa kapılmadan söyleyebileceği kadar zaman fırsat veriniz.Onun konuşmasını olduğu gibi kabul ediniz.

    -Çocuğun en az kekelediği durum ve koşulları saptayınız.Sınıfta bu gibi durumlarda onu konuşturunuz.Özendirici önlemler alınız.

    -Hiçbir  zaman çocuğa’’yeniden başla’’,önce derin bir nefes al gibi uyarılarda bulunmayınız.Bütün bu uyarılar onun dikkatini konuşması üzerine toplamasına neden olur.Buda zararlıdır.

    -Çocuk konuşurken dudak hareketlerine değil gözlerine bakınız.

    -Alayı ve acı şakaları disiplin aracı olarak kullanmayınız.

    -Çocuktan  yapamayacağı,kadar çok şeye beklemeyiniz.

    -Sınıfın çocuğa karşı olan tutumunu kontrol ediniz.Çocuk sınıfta yokken arkadaşlarına ona karşı nasıl davranılacağına ilişkin konuşunuz.Arkadaşlarının yardıma ihtiyacı olduğunu zamanla onun da düzgün konuşacağını anlatınız.

    -Sınıfta yapılacak koro çalışmaları,toplu söylenen marşlara ve diğer müzik çalışmaları ritmik etkinlikle kekeme için yararlı olacağından bu tür çalışmalara elden geldiğince fazla yer veriniz.

                                             AİLELERE ÖNERİLER

    1)Çocuğun akıcı olmayan konuşmasına dikkat çekmeyin ve kritik etmeyin.Söylemeden önce söylemek istediğini düşün,Konuşmadan önce derin nefes al gibi uyarıları kesinlikle yapmayın.Böyle bir davranış gerginlik yaratır.Böylece kekemeliğin gelişme  riski artar.

    2)Çocuğunuzun konuşma bozukluğuna üzülmeyin,şimdilik onun  konuşma şeklinin böyle olduğunu ve her şeyin normal olduğunu kabul edin.

    3)Eğer sol elini kullanıyorsa sağ elini kullanması için zorlamayın.

    4)Beceriksiz ya da yanında iki ayrı lisan kullanmayın,konuşmayı öğreneme devresindeki bir çocukta bu durum olumsuz etki yapacaktır.

    5)Grup içindeki oyunları beceremiyor diye kaygılanmayın,insanlarla ilişki kurabilmesi için yardımınıza ihtiyacı olduğunu unutmayın.

    6)Yetersiz konuşmasının üstesinden gelmesi için,diğer yollardan başarı kazanması için zorlamayın.

    7)Daha düzgün ve akıcı konuşan kardeşleri veya yaşıtları ile asla kıyaslamayın,

    8)Problemin ikinci bir kazanç olarak kullanmasına yol açacak davranışlardan kaçının (bozuk konuşarak ilgi çekme isteğini yaptırma gibi)

    9)Size bir şey söylemeye çalışırken dikkatinizi ona verin.Çocukların bir çoğu kendisini dinleyen kişi dikkat etmediği zaman güçlük çekerler.

    10)Akıcı konuşan kişilerle rekabet ortamı hazırlamayın,böyle  durumlarda çocuklar fazlası ile bocalar.

  • Atopik dermatit

    Atopik dermatit ya da egzama; yoğun kaşıntı, kızarıklık, deride kuruluk ve kabuklanma, bazen de enfeksiyonlarla giden kronik bir hastalıktır. Daha çok yanaklarda, diz~dirsek arkası gibi kıvrım yerlerinde görülmekle birlikte vücudun her yerinde görülebilir. Sıklıkla genel bir iyilik hali ve yineleyen alevlenmeler ile gider. Çevresel etkenlerin atopik dermatit gelişimi ve ağırlığı üzerine etkilerinin olduğu bilinmektedir.

    ♦️Genetik yatkınlık, iklim değişiklikleri, alerjene maruz kalma gibi faktörler risk etkeni olabilir.

    ♦️Atopik dermatitli olguların yaklaşık yarısında başta inek sütü, yumurta, yer fıstığı ve buğday olmak üzere bir ya da bir kaç besine duyarlıdır.

    ♦️Bu çocuklarda belirtilerin başlangıç zamanı, lezyonların ilk olarak vücudun neresinde başladığı, nelerle tetiklendiği, ailede alerji ya da atopik hastalık varlığı, uyku düzeni, uykusunda kaşınma nedeniyle uyanıp uyanmadığına dikkat edilmelidir.

    ♦️Atopik dermatite büyüme gelişme geriliği, tekrarlayan enfeksiyonlar, hışıltı ataklari gece ya da fiziksel etkinlik sırasında öksürük ve nefes darlığı, gözlerde kaşıntı, sulanma, burun tıkanıklığı eşlik ediyormu bilinmelidir.

    ♦️♦️Tedavide öncelikle alerjenler, kozmetik ürünler ya da diğer tetikleyici etkenlerden uzak durmalı; deriyi zedeleyecek ve alerjen içermeyen vücut şampuanı İle düzenli deri temizliği yapılmalı, bebeğe uygun nemlendirici kremler kullanılmalıdır. Ayrıca derinin su kaybını önlemek için küvet içine konulan suya veya son durulama suyuna bebek için uygun yağ eklenerek kullanılabilir. Sonrasında çocuk yumuşak bir havlu ile nazikçe tamponlanarak kurulanır. Sağlıklı günler….

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı insan hayatının en karakteristik taraflarından biridir. Kadim zamanlardan beri insanlığı ilgilendiren birçok mesele iki kardeşler arası ilişkilerden ibarettir. İlk cinayetin hikayesi olan Habil ve Kabil, imparatorluklar döneminde kardeşler arasında yaşanan kanlı taht kavgaları, Karamozav Kardeşler, Sindirella ve Antik Yunan Mitolojisinde görülen kardeş ilişkileri kardeş kıskançlığı ve mücadelesinin tarihin her döneminde olduğunu gösterir. Çocuklarımızın birbiriyle kavga etmesi elbette hepimiz için huzur kaçırıcıdır. Durmadan tartışmaları, birbirlerine isim takmaları, tahrik ve tehdit etmeleri ya da doğrudan kavga etmeleri aile için ciddi sorunlara yol açabilir. Anne ve babanın evliliklerinde anlaşmazlıklar ortaya çıkması ya da birliktelikten alınan tatminin azalması; fiziksel zarar riskinin doğması ve aile üyelerinin özgüvenlerini yitirmesi şiddetli kardeş kavgalarının muhtemel sonuçlarıdır.

    Kardeş kavgasını nasıl algılamalıyız? Aslında kardeş kavgası, kendilerini keşfettikleri, farklılıklarını ve benzerliklerini farkettikleri ve nasıl beraber yaşayacaklarını öğrendikleri bir süreçtir. Bu kavgalar, farklı bakış açılarına saygılı yaklaşmayı, toplumla uyumlu bir şekilde yaşamayı ve sosyal kabiliyetleri öğrenecekleri bir fırsatı da barındırır. Bunun yanında, karşınızdaki henüz bir çocuk olduğu için, yeni doğan kardeşiyle alakalı hissettiği şeyin kıskançlık olduğunu bile anlamayacaktır. Onun hayatta en değer verdiği şey siz ve sizin ilginiz olduğu için, ilginizin bölünmesinden duyduğu rahatsızlığı tuhaf yollarla dışavurabilir. Bu yeni karşılaştığı duruma karşı nasıl bir tavır alacağını, nasıl davranacağını bilemez. Kardeş kıskançlığının temelleri de bu ilginin paylaşılması etrafında döner.

    Kardeşler arasında yaşanan çatışmaların ne üzerine olduğunu anlamak, onu önlemek için atılabilecek en önemli adımlardan birisidir. Kıskançlık genellikle ailenin gösterdiği ilginin paylaşımı  hususunda ortaya çıkar. Ebeveyn bu konuda kayırıcı da olsa ya da gerçekten adaletli de olsa çocuğunuz bu konudan yakınabilir. Kendini ifade edebilecek başka bir yol bilmiyor olabilir. Eğer böyle bir şey söz konusu değilse yaşanan şey yalnızca yaşları ve içinde oldukları dönemlerin farklılığı da olabilir. Bir yenidoğanın eğlence anlayışı, bir “toddler”ın siniri bozabilir. Aynı şekilde ergenliğe yeni adım atmış kardeş, kimliğini ve bağımsızlığını oluşturduğu çetin bir süreçteyken ona sevgi dolu yaklaşan kardeşiyle vakit geçirmek bile istemeyebilir. Çocuğunuzun kardeşine karşı takındığı agresif tavrın sebebi siz de olabilirsiniz. Çocuklar hemcins ebeveynleriyle özdeşim kurarak ve onları model edinerek bazı davranışlar geliştirirler. Eğer siz de eşinizle sık sık tartışıyorsanız, çocuklarınızın ettiği kavgalar da bunun bir izdüşümü olabilir.

        Günlük hayatı ve ruhsal sağlığımızı zedeleyen bu duruma müdahale edebilir, bu çatışmayı birlikte yaşama kültürünün ve sosyal kabiliyetlerin özümsendiği bir sürece çevirebiliriz.

            Dahil olmak: Eğer her kavgaya dahil olursak birçok açıdan çocukları bağımlı hale getirebiliriz. Bir sorunu kendi başlarına çözmeye dair duydukları güven sarsılabilir. İçinden çıkılamayacak durumlarda çatışmayı onlar için çözüme kavuşturan ebeveyn figürü yerine, kavgayı onlarla birlikte irdeleyen ve çözüm için gayret gösteren bir ebeveyn çocuklarımızın için daha sağlıklı bir rol model olacaktır. Böyle durumlarda taraf tutmaktan kesinlikle imtina etmeli, iki tarafın da kazançları olacağı bir sonuca varılmalıdır.

        Adalet : Eşitlik ve adalet birbirinden farklı durumlardır. Çocuğumuza, kardeşinin aldığı her şeyi alacağımıza, ne yerse onun da yiyeceğine ya da ilginin eşit paylaşılması gerektiğine inandırmamamız gerekir. İçinde oldukları gelişimsel evre, özel hayatlarında yaşadıkları bazı zorluklar bazen ihtiyaçların ve ilginin farklı oranlarda dağılmasını gerektirebilir. Çocuklarımızı paylaşmaya mecbur da bırakmamız gerekir. Kendi başlarına geçirecekleri vakitler de kardeşlerine ve dünyaya karşı tavırlarını iyileştirecektir. Farklılıkları konusunda onları cesaretlendirmeli, bu farklılıkların zarar verici değil tamamlayıcı olduğunu da onlara göstermemiz gerekebilir. Özel bakıma muhtaç ya da üstün zekalı kardeşi olan çocuklar için bu husus daha kritik bir anlam ifade etmektedir.

        Disiplin : Birbirlerine karşı gösterdikleri tavırlar, ev içinde gösterilecek uygun ve uygunsuz davranışlar ve bazı spesifik anlaşmazlıklara dair belirli bir kural sistemi oluşturulur ve bunlar çocuklara samimi bir şekilde anlatılırsa, “Ben haklıyım, sen haksızsın.” gibi suçlamaların önüne geçilmiş olabilir. Kurallar karşısında sorumlu olduğunu farkeden çocuk, davranışlarının sonuçlarının da yine onu ilgilendirdiğini farkedebilir. Hem kavgaların azalmasına hem kendilerini keşfetmelerinde önemli gelişmeler yaşanabilir.

             İletişim : Eğer yalnızca kavga ettikleri zamanlarda çocuklarınızla yakından ilgileniyorsanız, siz yokken hiç kavga etmediklerini farkedebilirsiniz. Bu kavgayı ödüllendirmektir. Aksine, çocuklarınızla birebir zaman geçirmeli, onlara olan sevginizin mahiyetini anlatmalı, ona has özelliklere dikkat çekerek özgüvenin yerleşmesine imkan vermeliyiz. Ailece geçirilen eğlenceli ve sağlıklı bir haftasonu çocuklarınızın arasındaki çatışmayı da dindirebilir.

            Yenidoğan: Eğer yeni bir bebeğiniz olacaksa, büyük çocuğunuzun kardeşini kıskanmasını önlemek için de bazı yollar denemelisiniz. Onu hamilelik sürecinin dışında tutmayın. Karnınıza ellesin, eğer memnun olacaksa sizinle birlikte kontrollere gelsin. Kardeşi doğduğunda nelerin değişebileceğini, bu doğumun hayatınız için neleri değiştirebileceğini anlatabilirsiniz. Doğumdan sonra onun da sorumluluk almasını sağlayabilirsiniz. Yapabileceği konularda onun yardımını alıp ona danışarak çocuğunuzla aynı safta olduğunuzu ona göstermeniz, kardeşine duyduğu sevgiyi arttıracaktır.

  • Gelişimsel pediatri

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama), duygusal, hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır. Gelişim devamlı ilerleyen ve çok yönlü bir süreçtir ve tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler. Dolayısıyla özellikle bu en kıymetli zamanda çocukların gelişimin tüm alanlarında izlenmesi ve ortaya çıkan sorunların en erken zamanda tespit edilip destek verilmesi çok önemlidir.

    Gelişimsel pediatri; gelişimin izlenmesi, gelişimsel sorunların değerlendirilmesi, tanı konulması, erken destek ve tedavi hizmetlerinin sağlanmasının yürütüldüğü bir bilim dalıdır.

    Gelişimsel Pediatri Hizmet Alanları

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) tüm çocukların normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmesi ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmesi

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk ve ailelerin değerlendirilmesi, erken tanılanması, erken destek ve tedavilerinin sağlanması

    Gelişimsel Pediatriye Kimler Başvurabilir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) nedeniyle gelişimsel açıdan risk altında olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

    Gelişimsel pediatriye danışabilirler.

  • Genel Kaygı Bozukluğu

    Genel Kaygı Bozukluğu

    Zorlu bir mülakat öncesinde veya geleceğimiz için almamız gereken mühim kararlar sırasında hepimiz kaygılı hissedebiliriz. Bu kaygı, işlevsel ve doğaldır. Kaygıyla birlikte sorunların çözümleri için ayırdığımız vakti ve gösterdiğimiz özeni arttırırız. Hiç değilse önümüzde gerçekten kaygı uyandıracak bir durum, ona oranla kabul edilebilir yoğunlukta bir kaygı ve sağlıklı işleyen bir günlük hayatımız vardır.

    Genel Kaygı Bozukluğu’nda ise, kaygı şiddetli, olağandışı ve sürekli bir hal alır. Bu gerginlik ve huzursuzluğu kendimize zorla dayatıyor gibiyizdir. Ortada kaygı uyandıracak bir durum ya hiç yoktur ya da o durum bu şiddette bir kaygı potansiyeline sahip değildir. Dolayısıyla ekonomik durum, sağlık, ailevi meseleler, meslek ve özel hayatımızın her alanına anksiyete sinmeye ve yayılmaya başlar. Kişi, yaşamını sekteye uğratan bu endişenin engellenemez olduğunu ve kendisini koruduğunu düşünmektedir. Ne için kaygılandığını söyleyemediğinde bile… Buna rağmen hissettiğinin abartılı bir tepki olduğunu da kabul etmektedir ama yine de kendine engel olamaz. Kaygılı kişi için gelecekte onu hep en kötüsü beklemektedir.

        Çocukların yaşadığı kaygı bozukluğunda ise, karşılaştıkları durumlara karşı hissettikleri kaygının gerçekdışı olduğunu bile farkında değillerdir. Biz yetişkinler olarak hangi durumlar için ne kadar endişelenmemiz gerektiğini onlara anlatmalıyız. Geleceğe dair “Ya böyle olursa, ya şöyle olursa…” biçiminde edinilen bir düşünce şekli, sürekli kendini eleştirmeye yönelik bir mükemmelliyetçilik ve aile ve arkadaşlar tarafından kabul görme ihtiyacı çocuklarda ortaya çıkan kaygı bozukluğunun temel sebepleridir.

        Genel Kaygı Bozukluğu diğer ruhsal rahatsızlıklarda olduğu gibi herkeste farklı semptomlarla ortaya çıkar ama yine de sıklıkla görülen ortak bir çerçeve bulunmaktadır. Kaygılı kişinin;

        – Süregelen ve şiddetli bir kaygı hali

        – Karşılaştığı sorunlara gerçekdışı bir yaklaşım

        – Huzursuzluk, gerginlik, tansiyon

        – Bilinmezi tolere edememe

        – Odaklanamama

        – Uykuya dalamama veya uyanamama

        – Bitkinlik

        – Öfke

        – Kas ve mide ağrıları

        – Avuçiçi terlemesi

        – Hızlı kalp atışı gibi şikayetleri bulunur.

        Bu belirtilerin çoğu depresyon, panik bozukluk, sosyal fobi, obsesif-kompulsif bozukluk ve bağımlılık problemlerinde de görülebildiği gibi, genel anksiyete bozukluğu bu rahatsızlıkların ortaya çıkmasına da sebep olur. Genel anksiyete bozukluğunun panik atakla arasında ince bir ayrım bulunur.  Panik atakta hissedilen kaygı kısa süreli ve şiddetlidir. Kaygının yöneldiği belirli bir durum vardır. Genel anksiyete bozukluğunda ise kaygı panik ataktaki gibi şiddetli olmasa da, uzun bir sürece yayılır ve hayatın neredeyse her alanına sızar.

        Beynin muhakeme ve duygular için özelleşmiş bölgeleri arasında var olan sinirsel iletişimde yaşanan sıkıntıların anksiyeteye yol açtığı düşünülmektedir. Gastroözofageal reflü hastalığı, tiroid, kalp hastalıkları ve menopoz da kaygı uyandırabildiği gibi, teşhis sürecinde bu noktaya dikkat edilerek gereken müdahalelerin yapılması sağlanmalıdır. Ailede görülen kaygı geçmişi önemli bir belirleyicidir. Bu bulgu, GKB ve diğer klinik hastalıkların genetik temelleri bulunduğunu da ortaya çıkarmaktadır. Çocuklukta veya yetişkinlikte yaşanan travmalar, bir yakının ölümü, kronik hastalıklar, stres yaratacak değişimlere ve olaylara uzun süre maruz kalmak ileride kaygı bozukluğu yaşayıp yaşamayacağımızı etkilemektedir.

        GKB için kullanılan ilaç tedavileri uzun dönem ve kısa dönem olarak ikiye ayrılmaktadır. Kaygıyı düşürmek amacıyla kullanılan Xanax, Klonopin ve Ativan gibi ilaçlar bağımlılık riski olduğu için kısa dönem için önerilmektedir. Buspar, Celexa, Prozac gibi antidepresanlar ise etkilerini uzun süreçlerde gösterir ve bağımlılık riski ve ciddi yan etkiler taşımazlar. Bilişsel Davranışçı Terapi ise diğer rahatsızlıklarda olduğu gibi semptomları kısa sürede azaltan en etkili yöntemdir. Danışana kaygıların işlevinin, hangilerinin işe yarayacağının, hangilerinin yaramayacağının anlatıldığı bir eğitim sürecinden sonra kendi kaygı öyküsü üzerinde çalışılır. Ne zamanlar kaygı duyuyor, bu kaygının şiddeti, süresi ve işlevi nedir? Daha sonra kaygılarına gerçekçi bir gözle bakması sağlanır. Rahatlama ve nefes egzersizleriyle beraber kaygıları için kurduğu kognitif evreni değiştirmeye, bunun sonucunda da davranışları şekillendirmeye çalışılır.

  • Gelişimsel izlem

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama, problem çözme), duygusal (bağlanma, başetme, uyum sağlama), hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır.

    Gelişim süreci devamlı ilerleyen bir süreçtir ve sosyal bir çevre içinde oluşur. Tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler.

    GELİŞİM ALANLARI NELERDİR?

    BİLİŞSEL GELİŞİM: Çocuğun gerçeğe uyum sağlama, yaşına uygun şekilde öğrenme ve sorun çözme becerilerini kapsar. Dikkat, algılama, bellek, soyutlama ve genelleme gibi kavramları içerir.

    HAREKET GELİŞİMİ: İnce harekete ve kaba hareket olarak iki başlıkta incelenir. Kaba hareket becerileri 0-3 yaş aralığında sırasıyla; baş kontrolü, destekli-desteksiz oturma, dönem, tutunup ayağa kalkma, sıralama, yürüme, koşma ve zıplama şeklindedir. İnce hareket becerileri ise aynı yaş aralığında sırasıyla; nesneye uzanma-kavram- elden ele geçirme, baş ve işaret parmaklarını kullanarak küçük objeleri tutma, kule yapma, kalem tutma ve kalem ile düzgün şekilde çizme şeklindedir.

    DİL GELİŞİMİ: Dil, kuralları olan, duyguların ve düşüncelerin paylaşıldığı ve iletişim kurmayı sağlayan bir anlaşma sistemidir. Alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılır. Alıcı dil; dili anlayabilme yeteneğidir. İfade edici dil; dili üretme ve kullanabilme yeteneğidir. Konuşma, dilin solunum sistemi, larenks, farenks, ağız ve burun yapılarının ve kaslarının bir arada kullanımı ile ses, hece, sözcük ve cümlelere dönüşmesidir. Erken çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişimi hızlı ilerleyen bir süreçtir. Anlamsız seslerle başlayan bu dönem mırıldanma ve hece tekrarları ile devam eder, 12 ay civarında ilk anlamlı sözcük, 18-24 ay civarında iki sözcüklü cümleciklere geçiş ve 3 yaş civarı 3-4 sözcüklü cümlelerle devam eder.

    SOSYAL-İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞİMİ: İletişim bilginin, duygu ve düşüncelerin transferini ifade eder. Bu transferi; ses tonunu, yüz ifadesini, jest ve mimiklerini ve vücut dilini kullanarak yapar. Sürekli gelişen çocuk, doğumdan başlayarak çevresi ile ilişki ve iletişim halinde yaşayan sosyal bir bireydir. İlişki kurma ve iletişim becerilerinin sağlıklı kazanılması çocuğun gelişiminin diğer alanlarının da sağlıklı ilerlemesi için gereklidir.

    GELİŞİMSEL İZLEM

    Çocuğun gelişimsel izlemi; onun bilişsel, hareket, dil, duygusal ve sosyal alanlarda gelişimini değerlendirmek, gelişimini en uygun şekilde destekleyecek güç kaynaklarını ve öğrenmesini sağlayan ortamları belirlemek ve çocuğun gelişiminin tüm alanlarında sağlıklı ilerlemesini sağlamaktır. Gelişimsel izlem ortaya çıkabilecek sorunların erken fark edilmesi ve erken destek verilmesine imkân sağlar.

    Gelişimsel izlem; doğumdan sonra belli aralıklarla (1-2.ayda, 4-6.ayda, 9-12.ayda, 18.ayda, 24.ayda ve yılda bir kez) konunu uzmanı bir hekim tarafından, aile ile gerçek ortaklık kuran aile merkezli bir yaklaşımla, ve kanıta dayalı bir araç kullanarak yapılmalıdır. İzlemde çocuklar normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmeli, gelişimi etkileyebilecek biyolojik ve psikososyal riskler araştırılmalı ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmelidir. Bunun yanı sıra gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun belirlenen çocuklar erken tanılanarak, tedavileri ve erken destek hizmetlerine ulaşımları sağlanmalıdır.

    Gelişimsel izlem kimlere yapılmalıdır?

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan tüm çocuklar

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk

    Gelişimsel açıdan risk altındaki bebek ve çocuklar kimlerdir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Çoğul gebelikten doğan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

  • Nasıl Mutlu Olurum?

    Nasıl Mutlu Olurum?

    Yedi temel duygularımızdan biri olan mutluluk, her insanın sürekli olmak istediği bir kavram durumuna dönüşmekte. (Yedi temel duygularımız; korku, öfke ,üzüntü, mutluluk, hayret, tiksinme ve
    küçük görme) Mutluluğu kavramdan çıkarıp yaşam şekli haline getirmek için sürekli şöyle düşünüyoruz; iyi bir eş, iyi bir kariyer ve sürekli devam eden bir çaba. Fakat bu çaba tatmin olmuşluk duygusu yerine zamanla kaygıya dönüşmektedir. Araştırmalar gösteriyor ki sürekli mutlu olmaya çalışmak insanları mutsuz ediyor. Mutlu olmaya çalıştıkça sürekli zihninizden gelen bir ses bir şeylerin eksik olduğunu söylüyor. Mutlu insan düşüncesi, mükemmel hayat kavramından ileriye gidilememektedir.

    Mutluluk kavramı ;

    Türk Dil Kurumunu sözlüğünde ; “bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu “olarak tanımlanmıştır.

    Mutluluk üzerine alternatif düşünceler:

    “Sonu mutluluğa varan bir yol yoktur: Yol mutluluğun kendisidir.” Gautama Buddha (M.Ö. 500)
    “Her konuda tedbirli olmalıyız, ancak; severken tedbirli olmak gerçek mutluluk için en zararlısıdır.”Bertrand Russell (19. yy)
    “Mutluluk, güçle çoğalan; direncin üstesinden gelindiğinde ortaya çıkan bir duygudur.” Friedrich Nietzsche (19.yy)
    “Mutluluk daha fazlası için uğraşarak değil; daha azdan keyif duyma kapasitesine ulaşma ile elde edilir.” Sokrates (M.Ö. 450)

    Mutlu musunuz?
    Şimdi düşünelim, geçmişte sizi neler mutlu ediyordu? Peki ya gelecekte nasıl mutlu olmayı planlıyorsunuz?

    Bu soruların cevapları için bir süre kendinize zaman ayırın ve sizi nelerin mutlu ettiğini düşünün. Bu düşünceniz de şunu göz ardı etmemelisiniz, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan en son ne zaman mutlu oldun? Önemli olan bir şeylere ihtiyaç duymadan ve bağımlı olmadan mutlu olmak olduğunu düşünerek soruları cevaplayın ve ayrıca anlık hissettiğimiz haz ile mutluluğun karıştırmayın . Mutsuz insanlar da zaman zaman haz yaşarlar.

    Mutluluk ile ilgili sorulara cevap verdiyseniz, şimdi sizi daha çok nelerin mutlu ettiğini ve nelerden uzak durmanız gerektiğini az çok öğrenmişsinizdir.
    Mutluluk tanımı kişiden kişiye değişkenlik gösterse de ilerleyen zamanlarda mutluluğu yakalamada kabul görmüş yöntemleri kendi yaşam ve gereksinimlerinize göre uyarlayarak yaşamınız daha mutlu, pozitif ve hümanist bir şekilde olacaktır.

    • Çocukluğunuzu hatırlayın,

    • Bakış açınızı değiştirin,

    • Teşekkür edin,

    • Gülümseyin,

    • Hayatta olma amacınızı keşfedin,

    • Hedef belirleyin ve harekete geçin,

    • Meditasyon, yoga gibi bedeninizi ve zihninizi rahatlatacak etkinliklere katılın,

    • Mükemmeliyetçi olmayın, insanları hataları deneyimleri yani öğrenme yöntemleridir.

    • Zamanın değerini bilin ve yönetmek için zaman kaybetmeyin,

    • Sabır ve hoşgörü doğduğunuz andan itibaren size öğretiliyor hayatınızı geri kalanında uygulayın,

    • Hatalarınızda ısrarcı olmayın, hatalarınızdan deneyimlerinizi alıp geçmişe takılı kalmayın.

    • Kendinize güvenin,

    • Güçlü yanlarınızı keşfedin,

    • Anın anlamını sorgulamak yerine yaşayın,

    • Keşfedin, her gün yeni bir bilgi edinin,

    • Yardım edin,

    • Kendinizi ve diğer insanları dinleyin,

    • Spor yapın,

    • Bedeninizi sevin ve ona zarar veren şeylerden uzak durun.

    Mutlu olmak kavram olmaktan çıkmalı hayatınızın su gibi bir ihtiyacı olduğunu hatırlayın ve yukarıda yazılı bilgileri düzenli olarak uygulayın.

    Mutlu olmak sizin elinizde, artık yönetimi devralın.

  • Çocuklarda dil ve konuşma gelişimi

    Dil, kuralları olan, duyguların ve düşüncelerin paylaşıldığı ve iletişim kurmayı sağlayan bir anlaşma sistemidir. Alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılır. Alıcı dil; dili anlayabilme yeteneğidir. İfade edici dil; dili üretme ve kullanabilme yeteneğidir.

    Konuşma, dilin solunum sistemi, larenks, farenks, ağız ve burun yapılarının ve kaslarının bir arada kullanımı ile ses, hece, sözcük ve cümlelere dönüşmesidir.

    Sağlıklı Konuşma ve Dil Gelişimi İçin gerekli olanlar:

    İşitmenin sağlam olması

    Uygun santral organizasyon ve nöronal yapının bulunması

    İşittiğini anlamlandırması

    Konuşmayı-iletişim kurmayı istemesi

    Periferik organların senkronize çalışması (larinks, vokal kord, dudak, damak, dil)

    Sözcük üretebilmesi

    Konuşmayı yapılandırması

    Erken çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişimi

    9-12 ay: hece tekrarı başlar

    12-18 ay: ilk kelimeler başlar, kelime dağarcığı giderek artar (5-10 sözcük)

    24-30 ay: iki- üç kelimeli cümleler kurabilir, 400 kelime konuşabilir.

    30-36 ay: üç – beş kelimeli cümleler kurabilir, konuşmalarının %80-90’ı anlaşılır.

    36-48 ay: konuşmalarının tama yakını anlaşılır.

    KONUŞMA GECİKMESİ

    Dil gelişiminin, yaşına göre gecikmiş olmasıdır. Konuşmanın akıcılığı, içeriği, kelime dağarcığında önemli derecede yetersizlik vardır. Konuşma gecikmesi çocuklarda en sık görülen gelişimsel zorluklardan biridir.

    Konuşma gecikmesinin nedenleri?

    Çevresel etmenler = Uyaran eksikliği, ihmal / istismar, çift dillilik

    Sosyal etmenler = Yoksulluk , Ailenin eğitim düzeyi ¯, Annede depresyon

    Organik etmenler = İşitme kaybı, otizm spektrum bozukluğu, bilişsel alanda gecikme (en sık), nörolojik durumlar, prematürite, düşük doğum ağırlığı

    Genetik etmenler = Aile öyküsü, erkek cinsiyet

    Gelişimsel (maturasyonel) dil gecikmesi = Konuşma ve dil gelişimini sağlayan merkezi sinir sisteminin olgunlaşmasında yaşıtlarına göre gecikme vardır.

  • Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

    Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

    Hamilelik, kadının hayatındaki en özel dönemlerden birisidir. Çok güzel duyguların, heyecanların hissedildiği, hayallerin kurulduğu, planların ve hazırlıkların yapıldığı bir dönem olmasının yanında; anne adayında hem fiziksel hem psikolojik değişikliklerin yaşandığı, huzursuzluk, sinirlilik, alınganlık, özellikle kaygıların yeşerdiği bir dönemdir. Şimdi bu dönemi birlikte anlamaya çalışalım.

    Anne ile bebek arasındaki ilişki, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği anda başlar. Bu nedenle anne adayının hamilelik sürecini nasıl geçirdiği, bebeğini dünyaya getirdiği andan itibaren onunla kuracağı ilişkiyi etkilemesi açısından önemlidir. Annelik duygusunun hissedilmeye başlandığı bu dönem; sosyal ve duygusal alanlarda çeşitli değişimlerin olduğu, aynı zamanda fiziksel görünüm, benlik algısı, sosyal roller gibi alanlarda meydana gelecek değişimler sebebiyle kaygı uyandıran bir dönem de olabiliyor.

    Anne adayı hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren hem sürecin heyecanıyla kendini mutlu hissederken, diğer taraftan da sürecin belirsizliğine dair kaygı duyabilir. “Hamilelik nasıl geçecek”, “Sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilecek miyim?”, “Nasıl bir anne olacağım?”, “Çocuğumun bakımını tek başıma yapabilir miyim?” gibi sorular hamilelik dönemi boyunca anne adaylarının zihinlerini meşgul edebilir. “İyi anne olabilecek miyim?” sorusunun yarattığı kaygı, beraberinde hata yapmaya dair korku ve suçluluk duyguları doğurabilir.

    Anne adayının bu duygusal karışıklık içerisindeyken; eşinden, anne-babasından, diğer akrabalarından ve arkadaşlarından gördüğü destek, onun baş etme becerilerini kuvvetlendirecek ve hamilelik dönemini daha mutlu ve huzurlu geçirmesini sağlayacaktır.

    Hamilelikteki Değişimler

    Hamilelik döneminde anne adayları fiziksel ve duygusal bir takım değişimler yaşayabilirler. Bedenlerinde ve ruhsal dünyalarında meydana gelecek bu değişimlerin neler olabileceğini önceden biliyor olmaları bunlarla baş etmelerinde kolaylık sağlayacaktır.

    Hamilelik sürecini üç ayrı dönemde inceleyebiliriz.

    Hamileliğin ilk döneminde mide bulantıları, yemek yiyememe, midede hazımsızlık, baş ağrıları, uyku sorunları, depresyon yaşanabilir. Aynı zamanda anne adayları, hamilelik döneminde bir takım ruhsal değişimler de yaşayabilirler. Nedensiz ağlamalar, gerginlik, yoğun kaygı ve kırılganlık bunlardan bazılarıdır.

    İkinci dönemin en heyecanlı bekleyişi cinsiyetin öğrenilmesidir ve cinsiyet belli olduktan hemen sonra bebeğin ilk hediyesini, pembe ya da mavi patikleri, almak sembolik olur. Ayrıca bebeğe isim düşünmek için de en uygun zamanlar bu haftalardır.

    İkinci dönem ayrıca bazı genetik testlerin yapıldığı bir dönemdir. Anne adayı bebeğinde bir sorun olup olmadığına dair kaygılar yaşar.

    Üçüncü dönem olan son üç aylık dönemde; anne adayının karnı belirginleşmiştir, hareketi azalmıştır, kilo sorunları, doğum korkusu yaşayabilir. Vücut şeklinin değişmesiyle birlikte kişi önceden rahatlıkla yaptığı hareketlerde zorluklar yaşayabilir. Cilt yapısında değişimler meydana gelebilir. Solunum, sindirim ve dolaşım sistemlerinde farklılıklar oluşacaktır. Ayaklarda, bacaklarda ve kollarda şişmeler görülebilir. Tüm bunlar uyku ve beslenme gibi temel yaşamsal aktivitelerde düzensizlikler meydana getirebilir.

    Anne adayı her aşamada eşten ve etrafındaki insanlardan desteğe ihtiyaç duyar.

    Hamilelik sürecinde; çiftlerin bebekle ilgili beklentileri, bebek geldiğinde değişecek olan hayatlarıyla, edinecekleri yeni rol tanımlarıyla, işbölümü ve sorumluluklarla ilgili yapılması gereken gerçekçi konuşmalar genellikle atlanır. Eşlerin çocuklarını yetiştirme yöntemleri, vermek istedikleri değer yargıları nelerdir? Neden çocuk sahibi olmak istemişlerdir? İşte bu ve buna benzer soruların cevapları arasındaki farklılıklar, hamilelik sırasında ve bebek doğduktan sonra ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir.

    “Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlanma Danışmanlığı Hizmetleri”ni böyle bir zamanda size destek olabilmek için buradayız.

    Hamilelik Dönemi için Öneriler

    Hamilelik haberi alındığı tarihten başlayarak günlük tutmak hem bebek hem de anne için değerli bir anı olacaktır. Hatta bu günlüğe baba adayının da bir şeyler yazmasını istemek iyi bir fikirdir. Yazmadığınızda, sonradan pişmanlık duyabiliyorsunuz☺

    Eşinizden, ailenizden ve sosyal çevrenizden destek isteyin. Bu dönemde anne adaylarının duygusal iniş çıkışlar yaşaması ve kendilerini zaman zaman yorgun, çaresiz ve endişeli hissetmeleri doğaldır. Böyle anlarda yakın çevrenizden destek görmeniz, sizin bu duygusal tepkilerle baş etmenizi kolaylaştıracaktır.

    Duygularınızı gizlemeyin. Bu süreçte mutluluk kadar bazen kaygı, mutsuzluk ve öfke duygularını da yaşayabileceğinizi unutmayın ve duygularınızı gizlemeyin.

    Beslenmenize elinizden geldiğince dikkat edin. Şunu unutmayın ki, özellikle hamileliğin ilk 3 ayında mide bulantılarınız nedeniyle yeterli beslenemeyebilirsiniz. Suçluluk hissetmeyin. Bebeğiniz sizden ihtiyacı olanı alıyor zaten.

    Anne karnındaki bebeğe mümkünse yavaş veya klasik müzik dinletmek, ona kitap okumak, onunla konuşmak anne adayına da iyi gelecektir. Bebeğin bunlara tepki verdiği bile görülebilir!

    “İlk tekme”, hamilelik döneminin neredeyse en heyecanlı anıdır. Duygularınızı günlüğünüze yazmayı unutmayın☺

    “Mükemmel anne” olmayı hedeflemeyin. “Elinden geleni yapan anne” olmanız yeterli.

    Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin, gevşeme ve rahatlama egzersizleri yapın. Düzenli uyku, beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın, her fırsatta istirahat etmek, kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemli.

    Düzenli yaşayın. Fazla hareketli veya tam tersi fazla hareketsiz yaşamak sizin için iyi değildir. Yürüyüşler yapmanızı ve hamilelik platesini öneririm.

    Rahat, geniş, terletmeyen pamuklu veya penye giysiler tercih edilmeli. Dar, sentetik çamaşırlar, mantar enfeksiyonu riskini artırdığı ve dolaşımı zorlaştırdığı için giyilmemeli. Yüksek topuklu ayakkabılar yerine düztabanlı ayakkabılar kullanılmalı.

    Sigara kullanmayın ve içki içmeyin. Ayrıca, sigara içilen ortamlardan da uzak durun. Bu hem sizin hem de karnınızdaki bebeğin sağlığı için gereklidir.

    Hamilelik döneminde doktor ve hasta ilişkileri önemlidir. Doktorunuz sizin bu dönemde en yakınınızdaki kişi olacaktır. Sizin en çok ihtiyaç duyacağınız kişilerden biri olacaktır. İyi ve güven duyabileceğiniz bir doktor bulmanızda fayda vardır. Güvenebileceğiniz bir doktor içinizi rahat ettirebilecek.

    Doktorunuzun bilgisi olmadan ve kontrolsüz ilaç kullanımından sakının. Çünkü sizi en iyi hekiminiz tanıyacaktır. Ayrıca, birçok ilaç grubunun hamilelikte kullanımı ciddi derecede sakıncalıdır. Bu nedenle doktorunuzun önermediği ilaçları kullanmayın ve doktorunuzun bilgisi olmadan ilaç kullanmayın.

    Doğuma 2 ay kala hastane çantasında olması gerekenleri öğrenip satın alma vakti gelmiştir.

    Doğum yaklaşırken bir diğer ve hatta en önemli nokta ise rahat olmak, aklınıza gelen olumsuz düşünceleri fark edip nazikçe durdurmak, güzel bir doğumun hayaline odaklanmak ve tebriklerin kabul edileceği en güzel gün için sakince geriye saymak olmalıdır!

    Baba Adayına Not

    Sevgili baba adayı, artık çift olarak hayatınızda farklı bir döneme girdiniz. Dünyaya gelecek bebeğiniz için hazırlık yapmaya başladığınız keyifli ve yeni bir döneme hazırlanmaktasınız. Eşinizin bazı tepkileri ve davranışları size ilginç gelebilir ve “eşim çok değişti” diye düşünebilirsiniz. Siz de zorlanabilir, bazen öfke hissedebilir, tahammülünüzün düştüğünü düşünebilirsiniz. Merak etmeyin hamilelik döneminde bunlar normal ve geçici bir dönem. Derin bir nefes alın ve gülümseyin☺

    Eşinizin arkadaşlarıyla görüşmesine, yürüyüş yapmasına, sağlıklı beslenmesine, duygusal iniş çıkışlarında yanında olarak, sarılarak, sevgiyle yaklaşarak eşinize destek olmalısınız. Bu dönemde siz ve varlığınız, eşiniz için en büyük destek kaynağısınız.