Yazar: C8H

  • Allerji önlemleri (yenidoğan)

    Allerji önlemleri (yenidoğan)

    EV TOZU AKARLARI (MİTE)

    Gözle görülmeyen, ancak mikroskop altında görülebilen 0.1-0.5. mm çapında küçük canlılardır. Yaşamaları için ideal koşullar 20-37 c sıcaklık, %60-70 arası nemdir. İnsanlardan dökülen ölü epitel (deri) hücreleri, saç, kıl, kepekten ve diğer organik maddelerden beslenirler. Her evde bulunan ev tozu akarlarının en yoğun ürediği yerler insanların yatakları (ideal nem, sıcaklık ve besin nedeniyle), yastık, yorgan, halı dipleri ve kumaş mobilyalarıdır. Akarların burada bıraktıkları dışkıları zamanla kuruyarak ince toz haline geçer ve bu ince toz solunum yoluyla alınınca alerjik bünyeli şahıslarda şikayetlere neden olur.


    Alınması gerekli tedbirler nelerdir?

    Yatak odasının düzenlenmesi:

    Bu hastalık için çocuğun yattığı oda önemlidir, çünkü en az 12 saat orada kalmaktadır.

    Ev tozu akarları 60 C’nin üzerinde 1 saatte ölmektedir. Bu nedenle yatak, yorgan, yastık tamamıyla 60 C’nin üzerinde yıkanmalı ve bu işlem 6 haftada bir (akarların üreme ritmi) tekrarlanmalıdır. Yatak, yorgan, yastık elyaf olmalı. Yatak odasında halı kesinlikle bulundurulmamalıdır. Yerine kilim veya hasır olabilir( 15 günde bir 60 C ile su ile yıkanmalı)

    Yatak odası dışındaki yerler:

    Oturma, çalışma ve misafir odalarında kadife, tüylü kumaşlı mobilyalardan kaçınmalı, perdeler yıkanabilir kumaştan olmalıdır. Halı miktarı mümkün olan en alt düzeyde tutulmalıdır.

    Evdeki nem oranını düşük tutmak:

    Evdeki nem oranının bilinmesi için nem ölçer cihazlarının bulunması faydalı olabilir. Yazın nem oranını düşük tutmak için vantilatörler ve klima kullanılabilir. Kışın ise evde çamaşır kurutmak, soba üzerinde çay kaynatmak, kalorifer üzerinde buhar yapıcı kaplar asmak gibi nem oranını arttırıcı işlemlerden kaçınılmalıdır. Ev ve eşyalar nem oranını düşürmek amacıyla günde 2-4 saat havalandırılmalıdır.

    Temizlik ve güneşlendirme:

    Evde her tarafın ve tüm eşyaların tozu haftada bir kez mikro filtresi olan bir elektrik süpürgesiyle 1 m2 için 1 dakika harcamak suretiyle alınmalıdır. Mümkün olan tüm eşyalar sık sık güneşlendirilmelidir.

  • Öğrenilmiş Çaresizlik

    Öğrenilmiş Çaresizlik

    Çocuğunuza ”yapamadın-yine başaramadın” demek ya da sürekli onun yanında olup, onun yerine bir

    şeyleri yapmak çocuğunuzu öğrenilmiş çaresizliğe itebilir. Bunu yapmadan öce tekrar düşünün derim.

    Öğrenilmiş çaresizlik nedir?

    Kişi eğer çok sayıda başarısızlık yaşadıysa; tekrar denese de; nasılsa olayların onun kontrolünde

    olmadığından; o konuda asla başarıya ulaşamayacağını düşünerek adım atmamasıdır. Bu karamı Seligman literatürüne kazandırmıştır.  Seligman; öğrenilmiş çaresizliği şöyle ifade eder; insanların kontrolünün dışında olan olumsuz durumlarla karşılaşması sonucunda ortaya çıkan çaresizlik duygusu ve motivasyon eksikliği.

    Gerçek çaresizlik mi öğrenilmiş çaresizlik mi?

    Çaresiz kalınan durumlar olması olağandır. Belli konularda çözüm üretmek güçtür ya da çözümü yoktur ve kişi çaresiz kalabilir. Ancak öğrenilmiş çaresizlikte; gerçekten çaresiz olmadığımız halde çaresiz olduğumuzu zannederek, çözebileceğimiz sorunu da motivasyon eksikliği ve öğrenilmiş çaresizlik nedeniyle çözmek için bir şey yapmayarak,baştan kabullenmektir.

    Öğrenilmiş çaresizlik nasıl anlaşılır?

    Kişi yaşamaya karşı heveslerini kaybetmeye başlar. Sadece mecburi olduğu için o işleri yapmaya devam eder. Örneğin; geçim sağlayabilmesi için gibi. Bu da ciddi anlamda yaratıcılığı ve verimliliği engeller.

    Düşünme ve algı yetilerinde zayıflama olur. Arzu ettikleri şeye ulaşmanın kendi elinde olmadığını düşünen kişi; yaşama karşı bir şeyleri istemeyi de bırakır. Bununla bağlantılı olarak da kendi seçimleri değersiz gelmeye başlar ve özgüvenlerinde zayıflama olur. Acıyı kabullenmeye başlarlar hem fizyolojik, hem psikolojik acıdan bahsediyorum. Örneğin; iş yerinde patronu tarafından mobinge maruz kalan birisinin, bununla baş edemeyeceğini düşünüp, bunu kabullenmesi gibi.

    Öğrenilmiş çaresizliğin nedenleri nelerdir?

    Sürekli aşağılanmaya ya da hor görülmeye maruz kalmış olabilir. İnsanlara güvenini kaybetmiştir.

    Olumsuz çevre koşulları buna neden olabilir. Örneğin; maddi durumu düşük birisinin otobüse binmek

    zorunda olması ve o otobüsün sürekli saatinde gelmemesi nedeniyle kişinin işe geç kalması gibi. Oysa

    kişi zamanında evden çıksada, mevcut zorlu koşullar nedeniyle işyerine geç kalmakta ve sorumsuz olması ile suçlanmaktadır. Kişde bir süre sonra bunu kabul edecektir.Eğer kişi aynı veya farklı durumlarda başarısızlıkla karşılaştıysa ya da başkalarının olumsuz yaşam deneyimlerini dinleyip etkilenmiş veya deneyimlenmiş ise bunlar öğrenilmiş çaresizliğe neden olabilir.Kişinin kendi psikolojik sorunları ya da kendisine veya çevresine karşı olan güven sorunları varsa öğrenilmiş çaresizlik yaşayabilir. Stresli bir iş ortamı; baskın anne-baba tutumu; kişinin sosyal ortamdaki hareketsizliği de önemli etkenlerdir.

    Öğrenilmiş çaresizlikle baş etmek adına ne yapılmalıdır?

    ”Yine yapamadın” vb. gibi suçlayıcı ve yapıcı olmayan eleştiriler yapılmamalıdır. Kişiye boyunu aşan

    görevler verilmemelidir. Çünkü kişi bu verilen görevleri zaten yapmaya yetişemeyeceğinden iyice

    motivasyonu bozulacaktır. Bunun yerine kişinin seviyesine uygun aşamalı ödevler verilmelidir. Böylece motive olması adına, kendisini başarılı hissedecektir. Anne-babanın iyi bir rol modeli olması çok önemlidir. Çünkü ebeveynler de bu karamsarlığı yaşar ve problem odaklı ilerlerse, çocuklar da onları rol modeli alacaklardır. Kişinin başarıları takdir edilmelidir, hatalar kabul edilip ve doğrular sakince gösterilip ilerlenirse aşama kaydedilecektir. Anne-baba birbirini eleştirmemelidir; sürekli tartışma içeren bir ortam olmamalıdır. Böyle bir ortamda yetişen ve yaşayan kişi kendisini mutsuz hissedecektir ve yaratıcılığı kısıtlanacaktır.

    En önemli noktalardan biri de; siz ya da çevrenizde birisinin öğrenilmiş çaresizlik yaşadığını düşünüyorsanız, o zaman mutlaka bir psikoterapi desteği alınması gerektiği unutulmamalıdır.

  • Kontrol altında tutulan bebekler sağlıklıdır.

    Sağlam çocuk izlem sıklığı:

    Doğum anı ve doğumun hemen sonrası.

    İlk 48 saat.

    15.-41. gün ve 2.ay

    3.-4. ay.

    6.,9., 12. ay.

    13-36 ay arası 6 ayda bir.

    4-6 yaş arası yılda bir izlem önerilmektedir.

    Aşılar

    0-24 aylık arası olan çocuklar için

    İnsan ve hayvanlarda hastalık yapma yeteneğinde olan virüs, bakteri v.b. mikropların hastalık yapma karakterlerinden arındırılarak ya da bazı mikropların salgıladığı zehirlerin (toksinler) etkilerinin ortadan kaldırılarak, geliştirilen biyolojik maddelere aşı denir.

    Allerjiler

    Onları görelim ve tedavi edelim!

    Gözle görülmeyen, ancak mikroskop altında görülebilen 0.1-0.5. mm çapında küçük canlılardır. Yaşamaları için ideal koşullar 20-37 c sıcaklık, %60-70 arası nemdir. İnsanlardan dökülen ölü epitel (deri) hücreleri, saç, kıl, kepekten ve diğer organik maddelerden beslenirler. Her evde bulunan ev tozu akarlarının en yoğun ürediği yerler insanların yatakları (ideal nem, sıcaklık ve besin nedeniyle), yastık, yorgan, halı dipleri ve kumaş mobilyalarıdır. Akarların burada bıraktıkları dışkıları zamanla kuruyarak ince toz haline geçer ve bu ince toz solunum yoluyla alınınca alerjik bünyeli şahıslarda şikayetlere neden olur.

  • Obsesif-Kompülsif Bozukluk ve Takıntı Hastalığı

    Obsesif-Kompülsif Bozukluk ve Takıntı Hastalığı

    Obsesif-Kompülsif Bozukluk, bir diğer adıyla saplantı hastalığı, kişiye stres yaratan fikir, düşünce, görüntü veya korkuların tekrarlanmasıyla bunları ortadan kaldırmak amacıyla girişilen yineleyici davranışlardan meydana gelen bir ruh hastalığıdır. Bu kişilerin tecrübe ettikleri hal günlük hayat içerisinde birçok insanın duyduğu endişe, korku ve takıntıdan farklıdır. Obsesyon ve kompülsiyonların kişinin günlük hayatını yaşanmaz kılması, aile fertlerine ve yakın çevresine arzu ettiği ilgiyi gösteremez hale gelmesi, dolayısıyla zamanının ciddi bir kısmını bu yinelenen fikir ve davranışların işgal etmesi obsesif-kompülsif bozukluk olarak değerlendirilir.

        Hastalık bir döngü etrafında vücuda gelir. Kişinin engel olmaktan aciz olduğu fikirler obsesyon olarak adlandırılır ve yinelenen bir stres kaynağına dönüşür. Bu süreçte, stresi bastırabilmek için bir kurtuluş yolu olarak gözüken ritüele benzer davranışlar, yani kompülsiyonlara başvurulur. Kompülsiyonlar kısa ve geçici rahatlamalar sağlasa da obsesyonların tekrar ortaya çıkmasını engelleyemez ve kişi içinden çıkılamaz bir döngünün içine hapsolur.

        Her 100 kişiden 3’ünde görülen Obsesif-Kompülsif Bozukluk; çocukluk, ergenlik ve yetişkinlikte ortaya çıktığı gibi, belirli bir sosyoekonomik kesime veya azınlığa özel değildir. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla rastlanır.

        Hastalığın döngüsel yapısı her toplum ve kültürde benzerlikler gösterse de kişinin saplantılı fikirleri ve korkularıyla, bunları dengelemek adına başvurduğu ritüel-vari davranışların sayısız çeşitliği bulunabilir. Bunlardan en sık görülen türleri bulaşma ve temizlik, kuşku ve kontrol, simetri ve düzen, dokunma ve sayma saplantılarıdır.

        Bulaşma ve temizlik: Kişinin bedenine, giysilerine, yaşadığı veya çalıştığı ortama kir, toz, mikrop gibi hijyen içermeyen maddelerin bulaşacağına dair takıntıları vardır. Bunun sonucunda vaktinin çoğunu bedenini ve çevresini aşırı temizlemeyle veya bulaşmanın gerçekleşmemesi için absürd çözümler düşünmeyle geçirir.

        Kuşku ve kontrol: Kuşku güçlü obsesyonlardan biridir. Kişi, kuşkusunu gidermeden günlük hayatına devam edemez. Kuşku genellikle güvenlik ile ilgili durumlarda ortaya çıkar. Prizden çekilmeyen ütü, gazı kesilmemiş ocak, kitlenmemiş kapılar hastanın zihninde dönüp durur. Bu obsesyonun karşısında, kontrol kompülsiyonu gelişir. Kuşku duyulan durumdan emin olabilmek adına sayısız kontrol gerçekleşir.

        Simetri ve düzen: En sık rastlanan obsesyonlardan olan simetri ihtiyacı sonucu kişi gördüğü her nesnenin nizamına dikkat eder. Yaşadığı evi bu takıntısına göre düzenlemiş olsa da, girdiği kamu binaları veya diğer evlerde kendine engel olması güçleşir. Simetrik gözükmesini istediği nesneler bir halının saçakları olabileceği gibi ulaşmaya çalıştığı düzen de yalnızca kendisi için anlam ifade eden bir doku içerebilir.

        Bunlar dışında cinsel ve dinsel içerikli obsesyonlar, biriktirme ve saklama, sayma ve dokunma kompülsiyonları da sıklıkla görülür.

        Obsesif-Kompülsif Bozukluk, ortaya çıkışı itibariyle tam olarak aydınlatılamasa da genetik sebepler, beyin fonksiyonları, geçmiş yaşantılar ve kişilik özelliklerinin etkili olduğu görülmüştür.

        Genetik Faktörler: Hormonal dengesizliğin ebeveynden aktarıldığına ve Obsesif-Kompülsif bozukluğa sahip danışanların anne-babalarında da bu semptomların görülmesine dair bulgular, OKB’nin genetik tarafına işaret eder.

    Beyin: Obsesif-Kompülsif Bozukluk, serotonin adı verilen hormonun seviyesindeki düşmeyle de açıklanabilir. Serotonin nöronlar arasında aldığı iletişim rolünün dışında, beynin bazı bölgelerinin işlevini de belirlediğinden, seviyesindeki anormal düşüşler OKB’ye yol açabilir.

        Travma: Danışanın çocukluğunda maruz kaldığı cinsel taciz, değerli bir yakını kaybetme veya doğal afet gibi olaylar, diğer çevresel faktörlerle birleşerek OKB’yi ortaya çıkarabilir.

        Kişilik Özellikleri: Mükemmelliyetçi, ayrıntılı düşünen, titiz ve kurallara bağlı kişilerde OKB görülme sıklığının daha fazla olduğu gözlemlenmiştir.

        Obsesif-Kompülsif Bozukluğun tedavisi kişinin hayatına devam edebilmesi için yüksek önem taşır. Bir uzmana başvurulmadan önce yaşanan süreçte ailenin ve arkadaşların tepkisi, hastanın tedaviye olan algısını değiştirebilir. Erken tedavi imkanı ve tedaviden alınacak geri dönüşün hızlanması buna bağlıdır. İlaç ve Bilişsel Davranışçı Terapi, OKB tedavisinde en iyi yöntemler olarak bilinir.   

        Bilişsel Davranışçı  Terapi uygulayan uzman, danışanın içinde hapsolduğu döngüyü kırmak için, kompülsiyonlara sebep olan obsesyonların önüne geçmeye çalışır. Kompülsiyonları engelleyerek, kişinin rahatsız olduğu düşüncelerle yüzleşmesini sağlar. Obsesyonları yinelenen davranışlarla zihninden atamayan kişi, bu fikirlerin içerdiği gerçeklik payını ve sorumluluk algısını yıkarak yerini sağlıklı düşüncelerin aldığı bir sürece girer. Bu nedenle mutlaka bir psikolog desteği almakta fayda vardır.

  • Yenidoğan bebeğiniz için öneriler!

    Bebeğinizi 1-2 saatte bir emzirin. Bebeğinizin 3 saatten uzun uyumasına izin vermeyin, uyandırıp emzirin. Doktorunuz tarafından önerilmedikçe bebeğinize su dahil , anne sütü dışında hiç bir şey vermeyin.

    Doğumdan 15 gün sonra size reçete edilen D vitaminini bebeğinize, günde bir kez 3 damla ağızdan verin. 1 yıla kadar devam edilecektir.

    Taburculuktan 2-5 gün sonra bebeğinizi bize kontrole getirin. Doktorunuz daha önce kontrol önerirse belirtilen tarihte en yakın sağlık merkezine kontrole götürün.

    Bebeğinizin göbeğine % 70 alkol ile günde 4 kez kez bakım yapın. Alkolü temiz bir gazlı beze döktükten sonra göbeğin ortasından çevreye doğru silin. Göbek düştükten sonra bir iki gün bu bakıma devam edin. Göbekte herhangi bir akıntı, kızarıklık olursa mutlaka doktora müracaat edin. Bebeğinizin göbeği bezin dışında kalmalı ve göbek kuru tutulmalıdır.

    Bebeğinizde sarılık gelişirse, emmez ise, çok uyur ise, ateşi çıkar ise, hızlı nefes alıp verirse, aşırı miktarda kusarsa, kaka veya idrar yapmaz ise veya morarırsa mutlaka doktora gösterin.

    Bebeğinizden hastaneden taburcu olmadan doğumsal hastalıklara yönelik tarama testi için topuk kanı alınmıştır. Bebeğiniz 10 günlükken AİLE SAĞLIĞI MERKEZİNDE topuktan yenidoğan tarama testi için tekrar kan örneği alınacaktır, mutlaka gidiniz.

    Bebeğinizin aşıları ister bizim muayenehanede aylık kontrollerle birlikte veya AİLE SAĞLIĞI MERKEZİNDE ücretsiz yapılmakta ve takip edilmektedir.

    Hastanede doğan tüm bebeklere işitme taraması yapılmaktadır. İşitme testinden geçmeyen bebeklere, birkaç gün içerisinde (hafta içi) 1. katta “Yenidoğan İşitme Taraması odasında” işitme testi tekrarı yapılacaktır. Testi yapan kişi test tekrarı konusunda sizi bilgilendirecektir, bu durumda mutlaka hastaneye test tekrarı için gidiniz.

    Bebeğinizi yatakta sırt üstü yatırın. Yatağına oyuncak gibi yumuşak şeyleri ve yastık koymayın. Bebeğinizle aynı yatakta uyumayın. Bebeğinizi kundaklamayın.

    Evde kesinlikle sigara içmeyin. Nezle ve hasta kişilerin bebeğinize yaklaşmasına ve öpmesine izni vermeyin.

  • Mahremiyet

    Mahremiyet

    Çocuklarımızın gelişiminde en önemli olduğunu düşündüğüm konu olan; mahremiyet eğitimine değinmek istiyorum. Mahremiyet konusunu konuşurken bunların içerisine banyo ve tuvalet ihtiyaçlarına nasıl müdehale etmemiz gerektiği ve özel bölge konusunu da nasıl konuşacağımızı içeriyor olacak.

    Öncelikle bu konular söz konusu olduğunda ebeveynleri olarak sakin yaklaşmalıyız. Çünkü bu sefer çok büyük bir mesele haline gelip bu konular daha zor ve büyük gözükerek çocuğumuzun gözünde fobi oluşabilir. Çocuklarımıza vermemiz gereken güven duygusu çok önemlidir yani onların anne ve babam bu konuya gayet normal ve hakim bir biçimde yaklaşıyorlar şeklinde hissetmeleri gerekmektedir.

    İlk başta mahremiyet alanı olarak tuvalet konusu ile başlıyor olacağız. Alıştırma süreci bazı çocuklarımızda çok kolay geçerken, bazı çocuklarımızda ciddi anlamda zorlayıcı geçmektedir. Bez bırakma sürecini aşan bazı çocukların bazıları tuvalette yalnız kalmak istememe ya annesini ya babasını ya da güven duyduğu birisini yanında isteme gibi davranışlar geliştirebilmektedirler. Bu noktada; tuvalete birlikte giriliyorsa ‘arkamı dönüp bekliyorum’ şeklinde söylem ve davranışlar ile özel ihtiyacına ve özel bölgesine saygı duyulmalıdır ve bunu çocuğunuzun da aynı şekilde yapması sağlanmalıdır. Tuvalete yalnız girmesi gerektiğinin bilincini kazandırılmalıdır ki başka birisiyle de tuvalete girilmez bilinci oluşsun. Bu sayede ileride birisi onun yanında üzerini çıkarmaya başlarsa bu çıplaklığın doğal olmadığını anlayacaktır. Ancak ailesi olarak da mahremiyet bölgeleri rahatlıkla müdehale edilebilecek organlar konumuna getirilirse o zaman çocuklar dışarıda güvenilmez kişilerden bir tehditle karşılaştıklarında bunların farkına varmayacaklardır. Bu bilinci kazandırmak adına önce aile içerisinde, sonrasında da okulöncesi eğitimle mahremiyet bilinci üzerine bilgilendirmeler ve ona uygun davranışlar geliştirmek gerekmektedir.

    Bir diğer önemli olan mahremiyet alanı ise banyodur. Birlikte banyo yaptırıldığını düşünürsek özel bölgelerinin tamamen kişiye özgü ve bireyin tamamen mahremiyeti olduğunu vurgulamak adına çocuklarımıza banyo yaptırırken iç çamaşırıyla birlikte banyo yaptırılabilir. Buradaki amaç çıplaklığın kişiye özgü olduğu bilincini kazandırmaktır ki başkasının yanında da çıplak olunabilir olgusu gelişmesin. Banyo alırken külot giydirilebilir; ‘bak özel bölgeni örtüyoruz; ben ya da baban bile olsa orası özel bölgen.’ gibi açıklayarak mahremiyet vurgulanabilir.

    Ailelerin arada kaldığı bir diğer konu ise özel bölge tanımının nasıl yapılacağıdır. Aslında tercih edilmesi gereken ve doğru olan tanım karmaşık soyut kavramlar kullanılmasının aksine tamamen soyut ve basit kavramlarla açıklanmasıdır. ‘Atletinin ve külodunun kapadığı bölgeler senin özel bölgelerin. Buraya istemediğin sürece kimse dokunamaz.’ gibi bir açıklama yapmak çocuklarımızın kafasındaki soru işaretlerini yok edecektir.

    Bir diğer önemli mahremiyet alanı ise çocuklarımızın üzerini değiştirirken gösterdiğimiz davranışlardır. Üzerini çıkarırken, giysisini değiştirirken vs. çocuklarımızdan izin almalıyız. Çünkü birisi onu yanına çağırıp ani olarak kıyafetlerini çıkarmaya kalkarsa; bunun yanlış bir şey olduğunu anlamalı ve buna dair tepki vermeli. Sert bir şekilde kesinlikle üzeri değiştirilmemeli. Aşama aşama sakin bir biçimde iletişim kurarak bu davranış sağlanmalıdır. Mümkün olduğunca da kendisinin yapılması için önce destekle sonrasında tek başına bu davranışı sergilemesi adına teşvik edilmelidir.

    Bahsetmiş olduğum mahremiyetle ilgili bu temel konular kesinlikle göz ardı edilmemeli ve ailedeki tüm bireylerin aynı davranış döngüsünde olmaları için bireyler birbirini bilgilendirmelidir. Çocuklarımız için aydınlık yarınlar adına hep birlikte el ele vererek sağlıklı gelişim göstermeleri adına çabalamaya devam etmeliyiz ki onlar da bu emeklerin meyvesi olarak sağlıklı şekilde ilerleme kaydedebilsinler.

  • Sağlıksız oyuncaklar tehlike saçıyor!

    Çocuklarımızın hoşça vakit geçirmesinden, oyalanmasından ve eğitiminden birçok alanda kullandığımız oyuncaklar kalite ve sağlık yönünden dikkat edilmediği takdirde büyük riskler içeriyor.

    Günümüzde büyüyen ve yaygınlaşan oyuncak sektörü maalesef ki merdiven altı ve sağlıksız üretim yapan ve bu ürünleri satan işletmeciler ile sağlımızı tehdit ediyor. Birçok alerjik reaksiyon ve zehirlenmelere sebep olan bu ürünler çocuk sağlığı üzerinde ciddi tehditlere sahip.

    Yapılan bilimsel araştırmalarda, sağlıksız oyuncakların normalden çok daha fazla fenol maddesi ve toksit madde içermesi nedeniyle, çocuk sağlığı ve gelişimi için riskler taşıdığı ve çocuklara büyük zararlar verebileceği ortaya çıktı. Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca yapılan denetimlerde de daha önce yüzlerce ürün de güvensiz olarak nitelendirilmişti.

    Oyuncak Alırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

    Oyuncak alırken ucuz olmasına değil, sağlıklı ve eğitici olmasına dikkat edin.

    Üzerinde kalite standartlarını gösteren CE işareti olmayan ürünleri almayın.

    Oyuncakların etiketinde yer alan üretici/ithalatçı bilgisine dikkat edin. Güvenilir satıcılardan ürün alın.

    Uyarı kısmını mutlaka okuyun.

    Çocuğunuzun yaşına uygun ürünleri satın alın.

    Keskin kenarlı, sivri uçlu, küçük parça içeren oyuncakları yutulma riski ve vücuda zarar vermesi ihtimaline karşı tercih etmeyin.

    Deforme olmuş, kötü kokan, yumuşak plastikten yapılan oyuncakları satın almayın.

    Tehlike arz edecek şekilde kırılmış veya bozulmuş oyuncakları atın.

    6 yaşından küçük çocuklara mıknatıslı oyuncaklar vermeyin.

    Pilli ve bataryalı oyuncaklar ısınma ve akma riskine sahip olduğu için mutlaka gözetim altında bulundurun.

    Kolay alev alabilecek, parlayıcı oyuncaklar tercih etmeyin.

    Yüksek sesli oyuncaklar işitme sorunları yaratabilir.

    Çocuklarınızı oyun sırasında mutlaka gözetim altında bulundurun.

  • Lohusalık Depresyonu

    Lohusalık Depresyonu

    Lohusalık depresyonu, doğumdan sonra ilk bir yıl içinde ortaya çıkan depresyon türüdür. Yeni sorumluluklarla karşılaşan, uykusuzluk ve yorgunlukla baş etmeye çalışan anne lohusa melankolisi dediğimiz bir ruh haline bürünebilir. Bu ruh hali 1 aylık süreyi aşarsa, lohusalık depresyonundan bahsedebiliriz. Hamilelik ve doğum kökenli bu depresyon sandığımızdan daha yoğun gözükmektedir. 10.000 yeni anneyi inceleyen bir çalışma görülme sıklığını 7’de 1 olarak bulgulamıştır. Lohusalık depresyonu yalnızca ilk bebeğini dünyaya getiren annelerde de gözükmez. Daha sonraki çocuklarda ortaya çıkabilir.

    BELİRTİLERİ

    Lohusalık depresyonunda anne depresif duygular taşır. Üzgün çaresiz ve bitkin hissedebilir. Kendini bir ebeveyn olarak göremediği, bebeğiyle ilişki kurmak istemediği veya onu yetiştirme sorumluluğunu alamadığı için kendini suçlu görebilir. İyi bir anne olamayacağına inanan kişi kaygılı hisseder ve bunu telafi etmek için de daha kötü kararlar verebilir. Ağlama nöbetleri şiddetini arttırabilir. Zaman zaman intihar düşüncesi anneyi ele geçirebilir. Lohusalık üzüntüsünde çökkün ruh haline karşı anne bebekle ilgilenmeye devam etse de lohusalık depresyonunda bebeğe karşı ilgisizlik ve hatta zarar verme korkusu bulunur.

    SEBEPLERİ

    Lohusalık depresyonu;

    • Doğum sırasında yüksek seviyede seyreden hormonların lohusa döneminde birden düşmesiyle

    • Annenin veya ailenin daha önce depresyon geçmişi varsa

    • Erken bir yaşta hamile kalındıysa

    • Plansız bir hamilelik yaşandıysa

    • Eş veya aile bebeğin bakımını paylaşmıyorsa

    • Annenin sigara, alkol ve uyuşturucu alışkanlığı varsa

    • Hamilelik ve lohusa döneminde zorluk yaşandıysa

    • Düşük gelir düzeyine sahip veya ekonomik durumu yetersiz ise ortaya çıkabilir.

    TEDAVİ

    Lohusalık depresyonu tıbbi yardımla atlatılabilen bir ruhsal bozukluktur.

    • Duygularınızı, düşüncelerinizi, davranışlarınızı, şu anki ve geçmişteki hayatınızın detaylarını bir psikoterapistle konuşarak da lohusalık depresyonu atlatılabilir.

    • Bilişsel Davranışçı Terapi, size zarar veren hislerinizi ve davranışlarınızı daha olumlularıyla değiştirmeyi hedefleyerek semptomları azaltabilir.

    • Kişilerarası Terapi de ilişkilerinizde ortaya çıkan sorunlara odaklanarak çözümler üreten başka bir tedavi yöntemidir.

    • Günlük egzersiz yapmak hormonal değişiminizi ve sosyal hayatınızı düzenlediği için psikoterapiyle birlikte denenebilir.

    • Gününüzü eğlenceli aktivitelerle doldurmak, meditasyon ve yoga gibi rahatlatıcı eylemlerde bulunmak da semptomları azaltıcı etkiler gösterebilir.

    • Lohusalık depresyonu geçiren anneler için belki de en etkili yollardan biri, sevdiği ve güvendiği insanların yanında bulunmaktır. Bebeğin bakımı konusunda kendini yalnız hissetmemek anneye çok yardımcı olur. Bir süre için bebekle olan ilgisi yalnızca emzirmeyle devam eder, kendine ve arkadaşlarına zaman ayırırsa depresif duygularda ve bebeğe karşı duyduğu suçluluk hissi azalabilir.

  • Polen alerjisi en çok çocukları etkiliyor

    Bahar aylarında polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte ortaya çıkan polen alerjisine karşı aileleri uyarı yapmak istiyorum çocukların maruz kaldığı alerji tehlikesine dikkat çekmek bahar aylarında görülebilecek alerjik reaksiyonlara karşı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

    Polen alerjisi en çok çocukları etkiliyor.

    Polen alerjisi bahar aylarında sık olarak nezle, burun tıkanması, peş peşe hapşırma, burunda, damakta ve kulakta kaşıntı, sık burun kanaması gibi alerjik nezle belirtileri ile gözlerde sulanma ve kaşınma gibi alerjik belirtiler; sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım endikasyonları polen alerjisinin en önemli belirtileridir.

    Çocuklarda Okul Başarısını Ciddi Derecede Etkiliyor

    Polen(bahar) alerjisi sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı gibi sonuçlara neden olabildiğini belirtirken Polen alerjisi nedeniyle burunları tıkalı olan çocuklar geceleri rahat uyuyamaz ve sabahları yorgun kalkar, uyku kaliteleri de bozulur. Bu durum okul başarısını ciddi bir şekilde etkilemektedir. Alerjik nezle her beş çocuktan birinde ilerde astıma sebebiyet verebilir.

    Teşhis İçin Sadece Alerji Testleri Yeterli Olmayabilir

    Polen alerjisi belirtileri gösteren 18 yaşına kadar olan çocuklar “çocuk alerji uzmanları” tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Teşhis koymak için bazı alerji testleri yapılmaktadır. Doğru teknik ve doğru alerjenlerle yapılacak test çok önemlidir. Tek başına alerji testleri teşhis koymak için yeterli olmayabilir. Alerji uzmanları tarafından çocuktaki belirtiler ile alerji test sonuçları arasında değerlendirme yapılarak kesin teşhis konulabilir. Doğru teşhis konulduktan sonra bazı ilaçlarla tedavi edilebilir. Tedavi başarısı yüksektir. Polen alerjisi tedavisinde korunma, ilaç tedavisi ve aşı tedavisi uygulanmaktadır.

    Koruyucu Önlemler Etkilidir

    Evden çıkarken güneş gözlüğü takılmalı ve polenlerle temastan kaçınılmalı, polen mevsiminde polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarıda olmamaya gayret gösterilmeli, ağız yerine burundan nefes alıp verilerek burnun filtre görevinden faydalanılmalıdır. Polenler kıyafetlerimize de yapışabilmekte olduğundan dışarıda uzun vakit geçirilmişse eve gelince kıyafetler değiştirilip duş alınmalı, dışarıdan ürün alırken özellikle açık ortamda satılan yiyecek ve diğer malzemelerin temizliğine ve hijyenine mutlaka dikkat gösterilmelidir. Alerji testleri mutlaka doğumdan 18 yaşına kadar olan çocuklarda çocuk alerji uzmanlarınca yapılmalıdır.

  • Kişisel Alan Yaratmak

    Kişisel Alan Yaratmak

    Bir düşünün her gün kaç kişiyle iletişim kurup yüz yüze bakıyorsunuz; hele birde toplu taşıma kullanıyorsanız ya da hizmet sektöründe bir işiniz var ise o zaman sayısını bilmediğiniz farklı simalara denk geliyorsunuzdur.

    Evinize geçiyorsanız; tek yaşıyorsanız sorun yok evdeki tüm alanla sizin. Tabii komşular dışında… Ancak birkaç kişilik bir evde yaşıyorsanız o zaman kendinize ait olan odanıza dahi müdahale ihtimali olduğundan hususi bir alan yaratmak fikri pek gerçekleşmiş gibi gözükmüyor.

    Peki kişisel alan nedir ve neden bu kadar önemlidir?

    Kişisel alan; bireyin kendisini rahat hissettiği ve kendisine bir müdahalenin olmadığı ortam diye tanımlanabilir. Bu genel tanımı yapmamın nedeni kişisel alan konusuna iki farklı açıdan da değinmek istemem.

    Bireylerin kişisel alanlarının olması önemlidir. Çünkü kişiler birey olduğunu unutmamalıdır. Çok iç içe geçmiş ilişkilerde müdahale olacağından bu kişi kendisini rahatsız hisseder. Aynı bireylerde olan özerkleşme ihtiyacı gibi düşünülebilir.

    Düşünün metrobüstesiniz dibinizde insanlar ve sizin yazışmalarınızı okuyan birisi görüyorsunuz; ne kadar rahatsızlık verici. Ancak herkes birbirine bir alan tanısa, kişisel alan imkanı bıraksa toplumdaki refah düzeyinde dahi bir artış görülecektir.

    Insanoğlunda merak büyük bir unsurdur ve bu merakı gidermek için de tüm duyular devreye girebilmektedir.

    Ilişkilerinizde dahi kişisel alan yaratmak o ilişkiyi zengileştiren bir adım olur. Evde kişilerin kendilerine ait köşelerinin olması ve bir aradayken de farklı şeyler yapabilmek ilişkiyi zenginleştirir ve bu farklılıklar sayesinde çiftlerin birbirinden sıkılma oranı azalır.

    Kişisel alana bir farklı yaklaşım ise; farklı kişilerle de paylaşımda bulunabilecek alan yaratmaktır. Her bir bireyin farklı çevrelerde, değişik insanlarla iletişim kurması hem kişiye katkı sağlar, hem de birçok farklı bilgi aktarımı gerçekleşir.

    Ayrıca kişi yalnız kalmaya da ihtiyaç duyar. Bu çok doğaldır. Insan bazen kendi içinde çözümlemek ister bir şeyleri. Çözümleyecek durum yoksa dahi; birey yalnız zaman geçirdikçe insan ilişkilerinde de daha verimli olur ve sağlıklı paylaşımlarda bulunur.

    Baktınız ki sizin kişisel alanınız yok ya da sınırlama var; o zaman oluşturmak için harekete geçme vakti!