Yazar: C8H

  • Alerjik hastalıklarda tanı

    ALERJİK HASTALİKLARDA TANI

    Alerjik hastalıklarda tanısal işlemler deneyim gerektirir ve mutlaka alerji ve immünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Eğer sizde ya da çocuğunuzda alerjik hastalık olduğunu düşünüyorsanız alerji ve immünoloji uzmanına başvurmalısınız. Tanı için yapılan testlerin yorumlanması çok önemlidir. Aksi taktirde yanlış tanı ve tedavi ile sonuçlanabilir.

    Alerjik hastalıklarda tanısal işlemler her hastalığa özgü olarak doktorunuz tarafından karar verilerek yapılabilir.

    Alerji uzmanına muayeneye gitmeden önce şikayetlerinizle ilgili özellikleri kaydetmeyi unutmayınız.

    Şikayetleriniz;

    Gün içerisinde özel bir zamanda mı ortaya çıkıyor?

    Uykudan uyandırıyor mu?

    Gün boyunca sürüyor mu?

    Yıl içerisinde belirli dönemlerde mi sizi rahatsız ediyor?

    Evcil hayvanlar ile karşılaşınca ortaya çıkıyor mu?

    Herhangi bir içecek ya da yiyecek tüketmenizle ilişkili mi?

    Duyarlı olduğunuzu düşündüğünüz alerjenlerle her karşılaştığınızda oluyor mu?

    Evde ya da ev dışında, tatilde farklılık gösteriyor mu?

    Unutmayınız, doktorunuz ile görüşmeye gitmeden önce şikayetlerinizle ilgili özellikleri gözden geçirmeniz hem tanınızın daha doğru konulmasını sağlayacak hem de zaman kaybını önleyecektir.

    Alerjide tanısal işlemler

    Solunum fonksiyon testleri

    Alerjenlerle deri testleri

    Prik testler

    İntradermal

    Yama

    Serumda alerjene özgün IgE

    Provokasyon testleri

    Solunum yolu

    Besinler

    İlaçlar

    Bazofil aktivasyon testleri

    Lenfosit transformasyon testleri

    Alerjik hastalığımı nasıl kontrol edebilirim?

    Doktorunuz ve web sayfamızdan bu konuda bilgi sahibi olabilirsiniz. Ancak unutmamanız gereken 3 şey hastalığınızı kontrol edebilmenizin temelini oluşturmaktadır.

    Şikayetlerinizin nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını iyi bilmelisiniz.

    Alerjenlerden olabildiğince uzak durun

    Tedavinize (ilaç, aşı vb) harfiyen uyun.

    Tedavinin temel stratejisi olan bu üç kurala uyulması başarı şansımızı artıracaktır.

  • Uyku Bozuklukları

    Uyku Bozuklukları

    Uykusuzluk Bozukluğu :Çocuklarda bakımveren kişinin yardımı olmadan uykuya dalmakta güçlük ve sık uyanmalardan sonra yeniden uyumakta güçlük ,sabah erken uyanma şeklinde yakınmalardır.Uyku bozukluğu,en az üç ay boyunca haftada en az üç gece uyku uyumak için elverişli bir ortam olmasına rağmen ortaya çıkmaktadır.

    Aşırı Uykululuk Bozukluğu :Ana uyku evresi en az yedi saat sürmesine karşın kişinin bildirdiği aşırı uykululuk durumuyla birlikte uyandıktan sonra tam uyanık olmakta güçlük çekmesidir.Bu durum en az üç aydır,en az haftada üç kez ortaya çıkmaktadır.

    Narkolepsi :Aynı gün içinde ortaya çıkan,tekrarlayan,baskılanamayan uyku gereksinimiyle birden uykuya dalıverme şeklinde son üç ay içinde en az haftada üç kez ortaya çıkıyor olmalıdır.Çocuklarda da yüz buruşturma ya da çeneyi açma dönemleri olarak görülür.

    Uyurgezerlik :Yineleyici,uyku sırasında yataktan kalkma ve gezinme dönemleri vardır.Kişi başkalarının kendisiyle iletişim kurma çabalarına oldukça tepkisiz kalır ve çok büyük bir güçlükle uyandırılabilir.

    Uykuda Korku Duyma :Panik biçiminde bir çığlıkla başlayan,yineleyici,büyük bir korkuyla birden uykudan uyanma dönemleri vardır.Her dönemde,hızlı soluk alıp verme ve terleme gibi uyarılma belirtileri olur.Bu dönemler sırasında kişi,başkalarınca rahatlatılma çabalarına tepkisiz kalır.Bu durum genellikle uyku sürecinin ilk dört saatinde oluşur.

    Yeni doğanlarda başlangıçta aralıklı ve parçalara bölünmüş bir uyku biçimindedir. Çocuklarda uyku yaklaşık olarak 3 yaşın sonuna doğru derinleşir ve bölünmeden uyuma yerleşmiş olur.

    Uyku ile ilgili en sık karşılaştığımız sorunlar :

    Sık sık uyanma :Çocuğun gece boyunca sık aralıklarla uyanmasıdır.Bu uyanmaların sebepleri arasında hastalık,rüyalar,gelişimsel dengesizlik,beslenme ihtiyacı sayılabilir.Çocuk yalnız başına uyumakta zorlanabilir.Tekrar uykuya dalabilmek için ebeveynin yardımını isteyebilir.

    Uykuya dalmada güçlük ve anne-babayla yatma :Ayrılık kaygısı ve kendi kendine uyuma alışkanlığının kazanılmamış olmasından kaynaklanabilir.Uyumak, çocuk için sevdiklerinden ve güvendiklerinden ayrılmak anlamına gelebilir.Bu endişenin sonucu olarak uyku saatlerini geciktirirler yada anne-babalarının yanına yatmak isterler.Böylece yalnız kalıp korkmayacaklarını düşünürler.Bu durumda anne-baba tarafından verilen güven çok önemlidir. Çocuk hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun kişilik gelişimi için anne-babasının odasının ve kendi odasının özel olduğunu bilmelidir.Ayrı odada yatabilme; çocuğun kendi başına kalabilme ve bağımsızlaşma becerisinin bir göstergesidir.

  • Bağışıklık sistemi bozuklukları. İmmün yetmezlikler

    PRİMER İMMÜN YETMEZLİKLER (BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI)

    Bağışıklık sistemimizi oluşturan elemanlardan herhangi birinin yokluğu ya da fonksiyon bozukluğu immün yetmezlik hastalıkları olarak adlandırılır. Bu hastalıklar kalıtsal ya da genetik nedenlere bağlı geliştiğinde primer immün yetmezlik olarak adlandırılır. Şimdiye kadar oldukça fazla sayıda primer immün yetmezlik tipleri tanımlanmıştır.

    Bağışıklık sistemimiz başlıca akyuvar olarak adlandırdığımız hücrelerimizden oluşmaktadır. Bu hücreler vücudumuza giren yabancı ve zararlı mikroplara (bakteri, virüs, mantar vb) karşı korurlar. Yabancı ve zararlı bu etkenlerle mücadele ederken direkt olarak yok edebilir ya da özgün antikorlar üreterek etkisizleştirmeye çalışır.bu mücadelede kompleman olarak bilinen proteinlerde yardımcı olurlar.

    Bağışıklık sistemimizi oluşturan hücreler ya da proteinlerin eksikliği yanında fonksiyon bozukluklarında vücudumuza giren zararlı etkenlere karşı mücadelede zafiyetler başlar. Bu hastaların en belirgin özelliği tekrarlayan, ağır ve komplikasyonlarla seyreden enfeksiyonlar geçirmeleridir. Bu enfeksiyonlar akciğerlerde, kulakta, sinüslerde, karaciğerde, sindirim sisteminde, ciltte, lenf bezlerinde, beyin ve kemiklerde ortaya çıkabilir.

    Bazı immün yetmezlikler ile beraber kardiyovasküler sistemde doğuştan anormallikler, endokrin sistem bozuklukları, otoimmün hastalıklarda görülebilir.

    Primer İmmün Yetmezliklerde Semptomlar ve Tanı

    Ağır immün yetmezlik durumlarında semptomlar çok erken başlayabilir. Özellikle T lenfositlerine bağlı Primer İmmün Yetmezlikliği olan hastalarda hayatın ilk aylarında ağır enfeksiyonlarla belirti verirler. B lenfositlerine bağlı belirtiler anneden geçen antikorların koruyucu etkilerinin geçmesi ile yani 6.aydan sonra ortaya çıkabilir.

    Primer immün yetmezlikleri düşündüren belirtiler

    Tekrarlayan, tedavisi zor, hayatı tehdit eden ve olağan dışı mikroplarla oluşan enfeksiyonlar

    Büyüme gelişme geriliği

    Tekrarlayan pnömoni, sinüzit ve kulak enfeksiyonları

    Tedaviye dirençli durumlar

    Ciltte ya da iç organlarda apse oluşumu

    Ailede primer immün yetmezlik hastalığı öyküsü

    Otoimmün hastalıklar

    Lenf bezlerinde ve dalak büyümesi

    Bazı immün yetmezlikler bir nedene bağlı olarak edinsel nedenler ile de gelişebilir. HIV virüsünün neden olduğu AIDS hastalarında olduğu gibi ya da sistemik olarak uzun ve yüksek doz kortikosteroid tedavisi alanlarda, kemoterapi gören kanser hastalarında ve ağır yanıklarda da immün yetmezlik görülebilir.

    Primer İmmün Yetmezliklerde Tedavi

    Primer İmmün Yetmezliklerde hastalığa neden olan mekanizmaları daha iyi anladıkça tedavi metotları da geliştirilmektedir. Öncelikle kalıtsal geçiş gösteren durumlarda bunu önleyici tedbirler alınmalıdır. Tarama testleri geliştirilerek hastaların daha semptomları ortaya çıkmadan tanınması tedavi başarısı için çok önemlidir.

    Son yıllarda nakil işlemlerinin (kemik iliği, kök hücre, timüs) gerçekleşmesi ile önemli mesafe alınmıştır. Ülkemizde de bu nakiller başarıyla yapılmaktadır. Diğer yandan immünoglobülin replasman tedavisi ile koruyucu antikorlar verilerek enfeksiyonlara karşı önemli bir başarı yakalanmıştır.

    Son yıllarda özgün gen tedavisi bazı primer immün yetmezlik tiplerinde başarılı sonuçlar vermektedir.

    İmmünoglobülin (IgG) Destek Tedavisi

    İmmünoglobülin (IgG) kandaki antikorlarımızdan birisidir. Bu antikorların hastalara verilmesi ile enfeksiyonlara karşı vücudumuzun verdiği yanıt güçlendirilir. Primer immün yetmezliği olan hastalar bu tedaviden oldukça fayda görürler.

    Bu antikorlar (IgG) kandan saflaştırılarak elde edilir. İnsanlardan elde edildiği için potansiyel olarak kan yoluyla geçebilecek hastalıklara karşı oldukça yüksek teknoloji kullanılarak olası enfeksiyon yapan ajanlardan temizlenir.

    IgG hem damar yolundan hem de cilt altına enjeksiyon ile verilir. Yan etkileri nadirdir. Baş ağrısı ve alerjik reaksiyon görülebilir.

  • Yeme Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Anoreksiya Nervoza; genelde 12-18 yaşları arasında başlayan, kişinin kilo almaktan aşırı korkmasıyla bilinçli olarak aşırı zayıf kalma çabaları ile belirli bozukluktur. Kişinin kilosu düşmeye devam etse dahi kilo alma konusunda kaygı duyma sıklıkla artar .Tipik olarak kızlarda, sıklıkla ergenlikten kısa süre sonra görülür. Kişi de sosyal geri çekilme, küskünlük, huysuzluk, depresyonu içeren davranışsal değişiklikler ortaya çıkar.

    Bulimia Nervoza; başlıca özelliği aşırı yemek yeme ve kilo almayı durdurma çabalarıyla ile belirli bir bozukluktur. Bu kişiler yaşamlarının büyük bir bölümünü yemek ve yememek arasında bocalayarak geçirirler. Yeme sorunlarından utanırlar ve belirtilerini gizlemeye çalışırlar. Kilo almaktan sakınmak için uygunsuz dengeleyici davranışlarda bulunurlar .Örn; kusma, zayıflamak için çeşitli ilaçlar kullanma. İstedikleri zaman isteyerek kusabilirler. Bu durum üç ay süreyle en az haftada iki kez ortaya çıkmalıdır. Kızlarda daha fazla görülür. Kontrol güçlükleri, kronik depresyon, aşırı suçluluk duyguları, anksiyeteyi içeren davranışsal değişiklikler ortaya çıkar.

    ERKEN ÇOCUKLUKTA YEME VE BESLENME BOZUKLUKLARI

    Pika; çocuğun yenilebilir olmayan maddeleri ( boya, sıva, tel ,saç, elbise kumaşı, kum, toprak vb.) en az bir ay süreyle yemesidir. Başlangıcı bebeklik döneminde olsa da 18-24 aylardan önceki dönemde bu maddelerin yenmesi veya ağza götürülmesi yaygın olduğu için pika tanısı almaz. Vitamin, mineral eksikliği, enfeksiyonlar, yoksulluk, ihmal ,anne-babanın kontrolünün eksikliği, gelişimsel gecikmeler bu durum için riski artırır. Çocukluğunda pika öyküsü olanlarda anoreksiya ve bulimia nevroza’ya sık rastlandığı bilinmektedir.

    Ruminasyon bozukluğu; Bebeklik döneminde veya çocuklukta kısmen sindirilmiş yiyeceğin bulantı, tiksinme ile ,sindirim sistemi bozukluğu olmadan ağza getirilerek dışarı atılması veya çiğnenerek yeniden yutulmasıdır. Tanı için en az bir ay süreyle tekrarlaması gerekir.

    Bu bozukluk en sık bebeklerde gözlense de yetişkinlerde de gözlenebilir. Mental Retardasyonu olan kişilerde ve erkeklerde daha sık görülür. Uyaran azlığı, ihmal, zorlu yaşam koşulları, anne-baba-çocuk ilişkisindeki sorunlar bu bozukluğa yol açabilir.

    Beslenme bozukluğu; Başlangıç yaşının 6 yaşından önce olduğu, temel özelliğinin kilo alma yetersizliği veya kilo kaybının en az bir ay sürdüğü, genel bir tıbbi durumun olmadığı bir bozukluktur. Kızlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür. Anne ve-veya çocuğa bakım veren kişilerle ilişkisi ve çocuğa yaklaşım ele alınarak değerlendirme yapılmaktadır.

    Beslenme ve yeme bozukluklarında yeme problemi ile ilişkili psikolojik ve aileyle ilgili sorunlar ele alınarak rehabilite sağlanmalıdır.

  • Ürtiker (kurdeşen) anjioödem

    Ürtiker bir hastalık değil, belirtidir. Ürtiker, deriden kabarık, basmakla solan, etrafı kızarık, sınırları belirgin kaşıntılı döküntülerdir. Yaşamı boyunca her dört kişiden biri en az bir kez ürtiker geçirmiştir. Bu döküntüler bir günden fazla sürmez. Kaybolur ve tekrar vücudun başka yerinde çıkar.

    Ürtiker, bazı hücrelerimizden (mast hücresi) salınan histamin’in etkisiyle ortaya çıkar. Histamin, damarlarda genişlemeye, damar duvarında geçirgenliğin artışına ve dolayısıyla damar dışına sıvı çıkışına neden olur. Bunun sonucunda cildimizde şişlikler ve kızarıklıklar oluşur. Eğer sıvı çıkışı cilt altına olursa anjioödem olarak adlandırılır. Cilt altı dokusu göz çevresi, ağız ve genital bölgelerimizde daha gevşek olduğu için anjioödem daha çok buralarda görülür.

    Ürtiker süreye bağlı olarak iki başlık altında incelenir.

    Akut ürtiker

    Kronik Ürtiker

    Altı haftadan daha uzun sürerse kronik ürtiker olarak adlandırıyoruz. Akut ile kronik arasındaki fark sadece süre ile kısıtlı değildir. Akut ve kronik ürtiker nedenleri birbirinden oldukça farklıdır.

    Akut ürtiker besinler ya da ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkabilir. Genellikle 2-3 hafta içerisinde kendiliğinden geçer.

    Kronik ürtiker hastalarının ancak %25’inde şikayetler dış etkenlere bağlı olarak gelişmektedir. Bu etkenler fiziksel, kontakt ve kolinerjik olarak alt tipleri oluşturmaktadır. Soğuk, su, güneş ışıkları, basınca maruz kalınması ye da egzersiz gibi durumlar ürtikerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun dışındaki çoğu vakada neden tam olarak saptanamaz. Bu hastaların bir kısmında oto antikorlar (IgE reseptörüne karşı) saptanabilir.

    Fiziksel Nedenlere Bağlı Ürtikerler

    Semptomatik Dermografizm

    Sert bir cisimle (kalem, tırnak ucu) çizildiğinde ödem ve kızarıklık oluşur.

    Geç Basınç ürtikeri

    Vücudun herhangi bir bölgesine basınç uygulandıktan yarım saat-12 saat sonra bulgular ortaya çıkar (Sıkı çorap boğumlarında, ağır sırt çantası vb taşındığında)

    Kolinerjik ürtiker

    Egzersiz, sıcak su, baharatlı yiyecekler ve heyecanlandığımızda vücut ısısının artmasına bağlı ortaya çıkar

    Soğuk kontakt ürtiker

    Soğuk havaya, suya ya da cisme dokunulduğunda görülebilir

    Sıcak kontakt ürtiker

    Sıcak cisimlere, suya ya da havaya maruz kalındığında görülür.

    Egzesize bağlı

    Egzersiz sırasında ve sonrasında görülür

    Aquajenik ürtiker

    Herhangi bir sıcaklıkta su ile temas edildiğinde (yüz-el yıkama) ortaya çıkar

    Solar ürtiker

    Belirli dalga boyunda güneş ışığına maruz kalındığında ortaya çıkar

    Vibratuvar ürtiker

    Vibrasyon yapan makinalara temas edildiğinde (mikser kullanmak, bisiklete binmek vs)

    Ürtiker Semptom ve Bulgular

    Ürtiker ciltte şişlik, kızarıklık ve kaşıntının belirgin olduğu etrafı sınırlı döküntülerdir. Basmakla solarlar ve her döküntü 24 saatten daha kısa sürer, yenisi çıkabilir. Ürtiker ile birlikte çoğu zaman anjioödem bulguları görülebilir. Dudaklarda, göz çevresinde ve genital bölgede şişlikler hastaların çoğunda görülebilir.

    Semptomlar geceleri hastaları daha çok rahatsız eder. Yaşam kaliteleri (okul, iş, sosyal yaşam) olumsuz etkilenir. Ürtiker ile beraber bazı hastalarda ateş, eklem ağrıları gibi bulgular görülebilir.

    Ürtiker Tanı

    Hastalığın tanısında öykü çok önemlidir. Hastaların bazıları şikayeti olmadığı dönemde geldikleri için ürtikerin hasta tarafından iyi tanımlanması gerekir. Basmakla solması, ürtikerin düzelme süresi, şikayetlerinin ne zamandan beri olduğu (akut, kronik ayırımı için) çok önemlidir. Bu aşamada hastalara karışıklığa neden olmamak için döküntülerinin fotoğrafını çekmelerini tavsiye edebiliriz. Ürtikerin hangi şartlarda ortaya çıktığı (besinler, ilaçlar, fiziksel nedenler) iyi tanımlanmalıdır. Bu bilgiler tanısal işlemler için hekime yol gösterici olacaktır.

    Şikayetlerinin yaşam kalitesini (okul, iş ya da sosyal yaşam) nasıl etkilediği bilinmelidir.

    Ürtikeri olan hastalarda tanısal işlemlerin temelini hastanın öyküsü oluşturmaktır. Tanıya yönelik olarak yapılacak testler ne yazık ki bize pek yardımcı olmamaktadır. Laboratuvar analizleri olası etiyolojik nedenleri araştırmak amacıyla yapılmaktadır.

    Rutin uygulamada kan sayımı dışında öyküde alerjik reaksiyonlar düşünülüyorsa deri prik testleri yapılabilir. Kronik ürtikerde otoimmüniteyi göstermek amacıyla otolog serum testi yapılabilir. Bu test ile hastanın IgE reseptörlerine karşı antikor varlığı gösterilebilir. Dışkıda parazit ve otoimmün hastalıklar (troidit, Sistemik lupus eritematozis, Romatoid artrit) açısından laboratuvar testleri yapılabilir.

    Cilt biyopsisi kronik ürtikerli hastalarda önerilmez. Ancak ayırıcı tanı amacıyla yapılabilir.

    Tanısal testler daha çok fiziksel nedenler ile ortaya çıkan ürtikerler için yapılabilir. Bu testler her duruma özgü olarak tanımlanmıştır. Testler için tıklayınız.

    Ürtiker Tedavi

    Ürtikerin nedeni belirlenebilirse ondan kaçınmak tedavinin esasını oluşturmaktadır. Antihistaminik ilaçlar ürtikeri ve anjioödemi kontrol etmede başarılıdır. Antihistaminik ilaçlar histamin’in etkisini bloke ederek kaşıntıyı ve ürtikerin tekrarlamasını önler.

    Eğer standart tedaviye rağmen şikayetleriniz kontrol edilemiyorsa doktorunuz ilaçlarınızda düzenleme yapacaktır. Alternatif ilaçlara geçebilir ya da doz artırımı yapabilir. Kullandığınız ilaçlara bağlı semptomlar ortaya çıkıyorsa (ACE inhibitörleri vs) ilacınızın hekiminiz tarafından bir diğerine değiştirilmesi gerekir.

    Kronik ürtikeri olan hastalarda çoğu zaman semptomları kontrol etmede başarılı olamayabiliriz. Son yıllarda anti-IgE tedavisi ile iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • Çocuğun Dünyasında Teknolojinin Yeri

    Çocuğun Dünyasında Teknolojinin Yeri

    Çocukların en fazla ilgilendiği ve uğraştığı teknolojik araçlar arasında bilgisayar,tablet cep telefonu, playstation vb. gelmektedir. Günümüzde özellikle kentleşmenin artması, sokakta oynamanın aileler için güvensiz hale gelip endişe uyandırması, çocuğun da  başka aktivitelerle meşgul olmadığı, can sıkıntısıyla baş edemediğinde,ulaşılabilirliğin kolay olması vb. nedenlerden bu tür araçları fazlasıyla tercih edilebilir hale  getirmektedir. Bazen depsikolojik sorunlar yaşadığında (depresyon gibi) çocuk yalnız kalmak isteyip bu araçlarla fazla zaman geçirebilir. Ergenler arkadaşlarıyla sohbet edebilmek,oyun oynamak amacıyla da sıkça bilgisayar vb. kullanırlar.Böyle bir ortamda ergen kendini rahatlıkla ifade edebilmekte, kişiliğini ortaya koyabilmektedir.Özellikle çekingen,özgüven eksikliği olan, yalnız olduğunu hisseden,duygularını ve düşüncelerini çoğunlukla dile getiremeyen kişilerde bu bir tür bağımlılığa daha kolay dönüşmekte,sosyal ve duygusal ihtiyaçları karşılamak istese deaşırıkullanımçocuğun/ergenin aslında sosyal gelişimini olumsuz etkilemektedir.Ergenin bu araçları nasıl kullandığı,ayırdığı süre de önemlidir.

    Erken çocukluk döneminden itibaren iseörneğin; televizyon izleyerek zamanının çoğunu geçiren çocukların genel gelişimlerinde gecikme  (otizm, mental retardasyon vb.) konsantrasyonu bozma,uyum sorunları,duygusal kontrolde zayıflık,dil ve konuşma sorunları ortaya çıkmaktadır.Ayrıca izlerken pasif kalmaları nedeniyle küçük çocuklar tırnak yeme,parmak emme vb. davranışlara daha fazla meyil göstermektedirler.Bu tür araçların içinde maruz kaldıklarında bazı çocuklarda kuvvetli sosyal güdülenmeden yoksun olmakta,duygularını ve düşüncelerini paylaşma arzusu duymamaktadırlar.Böylece içsel dünyalarını da çevreyle uygun dile dökmeyi aramadıkları içinde çevreyle iletişimleri kesilmektedir.Oysa çocuk büyüdükçe dil sosyal etkileşim için önemli bir hale gelir.Bu dönemde çocuğun aile ortamında ve çevresiyle etkin bir iletişim ağına ihtiyacı vardır.Aile içi iletişimin gerçekleştiği ortamda büyüyen çocuk bu araçlara daha az ilgi  gösterecek ve sosyal beceri kazanacaktır.Yapılan araştırmalarda; televizyondaki  filmlerde veya oynadıkları oyunlarda saldırgan davranışları gören çocukların bunu taklit ettikleri ortaya çıkmıştır.İzlenilen şeyler çocuklarda model alma,kendini özdeşleştirme(örn; süper kahramanın yaptığı davranışları taklit ederek uçmaya çalışma gibi),ergenlerde ise doğru ve kabul edilebilir olma olarak gerçekleşmektedir.Bu nedenle çocuğun oynadığı oyunların veya izlenilen programların içeriği ve yaşa uygunluğu önemlidir.Özellikle gelişim süreci devam eden çocuklar öğrenmeleri boyunca daha az seçicidirler ve gözlem yoluyla öğrendiklerini daha çabuk benimserler.Somut düşündükleri için de herşeyi gerçek zannederler. Örn;izlenilen film kahramanlarının  gerçekten öldüğünü,vurulduğunu yani zarar gördüğünü düşünürler.Üstelik saldırganlığa ve şiddete karşı duyarsızlaşırlar.Bu süreç on yaşına kadar devam eder.On yaşından itibaren soyut düşünme başlar ,gerçek ve hayali ayırt ederler. Biz yetişkinler maruz kaldığımız bu tür şeylerin çoğunun gerçekle örtüşmediğini veya bir tür kurgu olduğunu biliriz. Bunlara dikkat ettiğimizde bilgisayar, televizyon vb. araçlar eğitici ve öğretici olabilmektedir.Anne-babaların sağlıklı model olmaları(örn; eve geldikleri andan itibaren televizyonu tercih etmeme,uzun süre bilgisayar  başında vakit geçirmeme gibi.),doğru bir şekilde çocuğu yönlendirebilmeleri (örn; okulöncesi dönemdeki çocuğa kendi başına yemek yeme alışkanlığı kazandırırken eline tablet vermek veya evin her yerine bu tür araçlar koyulduğunda vazgeçilmez yapmak)her tür oyun ve filmi doğru sınırların konulduğu çerçevede verebilmeleri( Televizyonun3-6 yaştagünde ortalama maksimum bir saat, okul çağındaysa  iki saatten az ve aralıklı şekilde seyredilmesi gibi), bu konuda kararlı ve tutarlı olmaları gerekir. Aşırı kullanımın bir tür davranışsal bağımlılık olan teknoloji bağımlılığına dönüştüğüdurumlardaysa uzman desteği almak faydalı olacaktır

  • Alerjik nezle, saman nezlesi

    Rinit (nezle) çok sık gördüğümüz ve insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olan bir hastalıktır. Burun işlevlerindeki bozulmaya bağlı olarak kişilerin okul performansları düşmekte, iş güçlerinde kayıplar olmakta ve ayrıca sosyal yaşamları da olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunun yanında rinit bir çok hastalığı (astım, rinosinüzit ve orta kulak iltihabı) olumsuz yönde etkileyebilir veya ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.

    Rinitler alerjik ve alerjik olmayan başlıklar halinde incelenmektedir.

    Alerjik Rinitli hastalarda alerjenlere karşı IgE yanıtı oluşmaktadır. Bağışıklık sitemimiz zararsız, fakat yabancı maddelere karşı IgG tipinde antikor oluşturur. Ancak bazı kişiler nedenini tam olarak bilemediğimiz oldukça karmaşık mekanizmalar ile bu maddelere karşı IgE tipinde antikorlar üretir. IgE yanıtı verilen bu maddeleri artık alerjen, bu kişileri de alerjik birey olarak tanımlıyoruz. Alerjen olarak tanımladığımız bu maddeler vücudumuza her hangi bir yol ile tekrar girdiğinde IgE-Alerjen etkileşimi olur. Bu etkileşim ile mast hücrelerinden histamin ve birçok mediyatör olarak adlandırdığımız kimyasal maddeler salınır ve organa göre (burun, göz, akciğerler, cilt vb) tipik alerji semptomları ortaya çıkar.

    Alerjik rinit mevsimsel (saman nezlesi) olabilir. Mevsimsel alerjik rinit’te en sık polenlere bağlı olarak bulgular ortaya çıkar. Belirli dönemlerde duyarlı olunan alerjenler havada varsa semptomlar görülür. Diğer zamanlarda şikayetleri yoktur. Semptomlar polenlere bağlı olduğu için bölgeler arasında da farklılıklar gözlenebilir.

    Bazı hastaların ise şikayetleri çok uzun sürelidir. Perennial (yıl boyu) alerjik riniti olan hastalar daha çok ev içi alerjenlerine duyarlıdır. Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri, mantar sporları gibi ev içinde bulunan alerjenler önlem alınmadığı takdirde yıl boyu semptomlara neden olurlar.

    Alerjik riniti olan hastalarda sıklıkla konjuktivit bulguları da görülür. Astım ve alerjik rinit tek hava yolu ve tek hastalık olarak kabul edilmektedir. Alerjik rinitli hastalarda astım sık görülmektedir. Rinit varlığında astımın kontrolü zorlaşır. Mutlaka her ikisi birlikte tedavi edilmelidir.

    Alerjik riniti olan hastalar alerjenlerden başka sigara dumanı, keskin kokulara maruz kaldıklarında ya da aşırı sıcak ve nemli ortamlarda da şikayetleri olabilir.

    Riniti olan hastaların üçte biri alerjik değildir. Bulguları alerjik nezleye benzerlik gösterir. Alerjik olmayan rinitli hastaların burun mukozaları şiş ve devamlı burun akıntıları olabilir. Daha çok erişkinlerde görülür. Alerjenlere IgE yanıtı olmadığı için deri prik testleri negatiftir ve serumda alerjene özgü IgE saptanamaz.

    Bazı kişilerde ısı veya nem değişikliği olduğunda nezle şikayetleri başlar. Vazomotor Nezle olarak adlandırılan bu durumda burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı görülür. Bu belirtiler aynı zamanda sigara dumanına ve keskin kokulara (parfüm dahil) maruz kalındığında ve duygusal bozukluk durumunda da ortaya çıkabilir. Vazomotor nezlenin nedeni alerji değildir. Ancak alerjik nezlesi olan kişilerde de meydana gelebilir.

    Uzun süre dekonjestan içeren burun spreyi kullanıldığında veya kokain kullananlarda da rinit bulguları görülebilir. Bu durum rinitis medicamentosa olarak adlandırılır. Dekonjestan içeren burun spreyleri sadece kısa süreli kullanım için uygundur. Aşırı kullanımları tam tersi etki yapıp burun tıkanıklığına neden olabilir. Bu şekilde yan etki oluşan hastaların doktoru ile temasa geçerek burun spreylerini yavaş yavaş azaltmaları gerekir.

    Bazı kişilerde hormonal nedenler ile rinit semptomları ortaya çıkabilir. Bu tür nezle hormonlardaki değişiklikler ile birlikte görülür. Bu durum genellikle gebelik sırasında, ergenlikte, adet dönemlerinde veya hipotiroidi durumlarında ortaya çıkar. En önemli belirtili ciddi burun tıkanıklığıdır.

    Rinit Belirti ve Bulgular

    Burunda, damakta, boğazda ve gözlerde kaşıntı

    Burun tıkanıklığı

    Burun akıntısı

    Burunda kaşıntı

    Hapşırık

    Göz altlarında morluk

    Gözlerde sulanma

    Rinit Tanı

    Rinit tanısının konulmasında hastanın öyküsü çok önemlidir. Semptomların özellikleri, mevsimsel özellikleri, ortaya çıkmasına neden olan faktörler ve ailesel öykü tanı ve tetikleyicilerin belirlenmesi açısından yol göstericidir. Tanı için burun akıntısında eozinofil aranabilir. Tetikleyicilerin belirlenmesi amacıyla deri prik testleri yapılır. Hastanın durumuna göre ayırıcı tanı için endoskopi ve sinüs tomografisi çekilebilir. Alerjik rinit semptomlarınız varsa alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz gerekmektedir.

    Rinit Tedavi

    Eğer alerjik rinitiniz varsa ve tetikleyiciler belirlenmiş ise bunlardan korunmak tedavinin ilk ve en önemli basamağını oluşturmaktadır. Ev içi alerjenler ya da polenlere karşı korunma önlemleri için tıklayınız.

    Rinit tedavisinde antihistaminler (ağızdan ve sprey), kortizonlu (kortikosteroid) spreyler ve tuzlu su kullanılır. Burunda tıkanıklık fazla ise ilk başta dekonjestanlar kısa süreli (dört günden az) kullanılabilir. Akıntı çok fazla ise ipratropium burun spreyleri faydalı olabilir. Alerjik reaksiyona bağlı olarak gelişen burun tıkanıklığında kortizonlu spreyler oldukça etkilidir.

    Alerjik riniti mevsimsel olanlarda bu ilaçlar oldukça etkilidir. Bu hastalarda mevsim öncesi tedavi başlanması ile semptomları önlenebilir ya da mevsimi daha hafif şikayetler ile geçirmesi sağlanabilir.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi) alerjik rinit tedavisinde kullanılabilir. İyi seçilmiş hastalarda immünoterapi hem hastalığın tedavisinde hem de gelişebilecek astım gibi hastalıkların önlenmesinde etkili olabilir. İmmünoterapi enjeksiyon yolu ile yapılabildiği gibi son zamanlarda oral yol ile yapılan aşılar da bulunmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki immünoterapi yapılacak hasta seçimi tedavinin başarısı için son derece önemlidir. Uzun bir sürece (3-5 yıl) başlarken immünoterapiye alerji ve immünoloji uzmanı ile birlikte karar verilmelidir.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır. Başka bir adıyla performans anksiyetesi olarak bilinen sınav kaygısı okul çağındaki çocuk ve ergenlerde sık görülmektedir.

    Kişinin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav sonrası duruma ilişkin atıflar ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verilen önem sınav kaygısı oluşumu üzerinde etkilidir. Bu bağlamda çocuklar sınav öncesinde, sınav sırasında ve hatta sınavdan sonra da yoğun endişe yaşayabilirler.

    Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları gibi bedensel yakınmalar, dikkat süreçlerinde bozulma, kendine güvende azalma, kendini yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir. Belirtiler bazen çok hafif olsa da bazı öğrencilerde çok ciddi ve ağır seyredebilir.

    Sınavın ne anlam ifade ettiği gerek aile gerek çocuk için, sınava yönelik tutum ve yaklaşımlarının ne olduğu önemlidir. Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaktadırlar. Ailenin çocuktan yüksek beklentilerinin olması, ayrıntılarla aşırı uğraş sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç olarak görmeleri çocuğun kaygısını arttırabilir. Ailenin çocuğa güven ve sorumluluk vermesi, onun duygu ve ihtiyaçlarını önemsemesi, ona olumlu geribildirimlerde bulunması faydalı olabilir. Ailenin bakış açısında değişim yaratmak ve beklenti düzeyini gerçekçi sınırlara indirmek aile içi iletişimin işlevsel hale getirilmesi açısından önemlidir.

    Sınav kaygısı sebebiyle psikolojik sorunlar ortaya çıkması ve depresyon, anksiyete bozukluğu ya da uyku bozukluğu gibi sorunlardan dolayı çocuğun işlevselliğinin bozulması psikolojik / psikiyatrik destek gerektiğinin başlıca göstergeleridir.

  • Alerjik şok

    Anafilaksi, yaşamı tehdit eden sistemik bir reaksiyondur. Çoğunlukla bağışıklık sistemimizin aracılık ettiği mekanizmalar ile mast hücreleri ve bazofillerden salgılanan başlıca histamin ve bazı maddelere bağlı olarak gelişir.

    Yaşamı tehdit eden reaksiyonlar olduğu için tedavisi süratle yapılmalıdır. Bu nedenle hastanın kendisi ya da çevresindeki kişiler (anne/baba, arkadaşlar) hastalığın tedavisi konusunda bilgi sahibi olmalıdır. En çok besinler, ilaçlar ve arı sokmasına bağlı olarak anafilaksi gelişir.

    Anafilaksiye neden olan alerjenlerden uzak durmak yanında tedavinin en önemli basamağı olan “adrenalin” ilk önce yapılmalıdır. Bu nedenle hastalar ya da yakınları yanlarında mutlaka adrenalin oto-enjektör taşımaları gereklidir. Anafilaksi geçiren hastalar kolayca tanınması ve hızlı tedavi imkanı sağlaması açısından üzerinde tanımlayıcı işaretler (kolye, bileklik vb) taşıması çok önemlidir.

    Çevremizdeki bir çok alerjen anafilaksiye neden olabilir.

    Besinler (inek sütü, yumurta, kuruyemişler, balık, kabuklu deniz ürünleri vb)

    İlaçlar

    Böcek sokmaları (bal arısı, yaban arısı vb)

    Latex

    Alerjenlere ek olarak fiziksel aktivitelerde anafilâksiye neden olabilir. Bu durum egzersizin tetiklediği anafilaksi olarak tanımlanır. Anafilaksiye neden olan faktörler tanımlanamadığında sebebi bilinmeyen (idiyopatik) anafilaksi tanımı kullanılmaktadır. Anafilaksiye neden olan çevresel faktörler alerji ve immünoloji uzmanı olan doktorunuz tarafından mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.

    Anafilaksinin Belirti ve Bulguları Nelerdir?

    Anafilaksi çok hızlı gelişir. Sorumlu alerjene maruz kalındıktan sonra dakikalar içerisinde anafilaksi tablosu ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda anafilaksi tablosunun klinik bulguları daha geç yani saatler içerisinde de ortaya çıkmaktadır.

    Klinik bulgular

    Cilt bulguları en sık görülmektedir.

    Kızarıklık, kaşıntı, deride kabarıklık ve sıcaklık hissetme

    Solunum sisteminde

    Burun akıntısı, hapşırık, nefes darlığı, öksürük, göğüste tıkanıklık hissi ve hışıltı, ağır durumlarda morarma (siyanoz) görülebilir.

    Dolaşım sisteminde

    Tansiyon düşmesi, çarpıntı, nabız sayısında azalma ya da artış, baş dönmesi, halsizlik ve ağır durumlarda şok gelişebilir.

    Sindirim sisteminde,

    Ağız ve boğazda şişme, yutma zorluğu, Kusma, ishal, mide krampları görülebilir.

    Anafilaksi Sebepleri Nelerdir?

    Anafilaksi, çoğunlukla alerjenlerle karşılaşmaya bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu karşılaşma ağızdan alınan besinler, kas içi ya da damar içine verilen ilaçlar, arı ve böcek sokmaları, deri ve solunum yolu ile alınan alerjenler ile oluşmaktadır.

    Anafilaksi neden olan faktörler;

    Besinler

    İlaçlar

    Böcek sokmaları

    Latex

    Egzersiz

    Radyokontrast meddeler,

    Nedeni bilinmeyen

    Bazen anafilaksi tablosu bazı faktörlerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Örneğin sorunsuz şekilde alerjik olduğu besini tüketen hastalar, ardından egzersiz yaptığı zaman anafilaksi gelişmektedir. Bu durum az görülmekle beraber ergenlik dönemi ve kızlarda daha sık görülmektedir. Diğer bir deyişle egzersiz yapmadığı zaman alerjik olduğu besini bu hastalar rahatça tüketmektedir. Egzersizin tetiklediği besinlerle ilişkili anafilaksi olarak tanımlanmaktadır.

    Anafilaksi Tedavisi

    Tedavinin en önemli basamağı ve ilk kullanılacak ilaç ADRENALİN’dir. Yaşam kurtarıcı olan adrenalin kas içine yapılmalıdır.

    Anafilaksi ani gelişen ve yaşamı tehdit eden reaksiyon olduğu için tedavisinde zamana karşı yarışılmalıdır. Adrenalin süratle kas içine yapılmalıdır. Sağlık ekibini bekleyecek ya da sağlık kurumuna gidecek kadar süreniz olmayabilir. Bu uygulama sizi yaşama bağlayan en önemli aşamadır. Bu nedenle hastaların herhangi birine ihtiyaç duymadan kendi kendine yapabileceği adrenalin içeren otomatik özel enjektörler (adrenalin oto enjektör) yapılmıştır. Her hasta ya da hasta yakını mutlaka bu adrenalin oto-enjektörü yanında bulundurmalıdır. Tek kullanımlık olan bu enjektörler hasta tarafından uyluk bölgesine (elbise üzerinden de olabilir) yapılmalıdır. Ardından en yakın sağlık kuruluşuna tedavisinin devam etmesi için de başvurmalıdır.

    Anafilaksi geçiren hastalara tıbbi tedavi yapılmasının yanında daha da önemlisi hastanın tekrar aynı duruma düşmemesini sağlamak gerekiyor. Bu aşama hastalar için çok önemlidir.

    Önlemler;

    Alerjenlerden kaçınma;

    Anafilaksiye neden olan alerjenler alerji ve immünoloji uzmanı tarafından tanımlanmalıdır. Hastaların da bu alerjenlerden kaçınması gerekmektedir. İlaç alerjisi olan hastalar hekime gittiğinde mutlaka alerjisi olduğu ilacı hekimine söylemelidir. Arı sokmasına bağlı anafilaksi geçiren hastalar aşı tedavisi ve adrenalin oto-enjektör taşıması yanında arı sokmalarına karşı gerekli önlemleri almalıdırlar.

    Etiket okuma

    Bu konuda karşılaşılan en önemli sorun besin alerjisi olan hastalarda yaşanmaktadır. Alerjisi olduğu besinden korunma açısından hasta ve hasta yakınları çok iyi bilgilendirilmelidir. Diğer yandan marketlerde satılan gıdalar çok farklı katkı maddeleri içermektedir. Bu hastalar için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Yasal düzenlemeler ile bu durum kontrol edilmesine rağmen etiket içeriği hasta ve hasta yakınları tarafından çok dikkatli okunmalıdır.

    Ev dışında alerjenlere maruz kalabilirsiniz!

    Besin alerjilerinde diğer önemli sorunlardan biri ise dışarıda (restaurant, kafe vb) hazırlanmış gıdaların tüketilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Çocuğun okulunda da benzer sorunlar yaşanabilir. Dolayısıyla çok geniş kapsamlı bilgilendirme eğitim ile sorunlar en aza indirgenebilir.

    Anafilaksi geçiren hastalara daha hızlı tanı konulabilmesi için üzerlerinde belirteç (kolye, bileklik) taşımaları gereklidir. Ayrıca yazılı eylem planı ile reaksiyon geçirenlerin neler yapabileceği konusunda rehberlik edebilecek dokümanlar hekim tarafından sağlanmalıdır.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi)

    Arı sokmalarına bağlı anafilaksi geçiren hastalar mutlaka aşı programına alınmalıdır. Bu yöntem ile oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Anafilaksi benzeri durumlar

    Yabancı bir madde ile karşılaşma sonucunda da anafilaksi tablosuna benzer reaksiyonlar (anafilaktoid reaksiyon) gelişebilir. Bu reaksiyonlar IgE aracılıklı değildir ve önceden hastanın duyarlılaşması gerekmemesidir. Anafilaksi benzeri reaksiyonlar öyküsü olmayan insanlarda da gelişebilir (radyo kontrast maddeler vb).

    Adrenalin Oto Enjektör Kullanımı

    Adrenalin oto-enjektörü, anafilaksi geçiren ve geçirme riski olan hastaların (arı alerjisi, gıda alerjisi vb) beklenmeyen anafilaktik reaksiyonlarının gelişmesi durumunda acil tedavisi için (hastaneye ulaşıncaya kadar) geliştirilmiş bir otomatik şırıngadır. Hasta tarafından kendi kendine uygulanabilecek şekilde yapılmıştır.

    Sadece hekimler tarafından reçete edildikten sonra alınmalıdır.

    Adrenalin Oto-enjektörü, Sadece Doktor Tarafından Hastaya Uygun Dozlarda Reçete Edildikten Sonra Kullanılmalıdır.

    Oto-enjektörün kullanımı ile ilgili hekiminden mutlaka eğitim almalısınız. Yine de zamanla bazı konuları unutabileceğinizi düşünerek bilgilerinizi güncellemeyi ihmal etmemeniz gerekmektedir.

  • Öfke Nöbetleri ve Saldırganlık

    Öfke Nöbetleri ve Saldırganlık

    Çocuğun çevresindekilere vurması, onları ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi, tükürmesi ya da sözel saldırılarda bulunması birer saldırgan davranış örneğidir. Çocuğun saldırganca davranışlarının gelişmesinde taklit etme önemli rol oynar. Anne-babasının ya da çevresindekilerin birbirleriyle tartışarak, birbirlerine bağırarak ya da vurarak sorunları çözmeye çalıştığını gören çocuk, saldırganlığı bir başa çıkma yolu olarak kullanabilir.

    Çocuğu devamlı eleştirmek, onunla yeterince ilgilenmemek, sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmek, onun hareket edip enerjisini boşaltmasına izin vermemek de çocukta saldırganlığa yol açabilir. Çocuk var olduğunu göstermek amacıyla saldırganca davranışlarda bulunabilir, saldırganlık “ben buradayım” demenin ve kendini ifade etmenin bir yolu olarak çocuk tarafından öğrenilmiş olabilir.

    Her istediği yapılmış, aşırı şımartılmış, kural tanımayan çocuklarda da saldırganlık sık görülebilir. Çocuk, bir olayı ya da yerine getirilmeyen bir isteği bahane ederek birikmiş sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltabilir. Bunların dışında; beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi, zeka geriliği, epilepsi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, tiroid bezinin fazla çalışması gibi fizyolojik sorunlar da saldırgan davranışların görülmesine neden olabilmektedir.

    Saldırganlık konusunda anne-babalara öneriler

    • Anne-baba çocuğa saldırgan davranışlar konusunda model olmamalıdır. Anne-babanın saldırgan ya da saldırgan diye nitelendirilebilecek davranışlarını gözden geçirmesi ve bunları kontrol altına alması gerekir.

    • Ev ve okul ortamı çocuğun saldırganca davranışını destekleyici nitelikte olmamalıdır.

    • Saldırgan davranışlara verilen tepki gözden geçirilmelidir. Saldırganlığa aynı şekilde saldırganca cevap vermek, söylenilenler ve yapılanlar arasında tutarsızlığa neden olacak ve öğretmek istediğiniz bilginin öğrenilmesini imkânsız kılacaktır.

    • Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve çocuğun bu davranışının, istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

    • Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışılmamalıdır. Çocuğun ihtiyaçları anlaşılmaya çalışılmalı, bu davranışlarını açıklayan ve bu tepkilerin altında yatan duygularının olduğu görmezden gelinmemelidir.

    • Çocuğa çeşitli sorumluluklar verilmeli, evde görev ve sorumluluk alması sağlanmalıdır. Örneğin; özellikle zarar verdiği şeylerin korunmasının sorumluluğu ona verilebilir.

    • Çocuğa saldırgan davranışlarının olumsuz sonuçlarının neler olabileceği anlatılıp gösterilmelidir.

    • Saldırganlık çocuk için bir etiket olmamalı, mümkün olduğunca olumlu davranışları pekiştirilerek bu davranışlarının artması sağlanmalıdır.

    • Çocuk başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve yarıştırılmamalıdır.

    • Çocuğunuzun saldırganca davranışlarının üstesinden gelemediğinizde onu suçlamak ya da cezalandırmak yerine, bu davranışların nedenini anlamaya çalışarak alternatif yaklaşımlar konusunda bir uzmandan yardım alınmalıdır.