Yazar: C8H

  • Çocuğuma ne kadar harçlık vermeliyim ?

    Çocuğuma ne kadar harçlık vermeliyim ?

    Bircok ailede harclik kavrami cocuklar ve ergenler icin üzerinde tartisilan bir konudur.Tabii ki ebevyn olarak cocuklariniza belirli miktarda harclik vermekle yükümlüsünüzdür. Bu cocuklarin gelisimi icin de gerekli bir unsurdur. Burada ailelerin maddi durumlari farkli uygulamalari gerektirmektedir.

    Ne kadar harclik verilmelidir?

    Harclik miktari belirlenirken harcligin anlami ebeveyn ve cocuk tarafindan iyi kavranmalidir.Harclik ihtiyaclari gidermek icin degildir. Yani harclik ile giysi, okul malzemeleri, dogumgünü hediyeleri alinmaz. Harclik cocugun elindeki serbest bir para miktaridir.
    9 yasina kadar harcligin haftalik verilmesi uygundur. Cünki bu yastaki cocuklar daha uzun süreli düsünme yetisine sahip degildirler.
    Harcligin miktari ailenin toplam bütcesi ile orantili olmalidir. Ailenin maddi sikintisinin olmasi, veya issizlik gibi nedenler cocugun harclik miktarini da etkiler.
    Bu durumlardaki tavsiyemiz cocujklarinizla acikca durum hakkinda konusmanizdir. Böylece cocuga nedenleri daha iyi aciklamis olursunuz.

    Ilk harclik ne zaman verilmelidir?

    Mantikli olarak cocuk sayilari iyice tanidigi bir dönemde , ve bazi degerleri matematiksel olarak siralayabildigi bir dönemde ilk harclik verilmeye baslanmalidir. Deneyimlere göre okula baslangic yasi cocuklara harclik deneyimi icin en uygun yasdir. Burada önemli olan hep ayni zamanda ve düzenli olarak harcligin verilmesidir.

    Harclik vermek neden önemlidir?

    · Böylece cocuklar para iliskilerini daha iyi ögrenirler
    · Para ile basa cikma kendi özgüveni ve sorumluluk bilinci acisindan önemli bir adimdir
    · Erken yasda para ile basa cikmayi ögrenen cocuk ilerki yaslarda maddi acidan ev idaresini iyi becerir
    · Cocuklar büyük seyleri alabilmek icin tutum yapmanin gerekliligini ögrenirler. Ayni zamanda planlamayi ve beklemeyi de ögrenirler
    · Cocuklar hayallerini devamli anneden istemeden de gerceklestirebileceklerini böylece anlarlar.
    · Hayaller sinirsiz finanse edilemez
    · Harcligi olamayan bir cocuk scinde bulundugu grupda dislanabilir.
    · Tüketim toplumu icinde istek ve hayalkirikliklari deneyimleri elisir
    · Baskalarina birsey hediye edilerek de mutlu olabileceklerini ögrenirler

  • Evliliklerde Biz Olabilmek

    Evliliklerde Biz Olabilmek

    ‘’Aile, toplumun en küçük yapı taşıdır’’ diye yıllarca okullarda öğrendik. Peki, aile olmak ne demektir? Aile sevgi, saygı gibi önemli olgular üzerine kurulur. Zamanla birlikte fedakârlık, anlayış gibi birçok etkenle köklenir.

    Hepimizin de tanık olduğu üzere dünya artık bireyselleşmeye doğru gidiyor. Mesela, eskiden çamaşır yıkamak şimdiki zamana göre daha meşakkatli ve tek başına yapmanın zor olduğu bir işti. İnsanlar çamaşırları toplayıp beraber dereye giderler sohbet ederken çamaşırlarını yıkarlar herkes birbirine yardım ederdi. Yani yaşamın zorlukları insanların beraber hareket etmesini gerektirirdi. Şimdi teknoloji sayesinde günlük işlerimizi yapmak o kadar kolay ki başkasına ihtiyaç duymuyoruz. Yalnızlaşmamızın en büyük sebeplerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Birbirimizle selamlaşmıyor, en sevdiğimiz insanlardan çok elimizdeki telefonlarla vakit geçiriyoruz.

    Peki, bu evlilikleri nasıl etkiler?

    Aile olmak biz olmayı gerektirir. İlişkiler arasında çıkan çatışmaların önemli bir bölümü biz olmayı becerememekten kaynaklanıyor. Danışanlarımda ve çevremde artık biz kelimesini duyamaz oldum. Çiftler artık çift olmaktan çıkmış iki ayrı kişi yan yana durumuna gelmişler. Ben haklıyım sen haksızsınlar havada uçuyor. Haklı olmanın derdine düşmekten aslında evliliğe ne kadar zarar verebileceğimizi farkedemeyebiliyoruz. Bunu önlemek için teknolojiyi reddedelim herkes çamaşırını derede yıkasın demiyorum tabi ki. Sadece bununla yaşamayı öğrenmek, sindirmek gerek.

    Nasıl biz oluruz?

    Öncelikle ben, sen, haklıyım,haksızsın kelimelerini minimuma indirmek bile faydalı olur diye düşünüyorum. Eğer bir problem varsa, bu problemden haklı çıkmak eşimin üzülmesinden daha mı değerli? Onunla olan ilişkime zarar vermekten daha mı elzem?  Buna soruları yanıtlamak lazım. Özür dilemeyi bilmek ve karşımızdakinin gönlünü almak da çok önemli tabi ki.

    Ve tabi ki dinlemek…

    Herkes hayata kendi penceresinden bakar. Herkesin hikayesi ve yaşantısı biriciktir. Tek yumurta ikizlerinin bile bakış açısı bir değildir. Bu açıdan düşünürsek eğer beraber olduğunuz insanla her konuda aynı fikre sahip olmanız mümkün değildir. Nasıl ki siz bir davranışı sergilerken kendinize göre bir gerekçeniz varsa karşınızdaki insanında kendine göre bir gerekçesinin olması muhtemeldir. İşte empati yapabilme becerisi de bu şekilde gelişir.

    Bir problem karşısında oturun ve konuşun eşinizin neden o şekilde davrandığını anlamaya çalışın. Ona; ne oldu, neden, ne hissettin, bunu yaparken ne düşündün gibi sorular sormanız olayı daha net bir şekilde görmenizi sağlayacaktır. Bu ilişkinize daha sağlıklı bir iletişim kazandıracaktır ve dolayısıyla karşınızdaki kişinin size daha çok saygı duymasını ve onunda aynı şekilde davranmasına sebep olacaktır.

  • Çocuklarda sınırlar

    Her şey Mükemmel olmalı- Ebeveyn için yanlış hedef

    Mükemmel ebeveyn olmayı ne kadar isterdik. Televizyon reklamlarda seyrettiğimiz anneler bize nasıl davranmamız gerektiğini gösteriyorlar: Çocuklar beyaz tişörtlerin üstüne ketçap dökseler bile anneler hafifçe gülümsüyor. Öyle ya güçlü leke çıkarıcılar var. Diğer bir reklamdaki babayı düşünün oğlu matematikten zayıf not aldığını söylemesine rağmen o sadece kahvesiyle ilgileniyor ve böylece zor durumu atlatmaya çalışıyor. Hayır, bizler böyle değiliz. Lekeli tişörte sinirlenebiliyoruz ve zayıf notlar karşısında neyi yanlış yaptık diye endişelenebiliyoruz.

    Duygular insanidir:

    Her defasında çocuklarımıza gösterdiğimiz davranışları tahlil etmek ve doğruluğunu sorgulamak doğru bir davranıştır. Bu konudaki mükemmeliyetçilik ulaşılmazdır ve aslındada gerekli değildir. Mükemmel olmak tanımlaması bir makine için söylenebilir ama insanlığı uygun bir tanımlama değildir. İnsanoğlunun farklı durumları vardır hata yapabilir kaç yaşında olursa olsun ister 5 ister 50 farklı hissedebilir. Toplumun en küçük sosyal birlikteliği olan aile içinde kişilerin tün hataları ve çapraşık yanları birbiriyle çatışır. Eğer tüm küçük hatalar rağmen aile dinamiği bundan etkilenmiyorsa o sosyal birliktelik işlem gören bir birlikteliktir. Böyle ailelerde hoşgörü ve işlevsellik ön plandadır. Bu tarz aileler birbiriyle iletişime geçerek büyüme karşısındakine tolerans gösterme ve kendi ilgi alanları için savaşma olanağı verir.

    Çocukların Başarısız Olma Hakkı Yoksa:

    Takıntılı biçimde çocuklarından mükemmeli bekleyen aileler buna karşılık yüksek bir fatura ödemek zorunda kalırlar: çünkü o zaman kendileri de mükemmel olmak zorundadırlar ve işte orada tehlike başlar. Eve her zaman yüksek notlarını getirmek zorunda olan bir çocuğun sporda, müzikte veya ev işinde başarısız olma hakkı yoktur ve bu her alanda çocuğu zorlar. Bu isteğin altında ebeveynin kendi gerçekleştirmedikleri yatar. Daha sonraki yaşlarda ebeveynin onaylamadığı ama kendi seçtiği yola giden çocuk’ ama biz senin için her şeyi yaptık ’cümlesiyle karşı karşıya kalır. Bu cümle sanki bir yılı doldurmuş bir kredinin ek faizi gibi kulaklarda yankılanır. Bunun yerine şöyle denilebilir ‘ yapmak istediğimiz her şeyi senin için yapamadık sana iyi bir çocukluk vermeye çalıştık ama çoğu zaman zorlandık çoğu zaman sana sinirlendik ama kendimize de sinirlendik ama seni olduğun gibi çok seviyoruz’ .

    Çocuklar onlar için her şeyi yapan ebeveyne ihtiyacı yoktur. Onlar ihtiyaçları olduğunda yanlarında olan ebeveynlerine özlem duyarla. Ebeveyn anlayış göstermeli aynı azmanda yaşamda yön gösterip onları tutmalıdır. Gerektiğinde gerekli sınırları koymalı ve gereksiz yasaklamalardan kaçınmalıdır. Buna sıcakkanlı gergin olmayan aile içi davranış dinamiği eklendiğinde çocuğun sağlıklı yetişmesi için gerekli ortam sağlanmış olur.

    Yetiştirme Tarzında Sınır Koyma:

    Sınırlar sevgiyle bezenmiş aile içi ilişkilerle birlikte konuşmalıdır. Çocukların sınırlara ihtiyacı var derken bu cümle ailelere kendi diktatörlülerini kanıtlama anlamına gelmez. Çocuklara sınırların gösterilmesi demek sorumlu bir şekilde çocuklara yön vermek, beraber yaşamanın gerektirdiği değerleri ve kuralları yaşayarak göstermek ve sınır koymanın güvenlik anlamına geldiğini bilince olmak demektir.

    Sınırlar aile içi ilişkilerde karalılık ve açıklık anlamına gelmektedir. Bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğuna kara vermemek birçok ebeveyni endişelendirir. Diğer ebeveyn ile girdikleri rekabette, çocuklarının sevgisini kaybetme korkusu ile birlikte anlamsız duruma uygun olmayan sınırlar konur ya da gerekli yerlerde yine aynı nedenlerle hiçbir sınır konmaz. Ebeveyn için sınır koyma yetiştirmenin en sevilmeyen yanıdır ve sınır koyan taraf çocuğun sinirini ve öfkesini kazanır.

    Klasik Durumlar Ve Çözüm Yolları:

    Sormak, yalvarmak, inatlaşmak:

    ‘sence yeteri kadar şeker yemedin mi’?

    ‘yeteri kadar televizyon seyretmedin mi’?

    ‘sence senin yaşındaki. Çocuklar hangi saatte yatıyor.’

    Bu soruların arkasında genelde ebeveynin konu hakkındaki kendi düşüncesi yatar. Çok otoriter gözükmemek için ebeveyn açıkça kuraları belirlemekten çekinip soruların arkasına sığınarak çocukların anlamasını bekler.

    Bunun yerine çocuğunuza açık ve kısa mesajlar verin:

    ‘Bugün yeteri kadar şeker yedin daha fazla yemeni istemiyorum.’

    ‘lütfen televizyonun kapat.’

    ‘vakit çok geç oldu şimdi uyumanı istiyorum.’

    2. Arka planda çocuklara emirler:

    Çocuklar herhangi bir şeyle meşgulken (oyun oynamak, TV izlemek…) arka planda ebeveynin emirleri duyulur yani başka bir odadan çocuğa seslenilir, bu seslenmede hiç duygusal ilişki ve göz teması yoktur.

    ‘şimdi odanı topla’

    ‘ceketini as’,

    ‘kavga etmeyi bırak’

    Çocuklar hoşlarına gitmeyen şeyleri duymama dikkate almama eylemi gösterirler. Bunu dışında gelen uyarıların ne kadar ciddi ve duyulmazsa olabilecek olayların ne kadar tehlikeli olduğuna kara verebilirler.

    Çocuklarınızla ilişki ve göz kontağı kurun:

    İstenmeyen durumlarda bu şu anlama gelir: çocuğun yanına gidin onunla aynı göz hizasına gelin ve ondan istediğinizi açık ve kısa cümlelerle söyleyin.

    3. İlişkiyi Çok Kısa Tutmak:

    Günlük koşturma içinde ebeveynin çoğu hızlı bir şekilde isteklerini belirtir ve daha sonra arkasını dönüp diğer bir işle meşgul olur sonra neden emirler yerine getirilmez diye meraklanır.

    Çocuk tepki verene kadar bekleyin:

    Örneğin çocuktan ceketini asmasını istedik (‘ceketini lütfen as’) bunu söyleyip çocuğun tepki vermesini bekleriz böylelikle emrin gerçekliği ve anlamı daha açık bir şekilde ortaya çıkar ve aynı zamanda doğru şekilde davranılmasına olanak sağlar. Yani çocuk ceketi asarsa çocuğu övmek veya ceketi asmazsa çocuğa emri tekrarlamak gibi.

    4.Emir Yerine Yasaklar:

    ‘ kavga etmeyi bırakın’

    ‘ayağını sürterek yürüme’

    Erişkinler çoğu zaman çocuklara ne yapmamaları gerektiğini, neyi bırakmaları gerektiğini, neyin sinirlendirdiğini söylerler. Bu söylemler çocuğun davranışları üzerinde büyük bir baskı yaratır.

    Olumlu gerçek beklentilerinizi içren söylemler kullanın:

    ‘nasıl anlaşacağınıza kendiniz karar verin’

    ‘lütfen otur’

    Böylelikle çocuklar kendilerinden ne beklendiğini açık bir şekilde öğrenirler.

    5.Ön Uyarı Yapmadan Emir Verme:

    ‘çabuk buraya gel’

    ‘şu anda bu işi bitiriyorsun’

    Çocuklar genelde sevdikleri şeylerde yoğun bir şekilde ilgilenirler ve böylece dikkatlerini ebeveynin istediği kadar hızlı şekilde dağıtamazlar ve bu nedenle zamana ihtiyaç duyarlar

    çocuklara hazırlık zamanı verin:

    ‘5 dk içinde yemeğe oturuyoruz oyununuzu bitirin’

    ’10 dk içinde yola çıkıyoruz’

    ‘oyununu bitirdiysen yeni oyuna başlama birazdan diş hekimine gidiceğiz.

    6.Neden Soruları:

    ‘neden bunu yaptın’

    ‘neden ağlıyorsun’

    ‘neden bana yalan söyledin’

    ‘neden kavga ediyorsunuz’

    Neden soruları aslında sorunun kaynağına yönelik değildir. Aslında çocuklara suçluluk duygusu verir ve yanlış davranışları gösterir. Çocuklar kendilerini köşeye sıkışmış hissederler ve bu sorulardan kaçmaya çalışırlar (‘ bilmiyorum’) karşı cevap(‘neden bilmiyorsun’) sonuç. Ebeveyni ve çocuğu tatmin etmez.

    çözüm arayın:

    ‘Lütfen yeniden düzenle’

    ‘birbirinizle anlaşabilmek için ne yapabilirsiniz’

    ‘sorunu nasıl çözebileceğin hakkında bir bilgin var mı’?

    Böylelikle çocuklara savunma mekanizması kullanma olanağı verilmez ama bu denemeyle sorunların çözülmesi sağlanır ve çocuğa sorunları çözmek için gerekli cesaret verilmesi olur.

    7. Gerçekçi Olmayan Cezalarla Tehdit Etme:

    ‘TV yi kapatmazsan 6 hafta evden dışarı çıkmazsın’

    ‘eve vaktinde gelmezsen seni tatile götürmeyeceğiz’

    ‘altına tabağını bitirmezsen bir daha sana yemek vermeyeceğim’

    Bu tür veya benzer tehditlerle çocuklar ya korkar ya güvensiz olurlar veya büyüklerin boş ve etkisiz tehditlerini öğrenirler.

    gerçekçi ve duruma uygun emirler verin:

    ‘TV yi açarsan bugün seyredeceğin en sevdiğin diziyi seyredemeyeceksin’

    ‘eve vaktinde gelmezsen seni merak ederiz o zaman yarın tüm günü evde geçirmek zorunda kalırsın’

    ‘aç değilsen yemek zorunda değilsin ama yemek sonrası tatlı yiyemezsin ‘

    Çocuklarınızın sizi dinlemesi için ne yapabilirsiniz:

    1.daha çok iyiye, övgüye ve doğruya yönelin:

    ‘vaktinde gelmen ne güzel’

    ‘bana yardım etmen harika’

    ‘iyi ki aklına gelmiş’,

    ‘bunu başarman çok güzel’

    Çocuklar eğer iyi yaptıkları işler için yeterli dikkati çekerlerse farklı davranmak zorunda kalmazlar.

    2. Uygun Davranış İçin Övgü:

    Çocuklardan istenen hareketleri sıklıkla göstermeleri olasılığı övgüsel destek ile artar. Burada kural istenmeyen bir davranış cezalandırılırsa iyi davranışlarda ödüllendirilmelidir.

    3. Kural Koyma:

    ‘yemek yerken televizyon kapatılacak’

    ‘herkes kendi tabağını bulaşık makinesine koyacak’

    ‘evde terlik giyilecek’

    Herkes için geçerli açık, anlaşılır kurallar birlikte yaşamı kolaylaştırır ve anlamsız tartışları azaltır. Burada önemli olan kuralların o anki aile düzenine uyup uymadığının test edilmesi ve kuralların yaşam değişikliklerine göre değiştirilmesidir kurallar aile fertlerinin birbirleriyle görüşmelerinde ve anlaşmalarıyla belirlenebilir.

    4.Etkili İstekler:

    ‘Ebeveynlerin istekleri aşağıdaki maddeleri içerirse etkili olur:

    İsteklerimizi siz uygulamaya hazır olduğunuzda bildirin

    İstekleri bildirmeden önce olumlu veya olumsuz sonuçları iyi hesaplayın.

    Çocukların dikkati televizyon, video, bilgisayar tarafından dağınıkken onlara herhangi bir istek bildirmeyin.

    Sizinle konuşurken çocuğun dikkatini size verdiğinden emin olun (göz teması).

    İsteklerimizi rica olarak değil emir olarak bildirin.

    İsteklerinizi bir kere söyleyin ve çocuğun tekrarlamasını isteyin.

    Çocuk isteğinizi yaparken onun yakınında kalın.

    5.Cezalar ve mantıklı sonuçlar:

    Cezalar etkili olması için:

    Cezaların olayla ilintili olmalıdır.

    Herhangi bir zaman da değil olayı takip eden zaman da olmalıdır

    Çocuk için uygulanabilir olmalıdır

    Çocukla önceden konuşulmuş olmalıdır

    Çocuğa karşı değil çocuğun yaptığına karşı olmalıdır.

    Önceden uyarılmalıdır.

    Ebeveyn ne yaparsa yapsın keyfe bağlı düşüncesiz yaşı ve duruma uygun olmayan cezalar çocuk ebeveyn ilişkilerini zedeler.

    Ebeveynde bir zamanlar çocuk olduğunu düşünmeli ve kendi yetiştirme deneyimlerini hatırlamalıdırlar.

  • Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar

    Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar

    Erken dönem diye adlandırdığımız dönem bireyin çocukluk çağı veya ergenlik dönemindeki anılarının bilişte depolandığı dönemlerdir. Erken dönem uyumsuz şemaları kişinin genelleştirdiği olumsuz deneyimler olarak tanımlayabiliriz. Bu olumsuz deneyimler bilişlerden, duygulardan, inançlardan fiziksel yaşantılardan ve yaşanmış hatıralardan oluşmaktadır. Bu deneyimler aynı zamanda kişinin hem kendisi hem de başkasıyla olan ilişkileriyle değerlendirilebilir. Çocukluk çağında atılan ilk tohum, ergenlik zamanında yeşermektedir. Atılan tohum kişinin yaşamı boyunca boy gösterecek ve oluşan şemalarına dair farkındalığa ya da şemalarıyla başa çıkma becerilerine gore de işlevsellik gösterecektir.

    Çoğu zaman insanlar kendi şemalarının olduğu kişilerle daha yakın ilişki kurmaktadır. Buna hatta eş seçimi, daimi dostlukları da dahildir ve aslında bu durum kişinin kurduğu ilişki ve yaşanılan soruları düzeltme adına daha zor süreci doğurmaktadır. Eş şemaların birlikte olması adeta şemaların beslenimini arttırmaktadır.

    Erken dönem uyumsuz şemaların da içinde zaman ve oluşum açısından öncelik vardır. Kişinin benliğine en yakın olan şemalar genellikle anne, baba ve çocuğun olduğu kişinin hayata ilk başladığı yerde, ailesinde oluşmaktadır. Kişi aynı zamanda birlikte büyüdüğü ailesinin şemalarını da hayatında duygu ve davranışları arasına yerleştirmektedir.

    1.1.4. Erken Dönem Uyumsuz Şemaları ve Şema Alanları

    Young ve çalışma arkadaşları erken dönem uyum bozucu şemaları 18 taneyle sınırlandırmıştır. Bu alanlar genellikle derin araştırmalar, gözlemler ve klinik değerlendirmeler sonucunda en yaygın olanları belirlenerek oluşturulmuştur. Bir insan bir şemaya da birden çok şemaya da sahip olabilir.

    1.1.4.1.Ayrılma ve Reddedilme

    İlk alanımız olan ayrılma, reddedilme şeması kişinin güvenlik arayışı ve bağlanma çabalarıyla ilgilidir. Çocuğun ilk anlarından itibaren bakım ihtiyacı, güvenlik ve emniyet ihtiyacı ve bunların devamlılığı, sürekliliği ile ilişkilerinin kurulduğu alandır. Bu alandaki şemalara sahip olan bireyler aileleriyle, uzun ayrılıklar, istismarlar, hastalıklar, ölüm ve ölüm sonrası yas süreci, reddedilme gibi yaşantılara sahip olabilir. Ayrılma ve reddedilme alanında 5 farklı şema çeşidi bulunmaktadır.

    1.1.4.1.1. Terk Edilme ve İstikrarsızlık

    Bu şemaya sahip olan kişiler, hayatlarının bir döneminde ciddi güven kırılmaları yaşamış olabilir. Sevdiği değer verdiği birisinin ölümü, hastalığı ya da çocukluk çağında anne veya babanın evden ayrılması, boşanması bu şemanın oluşması için büyük tetikleyicidir. Bu şemaya sahip olan bireyler genellikle güvenilir olmayan terk edilme olasılığını hissettiği kişilerle ilişki kurarak şemalarını beslerler. Eğer terk edilme olasılıkları yoksa kendisini seven, düzenli, güvenilir, istikrarlı bir ilişkiye sahiplerse, yaşanılan küçük olaylarda dahi büyük sorunlar oluşturulabilirler ve bu sorunların ardından şöyle bir düşünce ortaya çıkabilir: “Bu sefer o terk etmeden ben terk etmeliyim!”    

    1.1.4.1.2.Güvensizlik ve Kötüye Kullanma

    Güvensizlik şemasına sahip olan kişiler, kendisini diğer insanlar tarafından sürekli bir tehlike gelebileceğini düşünürler. Başkaları tarafından bir aşağılanma, kötüye kullanım, kişinin değerlerinde saygısızlığa uğraması, yalan söylenmesi, zarara uğramak onlar için tehlike anlamına gelmektedir. Kişi tehlike olarak algıladığı bu durumları genellikle isteyerek, bilinçli yapıldığını düşünmektedir. Bu şemaya sahip kişiler genellikle kaygı sahibidirler. Bu şema çocukluk çağında yaşanan cinsel, fiziksel, duygusal ya da sözel kötüye kullanım sonucunda olabilir. Bu kötüye kullanım kimi zaman ebeveyn ya da akraba tarafından gelirken kimi zaman akran zorbalığıyla da gelebilir. Bu şema sahibi olan bireylerde hayata dair veya insanlara dair sürekli temkin arayışı içersinde oldukları gözlemlenmiştir. Bu kişiler hayatlarında verdiği kararlarda çok fazla risk almayı sevmezler.     

    1.1.4.1.3. Duygusal Yoksunluk

    Erken dönem uyum bozucu şemaların gelişmesinde 4 önemli etken olduğundan ve bunların başında temel ihtiyaçların gelmesinden daha önce bahsedilmişti. Temel ihtiyaçların arasına, kişinin hayatını sağlıklı bir şekilde idame ettirebilmesi için duygusal gereksinimler de gelmektedir. Bu duygusal ihtiyaçların yeterli miktarda kişide karşılanmadığında duygusal yoksunluk şeması oluşmaktadır.  Duygusal yoksunluk şeması bakım-ilgi yoksunluğu, empati yoksunluğu ve korunma yoksunluğu olmak üzere 3 şekilde görülmektedir. Empati yoksunluğu kişinin anlaşılması, dinlenmesi, kendini ifade edebilmesi, diğerleriyle duygularını paylaşabilmesinin eksikliğidir. Başkalarına ihtiyaç duyulan gücün, yönlendirmenin ve rehberliğin eksikliği ise kişiden korunma yoksunluğunu oluşturmaktadır. Sevgi, şefkat, dikkat, dostluk yoksunluğu ise bakım eksikliğini oluşturmaktadır.
    Bu 3 farklı sebepten doğan yoksunkluk kişide yoğun bir şekilde kendisini göstermeyebilir. Çoğu zaman bu eksikliği kişi hissetmemektedir. Çoğu zaman bu kişiler hayatlarını sorunsuz bir şekilde yürütmektedir.     

    1.1.4.1.4. Kusurluluk/Utanç

    Kişinin kendisini kusurlu, değersiz, utanç durumda, işeyaramaz, işlevsiz, itici şekilde görmesidir. Bu şemaya sahip kişiler için genellikle önemli ötekiler diğerlerinden daha önemlidir. Başkalarının gözünde nasıl oldukları, nasıl gözüktükleri onlar için çok büyük önem taşır ve tüm bunların yanında kimi zaman başkalarının onlar için ne düşündüğüne dair zihin okumaları yapabilirler. Bu şemaya sahip olan kişiler sürekli kendilerini başkalarıyla kıyaslamaktadır. Bu kıyas çocukluk çağında ebeveyn veya önemli ötekiler tarafından başlamış olabilir. Çocukluk çağında yaşadığı kıyaslama, utanç duruma düşürme gibi kötü deneyimler kişide değersizlik ve küçümsenmeyi etkin hale getirmiştir.     

     

    1.1.4.1.5. Sosyal İzolasyon/Yabancılaşma

        Bu şemaya ev sahipliği yapan kişiler, genellikle kendilerini diğer insanlara uzak ve onlardan farklı olduklarını hissederler. Bu kişiler, kendilerini bir topluluğa ait hissetmez. Bu şema genellikle ev hayatı dışında, dışarıda sosyal hayatında yaşadığı problem sonunda oluşmaktadır.  Bu şemaya sahip olan bireylerde genellikle kusurluluk şeması da görülmektedir. Sosyal izolasyonu olan bireylerde cesaret eksikliği olduğu için cesaretlendirme de yapılmalıdır.

    1.1.4.2. Zedelenmiş Özerklik ve Kendini Ortaya Koyma

    Bu alan şemalarına sahip bireylerin temel sorunları aileleri tarafından özerklik oluşturamaması ve başarı performans odaklı olumsuz deneyimleri sonucu yeni şemaların olumasına zemin hazırlamasıdır. Bu kişiler genellikle kendilerini bağımsız, güvensiz, başarısız ve dayanıksız hissederler. Yaşanılan olumsuz deneyimler kişide benlik ve kimlik algısının oluşmasını yavaşlatmaktadır. Kişi kendisini çoğu zaman yeterli hissetmeyecektir.

    1.1.4.2.1.Bağımlılık ve Yetersizlik

        Bu kişiler günlük yaşantılarında diğerlerinden yardım almadan çoğu işini yapamamaktadır. Hayatlarında gerçekleştirmek istediği çoğu şeyde başkasının yardımına başvuracaktır. Önemli kararı vereceklerinde, para harcamalarında, işe girmelerinde, uzun soluklu seyahatlerinde güvendiği kişilerin kararına kendilerini kaptırırlar. Ebeveynleri çocukluğunda bireyin yerine kararlar alıp kişiye sorumluluk yüklemediğinde ya da çocuklarından  aşırı beklentiye girdiğinde bu şema oluşabilir. Özellikle terapistin her dediğini yapmaya hevesli bireylerde bu şemanın oluşmasından şüphelenilebilir. Bağımlı kişilik bozukluğu olan kişilerde bağımlılık şeması olabilir.

    1.1.4.2.2. Zarar Görme ve Hastalıklara Karşı Dayanıksızlık

    Kişi hayatında her an kötü bir şeyin olmasına dair endişe taşır. Bu kişiler hastalanabilirim, bu olaydan kötü etkilenebilirim, dışarıdan bana bulaşıcı bir şey gelebilir ve ben bununla baş edemeyebilirim korkusunu yaşamaktaır. Bu kişiler dışarıdan gelebilecek felaketleri 3 farklı şekilde yaşayabilirler bunlar ilk olarak kalp krizi, nefes alamama, ölüm korkusu, AIDS olma, sinek ısırığıyla sıtma olma gibi endişelerin oluşturduğu tıbbi felaketlerdir. Kişi duygusal tepkilerle de dayanıksızlık gösterebilir bunlar da kendini kaybetme çıldırma olarak görünmektedir. Son olarak, dayanıksızlık şemasını çevresel faktörlerle de görebiliriz bu faktörler de içinde doğal afetleri, trafik kazaları, uçak düşmesi, asansör düşmesi gibi korkularla insanın karşısına çıkabilir. Bu hastalıkları yaşayan insanlar ve bu şema sahibi olan kişilerin ortak özellikleri hipokandriyasis yani hastalık hastalığı ve kaygı bozukluğu yaşanımının yaygın olmasıdır. Bu kişilerin ebeveynleri, çocukluk yaşamında yaşanabilecek tehlikeye karşı çocuğu korumaya kalkarak asıl zararı vermiş ve aslında çocuğu korumamış zedelemiştir.     

    1.1.4.2.3. İç İçe Geçme/Gelişmemiş Benlik

    Bu şemaya sahip kişiler hayatlarındaki bir kişiyle sosyal hayatında aşırı derecede ilgili ve birliktedirler. İç içe geçmiş kişileri bağımlı kişilerden ayıran özellik iç içe geçenlerin bu duurmdan aslında rahatsız olmasıdır. Başkasına bağlı hareket etmeyi, başkasına yapışık halde bir ömür geçirmeyi doğru bulmaz ve bunu boğulma olarak nitelendirirler. Bu şemaya ev sahipliği yapan kişilerde Obsesif Kompulsif Bozukluk sıklıkla görülmektedir.

    1.1.4.2.4. Başarısızlık

        Bu şemaya sahip olan bireyler çocukluk ve ergenlik dönemlerinde önemli ötekilerinden bakıcılarından olumsuz dönüşler almış ve sonrasında yapamayacağım başaramayacağım düşüncesini kendisine kabul ettirmiştir. Kişinin akranlarından, rakiplerinden veya çalışma sahasındaki kişilerden kendisini eksik, başarısız hissetmesi dahilinde başarısızlık şemasından şüpheleniriz. Sadece okul, iş hayatı değil, sosyal aktivite, spor, egzersiz, sanat gibi alanlarda da kişi kendisini beceriksiz, yetersiz, akılsız, yeteneksiz olarak algılamaktadır.

    1.1.4.3. Zedelenmiş Sınırlar
    Bu alan şemalarına sahip kişiler genellikle ailesi tarafından rahat büyütülmüş sınırlandırılmamış seberst bırakılmış sorumluluk yüklenmemiş kişilerdir. Toplum tarafından bu kişiler ötekiler tarafından “şımarık, şımartılmış” şeklinde parmakla gösterilmektedir. Ailelerin çocuğuna yüklediği sorumsuzluk, disiplinsizlik, serbestlik ileriki dönemlerde kişide iki farklı şema oluşturmaktadır.

    1.1.4.3.1. Haklılık ve Büyüklenmecilik    

    Bu şema sahibi kişiler, sıklıkla kendilerini çok özel hissederler. Kendilerinin diğer insanlardan farklı, üstün ve çok özel ayrıcalıkları olmaları gerektiğine dair inançları vardır. Bu kişiler için başarılı olmak, güçlü olmak, en ön sırada ön planda olmak, zengin olmak önem teşkil etmektedir. Kişinin güce, ön sıraya olan merakı kimi zaman empati yoksunluğu da oluşturmaktadır. Haklılık şemasına sahip olan kişilerde narsistik kişilik yapılanması görülmektedir.

    1.1.4.3.2. Yetersiz Özdenetim ve Özdisiplin

    Bu kişiler büyük olasılıkla bireysel denetimini disiplinini oluşturmakta zorluk yaşamaktadırlar. Çocuklarında istismar edilen ihmal edilen ailelerin çocuklarında denetim için sıkıntı yaşanmaktadır. Bu kişiler sabır konusunda da sıkıntı çekmektedir.

    1.1.4.4. Önemli Birine Yönelmek

    Adından da anlaşılacağı gibi bu kişiler gereksinimlerinin ehemmiyetini düşünmeksizin başkalarının gereksinimlerine daha çok önem verirler. Çocukluk çağında koşullu sevgiyle büyüyen sözel iletişimini güçlü sağlamayan kişilerde bu alan şemalarını daha fazla görülmektedir. Bu kişilerin hayatlarındaki en büyük görev diğerlerinin istek ve arzularını yerine getirip onu mutlu etmek olabilir. Böylelikle geçmiş yaşamalrında beslenmemiş karşılanmamış temel ihtiyaçlarını başkalarının ihtiyaçlarını karşılayarak telafi etmeye çalışırlar. Özsaygı, özbenlikten çok başkasına saygıya önemi vurgulayan bu alanda 3 şema tipi mevcuttur.

    1.1.4.4.1. Boyun Eğicilik

    Bu kişiler çoğu zaman kontrolü başkasında olsun isterken hayatlarında kendi kararlarından çok başkalarının kararlarına, fikirlerine sorgulamaksızın itaat ederler. Bu itaatlerinin altında aslında karşıdan alacağı tepkiden kaçınma bulunmaktadır. Bu kişiler genellikle kendi istekleri, gereksinimleri, fikirlerinin diğerleri tarafından önem görmeyeceği, alay edileceği, veya kabul edilmeyeceği algısı vardır. Bu kişilerde çocukluktan almış olabilecekleri şiddet ve saldırganlıkla boyun eğicilik şeması başlamış olup sonraki hayatlarında öfke patlamaları, agresif davranış, psikosomatik belirti şeklinde yüzeye çıkmaktadır.

    1.1.4.4.2. Kendini Feda

    Kişi kendi mutluluğu uğruna başkalarının mutluluğunu karşılar. Genellikle başkalarının acısına karşı duyarlıdırlar. Bu şemayı boyun eğme şemasından ayıran özellik başkalarının istek ve ihtiyaçlarına yönelirler ve onlara daha hızlı cevap vermiş olurlar. Onlar için her zaman diğerleri daha önemlidir. Başkalarının önüne kendilerini koyduklarında kendilerini aşırı suçlu hissederler.

    1.1.4.4.3. Onay Arayıcılık/Kabul Arayıcılık

    Başka insanların onayını alma uğruna uğraşlarını sürekli başkalarının istek arzu beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştirirler. Bu kişiler bazen hayatlarında önemli gördüğü yerlere gelebilmek, önemli gördüğü kişi gibi olabilmek için uğraş verirler.

    1.1.4.5. Aşırı Tetikte Olma ve Bastırılmışlık

    Bu Alana sahip olan kişiler yaşamlarını sürekli planlama yaparak geçirmeye çalışırlar. Kişide çocukluk ve ergenlik çağında anlık dürtülerinin, isteklerinin, arzularının bastırılması sonucunda hayatta sürekli hazır olda olunması gerektiği inancı oluşmuştur. Çocukluk çağında onların en büyük temel ihtiyaçlarından olan oyun oynamak ve ilgi görmek bu kişilerden mahrum bırakılmıştır. Bu mahrumiyet onlarda hayata dair olumsuz düşüncelerinin oluşmasına zemin hazırlığı yapmaktadır. Şemaların 18 alt tipinden son dördünü bu alanda inceleyeceğiz.

    1.1.4.5.1. Karamsarlık/Kötümserlik

    Kişi, hayatında geçmişte yaşadığı, şu an yaşadığı veya gelecekte yaşayacağı şeyler hakkında genel anlamda olumsuz düşüncelere sahipse karamsarlık şemasına sahip olabilir. Bu kişiler hayatlarında olumlu yönü bulmakta zorluk çekerler. Sürekli maddi anlamda ya da eş dost yakınlığı bakımdan bir kayba uğrayabileceğine inanırlar. Bu inançları onda kaygı, kararsızlık, şikayet, beklentisiz, umutsuzluk ve tüm bunların getirdiği mutsuz olma durumunu oluşturmaktadır.

    1.1.4.5.2. Duyguların Bastırılması

    Bu şemaya sahip olan bireyler kendiliğinden, doğal oluşan duygularını saklamanın, kendi kendilerini bastırmanın izini sürerler. Duygularını ifade etmek onlar için utanç sebebi olabilir. Bunun sebebi geçmişte yaşadığı çocukluk anıları olabilir. Çocukluk veya ergenlik çağında, sevgiyle büyümeyen, sevilmeyen, soğuk ebeveynle büyüyen, önemli gördüğü kişiler tarafından alay edinilen, hırpalanan, üzülen çocukların ileriki yaşamlarında bastırılmışlık oluşmaktadır. Önemli gördüğü ötekiler tarafından yaşadığı alay, gülünç ve utanç durumu kişide bir zaman sonra kabul ediş, benliğine işleyiş ve spontan yaşaması gereken duygularından kendisini uzaklaştırması görülür. Bu şemaya sahip olan bireylerde duygulara, duyguları yaşamanın önemine odaklanmak gerekmektedir.

    1.1.4.5.3. Yüksek Standartlar/ Aşırı Eleştiricilik

    Çocukluk hayatında çok fazla eleştirilen, yaptığı işler beğenilmeyen, yapmak istediği şeyler karşısında karşı taraftan yapamazsın bakışlarıyla karşılaşan kişilerde bu şema belirtileri görülmektedir. Bu kişiler geçmiş yaşamındaki eleştirilerden kaçınmak için gerçekleştirmek istediği eylemleri sürekli en iyi en mükemmel en üstün hatta kusursuz yapmaya çalışırlar. Kusursuzluğun, mükemmeliyetçi izini süren bu şema sahiplerine aslında geçmiş yaşamında deneyimledikleri aşırı eleştiriye karşı kaçınma söz konusudur. Bu kişiler, hayatlarında çoğunlukla yap-malıyım, başar-malıyım şeklinde -meli, -malı eklerini kullandıran isteklere sahiptirler. Bu istekler kişide kimi zaman gerçeklikten uzak hale bürünmektedir. Bunun neticesinde yüksek standartlar şema sahipleri için kaygı bozukluğu yaşanabileceğini söyleyebiliriz.

    1.1.4.5.4. Cezalandırıcılık

    Bu kişilerin hayatlarında kendisi de dahil olmak üzere hataya yer yoktur. İsteklerinin yerine getirilmemesi gibi durumlarda cezanın hak edildiği düşünülmektedirler. Bu kişi çocukluğunda şiddet ve saldırganlıkla büyümüş olabilir. Çocukluk yaşamında veremediği cevabı, cezayı yetişkin haliyle verebileceğini inanmaktadır. Genel olarak empati eksikliği yaşayan, öfke, kin ve hırs sahibi kişilerde cezalandırıcılık şeması görülmektedir.

  • Konuşma gecikmesinin nedenleri

    Konuşma gecikmesinin nedenleri

    Çocuklar 1 yaşında bir kelime, 2 yaşında iki kelimelik cümle “anne gel”, “mama ver”gibi, 3 yaşında da 3 kelimelik cümle kurarlar.

    Çocuklarda konuşma gecikmesinin birkaç sebebi olabilir, bunlardan en önemlileri;

    1. Ailede geç konuşmuş bireyler vardır ve çocuk onlara çekmiştir

    2. Çocukta işitme sorunları vardır

    3. Gelişimsel olarak yaşıtlarından geridir

    4. Evde birkaç yabancı dil konuşuluyordur

    5. Anne veya bakım veren kişi çocukla ilgilenmiyordur, ihmal ediyordur veya kendi sorunları nedeniyle ilgilenemiyordur. Çocukla karşılıklı iletişime geçmek yerine çok fazla TV, reklam ve müzik kanalları izlemesine izin veriliyordur bu da konuşmayı geciktiriyordur.

    6. Çocukta konuşmayı geciktiren “Yaygın Gelişimsel Bozukluk” grubundan bir bozukluk vardır. Bunların başında otizm gelir. Eğer çocukta konuşma başlamamışsa veya başlamış olsa bile “aynı kelimeyi tekrar etme”, “söylenenleri tekrar etme”, göz teması kurmama, etrafa ilgisiz davranma, kendi etrafında dönme, sallanma, markalara ilgi gösterme, oyuncakların parçalarıyla ilgilenme (örneğin arabaların tekerleklerini çevirme) gibi davranışlar eşlik ediyorsa bu durumdan şüphelenilmelidir ve acilen yardım alınmalıdır.

  • Şema Terapi Modeli

    Şema Terapi Modeli

    Kişinin anıları, kişiyi kimi zaman güldürürken kimi zaman hüzünlendirebilir. Hüzünlendiren anılar daha çok uyumsuz, olumsuz dediğimiz şemalardır. Şema terapistleri de kişinin hayatına yolculuk yaparken eline aldığı fenerle kimi zaman olumlu, mutlu anıları izlerken, kimi zaman kişinin hayatında karanlıkta kalmış anılarına elindeki fenerle ışık yakmaktadır. Şema Terapi’nin uygulanımı için önce sahip olunan geçmiş yaşam tecrübelerinin olduğu uyumsuz şemaların tespit edilmesi, ardından bu oluşan şemalarla nasıl baş edildiğinin belirlenmesi gerekmektedir. Kişinin hayatını düzene sokması için bu işlevini bozan şema ve başa çıkma biçimlerinin yerini işlevsel hale alması amaçlanmaktadır.

    Bireylerin sahip olduğu erken dönem uyum bozucu şemaları kişinin günlük yaşamını, hayatındaki insanlara karşı görüş, duygu ve davranışlarını değiştirmektedir. Kliniğe gelen her kişi beraberinde hayatında sorun olarak gördüğü, değiştirmek istediği durumu beraberinde getirir. Aslında kişi biraz anlaşılma isteği biraz da yardım beklentisine sahiptir. Anlaşılmak istenen danışanın öncelikle kendisini anlaması, kendisini tanıması gerekmektedir. Danışan seansa geldiğinde klinisyen danışanını kendisiyle tanıştırır. Şemalarını önlerindeki sehpaya koyup şemalarının hayatını nasıl etkilediğine dair çalışmalarda bulunulur.

    Diğer terapi ekollerinden farklı bir şekilde bütüncül yapıya sahip olan Şema Terapi, kişilerin şeması hakkında bilgi edinmemize fayda sağlayan, her danışan için ayrı bir sayfa başlatılması gereken, yapılacak çalışmaların tamamen özel tamamen kişiye ait olması gereken bir modeldir. Bu modele gore OKB, TSSB, Kaygı Bozuklukları, kişilik bozuklukları çalışmalarında başarı sağlandığı yapılan çalışmalarda gözlemlenmiştir.  

    ŞEMA TERAPİ TEDAVİ ŞEKLİ

    Hangi ekolle tedavi şekli olursa olsun, bir sorunun çözülmesi için öncelik danışanın bu sorunu kabul edip, tedavi olmak istemesiyle başlar. Bu süreci terapist ve danışanın aralarında kurduğu bağ devam ettirmektedir. Şema Terapistlerinin tedavi odaklı ilk çalışması şemalarının tespitinde bulunmak yani değerlendirme aşamasıdır. Danışana şemalar ve şema terapi hakkında bilgi verildikten sonra, kişi için tespit edilen şemalar ve bu şemalarla başa çıkma biçimleri danışanla paylaşılır. Terapist danışanın ihtiyaçları doğrultusudna bilişsel, deneysel, davranışsal ve bireylerarası stratejileri kullanarak değişim doğrultusunda tedavi şeklini uygular.

  • Kardeş kıskançlığı!

    Kardeş kıskançlığı!

    Kardeşin kardeşi kıskanmaması mümkün değildir. Hele yaş farkı ne kadar az ve çocukların yaşları ne kadar küçük olursa sorunlar da o kadar fazla olur. Küçük yaştaki çocuklar duygularını sözel olarak ifade edemedikleri için davranışlarıyla kendilerini ifade etmeye çalışırlar. Bu da hırçınlık, huysuzluk, yeme sorunları, uyku bozuklukları olarak ortaya çıkar. Bunlar çocuğun hem sıkıntı yaşadığının göstergesidir, hem de ikincil olarak ilgiyi bir şekilde üzerine çekmesine de hizmet eder.
    Anne babaların en çok yaptığı hata yeni gelen kardeşe ilgilerini azaltıp, diğer çocuğa olan ilgiyi arttırmalarıdır. Bu çocuk tarafından ödül olarak algılanıp olumsuz davranışı sürdürmesini tetikleyebilir. Ayrıca anne- babasının eskiye göre kendisine daha fazla ilgi göstermesi, onlardaki bu davranış değişikliğinden rahatsız olmasına ve bir şeylerin değiştiğinin işareti olduğunu düşünmesine neden olur.

    Küçük kardeşi gibi bebeksi davranmalar, tuvalet kontrolünün kazanılmışken kaybedilmesi, eskisine göre daha fazla ağlama gibi yaşına göre gerileme davranışları yine yeni kardeşi olan çocuklarda sıkça görülür. Bu davranışlar çocuğun üzerine fazla gidilirse artış gösterir. Bunun yerine olumlu davranışlarının ön plana çıkartılması daha faydalı olacaktır. Örneğin “Aferin, bak artık kendi yemeğini kendin yemeğe başladın” gibi.

    Sonuç olarak çocukları arasında kardeş kıskançlığı yaşanan anne-babaların göstermesi gereken tavır, çocukların her birine ihtiyacı ölçüsünde ilgi göstermek, kesinlikle eskisinden farklı ve abartılı davranmamak, çocuğa anlayacağı basit bir dille neden kardeşiyle daha fazla ilgilenmeleri gerektiğini anlatmaktır. Çocuğa ağabey veya abla olduğunun sürekli hatırlatılması bir süre sonra onda gergilik yaratacak ve buna tepkili davranmasına yol açacaktır.

  • Kollektif Bilinç

    Kollektif Bilinç

    Kollektif Bilinç; İlk olarak Emile Durkheim tarafından kullanılmıştır. Durkheim’e göre temelde yapılan seçimler bireyin dışında olup, toplumsal bir olaydır. Yani kişilerin nasıl düşünüp nasıl davranacaklarına karar veren şey normatif düzen ve toplumsal olgudur. Bu tanıma bakarak bizim yaşadığımız travmaların nesilden nesile aktarıldığını söyleyebiliriz.

    Ben bir duygunun yasını yaşayıp yüzleşirsem o duygu bitiyor, yüzleşemezsem çocuğuma aktarıyorum. O da halledemezse kendi çocuğuna aktarıyor. Yani tarih gerçekten de tekerrürden ibaret olmuş oluyor. Hadi gelin kollektif bilince yaşanmış tarihi  bir olay ile daha yakından bakalım…

    Osmanlı ile Haçlıların savaştığı bir savaş sırasında Osmanlı Devleti savaşı kazanma yönünde ilerliyor. 1. Murat çadırından çıkıyor savaş alanında gezinmeye başlıyor. Savaş alanındaki Sırplardan  biri ‘’Beni padişaha götürün,ben af diliyorum ve Müslüman olmak istiyorum’’ diyor (bunu diyen kişi Sırp kralının damadı) Onu padişaha götürdükleri an göğsünden çıkardığı hançeri 1. Murat’a saplıyor.  1.Murat, yaralı halde savaşı yönetmeye devam ediyor en sonunda savaşı kazanıyor, sonrasında da ölüyor.

    Osmanlı’da esir alınan krallar normalde öldürülmezken, padişahın onlardan biri tarafından öldürülmesi nedeni ile Sırp Kral Lazar esir alındıktan sonra öldürülüyor ve aynı bölgeye gömülüyor.

    Aradan yaklaşık 600 yıl geçiyor ve 1995 yılında Sırbistan Devlet Başkanı Miloseviç diyor ki; ‘’Osmanlı bizim kralımızı öldürdü,bu kralın kemiklerini arayalım.’’ Çalışmalara başlanıyor ve daha sonrasında bulunan kemikler ile anıt yaptırıyor.

    Devlet başkanı tüm insanlara yaklaşık 600 sene önce yaşanmış bir olayın yasını tekrar tutturuyor ve tüm halkta bir süre sonra öfke başlıyor; Bu kralı kim öldürdü? Türkler. Türkler nerede yaşıyor? Bosna’da. O zaman bizde onları öldürelim! 600 yıldır bu yas nesilden nesile aktarılmış ve tam olarak yaşanmamış. O insanlar kendilerini 600 yıl önceki Sırplar zannederken, Bosna’da ki insanları da Osmanlı zamanında ki insanlar zannediyorlar. Sırpların öldürdüklerini zannettikleri Bosna halkı değil, 600 sene önceki Osmanlı idi.

    Özetlersek; bizim yaşadığımız problemlerin nedeni; 1-) kendi çocukluğumdaki travmalar 2-) beni büyütenlerin yaşadığı travmalar 3-) daha üst nesilden gelen travmalar

  • Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuk eğitiminde nelere dikkat edilmeli ?

    Çocuğa sağlıklı eğitim verebilmenin yolu sağlıklı iletişimden geçer. Eğitim sürecinde, anne baba ve çocuğun bakımına yardımcı olan kişilerin doğru davranışlar sergilemesinin önemi büyüktür. Genel olarak dikkat edilmesi gereken kurallar varolmakla birlikte, özellikle bazı yaş dönemlerinde çocukların ebeveyleri daha zorlayabileceği unutulmamalıdır.

    a) İki yaş dönemi:

    Bu dönem aynı zamanda tuvalet alışkanlığının da kazanılmaya başladığı zamana denk düşer. İki yaş civarında çocuk artık kendi vücudu üzerinde kontrol kazamaya başlar. Hareket ve kendini ifade etme becerileri hızla gelişir. Bununla birlikte çocuk istekleri üzerinde daha ısrarcı, inatçı olmaya aşlar. Anne babanın tahammül sınırlarını zorlayacak kadar zıtlık çıkarabilir, gereksiz yere ağlar, istekleri olmadığında eşyaları fırlatabilir, kendini yerlere atabilir. Bu durum zordur ancak normal gelişimin de bir parçasıdır. Bakım verenin bu sürecin geçici olduğunu bilerek sabırlı olması gerekir. Çocuğa bağırmak, şiddet uygulamak gibi yanlış tavırlar çocuğun daha da negatif bir tavır içine girmesine neden olmaktan başka işe yaramaz. Böyle durumlarda en uygun davranış sabırlı, sakin ve kararlı olmak, çocuğun sakinleşmesini beklemektir.

    b) Anne baba tutumu:

    Çocuğun içinde bulunduğu yaş döneminin yanı sıra, çocuk eğitiminde anne babanın takındığı tavır ve farkında olmadan yaptıkları tutum hataları da çocuğun söz dinlememe davranışı göstermesine sebep olabilir. Özellikle çocuklara uygulanan katı disiplin veya tam tersi fazla gevşek bir disiplin, ebeveynlerin kararlı ve net bir tavır sergileyememesi ve çocuğa farklı mesajların verildiği kalabalık ortamlarda yetişmiş çocuklarda bu tip olumsuz davranışları daha fazla görüyoruz. Ayrıca çocuğa bir kardeş gelmesi de çocukta yarattığı stres nedeniyle, sinirli olmasına ve olumsuz da olsa ilgiyi üzerine çekmeğe yönelik zorlayıcı, söz dinlemez davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Çocuğun toplum içinde uyum içinde yaşayabilmesi, sorumluluk duygusu ve iç denetim kazanabilmesi için belli bir disiplin içerisinde yetiştirilmesi gerekir. Kural tanımayan, her istediği yapılmış, söz dinlemeyen çocuklar hem kolay mutlu olamazlar, hem de davranışlarındaki benmerkezci tutum nedeniyle sosyal çevre tarafından dışlanabilirler. Bu nedenle anne babaların çocuklarına bazı toplumsal kuralları ve sağlıklı davranış modellerini öğretmeleri çok önemlidir. Burada en önemli noktalardan birisi anne ve babanın çocuklarına kendi davranışlarıyla örnek olduklarını unutmamalarının gerektiğidir. Kendisiyle ve birbirleriyle sürekli bağırılarak ve azarlayarak konuşulan çocuklar aynı davranışları kendi anne baba ve kardeşlerine gösterirler. Aynı şekilde saygılı, çalışkan, girişken olabilmeleri için çocuklarımıza davranışlarımızla örnek olmalıyız. Aşırı katı disiplin uygulanması ise çocuğun korkak, öfkeli ve kızgın davranışlar sergilemesine yol açabilir.

    c) Ödül ve cezalandırma:

    Doğru davranışlarının gözden kaçırılmadan, fazla abartılı olmamak kaydıyla övülmesi ve takdir edilmesi çocuğu mutlu ederek olumlu davranışın tekrarlanması ve pekişmesini sağlar. Somut hediye ve ödüller de sık olmamakla birlikte verilebilir.

    Ceza ve ödüllendirme çocukların eğitiminde kullanılan ve etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir. Öncelikli olarak tercih edilmesi gereken her zaman ödüllendirme olmalı, cezaya en son başvurulmalıdır. Cezalar asla çocuğun kişiliğini zedeleyecek, onun kendine güvenini sarsacak nitelikte olmamalıdır. Bilgisayar oyunu oynamasının kısıtlanması, sokağa çıkmasına belli bir süre izin verilmemesi, odasında bir süre oturup beklemesi gibi onun için önemli ve severek yaptığı birkaç aktiviteden uzaklaşması şeklinde cezalar daha uygun olacaktır. Çocuğu da eleştirirken “Sen yaramaz bir çocuksun” gibi genel ifadeler kullanmak yerine, “Bu yaptığın davranış yanlıştı” gibi hataya odaklanmak çok daha doğrudur.

    Sonuç:

    Kendine güvenen, mutlu ve sosyal ilişkilerinde başarılı çocuklar yetiştirmek istiyorsak onlara davranışlarımızla örnek olmalı, onlara güvendiğimizi hissettirmeli, olumlu davranışlarını takdir etmeli, onlarla ilişkilerimizde hoşgörülü, tutarlı, net ve kararlı davranmaya dikkat etmeliyiz. Aşırı gevşek ve aşırı katı bir disiplin çocuklarda davranış sorunları oluşmasına neden olacağından dengeli bir eğitim çok önemlidir.

  • Duygusal Yeme

    Duygusal Yeme

    “Tok olduğumun farkındayım ama yemeye devam ediyorum.”

    Eğer bunlar tanıdık geliyorsa, duygusal yeme bozukluğunuz olabilir.

    Duygusal yeme bozuklukları; özellikle çevremizden göremediğimiz ilgi ve sevgiyi, kendimize verebilmek ve iyi hissetmek için yemek yemenin zevkinden yararlanmak istememizden kaynaklanabilir. Eğer faydasını görmenize rağmen diyet yapmaya devam edemiyorsanız, kilolu olmaktan hoşlanmamanıza rağmen yeme isteğinizi durduramıyorsanız, sebepleri duygusal olabilir.

    Duygusal yeme problemine sahip insanlar, hayatlarını sürekli yemek yeme ihtiyacı içinde geçirir. Bu ihtiyacın yarattığı yeme isteği ve sonrasında gelen suçluluk duygusu; uzun vadede tekrar yeme isteği yaratacak negatif duygular olarak geri dönüyor ve iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

    Özellikle gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, mutsuzluğun en önemli nedenlerinden biri, yeme ve kilo problemleri.

    Kilo almanın nedenleri

    • Yetersiz fiziksel egzersiz,

    • Fast food veya yüksek karbonhidrat içeren, sağlıksız yiyecekler tüketmek,

    • Tiroid disfonksiyonu gibi sağlık problemleri,

    • Duygusal nedenlere bağlı yemek yemek.

    İlk üç madde ve çözüm önerileri hakkında detaylı bilgi olsa da; duygusal nedenler yüzünden yemek yiyen ve kilo alanların problemleriyle ilgili, uzun vadede çözüm olabilecek çok az bilgi var. Bilinçsizce yapılan bir çok diyet, sadece geçici çözümler üretebilirken, bu durum hayal kırıklığına uğramış milyonlarca duygusal yeme bozukluğundan muzdarip insan yaratıyor.

    Duygusal yeme bozukluklarının çeşitleri

    Aşırı yeme isteği, genellikle duygusal sebeplere dayanıyor. Duygusal yeme bozukluklarının iki türü var;

    • Stres, sevgisizlik, yalnızlık gibi negatif duygulardan kurtulmak için yemek

    • Kutlama ya da keyif almak gibi, ödül bazlı, pozitif duygulardan kaynaklanan aşırı yeme

    Kötü hissettiğimiz zamanlarda, keyif veren yiyecekler tüketerek, negatif duygularımızı bir süreliğine kafamızdan uzaklaştırabiliyoruz. Yiyeceklerle gelen rahatlama hissi; bir süre sonra, negatif duyguları, yemek yemeyi tetikleyen bir hale dönüştürüyor.

    Benzer bir durum, ödüllendirme konusunda da geçerli. Bir şeyleri kutlamak ya da kendimizi ödüllendirmek için yediğimizde, yedikten sonra sahip olduğumuz pozitif duygular; bir süre sonra bizi, benzer duyguları hissedebilmek için yememiz gerektiği konusunda şartlandırıyor.

    Aşırı yeme isteğinin temelinde, genellikle bu iki tür koşullandırmadan biri yer alıyor.

    İnançlar da söz konusu

    Düşüncelerimiz de, yeme alışkanlıklarımız konusunda rol oynar. Bizi yemek yemeye yönlendiren bazı tipik düşünceler:

    • Başkaları tarafından kabul edilmenin yolu kusurlu olmak ve kilolarım benim kusurum,

    • Yemek yemek, hayattan zevk almanın en iyi yolu,

    • İstediğim şeyi istediğim zaman yiyememem, beni güçsüz kılar,

    • Seksten uzak durmanın en kolay yolu kilolu olmak,

    • İyi hissetmediğim zaman en kolay çözüm yemek yemek,

    • Kutlamanın en iyi yolu yemek,

    • Yemek duyguları bastırmanın en kolay yolu,

    Çözümü var

    Sizi yemek yemek için tetikleyen duyguları keşfetmek ve bunların temeline inmek; duygusal yeme bozukluklarının önüne geçebilmenin tek yolu. Eğer sizi tetikleyen duygu yalnızlıksa, biraz daha sosyal olmayı deneyebilirsiniz. Kendinize olan sevginizi göstermenin tek yolu, yemek yemekten geçmiyor. Sevilmediğinizi düşünüyorsanız, önce kendinizle barışmalı ve çözümün yemekten geçmediğinin fark etmelisiniz.