Yazar: C8H

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Sınavlar, öğrencilerin okul hayatı boyunca akademik açıdan değerlendirilmelerini sağlayan uzun süreçlerdir. Çocuklarda ve ergenlerde sık rastlanan bir kaygı türü olan sınav kaygısı; sınavdan hemen önce başlayan, fiziksel ve duygusal belirtileri olan bir durumdur. Kaygı duygusu aslında tüm insanlara gerekli olan bir duygudur, beynimizde bulunan amigdalanın bize “savaş veya kaç” komutu vermesiyle beraber, kaygı yaratan durumu değerlendirip kendimizi korumaya alabiliriz. Fakat sınavlara duyulan yoğun kaygı, öğrencilerde performans düşüşlerine ve stres seviyesinde yükselişlere sebebiyet verir. Hatta öğrencilerde tükenmişlik (burn out) hissine bile yol açabilir.

    Sınav kaygısının her öğrencide aynı olmayışının belli başlı sebepleri vardır. Örneğin; sınav kaygısı düşük olan öğrencilerin aldığı sosyal destek yüksek olanlara göre daha tatminkardır. Sosyal destek kaynakları aile, arkadaşlar ve öğretmenlerdir. Aile üyelerinin destekleyici, motive edici tavırları; çocuk ve gençlerin sevgi dolu ve sıcak bir ortamda büyümeleri ile kaygı seviyelerinin düşüklüğü arasında yüksek bir paralellik vardır.

    Hatta, 14-16 yaş arasındaki ergenlerle yapılan bir araştırmaya göre, bozuk aile yapısına depresyon belirtileri eşlik ediyor. Genç yetişkinler ve ergenlerin ailelerinden aldıkları sosyal desteğin yeterli olduğu durumlarda, kaygı ve depresyon belirtileri de azalır.

    Aileden beklenen desteği öğrenciler okuldaki öğretmenlerinden de beklerler. Okulda suçlayıcı, cezalandırıcı ve kişiliğe hakaret edici bir davranış tutumu ile karşılaşan öğrenciler, arkadaş ve aile desteğinden de yoksun olduklarında okuldan uzaklaşmaya ve soğumaya başlayabilirler.

    Sınav kaygısını belirleyen en önemli unsurlardan biri de yetkinlik hissidir. Başarı duygusu ve yetkinlik inancı birbirini besleyen kavramlar gibi görünse de, yetkinlik inancı evde ve sosyal çevrede desteklenen; uyumlu ve sağlıklı bir aile ortamında olumlu bir şekilde gelişir. Bu noktada tekrar anne baba tutumlarına dönmemiz gerekir. Çocukların, sağlıklı ve mutlu birer yetişkin olabilmeleri için uyumlu ve özerklik sağlayan bir ortamda yetişebilmeleri önemlidir.

    Olumsuz anne baba tutumlarının sınav kaygısının yanı sıra,  atılganlık, benlik özsaygısı gibi kişisel özellikleri de kötü etkilediğine dair pek çok araştırma vardır. Aile bu durumlarda, her zaman önceliği çocuklarına verdiğini, ona her türlü imkanı sağladığını, bu imkanlara rağmen yeterince çalışmadığını şikayet eder. Ancak bu, çocukların kendisini ifade etmesine izin vermeyen ve suçlayıcı yaklaşan ebeveynlerin kendilerini korumak için oluşturduğu bir kalkan cümlesidir. Ufak tefek çabaları da değerlendirip görebilmek önemlidir. 4 övgü 1 eleştiri kuralına sadık kalınmalıdır. Dengeli bir ilişki kurulamayan çocuk başarısız olabileceği gibi, başarılı olduğu halde mükemmeliyetçi olan ve sürekli performans kaygısı olan biri haline gelebilir.

    Mükemmeliyetçilik düşüncesi, depresyonla bir arada da görülebilir. Bu durum düşük benlik saygısına ve kaygı seviyesinin artmasına sebep olur.

    Akademik başarı ve başarısızlık, öğrencilerin duygusal özellikleri ile ilişkilidir. Ayrıca, akademik başarı; öz saygı, yalnızlık ve utangaçlıkla da yakından ilintilidir.

    Öğrencilerin yaşadığı sınav kaygısına destek olabilmek amacıyla, anne babalar, öğretmenler ve psikologlar ortak bir çalışma ve iş birliği içinde olmalıdır.

  • Otizmde tedavi seçenekleri

    1) Otizm tedavi edilebilen bir hastalık mıdır ya da otizmin tedavisinden söz edildiğinde ne anlaşılmalıdır?

    Otizmin nedeni tam olarak bilinmediği için, hastalığı şifa ile sonuçlandırabilecek, yani yaşıtları ile aynı düzeye gelmesini sağlayacak çok keskin ve geçerli tedavi yöntemleri yoktur.

    Ancak otistiklere özgü nörolojik, bilişsel (zihinsel) ve davranışla ilgili pek çok problem görülebilir ve bu sorunlar da hem çocuğun, hem de ailesinin yaşam kalitesini bozar.

    Nörolojik açıdan birtakım denge sorunları, zihinsel yetersizlik, konuşmanın gecikmesi veya uygunsuz olması gibi problemler gözlenebilir. Bilişsel açıdan; dışa kapalı olmaları nedeni ile öğrenmeye de kapalıdırlar, kendi gereksinimlerini dahi dile getiremeyecek derecede çevreye ilgisizdirler. Aileyi en fazla yoran ise davranış sorunlarıdır. Otistik çocuklarda aşırı hareketlilik, el çırpma, kendi etrafında dönme vb gibi anlamsız ve tekrarlayıcı davranışlar, uykusuzluk, anlaşılması güç öfkeler, yersiz çığlıklar vs ortaya çıkabilir. Otizmin temel özellikleri her çocukta aynı ise de; bu özellikler dışında, her çocukta çok farklı problemlerle karşılaşılır.

    Sonuçta, otizmin tedavisinden söz edildiğinde; çocuğun çevresi ile iletişimini, kendi temel gereksinimlerini karşılayabilecek derecede güçlendirmek, belli başlı davranış problemlerini çözmek, çocuğun uyku ve beslenme düzenini normalleştirmek gibi unsurlar anlaşılmalıdır.

    2) Otistik Bozukluk için ne tür tedavi yöntemleri denenmektedir ve bu tedavilerin hastalara sağladığı yararlar nelerdir?

    Elli yıl boyunca yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiş ve hala da denenmektedir. Bu yöntemleri; en sık kullanılanlardan itibaren genel başlıklar halinde sıralayacak olursak:

    – Otizmin tedavisinde en sık başvurulan tedavi grubu standart özel eğitim tedavileridir ve otistik çocukların yaklaşık % 70’inde uygulanır. Çocuğun bilişsel işlevlerini ve iletişimini güçlendirmeye yönelik kombine eğitim modülleri, sosyal beceri eğitimi, görsel materyaller, davranış eğitimi teknikleri gibi özel eğitim yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Bu yöntemler; otistik çocuğun, zihinsel potansiyelini olabildiğince ortaya çıkarmaya ve çevresiyle iletişimini güçlendirmeye yönelik tedavilerdir. Otistiklere en fazla uygulanan tedavi konuşma terapisidir. Müzikterapi de standart özel eğitim tekniklerindendir.

    – En sık uygulanan ikinci grup farmakolojik tedavileridir ve otistik çocukların yarısında ilaç kullanılmaktadır. Otizmde karşılaşılan davranış problemlerinin üstesinden gelmek, çocuğun zihinsel işlevlerini desteklemek amacı ile bugüne kadar onlarca ilaç kullanılmıştır ve her birinin otizmdeki birtakım sorunlara sınırlı derecede yararı olmuştur. Uyku probleminde melatonin, havalelerde epilepsi ilaçları, davranış problemlerinin türüne bağlı olarak bilinen psikiyatrik ilaçların tamamına yakını, barsak florasına yönelik olarak bazı antibiyotikler, sindirimi düzenleyici olarak bazı enzimler, sekretin, esansiyel yağ asitleri ve probiotikler, dimetilglisin, kombine vitamin tedavisi, ayrıca tek başına C, A ve B6 vitaminleri, L-glutamin, magnezyum desteği, bağışıklık sisteminin otizmde etkilendiği düşüncesi ile immünglobülin ve daha birçok farmakolojik ajan bugüne kadar kullanılmıştır ve kullanılmaktadır.

    – Otistik çocukların ortalama dörtte birinde özel diyetler anne babalar tarafından denenmektedir. Gluten ve kazeinden oluşan çeşitli maddelerin otizme kaynaklık edebileceği yönündeki hipotez oldukça rağbet görmüş ve gluten ya da kazein içermeyen diyetler ebeveynler tarafından uygulanagelmiştir. Yine aynı şekilde Feingold diyeti, mayasız gıda içermeyen diyetler de özel diyet örnekleridir.

    – Otistik çocuklarda birtakım fizyolojik değişimler yaratmaya yönelik ve bir kısmı da aracı cihazlarla uygulanan terapi teknikleri de geliştirilmiştir ve etkinlikleri tam olarak kanıtlanmamış ise de sıkça kullanılmaktadır. Bu yöntemler içinde en yaygın kullanılanı sinir geribildirim (neurobiyofeedback) tedavisidir. Beyin dalgalarını simgeleyen birtakım video oyunları ile, ekran karşısında çocuğun kendi beyin dalgalarını yönlendirebilme ve bu yolla bazı problemlerini hafifletmeye yönelik bir tedavi şeklidir. Otistik çocuklarda; duyusal iletişimi geliştirmeye yönelik duyusal entegrasyon (sensorial integration), işitsel ve görsel entegrasyon teknikleri bazı merkezlerde uygulanmaktadır. Günlük işlevsel becerileri yönlendirici rehberlik eğitimi, beden egzersizlerine dayanan ve yoga kaynaklı entegre hareket terapisi, otistik çocuğun duyularına tepki veren bir ortamda etkileşime bırakıldığı hegzagonal çerçeve, duyusal uyarım yoluyla ilgili duyusal beyin alanlarını uyarmayı, dolayısıyla çocuğun duyusal zorluklarını bilinç dışı dönüştürmeyi amaçlayan Bolles sensorial öğrenme metodu, sayfa ve kelimeler arasındaki kontrastı değiştirmeye yönelik renkli filtreler (Irlen lensleri), bilgi işleme hızını arttırmaya yönelik interaktif metronom tedavisi, vücut işlevlerinin doğal bir ritm içinde olduğunu ve otistiklerde bu ritmin değiştiği düşüncesinden yola çıkan ritmik dönüştürme tedavisi gibi örnekler çeşitli fizyolojik terapi modülleridir.

    – Otistik çocuğu; özel eğitim ve bakım sürecinde uygulanan ilişki odaklı ya da iletişim odaklı terapi teknikleri de vardır; anne sütü verme süresini uzatma, yumuşak dokunuşlar, ebeveynle yakın teması destekleyici kucaklama teknikleri, doğal iletişime fırsat yaratmaya yönelik düz zeminde iletişim saati, düzenli ortak aktivitelerde bulunmak gibi teknikler belli başlı örneklerdir ve otistik çocukların yaklaşık yüzde yirmisinde özel eğitim sürecinde denenmektedir.

    – Bu sayılanlar dışında; ailenin olanakları ve terapistin yetenekleri ölçüsünde ve değişik sıklıkta o kadar çok terapi yöntemi denenmiştir ki; Azrin 24 saatlik tuvalet eğitimi, hiperbarik oksijen terapisi, akupunktur, dans terapisi, yunusla terapi, kafa kemiklerine masaj yoluyla beyin omurilik sıvısının dolaşımını etkilemek, vagus siniri uyarımı, homeopati yöntemleri, aromaterapi, vücutta biriken çeşitli maddelerin otistik belirtilere yol açabileceği ve otistik çocuğun bedeninin bu maddelerden arındırmaya yönelik şelasyon tedavileri nisbeten düşük oranlarda denenen ve etkinlikleri sınırlı yöntemlerdir.

    3) Bu kadar çok tedavi yöntemi ortaya çıkmasının nedeni nedir? Aileler, hangi tedavi yöntemini hangi kritere göre seçiyorlar?

    Otizm; elli yıl önce tanımlanmış bir klinik tablodur. O günden bugüne; bütün dünyada aileler tarafından yüzün üzerinde tedavi yöntemi denenmiştir, hala da denenmektedir.

    1) Hastalığın nedenine ilişkin zaman zaman öne sürülen bazı teorileri merkez alan bazı tedavi yöntemleri denenmiş ve sınırlı yararı olsa da anne babalar tarafından, bir umut ışığı olarak görülmüştür. Kesin tedavinin olmadığı bir hastalık olduğu için; anne babalar, çocuk için yararlı olabileceğini düşündükleri tedavi yöntemlerine, yararına inandıkları sürece başvurmaktadırlar.

    2) Otizmin şiddeti ve klinik zorluklar çocuktan çocuğa değişir. Asperger Bozukluğu’nda, yüksek işlevli (ya da hafif) otistiklerde zeka düzeyi normal ve normale yakın olduğu için daha konservatif tedaviler yeterli olurken, ileri düzeyde bozulmanın olduğu otistiklerde bazen birden fazla tedavi aynı anda uygulanmaktadır.

    3) Otizmde problemler çok fazla olduğu ve çocuktan çocuğa değiştiği için; çocuk için en uygun olanı çok yönlü bir tedavi yaklaşımıdır, bu da birkaç tedavinin aynı anda veya farklı zamanlarda uygulanmasını gerektirmektedir.

    4) En uygun tedavi nasıl seçilmelidir?

    Otistik çocuğun tedavisinin nasıl yürütüleceğini, öncelikle çocuğun kendi gereksinimleri belirler. Otistik olduğundan kuşkulanılan bir çocuk öncelikle bir çocuk psikiyatr muayenesinden geçmeli; gelişim düzeyi eksiksiz ortaya konulmalı, çocuğun problemleri ve ailenin zorlukları detaylı saptandıktan sonra çok yönlü ve uzun soluklu bir tedavi programı ortaya konulmalıdır. Anne babalar bilsinler ki, otizmin tedavisi sabır gerektiren uzun bir süreçtir ve tıbbın bugünkü olanakları çerçevesinde, tedavinin amacı, otistik çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesini olabildiğince arttırmaktır.

  • Tatil Sonrası Sendromu

    Tatil Sonrası Sendromu

    Uzun bir bayram tatilini geçirdik. Herkes işlerinden uzun bir süre ayrılıp dinlendi, tazelendi, rahatladı. Zaten tatilin amacı da bu değil midir? Bir nevi reset atarız kendimize. Peki, tatil dönüşünde neden içimizde bir mutsuzluk, yorgunluk, isteksizlik olur? Bu tatillerin bize iyi gelmesi gerekmiyor muydu? İşte bu duruma tatil sonrası sendrom deniyor.

    Aslında ismi gayet açıklayıcı fakat ben yine de anlatayım.

    Tatil Sonrası Sendrom Nedir? Belirtileri Nelerdir?

          Tanısal anlamda ele almak gerekirse, uyum bozukluğuna dahil etmek doğru olur. Kişilerin tatil sonrası kendi yaşamına ve sorumluluklarına adapte olmakta güçlük çekmesi olarak açıklanabilir. Belirtileri ise; depresif duygu ve düşünceler, isteksizlik, enerjinin yokmuş gibi hissedilmesi, iştah ve uykuda düzensizlikler, eklem ağrıları, odaklama güçlüğü gibi birçok belirti sıralayabiliriz. Bu belirtilerin hepsi aynı kişide bulunmak zorunda değildir.

    Tatil Sonrası Sendromu ile Nasıl Baş edebiliriz?

    1. Geçiş Sürecini Yumuşatın

          Belki de bir yıl boyunca gitmenin hayalini kurduğunuz tatilinizin bitişi sizi üzebilir. Bu durumda ise süreci yumuşatmak en iyisi olacaktır. Örneğin tatilde yaptığınız aktiviteleri bulunduğunuz bölgeye uyarlayabilirsiniz. Hafta sonları için şehir içi geziler organize edin, yakınlarınızda bir havuz vs varsa iş çıkışlarında ya da hafta sonlarında yine buraları ziyaret edebilirsiniz. Akşamları yürüyüş yapın. Ev işlerinden bunaldıysanız yine haftada bir dışarıda yemek yiyip kendinizi rutin hayatınıza adapte edebilirsiniz.

    1. İşinizde Olumlu Şeylere Odaklanın

         İstifaların arttığı bu dönemi bir zarar görmeden atlatabilmenin en iyi yolu ise, işiniz ile ilgili güzel şeyleri tekrar hatırlamaktır. Bu egzersizi yazarak ta yapabilirsiniz. O işi neden tercih ettiğinizi, çalışma arkadaşlarınızda sevdiğiniz özellikleri, size kattığı ve katacağı şeyleri listeleyin. Bu sendromdayken olumlu şeyleri bulmakta zorlanabilirsiniz ama vazgeçmeyin.

    Bunlar gibi ufak şeylerle bu durumdan kurtulabilir, kendi rutininize geri dönmekte zorluk çekmezsiniz. Bunlara rağmen hala olumsuz duygulanımınız geçmiyor ve sizi olumsuz yönde etkilediğini düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana başvurmanızı tavsiye ederim.

  • Çocuklarda ( cinsel ) taciz

    ÇOCUĞUN CİNSEL TACİZİ

    Çocuğun cinsel tacizi; çocuğun bir başkası tarafından, tercihlerine ya da tepkilerine aldırış etmeksizin cinsel uyarım amacı ile kullanılmasıdır. Sözlü tacizler olabileceği gibi; öpme, okşama, sürtünme veya açık cinsel temas gibi birçok davranış cinsel tacizin kapsamına girer.

    TACİZCİ VE TACİZ EDİLEN PROFİLİ

    Üzücü bir gerçek ama tacizcilerin yüzde doksanı ailenin bir dostu, çocuğun aynı yaşta veya birkaç yaş büyük bir arkadaşı, bakıcı, komşu, baba, ağabey, kuzen, amca, dayı vb gibi çocuğun yakın çevresinden, onun tanıdığı kişilerdir ve çoğunlukla da erkeklerdir. Son yıllarda internet kullanımının yaygınlaşması yabancıların çocuklarla temasa geçme riskini yükseltmiştir ve şurası bir gerçek ki çocuklar için risk daha da artarken, tacizcilerin kendilerini daha kolay saklayabilecekleri bir ortam sağlamıştır.

    Tacizcilerin kişilik profillerini anlamaya yönelik olarak yapılan araştırmalar; çocuk tacizcilerinin çocuklara karşı aşırı nazik ve ilgili, hatta koruyucu ve kıskanç olabildiklerini, alkol ve vb maddeleri sık kullandıklarını, çocuklarda teşhiri özendirebildiklerini, çocuklara ayartıcı davranabildiklerini ve onları da cinsel davranışa cesaretlendirebildiklerini, çocuklarla cinsel argümanları sınırsızca paylaşabildiklerini göstermektedir. Tacizcilerin çoğunun da kendi geçmişinde cinsel taciz öyküsü sıktır.

    Tacize yatkın bireylerde cinsel kimlik oluşumunda sorunlar vardır ve içinde yaşadıkları aile ortamında cinsel roller tam olarak oturmamıştır. Bazen karı koca rolleri sorunludur. Ev ortamında kadınlık rolü yetersizdir, Bazen çocuklardan birisi erken yaşta erişkin rolü oynamayı öğrenir. İletişimin zayıf olduğu, izole yaşayan kapalı kültürlerde cinsel sapmalar daha sıktır ve aileler izole yaşadığı için de daha çok gizlenir.

    Çocukların; cinsel deneyimlerinin ve bilgilerinin olmaması, ilgi ve sevgi ihtiyacı, küçük çocuklarda tanıklığın ve kanıtlamanın zorluğu, olayı gizleme eğilimi de tacizcileri cesaretlendirebilmektedir.

    Bütün bunların dışında bizim toplumumuz için, en kötü olan yaklaşım ise çocuğa yönelik tacizlerin (bilemediğimiz kadar yüksek bir oranda) gizli tutulmasıdır ve tacizin azalmamasındaki en önemli engellerden birisi de budur bence. Çocuğun damgalanmaması için, ailenin lekelenmemesi için, kime ve nasıl başvurulacağı bilinmediği için, bazı tacizler aile içinde hafife alındığı için, çocuk sesini çıkaramadığı için, bazen de töre baskısı ile yüzlercesi, belki de binlercesi toplumda gizli kalmaktadır. Aile içi tacizler de çoğu durumda bir defalık değil, süreklidir.

    TACİZİN ETKİLERİ

    Tacizin bedene verdiği zarar ne kadar çoksa, tacizci çocuğa ne kadar yakınsa, taciz ne kadar çok tekrarlanmışsa çocuğun gördüğü zarar da o kadar artar. Tersine; ailenin çocuğa sunduğu destek çok önemlidir. Kendi klinik pratiğimizde; sık olarak cinsel tacizle karşılaşan çocuk ve gençlerin travma (taciz) anında hissettikleri güçsüzlükten kaynaklanan çaresizliği çevrelerine öfke, nefret şeklinde yansıttıklarını görürüz.

    Taciz anında ve sonrasında çocuklarda birçok problem ortaya çıkabilir.

    – Özellikle genital bölge başta olmak üzere bedenin zorlanmasına bağlı morluklar, çürükler, yaralanmalar vb fiziksel hasarlar
    – İleri dönemde cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gebelik riski
    – Aşırı cinsel ilgi ve hatta yaşından beklenmeyecek cinsel eylemler, uygunsuz şekilde yaşından daha olgun gibi davranma, bazı ortam, kişi veya durumlardan uzak durma davranışı, uygunsuz duygulanım, uyku sorunları, ani kişilik değişimleri, yaşıtları ile ilişki sorunları, kendine zarar verme davranışları, güvensizlik nedeniyle ebeveyne daha çok yapışma, önceden kazanılmış tuvalet eğitimi vb yeteneklerin gerilemesi gibi regresif davranışlar, suskunlaşma, uygunsuz saldırganlıklar, cinsel problemler başta olmak üzere pek çok davranış problemi ve uzun vadede birçok psikiyatrik rahatsızlık tetiklenebilir.

    KORUMAYA YÖNELİK ÖNLEMLER
    Taciz oluşmadan önce; çocuğu korumak amacıyla, taciz anında ve taciz sonrası sağaltıma yönelik alınması gereken önlemler vardır.

    A) Taciz Öncesi:

    – Her çocuk cinsel ve bedensel gelişim konusunda yaşına uygun yeterli bilgiyi anne babasından almalı ve bedenine sahip çıkmayı öğrenmelidir.
    – Her çocuk; tanıdık olsun olmasın, bir başkasının rahatsız edici yaklaşımlarını ayırt edebilmeyi, iyi dokunma veya kötü dokunma arasındaki farkı ayırt etmeyi öğrenmelidir.
    – Rahatsız edici bir cinsel argümanla karşılaştığında nasıl bir tepki verebileceği mutlaka öğretilmelidir.
    – Çocuğunuza cinsel istismar riskinden uzak, güvenli bir çevre sunmaya özen gösterin, rahatsız edici bir deneyim yaşadığında serbestçe konuşabilecek kadar güvende hissetsin
    – Son yıllarda yaygınlaşan internet ortamı konusunda uyanık olun. Bilgisayar ortamında çok fazla zaman geçirerek, ailenize yabancı kişilerle kuşku uyandırıcı haberleşmeleri oluyorsa iyi gözleyin.
    – Sadece bilgisayar değil; çocuk için öğrenme kaynağı olabilecek diğer kitle iletişim araçları, arkadaş çevresi vb diğer ortamlar hakkında bilginiz olsun.
    – Ama bir noktaya mutlaka dikkat edin. Çocuğun sosyal yaşantısını doğrudan engellemek yerine; mümkün olduğunca çocukla işbirliği halinde ve onu bilgilendirerek, yumuşak bir üslupta ve çok ta tehditkar olmadan gereken önlemleri alın.
    – Çocukta; özellikle cinsel konularda ve sosyal yaşamında alışılmamış davranış değişimleri gözlenebilir, bunlara karşı uyanık olun.

    B) Taciz Anında

    – Kendi çocuğunuz veya bir yakınınız cinsel istismarla karşılaştığında söz ederse; öncelikle sakin ve soğukkanlı olmaya çalışın. Çok hafife almak da, paniğe kapılmak da doğru değildir. Hafife almak çocuğu yardımsız bırakmak demektir. Abartılı yaklaşım da çocuğu daha çok korkutur. O anki yaklaşımınız çocuğun travma algısını daha da bozabilir ve ilerdeki yaşamını zorlaştırır. Sakin bir yaklaşım ise daha kolay atlatmasını sağlar.
    – Yaşananların onun hatası olmadığını, onun yanında olduğunuzu, problem yaşamaması için ya da problemlerin kolay atlatılması için elinizden geleni yapacağınızı duyurun.
    – Hemen tıbbi ve adli bir inceleme için uygun yerlere başvurun.
    – Her çocuk; zamanında yapılan uygun bir destekle tacizin etkilerinden kurtulabilir. Bütün cinsel tacizlerde psikiyatri destek alınmalıdır.

    TOPLUMSAL ÖNLEMLER
    Herkes bilmelidir ki çocukların cinsel uyarılmasından zevk almak, yani pedofili sadece birey için değil, tüm toplum için sağlıksız bir durumdur ve hepimizi rahatsız etmelidir. Çocuklara yönelik tacizlerin önlenmesinde ve çocukların gördükleri zararların en aza indirilmesinde de bütün vatandaşlara, ailelere, yasa organlarına, eğitimcilere görev düşmektedir.

    Anne babalar ve okul ortamları çocukların sağlıklı cinsel ve bedensel gelişimi konusunda destekleyici olmalıdır. Yaşına uygunsuz aşırı cinsel serbestlik doğru olmayacağı gibi yaşına göre bilgisiz, kapalı ve yaşıtlarından uzak kalması da doğru değildir. Her çocuk ve genç; uygun zamanda ve yaşına uygun bir dille kız ve erkek bedenleri ve cinsel gelişim seyri konusunda bilgilendirilmelidir.

    Çocuğu korumaya yönelik yasalar etkili olmalıdır. Pek çok cinsel tacizin aile içinde gizli kaldığı ve adli makamlara ya da sağlık profesyonellerine yansımadığı ya da üzerinin kolay kapatıldığı bilinen bir gerçektir. Dolayısı ile tacize uğrayanların seslerini duyurup şikayetçi olma hakları mutlaka güvence altına alınmalı, bu olaydan dolayı uzun dönemde zarar görmemeleri sağlanmalıdır.

    Globalleşen bir dünyada; sadece anne babalar ve okullar değil; kitle iletişim araçları da çocuk eğitiminde çok etkilidir. Eğer çocuklarımızı koruma konusunda gerçekten samimi isek; çocuğun cinsel istismarı anlamına gelebilecek uygulamalardan kaçınılmalıdır. Her gün ekranlarda, dizilerde, sit-com’larda büyümüş de küçülmüş çocuk oyuncular, erişkin jargonu ile erişkin dünyasının gönül ilişkilerinde rol alıyor ve izleyicileri de çoğu kez çocuklar oluyor. Çocuk güzelliği birçok ticari reklamda ayartıcı argüman olarak kullanılıyor. Güzellik yarışmaları ve ilgili sektörler sürekli olarak 14-15 yaşında lolita mankenler sürüyor ortaya. Uzakdoğuda çocuk seks turizmi yapıldığına yönelik haberler duyuyoruz. Sahipsiz çocukların bazen bizim ülkemizde de onlarca kişi tarafından fuhuşa zorlandığı yönünde haberler yansıyabiliyor gazetelere. Bazı tacizlerin soruşturulması töre engeline takılabiliyor. İnternet ortamında işlenen suçlarda hala yasal boşluklarımız var. Özetle, çocuğu cinsel tacizden korumak bütün büyüklerin sorumluluğudur.

    Son aylarda çıkan haberlere veya basit kriterlere bakılarak ülkemizde internet pornosunun yaygın olduğunu söylemek ne derece doğru, bilemem. Büyük şehirlerin kalabalık nüfusuna, bilişim sektörünün daha yaygın olmasına ve bu tür kaynaklara ulaşmanın kolaylığına bakılarak göreceli bir artıştan söz edilebilir belki. Bu konuda çok da alınganlık göstermeyelim, zira internet pornosu dünyanın bütün ülkelerinde var. Sektörün büyük kısmı, yapıldığı ve üretildiği yerler ülkemizden çok uzakta. Dolayısı ile alınması gereken önlemler de uluslar arası planda olmalıdır.

    Ama çocuklarımız için geçerli olan ve kliniğimizde de sık gördüğüm bir riskten söz etmeliyim muhakkak. İnternet ortamında dünya ve yaşamla ilgili her türlü bilgi var. Çocuklarımız, basit teknik becerileri sayesinde, kendi ufuklarının çok ötesinde dünyalara girebiliyorlar ve bu nedenle de çok erken yaşta (bilerek veya bilmeyerek) cinsel materyallere tanıklık edebiliyorlar, hatta bunu başkalarıyla paylaşabiliyorlar. Örneğin; aniden açılan bir porno resim, mesajlarla dolaştırılan pornografik filmler, büyüklerin arasında uygunsuz yazışmalar vs. Bunun çocuk gelişimi açısından karşılığı “erken cinsel uyarım” ve “yanlış sosyalleşme” demektir ve çocuklarımızın karakter gelişimi için ciddi bir risktir.

  • Ruh Sağlığınızı Korumanın Yolları

    Ruh Sağlığınızı Korumanın Yolları

    Dünyada şuan bile yüzlerce, binlerce kişi olumsuz yaşantılara, travmalara maruz kalıyor ve mutlaka bu yaşantılardan az ya da çok etkileniyorlar. Peki, neden hepsi psikolojik sağlıklarını kaybetmiyor? Hiç düşündünüz mü aynı olumsuz yaşantıyı deneyimleyen kişiler neden farklı tepkiler veriyorlar? Bazı kişiler kendi kendine başedebilirken, bazıları ise yıllar sonra bile yaşantının etkilerini taşıyorlar. Bunun sebebi genetik faktörler, çevresel faktörler… gibi bir çok faktörün birleşimi ile ilişkilidir.

    Şimdi birkaç madde de ruh sağlığınızı koruyabilmek için yapabileceğiniz kolay uygulanabilir yöntemlerden bahsedeceğim.

    1- Fizyolojik Sağlık

    Psikolojik sağlığı etkileyen faktörlerden birisi bedensel sağlığımızdır. Büyüklerimizin önce sağlık demesinin bir sebebi var. Peki, psikolojik ve fizyolojik sağlığın birbirini etkileyebildiğini biliyor muydunuz? Mesela tiroid hormonları olması gereken değerlerin dışındaysa bu durum sizin ruh halinizde de değişmelerin olmasını sağlayarak psikolojik sağlığınızı da etkiler. Eğer kendinizde sürekli bir mutsuzluk, halsizlik hissediyorsanız bunun nedeni hormonlarınız olabilir. Bir sağlık kuruluşuna gidip gerekli kontrollerden geçerek sorunun nedenini tespit edebilirsiniz.

    2- Nefes Egzersizleri

        Nefes egzersizi terimini mutlaka duymuşsunuzdur. Peki, nasıl yapabileceğinizi biliyor musunuz? Şimdi kısaca ufak ama çok etkili bir teknikten bahsedeceğim. Bu teknik özellikle bir olumsuz yaşantıya karşı öfkelendiğimizde en çok önerdiğimiz tekniklerin başında gelir. İlerleyen yazılarımda öfke kontrolünü nasıl yönetebileceğinizi de anlatmayı düşünüyorum.

        Öncelikle gözlerinizi kapatın, nefesinizi burnunuzdan almaya devam ederken 3’e kadar sayın. 2 saniye nefesinizi tuttuktan sonra ağzınızdan nefes verirken yine 3’e kadar sayın. Bunu 3 kere tekrarlayabilirsiniz.

        Bu kolay tekniği öfkelendiğinizde, kaygılandığınızda uygulayabilirsiniz.
     

    3- Sevdiğiniz İnsanlarla Vakit Geçirin

        Hayat boyu sevmediğimiz ya da yanındayken iyi hissetmediğimiz insanlarla bir arada olmak durumunda kalabiliyoruz. Örneğin iş arkadaşlarımız, komşularımız hatta bazen akrabalarımız…

        En azından boş vakitlerinizde sevdiğiniz ve yanlarındayken kendinizi iyi hissettiğiniz insanlarla beraber olmaya çalışırsanız, kendinizi daha mutlu, huzurlu ve arınmış hissedersiniz.

    Bunun yanında sevdiğiniz, keyif aldığınız aktiviteleri de yapmaya özen göstermek çok önemli. En azından haftada birkaç saatinizi yapmaktan keyif aldığınız aktivitelere ayırabilmeniz, sizin kendinize yapabileceğiniz ufak iyiliklerden biri olacaktır.

    4- Hayaller ve Hedefler

        Hayal kurmak çoğu insana iyi gelir ve umut verir. Fakat hayaller ve hedefleri birbirine karıştırmamak önemlidir. Hayaller konusunda istediğiniz kadar özgür olabilirsiniz, çünkü gerçek olamayacağını bilseniz bile onu düşünmek size iyi hissettirebilir.

    Hedef ise hayallerinizin eylem planıyla destekleyip hayata geçirilebilir haline denir. Bizi harekete geçirecek en önemli şey doğru motivasyon kaynağıdır. Motivasyon, insanın harekete geçmesi için en gerekli olan içsel gücünü ifade eder. Peki, hedefinizi kendiniz nasıl belirleyebilirsiniz? Öncelikle kendi yeteneklerinizin, becerilerinizin farkına varmanız ve bu yetilerden yola çıkarak yapabileceğiniz hedefleri belirleyebilmeniz gerekir. Sonrasında o hedefe ulaşabilmek için adımları netleştirip bir program dâhilinde hedefinize adım adım yaklaşmak kaçınılmaz olacaktır.

    Einstein’ın sevdiğim bir sözü bu konuyla ilişkili olacaktır. ‘’Aslında herkes bir dâhidir. Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir’’.

  • Zeka gelişimi

    Çocukluk çağında zeka ve bilişsel gelişmeyi açıklayabilmek için Piaget teorisini bilmek gerekir. ( Dr Piaget ilk defa zeka kavramını kulanan ve tanımlayan İsviçreli bilim adamıdır)

    Bu teorinin esasını operasyon yani işlem oluşturur. Yani çocuk başladığı yeri bilir.İşlemleri öğrenmek çocuklar için zeka gelişiminin bir göstergesidir.

    Diğer bir unsur ise çocuk öğrendiği bir şekli veya düşünceyi eski öğrendiklerin e ekleyebilir. Buna uyum adı verilir. Yani bebek her şeyi ağzına götürerek algılar, ve tüm yeni objelerde aynı hareketi tekrarlar. Aynı zamanda yeni bir eşyaya karşı uyum da gösterir. Örneğin iki yaşındaki bir çocuk eline aldığı mıknatısı- eski şemaya göre-önce ağzına götürür. Ama daha sonra mıknatısın işlevini keşfettiği andan itibaren o işlevi uygular ve dener.

    Piaget in teorilerine göre zeka gelişimi 4 ana dönemde incelenir:

    1.Duyu.motor gelişim:( 0-18ay)

    İlk aylarda kendini emme refleksi ile gösterir. Bir sonraki ayda hareketler tekrarlanır.Örneğin emmenin tekrarlanması gibi. Daha sonra çocuk sonucu kendine ilginç gelen hareketleri tekrarlar. Örneğin yatağın kenarındaki zıplayan oyuncağı zıplatana kadar çocuk bacaklarını çırpar.7.ay ile 10.ay arasındaki dönemde çocuk basit çözümler dener. Örneğin yastığın arkasındaki oyuncağı alabilmek için yastığı yere atar.11.ile 18.ayda deneme yanılma hareketleri başlar. Yani aynı hareketleri farklı objelere dener. Önceden yastığı yumruğu ile yere atıyorken şimdi ayakları ile yere atmaya çalışır. Son dönemde ise yeni ardı ardına gelen hareketler bulur ve sorunlar için ilkel çözümler geliştirir.

    Duyu motor gelişim sürecinde obje devamlılığı gelişir. Çocukda ilk aylarda resimler vardır faj-kat çok fazla devamlılığı yoktur. Gelecek aylarda duyu gelişimi ile birlikte çocuk ojeleri daha iyi algılar, dokunur, çeperlerini ve sınırlarını tanımlar. Bu dönemin sonunda objeler görme alanından kaybolsalar bile çocuk için varlıklarını devam ettirirler.

    2.işlem öncesi dönem (18ay – 7yaş)

    Dil gelişimi ile paralel gelişir. Davranış biçimi sembolik bir karakter kazanır. Örneğin çocuk tahta parçaları ile bir arabaymış gibi oynar ve araba sesleri çıkarır. Bu objelerle sembolik olarak ilgilenme bu dönemin en belirgin özelliğidir.Çocuk bu dönemde objeleri daha sınıflayamaz.

    3.Belirli İşlem Dönemi ( 7-12 yaş)

    7 yaşından itibaren öğrenme deneme yanılma gibi rastgele metotlarla değil, belirli kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Konseptler ve ardışık ilişkiler gelişir. Buna dayalı olarak çocuk objeleri ağırlıklarına ve büyüklüklerine göre sıralayabilir. Yavaş yavaş plan geliştirebilir ve bunu öğrenebilir. Tek ve çoğul kavramları gelişir. Bunun gelişmesi de matematiksel ilişkileri anlaması açısından bir koşuldur. Birçok olay öğrenme ve deneyim sonucu öğrenilir.

    4.Formal işlem dönemi (12yaşdan itibaren)

    Özet çıkarma, mantıklı düşünme ve uygulama dönemidir. Artık çocuk hipotezler üretebilir ve sonuçları karşılaştırabilir. Karışık işlemler sıraya konularak çözümlenebilir.

    Gençler kendi sorun çözme yeteneklerini geliştirirler. Sorum elemanlarını ayırt ederek sistematik olarak çözümler üretirler.Bunun sonucunda ileride kendi kendilerini daha iyi ifade ederler.

  • Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfkemi Nasıl Kontrol Edebilirim?

    Öfke, kişi baskı altındayken, doyurulmamış isteklere karşı ya da beklenilmeyen durumlara verilen tepkidir. Öfke de sevinç ve korku gibi diğer duygular kadar normal, insani bir duygu çeşididir. Öfkeyi sağlıklı olarak yönetebilirsek, yıkıcı olmak yerine yapıcı bir sonuç elde edebiliriz. 

    Öfke kontrolünü sağlamakta zorlanan kişiler bu konuda yardım almaktan kaçınabiliyorlar. Fakat bu öfkeyi sağlıklı bir şekilde ifade edemeyince kişinin çevresindeki insanlarla olan ilişkilerinin bozulduğu gibi, kendisine fiziksel bir zararda vermiş oluyor. Sağlıklı bir şekilde ifade edilemeyen öfke kronik kalp damar hastalıklarından, baş ağrısına kadar pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor. Şimdi bir kaç madde de başlangıç olarak öfkenin kontrol edilmesi ile ilgili ipuçları vereceğim.

    1- Nefes Almak

    Birinci madde de nefes almak yer alıyor. Bu madde size çok klişe gelebilir fakat nefes almanın etkisi ve gücü hala bilim insanları tarafından keşfedilmeye devam ederken bu önemli ve basit teknikten bahsetmezsek olmaz. Sizi öfkelendirecek olan bir durumla karşılaştığınız zaman, düşüncelerinizi durdurmaya çalışın, gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın. Nefesi diyaframdan almaya özen gösterin. Sadece nefesinize odaklanın ve havanın ciğerlerinize doluşunu hayal etmeye çalışın. Eğer gerçekten konsantre bir şekilde yaparsanız etkili olacağına emin olabilirsiniz. 

     

    2- Kendinizi Motive Eden Cümleler Kurun

    Öfkelendiğinizde kendinizi motive edecek cümleler kurun. Mesela; 

    – Sen kendini kontrol edebilecek güce sahipsin.

    – Önce konuyu anlamaya çalış. Nedenlerini sorgula.

    – Eğer karşındakini kırarsan sonunda yine pişman olacaksın.

    – Gerçekten bu duygunu kontrol etmek istersen yapabilirsin. Gibi…

    Bunları yaptınız ve hala öfkenizi kontrol edemediniz mi?

     

    3- Ortamdan Uzaklaşın

    Öfkelendiğiniz durum karşısında tüm bunları yaptığınız halde yine de sakinleşemediniz mi? Endişelenmeyin başlarda bunu başarmanız zor olacaktır. İlerleyen zamanlarda tekrar tekrar uygulandığında sonuç vereceğini göreceksiniz. Eğer öfkeniz üzerinde kontrolü sağlayamadıysanız ortam değişikliği yapmanız faydalı olacaktır. Çünkü o öfkeyle konuyu mantıklı değerlendirmeniz mümkün olmayacak ve karşınızdaki kişiyi kırma olasılığınız artacaktır. İzin isteyip ayrıldıktan sonra, empati yapmaya çalışın. Karşınızdaki kişiyi ve durumu anlamaya çalışın. Bazı şeyleri anlamlandırmak da bizi oldukça rahatlatır. 

    Umarız işinize yarayacak bilgiler edinmişsinizdir. Tüm bunlarda da sonuç alamadıysanız bir uzman desteğine başvurmanızı tavsiye ederim.

  • Sevdiklerinizi Başkalarıyla Kıyaslamayın

    Sevdiklerinizi Başkalarıyla Kıyaslamayın

    Kıyaslama temelde karşımızdakini motive etmek için kullandığımız yararsız bir yöntem ve maalesef çoğu kişinin günlük hayatta fazlaca yaptığı bir hatadır. Çocuklarını, başkalarının çocuklarıyla hatta diğer kardeşleriyle kıyaslayan ebeveynler. Eşini, başkasının eşi ile kıyaslayan eşler. Çalışanlarını bir diğer çalışanla ya da rakip firmanın çalışanlarıyla kıyaslayan yöneticiler.

    Peki, kıyaslanmak insana neler hissettirir/düşündürür? Kıyaslama yapmanın iki sonucu var;

    1. Gizli zarar

    Bu durumda kıyaslanan kişi gerçekten hırslanıp, rakibi olarak tayin edilen kişiyi geçebilir. Peki, sonra ne olur? Rakip olarak başka birisini gösterirsiniz, onu da geçer. Yani bu böyle sürer gider. Bu durum dışarıdan bakıldığında iyi bir yöntem gibi gözükebilir fakat madalyonun birde şu yüzü var. Kişi, sürekli geçmeye çalıştığı birisinin olduğu ve her seferinde hedefi yerine getirince yeniden bir hedefin belirlenmesi durumunda yetersizlik hissedebilir. Artık o kişinin başarı anlayışı, istediği ve hayal ettiği noktaya gelmek değil, sadece birisini geçmek olur. Bu çarpıtılmış düşünce de hayatının her noktasına yayılır. Trafikte birisi onu geçince sinirlenir, biriyle oyun oynarken yenilgiyi kabul etmez ve ileri boyutlarda bu onu o kadar rahatsız eder ki artık kazanmak için dürüst olmayan yöntemlere başvurabilir, hile yapabilir.

    1. Ters tepme   

    Kıyaslanmaya maruz kalan kişi, nasılsa ben onu geçemem, ondan daha iyi olamam diye düşünüp denemekten bile vazgeçmesi. Ya da kıyaslayan kişiye öfke duyabileceğini düşünürsek ona inat istenilen davranışı yapmayabilir. Bu davranış, kişide öfkeye ve yine yetersizlik duygusuna sebep olup ileride daha büyük problemlere yol açmasına sebep olabilir.

    Peki ne yapmak lazım?

    Kendisi ile kıyaslayın. Daha önceden başarmış olduğu şeyleri örnek göstererek motive edin. Çözüm bu kadar basit…

    Gördüğünüz gibi kişiliğin geliştiği yaşlarda yapılan en ufak hatalar iyi niyetli bile olsa nelere sebep olabiliyor. Özellikle ebeveynlere bu noktada çok iş düşüyor. Lütfen çocuklarınızı bilinçli yetiştirin. Akıla, bilime, sanata önem veren nesiller yetişsin. Sağlıcakla kalın.

  • Cocuklari alkol ve ilaç bagimliligina karsi korumada 6 kural

    Cocuklari alkol ve ilac bagimliligi gibi tehlikelere karsi korumada bir tane recete yoktur. Ama Amerikada yapilan uzun süreli bilimsel calismalarin gösterdigine göre cocugun ruhsal ve sosyal gelisimi bagimlilik gelisiminde rol oynamaktadir.

    Ruhsal acidan saglam, mutlu cocuklar ileride daha az bagimlilik davranislarinda bulunuyorlar.

    Diger yandan cocuklar bagimli olmadan önce bircok uyari sinyalleri veriyorlar. Bu yedi kuralla sizlere cocuklarinizi nasil bu tür davranislardan koruyacaginizi göstermek istiyoruz.

    1- Cocuklarin rusal acidan güvene ihtiyaclari vardir.

    Bu kural cocugun saglikli bir gelisim gösterebilmesi icin en önemli unsurlardan biridir. Bunun anlami cocugun ebeveynlerinin ve ona yakin olan kisilerin sevgisinden emin olmasidir. Kisinin sadece cocugunu sevmesi yeterli degildir, önemli olan onu gösterebilmesi ve bunu da cocugun hissedebilmesidir.

    Cocuklar eriskinlerden farkli sekilde duygulari ile basa cikarlar. Duygularini daha direct ve daha yogun sekilde gösterirler. Bu durum karsisinda büyükler herzaman gerekli sabti ve anlayisi gösteremeyebilirler. Harika ebeveyn diye birsey yoktur ve olamayacaktir.

    Ama burada önemli kural: cocugunuz size sarilmak istediginde kesinlikle geri cevirmeyin, özellikle de bir tartisma sonrasi bunu yapmayin. Ebeveyn olarak herzaman barismaya yatkin olun ve cocugunuzu sakinlestirmeyi bilin. Bir cocuk icin en kötü ceza ebeveynlerin ona yüz cevirmesidir. Cocuklar herzaman direct ten temasi isterler, oksanmak isterler ve onlara sarilinmasini isterler.

    Yani ruhsal güven su demektir: ben stresli olabilirim ve bu zaman icinde sana zaman ayiramayabilirim, veya tartisabiliriz de ama benim seni sevdigimden herzaman emin olabilirsin.Seni sen oldugun icin ve her yönünle seviyorum.Cocuklar bu sekilde güveni digger insanlara güvenebilmek icin de ihtiyac duymaktadirlar. Kendine öz güveni olan ve ihtiyaclari oldugunda ebeveynlerine gidebileceklerini bilen cocuklar eriskin yaslarda bagimliliga yatkin olmamaktadirlar.

    2- Cocuklarin övgüye ihtiyaclari vardir

    Cocuklarin övgüye ihtiyaclari vardir. Ersikin olarak cocuklarin sadece basarilarini degil, ayni zamanda cabalamalarini da övmeliyiz.Genelde erken yaslarda cocuklara basarili olmalari icin baski yapmaktayiz ve basarili olma düsüncelerini onlara asilamaktayiz.
    Cocugumuzu digger cocuklarla kiyaslamakta ve belirli standardlari uygulamaktayiz.

    Cocuklarin burada ihtiyaclari olan deneyim; ebeveynlerin onlara güvenmeleri ve kisiliklerinin tamamiyle ebeveyn tarafindan taninmasidir. Burada basari önemli degildir, önemli olan güclü ve sakin bir kisiligin gelisimidir.

    3- Cocuklarin belirli ölcüde özgürlüge ihtiyaclari vardir.

    Cocuklar kendi deneyimlerini edinmeliler. Ailelerin bu noktada koruyucu kimliklerini biraz degistirmeleri zor gelebilir. Bazen cocuklarin kötü deneyimleri yasamalari gerektigini Kabul etmek istemezler. Yani cocuk elbetteki düsüp dizini paracalayacaktir veya yasitlariyla kavga edecektir. Yani özgürlük kendi deneyimlerini edinmek, arasitirmak, oynamak, kosmak hareket etmek demektir. Bu cerceve icinde cocuklar kendi gerceklerini algilamayi ögrenirler ve ilk basarilarini elde ederler. Bunu ne anne-baba olarak sizzler ögretebilirsiniz ne de televizyondan ögrenebilirler.Burada önemli olan cocuklara sinirlarin konmasidir. Cocuklar sonucta celiski cikabilecegini bilseler de bunu isterler. Bu sinrlar cocuga güven verir, onlari daraltmaz. Ailenin devamliligi da burad önemlidir.Beraber bazi olaylari yasamak, beraber sofraya oturmak gibi.

    4- Cocuklarin gercekci öncülere ihtiyaclari vardir.

    Cocuklar kendilerini eriskinlerin duygu ve düsüncelerine göre yönlendiriler, eriskinlere hayranlik duyarlar ve ve onlar gibi olmak isterler. Cocuklarin eriskinlerin neler düsündüklerini ve gercekde nasil davrandiklarini kolaylikla ayirt edebilirler. Cocuklara alkolün ve sigaranin zararli oldugunu söylüyoruz ve her firsatta sigara ve icki kullaniyoruz. Bu celiskileri nasil giederbiliriz?

    Bu durumda tek yardimci dürüstlüktür. Cocukdan saklamak ferine cocuga alkolün ve sigaranin sagliksiz oldugunu anlatmak gerekli. Ve ayni zamanda da kendi kücük zayif noktalarini cocuga dürüstce bildirmek de cocugun size olan güvenini artirir.

    Cocuklarin öncülere ihtiyaclari vardir ve bunlar gercekci olmalidir. Bu gercekcilik icinde büyüklerin de zaaflari oldugunu ve her zaman insanüstü davranamayacagimizi cocuga anlatmak gereklidir.

    5- Cocuklarin harekete ve dengeli beslenmeye ihtiyaci vardir

    Cocuklar hoplayip ziplayip yorulmak isterler.Bunun icin gerekli alana ihtiyaclari vardir. Bu yüzden bircok apartman dai resi onlara kücük gelir. Sokaklar ise tehlikelidir, ve oyun alanlari bu ihtiyaclari karsilamaz. Cocuklar saglam kafanin saglam vücutta bulundugu deneyimine ihtiyaclari vardir.

    Bunun kadar önemli diger bir nokta ise saglikli beslenmedir. Cok fazla sekilde sekerleme ve yiyecek sadece cocuklar icin üretilmektedir. Reklamlar saglik ve basari sözünü vermektedirler. Sekerlemelere karsi ebeveynler sorumlu davranmalilar. Cocuklari avutmak icin seker veya cikolata verilmesi yanlistir. Ayni zamanda duygusal tatmini yine sekerlemelerle saglamak da yanlistir.

    Alkol ve madde bagimliligina paralellik burada yatmaktadir: Bagimlilik maddelerin veya alkolun insanlarin üzgün durumdan kurtulmasina yardimci olmasi ile baslar. Burada asil yardim edecek, güvenilir bir insan olmalidir.

    Simdiki cocuklar günümüzde 20-30 yil öncesine göre daha farkli sartlarda yetismektedirler. Büyük ailelerin yerini daha kücük aileler almakta , ebevynler calismakta, böylece okul öncesi egitim kurumlarinin önemi cok daha fazla artmaktadir.

    6- Cocuklarin hayallere ve yasam amaclarina ihtiyaclari vardir

    Bagimliliga karsi en etkin koruma ruhsal denge, özgüven ve Ben-güclülügüdür.

    Böylece cocuklar kendi ayaklari üzerine basan, gercekci ve elestiri kabul edebilen yetiskinler haline gelebilirler.

    Burada yetistirme tarzi cok önemlidir. Cocukalrin aile icinde acik, dürüst, karsilikli elestiri ve övgüye yer verilen ve kesin evet veya kesin hayir in kullanildigi bir aile portamina ihtiyaclari vardir.

  • İnsanlar Neden Özel Günlere İhtiyaç Duyar?

    İnsanlar Neden Özel Günlere İhtiyaç Duyar?

    İnsan sosyal bir varlıktır. İnsanoğlu, varolduğu andan itibaren hep toplu bir şekilde hareket etmiştir. Evlerini genelde topluluklarından uzaklaşmadan bir arada inşa etmişlerdir. Çünkü topluluklar güven duygusunu oluşturur. Bu gibi örnekleri görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok eskiden aileler bir arada yaşarlardı. Aynı evin içinde büyükbaba, büyükanne, anne, baba ve çocukları bir arada yaşarlardı. Hayat şartları insanları kalabalıkla beraber yaşamaya sevk ediyordu. Şimdi daha bireyselleşmeye doğru giden bir dünyadayız. Bireyselleşmek kötü bir şeydir demek doğru olmaz tabi ki. Sadece bireysel anlamda hayatımızı kurup yaşamımıza devam ederken yine topluluktan kopmadan sosyalleşerek hayatımıza devam etmek gerek.

           Örneğin; hemen şimdi dünyada ki bütün insanların yok olduğunu ve sadece sizin kaldığınızı düşünün. Koca evrende tek başınıza olsaydınız korkmaz mıydınız? Tabi ki korkardınız, herkes korkardı. İşte bu yüzden insan insana ihtiyaç duyar.

           Aynı çatı altında bulunan kişiler bir araya gelmek, kutlama yapmak, toplanmak için özel günler icat etmiş ve belirli günlerde, belirli ritüeller eşliğinde şenlikler düzenlemişlerdir. Bu çatı ortak aile, ortak devlet, ortak din vb. olabilir.

    Peki, sosyalleşmenin psikolojideki yeri nedir?

           Sosyalleşmenin, psikolojik rahatsızlıklar ve özellikle kanser gibi psikolojik sağlığın önem arz ettiği hastalıklar için etkisi yadsınamayacak kadar fazla. Yapılan araştırmalara baktığımızda da insan yalnızlaştıkça psikolojik problemler geliştirmeye yatkın hale geliyor. Bu nedenle hazır önümüzde bayramken sevdiklerinizi ziyaret edebilirsiniz. Ziyaret edemediklerinizi telefonla arayıp sohbet edebilirsiniz. Göreceksiniz ki sizlerde mutlu etmenin vermiş olduğu olumlu hislerle mutlu olacaksınız.

           Özellikle bir çatışma yaşadığınız ve belki de konuşmadığınız bir dostunuz, akrabanız ile iletişim kurarak bayramı daha da anlamı hale getirebilirsiniz. Unutmayın ki, çözülmemiş çatışmalar bize yüktür. Her ne kadar umursamıyorum desek de aklımızda yer kaplar ve siz çözümü çok basit olan bir problemin yükünü, sırtınızda taşımak zorunda değilsiniz. Aslında mutlu olmak zannedildiği gibi zor bir şey değil. Sadece biraz empati, biraz optimizm ve biraz geniş pencereden bakabilmek yeterli. “