Yazar: C8H

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):

    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum, Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı, okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ

    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında ( örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme

    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun

    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı

    Doğum yapmak

    Aile, iş, okul sorunları

    Stresli bir ortamda çalışmak

    Maddi sorunlar.

    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ

    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir. Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    Yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir. Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp, göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN

    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.

    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin

    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin

    Alkolden uzak durun

    Yediklerinize dikkat edin

    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin

    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın

    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.

    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin

    Gelecek planları yapın.

    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • Çocuklarda dikkat eksiliği ve hiperaktivite

    Çocuklarda dikkat eksiliği ve hiperaktivite

    ~~Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu bireyin akademik başarısı, sosyal yaşantısı, sosyal ilişkileri, aile içi ilişkiler ve benlik saygısı üzerine olumsuz etkileri olan ve çocuk psikiyatrisinde en sık karşılaştığımız bir psikiyatrik bozukluktur.
    Bu bozukluğun 3 temel belirtisi vardır.
    1-Dikkat eksikliği
    2-Hiperaktivite
    3- Dürtüsellik
    Belirtilerin 7 yaşından önce başlamış olması ,birden fazla ortamda görülüyor olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek düzeyde olması gerekir.
    3 alt tipi vardır.
    1- Dikkat eksikliği önde olan tip
    2- Aşırı hareketlilik önde olan tip
    3- Birleşik tip( hem dikkat eksikliği hem de hareketlilik ve dürtüsellik bir arada)
    Eşlik eden bozukluklar:
    Karşı olma karşı gelme bozukluğu(%35-65)
    Davranım Bozukluğu (%20-45)
    Özel Öğrenme Güçlüğü(%20-35)
    Depresyon(%3-75)
    Anksiyete Bozukluğu(%5-75)
    Tik Bozuklukları (%11)
    Bipolar Bozukluk (%12)
    DEHB tanısı klinik bir tanıdır. Çocuğu değerlendirmek ,anne baba ve öğretmenden bilgi almak ve gerekli durumlarda bazı testler ( Wısc-r veya bazı dikkat testleri) uygulamak gerekli olabilir.
    Tedavide ise ilaç ,davranışçı tedaviler, anne baba eğitimi çok önemli yer tutar. DEHB tedavi edilebilen ve genellikle iyi sonuçlar alınabilen bir bozukluktur.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma, günlük rutin işleyişi bozan, beklenmedik bir şekilde gelişen, dehşet, kaygı ve panik yaratan, kişinin anlamlandırma süreçlerini bozan olaylar ve yaşantılar olarak tanımlanabilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ya da Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB) olarakda adlandırılmaktadır. Birşeyin travma olarak değerlendirilebilmesi için kişinin yaşamsal bütünlüğünü tehtid eden bir olayla karşı karşıya kalması gerekmektedir.

    Genel bir ifadeyle “bireyin kişiliği ve ruhsal yapısı üzerinde şu veya bu ölçüde kalıcı bir etki bırakan olağandışı, felaket niteliğinde bir yaşantının anılarından kaynaklanan bir rahatsızlık ve bunaltı durumu” olarak tanımlanabilen ruhsal travmalar arasında ise sel, yangın, deprem vb. afetler, savaş, ırk veya din ayrımcılığı, boşanma, reddedilme, çocuk istismarı, tecavüz, işkence vb. yaşantılar sayılabilir.

    Ruhsal travmaların, yaşayan olayın ağırlığına olduğu kadar kişinin duyarlılığına ve dayanıklılığına da bağlı olduğu unutulmamalıdır. Başka bir deyişle; birisi için travmatik olan bir yaşantıyı bir başkası son derece normal karşılayabilir. Ayrıca travmayla stresin birbirine karıştırılmaması gerekir.

    Travmatik olaylar insanların başına aniden gelir ve çok sarsıcıdır. Bazı durumlarda gözle görünen fiziksel bir yaralanma olmayabilir. Ama kişi duygusal olarak çok sarsılır. Bu tür “normaldışı” olaylara gösterilen “normal” tepkilerin neler olduğunu bilmek, olayın etkisinden kurtulmaya çalıştığınız süre içinde, size yaşadığınız duygular ve düşüncelerle başedebilmeniz için yardımcı olabilir

    Travmatik olayla karşılaşan birçok kişi PTSB geliştirmez. Örneğin, yakın geçmişte yapılan bir araştırmada, fiziksel yaralanmalara kadar giden bir travmatik olayı yaşayan insanların sadece %25’i PTSB geliştirmiştir

    TRAVMAYA YOL AÇAN OLAYLAR HANGİLERİDİR?

    l Doğal afetler (deprem, sel, yangın)

    l İnsan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz,taciz, cinsel istismar)

    l Kazalar (iş, trafik)

    l Beklenmedik ölümler

    l Ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma olarak sayılabilir.

    İnsanlar böylesi olaylarla karşılaştıklarında genellikle aşağıdaki dönemleri yaşarlar :

    1) Kazayı izleyen ilk dakikalarda kişi şok dönemindedir; donakalmış, şaşkın ve sersemlemiş görünür. Çoğu kez yaralarının derecesinin farkında değildir, kaza yerinde amaçsızca dolaşır, kendine ya da diğer kaza kurbanlarına yardımcı olmak için en küçük bir çabayı bile gösteremeyecek durumdadır. Zaman, yer ve kişi yöneliminde bozukluklar, algılamada sapmalar, olaya ilişkin bellek kaybı ve kendinden geçme gibi durumlar görülebilir. Olayın yarattığı yoğun anksiyetenin etkisi ile kişiliğin işlevlerini gereğince sürdürememesi sonucu oluşan şok dönemi, doğal bir savunma mekanizması olarak kişiyi olaya yabancılaştırır

    2) Şok belirtilerini izleyen dönemde kazaya uğrayan kişi, edilgin ve telkine açıktır; kurtarıcı ekibin ve yardıma gelenlerin önerilerini izler. Kendi dışındaki kaza kurbanlarının ilgilenmek isterse de davranışları, en basit işlemleri bile yapamayacak derecede yetersiz ve beceriksizdir

    3) Psikolojik dengesini kazanmaya başladığı toparlanma döneminde kişi, sürekli kazadan söz eder, kurtarma işlemlerinin yetersizliğinden yakınır ve genel anksiyete belirtileri gösterir. Çoğu kez gergin ve ürkektir, dikkatini toplamakta ve uyumakta güçlük çeker, başından geçen olayı anımsatan kâbuslar görür ve çabuk yorulur. Bu belirtiler normal bir insanda kısa süre sonra ortadan kalkar. Kazadan sürekli söz etme, sık sık düşlerinde canlandırma ya da benzer konulu kâbuslar görme, kazanın etkisini yumuşatmak ve olaya uyum sağlayabilmek için doğal olarak işleyen bir onarım mekanizmasıdır

    Travma Sonrası Stres Belitileri

    PTSB’nun belirtileri üç temel kategoride toplanmıştır. Tanı koyabilmek için her kategorideki belirtinin en az bir ay sürmesi gerekir (Davison & Neale, 2004).

    1. Travmatik Olayı Tekrar Yaşamak

    Kişi ya uyanıkken travmatik olayı tekrar tekrar hatırlar, ya da rüyalarda olay tekrar yaşanır. Bazı durumlarda kişi birkaç saniyeden birkaç saate kadar süren dissosiyatif durumlar yaşar. Bu sırada travmatik olayı yeniden yaşıyormuş gibi davranır (Şuer, 2005).

    Olay sıklıkla hatırlanır ve onunla ilgili kâbuslara sık rastlanır. Olayı sembolize eden uyarıcılara (örneğin, gök gürlemesinin bir gaziye savaş alanını hatırlatması gibi) ve belli olayların yıl dönümlerine karşı aşırı duygusal tepki gösterilir.

    2. Olayla İlgili Uyarıcılardan Kaçınma Ya Da Tepki Verme Düzeyinde Azalma

    Kişi bir travmayı düşünmemeye ya da onu akla getirecek uyarıcılardan uzak durmaya çalışır. Olayla ilgili amnezi bile olabilir. Kişi daha önce haz aldığı etkinliklerden uzaklaşır. Hatta yakın çevresindekilerle duygusal ilişkiler kurmakta zorlanır.

    Tepki verme düzeyinde azalmayla; başkalarına ilgide azalma, boğuluyormuş duygusu ve olumlu duyguları hissedememe kastedilmektedir. PTSB’da oynamalar olur, kişi tekrar oynama ve uyuşukluk arasında gidip gelir

    3. Artmış Uyarılma Belirtileri

    Uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme güçlükleri, dikkati toplayamama, aşırı uyarılmış olma durumu ve abartılmış irkilme tepkileri bu belirtileri oluşturur. Laboratuar çalışmaları, PTSB hastalarında savaş imgelerine karşı yükselmiş fizyolojik reaktiviteyi ve yüksek düzeyde irkilme belirtilerini göstererek klinik belirtileri desteklemişlerdir

    PTSB ile ilgili diğer belirtiler; kaygı, depresyon, kızgınlık, suçluluk, madde kötü kullanımı, evlilik sorunları ve iş güçlükleridir. İntihar düşünceleri ve planlarına sıklıkla rastlandığı gibi şiddet içeren olaylar, ve sırt ağrısı, baş ağrısı, mide bağırsak rahatsızlıkları gibi stresle ilgili psikofizyolojik reaksiyonlar da gözlenir

    Alt Tipleri

    Bu tür travmalar sonrasında bazı kişilerde akut, kronik ya da gecikmeli stres bozuklukları gelişebilmektedir. Üç ay ya da daha kısa sürede görülebilen belirtiler akut, üç aydan uzun sürerse kronik ya da travmadan altı ay kadar sonra belirtiler başlamış ise gecikmeli başlangıçlı stres bozukluğu olarak nitelendirilebilir. Genel olarak bunlar, travma sonrası stres bozuklukları (post Travmatik disorders) olarak geçmektedir (Yöndem, 2006).

    Akut: Belirtiler 3 aydan daha kısa sürerse.

    Kronik: Belirtiler 3 aydan daha uzun sürerse.

    Gecikmeli: Belirtiler stres etkeninden en az 6 ay sonra başlarsa.

    Yaşanan olayın kişide yaratmış olduğu acı, utanç çaresizlik vb sebeplerle bazı bireyler destek almaktan çekinirler. Ancak burada bilinmesi gereken şey travma hangi nedenle olursa olsun ya da şiddeti ne kadar fazla olursa olsun psikolojik destekle yaşanılan travmanın etkileri tamamen ya da büyük oranla ortadan kaldırılabilir. Örneğin taciz, cinsel istismar ya da tecavüz gibi travmaların bir kaç seans içinde düzelebildiği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Travmayal çalışırken kullanılan bir çok farklı yöntem bulunurken bunlardan en etkili olanların başında EMDR bulunmaktadır.

    Travma nedeni ile destek alınacak uzmanın bu konuda özel bir eğitim almış ve deneyimli biri olmasına dikkat edilmelidir.

  • Şehirli çocuklar

    Son yüzyılda sanayi ve teknoloji devrimiyle insanların yaşam şekilleri de adeta bir devrim niteliğinde bir değişime uğramış ve sonucunda sosyolojik bir kargaşaya neden olmuştur. Avrupa ülkelerinde bu dönüşüm çok daha önce başlamıştır. Türkiye gibi ülkelerde ise hala sürmektedir.

    Özellikle altmışlar ve yetmişlerden sonra köylerden kentlere bir akın olmuştur. Köyde geleneksel aile modelleri şehirde değiştiği gibi çeşitli yerlerden gelen insanlar arasında aynı mahallelerde kültürel çatışmalar başlamış ve halen devam etmektedir. Bir örnek verecek olursak aynı okulda okuyan çocuğunun arkadaşının ailesi için, “Bizim gibi değil onlar “ diyerek arkadaşlık etmesini istemeyen birçok aile görmekteyiz.

    Köy ve mahalle ortamında bir çocuk, kalabalık çocuk gruplarında büyür. Öğrenmesi gereken çoğu şeyi bu grupta öğrenir. Ayrıca aileler geniştir. Aile dede büyükanne amcalar kuzenler bir kalabalık halinde beraber yaşarlar. Yeni anne baba olanlar çocuğun yetiştirilmesinde yalnız değildir. Ayrıca ailenin eskiden birikmiş çocuk yetiştirme geleneği vardır. Güvenli bir aile ortamıdır ve kimse çok fazla gelecek kaygısı yaşamaz.

    Şehre gelen bu aileler birlikteliklerini sürdürmek kaydı ile aynı apartmanlara yerleşmiştir. Sonuç; Aile apartmanı… Ancak çevresinde artık farklı insanlar vardır. Yavaş yavaş bu aileler çözülmüş ve çekirdek aileye dönüş olmuştur. Ayrıca çocuk sayısı azalmış çocuklar evlerde yalnız büyümeye mahkum olmuşlardır.

    Evde yalnız büyütülen ve anne baba tecrübesi olmayan bu ebeveynler nasıl bir çocuk büyüteceklerini bilemezler. Çocuğa sınırlarını öğreten kalabalık bir çocuk grubu yoktur artık. Bu durumda çocuklar sınırlarını bilmeyen şımarık çocuklar olmuşlardır. Devamlı isteyen hiçbir şey için bedel ödemeyen çocuklar okul döneminde akranlarıyla sorunları başlamıştır. Yalnız içe kapanık çocuklar bu dönemde artmıştır.

    Apartman çocuğu kavramı da bu dönemde çıkmıştır. Eski Türk filmlerinde kırılgan, kendini koruyamayan, anne baba kuzusu diğer çocukların dalga geçtikleri bir çocuk modelidir.

    Bu durumun aşılması için anaokulları açılmaya başlamıştır. Ana okulları çocukların birazda olsa sosyalleştiği bir alan olmuştur. Bazı hırslı ana babalar bu anaokullarını ilkokul gibi algılayıp her türlü bilgiyi öğretmeye çalışıp çocuğu okuldan soğutmuşlardır. Aslen çocuğun sosyalleşmesi ve oynaması için yapılmış sosyal eğitim alanlarıdır. Yine de çocuk biraz olsun apartmandan çıkmıştır.

    Yine şehirlerde çalışan anne babanın, çocuklara ayıracak çok vakti olmayınca tv ve bilgisayar karşısında dekor gibi duran çocuklar ortaya çıkmıştır. Hatta bazı anne babalar çocuklarının bilgisayar oyun yetenekleriyle övünür olmuştur.. Ama bu çocuklar hızla bilgisayar bağımlısı olmuştur. Dersten ve sosyal hayattan soğumuşlardır. Bu nedenle okulunu bırakan birçok çocuk olmuştur.

    Yine şehirde ailelerin çocuklarından beklentileri artmıştır. Köyde büyüyen çocukların ne olacağı, ne zaman aile kuracakları nasıl yaşayacakları belliydi. Hepsi çiftçi ya da zanaatkar olurdu. Şimdi yaşam tarzları, parasal durumları insanlar arasında çok fark etmeye başlamıştı. Ailelerde çocuklarına güzel paralı bir gelecek sağlamak için iyi okullarda okutmaya çalışacaklardır. Buda çocuklarda okul baskısı yaratmıştır. Aileler adeta çocuklarının okul başarısı üzerinden kendi aralarında yarışmaya başlamışlardır. Ağır sınav şartları ve aile baskısı isyankar bir çocuk grubu yaratmıştır.

    Çocuklarının yeteneklerini fark etmeyen aileler kapasitelerinin üstünde taleplerle çocukları bunaltmıştır. Bu yüzden çocukların yeteneklerini iyi ölçüp buna göre aileyi ve okulu yönlendirmek gerekir.

    Bütün bunlara bakacak olursak şehirde çocuk yetiştirmede eksik olan şey anne baba eğitimidir. Anne babaların kendilerini bu konuda iyi eğitebilmesi için yardım almaları gerekmektedir. Ayrıca okullarda çocukların sadece öğretimini değil sosyal ve psikolojik gelişimlerini de önemsemeleri gerekir. Bu çocukların ilerde güçlü psikolojik olarak sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlayacaktır.

  • Özgüven Eksikliğinin Sebepleri ve Özgüven Eksikliği Tedavisi

    Özgüven Eksikliğinin Sebepleri ve Özgüven Eksikliği Tedavisi

    Özgüven (Benlik Saygısı) kişinin kendiyle ilgili yaptığı değerlendirme sonrasında kendinden memnun olup olmaması, kendini bedensel ve psikolojik olarak yeterli, güçlü, önemli, başarılı sağlam bulup bulmamasıyla, kendisini nasıl bulduğuyla ilgili bir kavramdır. Kişinin kendinden hoşnut olması benlik saygısının ve özgüvenin yüksek olduğunun göstergesidir. Kişinin sahip olduğu özgüven hem kendi iç dünyasında hem kişiler arası ilişkilerde hem de iş hayatında büyük önem taşır. Benlik saygısı (özgüven) kişinin diğer insanlarla nasıl ilişkiler kuracağını, ilişki içinde ki pozisyon ve gücünü belirlemede ki en önemli psikolojik özelliktir. Bir kişinin özgüveninin olmaması diye bir şey söz konusu değildir. Yalnızca düşük ve yüksek özgüvene sahip olmak olarak tanımlanan durum vardır.

    ÖZGÜVEN DUYGUSU NASIL OLUŞUR?

    Doğduğumuz andan itibaren bilinçli ya da bilinçsizce bazı davranışlar sergileriz ve her davranışımıza karşı çevrede ki insanlardan özellikle ailemiz tarafından geribildirimler alırız. Diğer insanlar bizim için birer ayna görevi görürler. Büyüme evresi boyunca çocuk, yaptığı her davranışa karşı çevreden aldığı tepkileri değerlendirir ve yaptığı şeyin ve iyi ya da kötü olduğuna dair bir sonuca ulaşır. Çocuk bir davranış sergiledikten sonra çevresinde ki insanlar ona gülümsüyorlarsa, takdir ediyorlarsa, saygı ve sevgi gösteriyorlarsa, yaptığı davranışı onaylayıp, beğeniyorlarsa çocuk iyi bir şey başardığını ve kendisinin iyi şeyler yapan ve başaran biri olduğu hissini yaşayacak, kendisinin değerli ve yeterli olduğuna dair bir inanç geliştirecektir. Ancak bunun aksine çocuk bir davranış sergilediğinde çevresinde ki insanlar ona sürekli kızıp, bağırıp eleştiriyorlarsa hatta çocuğu yaptığı şeyler için cezalandırıyorlarsa çocuk kötü, yetersiz biri olduğu hissine kapılacak ve kendisinin yetersiz beceriksiz hatta cezalandırılmayı hak eden biri olduğuna inanmaya başlayacaktır. Örneğin yaptığı resmi babasına gösterip ‘’baba bak resmim nasıl olmuş’’ diye soran bir çocuğa babasının çok güzel olmuş demesi durumunda çocuk başarılı ve yetenekli biri olduğunu düşünecektir. Ya da tam tersi güzel olmamış hatta abin senden daha güzel resim yapıyor şeklinde bir karşılaştırmaya maruz kalması durumunda çocuk kendini yetersiz ve diğerlerinden daha aşağı görecektir. Böyle durumların birçok kez tekrarlanması yoluyla çocuk kendini yetersiz görmeye başlayacak ve başka şeyler yapmaktan uzak durmaya duracak, yanlış yapma ve eleştirilme korkusuyla kendini değersiz hissettirecektir.

    Çocukluk döneminde duygusal, cinsel ya da fiziksel olarak istismara uğrayan, duygusal ve fiziksel ihtiyaçları yeterli düzeyde giderilmeyen, ailesinin beklentileri yüksek olan, sık sık hastalanan ya da kronik sağlık sorunları yaşayan bireylerin benlik saygıları daha düşük olmaktadır.

    Eleştirilen, yaptığı olumlu şeyler değersizleştirilen ya da görmezden gelinen, sık cezalandırılan, davranışları konusunda engellenen kişilerin özgüvenleri daha düşük olmaktadır.

    Özgüven kişinin bir şeyler yapmaya çalışıp başarı duygusu yaşamasıyla gelişebilen bir durumdur. Bazı ebeveynler çocuklarına kötü davranmazlar ama aşırı koruyucu davranışlar sergileyerek her şeyi çocuğun yerine yapmaya kalkarlar. Kendi başına hiç bir şey yapmayan çocuğun, zorlukları aşıp başarma duygusunu yaşayamadığı için ya özgüveni daha az olacaktır ya da altı boş bir özgüven duygusu yaşayacaktır. Altı boş özgüven duygusuna sahip bireyler büyüyüp sosyal hayata ya da iş hayatına atıldıklarında ciddi anlamda zorluk yaşamakta ve çevrelerinden yoğun bir yardım istemektedirler. Bu tip durumlarda bağımlı kişilik özellikleri de sıkça gözlemlenmektedir.

    İDEAL BENLİK ve GERÇEK BENLİK ARASINDA Kİ FARK

    Herkesin kafasında (iç dünyasında) yarattığı ideal bir benlik ve diğerleri tarafından koşulsuzca sevilme isteği vardır. Büyüme sürecinde çocuk doğal haliyle davrandığında çevresinde ki kişilerin olumsuz tepki vermesi durumunda kendi doğal davranışından uzaklaşarak sevgi ve ilgi kazanmak için çevrenin istediği şekilde davranmaya başlar. Ancak bu durumda kişi kendi gerçek duygu, istek ve davranışlarını bastırdığı için ‘’ben olmayan’’ bir benlik yaratır. Ortaya konan (diğer insanlara gösterilen) benlikle, ideal benlik arasında ki fark büyüdükçe kişi mutsuzlaşır. Bu bireyler depresyona, sosyal fobi gibi kaygı bozukluklarına, daha yatkındırlar.

    ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİNİN BELİRTİLERİ

    Karar almada zorlanma.

    Sıkça başkalarına ihtiyaç duyma.

    Kendi adlarına risk alamama.

    İlişkilerde sınır koyamama.

    Diğerleri tarafından kullanılma, hayır diyememe.

    Sosyal ortamdan kaçınma, konuşma-sunum yapmaktan çekinme.

    Fikrini söyleyememe, söylerse onaylanmayacağı ya da küçük düşeceğine inanma.

    Utanç, suçluluk, sevilmeme hissi.

    Eleştirilere karşı hassas olma.

    Bazı depresyon belirtileri sergileme, karamsarlık.

    İçe kapanma, asosyal olma.

    Kendini yetersiz, başarısız, değersiz, beceriksiz olarak değerlendirme.

    Fiziksel görünüşünü beğenmeme.

    Olumlu başarılı yönlerini görmezden gelme.

    Olaylardan çabuk ve yüksek düzeyde olumsuz etkilenme, hızla umutsuzluğa kapılma.

    Diğer insanlar tarafında reddedileceğine, önemsenmediğine inanma.

    Düşük beklentilere sahip olma.

    ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ NASIL GİDERİLİR (ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ TEDAVİSİ)

    Benlik saygısı bireyin kişilik yapısıyla doğrudan ilişki bir özellik olduğu için geliştirilmesi için uzman bir müdahale gerekmektedir. Gerçek anlamda özgüven eksikliğinizi gidermek istiyorsanız. Uzman bir psikologdan destek almanız gerekmektedir. Özgüven eksikliğini gidermek ya da özgüveninizi arttırmak için uygulanan bir çok farklı psikoterapi yöntemi bulunmaktadır. Bunlar arasında en öne çıkan iki terapi yaklaşımı bilişsel davranışçı psikoterapi ve dinamik yönelimli psikoterapidir.

    Bilişsel davranışçı psikoterapide kişinin dünyayı, kendini ve diğer insanları algılayış şekli yeniden ele alınarak kişinin olaylara daha rasyonel bakması hedeflenir. Bu sürecin ardından kişinin bu gününü etkileyen algılarının geçmişte nasıl oluştuğu ele alınarak geçmiş yaşam olaylarına müdahale edilmesi yoluyla benlik kavramı yeniden yapılandırılır. Dinamik psikoterapi yönteminde ise kişinin geçmişten bugüne yansıyan deneyimleri, tekrar eden davranış ve olay döngüleri yeniden ele alınarak düzenlenir.

    Bunun yanı sıra yaşam koçluğu, hipnoz, nlp gibi bilimsel temeli olmayan yöntemlerle özgüveninizi geliştirebileceğinizi yada daha yüksek özgüvenli biri olabileceğinizi söyleyen kişilerden uzak durmanızın önemli olduğunu belirtmek isterim.

    Son olarak özgüveni arttırmanın en etkili ve gerçekçi yolu psikolojik destek ve psikoterapi olsa da bazı küçük öneriler bu konuda yardımcı olabilir.

    Olumlu yanlarınızı keşfedin.

    Hayatta başardığınız şeylerin listesini yapın.

    Hayatta sizin için önemli olan şeyleri ve ulaşmak istediğiniz amaçları belirleyin ve ulaşma yollarını araştırın.

    Olumsuz iç konuşmalarınızı yakalayın ve pozitifleriyle değiştirin.

    Hedeflerinize ulaşmak için süreci küçük adımlara bölerek başlayın.

    Görünüşünüze, giyiminize dikkat edin.

    Unutmayın özgüveniniz arttıkça başarmayacaksınız, bir şeyler yaptıkça-başardıkça özgüveniniz artacak.

    Dik bir oturuşunuz olsun.

    Mükemmel olmaktan vazgeçin.

    Hobiler ve yeni arkadaşlar edinin

    Şikayetçi olmaktan ve kendinizi eleştirmekten vazgeçin.

    Size yönelik olumlu geri bildirimleri kabul edin.

    Sizi destekleyen kişilerle daha çok zaman geçirin

  • Çocuklarda otizm belirtileri ve tedavisi

    Otizm; çocukta üç yaşında önce başlayan yaygın gelişimsel bozukluktur. Yani çocuğun psikolojik gelişim alanlarının hemen hepsini etkiler. En büyük sorun iletişim ve etkileşim alanlarındadır. Aileler bu konuda çok sıkıntı çekerler. Ailelerin fark etmesi daha çok konuşma dönemine denk gelir. Konuşma başlamayınca aile şüphelenebilir. Bir başka belirtide göz iletişimi kurması zordur yani göz göze bakamaz. Anne arama davranışı çok olmaz; yani annesinin çevrede olmamasına tepki vermez. Bu belirtiler görüldüğünde doktorun görmesi gerekir.

    Gelişim alanlarının tek tek incelenip bu alanları geliştirmek için tedavilere başlanmalıdır. Konuşma, iletişim ve etkileşimin geliştirilmesi gerekir. Bu çocuklar büyüdükçe yaşıtlarıyla iletişim kurmakta zorlanırlar. Sosyal ortamlar oluşturup, buralarda yaşıt çocuklarla iletişim ve etkileşim kurması sağlanmalıdır.

    Bir şeyleri biriktirme, renkli, parlak eşyalara aşırı ilgi toplama gibi. Dönen şeylere ilgi vardır; çamaşır makinesi gibi. Suyla çok oynarlar, oyuncaklarla amacına uygun oynayamaz, mesela arabayı sürmek yerine sadece tekerlerini döndürür. Annesi seslense bile bakmayabilir. Odada ki insanın olup olmaması sanki umurunda değildir. Ona tepki vermez. Konuşma hiç başlamayabilir. Başlasa bile gramer hataları ve tonlama hataları olur. Konuşma çok sığ ve kısa cümlelerden oluşur.

    Sosyal uyumu çok bozan bir hastalıktır. Kendine bakımı öğretmek bile çok sorun olabilir. Tuvalet alışkanlıklarını öğretmek diğer çocuklara göre çok zordur. Kişisel bakımı, temizliği, giyip çıkarması çok zor öğretilir. Diğer çocukların çok kolay öğrendiği şeyleri çok zor öğrenir.

    Bu çocuklara özel bir eğitim uygulanması gerekir. Sabırla özel eğitim teknikleri dediğimiz eğitim yöntemlerini kullanarak, adım adım yeteneklerini geliştirmek gerekir.

    Bu süreç anne-baba, doktor ve eğitimcinin beraber çalışması gereken bir süreçtir. Hep beraber eksiklikleri tespit edip ortak hareket edilmelidir.

    Otistik çocuklar bazen sosyal açıdan çok uyumsuz olabilir. Kreşte, okulda saldırgan davranışları olabilir. Yine otizm yanında, hiperaktivite dediğimiz aşırı hareketlilik, sınıfta oturamama olabilir. Bu durumlarda ilaç tedavileri kullanılabilir. Yaşadığı sorunlar nedeniyle depresyon gelişebilir bu konunun da atlanmaması gerekir.

    Yine otistik çocuklar yeni ortam ve durumlara çok zor alıştıklarını unutmamak gerekir. Bazen evdeki ufak bir eşyanın yerinin değişmesi bile onun için çok zor olabilir ve aşırı tepkiler verebilir. Sınıfının değişmesi, evinin değişmesi onun için hep zor şeylerdir. İnsanlara zor alışır; alıştığı insanların mesela öğretmenin değişmesine bile çok agresif tepkiler verebilir.

    Hastalığın nedenleri çok karmaşıktır. Bu konuda çeşitli görüşler vardır. Beynin nörokimyasal sisteminde bozukluklar vardır. Halen bu konuda araştırmalar devam etmektedir.

    Aileler için çok zor bir durumdur. Otistik çocukla beraber ailenin de eğitilmesi gerekmektedir. Anne babayı da tedavi altına alıp, motivasyonlarını çok yüksek tutmak gerekir. Tedavi çocuk ve ailenin yaşam kalitesini arttıracaktır.

  • Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınlar Ne ister? (Kadın ve Erkek Farkı)

    Kadınların; erkeklerin ” kadınlar ne istiyor? anlamış değilim” diye yakındıkları sıklıkla duyarız. Kadınların son derece karmaşıkmış gibi görünen ama o karmaşık örtünün altında son derece naif, sağduyulu, erkeklere göre daha çok duygu odaklı ve anlaşılmayı bekleyen varlıklar olduğu doğrudur.

    Erkeklerin düşündüğünün aksine kadınlar kendilerini anlatırlar aslında hatta en çok istedikleri şeydir anlaşılabilir olmak. Hem de tüm bedenleriyle anlatırlar kendilerini fakat tuhaflık şurdadır erkek netlik sever, kadının tüm istek ve beklentilerini aktarmasını, dillendirmesini ister. Kadın ise ben aslında dilimle olmasa da bakışımla, duruşumla, dokunuşumla aktarıyorum der. Yani önemli olan nokta anlaşılabilir ve anlayabilir olmaktır. Belkide bilinmesi gereken önemli nokta; açık ve net şekilde ifade etmediğimiz bir şeyi asla karşı taraftan talep etme hakkımız olmadığıdır.

    Fakat bizim toplumumuzda bu çok mümkün değildir. Daha çocukluk yıllarından itibaren erkek çocukları ve kız çocukları toplumda kadına ve erkeğe biçilen rolleri gözlemleyerek büyütülürler. En önemli modeller de en yakınımızda ki anne ve babamızdır. Genelde gözlemlediğimiz ve sıklıkla karşımıza çıkan baba modeli evin ihtiyaçlarını karşılayan (maddi), vurdumduymaz, annenin ve çocukların duygusal ihtiyaçlarını okumakta zorlanan ve okuyabilmek için çok da çaba sarfetmeyen babadır. Ancak baba da böyle büyütülmüş olduğundan, olması gerekeni sanki buymuşcasına ve sanki başka bir davranış şekli ve olasılığı yokmuşcasına davranır sıklıkla. Haksızlık etmeyeyim baba yani erkek duygusal ip uçlarını okuyamasa da çözüm odaklıdır. Soruna odaklanır ve mutlaka bir çözüm üretir. Kadın ise sıklıkla çok sesi yükselmeyen, içten içe duygularını yaşamayı öğrenen, bakım verme odaklı bir hal alır geleneksel yapıda ki çiftlerde.

    Günümüzde durum kadının iş hayatına girmesi ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle bir nebze değişmiş olsa da hepimizin şemalarında az önce bahsettiğim ana baba modelleri bir yerlerde yer etmiştir. Her ne kadar aksi iddia edilse de kadınlar çok da karmaşık varlıklar değildir aslında. Hatta bazen bizim bir takım durumları karmaşık hale getirdiğimizi düşünmüyor değilim. Erkekler kadınlara nazaran daha açık sözlülerdir ve isteklerini net ve düz bir biçimde ifade ederler. Kadınlar ise biraz kibarlık, bir kaç yürek okşayıcı söz beklerler. Günümüzde genç erkekler biraz bu durumu anlamış fakat bu defa da isteklerine ulaşabilmek için kadınların duygularına saygı göstermeyi becerememişlerdir. Sonra kadınlar  ama çok sevdiğini söylüyordu, ama sensiz yapamam diyordu, ama çok güzelsin diyordu ne oldu da bu kadar kısa sürede başkasına gitti? Ne çabuk sevgisi bitti? gibi sorularla uğraşırlar. Halbuki erkek isteği doğrultusunda kadının isteklerini yerine getirmiş, istediği ölçüde sıkılana ya da daha iyisini bulana kadar bunu sürdürmüş, hatta belki de yukarıda bahsettiğim gibi kadının duygularını ifade etmemesinden ve sen anlayıver tavrından sıkılmış ve sonra sabırsız olan erkek çekip gitmiştir.

    Ne erkeklere lafım ne de kadınlara aslında sadece bize biçilen rollere ve bizim yani biraz farkındalığı olanların ilişkiyi yönetiş biçimlerine. Sanırım varoluştan bu yana bitmeyen kadın erkek arasında ki bu karmaşa bir ömür de bitmeyecek. Erkekler sizlere söyleyebileceğim şey, belki de bazılarınızın bu güne kadar hiç yapmadığı bir şey; kadınların gözünden bakmaya çalışmayı deneyin, belki biraz anlayabilirsiniz kadınları ve lütfen onları arkadaşlarınızın sevgilileriyle, eşleriyle hatta annenizle ve hatta kendi anneleriyle kıyaslamayın. Bir kadın kıyaslanmaktan nefret eder hatta hiç bir insan kıyaslanmaktan hoşlanmaz.

    Ve kadınlar neden böyle oluyor, neden hep beni buluyor sorularını bir kenara bırakın ve biraz geçmiş ilişkilerinizi ve en önemlisi kendi seçimlerinizi sorgulayın mutlaka bir şeyler bulup daha mutlu olacağınız erkekler bulacaksınızdır. Fakat hem erkekler hem kadınlar seçimlerinizin yanlış olduğunu düşünüyor fakat aynı yanlış seçimleri tekrarlıyor iseniz size en yakın bir uzmandan destek alınız.

    Sevgili kadınlar ve erkekler; umarım çok iyi arkadaş olmayı başarabildiğiniz ve sonrasında en güzel sevip mümkün olduğunca az sıkıldığınız (hiç sıkılmamak mümkün değil çünkü) bir partnerle ve bir ömür mutlu kalın.

  • Çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

    İnsanlık tarihi boyunca haşarı çocuklar, sorumsuz, söz dinlemeyen çocuk ve gençler hep gündemde olmuştur. Uslu çocuklarla kıyaslanmışlardır. Çeşitli milletler kendilerince çözüm bulmaya çalışmış; bazen şiddetle, bazen hareketli görevler vererek, nasihatlerle bu çocuklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Edebiyatta da bu konu çok işlenmiştir.

    Zaman içinde bu çocukların büyüdüğünde de bazı sorunlar yaşadığı farkedildi. Çabuk sıkılma, tembellik, sorumluluk alamama gibi… İnsanlığın aydınlanma süreci sonrası ve eğitimin gittikçe önemini arttırmasıyla çocuklarda olan bu sorun, okul hayatına da girmeye başladı. Daha önce herkesin okula gitmediği dönemlerde hiperaktif çocuklar sadece kendi köyünde evinde sorunlar yaratırken, uzun süreli dikkat verilmesi gereken okulların oluşmasıyla bir okul sorunu haline geldi. Bu nedenle son yüzyılda artık bir bozukluk olduğuna bilim çevresi karar vererek sorunu çözmek için araştırmalara başladılar.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri genel olarak nelerdir: Ülkemizde artık halkımızın eğitime ilgisi artmıştır. Anne babalar çocuklarını okutup iyi ve kendilerine yeterli bireyler olmaları için maddi manevi bütün güçlerini harcamaktadırlar. Böyle bir ortamda eğitim çok önemli hale gelmiştir. Tabiki ardından bilgi kirliliğide bunu takip etmiştir. Bu durumdan dolayı hareketli ve ya dikkat problemi olan çocukların ayırt edilmesi çok önemli olmuştur, çünkü dikkat eksikliği yapan başka hastalıklar vardır. Örneğin; depresyon, günlük yaşam problemleri, okul uyumsuzlukları , çekingenlik , özgüven eksiklikleri, öğrenme bozuklukları , zeka problemleri ,travma, otizm gibi…

    Okuldan başlamadan önce de bebeklikten beri hiperaktif çocuklar çok hareketlidir ve anne çağırsa bile dikkatini verip anneye cevap vermezler. Yerlerinde duramazlar. Genelde bu çocuklar, uzun süre bir şeyle uğraşamazlar oyun oynarken bile oyundan oyuna atlarlar. Arkadaşlarıyla oyunu başlayıp bitiremez ve oyunu bozarlar.

    Çabuk sıkılma en büyük özellikleridir. Arkadaşlarına vurabilir, çabuk öfkelenebilirler. Kuralları sevmez ve uyamazlar. Anne babanın kurallarına karşı isyankardırlar. Bu sıkıntılar bazen anne babanın kurallar konusunda çok esnek olmasından da kaynaklanabilir. Özellikle tek çocuk , ailenin tek torunu olunca aşırı ödün vermekten bu çocuklar kural tanımaz olabilir. hiperaktiviteden farkı bu çocuklar genelde evde problemlidir. Okul kurallarına bir süre sonra uyabilir. Çünkü öğretmene nazı geçmeyeceğini bilirler.

    Okul çağına gelince Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda en sıkıntılı dönem başlar. Çünkü bu yaşa kadar ailenin toleransıyla çocuk idare edilebilir. Okul çağında artık kurallı bir ortam olan okulda kurallara uyması gerekir ve sorumlulukları, dersleri olacaktır ki hiperaktif çocukların en fazla sıkıntı yaşadığı konulardır.

    Günümüzde gerçi özellikle büyük şehirlerde üç yaşından sonra kreş ana okuları na giden çocuklarda bu sorunlar erken göze batmaya başlar.

    Genelde kliniklere gelen vakalarda ilkokulun ilk üç senesinde sınıfta yerinde oturtulamayan, devamlı kıpır kıpır, yere bir şeyler düşürüp alan, devamlı kalkıp kalemini açan , sıkıldıkça arkadaşlarını dürten , ders sırsında konuşan, derste alakasız şeyler anlatan çocuklardır. Doğal olarak okuma yazma sırasında da geriden gelirler. Harfleri yanlış yazar, okurken kelimelerin sonlarını uydurur. Kısa sure ders çalıştırmak bile zordur. Beş on dakikalık ödev için ailelerin saatlerce çocuğu ikna etmeye çalıştıkları görülür. Anne baba çocuk ve öğretmen için çok zor bir süreçtir. Yemek yerken bile masada zor otururlar.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaşayan çocukların anne ve babalarına çocuklarının problemlerini söylemek öğretmen için de çok zordur. Özellikle özel okullarda okuyan çocuklarda ailelerin beklentilerinin yüksek olmasından dolayı, okul içinde bu problemin çözülmesi beklenir. Öğretmenler de zor durumda kalır, çünkü bu problem tıbbi tedavi olmadan çözülecek bir durum değildir.

    Beyinde ki dikkatle ilişkili bölgelerin bir bozukluğudur ve medikal tedavi şarttır. Ne kadar erken tedavi edilirse tedavi etkinliği o kadar yüksektir.

    Genelde öğretmenler bu durumu aileye anlatınca aileler öğretmeni ve eğitim sistemini suçlama eğilimi gösterirler. Kendileri problemi fark etmiş olsa bile başka kişilerden bunu duymak hoşlarına gitmez. O yüzden ailelere bilimsel gerçeklerle durumu anlatmakta büyük fayda vardır. Bunun bir yaramazlık olmadığını, çocuğun elinde olmayan bir durum olduğunu belirtmeliyiz. Ayrıca bu çocuklarda zeka problemi olmadığını bunun sadece dikkatle ilişkili olduğunu söylemeliyiz.

    Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu erkek çocuklarda dört kat daha fazladır. Aynı ailede dikkat problemi olan kişiler varsa risk çocukta artar. Genelde dikkat eksikliği olan kız çocukları çok gözden kaçar, çünkü hareketlilik kız çocuklarında bir nebze azdır ve sınıf düzenini çok fazla bozmazlar. Bu nedenle öğretmenler hemen farketmezler. Kızlarda genelde sırada kıpır kıpırlık ve başka şeylerle meşgul olma, defterine bir şeyler çizme, resim yapma gibi ders harici uğraşlar olur. Ayrıca derste dalıp gitmeler hayal kurmalar olabilir. Yine yazarken okurken dikkatsizce hatalar olabilir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar sınıfta en çok sıkılan çocuklardır. Zil çalınca sınıftan ilk önce onlar fırlar. Arada derste “öf püf” dediklerini duyabilirsiniz. arkadaşlarınında derste kendileriyle konuşmasını isterler. Başkaları derste bir şeyler yazarken onlar çok sıkılırlar. Bazen öğretmenlerin ceza olsun diye sınıf dışın çıkma cezası vermesi onlar için ödül gibidir. Zaten sıkılan çocuk dışarı çıkabilmiştir. Bazen bunu farkeden çocuk öğretmen kendini dersten atsın diye yaramazlık yapabilir.

    Bu çocuklarda görülen göz teması azlığı dikkatini size verememesindendir. Otizm gibi hastalıklarda olduğu üzere, hastalıktan kaynaklanan göz temassızlığı gibi değildir. Çocuk sıkıldığından sizi dinlemek istemez. Ama ilgisini çeken bir konuda sizi göz teması kurarak dinleyebilir. Devamlı başka şeyler düşündüğünden karşıdakini dinleyemez kafasında ki düşünceye yoğunlaşmaya çalışır.

    Tedavide muhakkak doktora götürmek gerekir. Doktor dışında okul, aile ve tedavi ekibinin beraber çalışması gerekir. İlk önce doktorun aile, öğretmen ve okulu bilgilendirme görevi vardır. Hastalığın nasıl bir hastalık olduğunu öğretmelidir. Böylece çocuğun elinde olmayarak yaptığı davranışları anlayışla karşılayabileceklerdir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların hepsi farklı kişiliklerdir. Hepsinin birbirinden farklı olan özellikleri vardır. Her çocukta ayrı ayrı problem davranışları tespit edip kişiye özel tedavi planlanmalıdır.

    Tedavinin ilk aşaması aile ve öğretmeni bilgilendirme dedik.

    İkinci aşamada çocuğun yaşına göre kendini hastalığı hakkında bilinçlendirerek davranışçı tedavilere başlanır. Bu bir terapi sürecidir aynı zamanda. Bilinçlendirme ardından davranış düzeltmeye geçilir. Çocuktan alınan geri bildirimlerle davranışlarını kontrolü konusunda aşama kaydetmesi sağlanır. Arkadaş ilişkileri, ders takibi, sokaktaki problemli davranışları tek tek çalışılmalıdır. Bu çocuklar genellikle ne konuda ve neden eleştirildiklerini anlamazlar bu da onların depresif olmasına neden olur. Bütün bu tedaviler ve eğitim yavaş ilerlemelidir. Bu esnada dikkat tedavileri dediğimiz çeşitli terapi yöntemleride kullanılabilir.

    Bu hastalığın beyinden kaynaklanan kimyasal nedenleri olduğu için çocuğun ihtiyacı olan ilaçlarında aşamalı başlaması gerekir. Bu tedaviyi hızlandıracaktır. Ayrıca ilerde bu hastalıktan doğan komplikasyon dediğimiz yeni hastalıkları engelleyecektir.

    Bu problemler okul başarısızlığından tutunda ergenlikte meydana gelen davranış sorunları, madde kullanımı , tembellik hali, hiçbir iş yapmamama isteği, arkadaş ilişkilerine problemler, toplumsal sorunlar ve suç işlemeye kadar gidebilir.

    Bu hastalığı olan bireyler ilerde iş ve sosyal hayatlarında başarısız olan bireylerdir. Evlilikleri, iş yaşamları sorunlu olabilir.

    Anlaşılacağı üzere erken teşhis Dikkat Eksikliğinde çok önemlidir Buda iyi bir gözlemden geçer. Bu nedenle toplumu bu konuda bilgilendirme önemlidir. Şüphelenilen çocuklar psikolojik muayeneden geçirilip bu konuda varsa problem tedavi edilmelidir. Bu hem çocuğun hayat kalitesini düzeltecek hem de anne babanın çocukla olan sorunlarını azaltacaktır.

  • Belirsizlikten Nefret Ediyorum

    Belirsizlikten Nefret Ediyorum

    Bu cümleyi sürekli kuruyorsun, çünkü içindeki dalgaları durduramıyorsun ve her şeyi kontrol altına almak istiyorsun. Hayatında ya siyah ya beyaz olsun istiyorsun, gri renge tahammülün yok.

    Haksız da değilsin, çünkü beynimizi en çok yoran şeylerden birisi de belirsizliktir. Beyin net bilgiler ister.Fakat öte yandan da belirsizlik birlikte yaşamaya mecbur olduğumuz evrensel bir gerçeklik. Bir gün mutlaka öleceğimiz gerçeği dışında geleceğimiz ile ilgili başka neyden gözümüz kapalı emin olabiliriz?

    Peki bu belirsizlik duygusunun verdiği rahatsızlıkla nasıl başa çıkacaksın?

    Bazen belirsizlik yaşayabileceğin gerçeğini beynine aşağıdaki cümleleri tekrar ederek öğreteceksin;

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum ve onaylıyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum, onaylıyorum ve seviyorum.

    • Belirsiz hissettiğim durumlarda başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum!

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini istiyorum.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesine karar verdim.

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesine tercih ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini sevmesem bile kabul ediyorum.

    • Bazen belirsizlik yaşayabileceğim gerçekliğini kabul ediyorum, onaylıyorum ve seviyorum.

    • Belirsiz hissettiğim durumlarda  iyi şeyler de yaşayabilirim kötü şeylerde, ben iyi şeyler yaşamayı tercih ediyorum!

    • Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini tercih ediyorum.

    Başıma iyi şeyler de gelebilir kötü şeylerde, ben iyi şeylerin gelmesini istiyorum.

  • Şehirli gençler

    Şehirli gençler; gelişen teknoloji, erken yaşta cinsel ilişki, uyuşturucu, internetten dünyaya açılma, fazla özgürlük ve bunun getirdiği yalnızlık, gençler bu ikilemler arasında şehirde bir savaş veriyorlar.

    Bu çelişkiler arasında aileler çocuklarını nasıl yetiştirecekleri konusunda endişe içindeler. Önceden çocukken olan hakimiyetleri ergenlik yaşında artık yavaş yavaş kaybolmakta çevresel etkilerin baskısı gitgide artmaktadır. Anne babanın öğretileri çevre ve internet bilgileriyle gitgide inandırıcılığını yitirmekte. Bu duruma çözüm bulmakta aile için çok zor.

    Aileler ipleri ellerinde tutmak istiyorlar fakat yapamıyorlar. Anne babaların kendi yetiştikleri çevrede mutlak bir aile ve mahalle hakimiyeti varken günümüzde bu neredeyse imkansız durumdadır. Eskiye göre gençler daha cesaretli ve her şeyi denemek istiyorlar.

    Ailelerin en büyük yanılgısı gençleri korkutarak kendilerince zararlı alışkanlıklardan uzak tutmaya çalışmaktır. Gençler çevre ve internetten edindikleri bilgilerle bu korkularını kolaylıkla aşmaktadırlar. Bunun sonucu olarak aileler inandırıcılığını kaybetmektedir. Yani gençler artık içeceğine ilaç koyarlar deyince çok korkmamaktalar.

    Peki aile ne yapması gerekir. Gençlerle normal insanlar gibi hiçbir şeyi saklamadan konuşmalıdır. Olayın risklerini gencin fikirlerini alarak konuşmalıdır. Gençler bu tür maddelerin tehlikelerini bile bile kullanırlar. Bu yüzden korkutmak çok işe yaramaz. Genel olarak korumacı değil kendi sorumluluklarını kendine verdiğimiz, fikirlerine değer verilen çocuklar, genç yaşlarda çok sorun yaşamazlar. Madde kullanımı konusunda da kendini korumayı bilecektir. Tabi çeşitli psikiyatrik hastalıklarda hastalığın tedavisini de yapmak gerekir.

    Geleneksel ailelerde yetişmiş gençler farklı çevrelerde daha modern ailelerin gençleriyle karşılaşınca bu etkileşimden doğan sorunlar yaşayabilir. En bariz örneği geleneksel bir aileden genç bir kızın sevgilisi olması hoş karşılanmaz, ailesi tarafından bu konuda baskı görür.. Bazen özgürlükleri kısıtlanır , bu yüzden okuldan alınan gençler bile olur.

    Daha modern ailelerde bu sorun olarak yaşanmayabilir. Bu kültürel geçiş döneminde ailelerin eli kolu bağlıdır. Gençlere verilen kötü arkadaş öğütleri çok işe yaramaz aksine daha fazla arkadaşlarına bağlanırlar. Bu sorunlar sadece bizim ülkemize özgü değil bütün şehirleşen toplumların özelliğidir. Şehirlerin büyümesi ile ailelerin gençler üzerindeki otoritesi azalmaya başlamış. Gençler daha dik kafalı olmuşlardır. Buda aileleri daha endişeli hale getirmiştir.

    Şehirler büyüdükçe gençleri kontrol etmek zorlaşmıştır. Aileler çocukluk dönemlerinde ilerinin gençlerini çeşitli hobilere , olumlu alışkanlıklara, spora yönlendirmelidir. Ergenlik döneminin getirdiği boşluk ve kimlik arayışını bunlarla doldurması sağlanabilir. Anne babanın artık ergene bir çocuk gibi değil, bir birey gibi davranması gerekir.

    Ergenlik döneminde gençler radikal fikirlere kayabilir. Buda tamiri imkansız problemlere neden olabilir. Tahmin edilebileceği gibi kişilikleri oluşurken bu radikal örgüt ve düşünceler kişiliklerinde ki boşlukları dolduracaktır. Dünyanın çeşitli yerlerinde aşırı radikal örgütlerin eleman topladığı ülkelere bakarsak gençlerinin hep arayış içinde olduğunu görürsünüz.

    Bu örgütlerdeki gençler bireyselleşememiş kişilerdir, bu eksiklerini bir örgütün altında daha ulu değerler için mücadele ederek kapatmaya çalışırlar.

    Yeni şehirli aile modelinde köyde kasabada olan geniş aile modelleri yoktur artık. Anne baba bir nevi yalnızdır. Bu nedenle toplumun eğitim ve öğretim mekanizmaları çalışması gerekir. Özellikle anne baba eğitimleri devletin yapması gereken bir görev olmalıdır. Okulların artık öğretim dışında çocukların eğitiminden de sorumlu olmalıdırlar. Bizim ülkemizde okullar ne yazık ki bu konuda kendilerini çok sorumlu hissetmezler. Aileler ve okullar çocukların okul başarısına kitlenmiş dururdadırlar. Okullarda psikolojik problem ya da uyumsuzluk yaşayan gençleri tespit etmek için güçlü rehberlik servisleri şarttır. Ayrıca öğretmenler bu konularda devamlı mesleki eğitim görmeleri gerekir.

    İyi bir toplum iyi yetiştirilmiş gençlerden geçer. Bu nedenle gençlerin yetiştirilmesi bütün toplumun ortak görevi olduğu bilinmesi gerekir. İlerdeki toplumsal sorunları önlemenin en kolay yoludur.