Yazar: C8H

  • İstismar Çağı

    İstismar Çağı

    Hangi çağda mıyız? İstismar çağındayız. Sevginin, aşkın, bilginin, toplumsal ve tinsel bütün değerlerin sınırsızca istismar edildiği bir dönemdeyiz. İnsana ait, insanla ilgili olan her ne varsa tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar istismar edilmekte, sömürülmekte. İnsanlık tarihinin geçmiş dönemlerinde de kadın, çocuk, aile, emek, siyaset, ahlak, din, hep istismar edildi. Ama hiçbir zaman günümüzde olduğu ölçüde acımasızca istismar edilmemişlerdir. Öyle ki istismarın istismar edildiği bir dönem yaşıyoruz. Her türlü istismar o kadar manipüle edilmekteki; psikolojik, fiziksel veya cinsel istismara (şiddete) uğrayan kişinin ya da hayvanların yaşadıkları acı ve içsel yıkımla gerçekten ilgili değiliz.

    İstismar ve şiddet vakalarını, en iyimser ihtimalle çok yüzeysel boyutlarda ya da sonuçları üzerinden tartışıyoruz. Keşke bununla sınırlı kalsa! Ne yazık ki istismar vakaları toplumun farklı cephelerindeki insanlar tarafından ideolojik bir zeminde tartışılır olabiliyor. Cephe diyorum çünkü; yaşanan ayrışma ve kamplaşmalar artık cepheler oluşturmuş durumda ve insanlar buradan birbirlerine ateş ediyor. İstismar gibi can yakıcı bir konuda bile akıl ve vicdanlarımızı rafa kaldırıp ”ist” ler ve “izm” leri karıştırmadan konuşamıyoruz. Samimiyetimizi kaybettik.

    İşin daha kötüsü, baskı altına alınmış karanlık yönlerimiz hortladı ve öldürücü bir cinnet içine girdi. Dedikodulara, iddialara ve haberlere baktığımızda, geleneksel din ve ahlakın engellemeye çalıştığı tüm şeytani dürtülerimiz zincirlerinden kurtulmuş haldeler. Toplumumuzun azımsanmayacak bir bölümünün hedonizm (zevk ilkesi) yönelimli yaşadığını söylemek mümkün. Tecavüzler, ensest, kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, okul ve yurtlardaki pedofili olayları toplumsal hayatı tehdit edecek boyutlara ulaşmış durumda. İstatistiklere bakıldığında evliliğin en çok şiddet içeren kurumlardan biri olmanın eşiğinde olduğunu görüyoruz.

    Ülkemizde özellikle son on yılda kadınların, çocukların ve hayvanların maruz kaldıkları istismar ve şiddet büyük bir oranda artış göstermiştir. Şiddet konusunda sayılar vahametini koruyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu‘nun verilerine göre 2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandıSon 10 yılda 4 bin 500 kadınımız öldürüldü.  

    İnsanların birlikte yaşadıkları kişiye davranış biçimleri, ilişkilerimizin yaşandığı kültürel ortamdan ayrılamaz. İstismarın kültürümüzde merkezi bir konuma geldiğini söylemek hiç de zor değil artık. Bilinç düzeyinde ve toplumda istismarın yaygınlaşması sevgi ve iktidar arasındaki ilişki hakkındaki düşüncelerimizi temelden değiştiriyor. Cinsel istismarın artması ve yaygınlaşıp görünür hale gelmesi korku ya da öfke gibi insanı katılaştırıp geri püskürten duyguları artırıyor. İnsani ve duygusal taraflarımızı yok ediyor. Aşk ve cinsellikle ilgili sorunları olan bir toplum olarak daha sorunlu hale geliyoruz. Aşk ve cinselliği bünyeye zararlı şeylermiş gibi ele alıp tartışıyoruz. En derin anlamı itibariyle romantik aşk, uğruna ölmeye değer bir şeydi. İstismar ise en kötü yönüyle, aşkı ve cinselliği, uğruna öldürmeye değer bir şey haline getiriyor.

    Toplumdaki her türlü şiddet artışı gibi cinsel şiddet bastırılmış duyguları değil bir çöküşü temsil eder ve giderek yaygınlaşması denetimin giderek kaybolduğunun göstergesidir. Edebiyat ve toplum eleştirmeni Irwing Howe “uygarlık krizi” adını verdiği, çoğunlukla kültürel ya da psikolojik kökenli toplumsal sorunla, esas olarak kurumsal düzenlemelerden kaynaklanan daha yaygın toplumsal krizler arasında önemli bir ayırım yapar. Howe’a göre “toplumsal kriz, toplumun işleyişinde bir çöküş olduğunu gösterir: yoksullukları beslemekte, içindeki gruplar arası çatışmaları çözmekte başarısızdır, ülkeyi sonsuz bir savaşa sürükler” dolayısıyla, ekonomik ve politik reform gerektirir. Ama “uygarlık krizi ekonominin işleyişinden ya da toplumsal düzenlemelerin doğruluğundan çok, değerlerin, yani insanların davranışlarını düzenlemekte temel aldığı söze dökülmemiş ama köklü varsayımların iletilmesiyle ilgilidir.” Howe dolaysıyla şu sonuca varmaktadır: “Genellikle toplumsal kriz politik mücadeleyle, uygarlık krizi ise davranış tutarsızlığıyla ifade edilir.”

    Davranış tutarsızlığı”  Türkiye’nin şu anki durumu için çok yerinde bir kavram. Birbirimize temel bir saygı duymamızı sağlayan tüm toplumsal, siyasal ve tinsel değer ve fikirler bizi terk etmiş gibi görünüyor; daha doğrusu giderek biz onları terk ediyoruz. Uygarlık mefkûrelerimizin, ideal tolum öğretilerimizin üzerinde tepiniyoruz. Diğer bir insanın varlığına karşı göstermemiz gereken temel saygıyı yitirdik. Türkiye artık her düzeyde fiziksel ve cinsel şiddete açık bir toplum haline geldi. İstismarı ve şiddeti açığa çıkarmaya eskisine oranla çok daha istekliyiz, görünenden çok daha fazla gerçek istismar ve şiddet olduğunda da hem fikiriz. Ancak düşünce ve fikir zengini ama eylem yoksunu bir toplum olarak devam eden şiddeti ve istismarı seyretmekteyiz. 

    İlgisiz bir topluma dönüştük. İlgisiz derken, yalnızca birbirimizi görmediğimizi değil, birbirimizle ilgilenmediğimizi de söylemek istiyorum. Kökeninde diğerinin varlığına karşı ilgisizlik olarak tanımlanabilecek bir zihniyet değişimi söz konusu olan bir toplum için korkunç bir durum olsa gerek. Birbirimizin yaşamlarına karşı daha önceleri eşi görülmemiş derecede ilgisiziz, her birimiz diğerini doğal malımız ya da hakkımız gibi görmeye çok hazırız. Diğerinin haklarını ihlal etmek, sürekli soluduğumuz kirli havanın bir parçası haline geldi. Bu hava kirliliği artık doğal olanın yerini aldığı için, yaşanan bütün hak ihlalleri ve hukuksuzluklar giderek sıradanlaşıyor. Cinsel isteklerimizden tutun başka birisinin İphone marka telefonuna sahip olmaya kadar neredeyse tüm isteklerimizin karşılanmasında birbirimizi yok etme yeteneğimiz çok yüksek. 

    Ortak iyi ve ortak kötülerimizin yok olduğu dönem. Hepimizin iyi, doğru, güzel hakkında düşünceleri vardır. Bunun nereden geldiğini de tartışmamıza gerek yok. Her birimizin hikâyesi, deneyimleri ve alışkanlıkları birbirinden farklı. Çok farklı noktalardan gelmemize rağmen ortak iyilerimiz ve ortak kötülerimiz hep vardı. Ancak giderek ortak iyilerimizin ve ortak kötülerimizin yok olduğu bir dönemi yaşıyoruz. 

    Evet, Türkiye tam bir “davranış tutarsızlığı” manzumesi yaşamakta. Türkiye ne ekonomik ne de toplumsal bir kriz yaşamakta Türkiye toplumu bir “uygarlık krizinin” eşiğinde durmakta… Ötekinin varlığına olan saygımızı ve samimiyetimizi kaybettik.

  • Okul başlarken

    İnsan hayatında çok önemli dönüm noktaları vardır. Okula başlama, evlenme, askere gitme, işe başlama gibi. Bu dönemler özellikle kaygılı insanlar için zor geçebilir. Erişkin insanlara sorarsanız bu dönüm noktalarıyla ilgili çeşitli anıları vardır. Bazıların ki kötü anılardır. Eskiden anaokulu, kreş gibi sistemler az olduğu için okula başlama sorunu daha fazla yaşanırdı. Ama son dönemlerde okula alışmayı sağlayan anaokulları çocukların uyumunu kolaylaştırıyor. Yine de bazı çocuklar anaokulunda ki oyun ortamından çıkıp düzenli, kurallı sınıflara uyum sağlamakta zorlanıyor. Özellikle dikkat sorunu yaşayan, öğrenme sorunları olan çocuklar için bu süreç daha zor geçer. Okulda ders boyunca oturması gereken çocuk sıkılıp isyan etmeye başlayabilir. Öğrenmede de diğer çocuklardan geri kalırsa motivasyonu kırılır.

    Bütün bu sıkıntıların olmaması için anne-baba ve öğretmenlerin uyanık olması gerekir. Çocuğun yaşadığı problemleri anında tespit edip düzeltilmesi gerekir.

    Ayrıca tercihen okuldan önce her çocuğu psikolojik bir taramadan geçirilmesi önerilmektedir. Bu çocuktaki dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, okul fobisi, kaygı bozukluğu v.b. gibi psikolojik sorunların erken tespit edilmesini sağlayacaktır. Böylelikle çocuğun yaşayacağı sorunları erken tespit edip düzeltebiliriz.

    Bazen ufak bir sorunla başlayan sıkıntılar artarak çocuğun okula devam etmemesine kadar giden problemlere neden olabilir. Bu genelde gözden kaçan ufak tefek ayrıntılardan ortaya çıkar. Bu nedenle öğretmenlerin okulda görülebilecek psikolojik hastalıklar için eğitilmesi önemlidir. Okula yeni başlayacak çocuğu olan anne babalar da kısa sürelide olsa bir eğitimden geçirilmesi faydalı olacaktır.

    Çocuklarımız için zor olan okula başlama dönemin de hastalıkların erken tanılanması çocuğun okul uyumunu kolaylaştıracaktır.

  • Çift Terapisi Nedir?

    Çift Terapisi Nedir?

    Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.

    Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?

    Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.

     Çiftlerin yaşadığı çatışmaları buna bağlı olarak yaşadıkları duygu durumlarıyla çalısarak terapistler müdahallerde bulunurlar.

    Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;

    Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.

    İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.

    Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.

    Çift Terapilerinin Özellikleri Nelerdir ?

    Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.

    Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.

    Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.

    Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.

    Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır.

    Evlilik ve çift terapisi, çiftlerle çalışan klinik anlamda bu alanda çoğunlukla yüksek lisans veya eğitim almış psikologlar tarafından gerçekleştirilen bir terapi sürecidir.Çift terapisinde süreç çiftlerle başlar ve bazen bireysel anlamda seanslar devam eder.Süreç sonlanana kadar çiftler bireysel görüşme olsa bile , seans sürecine birlikte gelirler. Her çift terapisinin gündemi farklı olsada ortalama 10- 12 seans sürecini kapsar.

    Peki Evlilik ve Çift Terapisinin amacı nedir?

    Günümüzde çift terapileri yaygın olsada , bireyler evliliklerinde yada ilişkilerinde en zorlu aşamaya geldiklerinde, sorunlarını çözmek için en son başvuru olarak çift terapistlerini seçerler.Bu durum çiftlerde biran önce sorunun çözüme kavuşmasını ve sorunlarının kökten halletme inancını geliştirir.Çok yıpranmış , kırılmışlıkların, üzülmüşlüklerin ardından seanslara gelen çiftlerin terapistlerden üst düzey bir performans sergilemelerini isterler.Aslında olması gereken ; çiftler problemlerini bu kadar üst düzeyde yaşamaya başlamadan önce bir  çift terapistine başvurmalı ve çözemedikleri sorunları terapötik bir süreçle birlikte çözmelilerdir.Acının ve ilişkinin girdabından kendini alamayan bireylerin soluk noktası çift terapistleri olurken sürecin bu hayli uzun soluklu olması çiftleri yorsada çözüme odaklı çift terapilerinin sonuçları genelde olumlu süre gelebilir.

    Çift terapistlerinin farklı yapılanmaları olsada aslında bu terapilerin vazgeçilmez unsurları vardır . Bunlar ;

    Spesifik problem üzerine odaklanmak ; Çiftlerin yaşadığı cinsel problemler, kıskançlıklar , aldatma konuları üzerine odaklanırlar.

    İlişki odaklı olmak ; Bireysel problemlerden ziyade çift terapilerinde öncelikli olan ilişkidir .Ve çift terapistleri ilişkiye zarar veren yıpratan unsurları kaldırmak için müdahalelerde bulunurlar.

    Hedefler üzerine çalışmak; Çift terapisine gelen çiftlerden alınan ön görüşmelere göre seanların hedefleri ve ne üzerine gündem oluşturacakları çiftlerle birlikte hazırlanır ve sürece hedeflerle devam edilir.

    Çift Terapilerinin Uygulanış Sebepleri Nelerdir ?

    • Çiftler arasında yaşanan sorunlar analiz edildikten sonra öncelikle çiftlerdeki iletişimle başlanarak , sağlıklı ve anlaşılabilir bir iletişim şekli kazandırılır. Bir çok sorunun yanlış iletişim şekli yada anlaşılamama durumu göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir iletişim kazandırmak süreci hızlandırmak için en iyi başlangıç noktasıdır.

    • Çiftler arasında ilişkilerdeki roller konuşularak; Karı- Koca , Anne-Baba farkındalıkları yaratılarak çiftler için küçük müdahalelerde bulunulabilir.Rol karmaşası çiftlerde en çok çocuklarının olduğu evrede yaşanır .Bu süreç anne ve baba adaptasyonunu sağlayamadıkları için tek bir rolde fazlaca kalmak ilişkileri zedeleyen uğrak noktalardandır.

    • Çiftlerde cinsel problemlerine yada daha sağlıklı bir cinsel yaşantıya itmek için seanlarda çiftlerin cinselliklerini anlamak ve yaşantılarını analiz etmek için seans konusu edilir.Evliklerde ve birlikteliklerde cinsel yaşantıyı hareketlendirmek bir çok çift terapistin yaptığı spesifik odaklanma tekniklerinden biridir.

    • Çift terapilerinde yine çok sık karşılanan Dış faktörlerin , çiftlere zarar vermemesi adına ilişkilerinde zarar veren faktörleri soyutlamaya başlarlar.

    • Ebeveylik içgüdüsüne alışamayan , bu durumda zoruluk çeken çiftlere aile sistemlerindeki roller için ödevler verilebilir.Ve bu durum sistematik olarak ileriki süreçleri de olumlu etkileyen müdahaleler arasındadır

  • Karşı olma karşı gelme bozukluğu

    Karşı olma karşı gelme bozukluğu

    Bu bozukluk davranım bozukluğunun hafif bir formu olarak kabul edilebilir. Bu bozukluğu gösteren çocuklarda öfkelenme, inatçılık, itiraz etme, erişkinlerle tartışma, kurallara uymayı reddetme,başkaların kasıtlı olarak rahatsız edecek davranışlarda bulunma, suçlayıcı bir tavır içinde bulunma, sık sık öfke nöbetleri geçirme görülebilir.

    Sıklıkla beraberinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu veya Davranım Bozukluğu görülebilir.

    Bozukluğun ortaya çıkışında sıklıkla sert, tutarsız disiplin uygulamaları, bakımverenin sık sık değişmesi,sınır koymama veya ihmal etkili olmaktadır.Bozukluk okul öncesi erkek çocuklarda daha fazla görülmektedir.

    Tedavide yapılması gereken varsa diğer bozuklukların tedavisi, anne babanın çocuk yetiştirme konusunda becerilerin artırmaya yönelik eğitimler, çocuğun bireysel desteklenmesi sayılabilir.

  • Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel terapi diğer terapi türlerine nazaran daha yapılandırılmış ve sistemik terapi yöntemidir.hiç bir kurama bağlı kalmadan sorunları bütüncül ve sistemik bir bakış açısıyla değerlendirir.Tecrübeye dayalı aynı zamanda semptomlarla ilgilidir.Seansların yapılandırılmış ve sistemik olması nedeniyle neredeyse sonuçları kanıtlanmış bir terapotik yöntem repertuarını kullanmaktadır. Terapistin hangi aşamada sürece nasıl müdahil olacağı büyük bir sürpriz olmadığı taktirde belirlidir.Seanslar ev ödevleri ve bu ev ödevlerinin nasıl yapılacağı ve sorunun dinamiklerini bütüncül açıdan algılama ve algılatmadan ibarettir.Bu çalışmaların terapi sürecinde büyük bir önemi vardır, yaşanılan cinsel işlev sorununun dinamiğini açığa çıkarmakta ve terapinin işlevselliğini mümkün kılmaktadır.

    Cinsel Terapi Seanslarında Ne Yapılıyor?

    Bir çok insan cinsel terapi esnasında ne yapıldığı ile ilgili endişeler yaşamaktadır. Terapi odasında yapılan tek şey konuşmaktır. Seansa tek başınıza da katılsanız, çift olarak da gitseniz, terapistiniz terapiye probleminizin detaylı bir değerlendirmesini yaparak başlayacaktır. Böylece hem siz hem de terapistiniz probleminizin sebebi fizyolojik mi, psikolojik mi yoksa her ikisi mi anlamış olacaktır.

    Eğer bir ilişkiniz varsa, ilişkiniz içerisindeki çözümlenememiş gerginlik ya da iletişim meselelerini keşfetme şansınız olacaktır. Genellikle bir kaç seans süren ve çiftlerin birbirlerine soru sormalarını da içeren değerlendirmeler tamamlandığında, terapist,siz ve partneriniz için oldukça keyifli ev ödevleri verecektir. Bu ödevler kişisel farkındalığınızın, cinsel bilgi ve becerilerinizin gelişmesine katkıda bulunacaktır.

    Aynı zamanda bedeninizi duyusal ve cinsel uyaranlara tepki vermek üzere tekrar programlayacak ve spesifik problemlerinizle baş etmenize yardıme edecektir. Cinsel terapi eğlenceli olmalıdır ve terapistler bunu asla unutmazlar. Bu durum sizi başta biraz utandırabilir ve hatta tuhaf hissetmenize sebep olabilir. Ancak cinsel problemlerin, cinsel hayatınızdan alıp götürdüğü tutkuyu ve cinsel oyunları tekrar hayatınıza geri getirmenize yardım etmek, terapistlerin görevidir. Herkesin mutlu bir cinsel hayatı hakettiğine inanmaktayız ve cinsel terapi bunu başarmanıza yardımcı olmak için vardır.

  • Otizm spektrum bozuklukları

    Otizm spektrum bozuklukları

    Otizm Spektrum Bozuklukları belirtileri erken çocukluk çağında başlayıp sosyal-iletişimsel alanda belirgin yetersizlikler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgi alanları ile seyreden bir bozukluktur.

    Çok büyük oranda genetik etmenlere bağlı ortaya çıkan bir bozukluktur.

    Belirtileri:

    Erken çocukluk döneminden itibaren

    Göz teması kurmaması,

    İsmi ile seslenildiğinde bakmama,

    Söylenilenleri duymuyor gibi olma,

    Parmağı ile işaret etmeme,

    Oyuncaklarla oynamayı bilmiyor ve akranlarına ve sosyal çevreye ilgisiz olma,

    Konuşmanın gecikmesi ya da olmaması,

    Sallanmak, dönmek ,çırpınmak gibi hareketleri olması

    Aşırı hareketli ve amaca yönelik olmayan hareketler,

    Asperger sendromu, yaygın gelişimsel bozukluk ,Rett sendromu ,Dezintegtratif bozukluk da bu spektrumda bulunabilen bozukluklardır.

    Tüm belirtilerin erken tanınıp fark edilmesi çok önemlidir. Tedavisi ise varsa tıbbi durumların tedavi edilmesi ve eğitimdir.

  • Boşanma ve Bağlanma

    Boşanma ve Bağlanma

    Boşanma süreci, ailedeki bireyleri hem boşanma aşamasında hem de ileriki dönemde etkileyecek bir durumdur. Günümüzde boşanma sonrasında özellikle kadınların maddi yetersizliklerden dolayı zor durumda kaldığı ayrıca ruhsal olarakta olumsuz olarak etkileceği düşünülmektedir. Yaşanan zorluklarla baş etmede önemli bir etkisi olan problem çözme becerisidir. Problem çözme konusunda yetersiz olan bireylerin ruhsal uyumsuzluk yaşadıkları görülmektedir ( Ergin, 2013; 37).

        Boşanmış kadınlarla yapılan çalışmada anne ve babasıyla güvensiz bağlanma yaşayan kadınların problem çözme ve boşanma sonrasındaki süreci daha zor atlatacağı düşünülmektedir. Literatüre bakıldığında kadınlarda psikolojik kontrol ve yalnızlık hissinin akrana duyulan güvenle ilişkili olduğu belirtilmiştir. Bu ilişkinin sadece kızlar için ifade edilmesi, daha ilişkisel bakmaları ve yakın ilişkiler kurmaya daha fazla eğilimli oldukları söylenebilir ( Buhrmester ve Furman, 1987; Rotenberg ve ark., 2002). Boşanmış kadınlarla yapılan çalışmada problem çözme becerisi konusunda dezavantajlı olacakları beklenmektedir. Literatüre bakıldığında benzer sonuçlar karşımıza çıkmaktadır. Boşanmış kadınların ruhsal sağlıkları ve problem çözme becerisi bakımından diğer kadınlardan daha dezavantajlı olduğu belirtilmektedir ( Polat,2012: 12).

    Bağlanma stilleri ile yapılan bir çalışmada; güvenli bağlananların daha az kaygı yaşadıkları, olumsuz duygulara daha kolay ulaşabildikleri ve hatırladıkları belirtilmiştir. Kaygılı-kararsız bağlanma stilinde olanların ise daha fazla kaygı ve duygulanım yaşadıkları, olumsuz duygulanımı bastıramadıkları ve kötü anılarının duygusal yükünü yaşadıkları belirtmiştir ( Sığırcı  2010) . Literatüre bakıldığında da bu çalışmalar desteklenmektedir. Kaygılı-kaçınan bağlanan bireylerin daha savunmacı ve kaygılı olduğu bildirilmiştir ( Mikulincer ve Orbach, 1995 akt. Sığırcı 2010 ). Bağlanma stillerinin kişiler arası mesafeye etkilerinin araştırıldı çalışmalarda; korkulu ve kaçınan bağlanma yaşayan bireylerin fiziksel yakınlıktan kaçındıkları ayrıca görüş alanına giren erkeklere tepkili oldukları, görüşme esnasında katılımcıların daha uzak yerlere oturmayı seçtikleri belirtilmiştir (Kaitz, Bar Haim ve Lehrer, 2004 akt. Sığırcı 2010). Yetişkin bağlanma biçimlerinin benlik saygısını etkilediği, güvenli bağlanma biçimine sahip olanların genel benlik saygılarının yüksek olduğu ve sosyal becerilerde diğer bağlanma stillerine göre daha başarılı oldukları bildirilmiştir ( Bylsma ve ark., 1997 akt. Sığırcı 2010)

    Evlilik konusunda bağlanma kuramı temelli çalışmalarda, geçmiş yaşantı ve ilişkiler ile evlilik ilişkisi ve doyumu üzerinde durulmaktadır. Bağlanma stilleri yakın ilişkilerinde bireyin gösterdiği davranışlarını, ilişkinin kalitesini, ilişkiden aldıkları doyumu etkilemektedir (Gonzaga,Keltner Londahl ve Smith,2001 akt. Sığırcı 2010) Güvenli bir yakınlık kurma biçimi daha yüksek evlilik doyumu ile ilişkilidir ( Furman ve Flanagan,1997 akt. Sığırcı 2010). Boşanmış çiftlerde yapılan bir çalışmada en fazla boşanma oranının her iki çiftinde güvensiz bağlandığı durumlarda olduğunu belirtmiştir ( Ertan,2002).

  • Karne sendromu atıldı mı?

    Şimdi tatil dönemi nasıl geçirilmeli?

    Türkiye çapında tüm çocuklar karnelerini aldı ve 3 ay sürecek yaz tatili dönemi başladı. Karne ile birlikte gelen sevinç, gurur ve bazen de üzüntü var. Önemli olan üzüntünün az ve geçici olması. Burada da görev her zaman olduğu gibi yine anne ve babalara düşüyor. Ebeveynler çocuklarını suçlamak yerine başarısızlık unsurlarını daha geniş açıdan ele almalı ve çocuklarını yapıcı şekilde yönlendirmeli.

    “Karne”nin çocuk ve ebeveynler üzerindeki etkileri

    İyi ve çok iyi gelen bir karne ile sevinmek ve gururlanmak ebeveynlerin ne kadar hakkı ise iyi gelmeyen bir karneden de bazı çıkarımlar yapmak gerekiyor. Acaba sorun çocukta ve çalışma gücünde mi? Okul ve öğretmen ile aile iletişiminden mi? Bunlar detaylı bir şekilde irdelenip nedenler tespit edilmeli ve sonucunda da gerçekçi çözümler getirmeli.

    Gerçekçi çözümler oluşturulurken çocuğun gelişimi, entelektüel (zihinsel) özellikleri, beğeni ve istekleri ile özel beceri alanlarının göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bunlar da hoşgörülü, özgür bir yaşam ortamında ortaya çıkar. Aynen hayatın kendisi gibi çocuklar ve gençler de çok renkli ve çeşitlidir. Her biri başlı başına bir değerdir. Bizim kültürümüzde çocuklarımız çok değerlidir ancak birey ve insan olarak kendine özgün oldukları çoğu kez unutuluyor.

    Kıyaslamanın getirdiği değersizlik hissi

    Karne aslında çocuk ya da ergenin değerlendirildiği bir belge. Değerlendirmede daha çok notlarla ya da en yeni şekli ile iyi – çok iyi şeklindeki derecelendirme ile çocuğun zihinsel yetileri, kişisel gelişimi ve beceri alanları değerlendiriliyor. İyi ya da çok iyi ile derecelendirilen alan bize çocuğun o alanlarda gerek donanımının gerekse de becerilerinin iyi olduğunu ifade ediyor. İyi olarak derecelendirilmeyen alanlar ise hem aile hem öğretmenler için üstünde daha çok durularak nedenlerinin araştırılması ve altta yatan nedene göre de çocuğun ileri eğitim ve öğretimi için hatta meslek seçimi için yönlendirilmesi gerekiyor.

    Yaşayan milyonlarca insanın hiçbiri diğerine benzemediği gibi her çocuğun da zihinsel kapasitesi, kişisel gelişim derecesi ve becerileri az ya da çok birbirinden farklıdır. Yani hepsinin her alanda aynı olması beklenemez. O halde özellikle ebeveynlerin sıklıkla yaptıkları “kıyaslama”nın yanlışlığı da aşikardır. Ayrıca bu yanlış çocuk üzerinde en hafifi ile değersizlik, suçluluk duygularına yol açar. Hiç kuşkusuz her anne-babanın en değerli varlığı çocuğudur ve o değerli varlığın ruh ve beden sağlığı da yine anne-babalar için en baştaki isteğidir. İşte bu gerçekten yola çıkarak çocuk ve ergenlerimizin ilk önce sağlıklı, mutlu ve sonra başarılı olmalarını dilemek, dilemenin ötesinde sağlamamız gerekiyor.

    Nasıl bir tatil?

    Tatilden anlaşılan da her aile için farklı olabiliyor. Bazıları için geniş aile büyüklerinin yanına gitmek, bazıları için sahile denize, yaylaya gitmek, bazıları için ise bir dost ağabeyin yanında çalışmak olabiliyor. Her türlü tatil çocuk ve ergen için özel deneyimler kazandırıyor.

    Genç ve çalışan anne-babaların senelik tatil izinleri çocukların uygun yaz tatilleri ile tam da uyuşmayabiliyor. Ancak bizim kültürümüzde geniş aileden yardım almak gibi özgün ve güzel örf ve adetlerimiz var. Bu çocuk ve ergen için de kaçınılmaz bir fırsat oluyor. Rutin yaşamın dışında akrabalarla farklı bir zaman dilimi ve yaşam geçirmek gerek bireysel gerekse de sosyal gelişimine umulmadık olumlu katkılar sağlıyor.

  • Çocukluk Deneyimlerinde Sıkışıp Kalma

    Çocukluk Deneyimlerinde Sıkışıp Kalma

    Bireysel terapi ihtiyacı duyan bireyler genellikle güncel sorunlarla baş edememe şikayetleri ile terapistlere başvurur. Terapi süreci var olan problemlerin yanı sıra bu problemlerin temel nedenlerine inerek bireyin kendiyle ilgili olumsuz inancına odaklanır. Özellikle çocukluk travmaları olan danışanların duygusal tepkilerde kilitli kaldıkları görülmektedir.

    Birçok çocukluk deneyimi bireyin kendini yetersiz, güçsüz, başarısız ve yalnız hissetmesine neden olur. Çocukluk döneminden getirdiğimiz olumsuz inancımız yetişkinlerin günlük hayatta karşılaştığı problemlerin temelini oluşturmaktadır. Güncel sorunlara odaklanılması sadece anlık rahatlık vermekle birlikte benzer sorunların ortaya çıkması durumunda tekrar tetiklenmektedir.

    Peki çocukluk travması olan bireyler ne yapmalıdır?

    Travmaları iyileştirmek için birçok farklı teknik kullanılmaktadır. Var olan travmalarla çalışmak yanlış ve eksik kodlanmış olan düşüncelerin iyileştirilmesine yardımcı olmakla beraber kimi zamanda bu travmanın kabul edilmesi ve işlenmesine olanak sağlar. Travmanın çalışılması danışanın günlük hayatını, duygu durumunu, problem çözme becerilerini, seçimlerini kısacası hayatta varoluşunu etkilemektedir. Yaşanılan travmalar alınan terapi sürecinde iyileştirilir. Terapi süreci danışan ve terapistin uyumu ile birlikte belirlenmiş plan çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.

    Psikolojik destek almaya karar verdim ancak nasıl anlatacağımı bilmiyorum…

    Bazı bireylerin terapiye başlama kararı en az yaşadığı travmalar kadar zorlayıcı olabilmektedir. Uzmanlar seans sırasında süreçle ilgili yönlendirme yapmaktadır. Terapi gitmenizi engelleyen başka neler var ve bu sürecin sizinle ilgisi de çalışılması gereken bir konudur. Sorunlarla baş edemediğinizi, sık sık aynı şeyler yaşadığınızı fark ediyorsanız, kendinizi nedensiz yere aşırı üzgün hissediyorsanız, iştahınız son zamanlarda değişiklik gösterdiyse, uyku problemleriniz var ise, motivasyon kaybı , odaklanma problemi ve yakın ilişkilerinizde sorunlar yaşıyorsanız sizin için yeni bir başlangıç yapmanın zamanı gelmiştir.

  • Yeme bozuklukları, tanı ve tedavisi

    Yeme bozuklukları, tanı ve tedavisi

    Çocukluk çağında görülen başlıca yeme bozuklukları çocukluk çağı obezitesi, pika, ruminasyon bozukluğu, post travmatik yeme bozukluğu, aşırı beslenme, seçici gıda reddi, anoreksiya nervoza ve bulimiya nevrozadır. Çocukluk ve ergenlik döneminde görülen yeme bozuklukları çocukların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilemekte, hatta bazen yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilmektedirler, bu yüzden erken dönemde tanı ve tedavi çok önemlidir.

    Bazı yeme bozukluğu olgularında psikososyal nedenler, uyaran azlığı, duygusal ve fiziksel ihmal, anne babada ruhsal patoloji gibi çevresel nedenler bildirilirken bazı olgularda ise yeme bozukluğunun organik yönüne dikkat çekilmektedir.

    Erken dönem anne bebek ilişkisi bebeklik dönemi ve ilerleyen yıllarda yeme bozukluklarının gelişiminde önemli bir zemin oluşturur. Yeme yedirme ilişkisinin bebeklik dönemi ile başlayan süreci ve ebeveyn tutumlarının değerlendirilmesi gerekir. Ebeveynlerin, çocuklarının beslenme problemi ile ilgili kendi duygularını da kontrol etmede desteğe ihtiyaçları vardır. Bazı anneler iyi anne olmayı çocuğunu iyi beslemekle eş tutar ve tüm dikkatlerini yeme-yedirme ilişkisine veririler. Çocuğun neyi, nerede, nasıl yemesinden çok ne kadar yemesini önemseyerek öğün zamanlarında ilişkide gerginlikler yaşarlar. Beslenme öyküsünün alınması, probleme yol açan olası dinamiklerin belirlenmesi açısından çok önemlidir.

    Bebeklik döneminde aşırı beslenme ve obezite yanısıra bebeklik anoreksiyası olguları da bildirilmektedir ancak anoreksiya nevroza ve bulimiya nevroza genellikle ergenlik döneminde görülen yeme bozuklukları içinde ilk sıralarda yer alır. Her iki sorunda da beden ağırlığı ile aşırı uğraş olmakta ancak bulimik olgularda engellenemeyen tıkınırcasına yeme atakları ve kilo almayı kontrol etmeye yönelik kusma ve aşırı egzersiz gibi davranışlar görülmektedir.

    Obezite ise bütün dünyada ergen ve çocuklarda epidemik bir problem olacak biçimde artmaktadır. Obez hastalar, çalışmalarda genellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu olan obezler ve tıkınırcasına yeme bozukluğu olmayan obezler şeklinde iki alt gruba ayrılmaktadır. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan obezlerin kiloları fazla yemeleri ile ilişkilidir ve diğer gruba göre psikopatolojileri de fazladır. Tıkınırcasına yemesi olanlarda özellikle depresyon oranları yüksektir. Dürtüsellik, saldırganlık ve öfke; yeme bozukluğu olan hastalarda görülen önemli psikopatolojik özellikler arasındadır. Özellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu olanlarda dürtüsel özellikler yüksek bulunmuştur. Dürtüsel çocukların lezzetli yiyeceklere karşı daha yatkın oldukları, bu nedenle de diyet programlarına daha fazla dikkat etmek gerektiği bilinmektedir. Yeme bozukluğu olgularının kapsamlı olarak ruhsal durum değerlendirmelerinin yapılması ve yeme bozukluğuna yatkınlık sağlayan sorunlar varsa tedavisi önemlidir.

    Çocuklardaki obezite tedavisinin sonuçları erişkinlere göre daha olumludur. Aile desteği alabilmeleri, alışkanlıklarını erişkinlere göre daha çabuk değiştirebilmeleri, egzersiz için daha elverişli olmaları, vücut yapılarının değişime açık olması gibi nedenler çocuklardaki tedavi başarısını arttırmaktadır.

    Yeme bozukluklarının tedavisinde bireysel psikoterapi, aile terapisi, ilaç terapisi ve gerektiğinde hastanede yatarak tedavi yöntemlerine başvurulmaktadır. Özellikle anoreksiya nevroza gibi hayatı tehdit edebilen ve genel tıbbi durumun bozulduğu olguların yataklı servis hizmeti almaları önemlidir.