Yazar: C8H

  • VAJİNİSMUS NEDİR

    VAJİNİSMUS NEDİR

    Vajinanın girişine dokunulduğunda , vajinanın 1/3 dış kısmının istemsiz kasılmasıdır. Bu kadınlar acıyacak korkusu ile cinsel birleşmeden kaçarlar. Cinsel terapi kliniklerine en sık müracaat sebebi olmuşlardır. Genelde kliniklerde tek taraflı bir sorun olarak terapiste iletilir. Oysaki temel sorun birleşememedir.

    Kadının olmasını istediği halde, penis, parmak, veya başka bir nesnenin vajinaya girmesine müsaade etmemesidir. Fobik bir kaçınma hareketidir. İstemsiz pelvik kasların kasılmasıdır. Ağrı beklentisinin acı duyma korkusu ile birleşmesidir. Sorun sürekli ötelenir ve beklenilir.

    Vajinusmuslu kadının organik bir problemi yoktur. Bazen kalın bir kızlık zarının varlığı ile karşılaşılsa da temel neden hiçbir zaman o değildir. Vajinusmus tanısı ancak pelvik muayene ile konur. Pek çok kadında pelvik muayeneden kaçınır.

    Birleşmenin acıtacağı korkusu ya da kasmaya bağlı oluşan acı çifte ilişkide hayal kırıklığı yaşatır. Sorun sadece vajinanın giriş kısmında ki kasılma değil tüm bedende başta bacak ve kollarda hissedilen daha sonra ruhsal ve bedensel savunma tablosuna dönüşür. Yüzündeki haz ifadesi korku, gerginlik ve dehşet anına dönüşür. Vajinusmuslu kadınların eşleri gerçekten çok zorlu bir yolculuktan geçer.

    Kadın çelişkilidir. Bir yandan yardım ister bir yandan tedaviden kaçar. Hayal kırıklığı yaşarken, terkedilme korkusu da bedenini sarar. Kadın olarak yetersizim duygusunu hisseder. Bazen istenmediğini düşünen bir erkekde de cinsel isteksizlik olabilir. Vajinusmuslu çiftler arasındaki ilişki de o güvenli bağ kurulamaz.

    Cinsel terapi sürecinde amaçlanan kasların gevşemesini sağlamak değil, ağrı korkusunun ve kaygısının giderilmesi olmalıdır. Özellikle vajina girişine yönelik ankisietenin giderilmesine çalışılmalıdır. Vajinismus vakaları batı toplumlarından daha çok, doğu toplumlarında görülmektedir. Gelenek ve dini ögelerin etkisi doğu toplumlarında daha fazladır. Biz gelenek ve modernlik arasında olan hala cemaat toplumundan cemiyet toplumuna uyum sağlamaya çalıştığımızdan bizde de çok sık görülmektedir.

    Vajinismus nedenleri arasında dinamik bakış çok önemli rolü oynar. Ancak basit cinsel terapi teknikleri ile çözülen vakalar olayın basit nedenlerden de kaynaklanabileceğini bize göstermektedir. Cinsel tabuların baskın olduğu, bekaretin evliliğe kadar korunduğu kollandığı toplumlarda vajinusmus daha fazla görülür. Psiko-sosyo-kültürel etkenlerin rolü çok fazladır. Çocukluk dönemi yaşanılan olumsuz cinsel deneyimler vajinusmusun diğer nedenleri arasındadır.

    Aile yapısı bizim için önemlidir. Otoriter bir babanın varlığında sağlıklı kurulamıyan baba kız ilişkileri, cinselliği değersizleştiren bir aile yapısı, cinsel organlardan hoşlanmama, katı dinsel ve ahlaki eğitimler, cinsel şiddet, eşcinsel özdeşleşme, yanlış bilgilenmeler ve ilk gece kabusu hikayeler.

    Vajinusmuslu kadınlar çocuksu özellikleri vardır. Kadın erkek ilşkilerinde sınır koyan kişilerken, erkekler ise oldukça saygılı beylerdir.

    Toplumun her kesiminden, her eğitim düzeyindeki kadında geleneksel yada modern olması fark etmez vajinusmus sorunu görülebilir. Cinsellik işin içine girdiğinde pek çok faktör vajinusmusu tetikler. Yapılan testlerde vajinusmuslu kadınlarda suçluluk duygusu, cinsellikten korkma, ankisite ön plandadır.

    Evlilik şeklide çok önemlidir. Bu kadınlar görücü usulü bir evlilik ,akraba evlilikleri,evdeki baskıcı ortamdan kaçıp evlenme, aile tarafından onaylanmayan evlilikler yada çok enteresan birleşmeyi evliliğe bırakan uzun yıllar süren flört aşk sonrası evlilikler olabilir.

    Vajinusmus semptomunu ortaya çıkaran ve devam ettiren nedenlerin başında kadınların kendilerini zayıf ve çaresiz hissetmesi erkeklerinse tehlikeli olduğu düşünülmesidir.Cinsel birleşmenin kadınların katlandığı acı verici bir süreç , erkeklerinse zevk aldığı bir eylem olarak görülmesidir. Vücudun içine alınan şeylerin acı verdiği hissi yoğun yaşanır. İlk gece korkusu ve bekaretin masumiyet olarak algılanması ve ona ait son kalenin de teslim edilmesi kendi içinde parçalanmayı yok olmayı düşündürebilir. Tedavisi bir sürü davranışsal tekniklerle basit vajinusmus vakaları çok rahat çözümlenebilir. Birlikte bilişsel psikoterapi teknikleride kullanılabilir. Israrlı vakalarda dinamik çalışmak bu olgularda oldukça güzel cevaplar almamızı sağlar.

  • Kök hücre tedavisi ile cilt yenileme

    Kök hücre ile cilt yenileme nedir?

    Cilt yenileme amacıyla kullanılan kök hücre tedavisine ‘Otolog Fibroblast Enjeksiyon Tedavisi’ adı da verilmektedir. Fibroblast, derinin genç ve dolgun görünmesini sağlayan kollajen dokusunun temel kök hücresidir. Fibroblastlar, normal derimizde az miktarda bulunurlar ve ihtiyaç halinde çoğalarak yeni ve sağlıklı kollajen dokusunun oluşmasını sağlarlar. Yaşlanma, yerçekimi, güneş ışınlarının zararlı etkileri , serbest radikallere maruziyet sonucunda fibroblast dediğimiz kök hücreler güçsüzleşir. Bunun sonucunda derimiz daha mat, cansız ve yaşlı görünür. Bu süreci yavaşlatabilmek adına yapılan tedaviye kök hücre tedavisi adı verilir. Kök hücre tedavisinde, deri altına kişinin çoğaltılan kendi (otolog) fibroblastları enjekte edildiğinde, hızlı bir geriye dönüş olur. Bu işlem adeta bir gençlik aşısı etkisi yaratır.

    Kök hücre nasıl elde edilir?

    Kök hücre tedavisi için kişinin en az güneş gören deri bölgeleri olan kulak arkası, kol iç yüzü, bacak iç yüzü ya da kalça derisinden küçük bir deri parçası alınır. Aynı seansta kişiden belli bir miktar kan da alınır. Bu deri parçası ve kan, laboratuvara gönderilir. Laboratuvarda, doku mühendisleri tarafından kişinin kendi kanından elde edilen kültür ortamında, kök hücre üretimi başlatılır. Bu kök hücrelerin yani fibroblastların yeterli düzeyde çoğalması ortalama 3 hafta sürer. 3 haftanın sonunda kişiye ilk seans uygulama yapılabilir.

    Kök hücre tedavisi hangi durumlarda yapılır?

    Kök hücre tedavisinin kullanım alanları:

    . İnce ve derin kırışıklıklar

    . Saç dökülme tedavisi

    . Akne izleri

    . Travma, kaza ya da yanık sonrası oluşan nedbe dokusunun tedavisi

    . Dudak dolgusu

    . Cildin kalitesini arttırmak olarak sayılabilir.

    Kök hücre tedavisi kaç seanstır ?

    Kök hücre tedavisi 3-4 hafta aralıklarla 3 seans olarak yapılır. Seans aralıkları 3 haftadır. Ancak 1 veya 2 seansta istenen etki elde edilirse; kalan kök hücreler yıllarca laboratuvarda bekletilip, istenildiği zaman uygulama yapılabilir.

    Kök hücre tedavisinin etkisi ne kadar devam eder?

    Kök hücre uygulandığı andan itibaren etkili olmaya başlar ve bu etki 12 aya kadar devam eder. Diğer uygulamalarda zaman geçtikçe etki azalırken; kök hücre tedavisinde zaman geçtikçe etki artar. Uygulamanın kalıcılığı 4-5 yıl kadardır.

    Kök hücre tedavisi nasıl yapılır?

    Uygulama şekli istenen bölgelerdeki cilt altına enjeksiyon şeklindedir. Uygulama öncesi hasta anestezi kremi sürülerek bekletilir ve daha sonra uygulamaya geçilir. Hasta uygulama sırasında anestezi uygulandığından çok az ağrı hisseder.

    Kök hücre tedavisinin komplikasyonu var mıdır?

    Kök hücre tedavisi, hastanın kendi hücrelerinden elde edilen deri parçasından yapıldığı için, herhangi bir komplikasyonu yoktur. Bu tedavinin en büyük avantajı da budur. Teratojen, kanserojen özelliği yoktur. Bu nedenle oldukça güvenli ve etkinliği kesin olarak kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir.

    Özellikle 35-65 yaş grubundaki kişiler kök hücre tedavisinden verim alabilirler. Zamana karşı yarışmanın en güvenli yollarından bir olarak kök hücre tedavisi güvenli, etkili ve etkisi giderek artan bir tedavi yöntemidir.

  • VAJİNUSMUS

    VAJİNUSMUS

    Vajinismus, vajinanın dış üçte bir kısmını çevreleyen kaslarda yineleyen , sürekli biçimde istemsiz kasılmaların olmasıdır. Bu kasılmalara, cinsel ilişkiye girerken beraberinde ağrı korkusu ve kaygıların eşlik etmesidir. Bunun yanısıra, bedenin çeşitli bölgelerinde, hatta tüm bedende kasılmalar, bacakların kapanması, titreme, çarpıntı, terleme, bulantı, kusma, fenalık hissi ve ağlama eşlik edebilir. Vajinadaki bu yoğun kasılmalar cinsel birleşmeye izin vermez. Bazı kadınlarda ise zorlamayla giriş olabilir ancak birleşme çok ağrılı ve acılı olarak sürer. Pek çok kadın bu tabloyu isteyerek yaşama

    Kadınlar genelde ilk cinsel birleşme denemesinde vajinusmus olduğunu anlar. Daha seyrek de eşle olumsuz algılanan cinsel deneyimden sonra, cinsel taciz, doğum, düşük, küretaj, hasta açısından kötü deneyimlenen jinekolojik muayene ve operasyonlar sonrasında da oluşmaktadır.

    Vajinusmus diğer batı ülkelerine göre ülkemizin sosyo ekonomik ve kültürel özelliklerden dolayı daha sık görülür. Hekime başvurma ise ağrılı ilişkiden ziyade tam ilişki yaşanmadığında olmaktadır. Toplumun büyük bir kısmında , ilk birleşme denemesinde korku, acı hissi ve kaçınma davranışı tanımladıkları ve cinsel birleşmenin gerçekleşmediği saptanmıştır.

    Cinsel eğitimin uygun verildiği, cinselliğin konuşulabildiği, çocukluk yaşlarından itibaren cinselliğe bir tabu olarak bakılmadığı , kadının cinselliğine de değer verilen toplumlarda vajinismusa daha az rastlanmaktadır. Vajinismusu olan kadınların çoğu, kendi cinsel organlarının yapısı hakkında yeterli bilgiye sahip değillerdir. Erkek cinsel organının canını çok acıtacağını, çok zarar vereceği şeklinde yanlış inanışlara sahiptirler. Tanımlamaları değiştirmek bile öğrenmede ve tedavide etkin olabilmektedir.

    Vajinismusu olan kadınlar yaş, eğitim, sosyoekonomik ve sosyokültürel durum, kırsal veya kentli olma açısından belirli bir farklılık göstermezler. Bunun nedeni, cinsel eğitimin ve bilgilenmenin bireyin genel eğitim seviyesine göre değil, toplumun ve kültürün diretmeleriyle şekillenmesidir.

    Vajinismusun bugün için bilimsel olarak başarısı kanıtlanmış tek tedavi yolu cinsel terapidir.Cinsel terapiye en iyi cevap veren cinsel işlev bozukluğudur. Uygun cinsel terapiyle yüzde yüze yakın düzelme olur.Çiftler cinsel terapiye birlikte alınırlar.Erkekler bunu sadece kadının bir hastalığı olarak görürler.Bu terapi çift terapisi olarak yapılır. Bazen durumun kendi yetersizlikleriyle ilgili olabileceğini düşünüp, kaygıyla zaman içinde cinsel isteksizlik ve sertleşme sorunları gelişebilir. Bu nedenle önce kapsamlı cinsel yaşam öyküsü alınır.çiftin geç kalan cinsel eğitim bilgisi verilir.
    Bir-iki görüşme ve danışmanlıkla düzelen hafif olgular olduğu gibi uzun süreli tedavi gerektiren zor vakalar da olabilir. Çift terapisi dışında bazende uzun süern bireysel terapilerde gerekebilir.

    Vajinismus tedavisinde amaç, bir şekilde penisin vajene girişini sağlamak değil, kadının kasılma, acı, kaçınma, korku gibi olumsuzluklar yaşamadığı, çiftin haz aldığı, doyumlu bir cinsel yaşama ulaşmasını sağlamaktır.Bunu da mekanik yöntemlerle değil Terapi ile zihinsel penis korkusunun yenilmesi ile sağlanır.

  • Renkli ve şekil değiştiren benler cilt kanserine işaret edebilir

    Vücudunuzdaki benlerin arttığını gözlemliyorsanız, bu benlerin renk ve şekil değiştirdiğini düşünüyorsanız mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurmalısınız.

    Benlerin sayısı genetik veya güneşe maruz kalmaya göre değişebilir

    Benler genellikle derinin zararsız değişikliklerindendir. Tıp dilinde “melanositik nevüs” olarak bilinirler ve “melanosit” adı verilen pigment hücrelerin (derinin rengini veren hücreler) çoğalması sonucu gelişmektedir. Benler düz veya kabarık olabilir. Renkleri pembeden kahverengi ve siyaha kadar değişmektedir. Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında da gelişmektedir. Benler zamanla kendiliğinden kaybolabilir ya da sonradan çıkabilir. Bu durum benlerin doğal süreci olarak kabul edilmektedir.

    Bir benin kansere dönüşebilmesi için bir takım etkenlerin kanserleşmede önemli rol oynadığı bilinmektedir . Bu etkenlerin en başında ise güneş gelmektedir. Bu nedenle vücudumuzdaki benlerin yazın kansere dönüşme riski çok daha fazla olmaktadır. Ani ve yüksek dozdaki güneş ışınları benler üzerinde çok etkilidir. Özellikle koyu renk melanin içeren benler daha fazla risk taşımaktadır.

    Benlerin rengine ve şekli önemlidir

    Doğuştan olan benler bebeklerin % 1`inde görülür. Boyutları birkaç milimetreden vücudun çok geniş alanlarını kaplayacak kadar olabilir. Özellikle çok geniş olanlarının melanom denen bir cilt kanserine dönüşme olasılığı vardır. Bazı benlerin etrafı beyaz bir halka ile kaplıdır. Bu tip benler çocuklukta ve ergenlik döneminde görülmektedir. Herhangi bir zararları yoktur ve zamanla ortadaki ben ve beyaz halka ortadan kalkmaktadır. Bazen renk değişikliği “melanom” denilen cilt kanserinde de görülebilir. Eğer bu durumdan şüphe duyulursa biyopsi alınması önerilmektedir.

    Kenarları düzensiz ve büyük benlere dikkat!

    Sıra dışı benler “Clark nevüs” olarak bilinmektedir. Bu benler normal olmayan görüntüdedir. Kenarları düzensiz, büyük boyutta, sıklıkla cilt kanserine işaret eder tarzdadır. Kaygı uyandıran görünümlerinden dolayı gerekli olmadığı halde cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Sıra dışı benleri olan kişiler özellikle ailelerinde cilt kanseri öyküsü var ise risk grubundadırlar.

    Düzenli doktor kontrolü önemli

    Melanoma derinin pigment (boya) hücrelerinden kaynaklanan kanseridir. Eğer bir ben büyüklüğünü, şeklini veya rengini değiştirirse veya erişkin dönemde yeni bir ben çıkarsa mutlaka bir dermatoloji uzmanı tarafından incelenmesi gerekmektedir. Dermatologlar “dermatoskopi” yöntemiyle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve gerekirse biyopsi de alabilmektedirler. Kanser olasılığı var ise, bir benin yapısı düzensizse, çevreye doğru yayılıyor ve rengini değiştiriyorsa tedavi edilmesi gerekmektedir. Eğer ben kıyafetlerin, tarağın ve tıraş bıçağının zarar verebileceği bölgelerde ise travmaya ve tahrişe maruz kalmaması için, alınması önerilmektedir.

    Kolay ve ağrısız bir şekilde benlerden kurtulabilirsiniz

    Deriden kabarık bir ben traşlama şeklinde biyopsi yöntemi ile kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra bir cerrahi bıçak veya koter ile çıkartılmaktadır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşmeye başlamaktadır. Benin alınmasında cerrahi yöntem kullanılmasında ben eğer düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılmaktadır. Derideki ben tam kalınlığı ile alınmakta, sonra da dikiş atılmaktadır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilmektedir. Cerrahi yapılan yerde ince bir çizgi şeklinde iz kalır. Benlerin üzerinde çıkan kıllar traş edilebilmektedir. Cımbızla alınması benin altında ağrılı şişliğe neden olabilmektedir.

    Benlerinizin neden olabileceği risklerden korunmak için;

    Ayda bir kişisel cilt muayenesi önemlidir. Benlerde değişiklik görüldüğünde ya da yeni bir ben fark edildiğinde dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.

    Kişide çok sayıda ben varsa, daha önceden olan deri kanseri öyküsü bulunuyorsa düzenli kontrole gidilmelidir.

    Çok sayıda ben ve sıra dışı ben var ise fotoğraf ile kayıt almak faydalı olabilir.

    Güneş ile ilişkiler doğru ayarlanmalı, mutlaka güneşten koruyucu ürün kullanılmalıdır. Koruma faktörü 30 ve üzerinde olan güneşten koruyucular sık olarak güneşe maruz kalan alanlara uygulanmalıdır.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • MÜKEMMEL SEVİŞME

    MÜKEMMEL SEVİŞME

    Yıllar önce doğal doğum eğitimlerine başladığım zaman, ilk dersin doğru nefes olduğunu gördüm. Doğru nefesi doğru yerde kullanmak, çok önemli bir ayrıntıymış. Doğumda nefesi keşfederken, aslında nefesin tüm hayatımızda rolü olduğunu gördüm. Doğru nefesi alıp gevşeyebilmek. almak-vermek, almak- vermek bir senkron halinde, bir ritüel gibi . Yaşamın ritmi aslında… Anne karnında sallanan bir bebeğin ritmi, belki de seksin soluğunun ritmi. Dikkatlice sessizce ve sabırla evreni bir dinleyin, gözleyin ve hissedin tüm yaşam aslında almak ve vermek üzerine kuruludur ilk nefes gibi Son nefes gibi…

    Cinsellikte de temel olay partnerinizle güzel bir seks anında,senkronize olmak ve doğru nefes ritmini yakalayabilmek ve gevşeyebilmektir. Olayın tüm özü budur. Şöyle bir kendinize ve birde bugüne kadar yaşadığınız cinselliğinize dönüp bir bakının.Güzel sevişme dediğinizde bunu hissedebildiniz mi? Eşinize emek harcadınız mı? Ona ne istediklerinizi duygularınızla yada sözlerinizle paylaşabildiniz mi. Kısaca ilişkinize yatırım yaptınız mı yoksa bir bayan olarak her şeyin eşten gelmesi için beklediniz mi ? Sevgili bayanlar yazımın başında paylaştığım bir şey vardı . Almadan vermek diye bir şey yok yaşam da .

    Cinsellikte her şeyin eşten gelmesini bir kenara bırakın. Annenizin öğretileri olan ağır olun,hanım olun ,efendi olun kavramını eşinize karşı yaşamayın. Eşinize dürüst olun. İsteklerinizi onunla paylaşın. Güzel sevişmenin özünde ,samimi olmak, rol yapmayla uğraşmamak , gevşeyebilmek, karşı tarafın gevşebilmesine de destek olmak ve bunu da doğru nefes tekniklerini kullanarak yapmak yatmaktadır. Eşinizi görün, onu işitin , onu hissedin ,ona dokunun, farklılıklarını ve isteklerini paylaşın, konuşun hep iletişim halinde olun .İletişim eşler arasında temel noktadır.

    En önemlisiyse; bir erkeğin erkek olarak eril kişiliğine güç verin, bir kadının da kadın olarak dişil kişiliğini güçlendirin. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, kızlarımızın maddi kazançları çok arttı, kocalarına maddi ihtiyaçları belki de yok denecek kadar az bir ölçüde. Sözümün yanlış anlaşılmasını istemediğim için biraz açarak yazacağım. Ekonomik özgürlüğü kazanmak , parayı tutan el olmak kadının dişil kimliğini kaybetmesine zemin hazırlamamalı. Sağlıklı bir seksde çiftler kimliklerini kaybetmemeli eril ve dişil karekterlerini yatağa aktarabilmeli.

    Sonuç da kadın ve erkeğin karşılıklı ilişkilerinde beklentileri vardır. Önemli olan bu ilişkileri bir arada güzel bir seviyede götürebilmektir.Güzel bir seks için gevşeyebilmeli nefes alabilmeli, bedeni ve zihnini özgür bırakabilmelidir. Eğer partnerinizle nefessel bütünlüğü yakalayabildiyseniz, anda kalıp anı anlamlandırabilirsiniz .

  • Ter kokusu kabusunuz olmasın!

    Koltuk altında, ellerde, ayaklarda veya vücudunuzun başka bölgelerinde tahammül edilemez ter kokusundan, kullanılan tüm deodorantlara ve kişisel bakım ürünlerine rağmen kurtulamıyorsanız, “Hiperhidrozis” yani aşırı terleme sorununuz olabilir. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte sıcak havanın etkisiyle daha fazla artan terleme şikayetinden kurtulmak mümkün!

    Aşırı terleme kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkiliyor

    Vücut için doğal ve fizyolojik bir olay olan terleme sayesinde vücut ısısı dengelenirken, zararlı maddeler de vücuttan atılmış olur. Terlemeden sorumlu olan sistem, “Sempatik Sinir Sistemi” dir. Sempatik sinir sisteminin, nedeni bilinmeyen bir şekilde fazla çalışmasıyla ortaya çıkan ve kişinin yaşam kalitesini etkileyen aşırı terleme sorunu, “hiperhidrozis” olarak adlandırılır. Aşırı terleme bireyin sosyal yaşamda ve iş ortamında kendisini kötü hissetmesine neden olmaktadır.

    Tedavi öncesinde terlemenin nedenleri araştırılmalı

    Kişide kilo problemi, şeker hastalığı, hipo ya da hipertiroidi, aşırı nikotin kullanımı ve aşırı kafein alımı, menopoz ve kalp hastalıkları, gebelik, parkinson ve bazı omurilik hastalıkları psikiyatrik ve nörolojik hastalıklar ile alkol bırakma dönemi ve kullanılan ilaçlar sorgulanmalıdır. Tüm sistem sorgulamasının yapılıp, sorunun belirlenemediği durumlarda ise; aşırı terlemenin nedeni sempatik sinirlerin yapısal olarak aşırı çalıştığına bağlanır.

    Tedavide İlk Seçenek Losyon ve İlaçlardır

    Tedavide alüminyum klorid içeren losyonlar ya da ağızdan alınan antikolinerjik ilaçlar kullanılabilir. Alüminyum klorid içeren losyonlar özellikle koltuk altındaki terleme artışlarında ilk seçenek olarak tercih edilir. Akşam kuru deriye uygulanır ve sabah temizlenir. Bazı durumlarda tahrişler görülebilir. Sistemik antikolinerjik ilaçlar; ağız kuruluğu, görme bulanıklığı, üriner problemlere yol açabileceğinden kullanımları sınırlıdır.

    Elektrik akımı tedavisiyle terlemeyi önlemek mümkün

    İyontoforez denilen yöntemde ise eller ve/veya ayaklar, içinde metal tabaka bulunan küvete konulur. Bu metal tabakadan düşük şiddette elektrik akımı verilir. Bu yöntemle elektrik akımının oluşturduğu iyonlar ter kanallarını belirli bir süre kapatır. Her seansın uygulama süresi 20-30 dakika kadardır. Başlangıçta 3 günde bir, daha sonra haftada bir uygulama yapılır.

    Cerrahi tedavi ile terlemeye neden olan sinirler yakılabilir

    Özellikle el ve koltuk altı terlemelerinde cerrahi tedavi olarak Endoskopik Torakal Sempatektomi uygulanmaktadır. Bu cerrahi tedavi ile aşırı çalışarak fazla terlemeye neden olan sempatik sinirler kesilir veya çıkarılır. Bazen sempatik zincir ve dalları klips ile sıkıştırılabilir veya koter ile yakılabilir. Bu sinirlerin terleme dışında fonksiyonu olmadığı için ameliyatın; felç oluşturma, his kaybı, refleks azalması gibi etkileri olmaz.

    Terlemenin en etkin tedavi yöntemlerinden biri BOTOKS!

    Botoks orta ve yoğun şiddetteki terleme şikayetlerini tedavi ederek başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Botoks, sinir kas kavşağında ve sinir uçlarında “asetilkolin” denen maddenin salınımına ve dolayısıyla ter bezinin salgı yapmasına engel olur. Böylece terleme olmaz! Avuç içleri, ayak altı, koltuk altı ve ter bezlerinin fazla çalıştığı her bölgeye uygulanabilir. İşlem öncesinde fazla terleyen bölgeleri tespit etmek için iyot-nişasta testi yapılır. İşlem sonrasında herhangi bir yan etki görülmemektedir. Uygulama yapılan alanın genişliğine göre 80-100 ünite toksin uygulanır. İşlem etkinliği 6 ay ile 9 ay arasında değişmektedir. Uygulamanın, hekimin belirleyeceği belli periyotlarla tekrarlanması ile bu süre daha da uzamaktadır.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • EMZİRMENİN  DUYGUSAL BOYUTU

    EMZİRMENİN DUYGUSAL BOYUTU

    Bebek, doğum öncesi, anne karnında iken güvende olduğunu hisseder. Doğumun şekli ve doğum anında annenin yaşamış ve dolayısıyla bebeğine de yaşatmış olduğu duygular bebekte ilk kaygıyı uyandırır. Bebeğin doğum sonrası ilk içselleştirdiği nesne anne memesidir. Bebek memeyi farklı bir şey gibi algılamaz, adeta kendinin kolu, bacağı bir uzantısı gibi algılar. Eğer ki memeyle ilk karşılaşma anı travmatikse içselleştirdiği ilk nesne olan meme de onda kötü bir duygu hissettirir. Diğer bir deyişle kendi uzantısı olan nesnenin yani kendinin kötü olduğu hissi aktif olur. Dolayısıyla anneyle başlayan ilk ilişkiside kötü olur.

    Memeyle kurulan ilk ilişkide en etkin rol dış etkenlere aittir. Bu dış etkenler içerisine pek çok faktörü katmak mümkündür. Bunların bir kısmı olarak; zor bir doğum olması, bebeğin doğumda oksijensiz kalması veya dış dünyaya adaptasyon sürecinde bir sarsıntı yaşamış olması sayılabilir. Dolayısıyla olumsuz dış etkenler, bebeğin memeyle ilk karşılaşmasını travmatikleştirdiği gibimemeyi içsel bir nesne haline dönüştürdüğü zamanın da elverişsiz koşullarda başlamasına sebep olacaktır.

    Yine bu dönem içerisinde anne ve bebek arasında sağ beyinden sağ beyine olan iletişim şeklinden kaynaklı bir duygu alışverişi olur. Bebeğin yeterli bakım görüp görmemesi, annenin bebeğe bakmaktan hoşlanıp hoşlanmaması, annenin kaygılı durumu, çocuğu beslerken ruhsal güçlükler yaşayıp yaşamaması gibi değişkenler bebeğin sütü zevkle kabullenmesi ve bunun yanı sıra memeyi içselleştirebilmesinde büyük önem taşımaktadır.

    Doğum öncesi var olan anne çocuk birlikteliği doğum ile biter. Çocuk, memeyi annenin sevgisinden emin olmanın teminatı olarak görür ve sürekli onunla birlikte olmak ister. Diğer bir deyişle annenin sevgisin den emin olma kaygısı olarak adlandırılabilir.

    Erken duygusal dönemde bebek için bir iyi meme vardır, bir de kötü meme…İyi meme, annenin iyiliğinin, tükenmez sabır ve cömertliğinin , yaratıcılığının ,umudunun, güveninin, iyiliğe inancının temeli olarak kalır. Kötü memeyse; bebeği hüsrana uğratır. Hüsrana uğrayan bebeğin Şükran ve sevgi duygularının tohumları yok olurken, haset, kıskançlık ve aç gözlülük duyguları pekişir.

    Haset duygusunda, kötü memeye sahip olan annenin memesini gasp etmek yoktur sadece, o memeye kötülük bulaştırmak vardır. İlk ilişkiye girilen nesne besleyen memedir. Bebek bu memede kendi arzuladığı herşeyin bulunduğunu, memenin sınırsız süt ve sevgi verebileceğini ama bunları kendi doyumu için alıkoyduğunu sanıyordur. Bu duygu bebeğin gücenme ve nefretini artırır, sonuç da anne ile ilişkide çarpıklaşır. Annenin yaratıcılığını bozup tahrip etme duygusu ağır basar. Haset hisleriyle dolu insan çevresini bozar, yoksullaştırır adeta zehirler.

    Aç gözlülükteyse bebeğin bütün arzularının yöneldiği bitmek bilmeyen bir meme fantezisi vardır. Bebekte annenin onu yoksun bıraktığına dair bir duygu belirir. İyi memenin sütü, sevgiyi, şefkati kendine sakladığına dair bir duygudur bu… Aç gözlü yapı bilinç dışı sürekli olarak memeyi boşaltmaya sütün tamamını kurutuncaya kadar emip tüketmeye ve tümüyle onu yutmaya yönelir. Öbür tarafta hiç bir şey kalmamalıdır. Doyduğu halde emmeye devam eden çocuklarda açgözlü tabiri bunun için kullanılır. Bu durum yaşamının her alanına yayılabilir. Hedefindeki bütün nesneler ele geçirilmelidir. En güzel o olmalıdır. En varlıklı o olmalıdır. En iyi en güzel olarak bilinen maddi ve manevi her şey onun olmalıdır. Bunları ele geçirmek için de yanar tutuşur çabalar, çalışır durur. Hiç tatmin olmadan zira enlerin sonu hiç bitmez.

    Haset duygusunu aşmış, açgözlülüğü geçmiş bir birey daha olgun bir mertebe olan kıskançlığa ulaşmıştır. Kıskanç bir birey güzeli tahrip etmek, yok etmek veya kirletmek gibi bir duygu hissetmez. Açgözlülükte olduğu gibi bütün her şeyin kendisine ait olmasını, karşısındakine hiçbir şeyin kalmamasını arzulamaz. İstediği şey başkasında olanın aynısının kendisinde olmasıdır. Komşusu kadar varlıklı, komşusu kadar başarılı ve en az onun kadar mutlu olmasıdır.

    İyi nesneye yani iyi memeye sahip olan birey, anne memesi ile iyi ilişkiler kurduğunda, sevgi yetisinin çok önemli bir türevi olan şükran duygusuna ulaşır. Bu duygu iyi nesne ile iletişime geçilmesinde vazgeçilmez bir etkendir. Kişinin hem kendisindeki ,hem de başkalarında ki iyiliği görmesini sağlar. Şükranın kökeni bebekliğin ilk evrelerinin duygu ve tavırlarında yatar, bu dönemde bebek için tek nesne annedir. Bu erken bağın daha sonraki bütün sevgi ve aşk ilişkilerinin de temelidir.

    Bebeğin anneyle var olan bu ilişkisinin ne kadar süreceğini kısmen dış koşullar belirler. Sevgi yeteneği doğuştan gelir. Yıkıcı etkiler, şiddetli haset duygusu, anneyle bu özel ilişkiyi erken bir evrede zedeleyebilir. Besleyen memeye duyulan haset güçlüyse tam doyum ve memnunluk da engellenir.

    Şükran duygusunun sevgi duygusunun temelini oluşturan şey memnuniyettir. Bebek memeyi emerken duyduğu mutluluk şükran duygusunun temelidir. Her türlü aşk ve dostluk ilişkisinin temelinde de başka biriyle bütünleşmenin yani ilk nesne ilişkisindeki memeyle bütünleşme süreci vardır. Meme ile olan ilişki konuşma döneminden önce anne ile gözlerle kurulan ilişki, ilk yakınlık dönemi başka ilişkilerinde temelini oluşturur.

    Annenin fazla telaşlı olması ve kaygılı olarak bir bebeğe her ağladığında süt vermesi de çok yararlı bir durum değildir. Bebek annenin kaygısını hisseder buda bebeğin kendi kaygısını artırır. Bebeği ne kadar ağlatarak ve kaygılandırarak beslemek doğru değilse, çocuğun kendi deşarjına fırsat vermeden de habire ağzına memeyi vermekte bir o kadar sağlıksız bir yaklaşımdır. Aşırıya kaçmayan bir engellenme, aynı zamanda bebeğin dış dünyaya uyarlanması ve gerçeklik duygusunun gelişmesidir.Bebeğin emme ve memenin ihtiyaçlarını karşılama sürecinde bebeğin güçlendirilmesi ve desteklenmesi gerekir. Bebeğin bir miktar çatışma yaşaması gerekir. Yaşanılan çatışmanın üstesinden gelmek yaratıcılığın en temel öğesidir. Huzurlu, kesintisiz, sakin ve doyurucu bir memeyle beslenme, iyi memenin içe yansıtılmasıdır. Memedeyken yaşanan eksiksiz doyum, memnunluk bebeğin anneden eşsiz bir armağan aldığını ve onu korumak istediğini gösterir. Şükran iyi yapıdaki insanlara duyulan güvenle de ilişkilidir. Bu ilk nesne memeyi sevme ve özümsemedir. İyi nesne yani meme, yani anne, bebeği sever ve korurken, bebekte anneyi yani memeyi sever ve korur.Şükran ile cömertlik arasında sıkı bir bağ vardır. İyi nesnenin yani memenin özümsenmesi iç zenginliği artırır. Bu nesnenin armağanlarını başkaları ile paylaşma imkanını verir. Sevgiyi, paylaşmaktan da keyif almak şükranın en önemli özelliklerinden biridir.

  • Yazın yıpranan cildinizi onarmayı ihmal etmeyin

    Yaz sonunda cildinizde lekeler, benler, çiller ve alerjik bir durum oluştuysa tüm bunlar bronz bir tene sahip olmak için yapılan güneş banyolarından kaynaklanmaktadır. Yaz boyunca güneşten, denizden klorlu havuz sularından yıpranan ciltler için yeni mevsime girdiğimiz şu günlerde tedavi ya da bakım açısından hazırlık yapmak gerekir.

    Yazın yapılan cilt bakımı kış aylarında yetersiz kalıyor

    Ciltteki nem oranı özellikle mevsimsel geçişlerde çok önemlidir; çünkü yazın UV ışınlarından etkilenen cildimiz sonbahar gelince bronzlaşmış olmasının yanı sıra kurumuş ve yıpranmış olur. Havaların giderek soğumasıyla birlikte fizyolojik bir süreç olarak cildin içerdiği su miktarı da azalmaya başlar. Bunun sonucunda, yaz aylarında kullandığımız cilt bakım ürünlerinin artık cildimizi nemlendirmekte yetersiz kalmaya başladığını fark ederiz. Yazın terleme sonucunda doğal olarak nemlenen cilt için su bazlı nemlendiriciler yeterli olurken; yaz aylarının bitmesiyle birlikte artık yağ içeriği ve onarıcı özelliği yüksek olanları kullanmak gerekir. Bazen evde kullanılan günlük nemlendiriciler cilt kuruluğunu önlemekte yeterli gelmeyebilir. Bu durumda haftalık bakım maskeleri ve yoğun içerikli nemlendiriciler kullanılabilir. Gerekirse “mezoterapi” adı verilen ve dermatoloji uzmanları tarafından uygulanan yöntem ile kaybedilmiş olan nem cilde geri kazandırılabilir.

    Kullanılan nemlendiricilere dikkat edilmeli

    Hava sıcaklıklarının düşmesi ile birlikte vücudu kapatan kıyafetler tercih edildiğinden, vücudumuzda gelişen kuruluk şikayetinin de farkında olmayız. Oysa yüzümüz için göstermiş olduğumuz özeni vücudumuz için de göstermemiz gerekir. Yaz ayları bitiminde güneşin etkisi ile kuruluğu artan vücut cildimizi de nemlendirmeyi ihmal etmemeliyiz. Nemlendiricileri özellikle banyo sonrasında uygulamamız cildin daha iyi nemlenmesini sağlamak açısından önemlidir. Nemlendirici krem ya da losyonlar gelişigüzel seçilmemeli, içeriklerine dikkat edilmeli, bu konuda gerekirse dermatoloji uzmanlarından yardım alınmalıdır.

    Yazın kullanılan güneş koruyucuları, kış aylarında da tercih edilmeli

    Güneşte rastlanan cilt problemlerinden biri de, kahverengi lekelerdir. Çoğu zaman güneşten koruyucuların yetersiz veya düzensiz kullanımı sonrasında kahverengi, çile benzeyen “lentigo“ adı verilen lekeler ortaya çıkabilir. Yaz döneminde kullanmış olduğumuz güneşten koruyucuları sonbahar ve kış aylarında da kullanmaya devam etmek lentigo ( çillerle karışan bir deri renk bozukluğu hastalığı) ve diğer pigmentasyon (ciltteki renklenmeler) artışlarının daha fazla olmasını engellemek açısından önemlidir. Yüz veya vücutta gelişigüzel oluşmuş kahverengi lekelerin tedavisinde renk açıcı kremler kullanılabileceği gibi; dermatologlar tarafından klinikte uygulanan “peeling (cilt soyma)“yöntemleri ile daha canlı bir cilt görünümüne sahip olurken ciltte oluşan lekelenmeler de tedavi edilmiş olacaktır.

    Vücuttaki benler kanser riski taşıyabilir

    Vücutta yeni gelişen lekelenmeler dışında ailesel ya da doğuştan var olan benleri de unutmamak gerekir. Özellikle vücudunda yoğun benleri olan kişilerin her yaz sonunda, ben muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir. Ben muayenesi, benlerin ileride neden olabileceği cilt hastalıklarını ve kanser gelişimlerini kontrol altına almak için mutlaka gereklidir.

    Cildin erken yaşlanmasını önlemek için güneş koruyucu kremler her mevsim kullanılmalı

    Güneş ışığının ciltte; kuruluğu, elastikiyet kaybını tetiklemesinin yanı sıra; özellikle yaz boyunca güneş koruyucu kullanmayı ihmal etmiş olan kişilerde, deri yaşlanmasını hızlandırıcı özelliği de bulunmaktadır. UV sebebiyle gelişmiş kırışıklıklara önlem almak gerekir. Bunun için sonbaharda ve kış aylarında da güneş koruyucu ürünler kullanılmaya devam edilmelidir. Çünkü gün ışığının olduğu her mevsimde ve saatte cildimiz UV ışınlarına maruz kalır ve gittikçe yaşlanır. Yaşlanmaya başlamış ciltler için antioksidan özellikleri olan gece kremleri, maske ürünleri kullanılabilir ve cildin yaşlanma belirtileri olan ince kırışıklıkları azaltmak için dermatologlar tarafından uygulanan kimyasal peeling yöntemi ve gerekirse dolgu uygulanabilir. Sadece yaz aylarında değil, dört mevsim boyunca cildinizin sağlıklı olması için su tüketimi ihmal edilmemeli ve antioksidan özelliği bulunan A, C ve E vitamini içeren meyve ve sebze tüketilmelidir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.

  • DOĞUMDA DOULA DESTEĞİ

    DOĞUMDA DOULA DESTEĞİ

    Yıllarca hastanelerimizde kadınlarımızın doğum korkularını tetikleyen temel duygu doğumda yalnız kalmak ve bir başına bırakılmak olmuştur. Normal doğum yapacağım diye, adına sancı odası denen koğuş gibi odalarda çığlık çığlığa bağıran bir sürü kadın… Bedenlerine, kendilerine güvenemeyen, doğurmayı değil doğurtulmayı bekleyen bir sürü kadın… Korkulu, endişeli ve panik halinde bir sürü kadın böyle doğum yaptı. Biz bunun adına normal doğum dedik.

    Doğal doğumda, doğum yapan anneye verilecek duygusal ve fiziksel destek oldukça önemlidir. Doğum travayı süresince anneye kesintisiz destek gerekir. Bu desteği hem profesyonel bir ekip yapmalı hem de gebenin aile içinde en güvendiği sarıp sarmaladığı eşi yada sevdiği yakınlarından biri olabilir. Doğum da destek, bebekle ilgili tıbbi verileri takip etmek değildir. Bunu zaten ebeler ve doktorlar yapmaktadır. Duygusal güven odaklı desteği , doula denilen profesyonel doğum destekçileri yapmaktadır. Doulaların görevi doğum yapan kadının kendini güvende hissetmesini sağlamaktır.

    Gebelere rutin müdahaleler tıbbi bir zorunluluk olmadıkça uygulanmamalıdır. Ancak günümüzde yüksek riskli ve risksiz gebe ayırımı yapılmadan tüm gebelere bu müdahaleler uygulanmaya başlanmıştır. Doğumda müdahale kararı alınırken avantaj ve dezavantaj kararları çok iyi değerlendirilmeli, bunlar aile ile uygun bir şekilde paylaşılmalıdır.

    Doğumda yer çekiminin desteklediği aktif ıkınma teknikleri desteklenmelidir. Her ıkınma tekniğinde kilit nokta karın nefesinin kullanılmasıdır. İç güdüsel olarak anne bebeğini dinleyebilse onun ne zaman gelebileceğini bilir .Bebeğini yönlendirebilir. Bir başkasının ona nasıl ıkınacağını söylemesine gerek yoktur .Tek ihtiyacı yalnız olmadığını bilmesi ve yanındakilere bebeğine ve bedenine güvenebilmesidir.

  • Lazer epilasyonla tüylere veda edin

    Yaz ayları`nın yaklaşmasıyla birlikte istenmeyen tüylerden kurtulup, bütün bir yaz boyunca rahat etmek için lazer epilasyon yaptırmak isteyen bayanların sayısı günden güne artıyor.

    Yaz Geliyor, İstenmeyen Tüylerden Kurtulmanın Tam Vakti…

    Lazer epilasyon istenmeyen tüyleri ortadan kaldıran önemli bir teknolojidir. Lazer ışını cilde zarar vermeden geçer ve kıl köklerindeki pigment (renk veren madde) yapısına ulaşır. Kıl kökü tarafından emilen enerji ısıya dönüşerek kökün kendisini tahrip eder. Böylece kıl kökü bir şekilde ortadan kalkar.

    Lazerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar!

    Lazer epilasyonla istenmeyen tüylerden kurtulmak uzun bir süreçtir.(Yanlış)

    Deniz mevsimine az zaman kalan şu günlerde, son derece hızlı olan bu yöntem sayesinde, kısa sürede, geniş alanlara uygulama yapılarak zamandan tasarruf sağlanmış olur. (Doğru)

    Lazer yazın uygulanmaz. (Yanlış)

    Lazer uygulamasından önce herhangi bir özel bakım gerekmez. (Doğru)

    Lazer sadece açık ten rengine sahip kişilere uygulanır.(Yanlış)

    Lazer epilasyon uygulamasında en iyi sonuç açık cilt rengi üzerindeki koyu renkli tüylerde alınır. Fakat kullanılan son teknolojiler ile koyu cilt rengine sahip bireyler dahil olmak üzere her cilt rengine uygulama yapılabilmekte ve başarılı sonuçlar alınmaktadır. (Doğru)

    Epilasyon uygulamalarını artık yalnızca bayanlar değil erkekler de sıklıkla başvuruyor. Erkeklerin en sık uygulama yaptırılan bölgeler omuz, sırt, göğüs, boyun- ense ve elmacık kemiklerinin üzerindeki sakallardır. (Doğru)

    Lazerin Geleneksel Yöntemlere Üstünlüğü Nedir?

    Daha az acı verir.

    Kısa sürede daha etkili sonuç alınır.

    Seans aralıkları nasıl olmalıdır?

    Kılın büyüme aşamalarını bozmadan 4-6 hafta aralıklarla uygulanabilir.

    Detaylı bilgi için www.handeulusal.com’u ziyaret edebilirsiniz.