Yazar: C8H

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Hepimizin de bildiği gibi ülkemizde eğitim sistemi daha çok sınava dayalı olmaktadır. Bu durumda, öğrenciye üniversiteye girmenin hayatının en önemli hedefi olduğunu ve bu hedefini gerçekleştiremezse dünyanın sonunun geldiğini düşündürmektedir. Maalesef bu süreç ilköğretim yıllardan başlamakta ve öğrencileri büyük bir stres altına almaktadır. Sınava dayalı bir sistemde yetişen çocukların sınavlara yükledikleri anlam ve bu süreçteki kaygı seviyeleri paralellik göstermektedir. Kişi, girecek olduğu sınavın kendi hayatının yanı sıra ailesinin ve çevresindeki insanların hayatını hatta çevresindeki insanların kendisiyle olan ilişkisini de etkileyeceğini düşünmektedir. Kişi, bu durumda karşılaştığı olayları felaketleştirerek, sınava yönelik farklı anlamlar yükleyerek büyük bir kaygı yaşamaktadır. Kişinin bilişinde, sınavda başarılı olamayacağına, sınav sonunda her şeyin kötü olacağına, sınav anında bütün bilgilerini unutacağına, sınavın hayatını olumsuz etkileyeceğine dair inançlar oluşabilmektedir. Bu inançlar sonucunda öğrencilerde sınav kaygısı oluşmakta ve uykusuzluk, terleme, mide bulantısı, gerginlik, öfke, mutsuzluk gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır.

    Öğrencilerin bu kaygılarını azaltmalarında, olası bir seviyeye indirmelerinde ebeveyn tutumları oldukça önemlidir. Peki ebeveynler bu durumda ne yapabilir;

    • Çocuğunuzun sınav sonucunun, ona olan sevginizi değiştirmeyeceğini ona vurgulayarak anlatın.

    • Sınav sonucu ve sonrasında neler olacağı hakkında konuşmayın.

    • Çocuğunuza kaygılı olmadığınızı gösterin. Çünkü çocuğunuz sizin kaygılı olduğunuzu hissettiği an bu durumdan oldukça etkilenecektir ve çocuğunuzun kaygısı artarak şimdiye değil geleceğe odaklanıp bu yöndeki meşguliyeti artacaktır.

    • Çocuğunuza her zaman olumlu mesajlar verin. Bunu yaparken sadece sözlü olarak değil aynı zamanda beden dilinizle de olumlu mesajlar verin.

    • “Bu dersten hiç yanlışın çıkmamalı”, “bu kadar net yapmalısın” tarzında zorunluluk içeren cümleler kurmayın.

    • Çocuğunuzu yetersiz hissettirmeyin yani onu başka çocuklarla kıyaslamayın.

    • Çocuğunuzun motivasyonunu arttıracak etkinliklerde bulunun. Güzel bir havada yürüyüşe çıkabilir veya onun istediği bir etkinliği yapabilirsiniz.

    • Çocuğunuza bu sınavın hayatının en önemli olayı olmadığını, başarısız olsa bile dünyanın sonu olmadığını anlatın.

  • Otizm (yaygın gelişimsel bozukluk)

    Otizm nedir?

    Otizm erken yaşlarda belirtiler vermeye başlayan ve çocuğun gelişimini etkileyen bir hastalık şeklinde tanımlanabilir. Otistik özellikler gösteren çocukların sosyal etkileşimi ve iletişim becerileri yaşıtlarından geridedir. Bazı tipik tekrar eden (dönme hareketleri gibi) davranışları gösterebilirler.

    Otizmin erken belirtilerinden Sosyal beceri sorunları nelerdir?

    İnsanların sosyal yönü aslında çok erken yaştan itibaren gözlenebilir. Bir çocuk insan yüzleri, çevresindeki canlı nesneler ile cansız nesnelere oranla daha çok ilgilenme eğilimindedir. Normal gelişim gösteren çocuklar annesinin yüzüne bakar, ona sık sık gülümser, onun ilgisini çekmeye çalışır, insanlara etkileşimden keyif aldığı her halinden bellidir. Otistik çocuklar ise cansız çevreye karşı daha çok ilgilidirler, göz teması pek kurmazlar, daha içe kapanıktırlar, insanların dikkatini çekmek yerine basit davranışları tekrar ederler, sarılmak kucaklanmak gibi temaslardan kaçınabilirler. Taklit yetenekleri kötüdür.

    Otizmde iletişim(konuşma ve mimik?) becerileri nasıldır?

    Otistik özellikler gösteren çocukların bazı iletişim becerilerindeki farklılıklar dikkati çok erken dönemde fark edilebilir. Yaşıtlarına kıyasla geç konuşurlar, söylenileni tekrar etme şeklinde tekrarlayıcı konuşma olabilir. Konuşulanı anlamakta güçlükler görülür, kelimeleri ters kullanabilirler. ‘Ben yaptım’ yerinde ‘o yaptım’ gibi. Konuşmanın hızı, tonlaması ve ritminde bozukluk olabilir. Yeni öğrendikleri kelimeleri unutabilirler.

    Davranışlarında belirgin faklılıkları var mıdır?

    Bazı hareketleri tekrar tekrar yapma eğilimler vardır. Kendi etrafında dönme, sallanma, saatlerce aynı sesleri çıkarma, yüzüne ya da çeşitli yerlerine dokuma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu davranışların özellikle iletişim kuramadıklarından kendilerini uyarma amaçlı yaptıkları düşünülmektedir.

    Otizmin diğer belirtileri nelerdir?

    Sesten aşırı irkilme, bazı uyarılara aşırı tepki verme ya da hiç vermeme, dönen cisimlere aşırı ilgilenme ve onlarla zaman geçirme. Oyunlar açısından tekrar eden ve basit oyunları seçme gibi özellikleri vardır. Bazı çocukların ise üstün yetenekleri mevcuttur. Ezberlenemesi çok zor şeyleri çok hızlı öğrenme ve hafızada tutma gibi.

    Tüm otistik çocuklar aynı belirtileri gösterir mi?

    Otizm de en kafa karıştırıcı noktalardan birisi belirti şiddetidir. Otistik belirtiler birbirlerinden çok farklı şiddette ve sayıda olabilir. Otistik bozukluk bir spektrum bozukluğudur. Her vakanın bulunduğu nokta ve şiddet çok farklıdır.

    Otizm nedenleri nelerdir?

    Günümüzde birçok nedenin otizm ile ilişkili olduğu söyleniyor. Beslenme şekli, hastalıklar, geçirilen travmalar, bağışıklık sistemi sorunları, hormonal sorunlar ve en önemlisi genetiğin bu süreçte etkisi olduğu düşünülüyor

    Otistik çocuk sayıları giderek artıyor mu?

    Maalesef otizm sıklığı giderek artıyor hatta bazı kaynaklar bu durumu bir salgın olarak değerlendiriyor. Geçmişe kıyasla otistik belirtiler gösteren çocukların sayıları giderek artıyor. Özellikle erkeklerde bu hastalık daha sık rastlanıyor. Bunun günümüzde yaşınılan çevrenin ve toksinlerin rolü olduğu düşünülüyor.

    Otizm belirtileri nasıl erken anlaşılabilir? Aileler neye dikkat etmeli?

    Aileler özellikle konuşmayan ya da az önce bahsettiğim belirtileri gösteren çocukları fark ettiklerinde mutlaka bir uzman yardımına başvurmalılar. Çünkü erken tanı ve erken eğitim programlarına yönlendirme otistik belirtileri çok azaltabilir. Özellikle konuşmayan çocukları nasıl olsa zamanı gelince konuşur diyerek vakit kaybedilmemelidir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Kendime Meydan Okuyorum

    Kendime Meydan Okuyorum

    İnsanın kendini geliştirmesi ne demektir sizce? Bu bir yerde biten bir süreç midir? Nasıl mümkün olabilir? İnsan kendi olmaktan ne zaman mutlu olabilir?

    Bu ve bunun gibi sorular zaman zaman hepimizin aklından geçen şeylerdir. Bu hayatta herkes bir şeyler yapmaya çalışır, bir yerlere gelmek ister. Bazı insanlar isteklerini gerçekleştirebilirken neden diğerleri bunu başaramaz?

    İnsanların büyük bir kısmı asla pes etmeyen küçük bir kısım tarafından yönetilir ya da yönlendirilirler. Bu asla pes etmemek kısmı oldukça klişe gibi görünse de sihirli değneği olmayan insanlar için gidilmesi gereken tek yoldur. İşte bu kısımda devreye insanın hiç pes etmeden kendine meydan okuması giriyor.

    Bir başarı yakaladığınızda → Bununla tatmin olmayın ve daha fazlası için kendinize meydan okuyun.

    Bir başarısızlık ile karşılaştığınızda → Buna çok fazla takılmayın bundan ders çıkarın ve bir daha denemek için kendinize meydan okuyun.

    Unutulmaması gereken nokta ise her insanın temel motivasyonunun farklı olduğudur. Her ne yapmak istiyorsanız önce işe kendinizi tanımak ile başlamanız gerekmektedir. Daha sonra yapmak istediğiniz alanla ilgili idollerinizi belirleyip onlardan bilgi edindikten sonra kendinize uyarlamayı deneyebilirsiniz. Başkasının başarı yolu her zaman size uymayabilir. Bu sebeple neyi, ne kadar almanız gerektiğine iyi karar vermelisiniz.

    Size ilham olması için birkaç başarı hikayesi:

    • J.K. Rowling: Ünlü yazar ilk Harry Potter kitabından sadece üç yıl önce büyük sıkıntılar yaşamış. Devlet yardımı alan, boşandıktan sonra bebeğine bakmakta zorlanan Rowling, 90 bin kelimeden oluşan ilk kitabı “Harry Potter and The Philosopher’s Stone”u bir bilgisayarı olmadığı için elle yazıyor. Onlarca defa reddedildikten sonra kitabı küçük bir yayınevi basmaya karar veriyor. Bunun da nedeni yayınevi sahibinin sekiz yaşındaki kızının kitabı çok sevmesi.

    • Stephen King: Stephen King uzun bir süre çok yoksul bir hayat sürdürüyor. Evlenmek için kıyafet ödünç alıyor ve karısıyla bir karavanda yaşamaya başlıyor. Yazmaktan ise asla vazgeçmiyor. İlk yayınlanan ve sadece 35 dolar kazandığı hikayesi The Glass Floor’dan önce tam olarak 60 tane red mektubu almış. Stephen King, bugün kitapları milyonlarca satan ünlü bir yazar.

    Sarah Jessica Parker: Sarah Jessica Parker yoksul bir madenci kasabasında doğuyor. Dört kardeşi var. İki yaşındayken anne ve babası boşanıyor. Annesinin ikinci evliliğiyle aileye dört kardeş daha eklenince, Parker kendisini annesine maddi olarak destek olmak için dans edip şarkı söylerken buluyor. Yoksul bir hayata rağmen annesi Parker’ı oyuncu olması yönünde her zaman teşvik ediyor. Parker hiç pes etmiyor. Bursla okuyor ve ardından oyuncu seçmelerine katılıyor. Onlarca yan rolden sonra nihayet çıkışını Sex and the City’deki Carrie karakteri ile yapıyor.

  • Boşanma ve çocuğunuz

    Boşanma

    Boşanmalar çeşitli ekonomik ve sosyal nedenlerden dünyada ve Türkiye’de giderek daha artan sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Boşanma sonrasında genellikle en çok etkilenenler en hassas ve savunmasız olan çocuklardır.

    Çocukların etkilenmemesi için mutsuz evliliklerin sürdürülmesi doğru mu?

    Boşanma kararını almak anne ve baba açısından yaşanılan suçluluk hissi, maddi konular ve sosyal nedenler gibi çeşitli nedenlerden dolayı oldukça zor bir adımdır. Birçok mutsuz çift mevcut zorluklar ve çocukların mutsuz olmaması için boşanma kararını erteler. Boşanmanın ertelenmesi anne ve baba arasındaki sorunları gidermediğinden ‘sadece çocuklar için’ yürüyen evliliklerde kavgalar ve sorunlar devam eder. Yapılan çalışmalar ve klinik gözlemlerle sadece çocukların iyiliği için yürüyen evliliklerin çok az işe yaradığını göstermektedir.

    Çocukların boşanma sürecince daha az etkilenmesi için yapılabilecekler var mı?

    Boşanma kararının alınması, bu kararın açıklaması ve boşanma sonrası dönemde çocukların iyiliği için atılabilecek birçok adım var aslında ama boşanma çocuk için zor bir dönemdir bu dönemde mutlaka çocuk az ya da çok etkilenir. Doğru ve sağlıklı adımlar atılıp gereğinde aile içindeki herkes için uzman yardımı alınırsa uzun dönemli sonuçlar çok daha iyi olacaktır.

    Doğru adımlar neler olabilir?

    Aile içerisinde gerginlik ve mutsuzluk yaşanıyor ise çocuk bir şeylerin ters gittiğini çoğunlukla hissedecektir. Eğer anne ve baba çift olarak boşanma kararını kesin olarak vermiş ise mutlaka çocuğa bu kararlarını doğru bir şekilde açıklamalıdır?

    Boşanma kararı çocuğa nerede anlatılmalıdır?

    Bazen boşanma kararı almış hatta ayrı yaşamaya başlamış aileler bu kararlarını kendileri söyleyemediklerinden bir uzmanın söylemesi için başvuruda bulunmaktadır. En doğru olanı çocuğun alıştığı ve kendini güvende hissettikleri ev ortamında, her iki ebeveyn tarafından birlikte açıklanmasıdır. Bu şekilde çocuk boşanma kararının hissettiklerini daha rahat ifade eder ve aklına gelensorular sorabilir ayrıca anne ve babanın farklı hikâyeleri anlatma olasılığı azalır. Eğer birden çok çocuk var ise tüm ailenin birlikte olması güveni ve desteği artırdığından topluca konuşulmalıdır.

    Söylenmesi için doğru zaman var mıdır?

    Anne ve baba boşanma kararlarını kesinleştirdiğinde açıklama yapılmalıdır. Anne ya da babanın evden ayrılmasından bir iki hafta önce kararı açıklamak çocuğun bu duruma hazırlanmasına imkân verir. Bu süre içerisinde hissettiklerini rahatça ifade etmesine, sorular sormasına ve ilk tepkilerini göstermesine izin verilmeli ona destek olunmalıdır. Çocuklara kararın açıklanması gecikir ve bu karardan kaçılır ise çocuğun duyduğunda yaşayacağı şok artar.

    Nasıl söylenmelidir?

    Çocukların yaşına uygun, kısa, net ve gerekirse benzetmeler kullanılarak onun anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocukların belirsizliklerden korunması için boşanmadan sonra kiminle yaşayacağı, diğer ebeveyn ile ne sıklıkla görüşeceği gibi boşanma sonraki dönemdeki planlar anlatılmalıdır. Ayrı yaşayarak anne ve baba olarak daha mutlu olacaklarını düşündüklerini, bu kararın çocuk nedeniyle alınmadığı açık açık ifade edilmelidir. Eşlerin ayrıldığını ama anne ve baba olarak çocuklardan ayrılmanın söz konusu olmadığı ve onu çok sevdikleri, sevecekleri vurgulanmalıdır.

    Başka dikkat edilecek noktalar nelerdir?

    Çocukların boşanmanın dışında birden çok değişikliği birden yaşamamaları için kreş, okul, yaşanılan yer gibi değişiklikleri kademe kademe yaşamaları için gayret edilmelidir. Çocukların birlikte yaşayacakları ebeveyn ile eski yaşam alanları olan çevrede kalmalarında yarar vardır.

    Boşanma sonrası evden uzakta olan eş mutlaka sürekli ve düzenli bir şekilde çocuğunu görmeli ve onun bakım, sorumluğunu paylaşmaya devam etmelidir. Eşler çocuğun hala anne ve babası olarak kaldıklarını zaman ayırarak ve sorumlukları paylaşarak göstermelidir. Bu ilgiyi ve sorumluluğu paylaşır iken iletişim kurarak mutlaka ortak hareket etmelidirler.

    Boşanma sonrasında çiftler arasında sorun olan maddi konular ve anlaşmalıklar mümkün olduğunda hissettirilmemeli ve konuşulmamalıdır.

    Boşanma sonrası çocuğun çevresinde bulunan anne ve baba dışındaki bireyler çok dikkat etmeli ve uzakta olan ebeveyn konusunda olumsuz şeyler konuşulmamalıdır. Bu konuşulan olumsuzluklar çocuklarda suçluluk hissi, öfke ve arada kalmışlık hissini körükler.

    Ayrıca boşanmış bir ailenin çocuğu olmak ektra taviz verileceği anlamına da gelmez. Çocuğun üzülememesi için fazladan ve gereksiz ödüllendirmeler yapmak ve şımartmak bu süreçte yaşanılan zorluğu azaltmaz aksine ek sorunlar getirir.

    Boşanma sonrası çocukta ne gibi şeyler yaşanabilir?

    Her çocuğun yaşına, geçmiş deneyimlerine, kişiliğine ve sorunlarla baş etme yeteneklerine bağlı olarak yaşacakları ve verecekleri tepkiler değişir. Çocuk genellikle haberi ilk aldığında şaşırır, bunun ne anlama geldiğini çözmeye çalışır, öfkenir, kendisini ve çevresini suçlamaya davranışları gösterir. Özellikle okul öncesi çocuklar boşanmanın nedenini kendileri olarak düşünme eğilimindedir. Ergenlik döneminde ise sıklıkla yoğun öfke, kural dışı davranışlar ve isyan görülür. Yaş ne olursa olsun mutlaka boşanma çocukta bir iz bırakır ve bu sürecin sağlıklı yönetilmesi kişinin gelecekte mutlu bir yaşam yaşaması için kritiktir.

    Yeniden bir evlilik kararı verildiğinde nelere dikkat etmek gerekir?

    Boşanmış çiftler yeninden evlilik kararı aldıklarında bu durumu çocuklara önceden net bir şekilde anlatmalı ve hazırlanmaları için süre vermelidirler. Boşanma sonrası yeniden evliliği alışma süreci çocukların mizaçlarına, yaşlarına ve biyolojik ebeveyne karşı hissetikleri gibi çokça faktörden etkilenir ve standart bir uygun zaman yoktur. Bu nedenle çocukların yeni yuvalarına alışıncaya kadar yeni partnere anne ya da baba demeleri konusunda baskı yapılmamalıdır. Yeni evlilikler sırasında çocuklarına kıyaslamalar ve karşılaştırmalar yapılmamalıdır. Her ilişki bir öncekinin gölgesinden uzak ve ayrı yaşanmalıdır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Terör Olaylarından Çocuklara Bahsederken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Ülkemizde son dönemde yaşanan olaylar hepimize derinden bir üzüntü yaşatıyor. Bu dönemde çocuklarınız da televizyondan, internetten, sizin tepkilerinizden, etraftaki kaos ve üztülü durumdan etkilenebilirler ve neler olduğunu merak edip anlamaya çalışabilirler. Bu doğrultuda size zaman zaman neler olduğu ile ilgili soru sorabilirler. Peki bu şekil sorular karşısında ne yapılmalı?

    Öncelikle çocukları mümkün olduğunca televizyondan uzak tutmalısınız. Şiddet içeren görüntülere maruz kalmaları onları kötü etkileyebilir. Çocuklarınız bu zamana kadar böyle kötü durumlarla karşılaşmamış olabilirler ve bu yüzden nasıl davranmaları gerektiklerine karar veremeyebilirler. Bunun sonucunda çocuğunuzun güvende olma duygusu zedelenebilir, çocuğunuzda çaresizlik, yalnızlık hissi uyanabilir, çocuğunuz zarar göreceği hissi içinde olabilir. Ağlama, titreme, altını ıslatma, parmak emme, kekemelik, hiç konuşmama, herkesten kaçma gibi davranışlar sergileyebilir.

         Böyle zamanlarda çocuklarınız size sorular sorarak neler olduğunu anlamaya çalışabilirler. Ebeveyn olarak sizlere düşen en önemli görev öncelikle dürüst olmaktır. Çocuklarınızı korumak için onlara yok bir şey demek bilinmezlik durumunu arttırdığı için onları daha çok korkutabilir. Çocuğunuzla onun duyguları hakkında konuşmaktan çekinmeyin, bilmiyorum demekten korkmayın, kendi duygularınızı nefret söylemi olmadan ve abartı bir şekilde söylemekten kaçınıp gösterebilirsiniz

         Çocuklarınıza olaylardan bahsederken unutulmaması gereklidir ki her çocuk birbirinden farklı yapıdadır. Çocuğu en iyi tanıyan anne ve babasıdır ve çocuğun ne kadar bilgiye hazır olup olmadığını ancak onlar bilebilir. Her çocuğa hazır olduğu ölçüde bilgi verilmelidir. Çocuğunuzun ne kadar bilgiye hazır olduğunu çocuğunuzu iyice dinleyerek anlayabilirsiniz. Onun sorduğu sorulardan fazlasını ona aktarmamak burada en önemli unsurdur.

         Ölüm kavramını çocuklara anlatmaktan kaçınmamalısınız. Eğer kaçınırsanız daha sonra ölüm ile karşılaştıklarında yaşadıkları şok daha büyük olabilir. Çocuğunuz eğer ‘Ben de mi öleceğim?’ gibi tepkiler veriyorsa onları geleceğe değil şimdiye odaklandırın. ‘Bir gün hepimiz öleceğiz ama şu anda sağlıklıyız. Önümüzde uzun bir hayat var.’ gibi cevaplar verebilirsiniz.

         Çocuklarınıza onların anlamayacağı şekilde politik bilgiler vermemelisiniz. Terör olaylarını anlatırken olumsuz söylemlerden kaçınarak bu tip kötü olayların her toplumda zaman zaman olabileceği çok fazla ayrıntıya girmeden anlatılmalıdır.  Unutmamalısınız ki çocuklar yaklaşık 11 yaşına kadar soyut şeyleri anlamlandıramamaktadırlar. Bu sebeple çocuklara bu olayları anlatırken mümkün olduğunca en basit şekilde ve somuta indirgeyerek anlatım yapmanız gereklidir. Siyaset, din, ırk, düşman gibi soyut kavramlar çocuğunuz için anlaması zor olan kavramlardır. Bu şekilde anlatmak yerine çocuğunuzun sevdiği film karakterlerinden, oynadığı oyuncaklardan yararlanarak en basit şekilde anlatmaya çalışabilirsiniz.

         Çocuklarınızın yanında davranışlarınıza dikkat edin aşırı kaygılı korkmuş agresif davranmamaya çalışın, kendi korkularınızı çocuğa yansıtmamalısınız. Uç kararları ve söylemleri çocuklarınız önünde sergilememeye özen gösterin.

         Çocuğunuzla bol bol temas halinde olmanız onlar için oldukça önemlidir. Onlara bol bol sarılmanız onları rahatlatır. Onlarla daha fazla zaman geçirmeye özen gösterin.

         Ayrıca çocuğunuzla oyun oynamanız da en iyi ilişki kurma yöntemlerindendir. Oyunları çocuğunuzun kurmasına izin verin ve özellikle tekrarlayan oyunlarına dikkat etmelisiniz. Tekrarlayan oyunlar iyileştirici özelliğe sahiptirler bu yüzden çocuklarınızı oyun sırasında engellemeyiniz.

         Çocuğunuzun rutinini bozmak iyi bir yöntem değildir. Çocuğunuz için alabileceğiniz bütün önlemleri aldıktan sonra çocuğunuzun normal yaşantısını sürdürmelisiniz.

  • Ergenlik dönemi özellikleri

    Ergenlik sürecinde işe yarayabilecek öneriler.

    Ergenlik kişinin ne çocuk ne de yetişkin olduğu ara bir evredir. Bu süreç hem genç hem de anne babalar için zorluklar ile doludur. Bu dönemde doğru yaklaşımları kullanmak yaşanan sorunları azaltmakta işe yarayabilir.

    Değişim ve gelişime açık olun.

    Günümüzde birçok alanda hızlı ve köklü değişimler yaşanmakta. Gençler bu değişimlere doğaları gereği çok daha hızlı ayak uydurabilir iken ebeveynlerin davranışları daha eski yıllara ait. Eğer ergenlik dönemindeki çocuklarımız ile daha az sorun yaşamak, onları daha iyi anlamak istiyorsak değişimi yakalamamız ve onlara karşı olan tutumlarımızı geliştirmeyi kabul etmemiz şart.

    Saygı duyun.

    Ergenlik dönemindeki çocuklarımıza değeri hak eden ve büyüyebilen insanlar olarak bakmalıyız. Onlara karşı saygılı yaklaştığımız sürece bir etkimiz olabilir. Ailelerin çoğu zaten bizde bunu yapıyoruz diyebilirler ama genelde yapılan şey onlara çocuk gibi davranmak ve sadece yapmaları gerekenleri söylemektir. Onların tutum ve davranışları ile ilgili sorunların olduğunu düşündüğümüzde öncelikle bunun arkasında var olan düşünce ve duygularını anlamaya çalışmak gereklidir. Onların duygu ve düşüncelerini anlamadan yapılacak müdahaleler ‘beni anlamıyorsunuz’ tepkisine ya da suskunluğa sebep olacaktır. Siz ona saygı duyarsanız size karşı olan saygısı da gelişecektir.

    ‘HATA’ bu dönemin en belirgin özelliğidir.

    Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri ‘hata’ yapılmasıdır. Aileler çocuklarının hataları ile yüzleştiklerinde geleceklerinin etkileneceğinden ve zarar göreceklerinden korkmaya başlarlar. Bu korkular çok kısa sürede felaket senaryolarına dönüşür. Korkmaya ve zarar göreceğinden endişe etmeye başlayan aileler ise kontrol ve katı kurallara başvurur. Belki bu koruyucu ebeveyn tutumları kısa vadede işe yarayabilir fakat hata ve tecrübe fırsatı kaçırılmış olur. Bu tutumlar ile yaşamdaki problemi genç değil anne ve baba çözmüştür fakat yaşam sınavı ebeveynlerin değil ergenindir. Çocukların sorunlarla baş edebileceğine inanmak ve onlara güvenmek en temel davranış şeklimiz olmalıdır. Ailelerin hedefi mükemmel çocuklar değil ‘hata yapan, tecrübe kazanan ve GELİŞEN’ bireyler yetiştirmek olmalıdır.

    Küçük sorunları tartışma alanı haline getirmeyin.

    Ergenlik süresince farklı roller ve farklı davranışlar denenir. Bu tür denemeler çoğunlukla onların büyüme sürecinin bir parçasıdır ve kalıcı değildir. Farklı müzikler, garip saç kesimleri, tuhaf kıyafetler ve benimsemediğiniz arkadaşlar seçilmiş olabilir. Gençlerin kimliklerini oluşturma sürecindeki bu tür denemelere karşı çıkmak yaşanılan gerginliği gereksiz yere artırır ve ergenle iletişim şansı kaçırılmış olur.

    Denemek hiç yapmamaktan iyidir.

    Bu dönemindeki gencin hayalleri, arzuları vardır ve çok şey başarmak ister. Bu isteği hisseden çocuğunuz hiç beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen bir denemeye kalkışsa bile bu girişimini destekleyin. Bu denemelerinde yaşayacakları başarısızlar onlara çok şey öğretecektir. Size göre yanlış olan bu davranışlar sonucunda hiç denememesinden çok daha fazla şey öğretir. Özgüvenin temelleri bu denemeler ile atılır. Ayrıca bu şekilde onun takdir edilme ihtiyaçları da karşılanmış olur. Bu ihtiyacını aile içinde gideremeyen ergen, farklı arkadaş gruplarına daha kolay yönelebilir.

    Onlara KOŞULSUZ sevgi verin.

    Ergenler tipik olarak anne ve babalarının ne dediklerini umursamaz bir tutum içerisinde olabilirler ve çoğunlukla ailelerini hayal kırıklığına uğratırlar. Çok hata yapan ve kuralları umursamayan, vurdumduymaz davranışları olan ergenleri bu sorunlu davranışlarına rağmen sevmek aileler için zor olabilir. Gençlerimizi sigara içseler de, suça karışsalar da ve çok ciddi hatalarda yapsalar da onları sevdiğimizi ve bu sevgimizin koşulsuz olduğunu ve yardıma ihtiyacı olduklarında yanlarında olduğunuzu belirtmeliyiz.

    Asla Kıyaslamayın.

    Ergenlik dönemi gibi zor bir süreçte sorunlar yaşayan ve bu sorunlarla baş etmeye çalışan çocuklarımızı asla kıyaslamayın. Başkalarını örnek göstermek, başkalarıyla karşılaştırmak da yalnızca ergenin tepki duymasına sebep olur. Bu tutum olumlu yanlarını görememelerine ve karşılaştırdığınız kişiye karşı kötü şeyler hissetmesine sebep olabilir.

    Dalgalanan ruhsal hallerini görmezden gelin.

    Çocuğunuzun duyguları daha yoğun ve değişken olamaya başlar. Ayrıca davranışları da geçmişten farklıdır, hoşgörülü ve uyumlu çocuğunuzun yerini daha saldırgan, umursamaz ve öfkeli birisi alabilir. Bu tip değişimlere karşı anlayışlı olun hemen tepki vermemeye çalışın. Sizin inadınıza ya da size karşı yapılan davranışlar olarak görüp alıngan olmayın.

    Kişiliklerini değil davranışlarını eleştirin.

    Anne-babalar çoğu zaman çocuğun davranışlarından hoşlanmazlarken bu durumu sanki çocuğun kendisinden hoşlanmıyormuş gibi ifade ederler. Amaç her zaman olumsuz davranışı dikkatli cümleler ile yorumlamak olmalıdır. Ders çalışama konusunda değişmesini istediğiniz çocuğunuza ‘tembelsin’ demek kişiliğine bu sıfatı takmak anlamında olacaktır. Bu tutum değişimi değil direnci ya da alınmayı doğurur.

    İzin almadan onların hayatına müdahale etmeyin.

    Onların artık birer yetişkin adayı olduğunu unutmadan izin almadan özel alanlarına müdale etmeyin. İzinsiz cep telefonlarını karıştırmak, odalarına baskın yapmak ve arkadaşları ile ne konuştuğunu takip etmek gibi davranışlar çocuğunuzun sizden gizli davranışlarda bulunmasına ve yalan söylemesine neden olacaktır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Çocuklarınızı Korumanın Dozunu Ayarlayabildiğinizden Emin Misiniz?

    Çocuklarınızı Korumanın Dozunu Ayarlayabildiğinizden Emin Misiniz?

    Tabi ki herkes gibi siz de çocuğunuzu her zaman korumak istiyorsunuz. Ona hiçbir şey olmasın istiyorsunuz. Bu düşünceniz ebeveyn olarak oldukça normal. Ama ”Ya çocuğuma bir şey olursa?” kaygısının dozunu iyi ayarlayabildiğinizden emin misiniz?

          Maalesef ki bazen çocuklarınızı korumak isterken onları psikolojik olarak olumsuz etkiliyor olabilirsiniz. Çocuklarda görülen öz güven eksikliği, içe kapanıklık, ebeveyne bağımlı olmak, kendi başına bir şey başaramamaktan ve sorumluluktan korkma vb. bu duruma bağlı olarak ortaya çıkabilirler.

          Çocuğunuz, 3 yaşından itibaren sizden ayrı bir birey olma ihtiyacı içine girer. Tam da bu zamanlarda siz sürekli çocuğunuza bir şey olacak korkusu ile onun yapması gereken her şeyi yaparsanız, onun tek başına bir şey başarmasına izin vermezseniz çocuğunuz da kendi kendine yetebilmeyi öğrenemeyecektir. Aynı zamanda çocuklarınızın rol model olarak sizi aldıklarını unutmamak gereklidir. Etrafında sürekli ”dikkatli ol, onu yapmazsın,…” gibi uyarılarla dolaşırsanız, çocuğunuz da sizden gördüğünü etrafına uyarlamaya başlayacaktır ve bunun sonunda kaygılı, çekingen hatta korkak olabilecektir. 

          Bu durumu aklınızda bulundururken unutmamak gereken bir diğer faktör de dozu yeterli olduktan sonra kaygının yararlı olduğudur. Sizden dikkat etmeniz istenilen hiç değil, dozunda kaygı duymanızdır. Bu sebeple ebeveyn olarak kendi kendinize bir ses verin ve çoçuğunuza karşı ne kadar kaygılı olduğunuzu ölçmeye çalışın. Kendinizi ölçmeye çalışırken şunlara dikkat edebilirsiniz;

    • Dikkatli ol.

    • Sen yapma, ben yaparım.

    • Düşersin, koşma.

    • Canın yanabilir, yapma.

    • Başına bir şey gelebilir.

    • Sokağa çıkarsan sana araba çarpar.   

          Yukarıdaki maddelerde verilen ve bunlara benzer şekilde olan örneklerden bazılarını sıklıkla tekrarlıyorsanız siz de aşırı kaygılı ebeveyn olma yolunda ilerliyor olabilirsiniz.

  • Sınav kaygısı (stresi)

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısının belirtileri nelerdir?

    Temel belirti başarıyı etkileyecek kadar yoğun yaşanan ‘KAYGI’ dır. Sınavlarda da başarılı olmak için belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır. Bu gerekli düzeyde yaşanılan kaygı kişiyi çalışmaya, planlar yapmaya iter ve yararlıdır. Fakat bu kaygı düzeyi çok yükselip genci tabiri caizse ‘boğmaya’ başladığında, yaşanılan kaygı sınav puanlarını ve yazılı notlarını düşürmeye ve çalışma süreci olumsuz etkilenmeye başlar.

    Kaygı sürecin tetikleyen ana faktör ise olumsuz ve gerçekçi olmayan düşüncelerdir. ‘Başarısız olacağım, rezil olacağım, yapamayacağım’ şeklinde zihinde dönüp duran düşünceler gencin unutkanlık yaşayarak çalıştıklarını hatırlayamamasına, dikkatini sınava verememesine, okuduğunu anlayamamasına neden olabilir. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, hızlı nefes alıp verme, yüzün kızarması, kaslarda gerginlik, baş ağrısı, baş dönmesi ve mide bulantısı şeklinde fizyolojik belirtiler görülebilir. Gerginlik, ağlama, sinirlilik gibi duygusal semptomlar sıklıkla eşlik eder. Fakat şunu unutmamak gerekir çocuktan çocuğa bu belirtilerin sayısı ve şiddeti değişiklik gösterir.

    Peki sınav kaygısının sebepleri nelerdir?

    Tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi sınav stresi de bir ya da birden çok farklı nedenden kaynaklanabilir. Gencin kişilik yapısı ve düşünme şekli, ailenin tutumu, ülkemizin sınav sitemi, sınava hazırlık süreci, okul ve dershane yaşamı ve arkadaş ilişkileri başlıca faktörlerdir.

    Sınav kaygısı yaşayan kişiler çoğunlukla sınavda yaşamaktan korktuğu ‘akademik’ başarısızlığı genelleyerek bunu ‘kişiliğinin başarısızlığı’ olarak algılarlar. Bu kişiler çalışma sürecinde ‘BAŞARISIZLIĞA’ odaklanmışlardır. Gerçekçi olmayan düşünce ve inançlarla başlayan bu süreç sonrasında duygulara ve davranışlara yansır ve giderek kötüleşir. Bu nedenle özellikle sınava yönelik olumsuz düşünceler sorunun temelinde yer alırlar.

    Çocuklarını doğru motive etmeye çalışan aileler de maalesef bilmeden bu süreci daha da kötüye götürecek hataları sıklıkla yaparlar. “Senin için o kadar masraf yaptık, kazanamazsan paralar çöpe gidecek” şeklindeki konuşmalar, arkadaşları ile kıyaslamalar, çalışma programındaki eksiklere yönelik ‘“az ders çalışıyorsun, herkes kazanacak sen kazanamayacaksın” şeklindeki yaklaşımlar sıklıkla yaşanır. Aşırı kontrol, çocuklarının koydukları kurallara koşulsuz uymasını beklemek gibi katı tutumlar da oldukça fazladır. Bu şekilde aile kaygısını çocuğa yansıtmış olur.

    Sınav kaygısını azaltmanın yolları

    Gençler sınav kaygısı ile başa çıkmak için neler yapabilirler?

    Öncelikle çoğumuzun kabul edeceği nokta sınav maratonun çok yoğun ve yorucu yaşandığı bir eğitim sistemimiz var. Sınav sistemi ya da ülkenin eğitim koşulları değişinceye kadar öncelikli olarak gençlere ve ailelere düşen görev bu sınav süreci sevmeseler bile ‘gereğini’ yapmaları. Ülkemiz koşulları içerisinde eğer bir sınav sistemi uygulanmasa da idi oluşacak tablo şu anki tablodan çok daha karmaşık ve adaletsiz olacaktı. “En güzel günlerinde ders çalışmak zorunda mıyım?” şeklindeki düşünceler çalışma sürecinden kişiyi soğutabilir. Bu nedenle daha mutlu, daha özgür ve daha saygın bir gelecek sınav sürecini ‘kabullenmekle’ başlamalıyız. Yaşam kuralları maalesef hem gençler hem de yetişkinler için bir takım ertelemeleri zaman zaman zorunlu kılar.

    Diğer önemli adım ise çalışma sürecini planlamaktır. Çoğu öğrenci doğru ders çalışma yöntemlerini ve planlı çalışmanın önemini maalesef bilmiyor. Doğru ve esnek bir çalışma programı kısa sürede ‘verimli’ çalışmanın anahtarıdır. Bu programın içerisinde mutlaka sosyal faliyetler yer almalıdır. Bu konuda rehberlik servislerinde doğru desteği mutlaka gençler ve aileler almalılar.

    Daha öncede bahsettiğimiz olumsuz düşünceleri olumlularla değiştirmek işe yarayacaktır. ‘Başarısız olacağım’ yerinde ‘elimden geleni yapacağım’, ‘Herkes benden daha kötü alacak yerine ‘hak ettiğimi alacağıma inanıyorum’ şeklinde olumlu düşünceler kötüye gidecek süreci engelleyebilir.

    Ailelere neler önerilebilir?

    Ailelerin bakış açılarında değişim yaratmak ve çocuklarıyla ilgili beklentileri ‘gerçekçi’ sınırlara indirmek çoğunlukla gereklidir. Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli, eleştiride bulunurken mutlaka çocuğun olumlu yönlerini de vurgulamalıdırlar. Onların içinde bulundukları durumu ve hissettiklerini anlamaya çalışmak yani ‘empati’ yapmak çok önemlidir.

    Sınavı ölüm kalım meselesi haline getirmeme, onlara sınav sonucu ne olursa olsun ‘biricik ve değerli’ olduklarını hissettirme, sonuca bakmaksızın onlara sevgi vermeleri gerekir. Bu desteği verirken içi boş ‘kazanamazsan da sağlık olsun’ yerinde davranışlarla desteklen içten bir mesaj olması önemlidir. Çocuklarımızın bizim gerçekte neyi beklediğimizi ve neyi kast ettiğimizi hissettiklerini akıllarından çıkarmamalılar. Ayrıca asla kıyaslama yapmamalıdırlar. Bu şekilde çocuklarının omuzlarındaki yükü bir miktar azaltabilirler.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Bu Aralar Kendinizi Depresif Mi Hissediyorsunuz?

    Bu Aralar Kendinizi Depresif Mi Hissediyorsunuz?

    Malum havalar karlı, çoğumuz kendimizi eve kapatmış durumdayız. Bu aylarda çoğumuzun üzerinde halsizlik, yataktan çıkmak istememe, gündüzleri uyku sersemliği, mutsuzluk, cinsel istekte düşüş, sosyalleşmekten kaçınma gibi belirtiler olabilir ve çoğumuz bunun sadece bizim başımıza geldiğini düşünüyor olabiliriz. Öncelikle şunu bilmelisiniz ki yalnız değilsiniz.  Kasım ayından başlayıp neredeyse martın sonuna kadar devam eden bu mutsuzluk, halsizlik ve üşengeçlik durumunun adı mevsimsel duygu durum bozukluğudur. Bu bozukluk kadınlarda erkeklere oranla 4 kat daha fazla görülmektedir. İştahınızın açılması, battaniyenin altından çıkmak istememeniz, tekrarlayan başarısız diyet girişimlerinin muhtemel sebebi = kış depresyonu.

    Bu kış depresyonunun sebebi nedir ve bununla nasıl başa çıkılır?

         Öncelikle size serotonin hormonundan biraz bahsetmek istiyorum. Bu hormon mutluluk hormonu olarak da adlandırılır, beyinde salgılanır ve vücudumuzun çeşitli noktalarında üretilir. Serotoninin bir çok görevi vardır. Ruh halini, uykuyu, iştahı, cinselliği düzenlemeye yardımcı olur.  Vücudumuzdaki serotonin seviyesindeki dengesizlikler ruh halimizi etkileyip depresyona sebep olabilir.

       Şimdi size serotoninden neden bahsettiğimi açıklayayım.  D vitamini serotonin artmasında önemli rol oynamaktadır. Bizim doğal yollarla en çok D vitamini almamızı sağlayan şey ise güneş ışınlarıdır. Kış aylarında güneşe daha az maruz kalmamız doğal yollarla serotonin almamızı engeller  ve yukarıda da bahsettiğim üzere serotonin hormonunun azalması ruh halimizi etkileyip bizim depresyona girmemize sebep olabilir.

    Peki ne yapmalıyız?

    • Olabildiğince güneş ışınlarına maruz kalmaya çalışmalıyız, perdelerimizi açıp içeriye güneş ışığı girmesini sağlamalıyız.

    • Evimizi sık sık havalandırıp temiz hava almaya özen göstermeliyiz

    • Sosyal çevremizden, günlük aktivitelerimizden uzak kalmamaya çalışmalıyız.

    • Hava soğuk olsa bile kalın giyinip yürüyüşe çıkmak hem bedenimize hem de zihnimize dinçlik katacaktır, elimizden geldiğince spor yapmalıyız.

    • Evimize ya da ofisimize renkli, canlı çiçekler koymalıyız.

    • Eğer sürekli negatif içerikli haberler okuyorsak buna biraz ara verip günün belirli saatlerini pozitif şeyler izlemeye, okumaya ayırmalıyız.

    • Süt, peynir, yoğurt, kırmızı et gibi triptofan açısından zengin besinler tüketmeliyiz.

    • Masaj da serotonin seviyesini artış sağlamaktadır. Masaj yaptırabiliriz.

    • Ve en önemlisi hayatımızda bize stres veren ne varsa onlardan uzaklaşmaya çalışmalıyız. Unutmamalıyız ki stres sadece ruh sağlığımızı değil bedensel sağlığımızı da çok etkilemektedir.

      Sonuç olarak sonbahar,kış depresyonu geçici bir durum olmasına rağmen tedavi edilmediği zaman yaşam kalitesini bozabilir

  • Okul fobisi olan çocuğunuza yardım

    Okul Korkusu (fobisi):

    Çocuklar neden okul ortamında kaygı hissederler? Okulda korkacak ne var ki?

    Yaşamında belki de ilk defa uzun bir süre anne ve babasından ayrı kalacak bir çocuğun gözünden hem ayrılık süreci hem de okul ortamı bilinmezler ile doludur.

    Çocukların okulda yaşadığı bilinmezler ve zorluklar nelerdir?

    – Öncelikle okulu mekân olarak tanımaya ve alışmaya çalışacaktır,

    – Evden uzakta, anneden ayrı uzun bir süre kalma becerisi geliştirmeye çabalayacaktır,

    – Öğretmenine alışacak ve onun gözüne girmek için rekabet edecektir,

    – Belki de ilk defa tek başına yeni arkadaşlıklar kuracak, sürdürecek ve bir grupta istenir bir birey olacaktır.

    – Okuma ve yazma gibi zor zihinsel görevleri üstlenecektir.

    – Okul kurallarına uymayı ve paylaşmayı öğrenecektir.

    – Temel ihtiyaçlarını kendi başına giderecektir (Tuvaletini kendi başına yapacak ya da yemeğini kendi başına yemesi gerekecektir).

    Biz yetişkinler için çok kolay sayılabilecek bu görevler çocuğun gözünden baş edilemeyecek kadar ağır algılanabilirler. Bu kadar çok belirsizlikle karşı karşıya olan çocuğun olumsuz düşünceleri başlar. Hayal gücü ile oluşturduğu bu olumsuz düşünceler duyguları ve davranışlar etkileyerek semptomlar oluştur (Kaygı bozukluğu nedir isimli konumda detaylar verilmiştir.Link).

    Okul Fobisi olan çocukların olumsuz düşünceleri nelerdir?

    Çocuk anneyi ‘gözünün önünde’ görmediği zaman ona bir şey olacağına ya da kendi başına bir şey geleceğini düşünür. Ebeveynlerinin onu terk etmiş olabileceği, anne gittikten sonra oradaki insanların ona kötü davranmaya başlayacağını hayal eder.

    Rahat değildir. Çevreyi korkutucu algılar. Beklenmedik tehlikeler için tetiktedirler.

    Nasıl duygular ve davranışlar görülür?

    Okul ismini duyduğunda ya da okula yaklaştığında kaygı hisseder. Gerginlik içindedirler, ağlamaklı olabilirler. Bazen gitmemek için kaçınma davranışları sergilerler. Anne okula onu bırakıp gitmeye çalıştığında ciddi öfke atakları ve direnme tepkileri verebilirler. Bazı vakalarda daha kronik ve sinsi belirtiler görülür. Çocuk okula gittiğinde kendini rahat hissetmez ve kendini ifade etmekte zorlanılır. Bazen ise vücuda ait (somatik) belirtiler görülür.

    Okul Fobisinde gördüğümüz somatik belirtiler nelerdir?

    – Karın ağrısı,

    – Baş ağrısı,

    – Bulantı,

    – Kusma,

    – Nefes almada güçlük,

    – Çarpıntı,

    – Yüzünde soluklaşma ya da kızarma,

    – Terleme, titreme gibi belirtiler görülür. Bu belirtiler okul ile ilişkilidir. Hafta sonlarında azalma eğilimindedirler.

    Okul fobisinin neden çoğu çocukta görülmez iken bazı çocuklar bu kaygı belirtilerini yaşarlar?

    Bu konuda 2 farklı görüş mevcuttur.

    Biyolojik görüş:

    Son yıllarda yapılan çalışmalarda biyolojik görüş ağırlık kazanmaktadır. Özetle bu görüşe göre genetik olarak aktarılan ve diğer kaygı bozuklukları gelişimini de tetikleyen bir BİYOLOJİK RUHSAL yapının en önemli neden olduğunu ileri sürülmektedir.Bu modele göre çevreden gelen korku uyarlarını değerlendiren korku merkezlerinin (amigdala gibi) daha aktif çalıştığı gösterilmiştir.

    Çevreşel görüş: (çocuğun yetiştirildiği çevrenin tutumları)

    Koruyucu Kollayıcı Aile Modeli:

    Çocuğunu çok aşırı koruyan, çok ilgilenen, çok seven, çocuğunu asla yalnız bırakmayan, çocuğun tek başına hareket etmesine izin vermeyen ailelerin çocuklarında kaygı bozukluklarına daha sık rastlanılmaktadır. Bu ailede yapısında çocuğun bağımsızlaşması engellenir. Aile çocuklarının taleplerini yerine getirmezler ise çocuğun kötü etkileneceğinden çok endişelenir ve çok fedakârlık yapar. Deneyimden ve gelişme fırsatlarından yeterince tecrübe kazanamayan çocuklar dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılar ve korkutucu durumla baş edemeyeceklerini düşünürler.

    Bazen ise aile, okul ya da arkadaş çevresinde yaşanılan olumsuz bir deneyim okul kaygısını tetikler. Nedir bu tetikleyiciler?

    – Okuldan uzak kalma (En sık)

    – Aile içi gerginlik (Hastalık, ölüm, kavgalar)

    – Okulda arkadaş ilişkilerinde sorun (dışlanma, özellikle büyük çocuklar !!)

    – Okul ya da öğretmen değişikliği

    – Kardeşin dünyaya gelişi

    – Okul için travmatik deneyim (dayak, aşağılayıcı sözler)

    – Cinsel ya da fiziksel taciz

    gibi olumsuz deneyimler okul korkusunun tetikleyicileri olarak karışımıza çıkabilirler. Bu deneyimler genellikle kaygıya yatkınlığı olan çocuklarda kaygı bozukluğunu başlatan tetikleyiciler olurlar.

    Özetle okul fobisi çocuğun düşünce, duygu ve davranışlarını etkileyen eğitim hayatını etkileyebilecek sık karşılaşılan önemli bir ruhsal sorundur.

    Bu sorunla baş etmek için aile ve okulun yapması gerekenler nelerdir?

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©