Yazar: C8H

  • Ebeveyn Danışmanlığı

    Ebeveyn Danışmanlığı

    Anne babaların çoğu çocuklarının kendilerini arkadaş olarak görmelerinin önemli olduğunu düşünür. Ama gerçekte, çocukların sizi lider görmeye ihtiyaçları vardır. Bu liderliği sevgi, şefkat ve çocukla senkronize içerisinde yürütme en sağlıklı olanıdır. Ancak aklınızda pek çok soru işareti varken buna odaklanmak mümkün olamayabilir. Bu noktada ebeveyn danışmanlığı hizmeti ile doğru bir lider olabilirsiniz.

    EBEVEYN DANIŞMANLIĞI NEDİR?

    Ebeveyn danışmanlığı; çocuğun karşılanması gereken ihtiyaçları, çocuğun gelişimi doğrultusunda hangi davranışın doğru hangi davranışın yanlış olduğunu ayırt etme, çocuğun yaşına uygun gelişiminin sağlıklı bir şekilde ilerleyip ilerlemediğini gözlemleyip tespit edebilme, duygusal sağlığı yerinde olan çocuklar yetiştirmek için sağlıklı, işlevsel ebeveynlik becerileri konularında verilen danışmanlık hizmetidir.  Problemleri yaşarken, anne baba kendisini dışarıdan göremeyebilir ve çocuğun olumsuz davranışını merkeze alarak hatalı/ eksik tutumlar ile o davranışları pekiştirebilir. Hatalı tutumları fark etmek ve değiştirmek çocuklarla olumlu ve iyi ilişki kurabilmek için çok önemlidir.

    Çocuğun sorunlarını çözebilmek ve duygusal sağlığı yerinde çocuklar yetiştirebilmek için uygun ebeveyn işlevlerinin neler olduğu, ebeveynlik sezgilerine güvenmeyi öğrenme, soruna yönelik uygun çözüm ve müdahale yöntemleri, anne ve babanın birlikte bu sorunu/krizi nasıl yönetecekleri konularında ebeveynlere bilgi verilir ve ebeveynlik becerileri deneyimsel yöntemlerle kazandırılır. Ebeveynler sorunu çocuklarının gelişimleri doğrultusunda doğru ve kısa sürede ele aldığında çocukla ilgili çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Çocuklarla ilgili sorunlar, gelişiminin engellenmemesi için işlevsel olarak ele alınmalıdır.

    Ebeveyn danışmanlığının ana amacı; krizlere erken ve en doğru müdahaleyi etme becerisini ebeveynlere kazandırmaktır. Çocukluk ve ergenlik dönemi yetişkinlikteki becerilerimizi, alacağımız sorumluluklarımızı ve seçimlerimizi belirler ve bu dönemlerde en doğru beceri ve bilgileri çocuklara ebeveynler sunar. Çocuk ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkan davranışsal ve duygusal krizlere zamanında müdahale edilmez ise yetişkinlik döneminde daha büyük ve içinden çıkılması zor krizler ortaya çıkabilir.

    Doğumdan itibaren çocuğunuzun gelişimini doğru şekilde izleyebilmek ve en doğru şekilde yaklaşım sergilemek için ebeveyn danışmanlığı hizmetinden yararlanmak etkili anne baba olma yolunda atılacak olan en işlevsel adımdır.

  • Hasta çocuklara yaklaşım

    Günümüzde çocuk ve ergenlerin hastalıklarının değerlendirilmesinde, sadece biyolojik boyut değil psikolojik ve sosyal boyutlar da ele alınmakta, hastalığa biyopsikososyal açıdan yaklaşılarak hem biyolojik, hem ruhsal hem de sosyal destekler verilmeye çalışılmaktadır. Çünkü günümüzde çocuk ve ergenlerin hastalıkları sırasında ruhsal, sosyal ve/veya birtakım davranışsal sorunlar yaşadıkları daha iyi bilinmektedir. Hasta çocuk ve ergenlerde biyopsikososyal bakış açısını unutmamak tanı ve tedavi sürecinin daha rahat geçmesine büyük katkıda bulunacaktır.

    Bu bölümde akut ya da kronik hastalığı olan çocuk ve ergenlerin ruhsal ve davranışsal açıdan nasıl tepkiler gösterdikleri, bu tepkilerde nelerin rol oynadığı, hastalığı olan çocuk ve ergene sahip ailelerin öğrenmek isteyebilecekleri bazı sorulara yer verilmesi amaçlanmıştır:

    HASTA OLAN ÇOCUK ve ERGENLER HANGİ YAŞTA, EN SIK NASIL TEPKİLER GÖSTERİRLER?

    0-6 yaş grubu

    -Ayrılık kaygısı (anneden ya da bakımveren yakın kişilerden ayrılırken yoğun sıkıntı yaşama, ağlama); özellikle ilk 3 yaşta sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

    -Regresyon (gerileme, bebeksileşme): Çocuğun bulunduğu yaşta kazanmış olduğu çoğu becerilerini yapamama durumudur. Tuvalet eğitimini almışken yeniden altına kaçırmaya başlama, yemeği kendi başına yiyebilirken annesinin yedirmesini isteme, bebeksi konuşma, parmak emme gibi.

    -Yeme ve uyku düzeninde değişiklikler: Her zamanki uyku saatinde uyuyamama, gece sık uyanma, kabus görme, iştahında azalma, yemekte seçici olma gibi.

    -Sağlık ekibi tarafından uygulanan tıbbi işlemlerden korkma. İğne uygulaması, ilaç verilmesi gibi.

    -İçe kapanma.

    6-11 yaş (okul dönemi)

    -Okul sorunları: Derslerde başarısızlık, okula devamsızlık, akranları tarafından alay edilme, küçümsenme, dışlanma, damgalanma gibi.

    -Korku ve kaygılar: Yalnız yatamama, karanlık korkusu, ölüm korkusu, ebeveynlerini kaybetme kaygısı gibi.

    -Sıkıntı, yalnızlık duyguları.

    -Uyku ve yeme problemleri gibi sorunlar yaşanabilir.

    Ergenlik dönemi

    -Ergenlik döneminde; gelişim dönemi özellikleri olarak ergenler görünümleriyle çok yoğun uğraştıkları için vücut şekil değişikliklerinden kaynaklanan sıkıntılar yaşayabilirler (mevcut hastalığa bağlı gelişebilen cilt rengi değişiklikleri, kol-bacakta kaza sonucu eksiklik, yürüme bozuklukları gibi).

    -Bağımsızlıklarını kazanmaları gereken bir dönemde sağlık ekibine, anne-babaya yeniden bağlı kalmak ergeni huzursuz edebilir.

    -Okulda problemler yaşayabilirler.

    -Bazen sahip oldukları hastalık nedeni ile depresyona girebilir, özkıyım (intihar) girişiminde bulunabilirler,…

    ÇOCUK VE ERGENLERİN HASTALIKLARINDA NEDEN FARKLI RUHSAL VE DAVRANIŞSAL TEPKİLER GÖRÜLÜR?

    Çocuk ve ergenin hastalık karşısında verdiği ruhsal ve davranışsal tepkiler pek çok faktöre bağlıdır:

    1.ÇOCUKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

    1.a.Çocuğun yaşı,

    1.b.Çocuğun içinde bulunduğu psikolojik ve sosyal gelişim basamaklarının özellikleri,

    1.c.Çocuğun mizacı,

    1.d.Çocukların hastalıklar karşısında kullandıkları savunma düzenekleri.

    2.HASTALIKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

    2.a.Hastalığın oluş şekli,

    2.b.Hastalığın seyri,

    2.c.Tedavi şekli ve hastaneye yatışlar,

    2.d.Hastalığın dönemi.

    3.AİLE İLE İLGİLİ FAKTÖRLER

    4.ÇEVRESEL FAKTÖRLER

    1.ÇOCUKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

    1.a.Çocuğun yaşı

    Çocukların olayları algılama şekilleri yaşlara ve bilişsel gelişim düzeylerine göre farklılıklar gösterir. Örneğin; 2-7 yaş arasındaki çocuklar kendi deneyimlerine güvenir ve onlara göre hareket ederler. Durumu genelleme yetenekleri zayıftır ve hastalık karşısında mantıklı düşünemezler. 2-7 yaşında hasta olan ya da hastanede yatan çocuğun özerkliği çeşitli derecelerde (yeme, giyinme, oyun şekli,…) kontrol altına alınmış olduğundan işe yaramazlık ve çaresizlik duygusu gelişir. Ayrıca bu yaşta çocuklar hastalığın, yanlış davranışlar nedeni ile kendilerine verilen bir ceza olduğunu düşünürler. Bu nedenle, bu dönemde çocuklara açıklama yaparken suçlayıcı olmamaya özen gösterilmelidir. Hastalığının kendisinin suçu olmadığı vurgulanmalıdır.

    Çocuklara açıklama yapılırken gelişim dönemlerinin özellikleri yanı sıra hastalık ya da yapılan tıbbi girişimler hakkında çocuğun inançlarına da dikkat etmek gerekir. Örneğin; kendinden kan alınacağı zaman tüm kanının alınacağına ve kanının biteceğine inanan bir çocuğa ’korkma çok az bir acı duyacaksın’ demek çocuğu rahatlatamaz.

    İlerleyen yıllarda (7-11 yaş) hastalıklar karşısında mantıksal düşünce gelişir. Yani hastalık hakkında ilgili uzman doktor tarafından yeterli ve doğru açıklama yapılırsa hastalığın nedenini, tedavi şeklinin gerekliliğini daha iyi bir şekilde anlarlar.

    Çocuğa hastalık açıklanırken yaşına ve anlayacağı düzeye göre resim, fotoğraf, hikaye, diğer hastalar araç olarak kullanılabilir. Anlayabileceği şekilde empatik yaklaşımla (kendimizi onun yerine koyarak duygu ve düşüncelerini anladığımızı hissettirebilme) uygun sözcükler seçilerek yapılmalıdır.

    1.b.Çocuğun içinde bulunduğu psikolojik ve sosyal gelişim basamaklarının özellikleri

    Yenidoğan döneminde bebekler annelerinin (bakımveren kişinin) duygularını yansıtırlar. Anne huzurlu ise bebek huzurlu, anne huzursuz ise bebek huzursuz olabilir. Bu nedenle annede bir ruhsal sorun var ise (doğum sonrası depresyon gibi) öncelikle anneye destek verilmelidir.

    1-3 yaş arasındaki çocuklar için güven duydukları ortamda bulunmaları çok önemlidir. Özellikle ayrılıklara ve alışkın oldukları ortamın değişmesine karşı çok hassastırlar. Aileden ayrılmaktan, hastanede yatmaktan, tıbbi işlemlerden korkarlar.

    3-6 yaşında ortaya çıkan hastalık çocukların anne-babayı model alma (özdeşim) yeteneğini, sosyalleşme sürecini bozabilir. Çocukların girişimcilik duygusu zedelenebilir ve buna bağlı olarak pasif ve ebeveynlerine daha bağımlı, korkak, kaygılı bir çocuk olabilirler.

    Okul dönemindeki hastalıklar başarı, sosyalleşme sorunlarına yol açabilir.

    Ergenlerde hastalık, bağımsızlığın kaybolması ve gelecekle ilgili planların bozulmasına, fizik görünümlerinin değişmesine (örneğin;saç kaybı, kilo değişmeleri, cilt rengindeki kararmalar), akran ilişkileri ve okulda sorunlar yaşanmasına, izolasyon hissine, ümitsizlik ve yetersizlik duygularına yol açabilir.

    1.c.Çocuğun mizacı

    Mizaç; çocukta doğuştan var olan duygusal yatkınlıktır. Mizacı değerlendirilen çocuklar kolay çocuk (yeni durumlara kolay uyum sağlama yeteneğine sahip olan), zor çocuk (hastalığı ve tedaviyi kabullenmede zorluk yaşayan) ve yavaş ısınan (zamanla yeni duruma uyum sağlayabilen) çocuklar şeklinde gruplandırılırlar.

    1.d.Çocukların hastalıklar karşısında kullandıkları savunma düzenekleri

    Savunma düzenekleri; kişinin ortama uyumunda ve kişilik gelişiminde oldukça önemlidir. Savunma düzeneklerinin tamamı bilinçdışı olarak (çocuk ve ergenler bunu bilerek ve isteyerek yapmazlar) gelişir ve çocuk ve ergenlerde yaygın olarak kullanılırlar. Savunma düzeneklerinin bazıları sağlıklı çocuk, ergen, erişkinde de bulunur. Burada daha çok hastalığa sahip çocuk ve ergenlerde karşılaşılanlara değinilecektir;

    Regresyon (gerileme, bebeksileşme); çocuğun kazanmış olduğu yetilerini kaybetmesi, gelişimin geri dönemindeki özellikleri göstermeye başlamasıdır. Her hastalık ve hastaneye yatış regresyona neden olur. Çünkü hasta olan çocuklar yatağa yatırılır, beslenir, yıkanır ve giydirilir.

    Yadsıma (inkar etme); çocukların hastalıklarını yok saymaları, inkar etmeleridir. Bu savunma düzeneği tedaviye uyumu güçleştirir.

    Yansıtma; çocukların hastalık ile ilgili duygu ve düşüncelerini başkasına yansıtmalarıdır. Örneğin; hastalığa duyduğu öfkeyi arkadaş, kardeş veya ebeveynine yansıtabilir.

    Akla uygunlaştırma (mantıklı bahaneler bulma düzeneği); çocukların hastalıklarından dolayı yapamadıkları şeylere kendilerince mantıklı bir mazeret bulabilmeleridir. Örneğin; hastalığından dolayı ders çalışamayan bir çocuğun, bunu aldığı eğitimin yetersizliğine bağlaması.

    Yalıtma (yaşanan olayların duygusal yanlarının bastırılmasıdır); hastalığı olan çocuklar bu savunma mekanizmasını kullandıklarında kaygı, üzüntü, umut, öfke gibi duygularını göstermezler. Çevreden hastalığı çok kolay kabullendikleri düşünülür.

    Yüceleştirme; çocukların sağlık koşulları elverdiğince enerjilerini toplum içinde kabul edilen, yaratıcı ve yapıcı eylemler için kullanmalarıdır. Örneğin; eğitsel, sanatsal, bilimsel, sportif etkinlikler.

    2.HASTALIKLA İLGİLİ FAKTÖRLER

    2.a.Hastalığın oluş şekli

    Çocuktaki hastalığın doğuştan ya da sonradan kazanılmış olması psikolojik ve sosyal açıdan farklı durumlara yol açabilir. Doğuştan itibaren hastalığı olan çocuklarda doktora gitmek ve tedavi almak, hastalıkla yaşamak hayatlarının bir parçası haline gelir. Normal gelişim aşamalarını yaşayan çocuklar ise sonradan hastalığa sahip olduklarında tedavi ekibine, tedavi şekline ve hastalığın getirdiği kısıtlamalara daha zor uyum sağlarlar. Her iki durumda da çocuklarda depresyon, uyum bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, çeşitli kaygı bozuklukları, davranım bozukluğu gibi ruhsal sorunlar yaşansa da bu sonradan hastalığa sahip olanlarda genellikle daha sık ya da daha şiddetli seyredebilmektedir.

    2.b.Hastalığın seyri

    Hastalığın akut (ani başlangıçlı ve kısa süreli) ve kronik olması da çocukların ruh sağlıkları için önemli etkenlerdir. Kronik hastalıklar; kalıcı yetersizlik bırakabilen, uzun süre boyunca bakım ve gözetim gerektirebilen hastalıklardır. Çocuklarda çeşitli kronik hastalıklar görülebilir (epilepsi, zeka gerilikleri, doğuştan kalp hastalıkları, otizm, böbrek yetmezliği, kanserler, şeker hastalığı gibi).

    Kronik hastalığı olan çocuklar; akranları tarafından kabul görme güçlüğü yaşayabilirler. Bu durumlarda sağlıklı çocuğa sahip ebeveynlerin tutumları da önemlidir. Çünkü bazı ebeveynler hasta çocuklarla kendi çocuklarının oynamasına, bir arada bulunmasına ve aynı sınıfta okumasına izin vermezler. Dolayısı ile sağlıklı çocuğa model olacak olan anne-babadan, hastalıklı çocukların dışlanması gereken mesaj alınır.

    Kronik hastalığa sahip çocuklar; okul başarısında daha çok düşüklük yaşarlar (okula devamsızlıklar, ailenin tutumları, bazı hastalıklarda bilişsel yetilerin etkilenmesi gibi nedenlerden dolayı).

    2.c.Tedavi şekli ve hastaneye yatışlar

    Tedavi sürecinde acı veren girişimler, ağrı ve bilinmezlikler çocuklarda sıkıntı oluşturabilir.

    Özellikle okul öncesi dönemde hastaneye yatışlar çocuklar üzerinde olumsuz etkiler gösterir. Küçük çocuklar neden ve sonuç ilişkisini tam olarak kavrayamadıkları için hastaneye yatışlarını ceza olarak da algılarlar. Güven duydukları ev ortamından tamamen farklı ve pek çok kez de acı veren tıbbi girişimlere uğradıkları ortama uyum sağlamaları, ebeveynlerden ayrılmaları küçük çocuklarda önemli stres kaynaklarıdır. Çocukların hastaneye yatışlarında da sıklıkla gördüğümüz savunma düzeneklerinden birisi regresyondur (bebeksileşme). Küçük çocukların hastaneye yatışı; yeni edindikleri ve çok değerli olan yeteneklerinin ellerinden alınmasına neden olur. Bu da çocuklarda çaresizlik ve işe yaramazlık duygusunun gelişimine yol açar.

    Hastaneye yatan ergenlerin tepkileri farklı şekillerde olabilir;

    1.Pasif ergenler: Tedavi ekibine uyumludurlar. İçlerinde yaşadıkları endişe, kaygıları ifade edemezler.

    2.Asi ergenler: Tedaviye uyumsuz olan ergenlerdir. Bu nedenle tedavi süreçleri gerektiği gibi gidemez.

    3.Olgun ergenler: Zihinsel güçleri, süreci anlamaları ve başa çıkabilmeleri için yeterlidir.

    Hastaneye yatan ergende hastalığın tipi de önemlidir. Çünkü ergenler fiziksel görünüşlerine son derecede duyarlıdırlar. Dış görünüşlerinde farklılıklar yaratan hastalıklar her iki cinsiyetteki ergenler için sıkıntı oluşturabilir. Ergenler özgür ve bağımsız olmak isterler. Bu nedenle hastaneye yatışlarında ek bir stres yaşarlar. Çünkü yeniden ebeveynlerine, sağlık personeline bağımlı hale gelirler. Ergenlik döneminde akran ilişkileri de çok önemlidir. Hastaneye yatan ergenler bundan da yoksun kaldıkları için sıkıntı yaşarlar. Ergenler hastanede yatarken çocuklardaki gibi regresyona uğrayacaklarından endişe duyarlar, bu nedenle çocuk yerine konmaktan, kendilerine çocuk gibi davranılmasından hoşlanmazlar.

    Tüm bu değerlendirmelere karşın hastaneye yatan her çocuk ve ergenin sıkıntı yaşayacağını söylemek doğru olmaz.

    2.d.Hastalığın dönemi

    Hastalığın hangi dönemde olduğuna göre de çocuk ve ergenlerdeki tepkiler değişebilir.

    Hastalığın başlangıcında, şaşkınlık ve inkar belirgin olarak yaşanır. Erken ve doğru tanı hasta-hekim ilişkisinde güveni sağlamaya yardımcı olur. Sık hastaneye yatışlar, yoğun tetkikler kaygıyı arttırabilir. Çocuğun hastalığının öğrenildiği dönemde yakın çevresindekilerin tutumları da oldukça önemlidir. Çocuğa öncekinden çok fazla iyi davranılır, uyması gereken kurallar kaldırılır, her şeyine evet denilir, kızılması gerekirken ses çıkarılmaz ise hasta kimliğini çocuk kolaylıkla benimseyebilir. Hasta iken çocuk ve ergenlerin tabii ki sevgi ve şevkat ihtiyacı artabilir. Ama bu hiçbir zaman çocuk ve ergenin hastalık öncesinden farklı toleransa sahip olması anlamına gelmemelidir. Aksi halde hastalığın iyileşmesi daha uzun zaman alabilir, iyileşme olsa bile çocuk ve ergen psikojenik nedenle bilinçdışı olarak yeni hastalık belirtileri gösterebilir (elim tutmuyor, yürüyemiyorum, başım ağrıyor gibi).

    Tedavinin başlaması; tedavinin uygulanış şekline ve sıklığına göre sıkıntı oluşturabilir. Tedavinin sonucunda iyileşme ve hastalık öncesindeki sağlıklı durumuna dönme var ise tedavi süreci çocuklar tarafından daha iyi tolere edilir. Tedaviye yanıt uzun zaman alıyor ve/veya uygulanan tedaviye kısmi (yetersiz) yanıt alınıyor ise tedavi ve hastalığa uyum daha güç olur.

    Hastalık tekrarlayıcı gidiş gösteriyor ise çocuk ve ergende tedavi ekibine karşı güvensizlik, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları, depresyon ve kaygılar daha sık görülebilir.

    Yavaş ilerleyen hastalıklarda ilerleme hızı hastalığa uyum ve psikososyal açıdan önemlidir.

    Hastalığın tüm tıbbi girişimlere karşın ölümcül aşamasına geldiğimiz terminal dönemde; çocuk ve ergenin yaşam kalitesi ön planda tutulmalı, gereksiz tetkik ve girişimlerden kaçınılmalıdır.

    3.AİLE İLE İLGİLİ FAKTÖRLER

    Ailenin tipi,

    Ailenin işlevselliği,

    Evlilik ilişkileri,

    Anne-babanın ebeveynlik niteliği,

    Anne-babanın kişilik özellikleri,

    Ailenin hastalığa verdiği tepki,

    Aile bireylerinin hastalıktan etkilenme düzeyi,

    Hasta çocuğa verilen bakım ve psikososyal destek,

    Kardeş durumları,

    Anne-babanın eğitim düzeyi,

    Ailenin kültürel özellikleri,

    Çocuğun hasta olduğunu öğrenen ailede ilk yaşanan evre; ‘şok ve şaşkınlık’tır. Bu dönemde en sık kullanılacak savunma düzeneği ise inkardır (hastalığın olmadığının, yanlış tanı konulduğunun düşünülmesi). Daha sonra ‘suçluluk, kızgınlık ve içerleme evresi’ gelir. Bu evrede görülen kızgınlığın önemli bir kısmı tedavi ekibine yansır. Niçin ben? Soruları sorulur. Bu dönemden sonra üzüntülü dönem yaşanır (bazen depresyon gelişebilir) ve daha sonra son dönem kabullenilmesi aşaması gelir. Ancak her çocuk, ergen ve ebeveynlerde bu evreler tamamlanmayabilir. Aile bir evrede örneğin inkar evresinde kalabilir. Bu da tedavi sürecinde önemli gecikmelere yol açabilir.

    Kardeşler özellikle hastalığa uyumda, hasta çocukla benzer stresi yaşarlar. Kardeşler özellikle hastalığın yoğun döneminde en çok ihmal edilmiş bireyler olduklarından ebeveynlere kardeşler konusunda da önemli görevler düşmektedir.

    4.ÇEVRESEL FAKTÖRLER

    Tedavi ekibi,

    Okul ortamı,

    Yakın akrabalar,

    Akranlar,

    Hastalıkla ilgili dernek ve kuruluşlar

    Çocuğun kendine güveninde, tedavi ekibine güveninde, doğru bilgi sahibi olmasında, hastalığa karşı umutsuzluk ve çaresizlik duygularını hissetmemesinde,…sağlık ekibi ile çocuk arasında kurulan ilişki son derece önemlidir.

    Çocuklar için okul; hem akademik hem de sosyal açıdan önemli bir ortamdır. Hastaneye yatan çocuklar için hastane okul projelerinin genişletilmesi çocukların psikososyal ve akademik gelişimleri açısından önemlidir.

    Yakın akraba desteği; yurdumuzda hem çocuk bakımında hem de anne-babalara psikososyal destek vermede oldukça önemlidir.

    Ergenlik döneminde; normal ruhsal gelişim açısından akran ilişkileri oldukça önemlidir. Bu nedenle olumlu arkadaşlık ilişkisi tedaviye uyumu ve gencin ruh sağlığını olumlu yönde etkileyecektir.

    ÇOCUKLARDA ÖLÜM KAVRAMI HANGİ YAŞTA GELİŞİR?

    7 yaşın altındaki çocuklar ölümü geri dönüşülebilir olarak algılarlar. 9 yaş ve üzerindeki çocuklarda ise ölüm kavramı erişkin düzeyde gelişmiştir ve geri dönüşsüz olduğu kavranmıştır. Ancak ölümcül hastalığı olan çocuklarda ölüm kavramı, hastalığın tanı ve tedavi sürecinde yaşanan psikolojik stres ve deneyimler (ölüm tehditi, benzer hastalıktan bir arkadaşının ölümü,…) nedeni ile daha hızlı ve erken gelişebilir.

    ÖLÜM ÇOCUKLARA NASIL AKTARILIR?

    Çocuğa ölüm olayı, zihinsel ve ruhsal olgunlaşma düzeyi göz önünde bulundurularak açıklanmalıdır.

    Okul öncesi (4-5 yaşından küçük) çocuklar, insan vücudunu biyolojik anlamda tanımadıkları için ölümü beden işlevlerinin sona ermesi olarak algılayamazlar. Örneğin; Kalbin sevme ile ilgili olduğunu düşünen bir çocuğa yapılan ‘öldü çünkü kalbi çalışmaz hale geldi’ şeklindeki bir açıklama ölüm kavramını anlamaya katkıda bulunamaz.

    4-6 yaş arasındaki çocuklar insan bedenini biyolojik bir varlık olarak algılamaya başlarlar. Bu nedenle çocukların ölüm olgusunu anlaması ve baş edebilmesi için, yaşam döngüsü ve beden işlevlerini biyolojik kavramlarla açıklayan bilgilerin verilmesi yarar sağlar. Bu anlatımlarda ölümün yaşamsal bir döngü olduğu ve bedensel işlevlerin son bulduğu uygun ve basit bir biçimde anlatılmalıdır. Yani ölen bir kişinin nefes alamayacağı, yemek yiyemeyeceği, oyun oynayamayacağı, düşünüp hissedemeyeceği,… açıklanmalıdır.

    HASTALIĞI OLAN ÇOCUĞA AÇIKLAMA YAPILMALI MIDIR?

    Hastalığı olan çocuktan tanıyı gizlemek, korku ve kaygıları önlemez. Çünkü çocuk ve ergenler hastalıklarının nasıl olduğunu diğer çocuklarla konuşarak, kulak misafiri olarak, çevresindeki kişilerin yüz ifadelerine bakarak,… anlamaya çalışırlar. Ayrıca çocukların korkularını ifade etmelerine izin verilmediği zaman, hastalıkla ilgili hiç konuşulmadığı zaman çok daha fazla olumsuz düşüncelere sahip olabilir, daha yoğun kaygı yaşayabilirler. Hastalıkları gizlenen çocuklar daha fazla karmaşa, yalnızlık, belirsizlik ve güvensizlik duygusu yaşarlar. Hasta olan ergen de düzenli olarak bilgilendirilmeli, anne-babaların hem birbirleri ile hem de çocuklarıyla hastalık hakkında konuşabilmeleri sağlanmalı, duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri ortam hazırlanmalıdır. Bu şekilde hem hasta çocuk/ergen hem de ebeveynler tanı ve tedaviye daha kolay uyum sağlar.

    KRONİK (SÜREGEN) HASTALIĞI OLAN HER ÇOCUKDA RUHSAL SORUN GÖRÜLÜR MÜ?

    Kronik hastalık sonrası gelişen ruhsal bozuklukların yaygınlığı %10-30 olarak bulunmuştur. Çocukta ruhsal sorunların oluşmasında yukarıda belirtildiği gibi bireysel, genetik, çevresel, ailesel, kültürel… pek çok faktör rol oynar.

    ÇOCUKLARDAKİ HASTALIK NASIL AÇIKLANMALIDIR?

    Açıklama tanı koyan hekim tarafından, mümkünse her iki ebeveyne birlikte yapılmalıdır. Böylelikle ebeveynlerin hastalığı kabullenmeleri, hastalığa karşı duyulan öfkeyi ve suçlamaları birbirlerine yansıtmaları önlenmiş, hastalık ile ilgili kaygılar her iki ebeveyn tarafından paylaşılmış olur. Çocuğa yapılacak açıklama da benzer şekilde tanı koyan hekim ve/veya ebeveynler tarafından yapılabilir. Çünkü açıklamayı yapan kişilerin çocuğun tanıdığı ve güven duyduğu kişiler olması önemlidir. Böylece hastalığın sürecinde de çocuk kendini daha güvende hissedecektir. Eğer sadece anne-baba hastalığı açıklayacak ise, anne-babaların açıklama yapmadan önce, hastalık hakkında doğru kaynaklardan yeterli bilgiye sahip olmaları çok önemlidir. Çocuk ve ergene hastalığı söyleyen kişilerin duygularını (korku, kaygı,…) abartılı şekilde göstermemeleri çok önemlidir. Bu nedenle anne-baba hazır oldukları an hastalığı çocukları ile paylaşmalıdırlar

    AMELİYATLAR ÖNCESİ ÇOCUKLARA AÇIKLAMA YAPILMALI MI?

    Çocuklar aileleri ile birlikte ameliyata hazırlanmalıdır. Hastalığın özelliği, hastanede geçecek süre, yapılacak ameliyat ve sonrası aileye açıklanmalıdır. Çocuğun anlama kapasitesine göre, yapılacak olanlar, ameliyat ortamı (doktorların neden maske taktığı gibi) çocuğa anlatılmalıdır. Böylelikle çocukların kendi hayal dünyalarında çok daha korkutucu işlemlere maruz kalacaklarını ve çok acı çekeceklerini düşünmeleri önlenebilir. Aileler çocuklarını hastaneye götürürken; evde çocukların çok hoşlandığı oyuncakları da yanlarına almaları özellikle küçük çocuklardaki stresin azalmasına katkıda bulunabilir. Üç yaşın altındaki çocuklara ameliyat günü açıklama yapmak çocuklardaki stresin daha az olmasını sağlar.

    KRONİK HASTALIK TANISI ALAN ÇOCUK VE ERGENE NASIL DAVRANILMALI?

    Çocuk ve ergenin hastalık hakkında bilgilenmelerine olanak sağlanmalıdır. Bu konuda kısıtlamalar ya da çevreden duyacağı yanlış bilgilendirmeler kolaylıkla olumsuz düşüncelere ve umutsuzluk duygusunun gelişmesine yol açabilir.

    Hastalık açıklandıktan sonra, çocuk ve ergenler istediği sürece hastalık hakkında konuşabilecekleri, olumlu ya da olumsuz duygu ve düşüncelerinin paylaşabilecekleri ortam sağlanmalıdır. Burada anne-babalara önemli görev düşmektedir. Çünkü çocuk veya ergenler bazen anne-babayı üzmemek için hastalık ile ilgili konuşmaktan kaçınabilirler.

    Anne-baba ve yakın aile çevresinin çocuktaki bebeksi tavırları desteklememesi ve aşırı duygusal davranmaması çok önemlidir. Çünkü çocuk ve ergenin mevcut bedensel hastalığına eğer ‘hasta kimlik duygusu’ eklenirse ruhsal olarak yeterince güçlü olabileceklerini söylemek pek mümkün olmayacaktır. Eğer hasta çocuk ve ergen çok fazla korunup kollanır ise ev dışındaki her ortamda daha çok uyum sorunu yaşayacaklardır. Çünkü hiç kimse ev ortamındaki gibi çocuk ve ergenlere aşırı toleranslı ve duygusal davranmayacaktır.

    Tıbbi zorunluluk olmadıkça çocuk ve ergen günlük aktivitelerine eskisi gibi devam edebilmeli ve olabildiğince akranları ile aynı ortamlarda bulunmalıdır.

    Hastalığın sürecinde çocuk ve ergen dışında anne-babanın da gerektiğinde ruhsal destek alabilecekleri hatırlatılmalı ve gereğinde yönlendirme yapılmalıdır. Çünkü hasta çocuk ve ergenin karşısında güçlü ebeveynin olması geleceğe dönük güven duygusunun artmasını sağlayacaktır.

    KRONİK HASTALIĞI OLAN ÇOCUĞA OKULDA NASIL DAVRANILMALIDIR?

    Öncelikle öğretmenlerin hastalık hakkında bilgilendirilmeleri önemlidir. Çünkü bazen öğretmenlerden de tıbbi destek istenebilir ve gözlemlerini almak önemli olabilir.

    Öğretmenlerin olabildiğince diğer çocuklara davrandığı gibi hasta çocuğa davranması gerekmektedir (burada tıbbi olarak çocuk ve ergenelerin yapamayacakları elbette göz önünde tutulmalıdır). Çünkü çok farklı bir şekilde ve toleranslı davranılan çocuk ve ergende, dersler ve çevreye uyum için gereken çaba azalır ve akran grupları tarafından daha çok dışlanabilirler.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan NÖROGELİŞİMSEL bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik v hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

    TANI KRİTERLERİ

    • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı

    • 12 yaşından önce başlamış olmalı

    • En az 6 aydır devam ediyor olmalı

    • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

    “Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

    “Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma,uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan,sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

    “İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük,sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme,oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme ,tartışma,kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

     

    Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

    • Zamanı iyi kullanamama

    • Dağınıklık/düzensizlik

    • Hırçınlık

    • Sosyal beceri sorunları

    • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri

    • Kendine güvenememe

    • Uyku sorunları

    • Duygusal dalgalanmalar

    Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

    • Özgül öğrenme güçlüğü

    • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu

    • Davranım bozukluğu

    • Depresyon

    • Kaygı bozuklukları

    • Tik,Tourette bozukluğu

    Çevresel Etkenler;

    • Ailede benzer belirtiler

    • Aile içi stres,şiddet

    • Travmalar

    Tedevi yöntemleri;

    DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

    • İlaç tedavisi

    (Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

    • Anne-baba eğitimi

    (Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

    • Öğretmenlerin eğitimi

    (Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

    • Bilişsel-davranışsal tedaviler

    • Deneyimsel oyun terapisi

    ANNE-BABALARA ÖNERİLER

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu,ümitsizlik ve üzüntü içerisindedirler.

    • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisinde ki bu gerginlik hali,tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.

    • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor.Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.

    • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor,nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’  bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusunda ki bakış açınız genişlemiş olacaktır.

    • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor.  Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;

    1. Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?

    2. Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?

    3. Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.

    4. Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal,fiziksel,cinsel) bilmelerinde fayda çok büyüktür

  • Eliminasyon bozuklukları

    ENÜREZİS

    Enürezis, Yunanca idrar yapmak anlamına gelen ‘enourein’ sözcüğünden gelmektedir Günümüzde enürezis, işeme kontrolünün gelişimsel olarak sağlanması beklenen yaşta istemsiz ve uygunsuz yere idrar boşaltılmasının devam etmesi anlamında kullanılmaktadır. Organik bir nedene bağlı olarak idrar kaçırmaya ‘inkontinans’, gece uykuda idrar kaçırmaya ‘enürezis nokturna’ (EN), gündüz uyanık iken idrar kaçırmaya ‘enürezis diürna’ (ED), hem gece hem de gündüz idrar kaçırmaya ‘enürezis continue’ denmektedir.

    EN başlangıç biçimi ve seyrine göre ikiye ayrılır;

    1.Birincil (primer) EN: Enürezis bebeklikten beri vardır ve arada kuru dönem yoktur.

    2.İkincil (sekonder) EN: En az bir yıllık mesane kontrolü ve kuruluk dönemi sonrasında enürezis başlamıştır. En sık 5-8 yaşlarında görülür. Eğer daha geç örneğin ergenlikte ortaya çıkar ise organik nedenler araştırmalıdır.

    Normal gelişim sürecinde çocuklarda barsak ve mesane kontrolü sıra ile olmaktadır. Bunlar sırası ile;

    1.Nokturnal fekal kontinans

    2.Diürnal fekal kontinans

    3.Diürnal mesane kontrolü

    4.Nokturnal mesane kontrolü.

    Enürezis tanısını koymak için takvim yaşı en az 5 olmalıdır (ya da eşdeğer bir gelişim düzeyi). EN 5 yaşındaki çocuklarda genel olarak %15, 7 yaşındaki çocuklarda %1.5-7.5 oranında görülür. Erişkin dönemde olguların sadece %1’inde enürezis devam etmektedir. Enürezis diürna 5 yaşından küçüklerde ve kızlarda daha sıktır.

    Enürezisin %80-90’ı primerdir.

    Nedenler

    1.Santral sinir sisteminin gelişmesinde gecikme

    Mekanizması tam bilinmemesine karşın primer enürezis nokturnalı çocukların çoğunda santral sinir sistemi gecikmesi ile ilgili bulgular (Örn. Motor gelişim geriliği, dil gelişim geriliği, boy kısalığı, kemik yaşının küçük olması) vardır. Santral sinir sistemindeki maturasyon gecikmesinin enürezisde etkili olabileceği ile ilgili bir açıklamada; erkeklerde maturasyonun kızlardan daha geç olduğu ve bunun da hem eliminasyon ile ilgili sfinkterlerin kontrolünde hem de uyku döngüsünde (işeme sırasında uyanabilmede yetersizlik gibi) yetersizliğe yol açabileceği ve sonunda enürezis için bir faktör olabileceği bildirilmiştir. Mesane ve işeme fonksiyonlarının merkezi olan beyinsapı disfonksiyonunu belirlemek için yapılan bir çalışmada enüretik çocuklarda beyinsapı disfonksiyonunu ve maturasyon gecikmesini destekleyici bulgular elde edilmiştir.

    Çocukta ilerleyen yaş ile arginin vazopressin normal sirkadiyen ritmine göre salınmaya başlayıp, enürezis nokturnanın düzelebileceği, bunun da enürezis nokturnanın gelişimsel gecikmesini açıklayıcı bir bulgu olabileceği düşünülmektedir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) enürezis nokturnalı ve diürnalı çocuklarda daha sık görüldüğü bildirilmektedir. DEHB’de da santral sinir sisteminin maturasyon gecikmesi bozukluğun gelişmesinde bir etken olabileceği düşünüldüğünde bu sonuç şaşırtıcı olmamakta, bu birlikteliğin enürezisde de maturasyon gecikmesinin rol oynayabileceğini gösteren bir bulgu olabileceği belirtilmektedir.

    2.Genetik nedenler

    Uzun yıllardan beri enürezisde genetiğin önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Her iki ebeveynde enürezis öyküsü var ise çocuklarda yaklaşık olarak %70-75, bir ebeveynde enürezis var ise çocuklarda %40-50 oranında enürezis görülebileceği bildirilmiştir.

    3.Arginin vasopressin (=antidiüretik hormon=ADH) sirkadiyen ritminde yetersizlik

    Arginin vazopressin böbrekten su atılımını sirkadiyen ritim olarak belirleyen bir hormondur. Bu hormonun düzenli sirkadiyen ritmi sayesinde 24 saatlik idrarın %50’den azı gece atılmaktadır. Bazen enüretik çocuklarda sirkadiyen ritim bozulur, vazopressin gece ve gündüz aynı düzeyde salınır ve sonuçta çocukta enürezis nokturna ortaya çıkabilir.

    4.İlaçlar

    Lityum, valproik asit, klozapin, nöroleptikler (Ör. Tiyoridazin, risperidon), teofilin, gibi ilaçların yan etkisi olarak enürezis görülebilir.

    5.Psikodinamik nedenler

    Literatürde enürezis, bisexüalitenin açıklaması olarak mastürbasyon eşdeğeri gibi değerlendirilmiş ve beden imajındaki bozuklukların somatik (bedensel) açıklaması, kastrasyon anksiyetesinin bir göstergesi, bastırılan cinsel ve agresif duyguların yansıması ve/veya immatür zevk kaynağı olabileceği bildirilmiştir.

    6.Genitoüriner sistem hastalıkları

    Üriner sistemde obstrüksiyon, hidronefroz, tam boşalamayan mesane, anormal mesane duvar kalınlığı, detrüsor instabilitesi, üriner sistem enfeksiyonu, enterebius vermicularis (kılkurdu) enfeksiyonu,… enürezis gelişmesine yol açabilir.

    8.Diabetes mellitus, diabetes insipidus

    9.Psikojenik nedene bağlı aşırı sıvı alım

    10.Nörolojik hastalıklar

    Multipl skleroz, Guillain-Barre sendromu, spinal kord zedelenmeleri, serebral tümörler, spinal kord tümörleri gibi nörolojik hastalıklarda da enürezis görülebilir.

    11.Psikososyal stresler ile ilgili nedenler

    a.Enürezis yenidoğan kardeşe karşı duyulan saldırgan duyguların ifadesi,

    b.Aşırı temiz titiz, düzenli annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı pasif agresif bir tepki,

    c.Ailedeki ölüm, boşanma, göç, okul ile ilgili travmalar, hastaneye yatma, çocuk ihmal ve istismarı gibi stres dolu yaşam olayları sonucunda gelişen anksiyete belirtisi,

    d.Aşırı koruyucu ve hoşgörülü ailede yetişen çocukta bebeksi kalma eğilimi,

    e.Olumsuz ve yetersiz anne-çocuk ilişkisi, ebeveynlerde ruhsal bozuklukların olması sonucu gelişen regresif semptomlar olarak çocukta enürezis gelişmesinde rol oynayabilirler. İkincil enürezisde özellikle bir yılda 4 veya daha fazla yaşanan stres dolu yaşam olayı var ise risk daha çok artmaktadır.

    12.Uyku ile ilgili nedenler

    70’li yıllarda enürezisin genellikle uykunun ilk 1/3’lük periyodunda, evre 4 nonREM uykudan REM uykuya geçiş döneminde görüldüğü, narkolepsi, uykuda apne sendromu, derin uykudan uyandırılma güçlüğü gibi spesifik uyku bozuklukları ile ilişkili olabileceği bildirilmiştir. Ancak daha sonra yapılan çalışmalar uyku paternlerinin enüretik çocuklarda enürezis olmayan çocuklardan farklı olmadığını, enürezisin uykunun her döneminde görülebileceğini göstermiştir.

    13.Allerjenik fenomen

    Son yıllarda alerji ile enürezis arasında direk ilişki olmadığı belirlenmesine karşın yetmişli yıllarda gıda alerjisi olanlarda mesane hiperaktivitesinin ortaya çıkabileceği, bunun da mesane kapasitesini azaltabileceği bildirilmiştir.

    14.Diğer nedenler

    Enürezis düşük sosyoekonomik düzeyde, çok çocuklu, kalabalık ailelerde ve kurumlarda yaşayan çocuklarda, düşük doğum ağırlığı öyküsü olanlarda daha sık görülmektedir.

    Birliktelik durumları

    Ruhsal sorunlar enüretik çocukların yaklaşık olarak %20’sinde gözlenir. Daha çok uyum sorunları, davranış problemleri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, enkoprezis, okul başarısında düşüklük, zaman içinde özgüvende azalma, sosyal izolasyon ve sosyal uyum sorunları, akranları tarafından dışlanma, umutsuzluk ve karamsar hissetme, ceza ve reddedilme gibi ebeveynler tarafından olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalma, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,… görüldüğü bildirilmiştir.

    Öncelikle ne yapılmalı?

    Öncelikle enürezis ile ilgili tedavi yaklaşımlarına geçmeden önce ebeveynlerin büyümekte olan çocukta tuvalet eğitimine doğru zamanda başlamalarının önemli olduğunu söylemek gerekmektedir. Ebeveynler çocuktan aldıkları bazı ipuçları (Örn. Çocuğun istemli olarak sfinkter kontrolüne sahip olmaya, tuvalet alışkanlığını geliştirmek için çaba ve ilgi duymaya, ebeveynlerin davranışlarını taklit etmeye başladığı zamanlar) sonucunda tuvalet eğitimine başlarlar ise ileride yanlış veya erken tuvalet eğitimi sonucunda gelişebilecek eliminasyon bozukluklarını önleyebilirler. Tuvalet eğitimine genelde 1.5-2 yaşında başlanabilir. Tuvalet eğitimine başlamak çoğu zaman kız ve erkekler için benzer sürede olmasına karşın eğitimi genellikle kızlar daha önce tamamlar. Kızlarda tuvalet eğitimi sırasında çevre etkisi ve desteği ön planda iken erkek çocuklarda fizyolojik maturasyon daha ön plandadır. Tuvalet eğitimine başlanacağı dönemde psikososyal stres faktörleri mevcut ise (Örn. Göç, kardeş doğumu, yeni okula başlama, bakıcı değişikliği) eğitim ertelenmeli, çocuğun bunlara uyum sağlaması beklenmelidir.

    Gidiş

    Prognoz genelde iyidir. Enürezis nokturna her yıl %10-20 oranında spontan remisyon gösterir. 5-7 yaş ve 12 yaşından büyüklerde spontan remisyon oranı yüksektir. Çocukta eştanı olarak başka bir ruhsal bozukluk, psikososyal stres faktörleri varlığında prognoz olumsuz etkilenir.

    ENKOPREZİS

    Dışkı kaçırma “soiling” istemsiz olarak dışkının kaçırılmasıdır ve bununla ilgili olarak değişik terimler kullanılmaktadır. Bunlardan inkontinans altta yatan bir hastalık (Örn. Anatomik, organik ya da inflamatuvar, meningomiyelosel, omuriliğe bası yapan kitle, ülseratif kolit) olduğunda kullanılır. Bu durum dışkı kaçıran çocukların %5’ten daha azında sorumludur. Enkoprezis, dışkılama kontrolünün gelişimsel olarak sağlanması beklenen yaşta istemsiz ve uygunsuz yere kakanın boşaltılmasının devam etmesi anlamına gelmektedir. Enkoprezis için takvim yaşının en az 4 olması gerekir.

    Genel olarak 4 yaşını doldurmuş çocukların %95’den fazlası, 5 yaşını bitirmiş olanların ise %99 kadarı barsak kontrolünü kazanmıştır. Primer enkoprezis 7-8 yaşında %1-3 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara göre 4-5 kat daha sıktır. Konstipasyon ile giden enkoprezis ve taşma inkontinansı en sık görülen tiptir (%85-95). Bu çocuklar bazen hiç barsak kontrolünü kazanamaz, bazen de kabızlıktan dolayı taşma olur (genellikle günde 2’den fazla). Konstipasyon ile gitmeyen enkoprezis, defans davranışı ile birliktedir ve öfkenin açıklanması anlamına gelir.

    Nedenler

    Enkoprezisin nedeni araştırıldığında çocukların %95’inden fazlasında bir fizyolojik neden bulunmaz. Kalan %5’inde ise değişik nedenler bulunur.

    1.Yetersiz tuvalet eğitimi

    2.Dışkılamanın farkına varılmaması:

    Normal şartlarda rektum boştur ve rektuma dışkı girmesi dışkılama gereksinimini doğurur. Çocuğun istemli olarak kakasını tutmasından ya da ağrılı defekasyona bağlı ertelemeden dolayı gelişen kronik kabızlıkta çocuklarda rektum genişlemiştir (megarektum) ve dışkı doludur. Bu çocukların rektumu, zamanla gelen dışkıya karşı duyarsızlaşır ve çocukta dışkılama gereksinimi olmaz (desensitizasyon). Böylece çocuk kakasının geldiğinin farkına varmaz ve biriken dışkı anal sfinkterin tutabileceği düzeyden daha fazla basınca ulaştığında, dışkı kendiliğinden iç çamaşırlarını kirletecek şekilde kaçar (taşma inkontinansı).

    3.Anormal anal sfinkter kontraksiyonları

    4.Olumsuz ebeveyn tutumları:

    Ebeveyn ve çocuk arasındaki inatlaşma, yeterli barsak kontrolünü sağlayan çocuklarda bazen feçesi depolamalarına ve uygunsuz yerlere yaşanan streslere karşılık olarak yapmalarına neden olabilir. Annenin çocuğun otonomi kazanmasına karşı geliştirdiği ambivalans tutum, annenin katı mükemmelliyetçiliği, zorlayıcı denemeler önemli faktörler olabilir. Özellikle çocuğu ile yeterli iletişim kuramayan, depresyonu olan ebeveynlerin çocuğu ihmal etmesi çocuklarında anal bölgede self-stimülasyon gelişmesi enkoprezis görülebilir. Tuvalet eğitiminin kültüre özgü olarak erken ya da geç başlatılması da enkoprezise yol açabilir.

    5.Posttravmatik enkoprezis

    Enkoprezis cinsel istismar sonucu oluşabilir.

    6.Konstipasyona neden olan organik durumlar enkoprezise yol açabilir:

    a. Anatomik nedenler (Ör.İmperfore anüs, anal stenoz, anüsün önde yerleşmesi, pelvik kitle; teratom)

    b. Metabolik ve gastrointestinal nedenler (Ör. Hipotiroidizm, hiperkalsemi, hipokalemi, kistik fibrozis, diabetes mellitus, multipl endokrin neoplazi tip 2B, çölyak hastalığı, renal tübüler asidoz)

    c. Nöropatik hastalıklar (Ör. Spinal kord anormallikleri, spinal kord travması, nörofibromatozis, ensefalopati, serebral palsi)

    d. Bağırsak sinir ve kas bozuklukları (Ör. Hirschsprung hastalığı, intestinal nöronal displazi, intestinal psödoobstrüksiyon, visseral miyopatiler, visseral nöropatiler)

    e. Anormal karın kas yapısı (Ör. Prune-Belly sendromu, gastroşizis, down sendromu)

    f. Bağ dokusu hastalıkları (Ör. Skleroderma, sistemik lupus eritematozis, Ehlers-Danlos sendromu)

    g. İlaçlar: Opiyatlar, fenobarbital, sükralfat, antasitler, kodein, antihipertansifler, antikolinerjikler, antidepresanlar, sempatomimetikler gibi.

    h. Diğer: Ağır metal zehirlenmesi (kurşun), Vitamin D zehirlenmesi, Botulizm, İnek sütü protein intoleransı

    ı. Dehidratasyon.

    7.Tuvalet koşulları

    Çocuk, yaşına bağlı olarak oyuncaklarıyla oynama, bilgisayarda oyun oynama gibi çok hoşuna giden aktivitelerde bulunduğunda veya kendi tuvaletini kullanamadığı durumlarda dışkılama gereksinimini ertelemek isteyebilir. Özellikle okul çağında, okul tuvaletlerinin yeterli düzeyde olmaması (Örn. Temizlik, tuvalet sayısı, bazı yerlerde erkek-kız ayrımının olmaması gibi) tuvaletin çocuklar tarafından kullanılmamasına ve bu da kabızlık dahil birçok soruna yol açabilir.

    8.Psikoanalitik model

    Özellikle erkek çocuklarda olması enkoprezisin kastrasyon anksiyetesinin bir göstergesi olabileceğini düşündürmüştür.

    9.Diğer nendeler:

    Diyare, nörolojik hastalıklar (Ör. nöromüsküler hastalıklar, meningomyelosel, Hirschprung’s hastalığı, kronik intestinal psödoobstrüksiyon, spinal kord bozuklukları, serebral palsi/hipotoni, spinal kord hastalıkları; sakral lipom, spinal kord tümörü), anal anomaliler (Örn. Rektal abse, anal fissur, fissürle birlikte olan stenoz/atrezi, anterior yerleşimli anüs, travma ve cerrahi sonrası komplikasyonlar, imperfore anüse eşlik eden rektoperitoneal fistül), pelvik kitle, karın duvarı anomalileri, kistik fibrozis enkoprezise yol açabilir.

    Birliktelik durumları

    Çoğu primer enkopretik çocuklarda altta yatan ciddi bir psikopatoloji yoktur. Ancak sorunun uzaması ile ilgili yaşanan olumsuzluklar (Ör. Cezalandırılma, dışlanma, aşağılanma) çocukta ek olarak psikopatoloji gelişmesine katkıda bulunabilir. Enkoprezis ile birlikte dikkatin kolayca dağılması, kısa dikkat süresi, düşük engellenme eşiği, hiperaktivite ve koordinasyon bozukluğu, özgüvende azalma, akran ilişkilerinde sorunlar görülebilir.

    Sekonder enkoprezisde psikopatoloji gelişme olasılığı daha sıktır. Enürezis gelişmesinde rol oynayabilecek psikososyal faktörler enkoprezis gelişmesinde de görülebilir.

    Gidiş

    Santral sinir sistemi maturasyonu geliştikçe enkopreziste spontan remisyon görülmektedir. Enkoprezisin erkeklerde 6, kızlarda 8 yaşında görülmesi peak yapar. Genel olarak söylenirse olguların yaklaşık 1/3’ü kroniktir. 16 yaşından sonra enkoprezis çok nadir olarak görülmektedir. Gece olan kaçırma var ise gidiş gündüze göre daha kötüdür. Eştanı olarak davranım bozukluğu bulunuyorsa ve enkoprezis agresyon ifadesi oalrak var ise gidiş kötüdür.

  • Deneyimsel Oyun Terapisi Nedir?

    Deneyimsel Oyun Terapisi Nedir?

    Deneyimsel oyun terapisi 2-9 yaş arasındaki çocukların aile,okul ve sosyal yaşantılarında daha uyumlu ve mutlu olabilmelerini sağlamak ve davranış bozukluklarını oyunlar ile onarabileceğimiz bir terapi yöntemidir. 2 yaşından itibaren çocuklar problemlerini oynayıp canlandırabilecekleri sembolik ve fantezi oyunları oynamaya başlarlar. Bu yüzden çocukların oyunlarına müdahele etmek ve oyunları yönlendirmek aslında onların hayatına ve deneyimledikleri gerçekliğe müdahale etmektir. Oyun,bütün çocukların ebeveynlerle arasındaki iletişim aracıdır. Bu yüzden deneyimsel oyun terapisi travma,hayal kırıklığı,ihmal ve istismar gibi ciddi olumsuz olayları deneyimleyen çocuklar için oldukça faydasını gördüğümüz bir yöntem. Bu yola giren her ebeveyn ve çocuk için büyük bir ŞANSTIR.

    Çoğu çocuk anne karnından itibaren stres,kaygı ve birçok yaşamsal problemlerle birlikte dünyaya gelir ve o problemlerle beraber büyümek/gelişmek için büyük  çaba sarf eder. Hatta bazen anne babalar dahi çocuklarına yükledikleri stresörlerin farkına varamazlar. Bütün ebeveynlerin amacı, başarılı ve özgüvenli çocuklar yetiştirmek fakat bu iyi niyeti çocuğa geçirme yöntemlerinde bazı hatalar yapılabiliyor. Sonuç olarak ta çocuklarda öfke ,inatlaşma,karşı olma,parmak emme,tırnak yeme vb.. gibi davranış problemleri ve ya tepkilerle karşılaşabiliyoruz.

    DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİ AŞAMALARI

    1. Keşif aşaması: çocuk odayla, terapistle ve bu yeni ortamda kendine dair beklentileri ile tanışır.

    2. Güveni test etmek: çocuk kendi için önemli olan bilgileri vermeye geçmeden önce terapistin kendine bağlılık düzeyini değerlendirir. Bu aşamanın amacı terapist ile güven ilişkisi oluşturmaktır

    3. Bağlılık aşaması: çocuk kişisel olarak anlamlı duygusal temalar içeren fantezi oyununa başlar. Çünkü çocuk terapiste güveniyordur ve terapisti fantezi oyununa davet eder. Bu aşamada çocuğun oyunu çok yoğun ilerler.

    4. Terapötik büyüme aşaması: deneyimlediği duygusal acı ile yüzleşmesi ile birlikte çocuk kişisel güçlenme hissini geri kazanmaya başlar. Böylece, acı veren olay yada ilişki nedeniyle bir zamanlar atladığı gelişimsel aşamalara ulaşmaya yönelik olarak büyümeye başlar

    5. Sonlandırma aşaması: oyunlar artık daha basit,iyileşmeye yönelik oyunlardır ancak sonlandırma için çocuk hazırlanmalıdır. İlişkinin sonlanmasını kabul etmede çocuğa destek olmak terapötik birlikteliği korumak önemlidir.

    PEKİ TERAPİSTİN GÖREVİ NEDİR?

    Deneyimsel oyun terapisinde terapist, sözel olarak yansıtmalar ve aynalamalar yaparak çocuğun hem deneyimini pekiştirip hem de ‘seninleyim, yanındayım ve sen güvendesin’ hissiyatını çocukta oluşturur. Fantezi yani travma oyunları sürecinde çocukla birlikte oyunu deneyimler,verilen role karşılık verir ve bu sayede geçmişte deneyimlenen olumsuz yaşantıları oyun oynarken derinleştirir. Ancak terapist oyuna asla müdahalede bulunmaz ve yönlendirme yapmaz. Bu süreçte tüm benliği ve uyumu ile çocuğun yanındadır.

    HANGİ DURUMLARDA DENEYİMSEL OYUN TERAPİSİNE İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

    • Bağlanma problemleri

    • Travma sonrasında yaşanan kaygı ve stres  bozuklukları

    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

    • Duygusal,fiziksel yada cinsel istismar

    • Aile içerisinde yaşanan değişimlere uyum sağlamada zorluk yaşanması (yeni bir kardeş,ev,okul,ebeveyn)

    • Saldırganlık, hırçınlık davranışlarında

    • Sosyal içe kapanma ve depresyon

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (dehb) ve özgül öğrenme güçlüğü (öög) olan çocukların öğretmenlerine öneriler

    1.Öncelikle bütün öğrencilerin kişilik özellikleri ve öğrenme becerilerinin aynı olmadığı kabul edilmeli. Çocukların eğitim ve öğretiminde bireysel farklılıkları her zaman göz önünde tutulmalı.

    2.Öğrencinin zihinsel kapasitesini ortaya koyan ve benlik saygısını geliştiren eğitici çevre yaratılmalı. Sınıfta ve okulda öğrencinin özellikleri ile ilgili uyumlu değişikliklerin yapılması öğrencinin performansını etkiler, olumlu davranışların gelişimine katkıda bulunur.

    3.Her bireye olması gerektiği gibi öğrenciye de saygı duyulmalı, bu anlamda model olunmalı. Saygı duyulduğunu hisseden çocuğun kendisi de saygı duymayı öğrenecek, özgüveni azalmayacak, daha olumlu davranışlarla arkadaş ve toplumda daha çok kabul görmeye başlayacaktır.

    4.Öğrencinin istek, düşünce ve davranışlarına duyarlı olunmalı. Yaptığı davranış ve yorumlara empatik bir şekilde yaklaşılmalı, bu durumlarda diğer öğrencilerin de hem çocuğa hem de birbirlerine empatik olabilmesi sağlanmalı.

    5.Eğer öğrencinin durumu ile ilgili diğer öğrenciler ile paylaşım yapılacak ise öncesinde öğrencinin kendisi ve ailesi ile konuşulmalı, gerekçesi anlatılmalı ve izin alınmalıdır.

    6.Öğrenciye yaptığı ve/veya yapamadığı davranışlarından dolayı benlik değerini azaltacak ‘kötü, aptal, tembel, çılgın, yaramaz’ gibi sözcükler söylenmemeli. Benzer şekilde akranlarının da bu şekilde sözler söylemesine engel olunmalı.

    7.Okul açıldıktan kısa süre sonra çocuklarla bir toplantı yapılarak, okulun kuralları, yapılabilecek ya da yapılmaması gereken davranışları net olarak açıklanmalı, yanlış davranışlarda ne gibi yaptırımlar olabileceğini örneklerle aktarılmalıdır.

    8.Her çocuk için geçerli olan herkesin önünde eleştirmeme kuralı DEHB ve/veya ÖÖG olan çocuklar için de geçerlidir.

    9.Çocuğun yaptığı ödev ya da görevlerindeki eksik ve yanlışlar yargılanmadan, tarafsız, kararlı ve doğru bir şekilde geri bildirim olarak söylenmeli.

    10.Sınıfta iki DEHB’li çocuğun yan yana ya da yakın yerlerde bazen de sınıfın arka sıralarında birlikte oturmalarına izin verilmemeli. Bu çocukların yanında oturacak olan diğer öğrencilerin önemli model oluşturması sağlanmalı ancak arkadaşlarına zarar verecek düzeyde dürtüselliği var ise ya da yanında oturan arkadaşının da dikkatini dağıtıyor ise öğretmene yakın yerde, sırada tek olarak oturmalarına imkan sağlanabilmeli.

    DİKKATSİZLİK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Öğrenci öğretmene yakın sırada oturmalı, özellikle uyaranın veya dikkat dağıtıcı faktörlerin çok olabileceği pencere yakını, arka sıralara, çok resimli duvara yakın oturtulmamalıdır.

    2.Bu çocuklara verilecek yönergeler açık, net ve detaysız olmalı, yönergelerde soyut kavramlar çok kullanılmamalı, daha iyi anlaşılabilmesi için gereğinde yönergelerle ilgili somut örnekler verilmeli.

    3.Çocuğun bir şey yapmasını istediğinizde dikkatini size vermesini sağlayabilmek için daha önce aranızda anlaşabileceğiniz bir el işareti ya da cümle, sözcük kullanılmalı, yönergelere dikkatini verdiğinden emin olunmalı.

    4.Eğer olanak var ise sözel yönergeler görsel materyallerle desteklenmelidir. Bu tür yaklaşım öğrencinin öğretmene daha çabuk odaklanmasını sağlayacaktır.

    5.Çocuğun dikkatini kaybetmemek için verilen uyaranların ilgi çekici olmasına özen göstermeli ya da dikkati sizin üzerinizde tutabilmek için aralara dikkat çekici farklı uyaranlar eklenmeli.

    6.Çocuğun çalışmaları molalar ile birkaç parçaya bölünmeli. Molaların verilmesinden önce yapması beklenen bölümü tamamlaması desteklenmeli.

    7.Verilen görevlerin sırası da önemli. Çok dikkat gerektiren bir bölümü daha az dikkat gerektiren bir bölümün izlemesine özen gösterilmeli.

    8.Gereğinde yer değişikliği ya da hareket edebilecek bir görev vererek dikkatini yeniden toplamaya çalışması sağlanmalı.

    9.Okuma sırasında sıra takibinde sorun yaşıyor ise bir kitap ayıracı, parmakla takip ya da bir kart kullanımına izin verilmeli.

    HAREKETLİLİK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Gün boyunca okul ya da sınıf içinde görevler vererek (kalem açma, sınıf defterini müdüre götürme gibi) enerjisini harcaması sağlanmalı.

    2.Tüm sınıfın fiziksel hareketi için, belli aralıklarla faaliyetlere ara verilmeli (ayağa kalkabilir, belinizi kıvırabilirsiniz gibi)

    3.Öğrenciye sınıfta düzeni bozmayacak şekilde görevlerini yaparken ayağa kalkmasına, ayaklarını –sırasını sallamasına izin verilmeli.

    4.Çocuk için sınıfta iki farklı yer belirlenebilir. Çocuk sıkıldığında ya da hareket ihtiyacı hissettiğinde diğer yere geçebilir.

    5.Zaman zaman çocuğun sınıf içinde ince motor davranışlarına (sırada kağıt parçaları ile oynama, kağıda karalama yapma, elinde küçük objeler ile oynama gibi) izin verilmeli.

    6.Sınıfta interaktif öğrenme yöntemleri kullanılmalı. Hareketli bir etkinlikten daha sakin bir etkinliğe geçerken ek süre verilmeli.

    7.Laboratuvar gibi çeşitli materyallerin olduğu ortamlar öğrencilerin enerjilerini harcamalarına da katkıda bulunur, dikkatlerini arttırır.

    8.Çocuğun kalabalık ortamlarda (kantin gibi) aktivite düzeyleri artabilir. Bu ortamlarda görevlendirilen yakın bir arkadaşı çocuğu yakın takibe alabilir.

    DÜRTÜSELLİK VE AGRESİF DAVRANIŞLAR İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Çevreye zarar vermeyecek düzeyde olan hafif düzeydeki dürtüsel davranışlar mümkün olduğunca görülmemeli. Böyle bir beklentide çocuğun daha çok dürtüsel davranış gösterme riski olacağı hatırlanmalı.

    2. Öğrenci yanlış davrandığında, davranışın altında yatan nedenler anlaşılmaya çalışılmalı.

    3.Çocuk için kurallar ve beklentiler çok net olmalı ve sıkça değişmemelidir.

    4.Kuralları sıkça hatırlatılmalı.

    5.Kurallara uyduğu zamanlarda pozitif pekiştireç olarak çocuğa geri bildirim verilmeli.

    6.Sınıf kuralları çocukların göz hizasına gelecek yerde ve dikkat çekecek şekilde asılmalı.

    7.Çocuklar sınıf kurallarına uyulmadığında başlarına gelebilecekleri net olarak bilmeli.

    8.Ceza, uygun olmayan davranıştan hemen sonra verilmeli.

    9.Küçük bir hata için büyük ceza verilmemeli.

    10.Aynı yanlış davranış karşısında aynı tepkiyi alacağını bilmeli.

    11.Öğrenci ile tartışılmamalı, güç mücadelesine girilmemeli. Öğretmen olarak suçlama olmaksızın duygularınızı ifade ederek kontrollü davranışınızın model alınması sağlanmalı.

    12.Öğrenci için kontrolünü yeniden sağlayabilmesine destek amaçlı gereğinde emin bir yere gönderilmeli.

    13.Öğrenciye öfkesinin kontrolünü kaybetmeye başladığının işaretlerini anlamasına yardımcı olunmalı (ör.kızgın yüz ifadesi, ses tonunun düşmanca oluşu, aktivite düzeyinde artma, inatçılık, yüz ve kulaklarının kızarması, kalp çarpıntısı)

    14.Kontrolünü kaybetmeden önce, düşünce ve duygularını sözelleştirmek öğretilmeli.

    15.Çocuğun harekete geçmeden önce düşünmesini, durmasını çocuğa hatırlatmak için not defterine ya da sıranın üstüne basit görsel ipuçları verilmeli (kontrolünü sağladığında alacağı ödülün resmi gibi)

    16.Öğrenciye diğer çocukların duruşu, sesi ve ifade ettikleri ile onları tanımayı ve empati kurabilmesini sağlamak için farkındalığını arttıracak çalışmalar yapılmalı.

    17.Öğrenciye bozulan ilişkilerini düzeltmek için cesaret verilmeli.

    18.Sınıfı gereğinde 2-3 dakika önce terk etmesine olanak sağlanmalı (çocuk kalabalık ve çok sesli ortamlarda kontrolünü kaybediyorsa).

    19.Sınıf içinde gerilimi azaltmak için zaman zaman mizahtan yararlanılabilir.

    20.Davranış problemini teşhis etmesi ve sözel olarak belirlemesi öğrenciye öğretilmeli (problem nedir? Arkadaşımın yüzüne tükürdüm)

    21.Problem karşısında daha farklı ve doğru davranarak kendisini ifade edebileceği çocuğa örneklerle açıklanmalı.

    22.Doğru ve farklı davranışlar sergilediğinde gelişen olumlu iletişimi çocukla konuşarak, devamını sağlamasına destek olunmalı.

    ÇALIŞMA ALIŞKANLIKLARINI GELİŞTİRMEK VE BAŞARIYI ARTTIRMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Öğrenciye her çalışma esnasında aklında tutabileceği miktarda bilgi sunulmalı.

    2.Ödevlerin uygunluğu değerlendirilmeli. Öğrenciye engellenme yaratacak (çok zor ve çok uzun) ya da sıkıcı olabilecek (çok kolay, çok tekrarlayıcı) bir görev vermemeye özen gösterilmeli.

    3.Öğrenciye akşam yemeğinden önce ödevini bitirmesi gerektiği söylenmeli.

    4.Ödev kontrolünü mutlaka yapılmalı.

    5.Öğrencinin ödevlerini yapabilmesi için yeterli materyallerini yanına alıp almadığını kontrol edilmeli.

    6.Öğrenci günün başlangıcında canlanamaz, öğleden sonra da dikkat ve enerjisi azalır. Mümkünse akademik dersleri gün ortasına yayılmalı. Diğer saatlere yapmaktan hoşlanabilecekleri ders ve etkinlikleri koyulmalı.

    7.Öğrencinin öğrenme sürecinde farklı öğrenme modaliteleri kullanılmalı (görsel, işitsel, dokunma, motor,…).

    8.Öğrenciye sözel bilgi kısa aralıklarla verilmeli ve tekrar etmesi sağlanmalı.

    9.Çocuk soru sormak için cesaretlendirilmeli.

    10.Öğrencinin başarısı ne kadar küçük olursa olsun ödüllendirilmeli, böylece daha başarılı olması için motivasyonuna destek sağlanmalı.

    11.Başarı sağlamak için sorumluluk üstlenmesinde öğrenciye cesaret verilmeli.

    12.Yanlışların öğrenmede önemli bir yer aldığı anlatılmalı, zaman içinde çalışma motivasyonunun devam etmesi ile doğrularının arttığını görmesi sağlanmalı.

    13.Öğrencinin başarısı için en önemli şey ev ve okul arasındaki iletişimdir. Bu telefonla, küçük notlarla veya yüzyüze görüşmelerle sağlanmalı.

    14.Çocuğun okuma sırasında noktalama işaretlerine dikkat etmesi, okuduğunu daha doğru anlamasını sağlayacağından buna cesaretlendirilmeli, her virgülde kısa soluk, noktalarda da derin soluk alması sağlanmalıdır. Okuma yerlerinde virgül, ünlem, nokta gibi işaretler farklı renklerle belirginleştirilerek çocuğun dikkatini çekilmesi ve doğru okuması sağlanabilir.

    15.Okuma hızını geliştirme ve kontrol etmek için teyp kaydı kullanımı desteklenmeli.

    16.Okuyacağı bölüm ile ilgili bölüm sonu sorular var ise öncelikle soruları okuması sağlanarak konu anlatımı ile ilgili farkındalığı arttırılmalı.

    17.Yeniden okuma aşamasında kolaylık sağlamak için konunun önemli yerlerinin altının çizilmesi ya da sayfada belli yerlere notların yazılmasına izin verilmeli.

    18.Öğrencinin okuduğu bölümü, kitaba bakmadan aklından konunun sırasına dikkat ederek tekrarlamasını öğretilmeli.

    19.Yüksek sesle ders tekrarı desteklenmeli.

    20.Çalışmalarda başlangıç ve son bölümler daha kolay akılda kalır. Bu nedenle orta bölümlere daha fazla çalışılmasını önerilmeli.

    21.Öğrencinin kim, ne, ne zaman, nerede, nasıl ve niçin detaylarına odaklanması sağlanmalı.

    22.Bilgiler arasında ilişki kurmayı sağlaması öğretilmeli.

    23.Öğrendiği bilgiyi nasıl görselleştireciği örneklerle gösterilmeli.

    24.Ödev hazırlarken bilgisayar kullanımına izin verilmeli.

    25.Matematik işlemlerinde parmakların kullanımına izin verilmeli.

    26.Matematikte belli bir gelişim gösterene kadar süre kullanmamalı. Zamanlı testlerin öğrencide stres yaratacağı unutulmamalı.

    27.Çok zorlandığı işlemlerde hesap makinesi kullanımına zaman zaman izin verilmeli.

    28.Karışık işlemlerde problemleri renkli kalemlerle kodlayın (çıkartmayı yeşil gibi).

    29.Öğrenciye işlemin ve sütunlardaki numaraların hizasını kontrol etme alışkanlığını kazandırılmalı.

    30.Matematik problemlerini cevaplamadan önce, problemi defterine yeniden yazdırmayın. Bu stres ve engellenme yaratır.

    31.Yazım hızı çok yavaş ise arkadaşlarının notundan fotokopi almasına izin verilmeli.

    32.Sınavları çoktan seçmeli hazırlamaya özen gösterilmeli.

    33.Öğrencilerin sınavdaki yönergeleri doğru okuması için koyu renk ya da altını çizme yöntemi kullanılmalı.

    34.Test başlamadan önce kısa bir süre öğrencinin testi incelemesine izin verilmeli.

    35.Soruyu hızlıca okuyup hemen yanıtlayan dürtüsel öğrenciler için cevap kısmı kapatılarak soruyu yanıtlamaları önerilmeli.

    36.Yavaş olduklarında test için ek süre verilmeli.

    37.Sorulara verdikleri cevapları gözden geçirmesi için ek süre verilmeli.

    38.Öğrencinin harf hataları, noktalama hataları ya da yazısını değil sınavın içeriği değerlendirilmeli.

    39.Öğrencinin daha çok doğru cevapları ile ilgilenilmeli.

  • Çocuklar Da Depresyona Girebilir

    Çocuklar Da Depresyona Girebilir

    Çocukluk çağında yaşanan depresyon, basit bir üzüntü halinden daha ciddi bir durumdur ve çocuğun/gencin duygusal dünyasını, düşünce yapısını ve davranışlarını etkiler. Çocukluk çağı depresyonu genellikle zor kabul edilir. Bu nedenle çocuğun sergilediği depresyon semptomları sağlıklı şekilde fark edilemeyip itelenebiliyor. Bir süre önce on iki yaşından önce çocukların depresyon problemleri yaşamadığına inanılırdı fakat artık, depresif semptomların bebeklik döneminde görülebildiğini biliyoruz. Oysa ki o semptomlar ciddiye alınmalı ve çocukluk çağı depresyonu mutlaka tedavi edilmelidir.

    Depresyon, tek atak şeklinde karşımıza çıktığı gibi,tekrarlayıcı bir seyirde de ilerleyebilir fakat çocuklarda depresyon daha çok dalgalı bir seyir izler.

    ÇOCUĞUN DEPRESYONDA OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ?

    • Öncelikli olarak depresyondaki çocuk, dikkatini yoğunlaştırmada zorlanır, genel olarak isteksizdir, uyku ve iştahında bozulmalar görülür.

    • Sürekli üzüntülü ve umutsuzdur.

    • Bir zamanlar keyif aldığı sosyal ortamlardan ve aktivitelerden uzaklaşmaya ve artık keyif almamaya başlar.

    • Akademik başarısında düşüş gözlenir.

    • Yemek yeme ve uyuma alışkanlıklarında değişiklikler görülür.

    • Karar vermekte zorlanır, dikkatini yoğunlaştıramaz.

    • Özgüveninde önemli bir düşüş olur.

    • Fiziksel şikayetleri ortaya çıkar.

    • Enerji ve isteklilik halinde bir azalma olur.

    • Alkol ve madde bağımlılığına bir yatkınlık geliştirir.

    • İntihar veya ölüm hakkında sıklıkla düşünmeye baslar.

    Yapılan araştırmalarda görüyoruz ki ‘Çocukların %3’ünde ve gençlerin de % 13’ünde depresyon belirtileri gözlenmektedir. Çocukluk çağında depresyon geçirmiş birinin, ileri yaşlarda yine bir depresif döneme girme olasılığı oldukça fazladır. Bu çocuklarda daha ileri yaşlarda bipolar bozukluk ve yeme bozuklukları da görülebilir.

    Çocukluk çağı depresyonu ile çalışırken; ailede bir depresyon öyküsü olup olmaması büyük önem taşır. Çünkü biliyoruz ki, eğer ailede depresyon öyküsü varsa, risk yaklaşık %10 ile 13 arasındadır. Çocuk için majör depresyon riski, ebeveynlerinde alkolizm ya da çocuk 13 yaşından önce ölüm varsa artar. Ayrıca sağlık sorunları, istismar,boşanma veya devam eden çocuk-ebeveyn çatışması gibi stresli yaşam olayları da depresyon riskini artıran nedenlerden bazıları.

    Depresyon her bireyde görülen ve karşılaştığımız olaylar/durumlar karşısında ortaya çıkan üzüntü duygusundan farklı bir tepkidir. Depresyon, kendiliğinden de sonlanabilen ancak kendiliğinden sonlanması beklenildiğinde kronikleşen bir durumdur. Bu nedenle yukarıdaki semptomlar göz ardı edilmemelidir.

  • Çocuk ve ergenlerde depresyon nedir? Belirtileri nelerdir?

    Çocuk ve ergenlerde depresyon sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Depresyon ergenlik öncesi dönem çocukların %2’sinde, ergenlik döneminde %5-10’unda görülebilmektedir. Çocuk ve ergenlerde depresyon çocukluk döneminde kız ve erkeklerde eşit oranlarda, ergenlik döneminde kızlarda 2 kat daha fazla görülmektedir.

    Çocuk ve ergenlerdeki klinik bulgular her zaman erişkinlerdeki tipik depresyon bulgular gibi olmayabilir. Çocuklardaki ilgi kaybı, uyku-iştah bozuklukları, mutsuzluk, eskiden keyif aldığı aktivitelerden keyif alamama, sosyal faaliyetlere katılmak istememe, kendine olan güvende azalma, dikkat süresinde azalma, karın-baş ağrısı, idrar-kaka kaçırma, okul başarısında düşmenin yanı sıra söz dinlememe, öfke patlamamaları, hiperaktivite gibi dışaatım davranışları da sıklıkla görülebilmektedir. Ergenlik döneminde davranım bozukluğu, sigara, alkol ve bağımlılık yapıcı madde/ilaç kullanımının altında da bir depresyon olabilir.

    Depresyonu olan ergenlerin %50’sinden fazlasında kaygı bozukluğu gibi en az bir tane ek ruhsal bozukluk birlikte bulunabilir.

    Genellikle çocuk ve ergenlerdeki depresyonun risk etmenleri olarak; ailede depresyon öyküsünün olması (özellikle 1. derece akrabalarında), daha önce en az bir kez depresyon atağının geçirilmesi, aile içi ve akran ilişkilerinde yaşanan sorunlar, akademik sorunlar, çocukta kronik bir fiziksel hastalığın olması, cinsel kimlik bocalamasının olması görülür.

    Gelişim dönemlerine göre depresyonun belirti ve bulguları

    Bebeklik dönemi

    Depresyon bebeklik döneminden itibaren görülebilir. Anaklitik depresyon (hospitalizm, yuva hastalığı, marasmus) olarak tanımlanan depresyon bebeklik döneminde (yaşamın ilk yılının ikinci yarısında) anne kaybı/yokluğuna bağlı olarak gelişir. Bebeklik dönemi depresyonunda dindirilemeyen ağlamalar, sustuklarında yüzlerinde yorgun ve küskün ifade (protesto dönemi), zamanla iştahsızlık ve kilo kaybı, psikomotor gelişimde duraksamalar, kusma, ishal görülebilir. Depresyonun ikinci ayından itibaren çocuğun duygusal tepkileri giderek azalır, duygusal küntlük gelişir. Çevreye ve yakınlarına ilgisiz kalır (içe kapanım dönemi). Eğer anne 3 ay içinde geri gelir ise bebek eski haline dönebilir, depresyondan çıkabilir. Ancak ayrılık süreci 3 ayı geçer ise bebeğin depresif dönemden geriye dönüşü çok zor, bazen de imkansız olabilir. Aynı bulgular çocuğun yaşamının ilk yıllarında ailelerinden ayrılıp yurtlara verilen ya da uzun süre hastanede kalan bebeklerde uyarı eksikliğine bağlı olarak gelişebilmektedir. Bu bebeklerde genellikle mutsuz ve apatik bir yüz görünümü, oturulan yerde sallanma, parmak emme, geviş getirme, kafa sallama, vurma hareketleri gibi bedensel haz kaynaklarına baş vurulur. Yürüme, konuşma, tuvalet eğitimleri geriler, boyları ve kiloları kronolojik yaşın altında olur ve kalıcı zihinsel gerilik gelişebilir. Bu çocuklarda hastalanma ve ölüm oranları da çok yüksektir.

    Okul öncesi dönem

    Bu dönemde en önemli stres faktörleri; aileye yeni bebeğin katılması, sevilen birisinin kaybı, ebeveynlerin boşanması, çevre değişikliği gibi çocuğun yaşamındaki ani değişiklikleridir. Depresyon belirti ve bulguları olarak sosyal geri çekilme, ilgi ve etkinlikte azalma, huzursuzluk, apati, regresyon (önceki gelişim dönemlerine geri dönüş; parmak emme, enürezis, enkoprezis gibi), yalnız yatamama, gece korkuları gibi uyku bozuklukları, baş ve karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar görülebilir. Tıbbi bir durum ile açıklanamayan gelişim gecikmesi veya gerilemesi durumlarında da depresyon akla gelmelidir.

    Okul dönemi

    Bu dönemde depresyonu olan çocuklarda; üzgün, huzursuz ve/veya depresif duygudurumu, hüzünlü ağlamaklı yüz ifadeleri, hareketlerinde yavaşlama veya hiperaktivite, öfke patlamaları, ses tonlarında tek düzelik, okul başarısında düşme, sosyal faaliyetlere katılmada isteksizlik, baş-karın ve/veya göğüs ağrısı, ayrılık kaygısı gibi kaygı bozuklukları, uykusuzluk, kendine zarar verici davranışlar, özkıyım düşünceleri, düşük benlik saygısı, sanrılar gibi bulgular görülebilir.

    Ergenlik dönemi

    Ergenlik 12-22 yaşlar arasında önemli fiziksel, sosyal ve ruhsal değişikliklerin gerçekleştiği bir gelişme dönemidir. Ergenlerde depresyona sebep olan faktör, genellikle erişkin depresyonlarındaki gibi kayıp yaşantısıdır. Çocukluk dönemindeki depresyon belirti ve bulguları erken ergenlik döneminde de görülebilir. Ergenlik dönemi depresyonunun özellikle erken döneminde fazla uyuma, aşırı yorgunluk hissi, iştah ve kilo artışı gibi tipik olmayan belirti ve bulgular da izlenebilir. Ergenlik döneminde yaş ilerledikçe, depresyonun klinik belirti ve bulguları erişkin dönemdeki depresyonun belirti ve bulgularına benzemeye başlar ve ilgi azlığı, iştahsızlık, sıkıntı, başağrısı gibi depresyonun klasik belirtileri daha sık görülür. Ergenlik döneminde depresyon ile birlikte distimik bozukluk, bağımlılık yapıcı ilaç/madde kullanımı, davranım ve kaygı bozukluğu görülme oranı daha fazladır. Psikotik bulgular depresyonu olan ergenlerin 1/3’ünde meydana gelir, genellikle kendilerini eleştiren sesler şeklinde işitsel varsanılar şeklindedir.

  • Anne Kalbi Çocuğun Okuludur!

    Anne Kalbi Çocuğun Okuludur!

    Anne kalbi çocuğun okuludur!

    Anne deyince aklınıza neler geliyor? Benim aklıma şefkat gösteren,ne yaparsan yap yinede affeden,bazen ağlatan ama yinede senden ve sana bakım vermekten vazgeçmeyen,korku anında üzgün anında veya hayal kırıklığına uğradığını hissettiğinde kollarına koştuğun o sıcak insan, ANNE.

    Anneliğin tanımını yapmak için uzun araştırmalar yapmaya ya da sayfalarca kitaplar okumaya gerek olmadığı düşüncesinde hem fikir olduğumuzu tahmin etmek zor değil. Peki, anne kalbinin tanımını yapmak için neye ihtiyaç var? Deneyimlerimize olabilir mi? Anne karnına düştüğümüz andan annemizle geçireceğimiz son güne kadar olan ki deneyimlerimize. Tabi ki bebeklik ve çocukluk çağımızda annemizin bize öğrettiği, hayatımız boyunca bize eşlik edecek olan ve ergenlikte de yetişkinlikte de her alanda kullanacağımız o değerli dinamikler sayesinde edineceğimiz deneyimler.

    İşte o dinamikler anne kalbinde yani okulumuzda öğrendiğimiz bilgiler bizim sosyal yaşamımızda ki iletişim becerilerimizi, ikili ilişkilerimizde, akademik ve iş ortamlarındaki özgüvenimizi ve özellikle duygusal sağlığımızın gelişimini oluşturan temel taşlardır.

    Sadece doğuran değil…

    Çocuğun yaşamının ilk yıllarında anne, çocuk ile güvenli bağlanmayı ve doğru iletişimi kurabildiği takdirde bebekte güven duygusu gelişecektir. Çalışan anneler, veya annesini kaybetmiş çocukların hayatında onlara bakım veren baba-dede-anneanne-babaanne vs. bu konuyla ilgili endişeli olabiliyorlar, fakat korkmayın! Sadece doğuran değildir çocukla güvenli bağlanmayı sağlayabilen ve onu kalbinde büyütebilen. Eğer çocuklar ihtiyacı olduğu zaman ağlayabiliyorsa, size koşup kollarınızda rahatlayabiliyorsa, kimliğine ve duygularına saygı duyarak dinlenilebiliyorsa, her gün mutlaka en az 30 dakika  özel vakit ayırıp oyunlar oynanıyorsa yani ihtiyacı olan saygı,şefkat ve regülasyonu sağlayabiliyorsanız çocuğunuzla güvenli bağlanmayı kurmamanız neredeyse imkansız.

    ANNELERE TAVSİYELER;

    1. Çocuğunuzla birebir ilgileneceğiniz zamanlar belirleyin.

    2. Koşulsuz sevginizi ona hissettirin!

    3. Yaptığı olumlu davranışları onaylayın, olumsuz davranışları sıklıkla dile getirerek, kızarak, uyararak pekiştirmeyin.

    4. Ben dili kullanın!

    5. Çocuğunuzun ne kadar değerli olduğunu ve onun, sizin hayatınızdaki önemini ona ifade edin ve hissettirin.

    6. Ağabey-abla-kardeş ya da akranları ile asla kıyaslamayın!

    7. Çocuğunuzun çabası karşısında sakin ve yapıcı olun, ona cesaret verin.

  • Cinsel istismar nedir?

    Çocuk ve ergende cinsel istismar (Cİ) insanlık tarihi kadar eski bir konudur.

    Cİ içinde cinsel birleşme, cinsel birleşmeye teşebbüs, oral-genital temas, genital bölgenin doğrudan ya da giysi üzerinden okşanması, teşhircilik ya da çocuğun erişkin cinsel aktivite ya da pornografiye maruziyeti ve fuhuş ya da pornografide kullanılması gibi travmatik yaşantılar yer alır.

    Cinsel istismar çeşitleri:

    a.Temas içermeyen cinsel istismarlar: Cinsel içerikli konuşma, gösterimcilik, röntgencilik, çocuğa pornografik materyallerin gösterilmesi, cinsel ilişkiye tanık edilme veya çocuğun yanında mastürbasyon yapma gibi davranışlardır.

    b.Cinsel dokunma: İstismarcı kurbana dokunabilir ya da kurbanı kendisine dokunması için zorlayabilir.

    c.Oral-genital seks

    d. İnterfemoral ilişki(Irza tasatti): Penetrasyonun olmadığı, sürtünmenin olduğu istismar şeklidir.

    e.Cinsel penetrasyon (Irza geçme): Genital ilişki, anal ilişki, objelerle penetrasyon ve parmakla penetrasyon şeklinde olabilir.

    f. Cinsel sömürü: Çocuk pornografisi ve çocuk fuhuşunu kapsar.

    Ensest ilişki uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiştir. İstismar; çocuk ya da ergen ile kan bağı olan ya da ona bakmakla yükümlü birisi tarafından yapılmışsa bu durum ensest olarak adlandırılır.

    Cİ sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Cİ’nin gizliliği ve genelde tanığının olmaması, istismarcının sıklıkla istismarı red etmesine neden olmaktadır. İstismarın neden olduğu utanç, suçluluk gibi duygulardan dolayı Cİ çoğu kez gizli olarak kalmakta ve sır olarak saklandığı için de gerçek istatistiksel verilere ulaşmak zor olmaktadır.

    Her yaştaki çocuk Cİ’ye maruz kalabilir. İstismara ilk kez maruz kalma ortalama 8–12 yaşları arasında zirve yapmaktadır. İstismarı açıklamaya kadar geçen süreyi değerlendiren çalışmalar ortalama 3-18 yıl gibi bir gecikmenin olduğunu bildirmektedir.

    Cİ için bireye ait başlıca risk etkenleri cinsiyet, yaş ve sakatlıklardır. Kızların erkeklerden 2 ila 5 kat daha fazla risk altında olduğu çeşitli çalışmalar tarafından bildirilmektedir. Çocuk ve gencin zihinsel engelli olması, şizofreni, bipolar bozukluk, dürtü denetim bozukluğu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi bir ruhsal bozukluğun olması cinsel istismara uğrama riskini arttırmaktadır. Bu gibi durumlarda, çocuklar maruz kaldıkları durumun kötülüğünü değerlendiremeyebilirler ya da değerlendirseler bile kendilerini korumaları daha zor olabilir. Aile içi çatışmaların ve ekonomik sorunların, özellikle annelerde kronik hastalıkların olduğu ailelerden gelen çocuklarda, boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı olan ailelerde Cİ daha sık görülmektedir. Evde üvey anne/babanın varlığı da riski arttırabilmektedir.

    Cinsel istismar; çocuğun duygusal ve cinsel gelişimini, kişiler arası ilişkilerini, özgüvenini sarsan bir travmadır. Cİ’ye özgü tek bir ruhsal belirti yoktur, belirtiler çocuktan çocuğa değişirken aynı çocukta gelişim ile birlikte zaman içinde de değişimler gösterebilir. Cİ klinik özellikleri ve çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun istismarcı ile olan ilişkisine, istismarın şekline, süresine, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun yaşı ve gelişim basamağına, ruhsal özelliklerine ve travma öncesi psikolojik gelişimine, ailenin destek düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de klinik görünümde önemli rol oynar.

    0-3 yaş arası çocuklarda; yeme ve uyku bozuklukları, yabancılardan korkma, üzerini giyip çıkarırken sorun çıkarmaya başlama ve yaşına uygun olmayan cinsel oyunda bulunma, huzursuzluk, öfke nöbetleri, ani olarak değişen davranış ve tepkiler görülebilir.

    3-6 yaş arası çocuklarda; regresyon (bebeksi konuşma, parmak emme, anneye daha fazla bağlı olma gibi), içe çekilme, Enürezis Nokturna (EN) (idrar kaçırma), enkoprezis (kaka kaçırma), yeme ve uyku bozuklukları, agresyon, boyun eğme davranışı, devamlı cinsel oyunlar kurma ve sık mastürbasyon yapma davranışları görülebilir.

    6-12 yaş arası çocuklarda; sosyal içe kapanma, evden ve/veya okuldan kaçma, yeme ve uyku bozuklukları, öğrenme bozukluğu, takıntı ve zorlantılar ör.sürekli elini ya da genital bölgesini yıkama, cinsel içerikli soruları yineleyici biçimde sormalar), oto-agresyon, kendinden küçüklere cinsel istismarda bulunma, durup dururken ağlamalar, hassaslaşma, karın ve baş ağrıları, huzursuzluk görülebilir.

    13-18 yaş arasında; bağımlılık yapan maddelere düşkünlük, oto-agresyon, fobi, evden ve/veya okuldan kaçma, başkalarını istismar etme, takıntı ve zorlantılar, duygusal ve fiziksel yakınlıktan kaçma, yeme bozukluğu, sinirlilik, rastgele cinsel ilişkide bulunma, sosyal içe kapanma, psikoz, özkıyım girişimleri görülebilir.