Yazar: C8H

  • KOLAY DOĞUMUN SIRLARI

    KOLAY DOĞUMUN SIRLARI

    Günümüzün şartlarında doğum anne adaylarının korkulan rüyası oldu. Sebeplerini şimdi konuşmayacağım. Doğum şekli olarak sezaryeni önceliğimiz değilse, ben normal doğum şansımı her şey yolunda gittiği sürece kullanmak istiyorum diyorsanız, hadi bakalım biraz bana kulak verin.
    Önceliğiniz kendinize, bedeninize ve bebeğinize güvenmek doğurabileceğinize inanmak. Doktorunuz ile kesinlikle bir güven ilişkisinde olun, annenizle daha ilk yaşlarda kurduğunuz güvenli bağlanma sorunu işte buraya kadar uzanıyor. Unutmayın doğumunuzu doktorunuz yapmayacak siz yapacaksınız. Doğumunuzun sorumluluğunu doktorunuza atarsanız hiçbir doktor bu sorumluluğu almaz ve siz de doğumunuza sahip çıkmazsanız şimdiden söyleyeyim perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bu yolun sonu bize sezaryene götürür. Hiçbir doktor sizin yerinize doğum yapamaz. Yok böyle bir şey. Doğum bir kas hareketinin eylemidir. Bunu yapacak olan da sadece ve sadece sizin bedeninizdir.

    Doğumun zihnimizde oluşturduğu olumsuz düşüncelerden arınmak ve doğuma dair bilmediğimiz bir sürü sorunun cevabını bulmak için doğuma hazırlık kurslarına mutlaka katılın. Bu kurslarda özellikle nefes ve gevşeme eğitimleri alın.
    Doğumdan önce eğer doğumunuz riskli değilse her şey yolunda gidiyorsa, hekiminizle mutlaka bedeninizde yapacağı müdahaleleri ve isteklerinizi konuşun. O gün geldiğinde hayal kırıklığı yaşamayın. Doğumdan önce doğum yapacağınız hastaneyi odayı ve hatta uygunsa doğumhaneyi görün. Zihinsel olarak imgelemenizi sağlayın ve o odada doğumunuzu hayal edin.
    Doğum pasif bir durumda olmak ya da bir mahkumiyet hali kesinlikle değildir. Doğum sürecinizde, iç sesinizi dinleyin ve aktif olarak gezinin, dolaşın, çömelin, yatmak zorunda değilsiniz, kısaca yaşama dair özgürlüğünüzü devam ettirin, doğumda da bedeniniz ne isterse onu yapın.
    Ayakta dolaşarak doğum sürecini geçirin bu durum yerçekimini aktif olarak kullanmanızı sağlar. Bebek de çok kolay aşağı doğru iner.

    Günümüzde sanayileşmiş toplumlarda birçok kadın, genellikle hastanelerde sırt üstü veya yarı yatar pozisyonda doğurmaktadır. Bu uygulama hem zamansal olarak doğum eylemini uzatmakta, hem de doğal bir eylem olan doğumu medikalize etmektir.
    Aktif doğumda doğal hormonların engellenmeden salınımı ile fizyolojik doğum eylemi kendiliğinden ilerler. Yükselen endorfinler(doğal morfin) annede ağrı kesici etkisi yapar. Yükselen bu hormon seviyesi anne ve bebek güvenli bağlanmasını artırır.
    Annenin ruhsal ve bedensel mahremiyetini korumak, kendisini güvende hissettirmek doğumu kolaylaştıran başka bir faktördür. Ilık bir duş doğumun olmazsa olmazlarındandır. Doğum ağrılarını oldukça azaltır.

    Annenin muhakkak doğumda aktif olması ve desteklenmesi gerekir
    Doğum yarı içgüdüsel, yarı öğrenilen bir güç yolculuğudur. Hamilelik boyunca fiziksel, ruhsal ve duygusal bir hazırlık dönemine ihtiyaç duyar.
    Doğumunda aktif rol oynayan bir anne içindeki mücadeleci kadın ruhunu keşfeder. Bebeği ile güvenli bağlanmasını yaşar. Doğumun insan bedeninde yarattığı onca güzelliğe rağmen, anne olmanın gücü kadına yeniden yaşam enerjisi verir.

  • Deri çatlakları ve tedavisi

    DERİ ÇATLAKLARI VE TEDAVİSİ

    Cilt çatlakları toplumda oldukça sık görülen, tıbbi bir problem yaratmayan ancak kişiyi estetik açıdan rahatsız eden bir durumdur. Deride çizgisel incelme ve yara izi şeklinde belirti vermektedir.

    DERİ ÇATLAKLARI NASIL OLUŞUR?

    Oluşum mekanizması halen tam olarak anlaşılamasa da vücudun değişik bölgelerinde kilo almaya bağlı olarak, derinin alt dokularında yırtılma sonucu ince çizgiler oluşur. Aynı zamanda yoğun ve sürekli gerilme sonucu derideki bazı hücrelerden kimyasal maddelerin ortaya çıkması tetiklenir. Bunun sonucunda alt derideki kollajen ve elastik lifler zarar görür ve çatlaklar oluşur.

    DERİ ÇATLAKLARI KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Deri gerginliğinin fazla olduğu vücut bölgelerinde görülür. Bu alanlar genellikle hamilelikte karın, göğüsler, bacaklar, ergenlik döneminde kalça ve göğüsler, vücut geliştirme yapanlarda omuzlardır. Uzun süreli ağız yoluyla veya sürekli kortizon kullanımı, ayrıca böbrek üstü bezinin aşırı kortizon salgıladığı cushing hastalığında da çatlaklar gelişir. Genetik faktörlerde çatlak oluşumunda etkilidir.

    DERİ ÇATLAKLARI NASIL GÖRÜLÜR?

    Deri çatlakları oluşmadan önce deri rengi pembeleşir ve kaşıntı oluşur. Kısa bir süre sonra kırmızı-mor bir çizgi halini alır. (Stira rubra) Zamanla bu çizgiler beyazlaşır ve daha az belirgin hal alır. Genellikle birkaç cm uzunluğunda 1-10 mm genişliğindedir. Kortizon kullanımı ve cushing hastalığında daha uzun geniş ve yaygın olabilir, ayrıca yüz gibi alanlarda da görülebilir.

    DERİ ÇATLAKLARI TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Ergenlikte belirgin olan çatlaklar zamanla gerileyip, tedavi ihtiyacı göstermezler. Çatlak tedavisinde temel amaç derinin orta tabakası olan dermiste kollajeni uyarmak ve elastin liflerin sentezini tetiklemektir.

    İlaçla Cilt Çatlak Tedavisi

    Retinodler: A vitamini derivesidirler. Deri yüzeyini düzeltir, ince çizgileri ortadan kaldırır, deri rengini düzenler. Genellikle 3-6aylık bir tedavi gerekir.

    C vitamini

    Glikolik asit

    Lazerle Cilt Çatlak Tedavisi

    Son yıllarda fraksiyonel lazerler cilt çatlaklarının tedavisinde kullanılan ve oldukça etkin yöntemlerdir. Etki mekanizması cilde hasar vermeden, derinin üst tabakasını soyarak, derinin alt tabakasında vücudun kendi kendini onarmasını sağlar. Her iki cinse de uygulanabilir. Seans sayısı, hastadan hastaya ve çatlağın derinliğine, göre değişir. Uygulama öncesi dermatolog doktor bu konuda sizi bilgilendirir.

    Pulse diye lazer ile de çatlak tedavilerinde başarılı sonuçlar elde edilir.

    ÇATLAKLARDAN NASIL KORUNULABİLİR?

    Deri çatlaklarında, genetik bir yatkınlık da söz konusu olmasına rağmen bazı önlemler alınarak kısmen engellenebilir.

    Ani kilo alımıyla beraber ani kilo vermek de çatlaklara neden olabileceğinden ani kilo değişimlerinden sakınılmalıdır. Gebelik sırasında cilde masaj yapıp cildi nemlendiren kremler kullanılmalıdır. Yine özellikle gebelik döneminde fiziksel aktiviteler kısıtlanmamalıdır.

  • DOĞUMDA RUHSAL MAHREMİYET

    DOĞUMDA RUHSAL MAHREMİYET

      Doğuma hazırlık eğitimlerindeki nefes çalışmalarının özü anne adayına doğumda odaklanabilmeyi öğretmektir.  Gebe doğum kasılmalarının geldiği dönemde içsel dönüşünü yapabilmeli ve gevşeyebilmeli. Odaklanma ve doğumda kendini bırakıp gevşeyebilmede ise temel sorun güvendir.  Kime ne kadar nasıl güveneceğidir.

      Bebeğin doğduktan iki yaşına gelene kadarki sürede sağ beyini gelişir, iki yaşından sonra da sol beyin gelişmeye başlar. Bu dönemde bebek konuşamaz, sözel iletişim henüz yoktur. Sadece göz ve bakışlarla iletişim halindedir.  İşte o ilk iki yılda temel güven duygusunun oluşum sürecidir. Anne ile güvenli bağlanma yakalamış bir bebek insanlarla daha pozitif ve daha sağlıklı ilişki kurabilir.

      Doğum odaklanabilmedir, doğum ilkel primitif beynin işidir, doğum sözlerle değil sadece gözlerle kurulan ilişki sürecidir. Oysa doğum eylemi başladığında anneye desteğe gelen çevresinde bir sürü insan vardır. Doğumda olması gerekense sadece sağ beyin yani ilkel beyinin devreye girmesidir orada gözler konuşur. Çünkü sağ beyin o dönemde konuşmayı öğrenmemiştir. Oysaki doğum odaklanabilme, var olma ve bütünleşme sürecidir. Doğum sürecinde sol beynin ve mantığın çalışmasını istemeyiz,  düşüncenin yok olduğu, sadece duygulara izin veren sağ beyinin çalışması gereken bir süreçtir. Sağ beyin çok hassastır.  İlk iki yaşın izlerini, bilinçaltının mühürlenmelerini taşır. İşte o bilinçaltında mühürlenmiş olumsuz duyguların, doğum odasında açığa çıkması doğumu durdurabilir. Doğumu ketleyebilir.

      Doğum öncesi anneyle yapılan terapide bunlar dile dökülür, paylaşılır, sorgulanır. Yapılan çalışmalarda şunu görüyoruz: Anneler bazen kendileri için çok yakını gördükleri kişileri doğumunda istemeyebilir. Örneğin annesini, kız kardeşini, çok yakın arkadaşını bile… Bizse ne yapıyoruz? Bütün sülale doğuma gidiyoruz. Doğuma gelen bir de eş- dost arkadaşlar var. Meraklı komşular ve akrabalar gebenin odasına illaki o kafayı uzatıp ben de geldim, beni de gör diyenler. Oysa geldiklerinde pozitif konuşmaların yerini kendi doğum hikayeleri alır. O odadaki her olumsuz duygu, düşünce, davranış ve sohbet annenin doğumunu biraz daha yavaşlatır. Umutsuzluğu artar. Acaba sesleri içinde yükselir. Boşuna beklemesem hemen sezaryen mi olsam, çünkü anlatılan doğum hikayeleri ümidini kırmıştır. Enerjisini tüketmiştir.

      İşte bunun için biz doğal doğum doktorları doğumunuza sahip çıkın diyoruz. Önce kendinize, sonra bedeninize ve en sonunda da bebeğinize güvenin diyoruz. Doğuma Hazırlık Eğitimi alıp doğum sürecini nasıl yöneteceğinizi öğrenin diyoruz. Doğumda konuyu komşuyu, anayı, babayı, eltiyi, görümceyi başınıza toplamayın milletin olumsuz doğum hikayesini dinlemeyin. Kendinize profesyonel bir doğum destekçisi edinin doğum sürecini onunla yaşayın. Ayrıntılara siz takılmayın. Etrafınızdaki doğumun olumsuz yüklerini doğum destekçisi doulalar düzenlesin ve süreci onlar yönetsin. Siz ve eşiniz sadece doğuma ve bebeğinize odaklanın. Zihninizi gereksiz hiçbir ayrıntıyla doldurmayın.

  • Dolgu (hyalüronik asit) nedir?

    Yüz bölgesine uygulanan dolgu maddeleri ile cilt kızarıklıklarının ve hacim kayıplarının giderilmesi, yüzün yeniden şekillendirilmesi, çökük olan izlerin tedavi edilmesi, dudak şekillendirme ve dolgunlaştırma işlemleri gerçekleştirmektedir. Uygulanan dolgu maddeleri Hyalüronik Asit içermektedir.

    HYALÜRONİK ASİT NEDİR?

    Cildimizin iskelet yapısını oluşturan kolajeni üreten bir ara maddedir. Hacminin 1000 katı kadar su bağlayabilmektedir. Normalde genç insanların ciltlerinde daha çok bulunan, cilde parlaklık, canlılık veren bir maddedir. Yaşla beraber ciltte azalır. Bunun sonucu olarak cilt kırışıklıkları başlar. Cilt altına verilen dolgu maddesi, cildin alt katmanlarına destek verip, kırışıklık ya da çöküklüğün doldurulmasını sağlar. Ayrıca yüzde germe etkisi yapar.

    HANGİ BÖLGELERE UYGULAMA YAPILIR?

    Yanaklar (Orta Yüz)

    Göz yaşı oluğu (Tear Through)

    Burun kenarı ile ağız köşesi arası oluğu (Nasolabial Oluk)

    Burun

    Dudak kenarı çizgileri (Marrionette Çizgileri)

    Çene

    Kaşlar (Hacim vermek için)

    Göz kenarındaki kaz ayakları

    Alın çizgileri

    Boyundaki yatay çizgilere uygulanır.

    YANAK DOLGUSU

    Orta yüz dolgusu son yıllardaki dolgu uygulamaları içinde en popüler olanıdır. Geçmişte kırışıklığın altını doldururken, günümüzde yeni anlayış eksilen hacmi yerine koymaktır. Yaşla birlikte, yanaklarımız hacim kaybeder ve yerçekimine karşı koyamayıp sarkar. Bunun sonucu yorgun bir görünüm ortaya çıkar. Dolgun yanak kadını daha çekici ve genç kılar. Yanak dolgusu maalesef yapılan kötü uygulamalar nedeniyle genellikle tepkiyle karşılanmaktadır. Ancak doğru kişilerin elinde yapılan uygulamalar sonucu , mükemmel görüntüler elde edilmektedir. Amaç yanakları şişirmek değil, eksilen hacmi yerine koymaktır. Bu bölgede kullanılan hyalüronik asit dolguları daha yoğun özelliktedir. Dayanıklılık süreleri genellikle 1,5 – 2 yıldır.

    DUDAK DOLGUSU

    Dudakların dolgun ve şekilli olması yüzde gençlik ve canlılığın göstergesidir. 35’li yaşlardan itibaren dudaklar incelmeye başlar. Konturu kaybolur, hacmi azalır. Bazen genetik faktörlere bağlı olarak da dudaklar ince ve şekilsiz olabilir. Sigara tüketimi, stres, güneş gibi çevresel etkilerde dudakların incelme süresini hızlandırır. Hyalüronik Asitli dolgularla yapılan uygulamalar sonucunda öncelikle dudak şekillendirilir, gereği kadar hacim verilir. Dolgu uygulaması sonrası dudağın nemi de artar, dolayısıyla pürüzsüz ve canlı görünür.

    GÖZ ALTI DOLGUSU

    Göz altı çukurunun doldurulması, göz çevresinin gençleştirilmesi, morluklar, halkaların ve çizgilerin giderilmesi amacıyla uygulanır. Göz altında bulunan yağ yastıkçığının hacmi, yaşa, kilo kaybına bağlı olarak azaldığında, göz altı oluğu derinleşir. Bu kişinin yorgun görünümüne neden olur. Yaklaşık 15 dakikalık uygulamalar sonucunda kişi daha dinlenmiş ve genç görünür.

    HANGİ DOLGU MADDESİNİ KULLANMALIYIM?

    Kaliteli dolgu maddeleri akışkan olup cilde doğal bir görünüm verirler. En önemlisi de alerjik reaksiyona neden olmazlar. Ucuz, laboratuvar testleri özenle yapılmamış dolgu maddeleri alerjik reaksiyona neden olabilirler. Enfeksiyon riskleri de çok yüksektir.

    DOLGUNUN ÖMRÜ NE KADARDIR?

    Hyalüronik asit içeren dolgu maddeleri, bir süre sonra vücut tarafından eritilirler. Bu süre kullanılan dolgunun yoğunluğuna, kişisel ve çevresel faktörlere bağlıdır. Ortalama ömürleri 6-24 ay arasında değişir. Ancak sigara, aşırı sıcak ortamda bulunmak, güneş maruziyeti gibi çevresel faktörler de dolgunun ömrünü kısaltır.

    UYGULAMA SONRASI NELERE DİKKAT ETMELİYİM?

    Uygulama sonrası birkaç gün ödem olabilir.

    Uygulamadan sonra morluklar görülebilir. Bu morluklar 1 hafta 10 gün sürebilir.

    Uygulama sonrası sauna, buhar banyosu, hamam gibi yerlere gitmekten kaçınılmalıdır.

    Uygulamadan sonra ilk gün su değdirilmemeli ve makyaj yapılmamalıdır.

  • İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

       Çiftlerin bir yıl düzenli ilişkisine rağmen gebe kalamamalarına infertilite diyoruz. Bu durum hem kişi de hem de ailede huzursuzluğa yol açabilir.

       Günümüzde infertilite sorunu oldukça sık görülmeye başlanmıştır. İnfertilite kliniklerinde yapılan son teknolojik çalışmalarla daha fazla çiftin gebe kaldıkları gözlenmiştir. Tüm imkânlara rağmen bir grup çift hala gebe kalamamaktadır. Bu çiftlerde açıklanamayan infertilite tanısını kullanabiliriz. Açıklanamayan infertilite vakalarında tüm laboratuvar sonuçları normal olmasına rağmen bu durumun ruhsal sebeplerden de kaynaklanabileceği ihtimali vardır.

       Kadının tüm menstrual döngüsü hormonların kontrolü altındadır. Ne var ki kronik strese maruz kalma durumu beraberinde stres hormonlarının artmasına yol açar. Bu hormonlarda gebelik için gereken hormonların salınımını bozabilir.

       Hormonlar normal organik bir problem olmamasına rağmen erkek faktöründe de sorun yoksa bilinçaltımızın bebekle ilgili düşüncelerine bir göz atabiliriz. Bilinçli aklımız ısrarla anne olmayı isterken, bilinçaltında pek çok faktör anne olmamıza engel oluyor olabilir.

       Kişinin anne olmayı istemesi hayata bakışı ile alakalıdır. Kendini anneliğe hazır hissetmesiyse duygusal bir boyuttur. Eğer anne adayı kendini yetişkin gibi değil de çocuk gibi hissediyorsa annelik yapması çok zordur. Bilinç dışı zihni kendini annelik konusunda yetersiz görüyordur. Bazen de duygu karmaşası çocuk sahibi olup olmama konusunda bile karar veremez. Buda stres faktörlerini tetikler.

       Geleneksel aile modellerinde aile büyükleri çocuk için sürekli baskı yapabilir. Kadınsa böyle bir ortamda kısır kadın damgası yememek için çocuğunun olmasını ister. Çocuğu olmadığı takdirde ötekileşecektir, yalnız kalacaktır. Bir insan için bu tip aile modellerinde yalnızlık toplumsal dışlanmadır. Bazen de çocuğu olmayan kişi bulunduğu aile de gariban, mazlum rolüne soyunur ve ailesi ona acır. Kişi de bundan ikincil bir kazanç sağlar. Böyle bir durumda kadın bilinçli zihni ile çocuğu isterken bilinç dışı olarak çocuğu istemeyip, gebelikten uzak durabilir.

       Kız çocuğu evin istenmeyen bir çocuğu olabilir. Annesi ve ailesi tarafından sevilmeyip horlanmış olabilir. Çocuk sahibi olmanın, çocuk büyütmenin zor olduğu, aslında akıllıca olmadığı bilgisi zihnine defalarca kodlanır. Kendi duygusu çocuğa sahip olmak isterken bilinçaltı çocuğun gereksiz bir varlık olduğunu kodlayabilir.

       Günümüzde pek çok kadın çocuk sahibi olmayı kocasının kendisini terk etmemesi için isteyebilir. Bir kadın için erkeği tarafından terkedilmek çok ağır bir duygudur. Bilinç ve bilinç dışı yine burada da karşı karşıya gelir. Duygular karmakarışık olur.

       İnfertilitede erkek faktörüde önemlidir. Çok yoğun kıskançlık duyguları yaşayan bir kadın kocasını bile olabilecek kız çocuğundan kıskanabilir. Başka bir kadının gelip ve ona ait erkeği alacağı duygusu onu sonsuz bir kaygıya itebilir. Bu durum anne kız arasında rekabet oluşturur. Zihin tedbir olarak gebelikten vazgeçebilir. Bir kadının bir erkekten çocuğunun olabilmesi için onu gerçekten çok sevmesi gerekir. Aklının bir köşesinde hala eski sevgilisi varsa bilinçli akıl çocuğu isterken, bilinç dışı istemez.

       Bazen kişi fiziki olarak kadın olabilir ama kendisini duygusal olarak erkek hissedebilir. Erkek olan biri çocuk doğuramaz. Çünkü doğacak çocuk o kişide iç karışıklığı yaratır. Çocuk doğduğu zaman bilinçli zihni kadın, bilinç dışı zihni erkektir.

       Kız çocuğunu tanıştığı, hayran olduğu ilk erkek babasıdır. Babanın baba kimliği yanında anneye ve diğer kadınlara nasıl davrandığı kız çocuğu tarafından zihne kodlanır. Eğer burada sağlıklı bir baba kız ya da anne baba ilişkisi varsa kız çocuğu diğer erkeklerle nasıl ilişki kuracağını öğrenir. Belki de en fazla karşılaşılan sorunlar bu aile dinamiğindeki yanlış öğretileridir. Eğer kız çocuğu babası ile sağlıklı bir ilişki yaşamazsa ya da annesi tarafından bu ilişki engellenirse, kız çocuk yetişkin olduğunda babasına benzeyen erkeklerle evlenmek isteyecektir. Bu erkeği bilinç dışı zihin gerçek babası olarak algılar.

       Cinsel ilişki yetişkin bir kadın ve yetişkin bir erkeğin karşılıklı yaşadığı bir ilişki durumudur. Bu kadının bilinç dışı zihni evlendiği erkeğin yeni tanıştığı birisi mi yoksa çocukluğunda tanıdığı babası mı fark edemez. Bilinçli zihni kocası ile seviştiğini sanırken bilinç dışı zihin babası ile sevişir. Bilinç dışında da hiçbir kadın babadan çocuğu olsun fikrini kabul edemeyeceğinden çocuğu ret eder. Aslında kocası başka biridir. Çocukken tanıdığı erkek olan babası başka biridir.

       Buradan şunu söyleyebiliriz. Mutlu olmak için tek koşul çocuk sahibi olmak değildir.  Yaşamın tek anlamı var olmanın tek anlamı çocuk değildir. Aile içinde konuşulan tek konu çocuk olmamalı duygular biraz özgür bırakılmalıdır. Bu problemi neyin devam ettirdiğini bulmak için profesyonel bir destek ile bilinçaltı belki de çözümlenebilir. Psikoterapi bu çiftlerde oldukça büyük destek sağlayabilir.Cinsel Terapist

  • Dermaterapi (microneeding)

    Dermaterapi , anti-aging ,sivilce izleri, deri çatlakları, göz altı torbaları ve morlukları,cilt lekeleri,erkek ve bayanlarda yoğun saç kaybı gibi pek çok cilt probleminde etkili olan bir tedavi yöntemidir.

    Dermaterapi iki farklı uygulamanın bir araya gelmesiyle gerçekleşir. İlk uygulama dermaroller uygulamasıdır. Dermaroller silindirik bir tamburun üzerine simetrik olarak dizilmiş çok sayıda mikroiğneden oluşur. Mikro iğnelerin boyları 0,2 mm ile 2 mm arasında değişir. Hekimin kararına, cilt probleminin türüne ve uygulama bölgesine göre mikroiğnelerin boyutu belirlenir. Dermaroller cilt üzerine uygulandığında iğneler 1cm2 de yaklaşık 300-400 mikrokanal açar. Bu mikrokanallar, cilt tarafından yara gibi algılanarak, cildin kendini tamir mekanizması doğal olarak uyarılmış olur.

    Dermaroller uygulaması sırasında oluşan mikrokanallar yaklaşık olarak 15 dk sonra kendiliğinden hiçbir iz bırakmadan kapanır. Yani dermaroller ile derinin içine doğru mikro kapılar açılır,15 dk sonra bu kapılar derinin elastikiyeti sayesinde kendiliğinden kapanır. Oluşan mikro kanallar deriye sürülen solüsyonun, cildin içine 200 kat daha fazla geçiş yapmasına olanak sağlar.

    İkinci adım ise, normalde derimizde bulunan, ancak yaş ile azalan büyüme faktörleri, biyomimetik peptitler ve çok özel bir teknoloji ile hazırlanmış olan kök hücre ekstresinin deriye sürülmesi esasına dayanır.

    Bu maddelerin en temel görevleri hücrelerin ciltte çoğalmasını sağlamanın yanı sıra fibroblast, keratinosit gibi hücrelerin kollagen ve hyalüronik asit gibi maddeleri daha fazla üretmesini tetiklemektedir.

    Dermaterapi hekimler tarafından uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uygulama süresi yaklaşık 30 dk olup,1-2 haftalalık aralarla genellikle 8-10 seans önerilir.Kür bittikten sonra hekimin önerisyle 2-3 ayda 1-2 kez yapılacak seanslar ciltteki gençlik halinin korunmasını sağlar.

    Dermaterapi, kırışıklık tedavisinde, saç kayıplarında, sivilce ve yanık izlerinde, cilt çatlaklarında, cilt lekelerinde, bölgesel incelme ve selülit tedavisinde uygulanmaktadır.

    Dermaterapi uygulamalarından birkaç saat sonra kişi normal hayatına devam edebilir. Tüm cilt tiplerine uygulanabilir. Güneş hassasiyetine neden olmadığından yaz aylarında yapılmasında bir sakınca yoktur.

  • VAJİNUSMUSTA  DOĞUM

    VAJİNUSMUSTA DOĞUM

    Vajinismus ve gebelik kelimeleri yan yana geldiğinde biraz farklı algılanabilir.
    Vajinismus kadınlarının en bilgisiz olduğu konulardan bir tanesi, nasıl olsa cinsel ilişkiye girmiyorum o halde gebe kalmam düşüncesidir. Bu yanlış bilgi pek çok vajinismus kadının istemediği ve hazır olmadığı bir zamanda gebe kalmasına yol açar. Vajenin ağız kısmına dökülen spermlerin içeri kaçması yada penisin sınırlı girişi sayesinde gebelik oluşabilir.Bazen süreç böyle gelişmez. Kendi ailelerine vajinismus gerçeğini anlatmazlar. Çevrenin baskısı başlar. Torun istenilir. Vajinismus kadını o gün ertelediği ve kaçındığı hastalığı ile yüzleşecektir. Hamile kalma arzusu kadınları vajinismusa neden olan korkularını aşmak için cesaretlendirebilir. Çocuk arzusu olan kadınlarda başarı oranı çok yüksektir. Bu motivasyon tedavide beraberinde avantaja dönüşür. Eğer sonuç tedavide olumsuzluk olursa, korkulan ve istenmeyen o döngüye girilir.
    Sonuç ta tüp bebek merkezine giderek doğal olmayan bir yöntemle gebe kalmaktır. Son yıllarda bakire olup da tüp bebek tedavisi gören danışanların sayısında inanılmaz artış vardır. Bu merkezlere gelerek tüp bebek sahibi olmaya karar veren aileler, bu seviyeye gelene kadar kadın doğum, psikiyatris ve psikologlara gitmiş, belki de ümitlerini kaybetmiş olabilirler. Artık bu sorunun hayatlarının bir parçası olduğunu kabullenirler.

    Bilinmesi gereken bir başka gerçek de vajinismus hastasının bu sorununun çözülmeden gebe kalması beraberinde başka sıkıntıları getirecektir. Gebelik sürecinde kadın bebeğinin içinde büyümesi ile beraber doğuma dair giderek daha çok kaygı duymaya başlar. Penisin giremediği bir vajenden bebeğin o kocaman başı nasıl çıkabilir korkusu, zihnini yorar durur. Doğum şekli gebenin zihninde kocaman bir soru işareti iken doktorlar da bu süreci atlatmakta sıkıntı duyabilir. Çünkü bu kişilerde doğum korkusu, doğum sonrası korkular, gebelik ve doğum harici genel hayat kaygıları da üst safhadadır.Gebelerin yaşam döngülerinde kuramadıkları güven ilişkisini doktorları ile kurmaları çok önemlidir.

    Doğumun nasıl yapılacağı kadının ve hekimin birlikteki kararına bağlıdır.

    Normal doğum yapılması açısından vajinismuslu bir kadın ile vajinismusu olmayan bir kadın eşit derecede risk altındadır. Vajinismuslu bir kadın isterse normal doğum yapabilir ancak normal doğumun vajinismusu iyileştirmek gibi bir özelliği yoktur. Normal doğum yapınca vajinismus iyileşir düşüncesiyle, bir vajinismus hastasını normal doğum yapmaya zorlamak doğru değildir. Oysaki vajinismus da kasılan vajina değildir. Beyindeki korkulardır. Zihin gevşemeden vajina hiçbir zaman gevşeyemez. Dolayısıyla doğumun vajinismusu iyileştireceği bir durum yoktur.
    Ancak doğumdan önce iyileşen vajinismus hastalarının çoğu vajinismus tedavisi sonrasın da gevşemeyi ve nefesi çok iyi kullanmayı öğrenirler. Doğum sürecindebu tecrübelerinden faydalanarak doğumu çok rahat geçirirler. Oysaki terapi olmayan vajinismus gebelerinde doğum epidural bile olsa, zihinsel terapi süreci tamamlanmadığından doğum travmaya dönüşebilir.
    normal doğum yapan kadınların oranının zaten çok yüksek olmadığını, sezaryan oranlarının yüksekliği düşünüldüğünde vajinismuslu bir hastanın doğumla ilgili aslında bir sorunu olmadığı görülebilir. Sezeryan yöntemi ile doğumun hakkı bile olduğunu düşünebilir.
    Bu çiftler doğum yöntemi olarak sezeryanı tercih eder. Çözümse o an için en kolayı istenmeyen bir zamanda oluşan gebeliği doğal olmayan bir doğum yöntemi sezeryanla bitirmektir.

    Vajinismus sorununa rağmen çiftlerin şans eseri yada tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmaları bu problemin gerçek çözüm yollarından uzaklaşılmasına ve ertelenmesine yol açar.. Vajinismus sorunu yaşayan çiftler bu tarz çözümlere girmeden cinsel terapi ile sorundan kurtulmalıdır. Vajinismus tedavisi kısa süreli ve başarı ile sonuçlanabilen bir süreçtir. Yeter ki kendilerine inansın bunu başarabileceklerini bilsin ve bu konuda tecrübelerine güvendiği bir cinsel terapistle iş birliği içinde olsun.

    Kliniğimizde gebe olan vajinismus hastalarına cinsel tedaviler verilmektedir. Gebelikte vajinismus sorunun yenilmesi doğum sırasında rahatlama sağlayacaktır. Ayrıca sezaryen ameliyatı yerine normal doğum kapısının da açılmasını sağlayacaktır. Kaldı ki doğum sonrası yaşanılan koşuşturmadan dolayı çiftlerin tedavi için zaman bulma şansları da azalmaktadır.

  • Akne !

    Halk arasında sivilce olarak bilinen Akne vulgaris en sık rastlanılan cilt problemlerinden biridir.Genellikle ergenlik döneminde başlayıp, 20’li yaşlarda azalarak devam etmekle beraber, 30’lu 40’lı yaşlara kadar da devam edebilir, hatta bu yaşlarda yeni başlayabilir.

    Akne derimizde bulunan yağ bezlerinin bir hastalığıdır. Normal koşullarda derideki yağ bezlerinden salgılanan sebum dediğimiz yağ, deri yüzeyine bir kanal aracılığıyla atılır.Bu kanalın çeşitli nedenlerle tıkanması akne oluşumunun temel nedenidir.Özellikle ergenlik döneminde, erkeklik hormonu olarak bilinen androjenin artması sonucunda yağ bezleri uyarılır, büyür ve yağ salınımı artar. Artan yağ salınımına bağlı olarak kanalın da yoğunluğu giderek artar ve tıkanma olasılığı yükselir. Bu arada derimizde bulunan bakteriler kanala girerek, gerek kendi varlıkları gerekse ortaya çıkardıkları birtakım kimyasal maddeler aracılığıyla iltihaplanma sürecini başlatabilirler. Zamanla kanal yırtılıp içerik deri altına sızabilir ve yüzeyde kırmızı kabarıklıklar, daha ileri boyutta nodül ve kistler şeklinde görülebilir. Aynı anda çevresel tozlar, kirler ve deri yüzeyinin terlemesine bağlı olarak deri gözenekleri de dışarıdan tıkanabilir. Kanalın ağzındaki tıkaçtaki yağın hava ile oksitlenmesi sonucu siyah noktacıklar oluşur (komedonlar).

    Akne nerelerde görülür?

    Vücudun daha yağlı bölgeleri olan yüz. Boyun, çene, sırt, omuz ve kollarda görülür.Diğer alanlarda çıkabilen akneye benzer kıl kökü iltihaplanması (follikülit) akne ile karıştırılmamalıdır.

    Akne gelişiminde hangi faktörler rol oynar?

    Genetik, hormonal (adet dönemi öncesi sivilcelerde artış olabilir) faktörler akne gelişiminde önemlidir.Bunun yanında stres, cilt tipine uygun olmayan ürün kullanımı (yağlı nemlendiriciler, fondöten, pudra gibi) da önemlidir.

    Akne tedavi edilmeli midir?

    Şiddeti ne olursa olsun akne mutlaka tedavi edilmelidir.Yaşamı tehdit eden bir hastalık olmadığı halde, gerek yarattığı görüntü gerekse neden olduğu ciddi ve kalıcı izler nedeniyle hastayı psikolojik olarak olumsuz etkiler.

    Akne kimler tarafından tedavi edilmelidir?

    Akne mutlaka bir dermatolog doktor tarafından tedavi edilmeli, yine onun önerisi ile yardımcı kozmetik ürünler kullanılmalıdır.Akne tedavisi uzun süreli, sabır gerektiren bir tedavidir.Aylarca sürebilir.Tedavi ile birlikte yardımcı tedavi denilen, deri hijyeni ve deri bakımında kullanılan kozmetik ürünlerin kullanımı da oldukça önemlidir.

    Unutulmamalıdır ki, akne tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Tedavi edilmediğinde oluşan akne izleri ise akne kadar kolay tedavi edilememektedir.

  • VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    VAJİNİSMUS VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    Vajinismusun dinamik temelinde ödipal çatışma yatmaktayken, yine bu bağlamda nesne ilişkileri açısından da anne, baba ve kız ilişkilerinin değerlendirilmesinde fayda vardır.

    Ödipal döneme geçiş yani 4-6 yaş arasında baba kız çocuğunun psikoseksüel gelişim süreci için çok önemli bir faktördür. Bu dönemde baba kız çocuğunun anne ile olan çatışmalarında annenin gücünü kontrol edebilecek tek varlıktır. Anne tarafından yutulmasını önleyecek yegane güçtür. Anne kız çocuğunu adeta kendisinin bir uzantısı olarak görür ve onun her davranışını kontrol etmeye çalışır. Babanın sayesinde annenin bu güçlü bağından kız çocuk kurtulabilecektir. Eğer baba bu süreci güzel yönetebilirse kız çocuğunun bireyselleşmesini ve kadınlık alanına girmesini destekleyecektir. Baba bu süreçte kararlı, güvenilir ve kendini ortaya koyup kızına destek olabilmelidir. Gel gör ki annelerin babalara bu konuda fırsat vermediği bir gerçek vardır. Anneler buna olanak tanımaz, babayı içeri alma konusunda isteksizdir ve fazla kuşatıcıdırlar. Bu kuşatıcı çemberi kırmak için babaların güçlü ve kararlı olması gerekmektedir. Bu kızların babaları aşırı derecede otoriter şiddete meyilli olabilir. Şefkatsiz, güven vermeyen, tekin olmayan insanlardır. Agresifdirler, baskıcı ve etrafındaki insanları görmeyen bir yapıları olabilir. Annenin sevgi nesnesi olamadığı gibi kız için de güvenilir bir nesne değildir. Vajinusmus babaları kızlarının ilişki dünyasınını annelerine terk etmiştir. Bu babalar kızın yaşamında fiziksel olarak var olan ama hiçbir şekilde işlevsel olmayan babalardır.Eğer ortamda da var olurlarsa da güvenilmeyen yabancı bir nesne olarak algılanırlar.

    sebahat

    Bu dönemde kız çocuğu, erkek çocuğuna göre daha büyük bir yükün altına girer. Erkek çocuk daha önceden bağlı olduğu birincil nesne annesi ile yoluna devam etmektedir. Oysa kız çocuğu biricik annesinden ayrılıp bu evrede babayı keşfe başlar. İşte bu dönem kız çocuğunun anne ile rekabete başladığı dönemdir. Anneler kızlarının kendilerine daha çok benzediğini ve kendilerinin uzantısı olduğunu düşünür. O yüzden kız çocuğunun anne den ayrımlaşma ve bireyleşme süreci daha zor olmaktadır. Bu dönemde kız çocuk anne ile özdeşerek kadın olmaya çalışırken, öte taraftan da ondan ayrımlaşmaya çalışır. Anne kız ikili bağı babanın devreye girmesi ile genişlemektedir. Böylece kurulan üçlü ilişkiler çocuğun aileyi bir küçük topluluk gibi algılamasını ve sosyalleşmesini sağlar. Eğer bu ilişki sorunlu olursa ve baba ile kız arasında güven üzerine kurulan bir ilişki olmaz ise kız çocuğu edipal dönemde sorunlar yaşar.

    Anne çocuğuyla ilişkileri sırasında hem babanın varlığını hem de karşı cinsden bir erkeğin oluşunu kızına gösterir. Anne bunu eşine karşı olan kadınsı arzusunu baştan itibaren ortaya koyarak sağlamaktadır. Kız çocuk annesi ile sağlıklı bir özdeşim süreci kurarak döngüyü olumlu bir şekilde tamamlar. Kız çocuk ancak, annenin kendisine olan arzusu ile özdeşleşerek, anneliği ve annesinin eşine olan arzusu ile özdeşleşerek te kadınlığı içselleştirerek ilerde hem anne, hem de kadınlığı birleştirebilecektir. İşte vajinismuslu kadınlar bu dengeyi çok kuramazlar daha çok anneden kadınlığa dönüşemeyen bu süreci sağlıklı atlatamayanların bir sorunu olarak görmekteyiz.

    Sonuç olarak ödipal dönemde yaşanan patoloji ile babanın üçüncü bir nesne olarak içeri alınmaması ve babayla güvenli bağın kurulamaması, anne ile ayrımlaşma ve bireyleşme sürecini sağlıklı bir zeminde tamamlanamaması ve bekaretin kaybı ile bedensel bütünlüğünün zedelenip tam ve bütün olmanın yok olması vajinismusun dinamik nedenleri arasında sayılabilir. İşte böyle bir süreçte beden bütünlüğünün bozulmasına yönelik tehdit algısı penise karşı bir penetrasyon tehlikeli düşüncesine dönüşebilir. Kadın bu eyleme karşı tek savunması ve son korunması dış dünyaya bedenini kapatmaktır. Zihnini ve bedenini eşine karşı korumak için kapatacaktır.

  • Stres egzaması

    Stres egzaması nedir?

    Stres egzaması nedir sorusunun cevabı hastalarımız tarafından en çok merak edilen konulardan biridir. Genellikle stresin vücuttaki psikolojik ve fizyolojik yıkıcı etkisinin sonucunda derimizde ortaya çıkan kaşıntı ve kızarıklığa stres egzaması adını vermekteyiz.

    Her stresi olan kişide egzama olur mu?

    Her stresi olan kişide egzama görülmez. Genellikle deri bakımını ihmal eden, soğuk havalarda derisine yeterince nemlendirici kullanmayan, yazın güneşten korumayıp uzun süre güneş altında kalan, yeterli su içmeyip beslenmesine dikkat etmeyen ve bazı hipotiroidi , dyabet gibi endokrinolojik sorunları olan kişilerde daha sık görülür.

    Stres egzaması olduğumu nasıl anlarım?

    Egzamanın birçok sebebi bulunmaktadır. Ancak stres en büyük egzama sebebidir. Günümüzde neredeyse stresi olmayan insan bulunmamaktadır. Kimilerinde stres saç dökülmesi , tırnak bozuklukları gibi problemlere neden olurken, kimi kişilerde ise deride egzama şeklinde kendini gösterir. Özellikle çok strese girildiği zamanlarda artan kaşıntı ve kızarıklıkla kendini gösteren bir şikayetimiz varsa, stres egzamasından şüphelenebiliriz. Ancak kesin tanının konulabilmesi için mutlaka uzman dermatoloğun görüşü alınmalıdır.

    Stres egzaması deride nasıl gözükür?

    Stres egzaması olan deri normal deriye göre daha kalın, kızarık ve kaşıntılıdır. Genel olarak derinin bütünlüğü kaybolmuştur ve yer yer deri üzerinde yarıklar bulunabilir. Diğer egzamalara göre kaşıntısı daha şiddetlidir. Stres artışlarında bazen farkında olmadan kaşıntı şiddeti de fazla olur ve ekzema bölgesinde yer yer kanamalı yarıklar oluşabilir. Bu artık ileri evre egzama dönemidir ve bu dönemde deri enfeksiyona açık hale gelir. Bu nedenle bu evreye kadar gelmiş olan stres egzaması mutlaka tedavi edilmelidir.

    Stres egzaması en çok hangi bölgelerde görülür?

    Stres egzaması sıklıkla ense bölgesi, diz ve dirsekler, sırt ve genital bölgede ortaya çıkar. Özellikle genital bölgede ortaya çıkan stres egzamasında aylar boyunca mantar enfeksiyonu zannedilip etkisiz tedaviler kullanılabilir. Bu nedenle özellikle bu bölgedeki uzun süren ve çok şiddetli kaşıntılı lezyonlarda mutlaka dermatoloğa başvurulmalıdır.

    Stres egzamasının kesin tedavisi var mıdır?

    Stres egzamasının tedavisi mümkündür. Ancak tedavi aşamasında doktorla beraber hastanın kendisine de çok iş düşmektedir. Öncelikle egzamanın stres kaynaklı olduğu kesinleştikten sonra hasta mümkün olduğunca rahat olmalı ve doktorunun önerdiği tedavilere harfi harfiyen uymalıdır. Stres egzamasının tedavisi sabır isteyen bir süreçtir. Ancak düzenli ve doğru yapılan tedavinin sonucunda tedavi mümkündür.

    Stres egzamasının iyileşmesi ne kadar sürer?

    Stres egzamasının iyileşme süresi kişiden kişiye değişebilir. Bu konuda kesin tedavi olacağına inanan ve doktorunun tedavisine uyan hasta grubundaki tedavi başarısı yüksek ve tedavi süresi birkaç hafta kadardır. Ancak tedaviyi düzenli kullanmayıp egzamanın iyileşebileceğine inanmayan hastalardaki tedavi süresi de bir o kadar uzun olur. Bu nedenle tedavinin başarısına inanmak gerekmektedir.