Yazar: C8H

  • Çocuklarda Davranış Bozuklukları, Nedenleri ve Çözüm Yolları

    Çocuklarda Davranış Bozuklukları, Nedenleri ve Çözüm Yolları

    Davranış bozuklukları çocukları çocuğun içsel çatışmalarını davranışa aktarması sonucu ortaya çıkar. Davranış bozukluğu olarak adlandırılan davranışlar hırçınlık, sinirlilik, inatçılık, yalan, çalma ve küfür etme gibi eylemlerdir. Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür, bu nedenle her çocuk birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar dikkat edilmesi gereken noktalardır ancak hepsi davranış bozukluğu olarak değerlendirilemez. Davranış bozukluğu, bireyi, aileyi olumsuz yönde etkileyen, diğer insanların temel haklarının çiğnendiği yaşa uygun toplumsal kurallarını hiçe sayıldığı davranışlardan oluşan bir durumdur.

    Bir davranışın, davranış bozukluğu olarak değerlendirilmesi için bazı ölçütler vardır. Öncelikli olarak yaşına uygun olup olmamasına dikkat edilmelidir. Buna karar verebilmek içinde çocuğun bulunduğu yaşın gelişimsel özelliklerine hakim olmak gerekir. Çocukta gelişimsel sürecine bağlı olarak ortaya çıkan değişiklikler hayatında zorluklar doğurabilir. Yeni şartlara uyum sağlayana kadar da çocuk geçici uyum sorunları yaşayabilir. Yani bir davranışa davranış bozukluğu diyebilmemiz için gelişim dönemine özgü davranışların dışında olmalı. Bir diğer ölçüt iste davranışın yoğunluğudur.  Ortaya çıkan duygu ve davranışın şiddetinin normalinden fazla olması gerekir. Ve davranışın sürekliliği de ölçütlerden biridir. Davranışın uzun zamandan beri ısrarlı bir şekilde devam ettirilmesi gerekir.

    En sık görülen davranış bozuklukları; hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan söyleme, tırnak yeme, saç koparma, alt ıslatma ve dışkı kaçırma, yeme bozukluğu, karşı gelme, uyku bozukluğu, konuşma bozukluğu, çalma, küfürlü konuşma gibi davranışlardır.

    Davranış bozukluğuna yol açan birçok neden vardır; dikkat çekme isteği, savunma, büyüme arzusu, yetişkinleri şaşırtma isteği, arkadaşları tarafından beğenilme ve onaylanma isteği, intikam almak, kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi, fizyolojik sorunlar, kalıtım, temel ihtiyaçlarının doyurulmaması gibi nedenlerden kaynaklanıyor olabilir.

    0-6 yaş dönemi çocuklarda, olumsuz anne baba tutumları, ailede istismar öyküsü, annede depresyon öyküsü, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olması gibi durumlar sık görülen nedenlerdendir.

    Davranış bozukluğu için en etkili yöntemler görmezden gelme, ödülü geri çekme, alternatif sunma, sözle uyarıda bulunma ve tartışmaktan kaçınmadır. Bağırmak, susturmak, vurmak aranızdaki saygı bağının kopmasına neden olur. En önemli adım bu süreçte saygıyı yitirmemektir. Çocuğun olumlu noktalarını keşfedip ortaya çıkarmak ve yüreklendirmek olumsuz davranışları azaltıp kendine güvenmesini sağlar. Bu çocukların koşulsuz sevgiye ihtiyacı vardır. Yani koşullar her ne olursa olsun anne baba tarafından kabul edildiğini ve sevildiğini hissetmelidir. Hiçbir zaman ceza ya da şiddet kullanılmamalı. Davranışıyla ilgili olay anında değil sakinken konuşulmalıdır. Çocuğa yaşına uygun sorumluluk vererek başarma duygusu yaşatılmalı, anne baba çocuğa olumlu rol model olmalı. Olumsuz davranışlar gösterildiğinde değil, bu davranışlar gösterilmediğinde ilgilenilmelidir aksi takdirde bu davranışların pekişmesine sebep olur. Davranış sayesinde anne babadan ilgi kazandığını düşünmemeli “yapma” bile bir ilgidir aslında. Anne baba çocuğa verdikleri sözleri tutarak, ona ait bir eşyayı alırken izin isteyerek çocuğa model olmalıdır. Diğer çocuklarla kıyaslanmamalı, yaşına ve özelliklerine uygun beklentiler oluşturulmalıdır. Olumsuz davranış ortaya çıktığında çocuk yaratıcılığa teşvik edilmeli, olumlu bir faaliyete yönlendirilmelidir. Çocukların anne babalar için basit, önemsiz konuları paylaşmalarına müsaade edilmelidir ki, anne babayla rahat bir şekilde konuşabileceği algısı oluşsun. Önemsiz şeyleri bile konuşamadığı anne ve babasıyla önemli konuları, duygu ve düşüncelerini anlatması çok zor olur.

    Çocuklarda davranış bozukluğu terapisinde, çocukların iletişim becerileri, sorun çözme becerileri, dürtü kontrolü, öfke kontrolü gibi konular çalışılır. Çocuklarla beraber anne ve babanın da tutum ve davranışlarının düzenlenmesi gerekir. Çünkü anne ve babanın tutumları çocuğun davranışlarında büyük rol oynar. O yüzden terapi sürecinde en etkili yol anne baba eğitimidir. Tedavi edilmezse kalıcı davranış bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu başta olmak üzere bir çok soruna yol açabilir.

  • Çocukta mizaç

    Çocuğun baştan getirdiği eğilimleri daha çok mizaç olarak düşünürüz. Genel olarak çocuğun genetik getirdiği özellikler diyebiliriz. Bebekken bile insanlar bazı davranışları farklılık gösterebilir. Bu o insanın mizacına göre verdiği tepkidir. Çocuk ve ergen psikiyatrisin de çocukların mizacına göre değerlendirmek önemlidir. Mizaç daha çok insanın kendisine özgü bir durumdur. Onu diğer insanlardan ayırır. Kişilik özellikleri de bu mizacın üzerine oturur.

    Çocukta mizaç davranışları yönlendirir ve insanda davranış farklılıklarını yapan durumdur. Temelde var olan mizaç özellikleri çevresel etkilerle şekillenerek bizim davranış modelimizi oluşturur.

    Kişilik daha çok gelişen değişen özellikler göstermekle birlikte mizaç daha sabit eğilimleri gösterir. Ama çevresel etkenlerle insanın kişiliğini etkiler. Mizaç özellikleri temel yapı taşını oluşturur. Bebeğin ailesi, çevresi , yaşadığı olaylar bu mizaç üzerine kişiliğinin gelişmesini sağlar. Çocuğun genetik alt yapısı üzerine kurduğu temeller davranışsal özelliklerini oluşturur. Böylelikle çocuğun kişilik özellikleri belirmeye başlar.

    Yaşamın ilk yılları kişilik gelişimi için çok önemlidir özellikle ilk 5 yılda kişilik özelliklerinin temelleri atılır. Bu dönemde yaşanan olayalar , ailenin çocuğa davranışı ve bu konuda yapılan olumlu ve olumsuz davranışlar çocuğun gelecek yaşamını ve karakterini etkileyecektir.

    Çocuk psikolojisinde çocuğun mizacını göz önüne almadan yapılacak çocuk psikolojik eğitimi hatalı olacaktır. Özellikle anne babaların çocuğun mizacına göre davranmayıp kendi kafalarındaki ideal çocuğu yaratmak, yada kendi kişiliklerine benzer bir kişilik oluşturma çabaları; çocuğun farklı ve mizacına göre ideal bir karakter gelişimini sekteye uğratacaktır. Belki ilerde de çatışmalı anne baba ilişkisi oluşturacaktır.

    Sağlıklı bir anne baba davranışı ise çocuğunun mizacına göre ona alternatifler sunarak kişiliğinin gelişmesini sağlamasıdır. Böylelikle çocuk çevre ve aile ilişkilerinde sağlıklı bir kişilik geliştirerek başarılı olacaktır. Çevrede onu sağlıklı bir şekilde içine alacaktır.

    Şunu unutmamak gerekir ki mizaç doğuştan getirilen temel yapı taşıdır. Üzerine iyi bir kişilik geliştirilirse herkeste bir potansiyel vardır. Aksi taktirde kişilik bozuklukları gelişir ki buda insan ve çevresi ile ilişkiler derin bir şekilde olumsuz yönde etkiler.

  • Diyet Yapmadan Kilo Vermek Mümkün mü?

    Diyet Yapmadan Kilo Vermek Mümkün mü?

    Diyet Yapmak ya da Yapmamak
    Kilo verme deyince aklımıza ilk gelen şey ”diyet yapmak”. Diyet programları kısa vadede başarı sağlasa da kişiler alışkanlıklarını değiştirmediklerinde verdikleri kilonun daha da fazlasını geri alıyorlar. Buzdolabına astığımız diyet listeleri, eve sığdırmaya çalıştığımız ve sonradan askılığa dönüşen yürüyüş bantları… Bir süre sonra malesef bunları görmemeye başlıyoruz, duyarsızlaşıyoruz. Peki biz nerede hata yapıyoruz?

       Nerede Hata Yapıyoruz?
       Aslında hata yaptığımız yer, başlangıçtaki nokta. Genelde kısa vadeli hedefler koyan, hızlı sonuçlar almak isteyen, metabolizmayı bozan, ekranda/gazetede çıkan her diyeti uygulamaya çalışan, hayatına hareket eklemeyen aslında tüm bunların olması için ”sihirli bir değnek” bekleyen kişilerin uzun vadede başarısız olduklarını görüyoruz.

    Öncelikle Kendinize Şu Soruları Sorun;
    •Neden kilo vermek istiyorum?
    •Beni yemeğe ne zorluyor?
    •Neler beni tetikliyor?
    •Biraz kilo verince yemeye tekrar başlıyor muyum?
    •Açlığımı/tokluğumu tam anlamıyla farkedip, ona göre kendimi durduruyor muyum?
    •Yaşadığım ‘duygusal açlık mı?” Stresliyken, mutsuzken, mutluyken ya da boşlukta daha mı çok yiyorum?
    •Aç olmadığım halde yiyor muyum?
    •Peki Neleri Değiştirebilirim?

       Öncelikle bakış açınızı değiştirmeniz çok önemli. Dediğim gibi bir düğüne/mezuniyete hazırlanmak için değil ”sağlıklı olmak” için kilo verme düşüncesini kabullenin. Çünkü hayatımız boyunca yemekle karşılaşacağız.
     

    • ”Diyet” değil ”beslenme alışkanlıklarımı değiştiriyorum/sağlıklı besleniyorum.” düşüncesini içselleştirin.
       

    • Bir ön hazırlık yapın. Bir gün boyunca neler yediklerinizi gözlemleyin. Bir ”beslenme günlüğü” tutun. Ne kadar çok atıştırma yaptığınızı farkedeceksiniz!
       

    • Mutfağınızı, çevrenizi düzenleyin. ”Gözden ırak olan, mideden de ırak olur.” Görselliği azaltın, ne kadar çok abur cubur olursa etrafınızda o kadar çok yemek aklınıza gelir.
       

    • Esnek olun, kendinize baskı yapmayın; çünkü alışkanlık değiştirmek kolay bir şey değildir ve zaman gereklidir.
       

    • Bu nedenle haftalık hedefler koyarak ilerleyin. Bir hafta su içme alışkanlığı kazanırken, sonraki hafta spor alışkanlığıyla ilgili şeyleri kendinize öğretmeye çalışabilirsiniz. Bütün alışkanlıkları aynı anda değiştirmeye çalışmak hayalkırıklığı yaratabilir.
       

    Herkesin metabolizması, boyu, yaşı, hormonları farklıdır. Başkalarıyla kendinizi kıyaslayarak motivasyonunuzu düşürmeyin. Mutlaka, kilo vermenizi yavaşlatacak bir rahatsızlığınız var mı diye test yaptırıp bir iç hastalıkları uzmanından destek alın.

    Kilo vermek sadece fiziksel bir şeymiş gibi gözükse de psikolojik tarafı ağır basmaktadır. Bu nedenle de öncelikle bakış açınızı değiştirin. Yoksa Yo-yo diyetleri dediğimiz bir kilo verip tekrardan alma döngüsüyle hayatınız boyunca karşılaşabilirsiniz.

  • Gençlerde alkol ve madde bağımlılığı ve aile

    Alkol çok eki çağlardan beri bilinen bir maddedir. Yatıştırıcı ve keyif verici maddeler olarak kullanılmıştır. Bunun yanında esrar ve afyon gibi maddelerde dünyanın bazı bölgelerinde biliniyor ve kullanılıyordu. Alkol bazı topluluklarda ayinlerde kullanılırken bazı toplumlarda yasaklanmıştır. Yasaklanma nedeni genel olarak bazı insanlarda yaptığı yıkıcı etkilerdir. Alkol bağımlılığı bazı insanların hayatını deyim yerindeyse mahvetmiştir. Alkol kullanımı çeşitli toplumlara göre değişse de az çok bütün toplumlarda kullanılmaktadır.

    Alkolizm bu yüzyılda özellikle sorun olmuş bir durumdur. Aile parçalanmaları, alkole bağlı sağlık sorunları, alkole bağlı suç işleme, kazalar toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Alkol kullanımı sosyal içicilikten bağımlılığa kadar çeşitli boyutlarda görülebilen bir durumdur. Anlık etkileri ve uzun vadeli etkileri insan hayatı için önemlidir.

    Alkol alındıktan sonra vücudun her yerine hızla yayılır. Beyinde beyin kabuğunun çalışmasını azalttığı için kişide alkol etkileri başlar. Daha rahat hareket etme, sıkıntılarını birazda olsa unutma, utangaçlığın azalması, takıntıları azalması gibi. Daha kontrolsüz davranışlar olabilir. Alkol oranı arttıkça beynin diğer bölgelerini de etkilemeye başlayacağı için uykululuk hali, denge merkezlerini etkileyince klasik sarhoş yürüyüşü gibi durumlarla karşılaşılır. En sonunda da sızma olur. Kişiler genelde alkolü rahatlama, davranışlarındaki kontrolü hafif kaldırmak için alırlar. Ama çok yüksek miktarda biranda alınan alkol uykululuk hali , bilinç kaybı hatta koma bile yapabilir. Sonuçta vücuda toksik bir maddedir.

    Alkol uzun süreli alınır ve çok miktarda alınışa sinirlilik , kaygı, toleranssız davranışlar, sosyalliğin azalması gibi davranışlarda yapabilir. Özellikle alkole alışanlarda alkol alınmayan kesilme dönemlerinde anksiyete, panik atak , depresif belirtileri çıkabilir. Bu belirtiler yani alkol etkileri kişiden kişiye onun fizyolojisine göre değişebilir.

    Alkol kullanma günleri arttıkça kişinin alkolle ilgili belirtileri daha uzun ve şiddetli yaşamasına neden olur. Kendini iyi hissetmek için alkol alarak sıkıntılarını azaltmaya çalışır. Zaman içinde alkol almadan sosyalleşemeyen belki güne başlayamayan bağımlılar haline gelirler. Genel bu bu süreci kendi fark etmez. Çevresinde ki ilişkili insanlar uyardıkça belki farkına varır. Genelde bir savunma hali içindedir. Alkolün bazen çok şiddetli kesilme belirtileri olur ve bu belirtiler için tedavi amaçlı hastaneye yatırılabilir.

    GENCİN SOSYAL YAŞAMI ALKOLE GÖRE ŞEKİLLENMEYE BAŞLAR

    Alkol bağımlılığının çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan biri genetiktir. Bazı alkolizm olan ailelerde gençler daha çok alkole eğilimi olabilir. Ayrıca bu gençlerin alkolle tanışması daha kolaydır. Akran gruplarında da gençler alkolle tanışabilir. İlk başta diğer gençlere uyma, sosyal grup oluşturma şeklinde başlayan alkol kullanımı daha sonra bazı gençlerde aşırı isteğe dönüşür ve vazgeçemezler. Bu da alkol bağımlılığına ilk adımdır. Öncelikle sosyal yaşamı ona göre şekillenir genetik yatkınlığı da varsa alkolizm gelişir. 25yaşından önce başlayanlarda daha çok genetik etkenlerden şüphelenilir. Dünya da alkol bağımlılığı yaklaşık % 1-2 oranında görülmektedir

    Gençlerde Alkol Bağımlılığında Aileler Nelere Dikkat Etmelidir

    Genelde alkol bağımlılığı olan gençler de görülebilecek belirtiler. Genç artık önceden yaptığı faaliyetlere katılmaması, bunlardan zevk alamaması. Eve geç gelmeler, odaya kapanması, uykulu hal, aşırı uyumak. Özellikle ülkemizde alkolle karşılaşmamış aileler alkolün etkilerini bilmiyor olabiliyorlar bu nedenle çocuğunun alkol kullandığını fark etmeyebiliyorlar. Yine gençlerde derslere ilgide azalma, okul devamsızlığı, sabah derslere geç kalma, ders başarısında azalma görülür. Bu davranış değişiklikler basit bir ergenlik problemi olarak görülmeyip dikkatli olunmalıdır.

    Aile alkol kullandığını öğrendi peki bağımlılık belirtileri nelerdir. İçkiye karşı aşırı düşkünlük ve arama davranışı. Devamlı içki içmek isteme ve sınırını bilememe, İçki kullanmayınca kesilme belirtileri çıkması ve bunları önlemek için tekrar içmesi, aşırı derecede içki içmesi ve durmadan dozu arttırması, eskisinden daha fazla alkol içebilme, sosyal yaşamının, ilişkilerinin , iş ve okulunun etkilenmesi. Yaşam kalitesinin düşmesi. Artık içki dışında bir şeyden zevk alamama ve içkiyi sınırlayamama belirtileridir.

    Ayrıca sinirlilik, uyku bozuklukları sık görülür. Panik , kaygı , telaşlı olma gibi belirtilerde olur. Ayrıyeten çarpıntı, tansiyon gibi bedensel belirtilerde görülebilir.

    ALKOL BAĞIMLILIĞINDA AİLELER NELER YAPMALIDIR

    İlk olarak bir genç ergen psikiyatristine başvurmalıdır. Daha sonra sosyal rehabilitasyon için tedaviye yardım etmelidir. Doktor altta yatan psikiyatrik bir hastalık için antidepresan veya başka bir ilaç kullanabilir. Ama ailenin yapacağı hemen sert tedbirler almadan gence olumlu yaklaşmalı ve bu durumu beraber çözeceklerine dair güvenceler vererek genci yalnız bırakmadığını hissettirmelidir,

    Gençle aile daha fazla vakit geçirerek çeşitli hobi alanları ve spor faaliyetlerini beraber yapmalıdır. Arkadaş ortamlarını yavaş yavaş tanıyarak kendinin de onayını alarak değiştirmek için çaba sarf ettirilmelidir. Özellikle alkol aldığı akşam saatlerini dolduracak faaliyetler çok önemlidir.

    Gençle psikiyatrist ve psikologlar bilişsel davranışçı terapilerle kaygılarını gidermeye çalışmalı. Alkol kullanımı ve diğer dürtü kontrol problemleri için yardım etmelidir. Bu arada ailede tedavi içine alınarak evde de tedavi devam ettirilmelidir. Genç aileye her an ulaşabilmeli dert ve kaygılarını anlatabilmelidir. Eleştirici yaklaşmamak gerekir.

    Genci alkole ulaşımının zorlaştırılması da ona yardımcı olacaktır. Ayrıca bu gençleri koruma açısından önemlidir. Bazı ülkelerde gençler satışlar yaş sınırı konularak engellenir. Ayrıca reklamlar konusunda kısıtlama gibi sosyal denetimlerde fayda sağlayabilir.

  • Sağlıklı Beslenirken Düşüncelerinizi Kontrol Edin, Kaçamaklardan Kurtulun!

    Sağlıklı Beslenirken Düşüncelerinizi Kontrol Edin, Kaçamaklardan Kurtulun!

    Çoğumuz sağlıklı beslenmeye özen gösterdiğimiz halde neden hala istediğimiz kilolara inemediğimizi sorgular dururuz. Çevremize şöyle bir göz attığımızda zayıf insanların da kilolu insanların da aslında sürekli bir yeme kontrolü altında olduğunu görebiliriz. Evet, etrafımızda çok şanslı olan küçük bir kesimin dışında herkes ama herkes kilo kontrolü yapmaya çalışıyor! Bu kontrol ve sağlıklı yemeyi öğrenme sürecinde belki de bizi en çok engelleyen ve baltalayan şey ”hayır” diyemediğimiz ”kaçamaklar”. Aslında kaçamakları belki de yiyecek olarak kabul etmemiz çok da doğru olmayabilir; çünkü genel olarak bir şeylerle meşgulken ya da bilinçsizce ağzımıza atıverdiğimiz lokmaları beynimiz bir yiyecek olarak algılamıyor. Hatta atıştırmalarımızın sonunda kendimizi aç hissetmeye devam ettiğimiz bile olabiliyor.

    Bu noktada dikkat edeceğimiz en önemli noktalardan biri yaptığımız atıştırma davranışının farkına varmaktır. Tv izlerken yediklerimiz, çayın/kahvenin yanına koyduklarımız, yemeği hazırlarken tadına baktıklarımız, çalışırken ikram edilen tattılar tuzlular yani hayır diyemediğimiz herşey! Bunların ne kadar farkındayız? İşte şimdi bu farkındalığı arttırabilmek için bilişsel ve davranışsal neler yapabiliriz bunlara bir göz atalım;

    • İlk olarak kaçamak yaptığımız anları yakalayabilmemiz çok önemli, çünkü genelde bu davranışlarımız otomatikleşmiş ve farkında olmadığımız davranışlardır.

    • Yedikten sonra pişmanlık ve huzursuzluk gibi olumsuz duyguları hissettiğimiz anlar genelde kaçamak yaptığımız anlardır, kaçamakları yakalayabilmek adına bu olumsuz duygulara da odaklanabiliriz.
       

    • Bu davranışları kendimizde yakalamaya başladıysak artık kaçamaklardan önce aklımızdan geçen bahanelere, bizi o yemeğe hayır diyememeye yönlendiren baltalayıcı düşüncelerimize artık odaklanabiliriz.
       

    • Mesela ne gibi baltalayıcı düşünceler?  ”Bir kereden bir şey olmaz, bunu şimdi yiyeyim akşama dikkat ederim, bu pastayı bir daha nerede bulacağım, tatlıya asla hayır diyemem” gibi uzayıp giden bir bahane listesi oluşabilir önümüzde.
       

    İşte bu noktada bu düşüncelerimizi yakalayabilmek ve de ne doğru ve geçerli olduğunu sorgulama zamanı gelmiş demektir. Amacımız bu düşüncelere alternatif düşünceler oluşturmak ve kafamızda kemikleşmiş bir yapıda olan eski düşüncelerin bize olan faydasını ve de zararlarını sorgulayabilmek.

    Göreceksiniz ki ürettiğimiz bahanelere alternatifleri oluşturduğunuzda sağlığınız ve ruhunuz için birçok yeni düşünce oluşturabileceksiniz. ” Daha sağlıklı olacağım, yedikten sonra pişmanlık ve de hayal kırıklığı yaşamayacağım, kilo vermemi kolaylaştıracak, bunu yapabildiğimi gördüğüm zaman özgüvenim artacak” gibi bir çok alternatif düşünceler etrafımızı sarıverecek.  

    Unutmayın ki yeme davranışı ”öğrenilmiş bir davranış” tır. Ve bunu yeni davranışları beynimize öğretmemiz de tabii ki mümkün, ama öncelikle düşünce yapımızdaki yanlışları belirlemeliyiz ki davranışa dönüştürmemiz, pekiştirmemiz daha hızlı olsun.
                                                                                                                       Sevgiler.

  • Ergenlerde borderline kişilik bozukluğu

    Sık görülen kişilik bozukluklarındandır. Ergenlik çağında belirtileri görülür. İlişkilerinde , duygularında dengesizlik olur. Abartılı tepkileri sıktır. Terk edilmeye karışı ki bu hayali bir terk edilmeye karşı da aşırı terkedilmemek için aşırı bir uğraş ve dengesiz tepkiler verebilirler. İlişkilerinde kişilere aşırı değer verme ya da aşırı değersizleştirme şeklinde aşırı uçlu insan ilişkileri olabilir. Her şey onlar için siyah beyazdır. Gri alanları göremezler.

    Dürtüsel kişilerdir. Aşırı cinsel davranış, para harcama, alkol ve madde kullanma, tehlikeli girişimler, topluma aşırı gelecek davranışlar sık görülür. İntihar girişimleri, intihar tehditleri, bedenine zarar verme davranışları sıktır.

    Aşırı sinirlilik, öfke, öfkeyi kontrol edememe, bazen aşırı paranoid düzeyde görülebilen şüphecilik, yaşamında boşluk hissi, sıkıntı hissi, nefret sık görülür.

    Ergenlik döneminde sınır (borderline) kişilik bozukluğunun ayırt edilmesi zor olabilir. Aşırı öfke, sinirlilik, dürtüsel davranışlar ergende de görülür. Ama bunlar aşırı ve zamanla azalmayıp devam ediyorsa ve yanında diğer belirtilerde örneğin boşluk hissi, ilişkilerde dengesizlik ve terkedilmemek için aşırı uğraş gibi belirtilerde fazlaysa bu tanı konulabilir. Sosyal ilişkileri bozuktur arkadaş gruplarından uzak durabilirler, bağımlı özellikleri fazla olabilir. Kişilik gelişimleri yavaşlamış, mantık süzgeçleri zayıf dürtüsel gençlerdir. İlişkilerinde takıntılı ve önyargılı davranabilir. Aşırı korku ve kaygıları olabilir. Bunlar hayatını etkileyecek düzeyde olabilir. Sadece ergenlik sorunu yaşayan gençlerde genelde bunlar sınırlı düzeydedir. Sınır kişilik bozukluğundaysa abartılı ve hayatını ciddi etkileyecek düzeydedir. Yaşına uygun olmayan küçük yaştaki çocuklarda görülebilecek kaygılar yaşarlar.

    Dengesizlik hayatlarını bozar. Bazen her şey yolunda giderken bir anda dürtüsel, öfkesini kontrol edemeyen, çökkün bir hale girerler.

    Tedavi ederken aile ve genci beraber ele almak gerekir. Çocuklukta yaşanan travmalar değerlendirilir. Beraberinde olan depresyon, anksiyete bozukluğu, davranım bozukluğu , dikkat eksiliği hiperaktivite bozukluğu gibi hastalıklar ilaç tedavisine alınır. Ayrıca psikoterapi beraberinde uygulanır.

  • Yıkıcı Güç ”Öfke”

    Yıkıcı Güç ”Öfke”

    Öfke sizce ne demek? Herkes tarafından hissedilen normal bir duygu mu, kontrol etmesi zor bir duygu mu, saldırganlık mı, şiddet mi, aynı zamanda mutsuzluk mu? Ya da bunların hepsi mi? Aslında tüm söylediklerimin bütünü diyebiliriz; ama kişiden kişiye değişen tepkilerle ve anlamlarla.

    Her birimiz öfkeyi farklı algılarız, çünkü öfkenin temeline baktığımızda geçmiş yaşantılar; istismar, aile içi şiddet, sözel/fiziksel saldırganlık gibi, ayrıca geçmişte ya da o anda hissettiğimiz duygular haksızlığa uğrama, değersizlik, hayal kırıklıkları, sevgisizlik hissettiğimiz durumlarda daha öfkeli hissedebiliyoruz. Öfke bir davranış değildir, aslında hayatımızın bir parçasıdır. Önemli olan bizim öfke duygusunu nasıl algıladığımız ve bu duygu sonrasında neler yaptığımızdır.

    Peki, Nedir Bu Öfke?
    Doğru şekilde ifade edildiğinde oldukça sağlıklı ve de doğal bir duygudur, aynı sevinmek, üzülmek, kıskanmak, acı çekmek gibi. Sadece bu duygu sonrasında kontrolden çıktığımız bir durum söz konusuysa yani yıkıcı hale dönüşüyorsa yaşam kalitenizde ciddi sıkıntılara yol açacağı kesindir. Okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde, katıldığınız ortamlarda birçok sıkıntıya neden olacaktır.

    Öncelikle öfkelendiğiniz durumların nedenlerine bakmaya çalışın.
    ”Bu durum beni neden sinirlendirdi?”
       ”Öfke hissetmeme sebep olan bir başka duygu ne olabilir?”
       ”Şu anda öfke dışında hangi duyguları hissediyorum*”
       ”Ben bu durumu nasıl algılıyorum?”  gibi temel sorular öfkenizin temeline biraz da olsa inmenize yardımcı olacaktır.

       Öfkenin nedenleri içsel de olabilir dışsal da, yani yani trafikteki bir sıkışıklık ya da geç kalan bir arkadaşınız sizi öfkelendirebilirken, geçmişten gelen bazı kuruntular ya da geçmişte sizi öfkelendiren bazı olayların anıları da öfkelenmenize neden olabilir.

       Öfke Anında Ne Yaşarsınız?
       Fizyolojik ve biyolojik bir çok şey yaşarsınız, adrenalin artar, nefes alış verişleriniz sıklaşır, kalp atışınız hızlanır, kan basıncınız artar ve vücudunuz ”savaş ya da kaç” tepkisine hazırlanır.

       Bu tip fizyolojik ve biyolojik etkilerin sonucunda da baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, solunum problemleri, dolaşım, sinir sistemi rahatsızlıkları, duygusal bir çok rahatsızlığı hissetmeye başlarsınız.

       Bu durumda ”öfkeyi boşaltın” gibi fikirler gelebilir, fakat son zamanlarda yapılan araştırmalarda öfkeyi boşaltmanın kızgınlık ve saldırganlığı daha çok arttırdığı görülmüştür. Bu nedenle de yukarı da dediğim gibi öfkeyi yanlış şekilde boşaltmaktansa kızgınlığı neyin tetiklediğini ve bu tetikleyicilerle nasıl başa çıkabileceğinize yönelik stratejiler bulmaya çalışmak çok daha uzun vadeli bir davranış olur.

        Öfkenizi Kontrol Etmek İçin Neler Yapabilirsiniz?
       ”Dış Gözlemci” değerlendirmesi yapın. Etrafınızda en az 3 farklı kişi öfkeli olduğunuzu söylüyorsa, bunu mutlaka değerlendirmeye alın.

       ”Asla” ve ”Her zaman” kelimelerinizi daha az kullanın. ”Bu asansör de asla çalışmaz zaten!” ya da ”Zaten her zaman beni aramayı unutursun.” gibi cümlelerinizi yakalamaya çalışın.

       Sinirlendiğinizde tepki vermeden önce 5 kere nefes alıp verin ya da içinizden 10’a kadar sayın. Tepki vermeden önce kendinize 10-15 sn kadar zaman tanıyın.

       Gevşeme ve nefes teknikleri öğrenin.

       Öfkelenmenize sebep olan durumlarda ”sen dili” yerine ”ben dilini” kullanın. Örneğin; ”Bana çok kaba davranıyorsun!” yerine ”Bu şekilde bağırarak konuşman beni çok üzüyor ve geriyor.” şeklinde ifade edebilirsiniz.

       Öfke duygunuzun çok arttığını hissettiğiniz anlarda kısa molalar verin. Öfke duygusunun arttığı ortamdan ya da kişilerden biraz uzaklaşıp, bir kaç dakika sessiz bir ortamda kalmaya çalışın.

       Gergin anlarda mizahın gücünden de faydalanabilirsiniz. Biraz gülmenize yardımcı olabilecek bir şey yapmak, izlemek, eğlenceli biriyle konuşmak gerginliğinizi azaltmanıza yardımcı olabilir.

       Ayrıca spor yapmak da serotonin hormonu salgısını arttırdığından gerginliğinizin azalmasına yardımcı olacaktır.

  • Ergenlerde kişilik bozuklukları

    Kişilik; kişinin kendini nasıl algıladığı ve çevresiyle kurduğu ilişki yumağının bütünüdür. Kişiyi başkalarından ayıran kendine özgü özelliklerdir. Kişilik tutarlılık gösterir ve zaman içinde aynı özellikleri gösterir.

    Kişilik bozuklukları ise kendi kültürü içinde sapma gösteren, diğer şahıslardan ilişki kurma biçimleri olarak sapma gösteren, diğerlerine göre algılama, düşünme , hissetme özellikleri olarak farklılıklar gösteren bir durumdur. Kişilik bozuklukları da süreklilik gösterir.

    Ergenlikte kişilik bozuklukları son zamanlarda araştırılan bir konu olmuştur. Genelde ergende kişilik bozukluğuyla ilgili belirtiler ergenliğin doğal gidişiyle karıştırılabilir. Ayrıca psikiyatrist daha çok başka tanıların üzerine giderek kişilik bozukluklarını göz ardı edebilir. Daha uzun vadeye yayarak bu tanıyı kesinleştirmek ister. Tabi buda tedaviyi geciktirir.

    Bu gençlerin sosyal uyumunda sorunlar olduğu, aile ilişkileri bozulduğu, kanunla sorunlar yaşadığı, alkol madde kullanımı olduğu görülebilmektedir. Ayrıca kişilik bozukluğuyla birlikte diğer psikiyatrik hastalıklar eşlik edebilir. Özellikle dirençli depresyon ve kaygı durumları , intihar girişimlerinde kişilik bozuklukları düşünülmelidir.

    Kişilik bozukluğu gencin işlevselliğini bozar ve tedavisini zorlaştırır. Saplantılar şeklinde davranışlar, kendinde ki sorunu görmeyip çevresini suçlama sık görülmektedir.

    GENEL OLARAK ERGENLİKTE KİŞİLİK ÖZELLİKLER BELİRGİNLEŞMEYE BAŞLAR.

    Genel olarak ergenlikte kişilik özellikleri belirginleşmeye başlar. Bu özellikleri bir kısmı erişkin çağa kalacağı gibi bir kısmı yaşla değişebilmektedir. Bu nedenle kişilik bozukluklarının müdahale edilebilir ve düzelebilir olduğunu söyleyebiliriz.

    Kişilik bozukluklarında bu özelliklerin daha öncede görülmesi ve bir süreğenlik göstermesi gerekir. Buna göre tanı konulur. Bellik bir hayatına zarar verici etkisi olmalı ve dönemsel olmayıp süreğen olmalıdır. Çocuklukta yaşanan aile ortamı, anne baba davranışları, örselenmeler kişilik bozuklukları için önemlidir.

    Çocukluk döneminde davranış şekilleri de ergenlik dönemindeki kişilik bozukluklarını ön belirtileri olabilir. Arkadaşlar arasında sorunlar, fazla mükemmeliyetçilik, alınganlık, gruplara girememe uzak durma, devamlı onay bekleme gibi. Tabi zaman içinde bunlar daha yerleşip kompleks hale gelebilir.

    Bütün bunların ışığında erişkin psikiyatride olduğu gibi ergen psikiyatristleri de gelen danışanında diğer problemler gibi kişilik bozukluğu yönünden de değerlendirmesi tedavi konusunda çok önemlidir.

  • Rengarenk Baharın Karanlık Yüzü “Depresyon”

    Rengarenk Baharın Karanlık Yüzü “Depresyon”

    Buz gibi havayı atlattığımız, karı, yağmuru, çamuru geride bıraktığımız, güneşi daha çok gördüğümüz, çiçeklerin rengarenk açtığı, ağaçların yeşillendiği, kıyafetlerin hafiflediği kısacası aslında kendimizi daha iyi hissedeceğimizi düşündüğümüz bir mevsimde neden mutsuz, yorgun ve uykusuz hissederiz ki? Bunun tabi ki birçok nedeni var.

    Nedenlerine Baktığımızda;

    • Biyolojik saatimiz; ilkbahar ve yaz aylarında aldığımız güneş ışığı seviyesi artar ve gün içerisinde vücudu uyararak vücudunuzun iç saatini değiştirebilir.

    • Metabolizma hızımız; kış boyunca yavaş çalışan metabolizma baharda hızlandığı için vücudumuz buna uyum sağlayamayabilir.

    Vücuttaki serotonin seviyesinin değişmesi.

    Siz de Bahar Depresyonu Yaşıyor musunuz Test Edin!
    İşte birkaç belirti;
    •Kaygı, endişe, telaşlılık, asabilik gibi duygularda artış ve kontrolsüzlük.
    •Uyku Bozuklukları
    •İştahın çok azalması ya da açılması. (Buna bağlı olarak kilo değişimleri)
    •Cinsel dürtülerde artış
    •Umutsuzluk

    Yaşadığınız semptomların süresi uzadıysa ve günlük yaşamınızı olumsuz etkilemeye başladıysa mutlaka bir uzmana başvurun. Çünkü hafif oranda hissedilen depresif durum kronikleşmeye başlayabilir ve farklı biyolojik rahatsızlıklara da sebep olabilir.

    Peki Siz Neler Yapabilirsiniz?
    •  Mevsim sebze ve meyvelerinden tüketmeye özen gösterin.
    •  C ve B vitamini içeren yiyecekler tüketerek vücudunuzu dengeleyin.
    •  Susuz kalan vücutta metabolizma yavaşlar, bu nedenle günde en az 10 bardak su tüketin.
    •  Aşırı kahve ve çay tüketimine dikkat edin.
    •  Egzersiz yapın. Özellikle açık havada yürüyüş yapın.
    •  Yemek ve uyku saatlerinizi düzenleyin.
    •  Yaşam alanınızın daha aydınlık olmasını sağlayın.
    •  Dışarıda vakit geçirin.
    •  Sosyalleşin.
    •  Stres yönetiminize özen gösterin.

  • Çocuklarınızı ev işlerine katın

    Hangi yaşta olursa olsun evinizin bireyi haline gelen çocuğunuzun gelişimi ve eve katkı sağlaması için ev işleri yapmasını sağlayın ve bunu küçük yaştan itibaren çocuğunuzdan isteyin. Ancak verdiğiniz işler yaşına uygun ve tutarlı olmalı. Şimdi gelin, yaş yaş çocuğunuzu hangi ev işlerine nasıl katacağınızı ve bunu nasıl alışkanlık haline getireceğinizi öğrenelim.

    2-3 Yaş: Basit Komutlar Verin ve Övün

    Ev işleri çocuğunuza hayatının önemli yeteneklerini öğretir ve ailenin tüm üyeleri ev işlerine birlikte girişebilir. Ne zaman başlayabilirler? 2-3 yaş çocukları size yardım etmeye bayılırlar o zaman onlara izin verin! Çocuğunuz sepete giysileri koyabilir, dökülen bir şeyi silebilir, çöp kovasına çöpü atabilir, oyuncaklarını kovaya koyabilir, size istediğiniz bir şeyi getirebilir.

    Çocuğunuz bu yaşlarda ev işleri için çok mu küçük görünüyor size ? Bu yaşlar aslında ev işlerine başlatmak için en iyi zamanlardır. Çocuklar basit görevleri yerine getirdiklerinde hem kendilerini becerikli hissetmeye başlar hem de motor becerileri gelişir. Bu eforları için onları bol bol övün.

    4-5 Yaş: İşlerinize Onları Katın

    Çocuğunuz sizinle birlikte çamaşırları toplayabilir, ayırabilir, mutfakta sofrayı hazırlarken yardımcı olabilir, bitkileri sulayabilir, evinizde beslediğiniz hayvanınızı besleyebilir. Birlikte iş yapmanın keyfini çıkarın.

    Bu yaş çocuklarında kendilerinin ‘ihtiyaç duyulan, becerikli ve özgür’ hissetmeye ihtiyaçları vardır. Bu yüzden yaptıkları işin sonucu ne olursa olsun onları ev işlerine katın. Eğer size karşı direnirlerse ‘eğer bu işi bitirirsek dışarı çıkabilirsin’ şeklinde konuşun.

    6-7 Yaşlar: Mükemmellik Beklemeyin

    6-7 yaşlarında bir çocuk evdeki hayvanın mama ve suyunu doldurabilir, sandviç yapmaya yardımcı olabilir, nasıl yaparsa yapsın yatağını toplayabilir, çöpleri toplayıp çöp kovasına atabilir.

    Bu dönemde çocuğunuz ev etrafında iş verdikçe sorumlu ve kendine güvenli biri olmayı öğrenir. Düşündüğünüzden fazlasını yapabilirler, o işi nasıl yapılacağını gösterin ve çekilin.

    8-9 Yaşlar: Keyfini Çıkarın

    Basit yemek hazırlayabilir, sofrayı kurup kaldırabilir, bulaşık makinesini boşaltabilir, giysilerini katlayıp koyabilir, elektrik süpürgesini kullanabilir.

    Ev işi sıkıcı olmak zorunda değil. İşlerini müzik dinleyerek yapabilirler, veya onlardan istediğiniz ev işleri karşılığında daha önce istediği şeyi yapmalarına izin verebilirsiniz.

    10-12 Yaşlar: Seçim ve Ödüller

    Bulaşık yıkayabilir, paspas yapabilir, süpürebilir, arabadan aldıklarınızı taşıyabilir veya arabanızı yıkayabilirler.

    Çocuğunuzun iyi yaptığı işlerden birkaç tanesini seçmesini ve iş bölümü olarak ne yapmak istediklerine karar vermelerini isteyin. Ev işi listesi ve hatırlatıcı takvim yapabilirsiniz. Eğer yapabildikleri ve size yardım ettikleri için onlara teşekkür edin ve ödüllendirin.

    13 Yaş ve sonrası : Gerçek Hayat İçin Hazırlayın

    Kardeşinin bakımına ve okul ödevlerine yardımcı olabilir, istediği birgün yemek yapabilir, ev alışverişi yapabilir.

    Ev işleri ergenlerin kendi hayatlarını idame ettirme ve oda arkadaşı olma becerilerini öğretir. Ev işlerini cinsiyet ayırımı yapmadan verin. Erkekler yemek pişirebilir, ütü yapabilir, çamaşır atabilirler. Kızlar ev aletlerini kullanabilir, arabanın yağını değiştirebilir, bahçe işi yapabilirler.