Yazar: C8H

  • KADINLARDA GENİTAL ESTETİK

    KADINLARDA GENİTAL ESTETİK

    Genital Estetik Nedir?

    Kadınlarda dış genital organların yani vajen, labia minore ( küçük dudaklar ), labia majore ( yağlı dokudan zengin büyük dudaklar ), mons pubis ( pubik kemiğin üzerindeki kıllı deri alanı ), klitoral deri ve perinenin kalıtsal olarak veya sonradan oluşan nedenlerle meydana gelen renk ve şekil bozukluklarının cerrahi veya medikal yöntemlerle düzeltilmesi ( restore edilmesi ) işlemidir.

    Genital Estetik Neden Yapılır?

    Kadınlarda dış genital bölgede çeşitli nedenlerle zamanla oluşan veya doğuştan itibaren varolan görsel ve fonksiyonel anormallikler kadınların psikolojisini, hayat kalitesini ve cinsel yaşam kalitesini bozabilmektedir. Bu hastalar bize ilişki sırasında ağrı, dar kıyafetler giyememe, hijyen problemleri ve görsel rahatsızlık şikayetleri ile başvurmaktadır. Genital estetik operasyonları genital bölge görünümünü ve fonksiyonunu düzeltmek, hastaların psikolojisini iyileştirmek, cinsel yaşam kalitesini arttırmak için yapılmaktadır.

    Labia Majore Plasti ( Büyük Dudakların Düzeltilmesi )

    Büyük dudaklardaki anormallikler: Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya doğuştan yapısal olarak varolan küçük dudakların etrafındaki yağlı dokudan zengin deri tabakasının yani büyük dudakların normalden büyük, çökük, şeklinin asimetrik veya renginin farklı olmasıdır. Labia majore plasti ise büyük veya çökmüş veya asimetrik olan bu deri tabakasının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde büyük dudaklarda ki asimetrik ve fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Büyük dudaklar anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir. Çökmüş yapıda olan büyük dudaklar ise dolgu maddeleri ile tekrar restore edilir.

    Labia Minore Plasti ( Küçük Dudakların Düzeltilmesi )

    Küçük dudaklardaki anormallikler: Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya doğuştan yapısal olarak varolan vajen etrafındaki deri katlantısının normalden büyük, şeklinin asimetrik veya renginin farklı olmasıdır. Labia minore plasti ise büyük veya asimetrik olan bu deri katlantısının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde küçük dudaklarda ki asimetrik ve fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Küçük dudaklar anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

    Vajinoplasti ( Vajen Dokusunun Daraltılması )

    Kadınlarda yaşlanma ile birlikte östrojen hormonunun azalması sonucu olarak vajen dokusu gevşeyebilir veya sarkabilir. Yine doğum esnasında, iri doğum, zor doğum ve müdahaleli doğumlarda kendiliğinden oluşan veya hekimin doğumu kolaylaştırmak için yaptığı kontrollü kesiler, vajen dokusunda genişlemelere ve yapısal bozukluklara neden olabilir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşayabilir. Lazer Tedavi Uygulaması: Çevre vajen dokuları lazer uygulaması ile sıkılaştırılır. Bu teknikte cerrahi işlem uygulanmaz. Hasta aynı gün sosyal hayatına devam edebilir. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde vajen dokusunda ki zarar görmüş dokular onarılır. Fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Vajen dokuları anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

    Klitoral Hoodaplasti ( Klitoris Deri Katlantısının Düzeltilmesi )

    Kadınlarda yaşlanma ile birlikte veya genç hastalarda doğuştan itibaren yapısal olarak varolan klitoris üzerindeki deri katlantısının normalden fazla olmasıdır. Klitoral hoodaplasti ise fazla olan bu deri katlantısının düzeltilmesi işlemidir. Bu hastalar: İlişki sırasında ağrı, hijyen problemleri, ilişkiden zevk alamama, görsel olarak kendini kötü hissetme ve cinsel yaşam kalitesinde azalma problemleri yaşamaktadır. Cerrahi Tedavi Yöntemi: Bu yöntemde klitoris üzerinde bulunan derideki fazlalık olan dokular cerrahi kesilerle çıkarılır. Klitoral deri katlantısı anatomisine uygun olarak tekrar restore edilir.

  • Fraksiyonel lazer nedir ?

    Fraksiyonel lazer yeni bir anlayışla üretilen yeni lazer sistemlerindendir.Lazer teknolojisinin kozmetik dermatolojide kullanımının son halkalarındandır.Hassas ve kontrollü bir cilt soyma gerçekleştirilmektedir.Her seansta %20’ye kadar cilde etki edildiğinden Fraksiyonel Lazer adı verilmiştir.

    NASIL ETKİ EDER ?

    Er-yag fraksiyonel lazerde 2940 nm dalga boyunda gönderilen lazer ışını ciltteki su tarafından emilir ve çok hızlı bir şekilde ciltteki suyu ve onunla beraber dokuyu buharlaştırarak etki eder.Lazer ışığını mükrosütunlar halinde yayar ve cilt altında kolonlar halinde pıhtılaşma (koagülasyon)alanları oluşturur.Bu sütunlarda yeni, sağlıklı dokuyu oluşturacak olan doğal iyileşme süreci başlar.

    NERELERDE KULLANILIR ?

    -Sivilce İzleri
    -Yaşlılık Lekeleri
    -Cilt yenileme -Kırışıklıklar (anti-agıng tedavi )
    -Benler

    -Güneş Lekeleri
    -Cilt Sarkmaları

    -Cilt çatlakları
    -Gözenekli Cilt

    -Ameliyat ve yara izleri
    -Derinin iyi huylu tümörleri

    İŞLEMİN UYGULANMA SÜRESİ NEDİR ?

    İşlem türüne ve uygulama alanına göre değişkenlik gösterir.Genellikle 2-3 dakika ile 30 dakika arasında değişir.

    UYGULAMA SIRASINDA NE HİSSEDİLİR ?

    Ağrısız bir uygulamadır.Hafif yanma şeklindedir.İşlem sonrası birkaç saat süren hassasiyet ve yanma hissi olur.Kızarıklık 24-48 saat kadar sürebilir, daha sonra ince bir kabuklanma ve soyulma gerçekleşir.

    KAÇ SEANS UYGULANIR ?

    Seans sayısı ciltteki probleme ve hastaya göre değişir. Genellikle 1-1,5 aylık periyodlarla ortalama 1-5 seans uygulanır.

    CİLT ÇATLAKLARINDA NASIL ETKİ EDER ?

    Fraksiyonel Lazer uygulamalarında çatlak olan deride hem yüzeysel bir soyulma sağlar, hem de derinin derin tabakalarına doğru, açtığı çok sayıda oluklar sayesinde cildin kendi kendini onarma mekanizmasını çalıştırır.Böylece çatlakların daralmasına, azalmasına, görünümünün düzelmesine, kozmetik olarak kabul edilebilir bir düzeye gelmesine olanak sağlar.

    SİVİLCE İZLERİNDE ETKİN MİDİR ?

    Son yıllarda iz tedavisinde uygulanan yöntemler içinde en etkin olanlarındandır.Ortalama 3-5 seans 3-4 haftalık periyodlarla uygulanır.Sivilce izi olmayan, fakat gözenekli ve yağlı ciltlerde gözenekleri sıkıştırmak, cildin genel görünümünü düzeltmek amacıyla başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

    KIRIŞIKLIK TEDAVİSİNDE HANGİ BÖLGELERE UYGULANIR ?

    Yüz, boyun ve dekolteye uygulanabilir.

  • Menapoz

    Menapoz

    BOLU’daki Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum

    Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Melahat Dönmez, menopoz döneminin kadının cinselliğe

    bakışını olumlu etkilediğini söyledi. Prof.Dr. Dönmez, “Bu dönemde hormon desteği alan

    kadınlarda hem psikolojik, hem de cinsel ilişki problemleri ortadan kalkmaktadır” dedi.

    Prof.Dr. Melahat Dönmez, kadınlarında menopoza girme yaşının 47-49 olduğunu,

    yumurtalıkların yaşam süresi, menopoza ne zaman girileceğinin yumurtalık içerisindeki

    yumurta hücre göre ve hormon düzeylerine göre belirlendiğini anlattı. Günümüzde

    kadınlarımızın ortalama yaşam süresinin 75 olarak kabul edildiğine dikkat çeken Prof.Dr.

    Dönmez, şöyle dedi:

    “Menopoz yaşı 49 civarı olduğuna kalan 25-26 yılı yani kadın hayatının yaklaşık 3'te 1'i

    menopoz döneminde geçmektedir. Bu nedenle 25 yılı kaliteli yaşamak gerekir. Yaşam

    kalitemizi artırmak için çaba sarfetmeliyiz. Menopozal dönem hastalık değil, doğru ve

    yeterli takiplerle sağlıkla ve mutlulukla geçirilecek ikinci bahar dönemidir. Bunun için bu

    döneme yaklaşıldığında mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına giderek

    özellikle de ileri yaşlarda sıklığı artan ‘kötü huylu kadın' hastalıklarından korunmak

    amacıyla gerekli kontrolleri yaptırmalıdır.”

    Menopozu, ‘Yaşamın ikinci baharı' kabul edip, bu dönemi çok iyi geçirmek gerektiğini

    söyleyen Prof.Dr. Dönmez, “Bunun hayatın fizyolojik doğal dönemlerinden biri olduğunu

    kabullenmek, psikolojik olarak hazırlıklı olmak, hormonal değişimlerin etkilerine uyumu

    kolaylaştıracaktır. Bu dönemde beslenme, ailevi destek, fiziksel egzersizler, çeşitli uğraşı

    ve hobiler ile tıbbı yardım önemlidir” diye konuştu.

    Prof.Dr. Dönmez, menopoz döneminde gebelik riskinin ortadan kalkmasının kadınların

    cinselliğe bakışını olumlu etkilediğini açıklayarak, şöyle konuştu:“Hormonal yetersizlik

    sebebiyle vaginada kuruluk, ağrılı cinsel ilişkiye sebep olabilmektedir. Bu dönemde

    hormon desteği alan kadınlarda psikolojik, hem de cinsel ilişki problemleri ortadan

    kalkmaktadır. Tüm bunların yanı sıra hormonal destek uykuyu düzenlemekte ve

    psikolojik sıkıntılarda belirgin azalmaya sebep olmaktadır. Hormon tedavisi kadının bu

    döneme uyum sağlamasını kolaylaştırır. Ateş basması, terleme, vaginada kuruluk

    sebebiyle ortaya çıkan cinsel problemlerin giderilmesinde faydalı olduğu gibi, erken

    başlanması durumunda kemik erimesi sürecini de yavaşlatmaktadır. Hormon tedavisinin

    uyku düzeni üzerindeki olumlu etkileri, kalın bağırsak kanseri riskini azaltması, alzheimer

    hastalığı riskini azaltması, psikolojik durum üzerinde olumlu etki göstermesi, vajina ve

    idrar yollarında incelmelerin önlemesi gibi yararlı etkileri göz önünde bulundurulduğunda

    hormon tedavisi önerilir.”

    Prof.Dr. Melahat Dönmez, kadınların menopoz döneminde kepekli ekmek, yeşil sebze,

    kök bitkiler, baklagiller, balık, taze meyve, beyaz et, zeytin yağı, yeşil çay, ceviz ve fındık

    yemelerini önerirken fiziksel aktivite ve egzersiz programları ile sağlıklı vücuda sahip

    olacaklarını söyledi.

  • Fibrocell – hücresel doku yenileme

    Hücresel doku yenilemede kullanılan Fibrocell tedavisi, kişinin kendi hücreleri kullanılarak uygulanan patentli bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi ile kulak arkası veya kol iç yüzünden alınan küçük bir deri biyopsisi sonrasında üretilen fibroblast hücrelerinin tekrar kişiye verilerek kolajen sentezinin uyarılmasıdır. Fibroblast hücreleri, bağ dokunun iskeletini oluşturan kolajen ve elastin liflerini üreterek doku tamirini sağlayan hücrelerdir. Deri biyopsisi ile alınan dokudaki fibroblastların bir kısmı daha sonraki tedaviler için dondurulurken diğer kısmı da laboratuar şartlarında milyonlarca yeni hücre olacak şekilde çoğaltılırlar.

    NASIL UYGULANIR?

    Deri biyopsisi hastanın güneş hasarlarından uzak bölgesinden, kulak arkası veya kol içinden steril şartlarda alınır. Çok özel koşullarda soğuk zincir ile tam donanımlı laboratuara gönderilir ve üretime alınır. Parçayla birlikte aynı gün, kişiden kan alınır. Alınan deri parçası kişinin kendi kanından elde edilen serumla beslenir. Çoğaltılan hücreler bir miktar sıvının içinde 1’er aylık periyodlarla 3 seans olacak şekilde uygulanır.

    TEDAVİNİN ETKİLERİ NE ZAMAN BAŞLAR?

    Tedavinin sonuçları ilk seanstan itibaren görülmeye başlasa da gerçek etkiler 2. seanstan sonra başlar. Ortalama 12 ayda sonuçlar ortaya çıkar. Kalıcılığı ortalama 5 yıldır.

    ORTALAMA YAŞ ARALIĞI HANGİSİR?

    En etkin olduğu dönem cildin elastikiyet kaybının hissedilmeye başladığı 30-40 yaşlar arasındadır. İleri yaşlarda etki sağlanmasına rağmen, etki süresi kısalmaktadır.

    TEDAVİ HANGİ BÖLGELERE UYGULANIR?

    Kaş ortası, göz kenarı, kaz ayakları, burun-dudak hattı ve dudaklara anti-aging amaçlı

    Cilt gençleştirmede yüz, boyun, dekolte derisine

    Doku kayıplarında, yara, ameliyat izlerinde de uygulanmaktadır.

    ALERJİ RİSKİ VAR MIDIR?

    Kişinin kendi hücreleri olduğundan alerji riski çok azdır.

  • Her 10 kadından biri “Vajinismus”

    Her 10 kadından biri “Vajinismus”

    Tedavisi çok basit olmasına rağmen ülkemizde birçok kadın, “vajinismus” hastalığı nedeniyle ilişkiye giremediği için halen şiddet görüyor.

    Kadınlarda cinsel ilişkiye girememe sebeplerinin başında gelen bu hastalık, tüm dünyada yaygın ve Türkiye’de her 10 kadından 1’inde görülüyor.

    “Vajinismus sorunu, bilimsel yöntemler ve etik değerler ışığında tedavisi mümkün olan bir cinsel sorundur. Günümüzde yoğunlaştırılmış bir vajinismus tedavi programı ile ortalama 3 gün içerisinde kalıcı çözüme ulaşmak hayal olmaktan çıkmıştır” dedi.

    Dr. Pınar Doğan, “Cinsel birleşme sırasında kadının istemsiz bir şekilde kendini kasması sonucunda cinsel birleşmenin olmaması veya çok zor olması” şeklinde tanımlanan hastalığın, ülkemizde yaygın olarak görüldüğüne dikkati çekti. Hastalarda kasılmaların, sadece cinsel ilişki sırasında değil, aynı zamanda karın, bel, sırt, bacak gibi vücudun başka bölgelerindeki kaslarda da görülebildiğini belirterek,” Bu kişiler, cinsel ilişkiyi izleyen gün içerisinde vücutta yaygın olarak kas ağrıları yaşıyor. Kas ağrılarının yaygın olması, hastalığın şiddetli olduğu anlamına geliyor” diye konuştu.

    Kadının Tamamen Kontrolü Dışında

    Tamamen kadının kontrolü dışında yaşanan bu kasılmaların, endişe ve korkuya neden olurken, panik atak benzeri bir duruma da yol açabildiğini anlatan Dr. Pınar Doğan, “Kadınlarda cinsel ilişkiye girememe sebeplerinin başında gelen ve “ilk gece korkusu” olarak da tarif edilen hastalığın tedavisi de artık çok basit” dedi.

    Vajinusmus Tedavisi Yapılmazsa Ne Olur ?

    Vajinismus tedavisi yapılmaması durumunda her cinsel birleşmede sorun yaşanacağını kaydeden Dr. Pınar Doğan, “Vajinismus tedavisi yapılmadığında cinsellik göz ardı edilmekte ve günlük yaşamlarında olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Vajinismus tedavisi yapılması ile beraber birçok sorun rahat bir şekilde ortadan kaldırılabilmektedir” dedi.

    Vajinusmus Nedenleri

    Dr. Pınar Doğan, hastalığın nedenlerine de dikkati çekerek, şöyle devam etti: “Kadının kendini kasması aslında bilinçaltında kötü birşeye karşı kendini savunmasıdır. Vajinismuslu kadınların cinselliğe yönelik yoğun kaygı ve endişeleri vardır. Çocukluktan itibaren kadına cinselliğin kötü ve ona zarar verebilecek birşey olarak öğretilmesi; ilişki sırasında tepkisel olarak istemsiz şekilde vajinal kasları ve bazen de tüm vücut kaslarının kasılmasına neden olmaktadır. Bu kasılmalar sonucu cinsel ilişki son derece ağrılı ve imkansız hale gelmektedir.

    Geçmişte yaşanan kötü cinsel tecrübeler (taciz, tecavüz veya ilk cinsel birlikteliğin çok ağrılı olması veya cinsellikle ilgili kulakdan duyma yanlış ve eksik bilgilendirmeler) vajinismusa zemin hazırlamaktadır.”

    Katı Toplumsal Kurallar

    Katı toplumsal kuralların egemen olduğu ve cinselliğin ayıp, günah ve yasak düşüncesinin yerleştiği toplumlarda vajinismus ve diğer cinsel problemlerle çok sık karşılaştıklarını anlatan Dr. Pınar Doğan, konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Benzer nedenlerden dolayı, bizim toplumsal yapımızda da kızlık zarının korunması gereken çok önemli bir yapı olarak öğretilmesi, vajinismusun alt yapısını oluşturmaktadır. Kadının cinsellikle ilgili kötü bir tecrübe veya inanışı olmasa da bazen kötü bir jinekolojik muayene, doğum veya kürtaj hikayesi de kadınlarda sonradan (sekonder) vajinusmus gelişmesinin en sık nedenlerinden birini oluşturuyor.

    İlk cinsel birliktelikle ilgili yanlış veya eksik bilgilendirmeler, penisin vücuda zarar vereceği ile ilgili inanışlar, kızlık zarının bozulması sırasında aşırı kanama ve ağrı olacağı korkusu veya gebe kalma endişesi vajinismusa yolaçmaktadır. Vajinismuslu kadının bilinçaltında cinselliğe yönelik yoğun endişe ve korkuları vardır. Vajinismus kadının bu korkulara karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır.”

    Yapısal Bozuklukla İlgisi Yok

    Dr. Pınar Doğan, Vajinismus hastalığının kadın genital organındaki yapısal bozukluğu ile ilgili olmadığını vurgulayarak, “Vajinismuslu hastalar çoğu zaman vajinasının ileri derece dar ve küçük olduğu için ilişkiye giremediklerini düşünürler. Oysa bu düşünce tamamen yanlıştır. Çünkü vajina son derece esnek yapıda bir organdır. Doğum sırasında bebeğin başını çıkaracak genişliğe kadar ulaşabilir. Cinsel birliktelik sırasında da son derece gevşek bir kıvama gelebilir” dedi.

    Tedaviden Korkmayın

    Doğan, bastırılmış duygular, korkular ve aile baskısı ile kadınların değerlerinin köreltildiğini söyledi. Bu tür toplantılarla kadınlara bir nebze olsun yardımcı olmayı amaçladıklarını ifade eden Doğan, tedavisi bu kadar basit ve kolay olan bir sorun için ülkemizde her gün birçok kadının şiddete maruz kaldığını, suçlandığını, hatta kadın cinayetleri yaşandığını belirtti. Doğan, “Kadınlarımız artık tedaviden korkmamalı, hastalığını saklamamalı” dedi.

  • Botox uygulamaları

    Botox uygulaması çok kısa sürede gerçekleşmesi, uygulama sonrasında sosyal hayattan geri kalmadan, yüzümüze dinlenmiş bir görüntü ve ışıltı vermesi nedeniyle, tüm uygulamalar içinde her zaman en popüler olma özelliğini korumuştur. Yaşla birlikte daha belirgin hale gelen mimik çizgilerini hafifletmek ya da ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan kolay ve güvenilir bir yöntemdir.

    BOTOX NEDİR?

    Clostridium botulinum adı verilen bir bakteri tarafından salgılanan bir proteindir. Bu madde sinirlerden kaslara olan elektriksel iletiyi bloke ederek, uygulanan bölgedeki kasın fonksiyonunu geçici olarak azaltır veya yok eder. Kas fonksiyonunu kaybedip kasılamayınca, üzerindeki deride oluşan kırışıklılıklar da azalır veya yok olur. Botulinum toksini birçok kişinin düşündüğü gibi bir yılan zehri değildir. Çok küçük dozlarda sulandırılarak yapılır. Bu nedenle sağlığımıza hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Ülkemizde kullanılan 2 adet botulinum toksini bulunmaktadır: Dysport (İPSEN), Botox (ALLERGAN).

    BOTOX NERELERE UYGULANIR?

    Kaş arasında yer alan çizgilere

    Alın çizgilerine

    Göz kenarındaki kaz ayağı denen çizgilere

    Burun ucunun kaldırılmasına,

    Üst ve alt dudaktaki dikey çizgilere (Sigara çizgilerine)

    Dudak köşelerinin yukarı kaldırılmasına,

    Çene üzerindeki derinin daha pürüzsüz hale getirilmesine

    Boyundaki yatay çizgilerin ve dikey bantların tedavisinde uygulanır.

    NASIL UYGULANIR?

    Çok ince uçlu insülin enjektörleri ile kas içine belirli noktalardan uygulama yapılır. Uygulama süresi 10-15 dakikadır.

    ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR?

    Uygulamayı takiben ortalama 2 gün sonra etkileri başlar, 15. Günde gerçek net etkisi ortaya çıkar. Etki süresi genellikle 4-6 aydır.

    UYGULAMA ÖNCESİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Kişilerin bir kas hastalığı olup, olmamasına

    Kan sulandırıcı ilaç kullanıp, kullanılmadığına

    Gebelik ve emzirme durumları sorgulanmalıdır.

    HİPERHİDROZ (TERLEME) TEDAVİSİNDE BOTOX

    Koltuk altı, el ve ayak terlemelerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Burada kas içine değil, cilt altına uygulama yapılır. Ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici olarak bloke ederek ter üretimini engeller. Uygulama sonrası etkiler 1-2 gün içinde başlar ve 6-8 ay kadar sürer.

    UYGULAMA SONRASI DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER?

    Uygulama sonrası, yüz kasları birkaç saat çalıştırılmalı yani mimik hareketleri yaptırılmalıdır. Böylece ilacın kas içine yayılımı daha kolay olur.

    Uygulamadan sonra ilk 24 saat ağrı kesici (Antienflamatuar),kas gevşetici, antidepresan gibi ilaçlar ve alkol alınmamalıdır.

    Uygulama sonrası birkaç saat sırt üstü ve yüzüstü yatılmamalıdır. Aksi halde ilaç farklı kas gruplarına yayılarak istenmeyen etkilere neden olabilir.

    Uygulamadan sonra 4-5 saat makyaj uygulaması yapılmamalıdır.

    Uygulama yapıldıktan sonra 6-8 saat uygulama bölgelerine dokunulmamalı, masaj yapılmamalıdır.

    Botox uygulaması sonrası 4-5 saat sıcak duş alınmamalıdır.

    Botox uygulama sonrası 24 saat egzersiz yapılmamalıdır.

    Uygulamadan sonra oluşan küçük kabarcıklar ve kırmızılıklar birkaç saat içinde kendiliğinden kaybolur, asla ellenmemelidir.

    BOTOX UYGULAMASI EĞİTİM ALMIŞ BİR UZMAN HEKİM TARAFINDAN YAPILMALIDIR.

    Botox uygulaması, tekrarlanmazsa cilt daha kötüye gider şeklinde yanlış bir inanış maalesef halk arasında vardır. Tam tersi mimik kasları uygulama sonrası aktif olmadığı için kırışıklıklar giderek azalır, düzenli aralıklarla uygulama ile tamamen de kaybolabilir.

  • İdrar Kaçırma ve Rahim Sarkması

    İdrar Kaçırma ve Rahim Sarkması

    Rahim Sarkması (Uterin Prolaps)

    Rahim sarkması yaşın ilerlemesi ve vajinal dokulardaki yaralanmalar sonucu görülür. Bu probleme ait yakınmalar genellikle menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar.

    Rahim sarkması;
    – Fazla sayıda doğum yapan,
    – Zor doğum yapmış olan,
    – Ağır kaldıran,
    – Şişman olan,
    – Ailesinde benzer problem olan,
    – Uzun süren bronşit ve astım gibi hastalığı olan (uzun süreli ve şiddetli öksürüğe bağlı) kadınlarda daha fazla görülür.
    Rahim sarkmasına bağlı yakınmalar pelvik bölgede ağırlık hissi, sırt ağrısı, özellikle ayakta dururken ve yürürken artan rahatsızlik hissi ve idrar kaçırma en sık görülen yakınmalardır.

    Rahim sarkmasının tedavisi kadının yaşına, hastalığın derecesine, kadının genel sağlık durumuna ve daha sonra çocuk doğurmak isteyip istemediğine göre değişir. İleride bu problemin gelişmesi düzenli Kegel egzersizleri yapılarak engellenebilir.

    Sistosel, Uretrosel ve Rektosel

    – Sistosel mesanenin vajinanın önüne doğru düştüğü durumdur.

    – Uretrosel uretranın vajinaya doğru yaslandığı durumdur.

    – Rektosel rektumun duvarı vajinanın arkasına doğru yaslanır ve taşar. Bu problemlere pelvik kaslardaki gevşeme neden olur.

  • Cilt bakımı

    CİLT BAKIMI

    Düzenli yapılan cilt bakımı uygulamaları cildin genç kalmasını ve canlı görünmesini sağlar. Evde uygulanan günlük ürünler cildin gerekli bakım ihtiyacını tam olarak karşılamazlar.

    Özellikle stres, hava kirliliği, düzensiz beslenme, sigara gibi etkiler nedeni ile belli aralıklarla profesyonel bir cilt bakımı yaptırmakta fayda vardır.

    Cilt bakımları;

    Klasik Cilt Bakımı

    Anti-agingli Cilt Bakımı

    Akne Cilt Bakımı

    Leke Cilt Bakımı

    Genellikle 5-6 haftalık periyodlarla uygulatacağınız bu cilt bakımları sonucunda, cildiniz daha canlı, parlak, sağlıklı bir görünüme kavuşur.

  • MİYOM (MYOMA UTERİ) NEDİR?

    MİYOM (MYOMA UTERİ) NEDİR?

    Miyomlar rahim ve rahim ağzında görülen, rahim yapısında bulunan düz kas dokusundan gelişen selim (iyi huylu) tabiatlı tümöral yapılardır. Halk arasında “ur” diye adlandırılır. Myomlar bir bezelye tanesi büyüklüğünden basket topu büyüklüğüne kadar değişebilen boyutlarda olabilir. Genellikle yuvarlak ve pembemsi renktedirler ve uterus (rahim) içinde her yerde bulunabilirler. Myoma uteri veya uterin fibroid diye adlandırılır. Rahimde bulunan myomların her birine myom nüvesi denir.

    20-35 yaş arasındadaki kadınların %20’sinde görülür. Yaş ilerledikçe, myom insidansında da artma olmaktadır. 35 yaş üzerindeki kadınların yaklaşık %40’ında myom vardır. Myomlara en çok 35-45 yaş grubu kadınlarda rastlanır. Ergenlik döneminde görülmesi çok ender bir durumdur. Rahimde myom olmasına rağmen gebelik de oluşabilir. Bu durumda, gebeliğin erken dönemlerinde yani ilk 3 ayında myom büyür. Daha sonra küçülebilir, değişmeyebilir veya büyümeye devam edebilir. Bunu önceden kestirmek zordur. Menopoz döneminde de myom görülme sıklığı düşüktür ve doğurganlık yaşlarında myom tanısı almış çoğu kadında menopoza girdiklerinde myom nüvelerinde küçülme izlenir.

    Yapılan histerektomilerin (rahmin alınması ameliyatı) en sık nedeni (%35) myomlardır.

    Bir kadının rahminde bir tek myom olabileceği gibi (buna myoma uteri denir) birden fazla sayıda myom bir arada da bulunabilir.(buna uterus myomatosusdenir)

    Miyom tipleri:
    1-Subseröz myom
    2-İntramural myom (myometrium içerisinde)
    3-Submüköz myom (endometrial kaviteye doğru büyümüş)
    En sık görülen myomlar intramural myomlardır. Uterusu global olarak tek bir intramural varsa buna Kugel myomu denir.
    Bir subresöz myom uterusa sapla bağlı ise buna sağlı miyom denir. Subseröz myom ligamentum latum içerisine doğru büyümüşse buna intraligamenter myom adı verilir. Subseröz bir myom uterusla bağlantısını kesip başka bir dokuya bağlanıp oradan beslenmeye başlarsa buna parazitik myom denir. Servik içerisinden gelişen myomlara servikal myom denir.

    FIGO myom sınıflaması:
    – Tip 0: Saplı submüköz myomdur, tamamı uterin kavite içerisindedir.
    – Tip 1: %50’den fazlası endometrial kavite içerisinde, daha az kısmı intramuraldır.
    – Tip 2: %50’den azı endometrial kavite içerisinde, daha fazla kısmı intramuraldır.
    – Tip 3: Endometrioma bitişik intramural myomdur ancak intrakaviter uzanım göstermez.
    – Tip 4: Myometriumun tam ortasında bulunan, endometrium veya serozayla ilişkisi olmayan myomdur.
    – Tip 5: %50’den azı subseröz olan, daha fazlası myometrium içerisinde olan myomdur.
    – Tip 6: %50’den fazlası subseröz olan daha azı intramural olan myomdur.
    – Tip 7: Saplı subseröz myomdur.
    – Tip 8: Servikal myom, parazitik myomlar bu gruba girer.

    Belirtiler:
    Myomlar sıklıkla belirti vermezler. Rutin jinekolojik muayeneler sıraısnda tesadüfen tespit edilirler. Ancak; çoğu zaman büyüme ile orantılı olarak şu bulguları verebilirler:
    Fazla adet kanamaları, adet düzensizliği (menoraji en sık belirtidir.)
    Cinsel ilişki sonrası kanama
    Adet arası dönemde ara kanama
    Sık sık idrara çıkma
    Karında büyüme veya şişlik
    Adet dönemlerinde ya da cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı
    Fazla miktarda kanamalara bağlı kansızlık
    Tüplerin ya da rahmin ağzını kapayan myomlar infertiliteye (kısırlık) neden olabilirler
    Submüköz myomlar infertiliteye neden olabilirler

    Büyük myomlar barsaklara bası yaparak barsak içinde dışkının ilerlemesine engel olmak suretiyle kabızlığa neden olurlar.
    Döllenmiş yumurtanın rahmin içinde gömülüp kalmasına engelleyici şekilde yerleşmiş myomlar tekrarlayan düşüklere neden olurlar.

    Myomların gelişiminin vücuttaki hormonlarla yakından ilgisi vardır. Örneğin menopoza girildikten sonra hormonlarda azalma olduğu için myomlar çoğunlukla küçülürler. Myom gelişiminden başlıca östrojen hormonu sorumlu tutulmakla birlikte son yapılan araştırmalarda progesteron hormonunun da etkili olduğu gösterilmiştir.

    Miyom gelişimimi arttıran risk faktörleri:
    – Siyah ırk
    – Nulliparite (Doğum yapmamış olmak)
    – Erken menarş (İlk adetin erken yaşta başlaması)
    – Kırmızı etten zeBeslenme
    – Obezite
    – Alkol
    – Ailesel yatkınlık
    – Hipertansiyon

    Egzersiz ve sigaranın myom gelişimini azaltan faktörler olduğu düşünülmektedir. Doğum kontrol hapları myom gelişimine karşı koruyucu etki gösterebilir.

    Myom nüveleri bazen dejenerasyon denen değişikliklere uğrayabilirler. Bunlardan en sık (%65) görüleni hyalen dejenerasyondur. Yağlı dejenerasyon, kistik dejenerasyon, gebelikte sık rastlanan kırmızı dejenerasyon (karneoz dejenerasyon), menopoz sonrası sık görülen kalsifik dejenerasyon diğer dejenerasyon tipleridir. Gebelikte görülen kırmızı dejenerasyonlar şiddetli karın ağrısına neden olabilirler.

    Teşhis:
    Myomlar çok küçük değilse çoğunlukla musayene sırasında elle hissedilirler. Ultrason ile myomlar çok iyi bir şekilde görülebilir ve boyutları ölçülebilir. Bazen serviksten (rahim ağzından) vajene doğru ilerlemiş myomlar spekulum muayenesinde görülebilirler. Bazen CT, MR, SİS, HSG, laparoskopi gibi diğer tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir.

    Tedavi:
    Myomlar genellikle küçük ve şikayete neden olmadıklarından tedavi gerektirmezler. Buna rağmen belirgin şikayet yaratanlar, doğurganlığı etkileyecek kadar büyüklükte olanlar veya kanser ya da benzeri habis (kötü huylu) tümörlerle karışabilecek özellikte olanlar tedavi gerektirirler. Myomunuz eğer küçük ise 6 ay arayla kontrol muayeneleri yapılmalıdır. Myomun büyüme hızı böylelikle takip edilmiş olunur. Tedavi için hemen hemen her zaman ameliyat uygulanır. Çok başarılı ve yaygın kullanılan bir ilaç tedavisi henüz yoktur.

    İlaç olarak bir hormon olan GnRH Anologları nadir olarak kullanılmaktadır. Bunlar geçici olarak menopoz yaratırlar ve bu sayede myomların geçici bir süre için küçülmesini sağlarlar. Fakat etki kalıcı olmaz. Özellikle büyük myomlarda ameliyattan önce verilirse myomun küçülmesini ve ameliyatın daha kolay olmasını sağlayabilir. Fakat bunun yanında küçük myomların daha da küçülmesini ve ameliyat sırasında gözden kaçmasına sebep olabilir ve myomların ameliyatta uterus duvarından ayrılmasını güçleştirebilir.

    Diğer nadiren ve daha çok araştırmalarda uygulanan ilaçlar: GnRH agonistleri, GnRH antagonistleri, mifepriston, danazol, gestrinon, selektif östrojen reseptör modulatörleri, selektif progesteron reseptör modulatörleri, levonorgesterol içeren RİA (mirena)

    Myomektomi ameliyatı:
    Myomun uterus (rahim) duvarında basitçe sıyrılarak çıkartılması işlemidir. Laparoskopik yada açık olarak yapılabilir. Çocuk isteyen kişilerde rahmin korunmasını sağlayan bir yaklaşımdır. Myomektomi ile myomları alınmış bir kişide 5 yıl içerisinde tekrar myom oluşma riski %50-60 kadar bulunmuştur, bunların dörtte birinde (%10-15) tekrar ameliyat gerekmiştir. Bu işlem uterus duvarında incelmeye neden olabileceğinden sonraki gebeliklerde normal (vajinal) doğum yerine sezeryan tercih edilmek zorunda kalınır. Myom çıkartıldıktan 6 ay sonra hasta arzu ederse gebeliğe izin verilir.

    Histerektomi ameliyatı (Rahmin alınması) :
    Hızla büyüyen yakınmalara yol açan myomları olan, ileride gebelik düşünmeyen hastalarda uygulanan bir yöntemdir. Rahim myomla beraber tamamen alınır. Hastanın menopoza girmesini önlemek için yumurtalıklar alınmadan bırakılabilir.

    Myomların tedavisi için çoğunlukla ameliyat uygulanmakla birlikte yapılan çalışmalar ve araştırmalar bazı yeni tedavi yöntemlerinin uygulanmasını sağlamaktadır. Bunlara örnek olarak ülkemizde de uygulanan uterin arter embolizasyonu veya uterin arter oklüzyonu veya myoliz gibi yöntemler verilebilir.

    UTERİN ARTER EMBOLİZASYONU rahme (uterusa) kan götüren atar damarların özel tekniklerle tıkanması işlemidir. Uterin arter embolizasyonu ile myomlara giden kan azalır ve bu sayede myomlar küçülür. Ameliyat lokal anestezi ile damardan girilerek yapılır, karın açılmaz.

    Daha yeni ve henüz araştırma aşamasında olup ülkemizde uygulanmayan bir yöntem de “MR Eşliğinde Uygulanan Odaklanmış Ultrason Sistemi (MR Guided Focused Ultrasound)” yurtdışındaki ismi “ExAblate® 2000 System” dir. Bu yöntemde magnetik rezonans görüntüleme (MR) ile myomların yeri görüntülenerek ultrason dalgaları ile myomda doku yıkımı yapılmaya çalışılır. Hasta ameliyat edilmeden dışarıdan yapılan bir yöntemdir. Rahim alınmadığı için çocuk istemi olan hastalarda uygundur.

    Doğumdan Sonra Myomlarım Küçülür Mü?
    Myomlar doğumdan sonra rahmin kanlanması azalacağı için ve hormon seviyeleri düşeceği için çoğunlukla küçülür ancak her zaman küçülmeyebilir.

    Miyomlar kansere dönüşebilir mi?
    Myomlar kanser değildir, iyi huylu (benign) tümörlerdir. Kansere dönüştüklerine dair herhagi bir kanıt yoktur.

    Miyomlar ameliyattan sonra tekrar oluşur mu?
    Myomların oluşmasında genetik faktörler çok önemlidir. Bu yüzden myom üretmeye yatkın bir rahim (uterus) tekrar myom üretebilir. Ameliyatta myomların tamamı alınsa bile tekrar yeni myomlar oluşabilir. Ayrıca ameliyatta tüm myomların alındığı düşünülebilir ama gözle farkedilmeyecek kadar küçük myomlar uterus içerisinde olabilir ve bunlar ameliyattan sonra zamanla büyüyüp farkedilir hale gelebilir. Büyük bir kaç myomu olanlara göre küçük çok sayıda myomu olanlarda tekrarlama riski daha fazladır. Ortalama tekrar myom oluşma oranı %15 kadardır.

  • Deri hastalıkları

    Sivilce Tedavisi

    Egzama Tedavisi

    Atopik Dermatit Tedavisi

    Sedef Hastalığı

    Vitiligo Hastalığı

    Siğil Tedavisi

    Alerjik Hastalıklar

    Mantar Hastalıkları

    Deri Tümörleri

    Nasır Tedavisi

    Ben ( Nevüs ) Taraması

    Vücut Ben Haritasının Çıkarılması

    Saç Hastalıkları

    Leke Tedavisi

    Tırnak Bozuklukları

    Uçuk

    Zona Hastalığı

    Kıl Dönmesi

    Kaşıntı