Yazar: C8H

  • Sociodemographic and clinical factors associated with compliance to methylphenidate treatment in children with attention deficit hyperactivity disorder].

    OBJECTIVE:

    The present study aimed to determine the rate of treatment compliance in children with attention deficit hyperactivity disorder (ADHD) that were newly prescribed methylphenidate, and to evaluate the associated clinical and sociodemographic factors, as well as parental concerns about drug treatment.

    METHOD:

    The sample of this prospective and observational study consisted of 238 children aged 7-18 years with ADHD diagnosed according to DSM-IV criteria. At the end of the first year, the study sample was splitted into 2 groups; compliant and non-compliant. Parental attitudes toward drug therapy, and clinical and sociodemographic characteristics of the 2 groups were compared. A clinician rated parental concerns about drug treatment 4-6 weeks after the interview that was conducted in order to inform them about methylphenidate therapy. Regarding a minimum requirement of 5 days weekly dosage and drug holidays, cases that took more than 70% of the recommended methylphenidate dose at the end of the first year were described as compliant.

    RESULTS:

    At the end of the first year of treatment, the drug compliance rate was 80.3% (n= 191). The non-compliant group consisted of older children. A significant difference was observed between the compliant and non-compliant groups in terms of parental approach toward drug treatment. Children in the non-compliant group had parents that had doubts about pharmacotherapy and these children were less compliant with methylphenidate treatment.

    CONCLUSION:

    Parental concerns about methylphenidate treatment in ADHD may influence treatment compliance. Additionally, it is suggested that developmental psychological characteristics associated with adolescence may also be important.

  • Başarısızlık Nedenleri

    Başarısızlık Nedenleri

    Başarısızlık, her bireyin yaşadığı bir deneyimdir. Doğduğunuz günden beri aileniz, arkadaşlarınız, öğretmeniniz, iş arkadaşlarınız tarafından size yöneltilen beklentileri karşılamak yükümlüğünde kalmış ve bu yükümlülükleri yerine getirememiş olabilirsiniz. Veya kendinize koyduğunuz hedeflere ulaşamamayı başarısızlık olarak nitelendirebilirsiniz. Çeşitli sebepleri olan başarısızlık sizi umutsuzluğa ve öz güven azalmasına sürüklememeli, sebepleri irdelenmelidir. Örneğin müziğe yeteneği olmayan bir insanın müzik konusunda ‘başarısız’ olduğunu söylemek yanlıştır. Bir konuya yeteneğinizin olmaması veya önünüzdeki engeller sizi başarısız bir insan yapmaz.

    Peki neden başarısız olunur?

    • Yetenek dışı alanlar: Eğer çaba gösterdiğiniz alanda yeteneğiniz yoksa kulvarınız dışında bir hedef koymuş olabilirsiniz. Tabiki çalışkanlık başarıya ulaşmada çok önemlidir. Fakat bazı alanlarda sadece belirli özelliklere sahip bireyler başarılı olabilir. Örneğin yüzme alanında kariyer sahibi olabilmek için istenen belirli bir vücut yapısı vardır. Bu yapıya sahip olmayan bireyin çalışkanlığı kendini ancak belirli bir noktaya kadar götürecektir.

    • Baskıcı ebeveynler: Aşırı kontrolcü, mükemmeliyetçi anne-babalar çocuklarına baskı uygular. Bu baskı altında yetişen çocuklar başarısız olmalarına sebep olan yoğun bir stresle karşı karşıyadır. Sürekli iyi not alma kaygısı, yetişkinlikte iyi bir kariyer sahibi olma kaygısına dönüşecektir.

    • Psikolojik sebepler: Öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi psikolojik etkenler bireyin hayatını olumsuz etkileyerek çalışma kalitesini düşürmekte, bu yüzden başarısızlığa sebep olmaktadır. Bu etkenlerin ortadan kaldırılmadan kişinin kendini çalıştığı konuya odaklaması güç olacaktır.

    • Öz disiplin eksikliği: Çalışmaya başlamak bu çabayı sürdürmek, plan yapmak, hedefe doğru aşama kaydetmek öz disiplin gerektiren aktivitelerdir. Çalışma, plan yapma becerilerini kazanamamış ve geliştirememiş bireylerin taşıdıkları kontrol eksikliği onları başarısız olmaya itmektedir.

    Bu faktörlere ek olarak başarısızlığa sebep olan birçok etken olabilir. Herhangi bir sebepten başarısız olan bazı bireyler umutsuzluğa kapılmakta, bu başarısızlığı hayatının diğer alanlarına genelleyebilmektedir. Sınavına yeterince çalışmadığı için sınavı geçemeyen kişi kendini ‘aptal, yetersiz, beceriksiz’ olarak görmeye başlarsa özgüvenini ciddi anlamda zedeleyebilir. Kazanılmış başarısızlık sendromu kişilerin kendi başarısızlık döngülerini yaratmaları, bir anlamda kendi kendilerini sabote etmeleri anlamına gelmektedir. Depresyona da sebep olabilen kazanılmış başarısızlık sendromu ancak başarısızlığın doğru sebeplerle ilişkilendirilmesi ve bu sebepler üzerine çalışmayla aşılabilir. Varmak istediğiniz hedef yolundaki sizi olumsuz etkenleri tanıyın, ortadan kaldırın ve çalışmaya devam edin.

    Başarısızlık,yeniden ve daha zekice başlama fırsatından başka bir şey değildir. Henry Ford

  • Impaired verbal memory and otherwise spared cognition in remitted bipolar patients on monotherapy with lithium or valproate.

    OBJECTIVES:

    Patients with bipolar disorder have been reported to have neurocognitive deficits; however, it is not known whether the cognitive dysfunctions are state-dependent or a stable trait. Lithium and valproate, 2 of the most widely used mood stabilizers in the treatment of bipolar disorder, have also been associated with cognitive impairment. However, the degree and pattern of neurocognitive impairment in euthymic bipolar patients on either monotherapy with lithium or valproate have not been compared before in depth.

    METHODS:

    We compared 17 euthymic outpatients with bipolar disorder (BD) on lithium monotherapy to 11 euthymic outpatients with BD on valproate monotherapy and 29 comparison subjects using tests measuring immediate verbal memory and executive functions in addition to 3 subtests of the Wechsler Adult Intelligence Scale Revised. The groups were similar in terms of level of education, duration and severity of illness, and gender distribution. Patients on lithium monotherapy were older than patients on valproate and healthy controls. Mood symptoms as assessed by standardized scales were mild to non-existent in both patient groups.

    RESULTS:

    Immediate verbal memory was impaired in both patient groups compared to controls, where the main effect of age was not significant. No significant differences could be found on the other cognitive measures.

    CONCLUSIONS:

    Both lithium and valproate may be associated with immediate verbal memory impairment, sparing other cognitive functions. Presence of a similar verbal memory deficit in the lithium and valproate groups suggests that this deficit might be intrinsic to BD or that the 2 medications influence immediate verbal memory similarly. Larger samples of remitted bipolar patients on monotherapy should be studied for more precise conclusions.

  • Ayrılıkla Başa Çıkmak

    Ayrılıkla Başa Çıkmak

    İlişkinin süresi ne olursa olsun ayrılık çoğu zaman psikolojik açıdan zor geçen bir süreçtir. Hissedilen üzgünlük, yalnızlık, sinirlilik gibi duygulara fiziksel etkiler de eklenebilir, ayrılığın hem psikolojik hem fiziksel açıdan ciddi zararları olabilir. Aslında bu sürecin size verdiği zararı azaltmak ve süreci kısaltmak elinizde. Zaman çoğu şeyi iyileştirir fakat siz de bu süreci hızlandırabilirsiniz.

    1) Hislerinizi tanıyın ve dışa vurun. Ayrılık sonrası nefret, yalnızlık, pişmanlık gibi duygular hissedebilirsiniz ve bu son derece normal. Öncelikle hislerinizi tanıyın ve bu hislerin doğal bir tepki olduğunu bilin, mücadele etmeyin. Kızgınsanız neden kızgın olduğunuzu anlayamaya çalışın, bu hisleri dışa vurun. Yazıyla veya sözle hisleri dile getirmek size rahatlamak ve kendinizi daha iyi anlamak için fırsat tanıyacaktır. Bir günlük tutabilir ve duygularınızı bu günlüğe yazabilirsiniz veya terapistinizle hissettikleriniz hakkında konuşabilirsiniz.

    2) Vücudunuza özen gösterin. Bu dönemde çok fazla yemek yemeye veya iştahtan kesilmeye meyilli olabilirsiniz. Fakat beslenmenin vücut üzerinde olduğu kadar zihin üzerinde de çok önemli etkileri vardır. Lif ve protein açısından zengin besinler stresle başa çıkmanıza yardım eder, yağlı ve yüksek kalorili yiyecekler yerine bunları tercih edin. Egzersiz de sağlıklı beslenme gibi stresi azaltmak açısından oldukça önemlidir. Egzersiz, endorfin salgılamanızı sağlar ve dolayısıyla kendinizi daha iyi hissedersiniz.

    Pozitife odaklanın. Ayrılık sürecinde ister istemez hayatın negatif taraflarına odaklanmaya daha yatkın oluruz. Hiçbir şey yolunda gitmiyormuş gibi gözükebilir, kendimizi karamsarlığa sürükleyebiliriz. Acınızın hayatınızdaki güzellikleri gölgelemesine izin vermeyin, sahip olduklarınız için minnettar olun ve sahip olduğunuz güzelliklerin bir listesini çıkarın. Bu listeye sık sık bakmak bakış açınızın pozitif olmasına yardımcı olacaktır.

    3) Sevdiğiniz şeylere daha fazla vakit ayırın. Arkadaşlarınızla kahve içmek, merak ettiğiniz bir filmi izlemek, resim çizmek.. Yapmaktan hoşlandığınız aktivitelere vakit ayırın. Yalnızlık kimi zaman gerekli olsa da sevdiğiniz insanlarla vakit geçirmek size iyi gelecektir. Arkadaşlarınızdan, ailenizden destek alın, onlara daha fazla vakit ayırın.

    4) Affedin. Çoğu zaman düşünülmeyen bir madde de affetmek. Affetmek mucizedir, hem kendinizi hem karşınızdakini affedin. İntikam almaya çalışmak, kin tutmak sadece size zarar verecek ve takıntınızın devam etmesine sebep olacaktır. Yaşananları kabullenin, yaşananlar ile barışın ve yolunuza devam edin.

  • Psychiatric symptoms and health-related quality of life in children and adolescents with psoriasis.

    Information about the relationship between psoriasis and psychiatric morbidity and quality of life in children and adolescents is limited. We aimed to examine the symptoms of depression and anxiety and health-related quality of life levels in children and adolescents with psoriasis. Forty-eight outpatients with psoriasis aged 8 to 18 years are included in this study. Child Depression Inventory (CDI), State-Trait Anxiety Inventories for Children (STAI-C) and Pediatric Quality of Life Inventory Parent and Child Versions (PedQL-P and C) were applied to both patient and control groups. Psoriasis symptom severity was measured by the Psoriasis Area Severity Index (PASI). Both study and control groups were divided into two age groups, child (8-12 yrs) and adolescent (13-18 yrs), to exclude the effect of puberty on psychological condition. The mean CDI score was higher, and PedQL-C psychosocial and total scores were lower in the children compared with controls. Duration of psoriasis had an increasing effect on physical-health and total scores of PedQL-C in the child group and all PedQL-C scores in the entire sample. Psoriasis severity showed a negative correlation with psychosocial and total scores of PedQL-P in the adolescent group and PedQL-P physical-health scores in the entire sample. Psoriasis is related to depression and impaired quality of life in children. The depressive symptoms in children with psoriasis should not be overlooked and psychiatric assessment of these children should be provided.

  • Aşk mı Aşk Bağımlılığı mı?

    Aşk mı Aşk Bağımlılığı mı?

    Stony Brook Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre beynimiz aşk duygusuna bağımlı. ‘Aşk bağımlılığı’ terimi henüz DSM’de (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) yer bulamasa da aşk gibi güçlü duygular hissedince beynimizin bağımlılıktan sorumlu bölgesinin aktive olduğu tespit edildi. O an yanınızda olmadığı halde sevdiğiniz insanın kokusunu alır gibi oldunuz mu? Veya zaman zaman onun sesini özlediniz mi? Güçlü duygusal hislerin fiziksel etkileri vardır, beynimiz olmayan kokuyu hissetmemizi veya sıradan bir sese özel anlamlar yüklememize sebep olabilir. Reddedildiğimizde duyduğumuz duygusal acı beynimizde fiziksel acıdan sorumlu olan bölgelerin de aktive olmasına sebep olur. Bu durum duygusal-fiziksel arasındaki ayrımı büyük anlamda ortadan kaldırmakta, aslında insan psikolojisinin bir bütün olarak iki yönde de ele alınmasının önemini göstermektedir.

    Peki aşk ve aşk bağımlılığından nasıl ayırt ederiz?

    Aşk bağımlılığına sahip olan bireyi bir madde bağımlısı gibi düşünebiliriz, bu kişiler mantıklı olmaktan çıkar, insani fonksiyonlarını sağlıklı bir şekilde yönetemezler. İzolasyon aşk bağımlılığının en önemli göstergelerinden biridir. Kişinin aile, iş, arkadaş gibi sosyal hayatının yok denecek kadar azalarak sadece aşık olduğu kişiden ibaret hale dönüşmesi, bireysel olarak karar alma-uygulama mekanizmasının çökmesini izolasyon olarak tanımlayabiliriz. Aşık insan bu tanıma uymaz, sağlıklı bir şekilde sosyal hayatını devam ettirir, hayatındaki hedefleri gerçekleştirmeye devam eder.

    Aşk bağımlılığını anlamanın bir diğer yolu da bu kişilerin herhangi bir reddedilme anında aşırı tepki vermeleri yani ‘withdraw’ yaşamalarıdır. Withdraw sendromu bağımlılık yaratan maddenin aniden kesilmesi sonucu oluşan etkidir (örneğin; uykusuzluk, yeme bozukluğu, aşırı kaygı, aşırı öfke..) Sağlıklı bir insan, herhangi bir reddedilme veya problem durumunda durum karşısında kontrolünü korurken bir aşk bağımlısı uç tepkiler verebilir.

    Aşk bağımlılığını bir çok açıdan madde bağımlılığına benziyor, ve tabiki madde bağımlılığı gibi sağlıksız. Aşk duygusunun çok güçlü bir duygusal his olduğu yadsınamaz, fakat benliğimizin önüne geçen, mantık çerçevesi dışına taşmış, kişiye zararlı hale dönüşmüş duygular aşk olarak nitelendirilemez ve iki tarafa da zarar verir.

  • Use of complementary and alternative medicine in children with autism spectrum disorders: a multicenter study.

    INTRODUCTION:

    This study examined the prevalence of the use of different complementary and alternative medicine (CAM) strategies, families’ attitudes and belief systems about the use of these strategies, and the economic burden of these strategies placed on family income in families of children with autism spectrum disorders (ASD).

    METHOD:

    A questionnaire survey concerning the use of CAM in children with ASD was administered to parents in the five different geographic locations in Turkey.

    RESULT:

    Of the 172 respondents, 56% had used at least one CAM therapy. The most frequently used CAM intervention was spiritual healing. Among the most reported reasons for seeking CAM were dissatisfaction with conventional interventions and a search for ways to enhance the effectiveness of conventional treatments. The most frequently reported source of recommendation for CAM was advice from family members. The mean economic burden of the CAM methods was a total of 4,005 Turkish lira ($2,670) in the sample using CAM. The CAM usage rate was lower in parents who suspected genetic/congenital factors for the development of ASD.

    CONCLUSION:

    This study observed the importance of socioeconomic and cultural factors as well as parents’ beliefs about the etiology of ASD in treatment decisions about CAM.

  • Anksiyete ile Başa Çıkmak, Farkındalık Formülü

    Anksiyete ile Başa Çıkmak, Farkındalık Formülü

    Anksiyeteye kilidi vurmanın anahtarı, onu tam olarak kabullenmektir. Bugünde kalabilmek ve
    anksiyetenizi kabullenmek, onun ortadan kalkmasına neden olur. Anksiyeteyle başarılı bir biçimde
    baş edebilmek için beş aşamalı bir stratejiyi, AWARW (Farkındalık) stratejisini kullanabilirsiniz. Bu
    strateji sayesinde, ortadan kalkana kadar anksiyetenizi kabullenebileceksiniz.

    1. Anksiyeteyi kabul et!Webster kabullenmeyi ‘almak için onay vermek’ olarak tanımlar.
    Anksiyeteyi almak için kendinizi ikna edin. Onu buyur edin. Belirdiğinde yüksek sesle kendi
    kendinize ‘Merhaba’ deyin: ‘Başımın üstünde yerin var’. Bu tecrübeyle bir arada olmaktan
    kaçınmayın. Onunla kavga etmeyi bırakın. Reddetme, öfke ve nefretin yerine kabulü seçin.
    Direnerek aslında onun hoşa gitmeyen tarafını uzatıyorsunuz. Bunun yerine kendinizi onunla
    birlikte bir akışa bırakın. Nasıl düşündüğünüz, hissettiğiniz ve davrandığınız konusunda onu
    suçlamayı bir kenara bırakın.

    2. Anksiyeteni izle!İyi ya da kötü herhangi bir önyargı olmaksızın dikkatinizi anksiyetenize verin.
    Onu davetsiz gelen bir misafirmiş gibi görmeyin. Bunun yerine 1’den 10’a kadar not verin ve
    ivmesini izleyin. Kendinizi gözlemleyin, anksiyetenizin zirvelerini ve vadilerini izleyin. Tarafsız
    olun. Anksiyeteniz siz demek değildir. Anksiyete deneyiminden kendinizi ne kadar
    ayırabilirseniz o kadar çok bu deneyimi izleyebilirsiniz.
    Düşüncelerinize, hislerinize ve eylemlerinize sanki onlar sizin arkadaşınızmış gibi bakın, ama
    aşırı ilgiye kapılmayın, seyirciymiş gibi izleyin. Temel ‘siz’i anksiyeteden ayrıştırın. Kısaca
    anksiyetenin içinde olun, ama onun güdümüne girmeyin.

    3. Anksiyeteyle birlikte hareket et! Durumu normalleştirin. Sanki anksiyöz değilmişsiniz gibi
    hareket edin. Onunla işlev göstermeye çalışın. Eğer yavaşlamak zorundaysanız yavaşlayın,
    ama asla durmayın, devam edin. Yavaş yavaş ve olağan biçimde nefes alın verin.
    Eğer durumdan kaçarsanız anksiyeteniz azalacaktır, ama bu sefer de korkunuz artacaktır. Eğer
    kaçmayıp kalırsanız hem anksiyeteniz hem de korkunuz azalacaktır.

    4. Aşamaları tekrarla! Makul bir düzeye gerileyene kadar (1) anksiyeteni kabul etmeye, (2) onu
    izlemeye ve (3) onunla birlikte hareket etmeye devam edin. Kabul etmeye, izlemeye ve
    onunla birlikte hareket etmeye devam ettikçe zaten anksiyeteniz azalacaktır. Sadece bu üç
    aşamayı tekrarlamaya devam edin: Kabul et, izle, onunla birlikte hareket et.

    5. En iyisini bekle! Korktuğunuz şey çok nadiren başınıza gelir. Buna karşın, anksiyeteyle bir
    sonraki karşılaşmanızda şaşırmayın. Bunun yerine onun nasıl üstesinden geldiğinizle kendinizi
    şaşırtın. Yaşadığınız sürece birtakım anksiyetelere kapılacaksınız. Anksiyeteyi sonsuza kadar
    yendiğiniz inancından kurtulun. Gelecekteki anksiyeteyi tahmin ederek, o geldiğinde onu
    daha hazırlıklı biçimde karşılama konusunda kendinizi sağlam bir yere koymuş olursunuz.

  • The relationship between psychological symptoms, lung function and quality of life in children and adolescents with non-cystic fibrosis bronchiectasis.

    OBJECTIVES:

    The aim of this study was to evaluate the relationship between psychological symptoms and quality of life (QOL) and clinical variables in a cohort of children and adolescents with non-cystic fibrosis (non-CF) bronchiectasis.

    METHODS:

    Seventy-six patients (aged 8-17years) participated in this study. Questionnaires were used to evaluate the psychological status and QOL of the patients and healthy controls. The patient and control groups were divided into child and adolescent groups to exclude the effect of puberty on psychological status.

    RESULTS:

    No significant difference was found between patient and control groups for mean depression and trait anxiety scores. Only the child-rated physical health QOL scores were significantly lower for patients than the controls. Also, excepting physical health scores in adolescent group, all of the parent-rated QOL scores were significantly lower in both group and total subjects. Regarding determinants of QOL, age of children and FEV1/FVC percent predicted had positive effects, while dyspnea severity and trait anxiety had negative effects, for the sample as a whole.

    CONCLUSIONS:

    Non-CF bronchiectasis is associated with poorer QOL in childhood. The impact of the disease on QOL occurs through both clinical and psychological variables.

  • Algılarınıza Ne Kadar Güveniyorsunuz?: Bilişsel Çarpıtmalar

    Algılarınıza Ne Kadar Güveniyorsunuz?: Bilişsel Çarpıtmalar

    Algılarınıza ne kadar güveniyorsunuz?

    Karşılaşılan olayları yorumlama şekli kişiden kişiye göre değişir. Örneğin sınavdan düşük alan bir öğrenci ‘ben zaten hep başarısızım’ diyebilirken diğeri ‘bu sınav zordu’ diyebilir. Bu yorumlama farkının içinde bazı bilişsel çarpıtmalara da rastlarız. Bilişsel çarpıtma gerçekleri olduğundan farklı anlama durumudur. Bakış açımızı genişletmek ve yaşam kalitemizi arttırabilmek için atmamız gereken ilk adım bilişsel çarpıtmaları farketmektir. Peki nedir bu bilişsel çarpıtmalar?

    Zihin Okuma: Kimsenin aklından okumamız mümkün değildir fakat sıkça insanların aklından geçen şeyler hakkında varsayımlarda bulunuruz. Örneğin, sohbet ettiğimiz kişi bir önceki gece iyi uyuyamadığı için esnerse ve biz bunu ‘benden çok sıkıldı, onun uykusunu getirdim’ diye yorumlarsak zihin okumuş oluruz.

    Ya hep ya hiç tarzı düşünme: Hayatı siyah ya da beyaz olarak görmek, grilere yer vermemek çok yorucu olabilir. Hayat aslında grilerden ibarettir, sadece iyi ya da sadece kötüye rastlanmaz. Örneğin, yazdığım yazı en güzeli olmayacak, o halde hiç yazmayayım. Hep ya da hiç tarzı düşünme bizi yorucu bir mükemmeliyetçiliğe sürükler.

    Olumluyu Yok Sayma (Büyütme-Küçültme): Başarılarımızı küçümserken başarısızlıklarımızı büyütmeye meyilli olabiliriz. Örneğin bir öğrencinin yüksek not aldığı sınav için ‘kolaydı’ diyerek başarısını küçümsemesi.

    Keyfi Çıkarsama: Kişinin elinde yeterince kanıt olmamasına rağmen bazı varsayımlarda bulunmasıdır. Örneğin, ‘kadınlar sadece zeki erkeklerden hoşlanır’, ‘pikniğe gideceğimiz gün yağmur yağdı kısmetsiziz’ demek.

    Seçici Soyutlama: Bir durumu bütün olarak değerlendirmek yerine sadece bir detaya odaklanıp o detay üzerinden yorum yapmak seçici soyutlamadır. Örneğin, herşeyin yolunda gittiği bir gün kişinin otobüsü kaçırması ve sadece otobüsü kaçırmasına odaklanarak tüm gününü ‘kötü’ olarak değerlendirmesi.

    Aşırı Genelleme: Kişinin karşılaştığı bir durumu hayatının tümüne genellemesidir. Örneğin, sevgilisi tarafından aldatılan kişinin bundan sonraki tüm ilişkilerinde aldatılacağını düşünmesi.

    Kişiselleştirme: Kişinin kendisiyle ilgisi olmayan ya da çok az ilgisi olan bir olayı kendine mal etmesidir. Örneğin, derslerinde başarılı olamayan çocuğu karşısında annenin kendini suçlu hissetmesi ve başarısız bir anne olduğunu düşünmesi.

    Felaketleştirme: Bir durumun sonucunun gerçekte olandan veya olacaktan daha kötü olarak hayal edilmesi. Örneğin iş görüşmesine giden bir gencin görüşmenin sonucu olumusuz olursa başka bir yerde işe giremeyeceğini düşünmesi ve ‘işe giremezsem hayatım biter’ demesi.

    -meli, -malı ifadeleri: ‘Bu böyle olmalıdır’ şeklinde inanışlarımız olabilir ve bu inanışlar doğrultusunda yaşamak kolay değildir çünkü hayat her zaman bu kurallarımıza uymayabilir. Bu kurallara uyulmadığında ise kişi kendini huzursuz hisseder ve hatta bunu bir felaket olarak görür. Örneğin, ‘her zaman en iyisi olmalıyım’, ‘herkes tarafından sevilmeliyim’,  ‘zayıf yanlarımı kimseye göstermemeliyim’.

    Hayat kalitenizi iyileştirmek için..

    Genelde bu bilişsel hataların birkaçı bir arada görülür. İlk adım olarak bunların hangilerini yoğun olarak kullandığınızı farkettikten sonra bu işlevsiz düşüncelerin yerine işlevsel olanları koymanız için profesyonel destek almanız yerinde olacaktır.