Yazar: C8H

  • Çocuklarda aşırı internet kullanımı

    Tatilde kullanımı çok artan nesnelerin başında ne yazık ki cep telefonu, bilgisayar ve tablet üzerinden internet gelmektedir. Eğitim döneminden sonra tatil dönemi internet kullanımına uygun her türlü kolaylığı ve ortamı sağladığı için, çocuklar tatilde zaten kullandıkları internetin müptelası olmaktadırlar. Tatilde eğlenmek, dinlenmek ve doyasıya tadını çıkarmak tabi ki onların hakkı. Ancak tatil sadece bu değildir, aynı zamanda sosyal etkinliklerle ve düzenli eğitim programlarıyla eksikleri tamamlama ve var olan sosyal-akademik becerilerin üzerine koymak için de kaçınılmaz bir fırsattır. Kontrollü ve amaca uygun olan internet kullanımın eğitim desteği, bilgi edinme ve iletişim üzerinde ki etkisi yadsınamaz elbette.

    Aşırı internet kullanımında ebeveyn maalesef rol model

    Asıl sorun birlikte olunan uygun olmayan rol model arkadaşlarca tetiklenen, amacı aşan, denetim ve otokontrolden bağımsız, sürekli ve bağımlılık haline gelen internet kullanımdır, destek verilmesi ve çıkış bulunması gereken budur. Bu duruma ebeveynlerin katkısı maalesef var, dahası bilerek ya da farkında olmayarak çocuklarının internet kullanımına neden olmaktadırlar. Çocuklar gördüğünü yapar, özellikle cep telefonundan sosyal medyayı ya da bu anlamda interneti kullanan ebeveyn sayısı, kullanım sıklığı ve süresi çığ gibi artmaktadır. Daha hazin olanı ebeveynin internet ve sosyal medya kullanımından aldığı keyif ve haz, çocukları ve eşine ayırdığı zaman diliminden ve birlikte yaptıkları sohbetten aldıkları keyiften daha fazla olması.Göz bebeği çocuklarımızdan ve onlarla paylaşılan bir dakikadan bile daha değerli olamaz cep telefonu, sosyal medya ve internet kullanımı.İnterneti yaşam biçimi haline getirmiş ve bu bakımdan uygun rol model olmayan bir anne-babayı somut olarak gören ve ayrıca kazanım sağlayacakları ve mutlu olacakları birlikte geçirilen ortak paylaşım fırsatı bulamayan çocuk doğal olarak ne yapar sizce?.Tabi ki o da aynısını yapar, büyüğünün izinden gider ve internet tutkunu olur….

    Ayrıca rol model olma dışında çocuklar internete kolay ulaşıyorlar, anne-babanın başarı ödülü olarak cep telefonu ve tablet sunması da işin tuzu biberi…..İnternet kullanımını kolaylaştırıyor ve rahat ulaşılmasını sağlıyoruz, kendimiz internet kullanarak ön ayak oluyoruz, daha sonra kendimizin yapamadığı şeyi yapmasını, yani o harika ve sürükleyici dünyayı bırakmasını ve zorunlu olduğu derslerini yapmasını istiyoruz….bu ne kadar sahici sizce?…..

    İnternet fiziksel aktivite kısıtlılığı sonucu sosyal uyumu ve verimliliği bozar

    Gittikçe yaygınlaşan bilgisayar ve internet teknolojisi, en fazla bilgi alışverişi ve eğitim sürecinde kullanılmaktadır. Bireylerin öğrenme alışkanlıklarını ve bilgi edinmelerini sağlamayı hedefleyen bu araçlar, hem öğrenme becerilerini geliştirmekte hem de öğrencilerin sosyal davranışlarını etkileyerek aile başta olmak üzere, yakın akraba ve arkadaş gruplarıyla olan ilişkileri olumsuz yönde etkilemektedir. Araştırmalar internet kullanımının çocuk ve ergenlerde teknolojik bağımlılık oluşturduğu, bu nedenle öğrencilerin çevreleriyle uyum sağlamada problemler yaşadığını ve sosyal beceri kazanma şansını azalttığını göstermektedir.

    Öğrenme, dikkat ve davranış kontrolü süreçlerinde etkili dopamin, mutluluk ve rahatlık duygusu veren serotonin ve keyif-haz oluşturan endorfin beyin düzeylerini artırarak daha mutlu, kontrollü, planlı ve yüksek hayat standardı sunan fiziksel aktivite ya da etkinliklerle yüzleşmeyi ve bunların hayatımızın bir parçası olmasını engeller internet kullanımı,ya da çocuk ya da ergenin hak ettiği hayatı yaşamamasına neden olarak sosyal ve akademik verimliliği düşürür internet-bilgisayar kullanımı….

    İnternet Bağımlılığı

    İnternet bağımlılığı; internetin aşırı kullanılmasına yönelik isteğin önüne geçi­lememesi, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında aşırı sinirlilik hâli ve saldırganlık ortaya çıkması ve kişinin iş, okul, sosyal ve ailevi hayatının giderek bozulması olarak tanımlanmaktadır.

    Amacı aşan internet kullanımı ve internetin kötüye kullanımı gençlerde;

    1) İnternet kullanımı ile ilgili zihinsel meşguliyet,

    2) internet kullanımını sınırlama ve kontrol etme ile ilgili yineleyici düşünceler,

    3) erişim isteğini durduramama, işlevselliğin çeşitli düzeylerde bozulmasına rağmen internet kullanmayısürdürme,

    4) internette zaman geçirmede her defasında sürenin giderek artması

    5) kullanma olanağı bulunamadığında arama ve aşerme dav­ranışları görülmektedir.

    Bu durum sosyal olmayı, planlı programlı ders çalışmayı (ders plan ve programı yapılsa bile), odaklanmayı ve dikkati sürdürebilmeyi önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir. Ayrıca farklı bir şey yapılması istendiğinde aşırı direnç ve tepki gösterme, anne baba yönlendirmesine tahammülsüzlük, kolay kızma, tartışma ve saldırganlık eğilimleri gibi evde, okulda ve yaşıtlarının olduğu sosyal ortamlarda işlevselliği bozan davranış sorunları ortaya çıkmaktadır.

    Ayrıca İnternet bağımlılığı ile ilgili ya­pılan gözlemler sonucu, oluşturulan tanı ölçütlerinin daha çok madde bağımlı­lığına benzer özellikler gösterdiği görülmüştür. İnternet, tıpkı kumar gibi, bağım­lılık yapmaktadır ve bu açıdan bir dürtü kontrol bozukluğu türü olarak düşünülebilir. Diğer taraftan genç kendi içindeki sıkıntılardan ve olumsuz düşüncelerden kurtulmak için interneti sürekli el yıkama gibi bir dengeleyici ve rahatlatıcı davranış (kompulsif davranış) olarak da kullanabilir. Yine genç interneti sorunlardan kaçmak veya olumsuz duygulardan (örneğin, çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmada çıkış için bir enstrüman olarak görebilir.

    İnternet düşkünü çocuklarda yapısal yatkınlık ortaya konulmalı

    İnternet tıpki sigara, alkol, madde gibi beyindeki ödül merkezini doyurmak için kullanılan somut ve kolay olan şeylerden bir tanesidir. Çocuk ve genç sorumluluk duygusunun gereği amaca uygun ve zorunlu olduğu görev ve işleri yaparak beyin ödül merkezini doyurmalı, bu şekilde haz ve keyif alma yolunu seçmelidir. Ancak görevlerinin önemine yönelik farkındalık azlığı ya da bunu yeterince idrak edememe bu yolu kapattığı için genç, ödül merkezini belirtildiği gibi daha kolay bir şekilde doyurma yolunu seçerek telafi etmeye etmeye çalışacaktır. Bu daha çok Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve dürtüselliği olan bireylerde olmaktadır. Yani interneti amacına aşan şekilde ya da amacına uygun olmadan kullanan çocuk ve gençler DEHB ve dürtüsellik yönünden değerlendirilmeli ve yapısal yatkınlık belirlenmelidir.

    Ülkemizde İnternet Kullanımı Fazla

    Ülkemizde 6–15 yaş grubundaki çocuklarla internet ve bilgisayar kullanımı üzerine yaptığı araştırmada çocukların internet kullan­maya başlama yaşı ortalama 9’dur. 06–15 yaş grubundaki çocukların bilgisayar, internet ve cep telefonu kullanım oranları sırasıyla %60,5, %50,8 ve %24,3’tür. 06–15 yaş grubunda internet kullanan çocukların %38,2’si interneti iki saate kadar, %47,4’ü üç ila on saat arasında, %11,8’i 11 ila 24 saat arasında, %2,6’sı ise 24 saatin üzerinde haftalık ortalama internet kullanmaktadır. Sevgili aileler ne yazık ki son dönemlerde 6-15 yaş arası çocuk ve gençlerimizde internet kullanımı %70 leri aşmış durumdadır, yani 10 çocuğumuzdan 7’si internet kullanmaktadır.

  • Boşanma Sürecinde Çocukların Yaşadıkları

    Boşanma Sürecinde Çocukların Yaşadıkları

    Boşanma çocukların başına gelebilecek sarsıcı olaylardan birisidir. Onların gelişimini etkileyebilecek bir sürü değişiklik anlamına gelmektedir.

    Ebeveynler içerisinde geçen kavgaların farkında olabilirler ama bunu boşanma kararı uygulanana kadar kabul etmeyebilirler.

    Boşanma sebebi boşanma şeklide çocukların etkilenmesini artıracak unsurlardandır.

    Uzlaşmalı boşanan ebeveyn çocuklarının yaşayacağı süreç ile fiziksel şiddetin veya boşanma sürecinde yaşanacak tartışmaların eksik olmadığı bir ailenin çocuklarının yaşayacakları arasında farklılık gözlenebilir.

    Boşanma sürecinde ebeveynler sükûnetlerini korumalı çocuğun hayatında, yaşam standartlarında ne gibi değişiklik olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmelidir.

    Çok büyük değişiklikler olacaksa bunlar kademeli yapılmalı öncelikle çocuğun yeni sürece alışması beklenmelidir.

    Her değişiklik için uyum süreci gerekmektedir. Köklü değişikliklerin hepsine birden alışması çok zor olabilir.

    Ebeveynler kendi büyüklerini(aile) bilgilendirmeli çocuklarla ilgili kararları paylaşmalıdır. Aile büyükleri bu sürece çok dahil edilmemeli. Büyüklerin işin içine girmesi olumsuz gelişmelere neden olabilir.

    Aile büyüklerini çocuklar için iş birliğine açık hale getirilmelidir.

    Boşanma sürecinden sonra eş olunmayabilir ama anne baba olunmaya devam edileceği için çocuk her iki ebeveynle de görüşmeye devam etmelidir. Boşanmanın çocuklar için zor olduğu kadar eşler içinde zorlu bir süreç olabileceği unutulmamalı. Depresyon öfke nöbetleri ortaya çıkarabilir. Bunlar bahşedilemeyecek derecede yüksek olduğunda mutlaka psikolojik destek alınmalıdır.

    Eşlerin psikolojik sorunlar yaşadığı sürede çocuklarında etkilenmesinin daha fazla olabileceği unutulmamalı. Bu süreci siz ne kadar rahat atlatabilirseniz çocuğunuza daha fazla yardımcı olabileceğinizi unutmayın.

    Depresif, çökkün bir anne çocuğa her şeyin kötüye gittiği imajını verir. Çocuktaki kaygılarda artış olur.

    Süreç için çabalayan süreci yöneltmede başarılı olan anne baba çocuğa her şeyin yolunda gittiği izlenimini verebilir.

    Gelişim Dönemlerine Göre Çocuklarda Karşılaşılabilecek Problemler

    0-2 Yaş Döneminde: Çocuğun farkında olmadığını düşünsekte boşanma sırasında ağlama nöbetlerinde sıklaşma uyku ve beslenme sorunları ortaya çıkabilir.

    Boşanmanın çocuklar için zor olduğu kadar eşler içinde zorlu bir süreç olabileceği için çocuk her iki ebeveynle de görüşmeye devam etmelidir.

    3-6 Yaş Döneminde: Okul öncesi dönemi çocuklar boşanma sürecinden en çok etkilenenlerdir. Bu dönemde ailenin odak noktası olarak algılayan çocuk “ben yaramazlık yaptığım için uslu olmadığım için söz dinlemediğim için annem babam kavga ettiler ve boşandılar.” diye algılayabilir. Alt ıslatma, parmak emme, davranış problemlerinde artış, içe kapanıklık gözlenebilir.

    6 yaş döneminde öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmeye başlayan çocuk sosyalliğe ilgi duymaya başlar. Boşanma süreci bu döneme denk gelen aileler dikkatli davranmalıdırlar.

    7+13 Yaş Dönemi: Çocuk olağanmış gibi karşılamış görünse de yoğun bir suçluluk duygusu yaşarlar. Anne ya da baba tarafından yana durabilirler. Diğer tarafa karşı suçlayıcı ve de yoğun bir nefret olarak açığa çıkabilir.

    Bu yaş dönemindeki çocuklara boşanma sebepleri açıklanmalı kafasında herhangi bir soru işaretine yer bırakılmamalıdır. Çocuğa yetişkinmiş gibi davranılıp açıklamalar yaşına uygun bir biçimde aktarılmalıdır.

    13-18 Yaş Dönemi: Ergenlikle mücadele etme çağı olduğundan dolayı boşanma sürecinde ilave bir stres kaynağı olabilir.

    Ergenlik sürecinde anne baba ya zaten mesafeli durumda olan genç bu mesafeyi biraz daha uzaklık olarak gösterebilir.

    Sosyal çevreden utanmaya ve arkadaş gruplarından kaçmaya başlayabilir.

    Kız çocuklarında ebeveynlere karşı ortaya güven sorunu koruyucu birini bulma eğilimine girip karşı cinse yaklaşma olarak görülebilir

    Çocuklu aileler çocuk hangi yaşta olursa olsun bazı problemlerle karşı karşıya kalabilir. Bu süreçte parçalanmış ailenin tekrar yapılandırılmasında gerek gördükleri konularda uzman desteğine başvurmaları kendi sürecinde ve çocuğun sürecinde yardım almaları gelecek hayatlarını ve yaşamlarını kaliteli kılabilir.

  • Otizm (otistik spektrum bozuklukları)

    Otizm (otistik spektrum bozuklukları)

    Belirtileri 3 yaş öncesinde başlayan sosyal ve iletişim alanında yetersizlikler yada kısıtlılıklar,tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları belirtileriyle kendisini gösteren bir bozukluktur.Genel olarak Otizm olarak bilinse de aslında geniş bir yelpazeye yayılmış bir spektrumdur.

    OSB nörogelişimsel bir bozukluktur.Belirtiler erken çocukluk çağında başlamaktadır.Daha önceleri nadir olduğu belirtilse de günümüzde son çalışmalar daha yaygın olduğunu göstermektedir.Prevalansın yani yaygınlığın artışında bozukluk hakkında çocuk psikiyatrisi dışında diğer branş hekimlerinin ve ailelerin farkındalılığının artması da rol oynamaktadır.

    OSB da etyoloji yani neden oluştuğuna yönelik halen yoğun çalışmalar sürmektedir.Tek bir nedeni yoktur.Genetik,çevresel faktörleriler, anne yaşı ve bazı vitamin eksikliklerinin neden olabileceği yönünde araştırmalar mevcuttur.Beyin gelişimine yönelik araştırmalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu frontal lob,sosyal davranış ve duygulanımla ilgili amigdala ve dil gelişimi ile ilgili temporal lob üzerine detaylı araştırmalarda devam etmektedir.Onun için OSB tek bir sebepten oluşmadığı için bir yaygın gelişimsel bozukluktur.

    OSB Tanı

    Tanı da biyolojik bir tanılama markırı yoktur.Tanı klinik değerlendirme ve davranışsal özelliklerin takibiyle konulmaktadır. Uygun çocuklarda psikometrik incelemeler yapılabilir.Evde veya sosyal ortamda çekilen videolar tanılamada işe yarmaktadır.Gerekli görülürse işitme testi ve nörolojik inceleme uygun olabilir.2 yaş altındaki çocuklarda pek çok belirti görülebilir ve değerlendirilebilir.1 yaştan küçük çocuklarda klinik gözlem ile sosyal iletişim yetersizliği izlenebilir ve bu çocuklar RİSKLİ ÇOCUK olarak kayıt altına alınmalıdır.

    OSB Belirtileri:

    Büyük bir kısmında belirtiler 13-14 aylık iken görülür.Bir kısmında gelişim normal iken 1-2 yaş aralığında gerilemeler başlamaktadır.

    1 YAŞINA KADAR OLAN GRUPTA:

    Bıgıldama yada ses çeşitliliği azdır,

    Kendisiyle ilgilenen yada konuşana ilgisizlik vardır,

    Bakım verenin gitmesi yada seslenmesine tepkisizdir,

    Uyku sorunları,anormal seste ağlamalar,

    Beslenmeye direnç yada emzirirken iletişim kurulamamsı gibi belirtiler görülebilir.

    GENEL OLARAK BELİRTİLER:

    Göz kontağında kısıtlılık,

    Adını seslendiğinizde bakamama,

    Konuştuğunuzda yüzünüze bakmaz etkileşime girmez,

    Sosyal olarak tepki verme gülümseme olmayışı,

    Oyuncaklarla amaca yönelik oynamama,

    Yaşı düzeyinde ifade ve alıcı dilde gerilikler,

    Kendine ait bir dil geliştirme,

    Monoton bir dil,

    Empati eksikliği,

    Duyguları anlama ve yorumla da yetersizlikler,

    İsteneni gösterememe,kendi isteklerini ebeveyni götürüp onun eliyle gösterme,

    Duygu paylaşımı yada sevdiği nesne paylaşımının olmaması,

    Tekrarlayıcı davranışlar(stereotipiler) (kendi etrafında dönme,el burma,bir nesneyle saatlerce uğraşma gibi),

    Kısıtlı ilgi alanları (arabalar,haritalar,tv,klipler gibi),

    Gevşek hipotonik olabilir,

    Motor gelişimde gerilik görülebilir,

    Dokunma gibi uyaranlara yanıtsızlık olabilir,

    Uyku ve beslenme sorunları gelişebilir,

    Taklit becerileri yoktur.

    OSB da erken tanı çok önemlidir.Bu belirtilerden bir kaçı çocuğunuzda var ise mutlaka profösyonel bir destek almanız uygundur.Çevrenin size ‘daha küçük,büyüyecek,babası da böyleydi’ gibi söylemlerini çok önemsememenizi tavsiye ederim.Durumu kabullenmek kolay olmasa da erken tanı ve tedavi çok önemli.

    TEDAVİ:

    Öncelikle aile,bakım verenler OSB hakkında ve tedavide ki rolleri hakkında iyi bilgilendirilmeleri gereklidir.

    Temel tedavi seçeneği özel eğitimdir.Özel eğitimi bu konuda eğitimi olan eğitimcilerden almaları gerektiği belirtilmelidir.

    2 yaş altında çocuklarda daha çok ebeveyn eğitimi ve sosyal-duygusal gelişim eğitimi uygundur.

    Daha büyük yaşta eğitim içeriği çocuğun yaş ve bilişsel gelişimine göre düzenlenmelidir.

    Zaman zaman ek tanılar için Dikkat Eksikliği,Anksiyete bulguları,Davranış Sorunları,Uyku sorunları için ilaç tedavisi önerilebilir.

    Tedavi de zihinsel performansı iyi olan çocuklar daha hızlı yol kat etmektedir. Tedavinin ne kadar süreceği çocuğun öğrenme kapasitesi,zihinsel gelişimi,ifade dilinde kelime kullanımı,sosyal ve aile desteğinin iyi olmasıyla ilgilidir.Kimi çocukta 1-2 yıl,kimisinde daha uzun sürebilir.

    Ergenlik döneminde zihinsel becerisi iyi olan OSB lu çocuklar durumlarını farklılıklarını görebildikleri için çeşitli sorunlar yaşayabilirler.Bu dönemde tıbbi destek gerekli olabilir.Performansı iyi olmayan çocuklarda ergenlik döneminde yoğun öfke nöbetleri,cinsel davranış sorunları,fiziksel zarar verme gibi problemler daha belirgin olabilir.

    Tedavi multidisipliner bir yaklaşımla düzenlenmeli.Takip eden doktor ile belirli aralıklarda çocuğun gelişimi ve sorun olan alanlar gözden geçirilmelidir.

    Alternatif diye sunulan diyet tedavileri,hiperbarik oksijen tedavisi,ağır metalden arındırma tedavisi,nörofeedback gibi tedavilerin OSB da etkin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar olmadığını da özellikle belirtmek isterim.

  • EMDR  NEDİR?

    EMDR NEDİR?

    EMDR Nedir?

    İngilizce kısaltması EMDR olan tekniğin Türkçe açılımı Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme’dir.

    Bu yöntem özellikle travma ile çalışan ve EMDR eğitimi alan terapistler tarafından kullanılmaktadır. Deprem,

    • Sel,
    • Yangın,
    • Trafik kazası,
    • İşkence,
    • Taciz-tecavüz

    benzeri travmatik yaşam olaylarına maruz kalmış bireyler yaşadıkları olayın ardından travma sonrası stres bozukluğu geliştirebilirler.

    Olay kişinin zihninde sağlıklı bir şekilde işlenip depolanamaz. Tam tersi işlenmeden kilitli bir şekilde sanki bir buz kütlesi gibi kalır. Bu durum da kişinin o olayı her hatırladığında tekrar tekrar aynı duygusal yoğunluğu yaşamasına neden olur.

    Bununla birlikte kendiyle ilgili olumsuz inançlar da geliştirebilir. Değersizim, yetersizim, çaresizim, sevilmeyi hak etmiyorum gibi…

    EMDR ile kişinin o anıya karşı duyarsızlaşması ve o anının yeniden işlenerek sağlıklı bir şekilde depolanması sağlanır.

    Böylelikle kişi o olayı ya da anıyı hatırlamaya devam eder ancak hatırladığında kendisini olumsuz duygu ve düşünceler içinde bulmaz. Yani bu teknik kişinin zihninden istenmeyen ya da rahatsız eden anıları silmez ancak önemli olan da silinmesi değildir.

    Önemli olan bu anıların sıradan/nötr bir anı olarak kişinin zihnindeki yerini koruması ve kişinin hayatına normal akışında devam edebilmesinin sağlanmasıdır.

    Zamanla geçeceğini ummak, etkisini azaltacağını beklemek sadece kişinin kendisini kandırmak ya da geçiştirmek için başvurduğu bir savunma mekanizmasıdır.

    Doğru tedavi yöntemleriyle destek almak adına bir uzmana başvurmak atılacak adımların ilkidir.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde altın kural!!!

    Tedavinin aslında en önemli bölümünü bu bozukluk hakkında aile ve çocuğu bilgilendirmek almaktadır. Birçok yerden DEHB’nun klinik belirtilerinin ne olduğu konusunda bilgi edinilmektedir. Fakat ailelerin tedavi konusunda ki kafa karışıklığı maalesef ki halen oldukça yaygındır. Bu nedenle, DEHB ile ilgili yanlış bilgileri ve önyargıları öncelikle konuşmak gerekmektedir. Bozukluğun belirtileri, seyri ve tedavisi hakkında aile ve çocuğunda anlayacağı şekilde gerekli aydınlatmalar yapılmalıdır.

    DEHB nöropsikiyatrik bir bozukluktur ve bu bozukluğun ortaya çıkardığı davranışsal sorunlar beyin kimyası ile ve yapısı ile ilgilidir. Anlaşılır düzeyde beyin çalışmalarından bahsedilmesi ve durumu beynin yapısal ve kimyasal durumunun oluşturduğu güzelce açıklanmalı, bu durumu anne-baba tutumlarının oluşturmadığı belirtilmelidir. Tabi ki de, yanlış ebeveyn tutumları belirtilerin şiddetini arttırmaktadır ve bu durumda ailenin bozukluk hakkında eğitimi çok önemlidir.

    Tedavi konusunda, çocuğun davranışlarını değiştirme eğitimi, anne ve baba eğitimi, tutumsal değişiklikler, aile terapisi, çocuğun yetersizlik alanlarına göre bireysel özellikleri göz önüne alınarak gerekli sosyal beceri ve akademik eğitimler, çocukla bireysel psikoterapi, uygunsuz, amaçsız hareketleri kontrol etmeye yönelik fiziksel aktiviteler gibi müdahaleler göz ardı edilmemelidir. Fakat, bunların hiç birisi tek başına DEHB’nun çekirdek belirtilerinin düzelmesinde etkili değildir. Çekirdek klinik belirtiler için ilaç tedavisi etkisi yadsınmayacak düzeyde fazladır.

    Stimulan ilaç tedavileri, şu an dünyada DEHB’nun tedavisinde birinci sıradadır. Bu ilaçlar ile ilgili çok uzun yıllardır, etkinlikleri ve yan etkileri konusunda ciddi bilimsel çalışmalar vardır ve halende devam etmektedir. Fakat, ilaç seçiminde ilk tercih edilecek ilaç şudur şeklinde net veriler yoktur. Bu konuda ki karar klinik değerlendirmeyi yapan uzman hekimin tecrübesine bağlıdır. Eğer klinik olarak bir stimulandan fayda sağlanmaz ise ikinci tercih yine başka bir stimulan olmalıdır. Çünkü DEHB olan bireylerin yaklaşık %25 i bir stimulana cevap vermezken diğerinden gayet olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Ve bu stimulan ilaçların kısa sürede etkin oldukları birçok defa gösterilmiştir. Yapılan son zamanlarda ki çalışmalar özellikle uygun doz ve sürede kullanımda tedavi edici etkilerini de göstermektedir. Takip çalışmalarında bağımlılık yapıcı özellikleri olmadığı tespit edilmiştir.

    İleriye dönük yapılan çalışmalarda, DEHB tanısı almış çocukların yaklaşık %75-80’nin belirtileri ergenlik döneminde de devam ettiği belirlenmiştir. Özellikle tedavi almamış olan çocukların, ergenlik döneminde daha belirgin olarak davran bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, bilişsel ve akademik sorunlar, cinsel aktivitelerde erken yaş girişimleri, bağımlılık yapıcı maddelere yatkınlık, kanunlar ile başının derde girmesi gibi durumlar daha sık görülmektedir. Yani stimulanlar ile tedaviler madde bağımlılığına yatkınlığı arttırmaz, aksine bağımlılık yapıcı maddelere yatkınlığı kontrol etmektedir.

    DEHB başka diğer psikiyatrik, nöropsikiyatrik bozukluklar ile sık görülen bir bozukluktur. Örneğin Özgül Öğrenme Bozukluğu, Zeka Geriliği olan bir çocuk sadece ilaç ile tedavi edilemez. Bu yetersizlik alanlarına göre bireysel akademik destekler mutlaka şarttır. Çocuğun depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk, tik bozukluğu gibi herhangi başka bir ek psikiyatrik durumu varsa mutlaka bu durumlara yönelik gerekli psikiyatrik yaklaşımlar, oyun terapisi, dürtü kontrol çalışmaları, bireysel destekler ve ek ilaç tedavileri de tedaviye eklenmelidir. Epilepsi, konuşma bozukluğu gibi başka durumlar da eşlik ediyorsa, ilgili uzmanlık alanlarına yönlendirilmesi ve gerekli tedavileri alması sağlanmalıdır.

    DEHB kalıtsal özellikleri belirgin bir bozukluk olduğu için, anne, baba, kardeş vs de de DEHB bulguları olabilir. Bu gibi durumlar çocuğa yaklaşımları, onun durumu için ortak çalışmaları olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle ev içinde başka DEHB olan birey var ise onların tedavileri konusunda da destek verilmesi ilerlemeler için çok önemlidir.

    Görüldüğü üzere, DEHB tedavisi olan bir bozukluktur. Tedaviye başlamak için altın dönem okul öncesi ve okul başlangıç yıllarıdır. Çünkü tedavi alma süreci ne kadar uzarsa, çocuğun ya da gencin yapısal zorluklardan kaynaklanan davranış sorunları, akademik gerilikleri, sosyal uyum sorunları gibi durumların şiddeti artacaktır. Ve bu durum, çocuğun ya da gencin çevreden sürekli olumsuz tepkiler almasıyla birlikte kendilik algısında bozulmalara yol açacaktır. Durum böyle olduğunda, kişi öfkeli, gergin, ya da içe dönük, yetersizlik hissi gibi olumsuz duygular ile boğuşmak zorunda kalacaktır. Açıkcası, tedavide geç kalınması bireyin ikincil psikiyatrik durumlara maruz kalmasında rol oynayan temel bir durumdur. Böyle olunca bireyin ilerde ki iş hayatı, aile hayatı, sosyal yaşamı da olumsuz etkilenecektir.

    DEHB’nun tedavisin de ki başarı sadece hekime ve ilaca bağlı değildir. Tedavinin olumlu sonuçlar vermesinde aileye ve öğretmenlere de önemli görevler düşmektedir. Tedavinin temel amacı, çocuğun yaşam kalitesini arttırmaktır. Ve bu konuda tabi ki de ilaç tedavileri tek başlarına yeterli olmayacaktır. Gerekli değerlendirmeler sonrasında ilaç tedavisi almasına karar verilen bireylerin kendileri, aileleri ve öğretmenleri ile de işbirliği yapılması altın kurallar içinde değerlendirilmektedir.

  • Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Psikolojik travma, bireyin kendisinin veya sevdiklerinin fiziksel ya da ruhsal bütünlüğünü tehdit edici, korku, dehşet, çaresizlik gibi yoğun duygulara neden olan, ani ve beklenmedik olayları kapsar.

    Travmaları toplumsal travmalar (deprem, sel, hortum, tsunami, patlama…) ve bireysel travmalar (şiddet, istismar, taciz, tecavüz, trafik kazası, gasp, ayrılık ve boşanma, ani hastalık, ani ölüm…) olarak ikiye ayırabiliriz.

    Travma sonrası tepkiler “normal insanların, anormal olaylara verdiği normal tepkiler”dir. Anormal olan mağdur ya da tepkileri değil; olayın kendisidir.

    Travma mağdurları yaşanan olayın ardından duygusal (şok, üzüntü,öfke, endişe, suçluluk, umutsuzluk, kaygı, korku, karamsarlık, donukluk, aşırı sinirlilik, çaresizlik…); fiziksel (baş/göğüs ağrısı, mide yanması ve/veya bulanması, kalp sıkışması, gürültüye karşı duyarlılık, iştah artması ya da tam tersi azalması, sürekli yorgunluk hali, nefes darlığı ve kolay hastalanma…) ya da davranışsal (uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma, kendini ihmal etme, içe kapanma, alkol ve madde kullanımı, kaçınma davranışları, konuşmama, dikkatsizlik ve dağınıklık, sürekli aynı şeyle uğraşma, hiçbir şey olmamış gibi davranma…) tepkiler geliştirebilirler. Benzeri tepkileri belki daha düşük dozlarda travma mağdurlarının yakınları da yaşayabilirler.

    Baş Etme Yöntemleri

    • Zaman tanımak

    • Güçlü yönlerinize odaklanmak

    • Aile ve sosyal çevre desteğini kabul etmek

    • Öncelikleri belirlemek

    • Küçük ve gerçekleşebilir hedefler koymak

    • Sağlıklı ve düzenli beslenmek

    • Yeteri kadar dinlenmek

    • Küçük egzersizler yapmak

    • İnsanlarla sohbet etmek

    • Büyük ve ciddi kararlardan kaçınmak

    • Yalnız olmadığınızı hatırlamak

    Travma Mağdurlarının Yakınları Neler Yapabilir?

    • Sadece dinleyin ve ne hissettikleri ile ilgili empati kurmaya çalışın

    • Duygusal, fiziksel ve sosyal destek ilk etapta oldukça önemlidir

    • Günlük hayata adapte olabilmeleri için zaman tanıyın

    • İhtiyaçlarını sorun

    • Yanlarında olduğunuzu sıkça dile getirin

    • Yaşananlardan ötürü duyduğunuz üzüntüyü dile getirin

    • Olaydan bahsetmekten kaçınmaya, yok saymaya çalışmayın

    Çocuklarda Travma

    Çocuklar olayın tekrar yaşanmasından, yalnız kalmaktan, tek başına uyumaktan, ölümden korkabilirler. Olayın ardından çocukların anne-babayla yakın olma ihtiyacı doğaldır. Tek başına yatamama, uykuya dalmada güçlük, sık sık uyanma, kabuslar görme, alt ıslatma ve yeme problemleri ortaya çıkabilir.

    Çocuklara Yaklaşım

    • Yaşanan olayla ilgili kısa-net bilgi verin

    • Birebir zaman geçirmeye özen gösterin

    • Fiziksel temas kurun

    • Oyun oynamaya çalışın

    • Birlikte resim yapın

    • Daha büyük çocuklarla ayrıntılı konuşun. Duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin

    • Sorularını anlayabilecekleri şekilde cevaplamaya çalışın

    • Onları sevdiğinizi, desteklediğinizi ve onları hep koruyacağınızı sıkça dile getirin

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri

    • Kişinin yaşadığı travmayı zihninde tekrar tekrar yaşıyor olması

    a)    Flashbackler

    b)    Kabuslar

    c)    Travmayla ilgili gün içerisinde zihne gelen ve durdurulamayan düşünceler

    • Kaçınma davranışları gösteriyor olması

    a)    Travmatik olaya dair konuşmalardan ve anılardan kaçınma
    b)    Travmatik olayla bağlantılı olan aktivitelerden, yerlerden ve kişilerden uzak durma
    c)    Travmatik olayla ilgili önemli bir parçayı hatırlayamama
    d)    Günlük aktivitelere olan ilginin ve katılımın azalması
    e)    Diğer insanlardan kopmuş olma hissi
    f)    Duygu ifadesinde zorlanma

    • Fiziksel olarak uyarılma belirtileri gösterme

    1. Travmatik olay hatırlatılınca vücudun tetikleniyor olması

    2. Aşırı uyarılmışlık hali

    3. Uyku problemleri (Insomnia)

    4. Öfke

    5. Konsantrasyon güçlüğü

    Ne Zaman Bir Uzmana Başvurulmalı?

    • Belirtiler özel, sosyal ve iş hayatınızı etkilemeye başladığında

    • Özellikle uyku ve yeme problemleri yaşadığınızda

    • Depresif semptomlar eşlik ettiğinde

    • TSSB belirtileri 1 aydan uzun sürdüğünde

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi

    • Bilgilendirme

        Travmadan az etkilenmiş, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilere  

    • Danışmanlık veya Kısa Süreli Psikoterapi

        Travmadan daha çok etkilenmiş, ciddi belirtiler yaşayan, ancak işini gücünü sürdürebilenlere

    • Uzun Süreli Psikoterapi, İlaç Tedavisi veya Yatarak Tedavi

        Hayatı ciddi derecede etkilenmiş, ağır belirtileri olanlara

    • Psikoterapi

      • EMDR Terapisi (Göz Hareketleri İle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): İşlenmemiş anının, işlenerek sağlıklı bir şekilde işlenerek yeniden depolanması sürecidir.

    • Bilişsel Davranışçı Terapi: Duygu, düşünce ve davranış ilişkisi üzerine çalışılır.

    • İlaç Tedavisi

      • Düşünce yoğunluğunun azalması

      • Uyku ve yeme düzenin sağlanması

      • Öfke nöbetlerinin ortadan kalkması

      • Depresif belirtilerin azalması

      • Konsantrasyonun sağlanması

      • Bedensel ağrı ve şikayetlerin azalması

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaygınlaşıyor!

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) iki farklı bozukluk ve her zaman, bir arada görülmüyor. Ancak bir arada görülen çocuklarda da bazen hiperaktivite bazen de dikkat eksikliği ön plana çıkabiliyor. Üstelik cinsiyete göre de değişebiliyor; DEHB tanısı almış çocuklar arasında dikkat eksikliği kızlarda, hiperaktivite ve dürtüsellik ise daha çok erkeklerde görülüyor.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu; çocuğun akademik, iş, sosyal ve özel hayatında sorunlara yol açabilirken, ileride depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, sınıfta kalma, okulu terk etme, iş hayatında düşük başarı, sık iş değiştirme, tehlikeli araba kullanma ve madde kullanımı gibi ek sorunlar da eklenebiiyor.

    KİŞİLİĞİNİ DEĞİL, HATASINI ELEŞTİRİN

    Bu çocuklar sık düşebilir, evdeki eşyalara zarar verebilir ve oyun oynarken yaralanabilir. Böyle bir durumda kişiliğini değil yaptığı hatayı eleştirin. Örneğin; bir vazoyu kırdığında “Seni doğuracağıma taş doğursaydım, elin ayağın durmuyor” demek kişiliğini yaralar. Onun yerine “Salondaki vazoyla oynarken kırmışsın. Bu hareketin yanlış ve bu yüzden seni on dakikalığına odana yollayacağım” diyerek hatasının farkına varmasını sağlayabilirsiniz.

    KISA VE NET YÖNERGELER VERİN, TEKRARLATIN

    Anlattıklarınızı sonuna kadar dinlemeyebilirler. “Anladım” dese de aslında ne anlattığınızı ve kendisinden ne istediğinizi tam olarak anlamamıştır hatta sadece ilk ve son cümleniz aklında kalacaktır. O nedenle, çocuğunuzla göz teması kurup, net ve kısa mesaj vermeniz, sonra da tekrarlatmanız yönergelerinizin etkinliğini artırır.

    EV KURALLARINI YAPILANDIRIN

    Görevlerini düzenleyebilmek için görsel, somut hatırlatıcılar ve sabit kurallara ihtiyaç duyarlar. Örneğin; akşam yemeğinin 19:00’da yeneceğini, ardından sofranın toplanmasına yardım edileceğini, sonra da ödevlerini yapması gerektiğini söyleseniz de o sırada başka bir şeyle meşgulse söylediklerinizi unutacaktır. O nedenle evin kurallarını ortak bir kararla belirleyip liste haline getirin ve çocuğunuzun çalışma masasına asın. Sürekli göz önünde olacak kurallar, sözden daha etkili olacaktır.

    ÖVGÜDEN KAÇINMAYIN

    Çocuğunuzun beğendiğiniz hareket ve davranışlarını zaman kaybetmeden, hemen övün. “Otobüste yer vermeni çok beğendim” gibi. Sözel pekiştireçler istenilen davranışların tekrarlanma olasılığını artırır. Birkaç kez sözel olarak pekiştirdiğiniz ve övdüğünüz davranışının zamanla çocuğunuz için bir alışkanlık haline geldiğini göreceksiniz.

    UZUN UZUN ELEŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun istemediğiniz davranışlarını uzun uzadıya eleştirmeyin. Çok ve sık eleştirilen davranışlar dikkat çekme ve iletişimin bir yolu haline gelebilir.

    EVDE EŞYALARININ YERİNİ DEĞİŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun odasında eşyalarının yerleri net ve sabit olsun. Oyuncaklar, çoraplar, iç çamaşırları, kitaplar ve defterlerin yerlerini renkli etiketlerle belirtebilirsiniz. Zamanla çocuğunuzun etiketlere alışarak, odasını daha düzenli hale getirmeye başladığını göreceksiniz.

    ÖĞRETMENİYLE İLETİŞİMDE OLUN

    Öğretmenleriyle iletişimde olun. Onların gözlemleri tanı ve tedavide çok önemli. DEHB tanılı çocukların öğretmenleri bu çocukların yerlerinde kıpır kıpır kıpırdandıklarını veya arkadaşlarına laf yetiştirdiklerini fark ettiklerinde çocuğun adını söylemek veya önüne dön vb. şeklinde uyarılar yapmak yerine çocukla önceden kararlaştırdıkları bir davranışı yapabilirler (Örneğin yanından geçerken kalemle sırasına vurmak gibi). Bu davranış hem çocuk için bir uyarı görevi görür hem de çocuğun arkadaşları içerisinde öne çıkmasını engeller.

    SPOR ETKİNLİKLERİNE BAŞLATIN

    Çocuğunuzu spor etkinliklerine başlatın. Belli bir düzen içerisinde yapılan sporlar davranış sorunlarını azaltabiliyor. Antrenör/ koç ve benzeri yetişkinler çocuğunuz için rol modelleri olarak görev yapabilir. Takım oyunları çocuğunuzun sosyal becerilerini destekler ve arkadaş çevresini model almasını sağlayabilir.

    KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocuğunuzla çok daha fazla ilgilenmeniz gerektiğinden çoğu zaman kendinizi tükenmiş, yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz. Haftada en az bir saat kendinize vakit ayırın. Bunun için kendinizi suçlu hissetmeyin. Çünkü kendinize zaman ayırarak, günlük hayatınız ve ebeveynlik becerileriniz için gereken enerjiyi sağlamada da büyük fayda göreceksiniz.

    TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANIYOR

    İlköğretim öncesinde ve hafif semptomlarda öncelikle davranışçı terapiler uygulanıyor, ebeveynler doğru yaklaşım konusunda bilgilendiriliyor. Orta-ağır derecede semptomlarda, ilköğretim çağındaki ve daha büyük çocuklarda ilaç tedavisi birinci seçenek olarak öneriliyor.

    İlaç tedavisi bireysel ve aile psikoterapisi ile birlikte yürütülmeli ve bir –iki yıllık tedaviden sonra tercihen okul dönemi içerisinde ilaca bir- iki ay ara verilerek tedavi gerekip gerekmediği tekrar değerlendirilmelidir. Kullanılan ilaçlar ve terapiler ise geçici olarak belirtileri kontrol etmekte ve ek bozukluklar ve sorunların gelişmesini önlemektedir. Bu yararların gözlenmesi için ebeveynlerin çocuklarının öğretmenleri ile iletişimde olması, ders başarısızlığı, dikkatsizlik, aşırı hareketlilik gibi belirtiler özellikle altı aydır sürüyorsa çocuk psikiyatrisi polikliniklerine başvurması önerilir.

  • Psikolojik Sağlığımızı Nasıl Koruruz?

    Psikolojik Sağlığımızı Nasıl Koruruz?

    En basit haliyle cevaplayalım: İç sesimizi dinleyip sevdiğimiz şeyleri yaparak ruh sağlığımızı koruyabiliriz. Bunu yapmak hem kolay hem de zor aslında. Kolay çünkü ne istediğimizi yine en iyi biz biliyoruz bu konuda kimseye ihtiyacımız yok ama aynı zamanda da zor çünkü iç sesimizi dinleyebilmek ve sevdiğimiz şeyleri yapabilmek için de kendimize zaman ayırmamız gerekiyor. Fakat artık her şey o kadar çabuk gelişiyor ve zaman o kadar hızlı ilerliyor ki durup nefes almak, dönüp de kendimize bakmak, ‘bir dakika yahu ben ne yapiyorum ne istiyorum’ demek için vakit bulamıyoruz resmen.

    Ben bu durumu özellikle anne olduktan sonra cok daha dramatik bir şekilde yaşadığımı fark ediyorum ve sık sık çevremdeki kisilerle konusurken “zaman onceden su gibi akıyordu ama simdi şelale oldu cagliyor” diye dert yanabiliyorum. Cocuklarima bakip ne ara bu kadar büyüdünüz diye düşünürken zamanin nasil da hızlı aktığını fark ediyorum iç çekerek…

    Zaman gerçekten selale olup cagliyor ama bizim mutlaka her gün kendimize zaman ayırmamız gerekiyor. Danışanlarımla bu konuyu konuşurken bir gunlerini nasil geçirdiklerini detaylandırmalarını isterim sıklıkla ve birlikte bakariz günün hangi saati ‘ben saati’ olarak ozellestirilebilir diye. Bu bazen çocuklar uyuduktan sonra olur, bazen cocuklar sabah henuz uyanmadan olur, bazen de cocuklari okula esi ise yolladıktan sonra olur ama mutlaka olur.

    Benim boyle bir zamanim yok, kendime ayıracak vaktim yok diyen danisanlarimin kendisine ‘ben saati’ ayırdıktan sonraki değişimleri gerçekten görülmeye değer olur her zaman. Nasil ki disari cikmadan once aynada fiziksel gorüntümuze bakıp bir çeki düzen veriyorsak, ruhsal dunyamiza da bakmak ve neye ihtiyaci varsa o ihtiyacı gidermek zorundayiz. İşte bunu yapabilirsek psikolojik sagligimizi korumayı da başarmış oluruz. Not: Adi ‘ben saati’ ve ideali ortalama bir saatimizi kendimize ayirmak ama bunun zorlayıcı oldugunu bilerek ilk etapta 10 dk, 20 dk gibi kısa sürelerle baslamanizi öneriyorum. Zaten kendinizdeki degisimi farkettikçe sureyi de arttirmak isteyeceksiniz.

  • Oyun oynamanın çocuğun gelişimine olan katkıları

    Çocukların hayal dünyaları yetişkinlere oranla oldukça geniştir. Çocuklar, çoğu zaman duygu ve düşüncelerini kelimeler ile ifade etmeyi tercih etmez. Çünkü anlatmak istediği, düşündüğü şeyleri sembolize ederek kendini daha iyi ifade edeceğini düşünür. Oyun da çocukların dünyasında oldukça önemli bir yer kaplar. Oyun, çocuk ile ebeveyn arasında duygusal yakınlığın ve bağ kurmanın gerçekleşmesini sağlamaktadır. Oyunun bağ kurmak, duygusal yakınlık dışında birçok yararı daha vardır. Bunlarda biri de oyunun iyileştirici gücüdür.

    Oyunun İşlevleri

    Oyunun iyileştirici gücü, özellikle travmatik yaşantılar geçiren ve travmatik yaşantılara maruz kalmak zorunda bırakılan çocuklarda “mucizevi” nitelikte olumlu sonuçlar göstermektedir.

    Oyunun bir diğer işlevi ise; çocuğa, gerçek yaşamda karşılaşabileceği olumsuz durum ve yaşantıları kontrollü şekilde ve çocuğun eğlendiği bir ortam olan oyun ortamında sunarak çocuğun olumsuz durum ve yaşantıları deneyimlemesini sağlamaktır. Böylece çocuk, yaşadığı olumsuz durumları kontrol etme ve başa çıkabilme becerisi kazanmış olacaktır.

    Oyun oynamak çocuğun yaratıcılığı destekler. Hayal dünyasını zenginleştirir.

    Oyun oynamak, çocuğun özgüvenini destekler. Çocuk, oyun oynayarak kendini daha iyi ifade etmeyi öğrenir.

    Oyun oynayan çocuk, oyun esnasında ihtiyaçlarının farkına varır. Çocuğun oyunda kurduğu senaryo ile ihtiyaçlarını dile getirebilir ya da oyuncaklar ile sembolize edebilir.

    Çocuğun hayatında oyun önemli bir yer kaplamaktadır. Çocuklarla oyunlarla öğrenir, oyunlarla büyür.

    Oyun oynamak, çocuğun çok yönlü gelişimini desteklemektedir.

    Oyunun, Sosyal Gelişime Katkıları

    Arkadaşlık kurma ve arkadaşlığı sürdürme

    Toplum kurallarına uyma, kuralları içselleştirme

    İç denetim geliştirme

    Oyunun Duygusal Gelişime Katkıları

    Oyun oynamak çocuğa kendi duygularını tanıma fırsatı sağlar.

    Oyun oynayan çocuk, duygularını uygun şekilde ifade etmeyi öğrenir.

    Oyun oynan çocuk başkalarının duygularını da dikkate almaya başlar.

    Oyunun Bedensel Gelişime Katkıları

    Oyun oynamak, çocuğun vücut, hareket gelişimini olumlu yönde destekler.

    Oyun oynayan çocuğun el becerileri gelişir.

    Hareket yetkinliği artar.

    Oyunun Zihinsel Gelişime Katkıları

    Çocuk, oyun oynayarak kavramların ve nesnelerin özelliklerini öğrenir.

    Çocuğun oyun oynaması dilini etkin şekilde kullanmasına yardımcı olur.

    Oyun, çocuğun problem çözme becerisinin gelişmesine yardımcı olur.

  • Psikolojik Sağlığımız Nasıl Bozulur?

    Psikolojik Sağlığımız Nasıl Bozulur?

    Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki psikolojik sağlığımız eften püften sebeplerle kolay kolay bozulmaz. Yani is yerinde patronumuzdan azar işittigimizde, havalar ısındığında/soğuduğunda, partnerimizle tartistigimizda, kilo aldığımızda vs. psikolojikmsagligimiz hemen riske girmez. Psikolojik sağlığımizin bozulmasindaki en onemli faktörlerden biri saydigimiz ve benzeri bircok stres unsuruna uzun süre maruz kalmaktır. Yani size mobing uygulayan bir patronunuz varsa, sürekli tartistiginiz ve duygusal doyuma ulasamadiginiz bir ilişki içerisindeyseniz, gunesin çok az goruldugu kuzey ülkelerden birinde yaşıyorsanız, aldığınız kilolar fiziksel sagliginizi etkiliyor ya da siz dış görünüşünüzü sürekli kafaya takiyorsaniz depresyon basta olmak uzere duygu durum bozukluğu ya da kaygi bozuklugu yaşama ihtimaliniz oldukca yuksek demektir.

    Ayni sekilde çocuğunuza bir kac kere sesinizi yükselttiniz diye (elbetteki ideali hic olmamasi ama ideal hayatlar yaşamıyoruz hicbirimiz), istedigi bir seye hayir dediniz diye, arkadasi ona kustu diye psikolojik sagligi bozulmaz. Ancak bir cocuk sevginin, saygının olmadığı bir ortamda yaşıyorsa, duygusal, fiziksel, sözel şiddete/istismara/ihmale maruz kalıyorsa ve koşulsuz sevgi alamıyorsa psikolojik sağlığı ciddi risk altında demektir. Şimdi baktığımızda ‘benim çocuğum iyi yaa, bağırdım da sovdum de vurdum da ama bak hic bisey olmadi’ diye düşünüyor olabilirsiniz ancak bu tarz bir yaklaşımla büyütülen bir cocugun yara almaması mumkun degil ne yazık ki…

    Nasil ki bir enfeksiyon vücuda girer girmez hasta olmuyoruz, kulucka donemi boyunca mikroplar yavas yavas vücudumuza yerleşiyor ve ele geçirirse, stres yaratan turden yasadiklarimiz da yavas yavas psikolojik sagligimizi ele geçiriyor ve bir anda kendimizi psikolojik bir hastalığın pençesinde buluveriyoruz. O nedenle hem kendimizi hem de çocuklarımızı can kulağıyla dinlemeli ve enfeksiyon (stres) vücuda girer girmez bas etmenin yollarini aramaliyiz.