Yazar: C8H

  • Enürezis nedir ?

    Çocukluk çağının en önemli ve en sık görülen işeme bozukluğudur. Uyku sırasında idrar kesesinin fonksiyonel kapasitesi dolduğunda ortaya çıkan kendini boşaltma ihtiyacı nedeniyle çocuk uyanamaz ve yatağına işerse “enürezis” olarak adlandırılır.

    Enürezis, çocukluk çağının en sık karşılaşılan sorunlarından biridir. Çocuğu, ailesini ve çevresini etkileyen önemli bir problemdir. Çocuğun kendine güvenini azaltmakta, utanç duymasına ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir.

    Enürezis idrar kontrolünün beklendiği yaştan sonra (5 yaş) gece ya da gündüz, yatağına ya da giysilerine istemli ya da iradedışı olarak yenileyen (haftada en az 2 kez) idrar kaçırması olarak tanımlanır. Enürezis başlangıcı ve seyrine göre primer veya sekonder olabilir. Uykuda işeme bazı çocuklarda doğuştan beri arada hiç kuru kalma dönemi olmadan sürer gider buna birincil tip (primer enürezis) denir; bazılarında ise bir süre (en az 6 ay) tuvalet eğitimi sağlanmış sonra herhangi bir yaşta birdenbire uykuda işeme başlamıştır. Buna da ikincil tip (sekonder enürezis) adı verilir.

    Enürezis nokturnal ve diurnal olabilir. Gece uykuda işeme durumuna nokturnal enurezis, gündüz uyanıkken işeme ise diurnal enürezis olarak isimlendirilmektedir. Gece veya gündüz yalnızca uykuda işeyen çocuklarda bundan başka bir yakınma yoksa buna tek semptomlu uykuda işeme (monosemptomatik enürezis nokturna) denilmektedir. Nokturnal enürezis için yatak ıslatma veya uykuda altını ıslatma şeklindeki ifadeler suçlayıcı bir tanımlamlar olduğu için kullanılmamalı, bunların yerine “uykuda işeme” terimi tercih edilmelidir.

    Öncelikle bir doktora baş vurarak organik sebepler doğuştan bozukluklar ya da idrar yollarında iltihap gibi bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer araştırma sonucu herhangi bir hastalık bulunamazsa, şunlar çocuğun altını ıslatma nedeni olabilir:

    Zamanından önce veya çok baskılı tuvalet eğitimi verilmesi, enüresis oluşumunun en sık rastlanan nedenidir.

    Aşırı temiz, titiz, düzenli annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı çocuğun tepkisini gösterir.

    Hiç tuvalet eğitimi verilmemesi de enüresise yol açabilir. Annenin aşırı koruyuculuğu, çocuğu uzun süre kendisine bağımlı tutumu, bilinçaltı isteği de çocuğu bebeksi kılar.

    Yeni bir kardeşin doğması, çocuğun ilgiyi tekrar üzerinde toplayabilmek için kardeşine özenerek altını ıslatmasına neden olabilir.

    Ailede, ölüm, ayrılık, geçimsizlik, hastalık okul başarısızlığı gibi yaşam olaylarının yarattığı kaygılar, çocukların davranışlarına enüresis şeklinde yansıyabilir.

    Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15’inde Enürezis noktürna görülmektedir. Çeşitli ülkelerden %5-%15 gibi oranlar bildirilmektedir. Erkek çocuklarda daha sıktır. Kendi kendine de düzelebilen Enürezis noktürnanın sıklığı yaş ilerledikçe azalmakta, erişkin yaşlarda %1 oranında devam etmektedir. Ayrıca enüreziste komorbid durumların oranı oldukça yüksek oranda saptanmaktadır.

    Çocuğun altını ıslatması ve dışkısını kaçırmasında anne ve babaların tutumu çok önemlidir. Aile öfke ve utanç duyabilir, çocuğu cezalandırır, kardeşleri ile kıyaslayabilir. Bazı aileler ise tam aksine çocuğa bez bağlamak, bezini değiştirirken onu öpüp sevmek gibi enüresisi bilmeden destekler tutumdadır. Her iki tutumun da zararlı olduğu, yani cezanın da, sevecen davranışla ödüllendirmenin de doğru olmayacağı bilinmelidir.

    Öncelikle çocuğa destek gerekir. Azarlama, utandırma ya da cezalandırma doğru değildir.

    Gece tuvalete kalkmak sorunu çözebilir. Özellikle çocuk uykudan 1,5 saat sonra uyandırılmalıdır. Çünkü altını ıslatmalar en çok uykunun bu döneminde olmaktadır. Çocuk uyandırılarak idrarı yaptırılır. Yarı uyur durumda idrar yapması ile yatağında uyurken yapması arasında eğitim bakımından pek fark yoktur.

    Farklı tedavi yöntemleri vardır. Bunlar davranış modifikasyonu (motivasyon tedavisi, kondüsyon-alarm tedavisi, mesane retansiyonu eğitimi), hipnoterapi ve ilaç tedavisi (antikolinerjikler, trisiklik antidepresanlar, vasopressin) yöntemleridir.

    Hipnoterapi ve/veya psikoterapi yüksek başarı oranları, yan etki açısından güvenirliliği ve uygulama kolaylığı açısından enürezisli çocuklarda yüksek oranda tam ve sürdürülen kuruluk sağlayabildiği tercih olarak uygulanabilmektedir. Ana nedeninin saptanması ve ortadan kaldırılması, ayrıca egonun güçlendirilmesi sebebiyle ikincil kazanç olarak olası başka semptomların ortaya çıkmaması ve olası başka psikosomatik durumlarla başa çıkabilme yeteneğinin geliştirilmesi bu yöntemleri cazip kılmaktadır.

  • Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kurtulamayız!

    Daha dogrusu kurtulmamalıyız!

    Çünkü kaygı kurtulunması gereken değil, neşe, sevinç, üzüntü, pişmanlık, hayal kırıklığı veya kıskançlık gibi hissedilmesi gereken bir duygudur. Hatta belki de digerlerin daha da önemli bir duygudur çünkü bizi hayatta yani sağ tutma gücüne sahiptir. Nasıl mı? Söyle düşünelim, diyelim ki son teknoloji bir ürün icat edildi (olmaz da) ve kaygı duygumuzu sokup aldı. Neler olur dersiniz?

    • Karşıdan karşıya geçerken sağımıza solumuza bakmayarak bir arabanin altinda kalabiliriz.
    • Yolda yürürken çocuğumuzun elini tutmayarak çocuğumuza bir zarar gelmesine
    • Arabamızın ya da evimizin kapısını kilitlemeyerek hirsizlara davetiye cikarmis olabiliriz.
    • Ütüyü fişden çekmeyerek bir yangın çıkmasına neden olabiliriz.

    Örnekler çoğaltılabilir ve benzeri bütün tehlikelerden bizi koruyan duygu “kaygı” duygusudur. Basimiza bir sey gelmemesi için kaygılanır ve önlem alırız. Aldığımız onlemler de bizim ya da sevdiklerimizin hayatta kalmasını sağlar. Ayrıca kaygı motivasyonumuzu arttırır. Çalışmamız gereken sınavlara, bitirmemiz gereken projelere hazırlanmamız için bizi alarmda tutar.

    Demem o ki kaygımızı fark edelim, sevelim, hissetmekten kaçınmayalım. Kurtulmayı değil, bizi hayatta tuttuğu ve motivasyonumuzu arttırdığı için teşekkür etmeyi deneyelim.

    Not:Kaygı bozuklukları ciddi ruhsal sağlık sorunlarıdır ve mutlaka destek alınmalıdır, destek alındığında çözümü vardır. Burada bahsedilen kaygı, bozukluk mertebesine ulaşmamış, sağlıklı kaygıdır.

  • Özgül/özel ögrenme güçlüğü nedir?

    Öğrenmeyi bilgi kazanmak olarak tanımlarsak, öğrenme güçlükleri, bilgi kazanma aşamasında karşılaşılan güçlükler olarak ifade edilebilir. Normal veya normalin üzerinde zekâya sahip olmasına rağmen çocuğun dinleme, sözel ve yazılı ifade etme, okuma, yazma, matematik alanlarının birinde veya birkaçında güçlük çekmesidir.

    Normal veya normalin üzerinde zekâya sahip, Birincil olarak başka bir psikolojik sorunu bulunmayan, Belirgin bir beyin patolojisi olmayan, Duyusal sorunu (görme, işitme) olmayan Dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme, matematik becerilerin kazanılmasında ve kullanılmasında yoğun güçlük yaşayan, Kendini organize etme, sosyal algılama ve etkileşim sorunları olan, Yaşına ve zekâsına uygun eğitim başarısı gösteremeyen çocuklarda saptanır.

    ÖÖG sıklığını araştıran çalışmalarda Okul çağı çocuklarında %5 oranında olduğu, ancak genel olarak oldukça farklı sonuçlar (%1-33) bildirildiği görülmektedir. Erkeklerde 2 kat daha sık göründüğünü bildiren çalışmalar mevcuttur.

    Nedenleri olarak suçlanan etmenler, Beyin hasarı, Genetik – Kalıtımsal Etmenler, Nörolojik İşlevlerde Bozukluk (Belleğe bilgi girişi, işlenmesi, depolanması ve veri olarak çıkışı aşamalarında meydana gelen bozukluk) olarak sıralanır.

    Beynin sağ ve sol hemisferleri arasında iletişim sorunları, Fonolojik işlevlerde bozukluk. Algısal bozukluklar (görsel, işitsel, dokunsal, mekânsal) eşlik edebilir zaman zaman da bu tablo ile karışabilir.

    Öğrenme bozukluğu olan çocuklarda gözlenen sorunlar:

    Görsel sembolleri karıştırma(b-d; m-n; ı-i; o-ö; 6-9), Sözcüğü ters çevirme(ev-ve; çok-koç; 12-21), Okurken satır atlamak, yerini kaybetmek. Harflerin sırasını karıştırma(için-çini). Okuduğunu anlayamama, yavaş ve hatalı okuma. Sözlü yönergeleri dinleme ve izlemede güçlük. Sağ- sol ve yön karıştırma. Zaman ve mekân sorunları. Matematik güçlükler( çarpım tablosunu ezberleyememe, işlemlerde sembol karıştırma vs.). İkincil davranış sorunları eşlik edebilir.

    Sözlü-yazılı ifade güçlüğü. Dikkat ve konsantrasyon güçlüğü. İşitsel algı güçlüğü (harflerin seslerini karıştırmak) tabloyla karışır bazen de eşlik eder.

    Ağırlıklı olarak yazım hataları olarak karşımıza çıkmaktadır. “p, b, d, m, n” sıklıkla karıştırılan harflerdir. Görsel uyaranları algılamakta da güçlükleri olduğu için yazılanları tersinden okuyup yazma sıklıkla görülmektedir. Örneğin “koy” yerine “yok” yazmak gibi. Sayıları sıklıkla karıştırırlar. Ardıl olarak saymak kolay bir görevdir. Ancak eşleme yaparak ya da kategorileme yaparak sayı saymak ve dört işlemi “örneğin 5 yerine 2, 6 yerine 9 yazma” karıştırdıkları görülmektedir. Yön ve zaman kavramları yoktur. Noktalama işaretlerini kullanmama, okurken yazıları takip edememe, eksik okuma ve ters yazma gibi belirtiler bozukluğun işaretleridir.

    Öğrenme güçlüğü teşhisi, çok eksenli sınıflandırma sistemi yardımıyla konulmalıdır. ÖÖG ön tanılı çocukların okulda okuma ve heceleme becerilerini kazanma yeteneklerini arttırdığı tespit edilen anaokulunda başlanılan önleme programları mevcuttur ve önerilir.

    Dünyayı sağ beyinle görmektir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklar sol beyinlerini yeterince kullanamazlar.

    ÖÖG: Zekâ sorunu olmamasına rağmen öğrenememektir. Örneğin; Okumayı Yazmayı Çarpım tablosunu İşlem yapmayı ayları, günleri, ritmik Saymayı, giyinip soyunmayı, planlı olmayı, zamanı, top yakalamayı gibi

    Yapısaldır, Beynin işleyiş bozukluğundan kaynaklanır.

    Ömür boyu sürme eğilimi olsada belirtiler tedavi ile birlikte silikleşebilir. • Sosyal etkileşim sorunları da eşlik eder. Okumada, yazmada ve aritmetikte sorunlar vardır. Farklı düşünme yolları vardır. Özgüvenleri düşüktür. Dahi yönlerini fark etmezler.

    ÖÖG’li bir çocuk

    Dersinin Başına oturmama, • Dikkatini vermeme, • Yavaş yapma, • Ödevlerin çok uzun sürmesi, • Hep başkasına onaylatma ihtiyacı, • Hep yardım alma ihtiyacı, • Hiç ödev yapmama, • Yalan söyleme sorunları yaşarlar.

    Peki ÖÖG li çocuklar Nasıl Öğrenir?

    Sağ beyini kullanarak öğrenirler.

    Görsel materyal çok kullanarak,

    Sık tekrar yaparak,

    Kendi düşünce sistemlerini geliştirerek,

    Yaratıcı yöntemlerle öğrenirler.

    Çok iyi düşünürler ama ezberleyemezler.

    Öğrenmesi için zaman tanıyın, acele etmeyin. Destekleyin Yardım edin. Kolaylaştırın Gelişmesi için itekleyin. En önemlisi mutlaka bir uzmana gidin. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzmanı tanı, tedavi, eşlik edebilmesi muhtemel ek durumları saptayabilme ve baş edebilme açısından çocuğunuz ve sizle birlikte yol haritanızı çizecektir

  • Hiperaktivite Nedir?

    Hiperaktivite Nedir?

    Çocuklarda plansızlık ve aşırı hareketlilik şeklinde açığa çıkan, dürtüsel bir bozukluktur. Hiperaktif çocuklar, rahatsız edici davranışları kasten yapmazlar. Yani, bu bir tür şımarıklık veya benzeri durum değildir. Hiperaktivite bozukluğu, dürtülerin kontrol edilmesinde yaşanan güçlükten ileri gelir.

    Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, birazdan aşağıda okuyacağınız davranışlarıyla özel hayatlarında ve sosyal hayatlarında çeşitli problemler yaşayabilirler. Sürekli eleştirilerin hedefi olabilir, muhtemel dikkat sorunlarıyla derslerden geri kalabilirler. Yaşıtlarından geri kalan çocukların özgüveni zarar görür ve diğer olumsuzluklarla birlikte yetersizlik hissedebilirler. Bu tür olumsuzlukların yaşanmaması için mutlaka önlem alınmalıdır.

    HİPERAKTİF ÇOCUKLAR NASIL DESTEKLENMELİ?

    Eğitim ve Gelişim Tavsiyeleri

    1. Çocuğunuza destek olmak için onun adına etkin bir planlama yapabilirsiniz. Ders saatleri, oyun saatleri, çeşitli etkinlik saatleri belirleyebilir ve kurallara uyması konusunda onu motive edebilirsiniz. Planlamayı siz yapmazsanız, onun yapmasını beklemek şimdilik gerçekçi bir beklenti olmaz. Planlama alışkanlığı kazanması için ona biraz zaman tanımalı ve diğer çocuklardan farklı (geçerli mazereti) olduğunu unutmamalısınız.

    2. Öğretmeniyle görüşün ve çocuğunuzda hiperaktivite olduğu için dikkatinin çok kolay dağılabileceğini hatırlatın. Sınıfta ön sıralarda ve pencereden uzak noktalarda oturmasını sağlayın.

    3. Aşırı olan enerjisini, sağlıklı bir şekilde boşaltmasını sağlayacak aktiviteler sunabilirsiniz. Özellikle spor faaliyetleri ile hiperaktif çocuklar, enerjilerini doğru yöne kanalize etmiş olurlar. Spor yapmak, kan akışını hızlandırarak beyne daha fazla oksijen taşınmasını sağlar. Bu da beyin gelişimini destekleyen ve dikkat eksikliğine iyi gelen bir aktivitedir.

    4. Çabalamış olmalarını ödüllendirin. Sonuca değil, çabaya odaklanın. Aslında bu öneri, sadece hiperaktif çocukların ebeveynlerine değil; tüm ebeveynleredir ama siz bir hiperaktif çocuğun velisiyseniz, bu konuya çok özen gösterin.

    Şimdi hiperaktivitenin tedavisini inceleyelim. Tedavi yöntemlerini incelemeden önce, henüz tanısı konmamış çocukların ailelerini bilgilendirmek için belirtilerden de bahsedelim.

    HİPERAKTİVİTE BELİRTİLERİ NELERDİR?

    En kolay gözlemlenebilen belirtisi aşırı hareketlilik olduğundan, halk arasında, enerjisi yüksek çocuklar için de bazen “hiperaktif çocuk” ifadesi kullanılmaktadır. Yazının başında da belirttiğim gibi, bu yaklaşım doğru değildir. Bazı çocuklar, sadece enerjisi yüksek olduğu için hareketlidirler.

    Aşağıdaki hiperaktivite belirtileri, tanı/teşhis için çocuk psikiyatristlerinden destek almanız konusunda size ipuçları verebilir.

    • Dikkatsizlik: Çocuğunuzda, aşırı hareketliliğin yanında dikkat bozukluğu da gözlemliyorsanız, bu durum hiperaktivite belirtisi olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çoğu kez bir arada görülür.

    • Çabuk Sıkılma: Hiperaktif çocuklar, meşgul oldukları işlerden –genellikle- çok çabuk sıkılırlar. Bir işten diğer bir işe anında geçiş yapabilirler.

    • Sabit Duramama: Oturduğu yerde veya herhangi bir bekleme alanında sabit duramama davranışı da yine hiperaktivite belirtileri arasında değerlendirilmektedir.

    • Kurallara Uymama: Hiperaktif çocukların kurallara uymakta güçlük çektiği gözlemlenmektedir.

    • Söz Kesme: Belirtiler arasında, sürekli birilerinin sözünü kesme davranışı da görülmektedir.

    • Dürtüsellik – Düşünmeden Hareket Etme: Hiperaktif çocuğun belirtileri arasında en güçlüsü de dürtüselliktir. Dürtüsellik; aklına geleni hemen yapma, tehlikeyi görememe, sonuçlarını düşünmeme gibi davranışlarla özetlenebilir.

    • Rahatsız Edici Olma: Hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıkça gözlemlenen davranışlardan biri de başkalarını rahatsız etme veya işinden alıkoyma durumudur.

    • Saldırganlık: Uyumsuz ve saldırgan tutumlar görülebilmektedir.

    HİPERAKTİVİTE TEDAVİSİ

    Tedavi için öncelikle klinik tanı konulması gerekmektedir. Hiperaktif tanısı koyabilmek için çocuğun diğer ortamlarda nasıl davrandığı da değerlendirilmelidir. Bu nedenle, anne-baba ile birlikte çocuğun eğitimine katkıda bulunan (öğretmen, dadı gibi) diğer kişilerin de gözlemleri değerlendirilmelidir. Çocuk ruh sağlığı uzmanları, bu verileri bir arada değerlendirmek için çeşitli testler ve ölçekler kullanırlar.

    Nörolojik testler ve nöropsikiyatrik testler: Hiperaktivite testi, DEHB testi, çeşitli ölçekler ve gözlemler ile bozukluğun hem kaynağı, hem de tam olarak hangi alanlarda olduğu belirlenir. Sonrasında ise en uygun tedavi süreci başlatılır.

    Hiperaktivite tedavisinde ilaç reçete edilebilir. Hiperaktivite ilaçları genellikle metilfenidat içerir. Metilfenidatın yan etkileri sizi endişelendiriyor olsa bile kullanım konusundaki kararı uzman doktora bırakmanızı tavsiye ederim. Unutmayın, hiperaktivitenin çocuğun gelişimine vereceği zarar, ilaçların yan etkilerinden daha fazla olabilir.

    Bazı durumlarda ilaçsız tedavi, yani psikoterapi yöntemi uygulanır. Davranışçı terapi ile çocuğa doğru davranış alışkanlıkları kazandırılması hedeflenir. Hiperaktif çocuklarda sıkça gözlemlenen aşırı enerjinin doğru faaliyetlere yönlendirilmesi, saldırganlık gibi tutumların ortadan kaldırılması, plansız hareket etme yerine planlama becerisi kazandırılması ve benzeri davranış değişikliği adımları atılır. Elbette bu süreç, bir paragrafla anlatılacak kadar basit veya kısa bir süreç değildir. Sürecin bir uzman tarafından yönetilmesi gerekir.

    HİPERAKTİVİTE TÜRLERİ

    İlaçlı tedavi ve ilaçsız terapi yöntemleri belirlenmeden önce hiperaktivitenin türüne bakılır. 3 tip hiperaktivite vardır:

    • Kombine Tip: En yaygın görülenidir. Dikkat problemlerinin ve aşırı hareketliliğin bir arada görüldüğü DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) türüdür.

    • Hiperaktivitenin Baskın Olduğu Tip: Dikkat problemlerinin daha az görülüp, ağırlıklı olarak aşırı hareketliliğin görüldüğü türdür.

    Dikkat Problemlerinin Baskın Olduğu Tip: Hiperaktif hareketlerin daha az görülüp, ağırlıklı olarak dikkate dayalı sorunların görüldüğü türdür.

  • Çocuklarda en sık görülen psikiyatrik durum: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (dehb)

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklarda en sık görülen psikiyatrik durumlardan biridir. Etiyoloji, klinik, tedavi ve seyir hakkındaki bilimsel bilgilerin araştırmalarla artması, DEHB’nin klinikte izlemini yıllar içinde değişmiştir. DEHB’nin son yıllarda yaşam boyu bir durum olarak kabul edilmesine ve değerlendirme, tedavi ve idame için uluslararası protokoller olmasına rağmen hala birçok genç, yetişkin hayata tanı konmamış DEHB ile başlamaktadır. Bu da çocukluk çağında tanının gözden kaçırıldığı ya da yanlış tanı konulduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu gençlerin, yaşadıkları belirtiler ve ilişkili sorunları için en uygun tedaviyi almadıkları anlamına da gelmektedir. Birçoğu sahip oldukları potansiyele ulaşamamakta, bazıları da bu yüzden belirsiz bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İyi haber, DEHB için geliştirilmiş olan müdahalelerin tedavi etkinliklerinin geniş olması ve DEHB’ye her yaşta müdahale edilebilmesidir. Ancak DEHB’si olan çocukların psikolojik olarak sağlıklı ve yaşam kalitesi yüksek, kendine güvenli bireyler olarak yetişkinliğe erişmelerini istiyorsak, mümkün olduğunca erken teşhis ve müdahale edilmelidir.

    Bazı bireylerde yaşla birlikte belirtiler azalır (en sık hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri), bazı bireylerde ise belirtiler ısrarcıdır ve yetişkin dönemde belirtilere bağlı bozulmalar görülür. DEHB’nin görülme sıklığı çocuklarda %5, yetişkinlerde %2.5 olarak saptanmıştır. Çocukluk çağında kızlara oranla 4 kat daha fazla erkek DEHB tanısı alırken, yetişkinlikte kadınların tanı alma oranları erkeklerle hemen hemen aynıdır. Bu durum, erkek çocuklarının kızlara oranla daha fazla hiperaktivite göstermesi ve böylece fark edilme ve değerlendirmeye yönlendirilme olasılıklarının daha yüksek olmasından kaynaklanıyor olabilir.

    Çocuklarda okul öncesi dönemde var olan ancak bir şekilde idare edilen bazı sorunlar bu dönemde gün yüzüne çıkabiliyor. Bunlardan birincisi öğrenmeyle ilişkili problemler; özellikle dikkat, derse adaptasyon, konsantrasyon ve öğrenme ile ilgili sorunlar çocukların akademik başarısını olumsuz yönde etkileyebilir. Sınıf içerisinde oturmakta, sınıf kurallarına uyumda sorun yaşama ile kendini gösteren hiperaktivite ve dürtüsel davranışlar ise davranış bozukluğu ile kendini gösterebilir. Bu tarz davranış ve sorunlar sadece çocuğun akademik yönden olumsuz etkilenmesine yol açmaz, bunun yanında arkadaşları tarafından dışlanmasına ve etiketlenmesine ve bu etki yoluyla özgüven sorunları ve depresyona neden olabilir.

    Bu çocuklarda görülen belirtiler; dikkat eksikliği, derse odaklanma ve dikkatin sürdürülmesinde problem, unutkanlık, eşya kaybetme, dış uyaranlarla (gürültü, kalabalık gibi) dikkatin çabuk dağılması, kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünme, dikkatsiz hatalar yapma, ders sırasında konuşma, sınıfta oturmakta güçlük çekme, sürekli yerinden kalkma isteği, sonucunu düşünmeden yapılan hareketler, sabırsızlık ve lafa dalma olarak sıralanabilir.
    DEHB tanısı alan bir çocukta bu belirtilerin hepsinin bir arada bulunmayabileceğini, “Bu hastalık için alt tipler tanımlanmıştır. Birinci grupta ‘sadece dikkat eksikliği’ görülmektedir. Bu çocuklar sessiz ve sakin oldukları için genellikle okuldan hiç şikâyet gelmez. Ancak dalgın olduklarından okuldan akademik bir kazanç sağlayamazlar ve genellikle hiperaktif olan gruba göre daha geç tanı alırlar. İkinci grup ‘hiperaktivitesi olan ancak dikkatte bozulma görülmeyen grup’tur. Üçüncüsü ise ‘hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivitenin bir arada görüldüğü mixt tip çocukların oluşturduğu gruptur. Tanı için, DEHB ile ilişkili davranış ve zorlukların kişinin işlevselliğini önemli ölçüde etkiliyor olması gerekir.

    Öncelikle bir çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından mutlaka çocuk ve gencin DEHB olup olmadığı belirlenmelidir. Tedavi çocuğu hayati risk taşıyabilecek kazalardan koruyabilmek, gerçek akademik performansını ortaya koyma şansını sunmak, aşırı hareketlilik ve dürtüselliğinin kontrol altına alınması, tedavi edilmediğinde oluşabilecek riskli durumlardan korumak için gereklidir.

  • Çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

    Çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

    Dört yaşındaki çocuklara bile Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konabilmektedir. Ancak verilen talimatlara uymamak, dikkat süresinin kısa olması, enerjik davranışlar gibi DEHB belirtileri aynı zamanda 1-5 yaş arası çocuklarda yaşları gereği sıkça görülen davranışlardır. Bu nedenle bu yaş grubunda DEHB tanısı koymak güçtür. Genellikle çocuk kreşe ya da okula başlayana dek ebeveynler DEHB’ye işaret eden sorunları fark etmezler. Fakat kreş ya da sınıf ortamının yapısı ve rutini evde fark edilmeyen sorunları daha belirgin hale getirebilir. Ayrıca, bu ortamlarda başka çocukların da bulunması ebeveynlere ve öğretmenlere çocuğu akranlarıyla kıyaslama imkânı verir.

    Küçük Çocuklarda DEHB Belirtileri Nelerdir?

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu her çocukta farklı şiddetlerde farklı belirtilere neden olabilir. Ancak DEHB’li küçük çocuklarda aşağıdaki sorunlar ortak olarak görülür:

    • Yerinde oturamama

    • Öğle uykusu uyumak istememe ya da uyuyamama

    • Gece uykuya dalmakta güçlük çekme

    • Sırası gelmeden konuşma ve sürekli söz kesme

    • Yüksek sesle konuşma

    • Sürekli konuşma

    • Durmadan kıpırdanma

    DEHB, küçük çocukların kreşte ya da okullarda cezalandırılmalarına yol açacak davranışlar sergilemelerine neden olabilir. Bu duruma bağlı olarak olumsuz sonuçlar doğabilir. Öğretmenlerinin ya da akranlarının kafasında bu çocuklara dair olumsuz bir imaj yer edebilir ya da bu çocuklar kendilerini yalnız ve dışlanmış hissedebilirler.

    Ne Yapmalı?

    Bir çocuğun fazla hareketli olması ya da düşünmeden hareket etmesi her zaman DEHB olduğu anlamına gelmez. Bazı davranışlar ve tutumlar görme bozukluğu, işitme kaybı ya da öğrenme güçlüğü gibi fiziksel ya da zihinsel sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Ayrıca, DEHB’yi çağrıştıran birçok davranış küçük çocuklarda yaygın olarak görülmektedir ve geçicidir.

    1-5 yaş arasındaki çocuğunuzda DEHB olduğundan şüpheleniyorsanız önce bir doktorla görüşmeniz gerekmektedir. Çocuğunuzun davranışlarının fiziksel bir sorundan kaynaklanmadığına emin olduktan sonra bir çocuk doktoru ya da çocuk psikiyatristi tanı koymak için bir plan oluşturacaktır. Genellikle kesin olarak DEHB tanısı konmadan önce belirtilerin birbirini takip eden en az 6 ay boyunca tekrar etmesi gerekir. Ayrıca, söz konusu belirtiler yalnızca ev ya da okul ortamına özgü olmamalı, çocuğunuz aynı belirtileri farklı ortamlarda ve alanlarda da gösteriyor olmalıdır.

    Çocuğunuza DEHB tanısı konması durumunda çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Genellikle ilk tercih edilen yöntem ilaç değildir. Davranış terapisi küçük çocuklarda daha başarılı olmaktadır. Zira ebeveynler erken yaşlarda başlandığında bir yandan olumlu davranışları ve sorunlara baş etme yöntemlerini teşvik ederken diğer yandan da olumsuz davranışları ve “kötü alışkanlıkları” ortadan kaldırabilir. Davranış terapisinin asıl amacı çocuğun bir duruma ya da ortama yaklaşım şeklini değiştirmektir. Ebeveynler ve öğretmenler ise iyi davranışların takdir edildiği kötü davranışların ise göz ardı edildiği ödüllendirmeye dayalı bir sistem kullanabilirler. Bir diğer önemli nokta ise evde bir düzen ve rutin oluşturmaktır. Bu rutin çocuğunuzun ihtiyaçlarına göre genel hatlarıyla günlük bir programdan, belli işlerin belli saatlerde yapıldığı daha spesifik bir programa farklı şekillerde oluşturulabilir.

  • Otizm spektrum bozukluğu ve otizmli çocuğu olan ailelere öneriler

    Otizm bireylerin sosyalleşmesini, sözlü ve sözsüz iletişim becerilerini olumsuz etkileyen bir bozukluktur. Bunlarla beraber otizmli bireylerde sıklıkla tekrarlayıcı davranışlar ve ilgilerini çeken konuların çok az olduğunu görüyoruz. Daha önce Otizm başlığı altında bu bulguların görüldüğü değişik tanılar sınıflandırılırken, şimdi bütün tanılar Otizm Spektrum Bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Burada spektrum ile bulguların ve bu bulguların şiddetinin bireyden bireye değişiklik gösterdiği kastedilmektedir.

    Otizm beyin gelişimi ile ilgili bir bozukluk olup nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Otizmin gen çevre etkileşimi ile ortaya çıktığı düşünülüyor. Otizmde kanıtlanmış tek etken ileri baba yaşı. Aşılar ile ilgili yapılan geniş çaplı araştırmalar sonucu, otizmin aşılama ile ilgisinin olmadığı kanıtlanmış.

    Otizm (autism) kelimesi içe dönük olmak demektir ve yunanca autos (kendi, ben) kelimesinden gelmektedir. Otizmli bireyleri değerlendirdiğimizde en önemli bulgunun sosyalleşememek olduğunu görürüz. Bunun nedeni otizmin en temel bulgusu olan “sosyal-iletişimsel” yetersizliklerdir. Otizmli bireyler iletişim becerilerini ve sosyal ipuçlarını zamanında kazanamadıklarından insanlarla ilişki kurma güçlüğü yaşarlar. Erken dönem belirtileri arasında ismine dönmeme, göz göze gelmeme, parmağı ile işaret etmeme, kelime söylememe, gülümsendiğinde karşılık olarak gülümsememe ön plana çıkar. Bunların 1.5 yaş civarında olmaması durumunda otizmden şüphelenmek gerekebilir. Sosyal-iletişimsel yetersizliklerin yanında bir diğer bulgu tekrarlayıcı davranışlar ve kısıtlı ilgi alanıdır. Genelde otizmli bireylerde tekrarlayıcı motor hareketler, aynı şeyleri yapmakta ısrar ve bazı takıntılar eşlik edebilmektedir.

    Otizm tanısının son yıllarda daha sık konulduğu, bunun en belirgin nedeninin otizm ile ilgili farkındalığın artması olduğu düşünülmektedir. Çocuklarda ilk 3 yaşta aşırı ekran maruziyetinin iletişim becerilerini geciktirmesi bu duruma katkıda bulunan bir faktör olabilir. Ayrıca ileri ebeveyn yaşı gibi faktörler de bu durumu etkileyebilir. Otizm tanısı klinik değerlendirme ve gözlem ile konulur. 2 Yaş civarı konulan tanının güvenirliği yüksektir.

    Otizmde klinik gidişi etkileyen faktörler; bireyin zeka durumu, belirtilerinin şiddeti, dil becerileri, eşlik eden bozukluklar ve eğitsel faktörlere erken yaşta başlama olarak gösterilmiştir.

    Otizm tanısı konulduktan sonra yapılacak ilk iş, otizm belirtilerine ve çocuğun davranışlarına yönelik özel eğitime başlamaktır. Ailenin detaylı bilgilendirilmesi ve desteklenmesi çok önemlidir. Devletin karşıladığı eğitim saatleri yetersiz olduğu için ailelerin, ev içerisinde eğitimi sürdürmeleri gerekir. Otizm tedavisinde ilaç tedavisi, davranış sorunlarını azaltmak ve çocuğun eğitimden daha iyi fayda görebilmesi için düzenlenir.

    Otizm tedavisinde; diyet, ağır metallerden arındırma, nörofeedback, duyu bütünleme gibi etkinliklerin otizmin temel belirtileri olan sosyal-iletişimsel yetersizlikler ve tekrarlayıcı davranışlar üzerinde bir etkisi gösterilememiştir.

    Otizmde Aile Desteği

    Tanı koyulduktan sonra ailelere büyük görev düşmektedir. Çocuklarına otizm tanısı konulan anne ve babalar büyük üzüntü yaşayabilir, bu durumdan ruhsal olarak etkilenebilir. Ancak ailelerin öncelikle kendi beden ve ruh sağlıklarını korumaları gerekir. Otizmli çocuğun hayata kazandırılmasında en büyük destek ailesi olacaktır. Aileler gerektiğinde bir ruh sağlığı uzmanından yardım almalılar.

    Ailelerin çocuğun eğitime başlamasını, gelişimini takip etmesi gerekir. Çocuklarının takibi, yapılması gerekenleri ve ortaya çıkacak sorun ile ilgili bilgileri uzman kişilerden ve güvenilir kaynaklardan alımalıdır. Bu sebeplerle, bir çocuk psikiyatristinin takibinde olmaları ve adım adım eğitim hedeflerini belirlemeleri önerilir.

    Otizmli çocuğu olan diğer ailelerin bulunduğu destek grupları ile irtibat halinde olmak her zaman fayda sağlayabilir. Çocuğun eğitim sürecinin iyi bir takip altına alınması gerekmektedir, aileler sürekli bu sürece dâhil olmalı ve çocuğun zihinsel gelişiminin önünü açmalıdır.

    Ailenin eğitim programının içinde olması, çocuğun sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkıda bulunması ve sorunlu davranışlarının değiştirilmesi açısından çok önemlidir.

    Ailenin şunun farkında olması gerekir; çocuk ancak haftada iki kez özel eğitim merkezine gidiyor, zamanının çoğunu ailesi ile birlikte geçiriyor. Bu nedenle özel eğitimde yapılanları evde tekrarlamaları gerekir.

    Ailelerin evde yapmaları gereken aktiviteler:

    -Çocuğu uzun süre kendi haline bırakmadan, televizyon izletmeden, oyun oynamak, aktiviteler yapmak ve sürekli konuşarak iletişim kurmak,

    -Çocuğunuza sürekli ismiyle seslenin, eğilip göz hizasına inip seslenmeye çalışın, bazen elinizde ses çıkaran bir nesne olsun, bu nesneyi göz hizasına getirerek, ismi ile seslenin, baktığında alkışlayın, sevdiği bir yiyecek verin,

    -Basit komutları öğretmeye çalışın; ismiyle seslenin, baktıktan sonra “gel” deyin. Yanınıza gelirse “Aferin, çok güzel geldin” deyip sevdiği yiyecekten küçük bir parça verin, alkışlayın, gülümseyin, eğer yanınıza gelmezse elinizle gel işareti yaparken “gel” deyin. Yanınıza gelirse yine aynı şekilde ödüllendirin. İşaretle gösterdiğiniz halde de gelmezse, yanına gidin, “gel” diyerek çocuğun elinden tutun ve bulunduğunuz yere getirin. Yine ödüllendirmeyi unutmayın. Çocuğun yavaş ilerleyeceğini unutmayın ve sabırlı olun.

    -Çocuk bir komutu öğrendikten sonra başka bir komutun öğretim aşamasına geçin (gel, tut, al vb.).

    -Çocukla gün içinde sık sık oyun oynayın. Basit oyunlar oynamaya çalışın. Oyun oynarken abartılı sesler ve abartılı yüz ifadeleri kullanın. Örneğin arabaları çarpıştırırken yüksek şekilde araba sesi çıkartın ya da top oynarken çocuk topu size atarsa “yaşasın” diye sevincinizi çok belli eden ifadeler kullanın.

    Top oynama, lego yapma, araba sürme gibi oyunlar ile başlayabilirsiniz.

    Oyunlara nesnelerin isimlerini söyleyerek başlayın, sonra oyunu kurmaya ve çocuğunuzu katmaya uğraşın.

    Top oynarken;

    -Çocukla karşılıklı oturun. Eşiniz de destek için çocuğun hemen yanına oturabilir.

    -Topu yerden yuvarlayarak çocuğa atın. “Oley” ya da “yaşasın” gibi ifadeler kullanın. Çocuğun da topu size atması için teşvik edin. Eğer çocuk tepki vermezse eşiniz çocuğun ellerinden destekleyerek topu atmasını sağlasın ve yine “Aferin, topu çok güzel attın” diyerek ödüllendirin. Alkışlayabilir veya sevdiği yiyecekten verebilirsiniz.

    -Çocuğun dikkatini çekebilmek için topla abartılı hareketler yapın. Topu havaya atıp tutun. Topu havadan çocuğa atın. Eşinizin yardımıyla yakalamasını sağlayın. Ödüllendirmeyi unutmayın.

    Araba sürerken,

    -Arabayı elinize alın ve çocuğun ismini söyleyerek “bak araba” deyip çocuğa gösterin.

    -Arabayı ses çıkararak sürün. Çocuğun da sürmesi için teşvik edin. Yapmıyorsa elinin üzerinden destek vererek sürmesini sağlayın. Yaptığı zaman “Aferin çok güzel sürdün” deyin, alkışlayın veya sevdiği yiyecekten bir parça verebilirsiniz.

    -Çocuk arabayı eline aldığında tekerleğini çevirmeye çalışabilir ya da hiçbir şey yapmadan bakabilir. Bu durumda hemen müdahale edip arabayı yere koyarak sürmesi için teşvik edin.

    -Siz arabalardan birini sürerken eşiniz de çocuğu eliyle desteklesin ve o da diğer arabayı sürsün. Karşılıklı ses çıkararak arabalara yarış yaptırın ya da çarpıştırın.

    Legolarla oynarken,

    -Küpleri üst üste koyarak kule yapın. Çocuğun da küpleri koyması için teşvik edin. Küp koyarsa alkışlayın ve ödüllendirin.

    -Üst üste koyduğunuz küpleri abartılı sesler çıkararak elinizle veya topla devirin. Gülümseyin ve alkışlayın.

    -Tüm oyunları benzer şekilde basit ve işlevine göre oynamaya çalışın. Her seferinde ismini söyleme ve göz temasını sağlamaya çalışmak ve ödüllendirmek iyi olur.

    -Çocuğunuz günlük işlerinizde yanınızda olsun, yaptığınız şeyleri anlatın, nesnelerin ismini söyleyin, nesneyi söylerken ağzınıza yakın tutun ve çocuğunuzun ağzınızın hareketlerini de görmesini sağlamaya çalışın.

    -Konuşamayan çocuklarda, nefes egzersizleri ve ağız hareketleri yaptırmaya çalışın. Balon şişirme, bir şeye üfleme, mum söndürme, sakız çiğneme, pipetle içecek içme, ağız kenarı yalama gibi hareketleri karşılıklı yapabilirsiniz.

    -Beraber hayvan sesleri çıkarmak hem dil gelişimi hem de taklit yeteneği açısından çok faydalıdır. Hayvan sesleri çıkaran bir oyuncak veya resimleri gösterip, önce ismini söyleyip sonra ses çıkarmak yararlı olur. Öncelikle köpek, kedi, kuzu, inek gibi kolay sesleri çıkaran hayvanlardan başlayın. Her seferinde hem hayvanı gösterin hem sesini çıkartın. Ağzınıza dikkat etmesini teşvik edin. Çocuk bir sesi çıkarmayı başardıktan sonra diğer sese geçin.

    -Çocuğunuzla hayali oyunlar oynamaya çalışın, bir nesneyi alıp telefonla konuşuyor gibi yapabilir, bir kaptan yemek yiyor gibi yapabilirsiniz.

    -Çocukların kelime kullanımını arttırmak için mümkün olduğunca çok kelime tanımaları gerekmektedir. Bunun için nesneleri, hayvanları, renkleri şekiller ile göstermek, “Ali bak bu elma, Ali bak bu kırmızı, Ali bak bu bir at” şeklinde söylemek, sonra söylediğimiz nesneyi, rengi, hayvanı bir kutu içine atmasını istemek; her seferinde gülerek alkışlamak, ödüllendirmek iyi olur. Örneğin, yüz organlarını tanıma çalışması yaparken. “Ali, burun nerede?” diye sorun. Elinizle burnunuzu gösterin, sonra onun elini tutarak, onun burnuna dokunun, “işte burun” deyin ve alkışlayın. Bunları sık sık yapın.

    -Otizmli çocuklar zamir kullanma konusunda sorun yaşayabiliyorlar. Bunu desteklemek için, çocuğunuz bir hareket yaptıktan sonra “kim yaptı” diye sorun. “Ben” demesini teşvik edin. Sonrasında eli ile kendisini gösterip “ben” demesini sağlamaya çalışın. Aynı şekilde, “bu kimin kazağı” diye sorun. “Benim” demesini teşvik edin. Söylemediğinde, siz yaparak destek olun.

    -Çocuğunuza evet-hayır kullanımını öğretmek için, bir nesne gösterin ve soru sorun. Örneğin, “Ali, bu top mu?”, çocuğunuzun evet, demesini teşvik edin; ya da aynı nesneye “bu elma mı” diye sorun. Hayır demesini teşvik edin. Sonra alkışlayıp, ödüllendirin.

    -Çocuğunuza var-yok kavramını öğretmek, bir şeyin bulunmadığını söylediğinizde öfke nöbetlerinin azaltılması açısından çok önemlidir. Resimli kartlar kullanarak; bak elma, bak araba diyerek ilgisini çekin. Sonrasında “elma var mı” diye sorun, “var” diyerek cevap verin; “köpek var mı” diye sorun, “yok” diyerek cevap verin. Gülerek ve alkışlayarak onun da cevap vermesi için teşvik etmeye çalışın.

    Öfke Nöbetleri ve Saldırganlık

    Otizmli çocukların öfke nöbetleri ve saldırgan davranışları, genellikle istedikleri bir şey yapılmadığında, kafalarındaki düzen bozulduğunda, kendilerini baskı altında hissettiklerinde, bazen de nedenini yetişkinlerin bilemediği ya da anlamadığı zamanlarda ortaya çıkabilmektedir. Öfke nöbetleri ve saldırganlığın, otizmli çocukların çevrelerinde olup biteni anlayamamalarından dolayı yaşadıkları gerilimin bir sonucu olduğuna da inanılmaktadır. Böylesi bir gerilimin çocukların ilişkilerini bozması, çevresindekileri çaresiz bırakması hatta korkutması da kaçınılmazdır. Ayrıca bu davranışlar otizmli çocuğun öğrenme yaşantısını da olumsuz etkileyecektir.

    Böyle durumlarda:

    -Öfke nöbetine sebep olan etmenler varsa bulunmalı ve mümkünse ortadan kaldırılmalıdır.

    -Çocuğun davranışları karşısındakileri asla korkutmamalıdır.

    -Çocuğun bunu başkalarına zarar vermek için yapmadığı, bunun kendini ifade etme biçimlerinden biri olduğu anlaşılmalıdır.

    -Çocuğa kendini ifade edecek doğru kanallar öğretilmelidir (konuşamayan bir çocuğa, istek ve ihtiyaçlarının resimlerinin olduğu bir defter hazırlanması gibi)

    -Öfke nöbeti bitince, 2-3 saniye sessiz kaldıktan sonra çocuğun bu davranışı dikkate alınmalı ve övülmelidir (aferin, şimdi sakin oturuyorsun gibi).

    -Yani çocuk öfke nöbeti yaşadığı için cezalandırılmamalı, öfke nöbeti bitince sakinleştiği için ödüllendirilmelidir.

    -Değiştiremeyeceğiniz davranışları kabul etme, eğer çocuğu olumlu etkiliyorsa, zararsız rutine binmiş davranışlara müsaade etmek ve bunlara uyumlu hareket etmek fayda sağlar.

    -Otizmli çocuklarda, tekrarlayıcı davranışlar, değişime direnç gösterme, takıntıların huzursuzluklarını azaltmaya yardımcı olduğu düşünülmektedir.

    -Otizmli bireyle dışarı çıkma, arabaya binme, market alışverisi yapma sırasında da böyle öfke nöbetleri yaşanabilmektedir. Unutmamalıyız ki otizmli bireylerin duyuları çok hassastır, ışıktan, sesten, kokulardan aşırı etkilenebilmektedirler. Böyle bir durumda sakin bir yere almaya çalışmak, gürültülü, ışıklı ortamdan uzaklaşmak, basit kelimeler ile onu anladığımızı söylemek gerekir.

    -Çocuğunuzun otizmden kaynaklı motivasyon eksikliği ve çabuk sıkılmaları olacağının farkında olarak öğrenmeyi eğlenceli faaliyetlerle ve ödüllendirmelerle geliştirmeye çalışın. Dikkat dağınıklığı, aşırı hareketli olma, davranış sorunları, öfke nöbetleri, uyum bozucu takıntıların varlığında çocuk psikiyatristinizden yardım isteyin.

  • Erkek Cinsel Sorunlarının Psikolojik Etkisi

    Erkek Cinsel Sorunlarının Psikolojik Etkisi

    1.Yetiştirilme koşulları ve geleneksel erkek cinsel rolü:
    Erkek çocuklarının yetiştirilirken erkek olmakla ilgili toplumsal olarak öğrendikleri şeylerin önemli bir kısmını her zaman seks isteyebilen ve sekse hazır olan bir seks makinesi olmak oluşturur. Erkekler kadınları ele geçirmek ve arzularını doyurmak üzere eğitilirler ve cinsellikle sevgiyi genellikle birbirinden ayırmak zorunda kalırlar. Erkekler cinsel ilişki kurdukları kadınlarla, saygı duyulup evlenilecek kadınları birbirinden ayırma eğilimindedirler. Bir kadını sevdiklerinde ve içselleştirdiklerinde ise onunla tutkulu bir cinsellik yaşama konusunda zorluk yaşarlar.

    2.Geleneksel cinsel rolünün dışına çıkamamak:
    Geleneksel erkek cinsel rolü, erkekleri eşleriyle genel ilişkilerinde olduğu gibi cinsel yaşamda da aktif ve belirleyici olmaya iter. Ayrıca erkeğin her zaman seks yapabileceğini ve kadını reddetmemesi gerektiğini düşündürür. Gerçekler böyle olmadığı için birçok erkek geleneksel erkek rolünü oynamak için kendisini zorlar ve ortaya çıkan sorunları “başarısızlık” olarak algılar. Hızla gelişen “başarısızlık korkusu” ise performans anksiyetesine neden olduğu için cinsel sorunlara neden olabilir. Cinsel ilişkide amaç, bir şeyi başarmak değil, cinsel eşiyle doyumlu bir cinsel yaşama ulaşmaktır.

    3.Negatif beden imajı ve düşük benlik saygısı:
    Cinsel işlev bozukluğu bir kez oturduğu zaman bunun bireyin kendilik algısı üzerine etkisi cinsel sorunun devamına veya kötüleşmesine yol açabilir. Bir erkeğin erkeklik duygusu sertleşme sorunuyla çökebilir ve böyle duygularla tetiklenen kaygı sertleşme zorluğunun devamına katkıda bulunabilir.

    4.Edilgenlik, çekingenlik:
    Bazı erken boşalma vakalarının, belirgin bir edilgenlik problemi vardır. Kızgınlıklarını, öfkelerini genellikle edilgen biçimlerde dışa vururlar. Herhangi bir şeyi reddetmek ve hayır demekte zorlukları olan bu kişiler bunun yerine görünüşte kabul ettikleri şeyleri karşı tarafı hayal kırıklığına uğratacak şeyler yaparlar. Bu kişiler genellikle baskın ve bazen de erkeksi özellikleri olan kadınları eş olarak seçerler. Bir yandan onların her dediğine evet der ve boyun eğmiş gibi görünürken bir yandan da pasif dirençler gösterirler. Erken boşalma da bu pasif direnişin ve karşı tarafı hayal kırıklığına uğratmanın bir çeşididir.

    5.Katı dini ve ahlaki inançlar:
    Erkeklerde dini inançlar ve katı ahlaki görüşler cinsel isteği çok etkilemezler çünkü en katı dini ve ahlaki inanışlarda bile erkeğin cinsel istek ve haz duyması olağan ve beklenen bir durum olarak karşılanır. Ancak katı dini inançlar kişide olabilecek farklı cinsel haz alma eğilimlerini engelleyerek uyarılma ve orgazm sorunlarına yol açabilmektedir. Uyarılma ve orgazm zorluklarının devam ettiği birçok durumda da zamanla erken boşalma ve cinsel istek bozukluğu da gelişebilmektedir

    6.Anne ile ilişkide sorunlar:
    Anneye yönelik bilinçdışı aşk kişinin cinsel eşiyle ilişkisinde çeşitli zorluklara yol açabilir. En basit ve en yaygın tipinde sertleşme bozukluğu anneye bilinçdışı bir cinsel bağlılığın devamına dayanır.

    7.Babayla ilişkide sorunlar:
    Katı ve cezalandırıcı babaları olan erkek çocuklarında cinsel haz almak bilinçdışında baba tarafından cezalandırılacağı korkularına yol açabilmektedir.

    8.Kişilik sorunları:
    Şizoid kişilik bozukluğu: Bebeklik dönemlerinde anneleriyle yakın bir duygusal ve fiziksel ilişki içinde olamamış erkeklerde bir kadınla cinsel yakınlık ve ilişki isteği az olabilir. Bu kişiler kendi başlarına cinsel etkinliklerde bulunabilmelerine karşın bir eşle cinsel ilişki isteği duymayabilirler.

    Annelerine düşkünlük gösteren bağımlı erkekler eşleriyle ya da sevgilileriyle cinsel olmayan duygusal ve fiziksel yakınlık kurabilmelerine ve bundan haz alabilmelerine karşın cinsel ilişkiye girmek istemeyebilirler. Annelerine de eşlerine de bağımlı ve aşırı düşkün olan bu erkekler ilişkide destek ve şefkat arayışı içinde olup erişkinliğin gerektirdiği cinsel yakınlıktan kaçınırlar.

    9.Cinsel kimlik ve yönelim sorunları:
    Bazı erkekler eşcinsel olmalarına karşın bunun farkında olarak evlenir ya da kadınlarla ilişki kurarlar. Çevreye karşı kamufle olma arzusuyla ya da aile üyelerinden gizleme amacıyla bu tarz bir yaşamı seçen bir erkek genç yaşlarda fiziksel uyaranların ya fantezilerin yardımıyla bir kadınla cinsel ilişki kurabilirler. Eşleriyle sevişirken bir erkeği düşünerek orgazm olabilirler. Ancak bir süre sonra, bir kadınla cinsel ilişki sürdürme istekleri azalır ve ortadan kalkar. Bazen de eşcinsel bir erkek eşcinselliği kabul edilemez bulduğundan eşcinsel arzularını bastırır ve bunların farkında olmaz ve eşcinsellik karşıtı tutumlar göstermek yanında sık sevgili değiştiren çapkın bir erkek gibi davranabilir. Ancak evlendiğinde bir süre sonra ya da bir ilişkisi uzun sürdüğünde cinsel isteğini yitirir. Bazen eşcinsel arzularını kısmen doyuran durumlarda eşleriyle birlikte olabilirken, eşcinsel arzularını uyarmayan durumlarda isteksizlik gösterebilirler. Eşinin başkasıyla birlikte olduğu fantezileri kurmak, eşinin eski cinsel ilişkilerini anlattırmak, eşini başka erkeklerle birlikte olduğu fantezileri kurmaya zorlamak bazen de eşini başka bir erkekle birlikte olmaya zorlamak gibi eylemler eşcinsel arzuları uyarabilen ve kısmen doyuran durumlardır.

    Bazı erkeklerde ise eşcinsel yönelimler heteroseksüel bir ilişkiyi engelleyebilecek ölçüde güçlü değildir ama mesela erkeksi, güçlü, baskın kadınlarla olmak gibi zorunluluklar yaratabilir ya da bir kadınla sadece anal yoldan ilişki kurabilmeye olanak tanıyabilir. Eşcinsel yönelimi net olan bir kişiyi heteroseksüel bir ilişkide işlev görmesini sağlamaya çalışmak uzun vadede yararsız olacağı gibi uygun bir yaklaşım da değildir.

    10.Yetersiz, yanlış cinsel bilgiler, tabular, mitler, yanlış inanışlar:
    Bir önceki kuşak ve akranlardan elde edilen cinsel bilgiler çoğunlukla eksik, yetersiz ve hatta çoğunlukla yanlıştır. Birçok vakada cinsel bilgilendirme ergenlikte işitilmiş kötü şakalar veya cinsel eğitimi zaten yetersiz olan diğer çocuklardan edinilmiştir. Eksik ve yetersiz cinsel bilgilenme aynı zamanda cinsel mitlere ve yanlış inanışlara inanmayı da kolaylaştırır.

    11.Cinsel taciz ve travmalar:
    Cinsel taciz ve travmalara maruz kalmış erkeklerde en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğu sertleşme bozukluğu ve istek bozukluğudur

    12.Cinsel fobiler ve kaçınmalar:
    Kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de cinsel ilişkinin kimi yönlerinden rahatsızlık duyma söz konusu olabilir. Bazı erkekler eşlerinin kıllarından, cinsel organının kokusundan ya da bir hastalığı varsa akıntılardan rahatsızlık duyabilir ve bunlarla karşılaşmamak için cinsel yakınlıktan kaçınabilir.

    13.Psikoseksüel gelişimin erken basamaklarında takılmalar:
    Cinsel dürtünün çocukluk boyunca gelişimi cinsel organların egemenliğindeki olgun cinsel aşamaya gelinceye kadar birçok basamaktan geçer. Bu basamakların birindeki şiddetli bir takılma cinsel birleşmenin olmadığı cinsel eylemlerle tatmin arayışı yaratır ya da cinsel birleşme isteksizliğine, uyarılma ve orgazm sorunlarına yol açabilir.

    14.Maskelenmiş parafililer (Cinsel sapkınlıklar):
    Hiçbir insanın cinsellikte arzuladığı şeyler başka birinin aynısı değildir. Ancak günümüzde başkalarının cinsel deneyimleri sinema, kitaplar gibi çeşitli yollardan öğrenildiğinden giderek insanların cinsel deneyimleri birbirine daha çok benzemeye başlamaktadır. Bazı insanlar kendi cinsel arzuları başka olsa da gördüğü ve işittiği şeylerin ortalamasını normal olarak kabul edip kendilerini buna uymaya zorlamaktadır. Oysa cinsel sapkınlık olarak kabul edilen teşhircilik, röntgencilik, fetişizm, cinsel sadizm, cinsel mazohizm vb. gibi birçok eğilim bir çok kişide vardır. Kişinin kendi özel arzularından kaçıp, normal sandığı tarzlara yönelmeleri cinsel hazlarını azaltır. Bu şekilde tekrarlanan ve doyum vermeyen cinsel deneyimler bir süre sonra cinsel isteği de azaltabilirler. Eşleriyle sevişmek yerine mastürbasyon yapan ya da pornografi izlemeyi tercih eden erkeklerin bazıları, kendi özel cinsel arzularını eşlerine söyleyemeyen, onun yerine bu arzularını fanteziler yoluyla ya da filmlerde izleyerek doyurmaya çalışan kimselerdir. Bazı erkekler de kendi arzularını sapıkça buldukları için, eşlerini buna ortak etmek istemezler ve arzularını mastürbasyonla, film izleyerek ya da paralı ilişkiler yoluyla doyurmaya çalışırlar.

    Ancak bazı insanlarda cinsel arzu cinsel ilişkinin tek bir bileşenine takılmıştır ve bir partnerle cinsel ilişkiye izin vermez. Kişi bu arzularını bastırdığı için de ne parafilik yoldan ne de başka yoldan bir cinsel ilişki kurma arzusu duymaz. Eğer bu tür eğilimler cinsel ilişkiye izin vermeyecek kadar güçlü değillerse, kişinin cinsel arzularını fark etmesini ve cinsel yaşamına dahil etmesini sağlayacak tedavi yaklaşımları yararlı olacaktır.

    15.Evlilik çatışmaları:
    Kadınlarda olduğu gibi erkekler de evlilik çatışmaları ve ilişki sorunlarına cinsel isteksizlikle yanıt verebilirler. Özellikle kızgınlık, kırgınlık duyguları eşle haz paylaşma isteğini azaltır. Bazen de evlilik sorunları depresyona veya kaygı bozukluklarına yol açtığı için cinsel isteği de bozarlar.

    Eşler arasında belirgin bir geçimsizlik, öfke ve kızgınlık varsa ve bu sorunlar çözümlenemiyorsa çiftin herhangi bir üyesinde veya ikisinde de cinsel işlev bozukluğu ortaya çıkabilir ya da başka bir nedenle ortaya çıkan bir işlev bozukluğunun devam etmesine yol açabilir.Birçok çift için cinsellik ile sevgi ve genel uyum çok sıkı bir ilişki içindedir ve bunların herhangi birindeki sorun diğerlerine de yansır. Eğer partnerlerden biri diğerine karşı ilgisini kaybetmişse veya gücenmişse tatminkar bir cinsel ilişki genellikle sürdürülemez.

    16.Eşe ilgi kaybı:
    Partnerler arasındaki çekicilik kaybı genellikle cinsel işlevlere yansır. Değişim kendiliğinden olabileceği gibi yaşlanma veya fiziksel değişikliklerle de (şişmanlık, sakatlayıcı ameliyat, kötü hijyen) ortaya çıkabilir.Erkeklerin ilişkinin ilerleyen dönemlerinde eşlerini anne gibi görmeye başlamaları ya da fiziksel görünümü değiştiği için eskisi kadar uyarıcı bulmamaları nedeniyle eşlerine yönelik cinsel istekleri azalabilmektedir. Özellikle çocuk sahibi olduktan, yani eşleri genç bir kadın olmaktan çıkıp anne rolüne girdikten sonra eşlerine cinsel isteği azalan erkekler bazen genç bir delikanlı gibi yaşam sürmeye başlarlar. Artık “anne” figürü olarak gördükleri eşlerine cinsel ilgileri azalır.

    17.Yakınlık sorunları:
    Ciddi şizoid, narsisistik ve obsesif kişilik patolojisi olan bireylerde ilişkinin başlangıç dönemlerine cinsel isteksizlik olmasa bile yakınlık ve bağlılık gelişmeye başladığı zaman ilişkiden uzaklaşma arzularının bir yansıması olarak cinsel istekte de azalma ortaya çıkabilmektedir. Yakınlık sorunları istek bozukluğuna yol açabildiği gibi erkeklerdeki orgazm sorunları ve geç boşalmanın da en önemli nedenlerindendir.

    18.Eşin cinsel deneyim eksikliği:
    Erkekler kültürün etkisiyle cinsel deneyimi olmayan kızları eş olarak seçmek eğilimindedirler. Bu tecrübesizlik cinsel yakınlık sırasında nasıl davranılacağını bilememekten, yanıtsızlığa kadar çeşitli sıkıntılar yaratabilir. Erkekler bir yandan tecrübesiz kadınları seçerler ama bir yandan da özellikle kendi cinsel aktivitesinin iyi olduğunu görmek için eşinin etkileniyor olduğunu görmek isterler. Kendi erkekliğine duyduğu güven eşine verebildiği cinsel hazla artıp azalabildiğinden, yanıt vermeyen, cinsel ilişkiye katılmayan bir kadın, kocasının alacağı doyumu azaltabilir. Her ne nedenden olursa olsun uzamış doyumsuzluklar sonunda cinsel isteğin de azalmasına yol açabilir.

    19.Pasif, bağımlı eş:
    Kadınların önemli bir bölümü cinsel ilişki sırasında pasif ve hareketsiz kalırlar ya da sevişmeye çok az katılırlar. Erkeklerin önemli bir bölümü eşlerinin cinsel olarak çok aktif olmasından rahatsız olabilirlerse de gene de eşlerini etkileyebildiklerini, uyarabildiklerini ve tatmin edebildiklerini görmek isterler. Eşin yanıtsızlığı erkeğin uyarılmasını ve isteğini aksatarak, sertleşme zorluklarına, erken boşalmaya ve isteksizliğe neden olabilir.

    20.Partnerde cinsel işlev bozukluğu:
    Kadının orgazm olamaması veya ilişki isteksizliği erkeğin erken boşalmasına veya sertleşme sorunlarına neden olabilir. Cinsel terapiyi kabul eden çiftlerin üçte birinde cinsel işlev bozukluğu her iki partnerde birden görülür. Bazen vajinismusu olan kadınların eşlerinde cinsel birleşmeyi gerçekleştiremedikleri kaygısıyla sertleşme bozukluğu gelişmektedir. Bu durumlarda bazen kadındaki sorun fark edilmediğinden sadece erkek tedavi edilmeye çalışılır ve kadın tedavi edilmediği için başarılı olunamaz.

    21.Duygu ve davranışlar üzerindeki kontrolünü yitirme korkusu:
    Erkeklerdeki boşalma güçlüklerindeki en önemli nedenlerden biridir. Obsesif karakterler duygular üzerindeki denetimini yitirme endişesi ve kontrollü olma çabaları dolayısıyla orgazm olmakta zorlanabilirler. Narsistik karakterlerde ise özellikle bir başkasının yanında kontrolsüz olmanın yaratacağı “saygınlık” kaybı endişesi, eşin yanında orgazmı engelleyebilir.

    22.Bağımsızlığını ortaya koyma korkusu:
    Özellikle erken boşalma vakalarının bir kısmında eşini memnun etme kaygıları o denli ön planda olur ki kendi hazları ve istekleri için bir şey yapamaz ve talep edemezler. Eşlerini memnun etme kaygısında yaşadıkları başarısızlık ise başarısızlık ve yetersizlik duygularına sürüklenmelerine ve giderek sertleşmede zorluklar yaşamaya başlarlar.

    23.Çocuk sahibi olmak istememek:
    Seyrek görünse de özellikle bağımlı ve sorumluluk almaktan kaçınan erkekler, çocuk sahibi olmanın getireceği yükümlülüklerden kaçınmak için cinsel ilişkiye girmekten kaçınabilirler.

    24.Psikiyatrik rahatsızlıklar:
    Kadınlarda olduğu gibi, depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlık cinsel isteği azaltır ya da geçici bir süre ortadan kaldırır. Cinsel isteği olumsuz etkileyebilecek diğer psikiyatrik rahatsızlıklar şunlardır: yaygın anksiyete bozukluğu, özellikle cinsellikle ilgili olmak üzere obsesif-kompülsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, özellikle kaygının yoğun olduğu dönemlerde şizofreni gibi psikotik bozukluklar.

    Cinsel istek azlığı psikiyatrik bir hastalığa ya da onun tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlı ise, öncelikle hastalığın cinsel isteği etkilemeyen bir ilaçla tedavisi gerekir. Psikiyatrik rahatsızlık düzelme gösterdiği halde cinsel isteksizlik devam ediyorsa, cinsel terapi ya da soruna yönelik özel yaklaşımlar gerekebilir.

    Bazen de tam tersine cinsel işlev bozukluğuna bağlı olarak kaygı bozuklukları ve depresyon gelişebilmektedir. Sertleşme sorunu olan birçok erkek durumunu şöyle ifade ederler: “insanların yüzüne bakamıyorum”, “sorunum belli olur diye çok korkuyorum”, “kanser olsam bundan daha iyi hiç değilse onurumla ölürüm”, “eğer sorunum düzelmezse intihar edeceğim”.

    25.Stres ve üzüntü kaynağı olan yaşam olayları:
    Yas, ekonomik güçlükler, bir yakının hastalığı gibi kişide sıkıntı ve üzüntü yaratan olaylar ya da hayati önemi olan sorunlar cinsel isteği azaltabilirler. Bu durumda kişinin sorunlarına yardımcı olacak, destekleyici tutumlar işe yarayabilir.

    26.Yaşla veya çekicilikle ilgili endişeler:
    Erkekler cinsel çekiciliklerini yitirme endişesi daha az duyarlar. Gene de bazı erkeklerde yaşlanmayla performanslarının azalmasıyla yüzleşmemek için cinsel ilişkiden kaçınma ve isteksizlik ortaya çıkabilmektedir. Orta yaşlı bir erkeğin sertleşme ve boşalma için daha fazla uyarıya gereksinim duymasından gururu incinmesi cinsel isteği, ardından da sertleşme sorununa yol açabilir. Öte yandan eklem hastalıkları, kalp damar hastalıkları, kanser ve diğer ciddi hastalıklar cinsel işlevleri bozabilir. Depresyon, kaygı ve bunama (demans) gibi psikiyatrik bozukluklar daha sık görülebilir ve bunları tedavide kullanılan ilaçlar cinsel işlevi bozabilir. Yaşlılıkla ilgili cinsel mitler ve yanlış inanışlar da cinsel işlevleri bozabilir.

    27.Kadına yönelik agresyon/saldırganlık/öfke:
    Erken boşalması olan bazı erkeklerin bir kadını mutlu etmek veya onu hayal kırıklığına uğratmak biçiminde çelişkileri vardır. Bir yandan eşlerine bağımlıdırlar bir yandan da eşlerine karşı öfkeleri vardır. Sevişme sırasında da bilinçdışı olarak erken boşalarak kadına haz vermek istemezler.

    28.Gerçekdışı beklentiler:
    Erkekler birbirlerinden ve pornografik malzemelerden gerçek dışı birçok şey öğrenir. Kendi gerçeği ile doğru zannettiği arasındaki uyumsuzluk yetersizlik duygularına ve performans anksiyetesine yol açarak sertleşmeyi engelleyebilir.

    29.Performans anksiyetesi:
    Bu hastalar performans kaygıları dolayısıyla kendilerini cinsel deneyime bırakma zorluğu çekerler. Birçok alanda kendilerini aşırı eleştiren ve davranışlarını performans açısından yargılayan kimselerdir. Öte yandan performans anksiyetesi cinsel işlev bozukluklarının sürmesinde en önemli etkenlerden biridir. Birkaç kez sertleşme zorluğu yaşayan bir erkek artık her sevişmesinde sertleşme olup olmayacağını merak etmeye başlar ve bu kaygı sertleşmeyi daha da bozar ya da doğrudan engeller. Keza erken boşalması olan erkeklerde de “gene erken boşalacak mıyım?” endişesi boşalmayı çabuklaştırır.

    30.Hamilelik ve doğum:
    Eşin hamile kalması ya da doğum yapması çözümlenmemiş odipal sorunu olan bir erkekte eşin anneyi sembolize etmesini tetikler ya da arttırabilir ve ortaya çıkan çatışma sertleşme sorunlarına yol açabilir.

    31.Aldatılma veya eşin sadakatinden kuşkulanma:
    Aldatılma, öfke, kızgınlık yanında yetersizlik kaygılarını da harekete geçirerek sertleşme sorununa neden olabilir. Bazen gerçek olmadığı halde eşinin başkalarıyla ilgilendiğini ya da ilişkisi olduğunu düşünmek kişide yetersizlik duygularına, öfkeye ya da cinsel hazzın paylaşılmasını istememeye neden olarak sertleşme sorununa yol açabilir.

    32.Cinsel organlardan iğrenme veya hoşlanmama:
    Kadınlarda daha sık görülmesine karşın bazı erkekler kendi cinsel organlarından veya eşlerinin cinsel organından tiksinti duyabilirler. Bazı erkekler eşlerinin vücut salgılarından veya bunların kokularından rahatsızlık duyarlar.

    33.Bedensel (organik) hastalıklara reaksiyon:
    Birçok hastalık ya da hastalığın yarattığı durum veya tedavi biçimlerine karşı gelişen psikolojik reaksiyonlar cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Bunların başında kanserler, üreme sistemi ve idrar yolları hastalıkları ve ameliyatlarla diğer ciddi hastalıklar gelir. Kanser; işlev kaybı, çaresizlik, ümitsizlik, suçluluk, ölüm korkusu, ağrı endişesi ve bağımlılık korkuları uyandırır. AIDS’le ilgili inanışlar HIV pozitif kişilerde suçluluk duygularının daha da fazla olmasına ve cinsel yaşamdan daha fazla kaçınmaya neden olur. Yaşamı tehdit eden krizlerde tüm zihinsel enerji ve bu arada cinsel enerji de yaşamı sürdürme enerjisinin emrine verilir.

    34.Eşler arasındaki zayıf iletişim:
    Cinsel işlev bozukluğu gelişen birçok çift cinsel ilişkilerini konuşamamaktadır. Böylelikle partnerler hem cinsel ihtiyaçlarını ve kaygılarını ifade edemezler hem de her biri karşısındakinin düşünce ve duygusunu tahmin etmeye çalışır. Bu tür tahminler ciddi yanlış anlamalara yol açabilir ve cinsel zorlukları daha da arttırabilir.

    35.Suçluluk duyguları:
    Çeşitli nedenlerden kaynaklanan suçluluk duyguları cinsel işlevleri etkileyebilir. Aile içi üyelere duyulmuş arzularla ilgili suçluluk duyguları olabileceği gibi, başka biriyle gizli bir ilişkiden, başka birine ilgi duymaktan kaynaklanan veya eşe karşı ilgisizlik ihmal gibi nedenlerle de olabilir. Erotik hazzı yaşamak bu nedenle imkansız olabilir. Suçluluk cinsel işlev bozukluğunun partner üzerinde algılanan etkileri nedeniyle de hissedilebilir.

    36.Kısıtlı ön sevişme:
    Sertleşmeyi sürdürememe veya erken boşalma endişesi olan erkeklerde hızlı cinsel ilişki sık görülür. Ancak hızlı ve telaşla yapılan ilişkinin gerisinde yatan korku devam eder ve bu zorunlu bir hale gelebilir.

    37.Tecrübesizlik:
    Erken boşalma vakalarında en önemli neden boşalma kontrolünün öğrenilmemiş olmasıdır. Erkekler cinsel yaşamlarının başında boşalmayı kontrol etmeyi bilmezler. Üstelik aşırı heyecan, telaş gibi faktörler yanında acelecilik, yakalanma endişesi, uygunsuz ortamlar (asansör , park , bahçe yahut genelev gibi) boşalma kontrolünün öğrenilmesini zorlaştırır. Kişinin cinsel deneyimi arttıkça ve rahatladıkça boşalmayı kontrol etmeyi öğrenebilir ancak cinsel tecrübesi artan her erkek boşalmayı kontrol etmeyi öğrenemez ve bu kişiler ileride erken boşalma sorunu yaşarlar.

    38.Eşini memnun edememe endişesi:
    Çocukluklarında anneleri, erişkinliklerinde eşlerini tatmin edemedikleri endişeleri olan bazı kişilerde sürekli kadının memnuniyetini takip etme, tepkilerini izleme tutumu gözlenir. Cinsel ilişki sırasında da eşlerinin tatmini ile aşırı meşguliyet dolayısıyla uyguladıkları boşalma yasağı haz almayı ve orgazmı engelleyebilir.

  • Yarıyıl tatili ; ders çıkarmak, doğru ve yanlışları görmek için fırsat

    Sömestr tatilinin başladığı bu günlerde , çocuklarımızın karne heyecanı ebeveynleri de sarmış durumda. Bu tatlı heyecanı çocuklarımız için fırsata çevirmek de mümkün . Yarı yıl tatili dersler çıkarmak, doğru ve yanlışları görmek için önemli bir ara dönem. Kötü karne, tatil yok demeden önce; ebeveynlerin bazı dersler çıkaracakları alanları şöyle sıralayabiliriz;

    Ders çıkarmalıyız;

    Çünkü çocuğumuzun karnesi bir yerde ebeveynin yansıması ve ebeveynin karnesidir

    Çünkü işler iyi gitmemiş ise buradaki nedensellikle ilgili anne-babanın yeterince farkındalığı, ilgisi ve çözüm odaklı çabası yeterince olmamıştır, olamamıştır.

    Çünkü çocuğu tanıma ve tanımlama, güçlü ve daha az güçlü taraflarını belirleme, planlı-organize, keyifli ve ilgi duyduğu şekilde bir eğitim programı sunmada yetersiz kalınmıştır.

    Çünkü bunları yapmak yerine, çocuğun çıkmazları ve yetenekleri göz ardı edilerek moda haline gelmiş klişe bir yaklaşım olan ‘’kuru bir yüksek başarı beklentisi’’ içine girilmiştir.

    Çünkü karşılığı olmayan yüksek başarı beklentisinin olması için yeterli ders çalışma olmadığında ve başarı düzeyi yakalanamadığında ‘’sen tembelsin, çalışmıyorsun, kafan çalışmıyor’’ gibi itham edici, yargılayıcı, sorgulayıcı ve suçlayıcı bir tutum ve yaklaşım tarzı sergilenmiştir.

    Çünkü bunun yerine çocuğun yetenekleri ölçüsünde, koşullandırmayan bir yaklaşımda bulunulmamıştır ve kendisiyle ilgili her durumda birlikte karar vermeyi ‘’biriciklik’ kabul eden düşünce ve duygu paylaşımı yapılmamıştır.

    Yapılması doğru, çocuğa fayda sağlayacak konular;

    YAPILAN DOĞRUDUR;

    Çocuk ya da ergenin planlı programlı ders çalışması yönünde motivasyonu sağlanırsa ve bunun için uygun rol model arkadaşlara entegre edilirse,

    Eksik ya da yetersiz olduğu alanlar belirlenip bu yönde desteklenirse, ilgi duyduğu, haz ve keyif aldığı eğitim programı uygulanırsa,

    Çocuğun zor anladığı, hemen unuttuğu, bu nedenle çalışma motivasyonunun ve verim ortaya koymada becerisinin düşük olduğu dersler ve konular belirlenip bireysel eğitim desteği sağlanırsa,

    Tek bir hedef ya da seçeneğe koşullanıp plan yapmak yerine farklı ve yeteneğine uygun seçenekler öngörülürse

    Akademik başarısı yanında sosyal baş etme ve iletişim kurma becerisinin istenilen düzeye gelmesi için uygun çevresel ve okul destek sistemleri oluşturulursa ve yapılandırılıp sunulursa,

    Birinci dönem akademik başarısının daha iyi olmasını engelleyen çocuğun kendi çıkmazları ve bunu telafi edecek eğitsel desteğin eksikliği yönünde yeterince farkındalık ve düzeltilmesi için karalılık varsa,

    Bunun için çocukla birlikte karar verilip gösterdiği her çabayı ve verim olarak ortaya koyduğu her sonucu ödüllendiren, verimsiz ve olumsuz sonuçları gerekirse görmezden gelen bir yaklaşım benimsenirse; YAPILAN DOĞRUDUR..

    Ebeveynlerin yanlış yaklaşımlarının çocuğa zarar verecektir.

    YAPILAN YANLIŞTIR;

    Gösterdiği çabayı takdir etmek ve ödüllendirmek yerine sadece elde edilen başarıyı benimseyen ve önemseyen bir yaklaşım sergilenirse,

    Özellikle internet ya da sosyal medya bağımlılığı olan çocuklarda suçlamaya, kısır döngüye giren tartışmaya ve Dikkat eksikliği-Hiperaktivite bozukluğu belirtilerine yönelik danışmanlık ve değerlendirme gereksinimi düşünülmediyse,

    Ders çalışmayı önemsemeyen, umursamaz davrananan ve sorumluluğu olmayan çocuklarımız için ‘‘acaba biz onları sırf kendi oldukları için yeterince önemsedik mi ya da önemsiyor muyuz’’ sorusu dolu dolu karşılık bulmuyorsa,

    Birinci dönemde yetersizlik ya da olumsuzlukların (hem çocuk hem ebeveynde) nedenlerine yönelik çocukla birlikte değerlendirme yapılıp yeni yaklaşım tarzı ve olası destek sistemleri halen belirlenemediyse,

    Yetersiz ya da eksik olan durumların tespit edilip klinik ve/veya eğitsel destekleri hedefleyen bir öngörü ve buna yönelik plan yeterince yoksa,

    Çocuklara en büyük ve güzel karne hediyesi ‘’anne-baba ile geçirilen kayifli zamanlardır’’ prensibine uygun bir şekilde karne tatilini birlikte geçirerek zaman ve duygu paylaşımı yapılmıyorsa ya da yapılmadıysa,

    Çocuğun karne sonucunu sorgulamaktansa bununla ilgili fikirleri öğrenilmediyse ve ne düşündüğünü söylemesine fırsat verilmediyse; YAPILAN YANLIŞTIR

    UZMAN KİŞİ-EĞİTİMCİ-AİLE DÖNGÜSÜ ÖNEMLİ

    Sürekli ve planlı bir şekilde çalışıp didinmesine karşın hedeflenen başarıyı yakalamayan çocuklarımızın kendilerinin çabasının takdir edilmesine ve başarıyı engelleyen nedenlerin farkında olunmasına gereksinimleri vardır. Bu amaçla nedenlerin belirlenmesinde muhatabı olan gerçek uzmanından danışmanlık almak, okuldaki eğitimcilerin gözlemlerinden yararlanmak, ‘’uzman kişi-eğitimci-aile’’ şeklinde iletişim ve bilgi paylaşımı ağını oluşturmak gerekebilecektir. Algılama düzeyi ve hızı yetersiz olan ve hemen unutan bir çocukta ‘Özel Öğrenme Güçlüğü’, plan-program yapmada ve odaklanmakta zorlanan, ödevlerini erteleyen ve ders başarısını hiç önemsemeyen bir öğrencide ‘Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’ bozukluğu, normal zamanda iyi yapan ve iyi düzeyde bilgiye sahip olmasına karşın sınavda başarısız olan çocukta ‘Performans ya da Sınav Kaygısı’ ve okula gitmede isteksizlik-okuldan kaçma davranışı sergileyen bir çocukta onu zorlayan bir derse karşı ‘Özgül Fobi’ ya da ‘Sosyal Fobi’ gibi nedenleri ortaya koymada ve nedenleri ortadan kaldırmada bu ‘üçlü iletişim ve bilgi paylaşım ağı’ olmazsa olmazdır

  • DEPRESYON NEDİR?

    DEPRESYON NEDİR?

    Depresyon Nedir?

    Depresyonun son zamanlarda sıklıkla sosyal ortamlarda konuşulduğuna ve kişilerin zaman zaman ‘bugün depresyondayım, üstüme gelme’ ‘kendimi kötü hissediyorum, sanırım yine depresyona girdim’ gibi ifadeler kullandıklarına şahit olmuşuzdur.

    Ancak depresyon bizim günlük hayattaki kısa süreli ruhsal değişimlerimizden çok daha ciddi ruhsal bir sorundur.

    Depresyondaki birey kendisini sürekli üzgün, mutsuz, karamsar, çökkün, çaresiz ve yalnız hisseder.

    Eşlik eden düşüncelere baktığımızda kişinin kendisini değersiz, önemsiz gördüğü, hayatın ve yaşamanın anlamsız olduğu fikrine takılı kaldığı görülür.

    Bu düşünce ve duygular yoğunlaştıkça kişide fizyolojik ve davranışsal anlamda da bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Konsantrasyon güçlüğü, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, öfke patlamaları gibi…

    Psikolojik destek alınmadığı takdirde intihar düşünceleri ve girişimlerine kadar varabilir ne yazık ki.

    Bu belirtileri yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden psikoterapi desteği alması oldukça önemlidir.

    Uzman tarafından gerekli görüldüğü takdirde bir psikiyatri uzmanından da yardım alınarak tedavi sürdürülür.