Yazar: C8H

  • Çağımızın Yaygın Hastalığı Panik Atak

    Çağımızın Yaygın Hastalığı Panik Atak

    Her insan hayatının belli dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı korku ve endişe yaşar. Bazen bu korku ve endişe anlarında vücudumuz istem dışı olarak bazı fizyolojik değişimler geçirir. Bu değişimler titreme, kalp çarpıntısı, ani terleme ve uyuşma hissi şeklinde kendini gösterebilir. Aslında bu değişimler her insanda korku ve endişe anlarında normal olarak açığa çıkar. Fakat panik bozukluk hastalarında bu fizyolojik değişimler günlük yaşamını olumsuz etkileyecek boyutlara ulaşarak ciddi bir sağlık problemi haline dönüşür.

    Kriz anlarında oluşan bu fizyolojik değişimler hastayı o kadar çok etkiler ki, günlük yaşam içerisinde ortaya çıkabilecek her korku ve endişe anlarında bu fizyolojik değişimlerin (Terleme, Kalp Çarpıntısı, Nefes daralması gibi) tekrardan ortaya çıkabileceği korkusu, durumu onlar için işin içinden çıkılmaz bir kısır döngü haline getirir. İşte biz bu durumu psikoloji biliminde Panik Bozukluk olarak tanımlamaktayız.

    Panik Bozukluğu ani ve tekrarlayıcı bir şekilde ortaya çıkan, fiziksel ve bilişsel belirtilerle birlikte gelen korku nöbetleri olarak ta adlandırabiliriz. Bu nöbetler pek çok başka kaygı bozukluğunda görülse de, panik bozuklukta ayırt edici özellik bu nöbetlerin beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmalarıdır. Ataklar genellikle kişi dışardayken gelişir. Örneğin; mağazada alışveriş yaparken, sokakta yürürken, otoparkta iken, araba kullanırken, ya da evde kanepede uzanmış televizyon izlerken gelişebilir. Belirtiler aniden ortaya çıkar ve genellikle 10 dakika içerisinde tepe noktasına ulaşırlar. Çoğu atak 20-30 dakika içinde sonlanır, nadiren bir saatten fazla sürer.

    Psikiyatristler ve Psikologların tanı kitabı olarak kullandıkları DSM-5’te panik bozukluk şöyle tanımlanır:

    1. Tekrarlayıcı ve beklenmeyen panik ataklar. Panik Atak aniden kabaran ve birkaç dakikada tepe noktasına ulaşan aşırı bir korku ve rahatsızlık duygusu.

    2. Son bir ayda en az bir panik atak aşağıdaki durumlardan biriyle yada ikisiyle birlikte yaşanmıştır:

    • Tekrar panik atak yaşayacağım korkusu ya da atağın sonucundan endişe etme (örn. Kalp krizi, delirme, kontrolünü kaybetme vb)

    • Ataklara bağlı olarak anlamlı olumsuz davranış değişikliği (kaçınma davranışının gelişmesi)

    1. Sorun madde kullanımına ya da bir tıbbi durumun ortaya çıkabileceği fizyolojik belirtilerle açıklanamaz.

    2. Ataklar başka bir akıl hastalığı ile açıklanamaz.

    Kesin tanı için aşağıdakilerden en az 4 tanesi görülmelidir:

    • Kalp atışlarının hızlanması, çarpıntı

    • Terleme

    • Titreme

    • Nefessiz kalma duygusu

    • Göğüs ağrısı ya da göğüste rahatsızlık

    • Mide bulantısı ya da midede sıkıntı

    • Baş dönmesi

    • Üşüme veya ateş basması

    • Karıncalanma, uyuşma, hissizleşme

    • Derealizasyon (gerçek değil ya da hayalmiş duygusu) veya Depersonalizasyon (kişinin kendinden ayrılma duygusu)

    • Ölüm korkusu

    • Delirme ya da kontrolü kaybetme korkusu

    Kişi tekrarlayan ataklarla birlikte daha büyük bir atak geçirme endişesi ile devamlı karşı karşıyadır. Bu yoğun korku ve endişe kişinin günlük bozacak seviyededir. Fiziksel belirtilere yönelik gelişen kaygı normal bedensel belirtilere yönelik duyarlılığı arttırır. Bu nedenle gün içinde bu tür bedensel belirtilere yol açan durumlar ve aktiviteler panik atakları tetikler. Örneğin; hızlı yürümeden dolayı kalp atımında hızlanma, fazla kafein tüketiminden dolayı kalp çarpıntısı ve titreme, sıcak ve nemden dolayı terleme, gerilim filmi izlerken heyecanlanma gibi. Kişi bu fiziksel belirtileri tetikleyecek aktivitelerden kaçınmaya başlar. Bu davranışlardan kaçındıkça  kişi kaygılarını istem dışı olarak daha çok besler. Böylece bir kısır döngü oluşur. Fiziksel belirtiler dolayısıyla panik atakları tetikleyebilecek her durumdan kaçınma başlar.

    Kişi normalde panik atak yaşayabileceği bazı durumlara daha önceden belirlediği kendini güvende hissettiren nesne, kişi ve koşullarla girdiğinde bu durumlarda geliştirdiği kaygısı azalır. Örneğin biriyle dışarı çıkmak, yanında kolonya, ilaç, su, kese kağıdı taşımak, duvar kenarından yürümek, dışarıya cep telefonsuz çıkmamak, sık sık tansiyon ölçmek, nabız almak, hastane yakınlarında bulunmak ve Acil Servisi sık sık ziyaret etmek gibi.

    Panik Bozukluğun nedeni henüz tam olarak belirlenemese de insan beyninde var olan alarm sisteminin yanlış çalışması veya alarm eşiklerinin çok düşük olması sebepler arasında gösterilebilir. İnsan beyninde bu alarm reaksiyonuna aracılık eden bölgeler olan limbik sistem ve amigdala bölgesinin tetiklenme eşiğinin bazı kişilerde düşük olduğu kanıtlanmıştır. Bu kişilerin panik bozukluk geliştirmeye daha yatkın oldukları söylenebilir.

    Genetik yatkınlığın ve aile tutumunun da önemli bir rol oynadığı araştırmalarca kanıtlanmıştır. Örneğin aile içinde yaşanan olayların karamsar bir şekilde yorumlanması, ailenin çocuğa karşı aşırı koruyucu ve kollayıcı bir tutum içinde olması panik bozukluğa zemin hazırlamaktadır. Ayrıca panik bozukluğun üniversiteden yeni mezun olma, yeni bir iş ,iş kaybı, evlenme, çocuk sahibi olma, yakınını kaybetme, boşanma gibi insan hayatında var olan önemli yaşam geçişleri ile bağlantılı olduğu görülmektedir.

    PANİK BOZUKLUĞUN TEDAVİSİ

    Panik Bozukluk tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Genellikle bilişsel davranışçı psikoterapi panik bozukluk tedavisinde en etkili yöntem olup, rahatsızlığın ciddiyet seviyesine bağlı olarak ilaç tedavisi de gerektiğinde uygulanmalıdır. İlaç tedavisinde hedeflenen, beyinde serotonin hormonunun (mutluluk hormonu) düzeyini artırarak kişide endişe ve sıkıntı yaratan fizyolojik değişimleri kontrol altına almak ve kişinin kendini daha enerjik ve mutlu hissetmesini sağlamaktır. Psikoterapide ise hedef; bilişsel davranışçı terapi metodları kullanılarak kişinin olumsuz düşünce ve inançlarını daha olumlu, gerçekçi ve dengeli olanlarla değiştirmektir. Bu sayede ileride kişinin ilaç kullanma ihtiyacından bağımsız bir şekilde kalıcı bir tedavi ortaya koyulur.

    Sonuç olarak; Bilişsel Davranışçı Terapi, kişinin ataklarını ve sebeplerini daha iyi anlamasına ve onlarla en kolay nasıl baş edileceği konusunda uzmanlaşmasına odaklanır. Panik sırasında yaşanan savaş ya da kaç tepkisinin doğası öğretilerek, atak esnasında yaşanan fiziksel belirtilerin normal ve zararsız olduğu anlatılır. Kaygı ve panik günlüğü oluşturma ve düzenli nefes egzersizleri tedavi planının bir kısmını oluşturur ve kişinin endişe ve korkularının üzerine gidilerek kontrol altına alınması hedeflenir.

  • Divertikülozis

    Kolon (kalın barsak) duvarından dışa doğru olan cepleşmelere divertikül denilir. Bunların çok sayıda olması da diverikülozis olarak adlandırılmaktadır. Tarafımızdan yapılmış bir çalışmada kolonoskopi yapılan kişilerin %15’inde bu durum tespit edilmiş ve divertikülozisin yaşla arttığı ve erkeklerde daha sık olduğu görülmüştür. Yetmiş yaş üzerindeki kişilerdrn %40’ında divetikülozis saptanmıştır.

    Divertiküllerin kolon içindeki basıncın artışına bağlı olarak zayıf noktalardan oluştuğu kabul edilir. Yaşın ilerlemesi kolon duvarını zayıflattığından ileri yaşta daha sıklıkla görülmektedir. Sık olmalarına rağmen çoğu hastada bir şikayete neden olmaz. Başlıca iki rahatsızlığa neden olur birincisi kanama diğeri ise divertiküllerin iltihaplanması yani divertikülit gelişimidir.

    Kolaylaştırıcı faktörler nelerdir, engellenebilir mi ?
    Divertiküllerin kolon içinde basıncın artışı sonucu zayıf noktalardan dışa doğru balonlaşma şeklinde geliştiğine inanılır. Kolondaki basınç artışına neden olan en önemli faktörün ise kabızlık olduğu düşünülür. Kabızlık nedeniyle tuvalette fazla ıkınmak barsak içi basıncın artışını kolaylaştırır. Bu nedenle divertikülozis tanısı konulan kişide önerilecek ilk şey kabızlığın giderilmesidir.

    Şikayetler nelerdir, hangi sıklıkta olur ?
    Divertikülozisi olan hastaların çoğunda şikayet yoktur. Bazı hastalarda kabızlık, karın ağrısı, kramp, ishal ve şişkinlik görülebilir. Ancak sıklıkla bu şikayetler divertiküllerden çok bu hastalarda görülen irritabl barsak sendromu ile ilişkilidir. Divertikülozise özgün görülebilen başlıca şikayetler ise kanama ve divertikülittir.

    Kanama seyrek görülen bir durumdur. Divertikülozisi olan hastaların %5’inden azında görülür. Tanının doğrulanması ve başka kanama nedenlerinin dışlanması için mutlaka kolonoskopik tetkik yapılmalıdır. Kanama sıklıkla kendiliğinden durur seyrek olarak hastaya kan verilmesi gerekir. Kanama kendiliğinden durmaz ya da endoskopik olarak durdurulamaz ise cerrahi müdahale gerekebilir.

    Divertikülit, yani divertiküllerin iltihaplanması, divertikülozisi olan hastaların %10-20’sinde görülebilir. Kendini karın ağrısı ve ateş ile gösterir. Genellikle antibiyotik ile kolay tedavi edilir. Seyrek olarak hastalık ağır seyredebilir, apse gelişebilir, bazı vakalarda cerrahi girişim zorunlu olabilir. Ancak bu durum çok seyrektir.

  • Çağımızın Sorunu Ertelemek

    Çağımızın Sorunu Ertelemek

    Günlük hayatta hepimiz mutlaka yapılması gereken önemli işleri ertelerken bulmuşuzdur kendimizi. Ertelemek insanın doğasında vardır aslında. Burada incelememiz ve üstünde durmamız gereken şey yapmamız gereken işi ne kadar süreyle erteliyoruz ve bu erteleme hayatımızı ne kadar etkiliyor?

    Erteleme, yapılması gereken herhangi bir işi yapmayı geciktirme, başka bir zamana atma, ileriki bir zamana bırakmadır. Yapmamız gereken bir işi, bir görevi ertelediğimiz zaman aslında bir takım aşamalardan geçeriz:

    Yapmaya kesin karar veririz.

    Yapmayı gereksiz yere geciktiririz.

    Aslında geciktirmenin zararlarını bilir ya da bir yararının olmadığını çok iyi biliriz.

    İşi geciktirdiğimiz için kendi kendimizi kınarız ya da yapacağımız işi zihnimizden uzaklaştırarak kendimizi savunuruz.

    Ancak son dakikada kendimizi zorlayarak işi ya zamanında ya da geç bitiririz ya da hiçbir zaman bitiremeyiz ve kendimizi rahatsız hissederiz.

    Böyle bir gecikmenin bir daha yaşanmayacağı konusunda kendi kendimize güvence verir ve gerçekten buna inanırız.

    Üzerinden çok uzun bir zaman geçmeden gelen yeni işi yapmayı yine geciktiririz.

    Bütün gecikmeler benzer bir yol izlemez. Kimi işler, daha iyi yapılmaları uğruna geciktirilebilir; bunlar normal kabul edilebilir. Ancak yukarıda bahsettiğim kasıtlı geciktirmelerin kişide rahatsızlık uyandıran bir yanı vardır. Kişinin iç dünyasında bir takım sorunlara neden olur ve kişide “yenik düştüğü” duygusunu uyandırır. Kişi bu yanlışını düzelteceğine, çoğu zaman yaptığı bu yanlışını sürdürür ve bir kısır döngü oluşur.

    Bu sorunu aşabilmek için, önce bu gerçeklikle yüzleşmek, aşma sürecinde yaşanacak sıkıntıları göğüslemeyi kabul etmek ve konunun üzerinde yeniden düşünmeyi ve eyleme geçmeyi istemek gerekir. Öncelikle geciktirme eğiliminde olduğunuz işi ilk önce yapmak en etkili çözümdür.

    Amaçlarınızı belirleyin çünkü amaçlarınız elde etmek istediklerinizin yansımalarıdır. Kendinizi geliştirebilmeniz için birtakım amaçlar belirlemeli ve bunların yolunda ilerlemelisiniz fakat amaçlarınızı nasıl belirlediğinizde bir okadar önemlidir. Üstlendiğiniz göreve uygun düşmeli ve gerçekçi olmalıdırlar. Kişisel yeterliliğinizi arttırmalı ve onlara ulaşmaya çalışırken gösterdiğiniz çabalar ölçülebilir olmalıdır.

    Bir işin üzerinde düşünüp durmaktansa hemen eyleme geçmek gerekir. Eyleme geçerken şu soruları yanıtlandırmak önemlidir.

    1. Bugün neredeyim?

    2. Nereye gidiyorum?

    3. Oraya ulaşabilmem için ne yapmam gerekir?

    4. Ne gibi seçeneklerim var?

    Bu soruları yanıtlarken başaracağımıza yönelik isteğimiz en üst düzeyde olmalıdır. Yaptığımız iş sonunda sağlayacağımız gerçek yararı düşünebilir ya da yaşayacağınız sıkıntının ortadan kalkacak olduğunu düşünebiliriz.

    • Zorlandığım zaman yapmak benim için daha kolay.. Bu yüzden iyice zorlanana kadar erteleyeceğim, sonra yapmak benim için daha kolay olacak.

      • Zorlandığınız zaman yapmak size daha kolay oluyor gibi görünebilir, ancak o koşullar altında yapmanın daha zor olduğunu göreceksiniz. Bitirmeye zorlanacağınız için, iyi bir iş çıkarmanıza yardımcı olacak gereçleri bir araya getiremeyecek, işin üzerinden yeniden gitmek için yeterli zamanınız olmayacak ve geçiştireceksiniz.

    • İşi nasıl iyi yapacağımı bilmiyorum. Nasıl iyi yapabileceğimi bilene dek bekleyeceğim.

      • İşi nasıl iyi yapabileceğinizi bilmiyorsanız, beklemeniz için haklı bir nedeniniz yok demektir. Nasıl iyi yapabileceğinizi bulmak için hemen başlamalısınız, başlayarak daha iyi öğreneceksiniz.

    • Yapıp yapmayacağımı bilmiyorum, çünkü gerçekten yapmak istemiyorum.

      • Yapmak zorunda olduğunuz bir işi ne kadar az istiyorsanız o kadar çabuk başlamalısınız böylece biran önce o işten kurtulmuş olacaksınız. Yapmayacak olursanız ise iş gözünüzde giderek büyüyecek ve hiç yapılamayacak bir hal alacaktır.

    • Bu işi geciktirmem dünyanın sonu değil, geciktirsem de çok büyük bir şey olmaz.

      • Evet gerçekten dünyanın sonu değil ancak bu, geciktirirseniz de çok büyük bir şey olmaz anlamına da gelmiyor. Herhangi bir işin, her şeyden önemli olmaması demek, hiç öneminin olmaması demek değildir. Belki çok önemli olmayan bir iş fakat bu işi her şeyden daha önemli olduğu için yapmıyorsunuz zaten, kendi taşıdığı öneme ve değere göre yapıyorsunuz.

    • Bir kez son dakikada yapmıştım ve bu işe yaradı, niye aynı şekilde yapmayayımki?

      • O zaman gerçekten işe yaradı mı, yoksa durumu mu kurtardı? O zaman bu yöntem oldukça işe yaramış bile olsa, geciktirmeseniz daha iyi sonuçlar almaz mısınız? O zaman bu yöntem işe yaramış bile olsa, geciktirmenizden ötürü çektiğiniz sıkıntıya, zorluğa ya da gerginliğe değer mi?

    Yukarıda görüldüğü gibi düşünüldüğünde ertelemek için bir çok sebep bulunabilir fakat bu sebeplerden hiçbiri mantıklı olmayacaktır. Bir erteleme durumu söz konuş olduğunda kendi eylemlerinizi düzenleyerek kendi kendinizin komutanı olduğunuzu düşünebilirsiniz. İlerleme elbette ki yavaş yavaş olacaktır. Önünüzdeki altı ay içerisinde yüzde onluk, sonraki altı ayda ise yine bir yüzde onluk gelişme olacağını ve aşama aşama artacağını düşünün.

    Aynı zamanda bir erteleme çizelgesi de işinize çok yarayacaktır. Örneğin:

    • Ertelediğiniz işi tanımlayın

    • Ertelemeye başladığınız ilk aşamada ne hissediyordunuz?

    • Ertelemeye başladığınız ilk aşamada ne düşünüyordunuz:

    • Söz konusu işi geciktirirken kendi kendinize ne söylüyordunuz)

    • Sonuç ne oldu?

    Hepinize zamanında bitirdiğiniz işlerle dolu bol planlı ve programlı günler dilerim.

  • İbs ( irritabl barsak sendromu )

    İrritabl barsak sendromu nedir, nasıl bir hastalıktır?
    İrritabl barsak sendromu kelimelerinin baş harfleri kullanılarak kısaca İBS olarak adlandırılan bu hastalık fonkiyonel bir bozukluktur. Yani bu hastalıkta yapısal bozukluk, iltihabi ya da tümöral bir durum söz konusu değildir. Barsakların çalışmasında bir bozukluk, aşırı bir duyarlılık vardır. Halk arasında spastik ya da sinirsel kolitte denilen bu hastalıkta; hastalar karın ağrısı, yada karında rahatsızlık hissi ve dışkılama değişikliklerinden yakınırlar. Dışkılama değişikliği bazı hastalarda ishal, bazılarında kabız bazılarında ise bazen kabız, bazen ishal şeklinde değişkenlik gösterebilir. Ülkemizde kabızlığın daha baskın olduğunu görmekteyiz. Karın ağrısı ve kabızlık gibi belirtiler dışında, şişkinlik de hastaların çok sık bildirdiği ve çok rahatsızlık verici bir şikayettir.

    Bazı hastalarda dışkıda sümüksü madde olması, acil dışkılama ihtiyacı, anormal dışkı şekli gibi ek belirtiler de olabilir.

    Günümüzde bu hastalıkta şifa sağlayacak, yani hastalığı bitirecek bir tedavi yöntemi yoktur. Ancak, hastanın şikayetlerini gideren, kişinin yaşam kalitesini yükselten tedavi yöntemleri mevcuttur.

    Neden spastik kolit yerine İBS diyorsunuz ?
    Kolit dediğimiz zaman barsakta iltihabi bir olayı kasdediyoruz. Oysa bu hastalıkta iltihabi bir olay yok, barsaklarda ülser yok. Bu nedenle kolit deyimi yanlış. Genelde olay barsakların aşırı duyarlılığı ile ilgili.

    İBS kimlerde görülür?
    İBS kadınlarda daha sık görülen bir hastalıktır. Genç, orta yaşlarda daha sıktır. İleri yaşlarda görülme sıklığı azalır.

    İBS’de şikayetler sadece barsaklarla mı ilgilidir ?
    Hayır, şikayetler sadece barsaklar ile ilgili değildir. Hastalık çok geniş bir spektumu kapsayabilir. Bu nedenle eskiden kullanılan mukoid kolit, spastik kolon, spastik kolit gibi deyimler hastalığı tam ifade etmemektedir. Hastalık tüm sindirim sistemini ilgilendirebilir. Vakaların 1/4 de yemek borusu, 1/3 de ise mide boşalması ile ilgili sorunlar görülebilir. Tüm sindirim sisteminde aşırı bir duyarlılık söz konusudur. Ayrıca gastrointestinal sistem dışı bulgular da olabilir. Örneğin hastalar tarafından sistit olarak ifade edilen durumda sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, mesanenin tam boşalmaması gibi şikayetler de olabilir. Oysa bu hastalarda idrar tahlili yapıldığında özellik bulunmaz. Dismenore (ağrılı adet görme), disparonia (cinsel ilişkinin ağrılı olması), izahsız adele ağrıları da sıklıkla görülebilen bulgulardır.

    İBS nasıl teşhis edilir?
    İBS için tanı koydurucu bir yöntem yoktur. Hastanın tipik belirtileri hekimi İBS’ye yönlendirir. Ancak, benzer belirtilere neden olabilecek başka hastalıkları elemek için bazı kan tahlilleri, ya da endoskopik teşhis yöntemleri kullanılır. Hastanın şikayetleri ileri yaşta ortaya çıkmış ise, ya da hastada kanama, iştahsızlık, kilo kaybı, kansızlık, uykudan uyandıran şikayetler, ciddi kabızlık ve kontrol edilemeyen ishal gibi şikayetler söz konusu ise, ya da ailede ülserli barsak hastalığı, barsak kanseri gibi durumlar var ise bu hastaların mutlaka detaylı tetkiki ve kolonoskopi ile barsak muayeneleri gerekir.
    Burada özellikle belirtmek istediğim bir özellik te İBS’nin oldukça sık görülen bir hastalık olmasına rağmen, hastaların çoğunun teşhis edilmemiş olmalarıdır. Hatta şikayetleri nedeniyle bir hekime nadiren başvururlar. Belirtileri genellikle bir yaşam biçimi olarak kabul ederler. Ancak şikayetlerin artışına neden olan bir durum araya girdiğinde hekime müracaat etme gereksinimi duyarlar.
    Oysa ki İBS hastaların yaşam kalitesini oldukça olumsuz yönde etkileyebilen bir hastalıktır.

    Hastalar belirtiler nedeniyle işe, okula gidememe, sosyal programlarını iptal etme, erteleme gibi sorunları çok sık yaşarlar. İBS hastalarının yaşam kalitelerinin ileri düzeyde böbrek yetmezliği hastaları kadar bozulmuş olduğunu ortaya koyan bir çalışma yayınlanmıştır.

    ABD’de soğuk algınlığından sonra, ikinci en sık işe-okula gidememe nedeni olduğu bildirilmiştir.

    Şikayetler ne zaman artmaktadır ?
    İBS kronik bir hastalıktır. Ancak yılın 365 günü ayni şiddette hastayı rahatsız etmez. Araya giren, hastalığın tetiğini çeken, şikayetlerin artmasına neden olabilen durumlar olabilir. Bunlar için verebileceğimiz örnekler, psikolojik stresler (aile içi, iş çevresinde olabilecek sıkıntılı durumlar gibi), alkol, bazı ilaçlar, mevsimsel değişiklikler, gıda zehirlenmeleri olabilir.

    Soğuk hava karın ağrısını tetikler mi?
    Bilimsel cevabını vermek pek kolay değil. Ancak pratik hekimlikte sık rastladığımız bulgu ve hastaların ifadesi böyle bir ilişkiyi düşündürmektedir.

    İBS hastalarının çocuklarında da aynı hastalığa rastlanabiliyor. Nedeni genetik olabilir mi?
    Genelde İBS ile genetik arasında ilişki olmadığına inanılırdı. Bir anne ile çocuğundaki İBS’nin varlığı aynı çevreyi paylaşıyor olmakla izah edilirdi, ancak son yıllarda genetik faktörlerin de hastalıkta etkili olabileceği, genetik yatkınlığı olanlarda uygun çevresel koşulların hastalığın ortaya çıkmasına neden olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu konudaki veriler henüz tam yeterli değildir.

    Ülkemizde görülme sıklığı için neler söyleyebilirsiniz ? Yaşa ve cinsiyete göre farklılık gösterir mi ? Batı toplumlarında daha sık görüldüğü doğru mu ?
    İBS en sık rastlanan gastrointestinal rahatsızlıktır. Her ırkta ve her iki cinste görülür. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha sıktır ve sıklığı yaş ile artmaktadır. Ancak ileri yaşlarda şikayetlerde azalma olabilmektedir. Genelde 45 yaşından önce başlar. Değişik toplumlarda görülme sıklığı %5-25 civarındadır. Bu ortalama %10 olarak kabul edilebilir. Sıklığın gelişmiş toplumlarda daha fazla olduğu bilinmektedir. Gelişmiş ülkelerde daha sık görülmesinin nedeni gerçekten hastalığın daha sık oluşu ile mi, yoksa kişilerin sağlıklarına daha çok önem vermeleri ve şikayetlerini daha iyi ifade etmeleri, ya da yaşam kalitelerinin yükselmesi ile mi ilgili olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Ülkemizin değişik bölgelerinde yapılan çalışmalarda toplumdaki sıklığının %6.3-19.1 arasında bulunmuştur. Ortalama olarak ülkemizdeki sıklığının batı toplamlarındakine benzer şekilde %10 olduğunu söylüyebiliriz.

    İBS kanserleşir mi?
    Kesinlikle hayır. İBS kanserleşmez ve hastanın ölümüne neden olmaz, kişinin yaşantısında yapabileceği en önemli şey yaşam kalitesini düşürmesidir.

    İBS nasıl tedavi edilmektedir? İBS tüm tedavilere rağmen tekrarlayıcı ve kronik bir hastalıktır. Hastalara şikayetlerinin olduğu dönemlerde ilaç tedavileri önerilir. Hastalığın belirtilerinin kişiden kişiye ve aynı kişide zaman içinde çok değişkenlik göstermesi, her hastaya ihtiyaçlarına göre farklı ilaçlar kullandırmayı gerektirebilir. Genellikle birden fazla belirti mevcut olduğu için, tedavide de her belirti için farklı ilaçlar uygulamak gerekli olmaktadır.

    Ancak günümüzde özellikle kabızlıkla seyreden İBS için yeni tedavi olanakları mevcuttur. Bu ilaçlar hem kabızlığı gidermekte hem de barsaklardaki aşırı duyarlılığı, şişkinlik hissini gidermektedir.

    İBS tedavisinde diyeti yeri varmıdır ?
    Biz hastalarımıza özel bir diyet listesi vermiyoruz. Çünkü diyetin bir katkısı olmadığına inanıyoruz. Ancak hastanın gözlemi önemli hasta belli bir diyetin karın ağrısını arttırdığını, şişkinliğe neden olduğunu ifade ediyor ise ondan kaçınmasını tavsiye ediyoruz. Genellikle hastalarımız bazen ne yerlerse yesinler hiçbir şikayetleri olmadığını, bazen de ne yerlerde yesinler şikayetleri olduğunu, her şeyin dokunduğunu ifade ederler. Hastalığın doğasında bu var. Hastalık müzmin bir hastalık ama yılın 365 günü devam etmiyor. Değişkenlik gösteriyor.

    Ülkemizde süte tahammülsüzlük sık rastlanan bir durum, bu nedenle hastalara süt ve süt ürünleri aldıklarında karın ağrısı, gaz, ishal şikayetleri olup olmadığını soruyoruz. Eğer bu soruların yanıtı evet ise o zaman hastaların süt ve süt ürünlerini az tüketmelerini öneriyoruz. Bunun dışında genellikle fazla yağlı yiyecekler, gaz üreten besinler de şikayetleri arttırabilir. Şikayetleri bu besinler ile ilişkilendirilebilen hastalarda bu kullanımları sınırlandırılmalıdır. Suni tadlandırcılar ve diyet besinlerin kullanımı da sınırlandırılmalıdır. Çünkü bunların fazla kullanımı şişkinlik ve ishal nedeni olabilir.

    Bu hastalıkta stresin rolü varmı ?
    Hastaların yaklaşık yarısı şikayetleri ile stres arasında ilişki olduğunu ifade ederler. Stres hastalığın tetiğini çeker. Bu nedenle stres hastalığın seyrini olumsuz yönde etkiler. Stres İBS’nin nedeni değildir ancak, şikayetleri artırabilir. Bu nedenle İBS hastalarının stresle baş etme yöntemleri konusunda destek almaları yardımcı olabilir.

  • Gençlerin Güvenli İlişkiler Kurması Nasıl Mümkün Olur?

    Gençlerin Güvenli İlişkiler Kurması Nasıl Mümkün Olur?

    İlişkiler partnerlerin birbirlerine nasıl davrandıklarına bağlı olarak güvenli- şiddet içeren arası bir ölçekte değişkenlik gösterir. ilişki içerisinde karşılaşılan şiddet fiziksel ise bunu kavramak kolay olur. Fakat psikolojik, duygusal, cinsel şiddet davranışlarının anlamlandırılması her zaman kolay olmuyor.

    Aşağılama, suçlu hissettirme, yalnızlaştırma, mahrum bırakma, tehdit, korkutma, ısrarlı takip vb. gibi davranışlar, özellikle 16- 24 yaş arası gençlerin ilişkilerinde gözlemlenen şiddet davranışlarından en yaygın olanlarıdır.

    Gençlerin kurduğu flört ilişkisinde böyle davranışlardan kendini koruması için öncelikle yetişkinlerin bakış açılarının değişmesi gerekir. Ebeveynler ve yetişkinler yakınlarını, çocuklarını, kardeşlerini flört dönemi şiddetinden korumak istiyorlarsa; gençler arası ilişkinin uygun olmadığını düşünerek baskı kurmamalıdır. Gençler arası ilişkilerin olgun olmadığını varsayarak, ancak yetişkin olduklarında anlayacaklarını söylemekten, onlar adına inisiyatif alarak kurtarıcı rolüne bürünmekten kaçınmalıdır.  İlişkilere dair kişisel değer yargılarını ya da olumsuz deneyimlerini gençlere yansıtarak onların da olumsuzluklar yaşayacağını ön görerek , ayrılmaları için zorlamamalıdır.

    Bu tarz kısıtlayıcı ve ön yargılı ebeveyn davranışları gençlerin yaşadığı ilişkiyi gizli tutmasına sebep olur. Gizlenen ilişkinin güvenli olup olmadığını anlamak, şiddet içeren davranışları fark etmek ve genci korumak zorlaşır. Bunun yerine yetişkinler, gencin gelişim özelliklerine göre, açık ve dürüst olabilecekleri bir alan açmalıdır. Sadece ilişkideki riskleri ve olumsuzlukları konuşmak değil aynı zamanda güvenli ilişkinin nasıl olacağı hakkında da konuşmalıdır. Sağlıklı sınırlar oluşturabilmelerini destekleyecek, güçlendirici ve olumlu örnekleri onlarla paylaşmalıdır.

    Şiddet;  genç, yetişkin çoğu insan için baş edilmesi zor, kafa karıştırıcı bir deneyimdir. Şiddetin uyarı sinyallerini tanımak, şiddetin ipuçlarını yakalamak kendimizi şiddetten korumak için büyük önem taşıyor. Ebeveynler ve yetişkinlerin gençleri bu konuda bilgilendirmesi, bu sinyalleri önce kendi tanıyarak çocuğuna da anlatması ve fark ettirmesi gerekir.

    Güvenli ilişki;  kararların ortak alındığı, ilişkiye dair konular ve cinsellikle ilgili konularda ortak duygu paylaşımlarının olduğu, adil, özgür bir ilişkidir.

  • Barsak kanseri

    Barsak kanseri denildiğinde öncelikle aklımıza gelen kolon kanseri yani kalın barsak kanseridir. Barsakların iç tabasındaki hüclerin kontrolsüz çoğalması barsak tümörünün gelişmesine neden olur. Barsağın iyi huylu tümörlerine polipkolonoskopidenilmektedir. Kötü huylu hale döndüğünde ise kanserden bahsedilir. Polipler çevre dokulara yayılmaz ve ile polipektomidenilen yöntem ile kolaylıkla çıkarılır. Barsak kanserleri genelde poliplerden gelişir. Bu nedenle polipler erkenden çıkarılmaz ise zamanla kansere dönüşme olasılıkları yüksektir. Kanser erken dönemde tedavi edilmez ise o zamanda kanser hücrelerinin karaciğer, akciğer ve kemik gibi başka organlara yayılması olağandır. Kanser hücrelerinin başka organlara yayılmasına metastaz diyoruz. Barsak kanseri tüm toplumlarda sık görülmektedir. Kanserler içinde görülme sıklığı erkeklerde üçüncü, kadınlarda ise dördüncü sıradadır.Batı ülkelerindeki sıklığı Asya ve Afrika ülkelerine oranla daha fazladır. Toplumların batı tarzı beslenmeye geçmeleri barsak kanseri sıklığını arttırmaktadır.

    Barsak kanserinin sebepleri nelerdir ?
    Her hasta için kesin bilinmemektedir. Ancak barsak kanserini kolaylaştırıcı bazı faktörlerin varlığı bilinmektedir. Şişmanlık, fazla yağlı beslenme, ailede barsak kanseri veya polip olması, hastanın barsaklarında polip veya ülseratif kolit denilen müzmin ülserli bir barsak hastalığının bulunması barsak kanseri gelişmesi için risk faktörleridir.

    Barsak kanseri ile diyet arasındaki ilişki nedir ? Batı tipi beslenme barsak kanseri riski arttırmaktadır. Burada en önemli faktör fazla yağlı beslenme ile ilişkilidir. Buna karşın taze sebze ve meyve ile beslenme kepeği ayrılmamış hububatlar ile yapılmış ekmekler ve kalsiyum ise riski azaltmaktadır.

    Ülseratif koliti olan her hasta barsak kanseri olur mu ?
    Hayır. Ülseratif kolit yada buna benzeyen Crohn hastalığının kalın barsakları tuttuğu durumda barsak kanseri gelişme riski normal kişilere göre artmaktadır. Bu risk hastalık süresi uzadıkça, barsakta tutulan alan arttıkça, hasta tedavisiz kalır ise ve sklerozan kolanjit denilen bir hastalığın birlikte olduğu durumlarda daha çok artmaktadır. Bu durumun bilinmesi ile hastalar belli bir program dahilinde takip edilir ise risk azaltılabilir ve kanser gelişecek olsa bile çok erken dönemde tespit edilebilir.

    Barsak kanserinin belirtileri nelerdir ? Birçok belirti olabilir ancak bunların hiçbiri barsak kanserine özgün değildir. Başka hastalıklarda da görülebilirler. Bunlar kansızlık belirtileri (halsizlik, çabuk yorulma), tuvalet alışkanlığında değişme (yeni ortaya çıkan inatçı ishal veya kabızlık), dışkının şeklinde değişme, dışkıda kırmızı ya da koyu renkli kan varlığı, kilo kaybı, karın ağrısı ve şişkinlik olabilir.

    Teşhis için hangi testler kullanılabilir ?
    İlaçlı barsak filmi ve kolonoskopi başlıca teşhis yöntemleridir. İlaçlı barsak filmi duyarlılığının düşük olması, biyopsi alma ve polip çıkarma imkanı vermemesi nedeni ile günümüzde fazla kullanılmamaktadır. Son yıllarda tomografi ile yapılan ve sanal denilen kolonoskopi de teşhiste kullanılmaktadır. Bu yöntemin duyarlılığı yüksektir. Ayrıca kanser var ise bunun çevre dokulara yayılımı olup olmadığını gösterme açısından da yararlı olabilir. Ancak biyopsi alma veya polip çıkarmak için tekrar klasik kolonoskopiye ihtiyaç olabilir.

    Kolon kanseri gelişimi engellenebilir mi ?
    Maalesef günümüzde barsak kanseri gelişimi yatkınlığı olan kişide bu yatkınlık ortadan kaldırılamaz. Ancak kanser için risk faktörleri bilinir ve bunlara göre hastalar takip edilir ise kanserin gelişimi engellenebilir. Barsak kanserlerinin çoğu poliplerden geliştiği için polipler tespit edildiğinde bunların çıkarılması kanser gelişimini engeller. Ayrıca ailede barsak kanseri varlığı, hastanın daha önce barsak kanseri ya da polip tedavisi görmüş olması, ülseratif kolitinin varlığı bilinir ise bu hastalar belli aralıklar ile kolonoskopi ile kontrol edilerek barsak kanseri gelişimi kontrol altına alınabilir.

    Kontrol için kolonoskopi ne zaman hangi sıklıkla yapılmalı ? Barsak şikayeti olmayan bir kişinin birinci derecede akrabasında kolon kanseri yada polibi yok ise 50 yaşında kontrol kolonoskopisi yaptırması tavsiye edilir. Bu kolonoskopide barsaklar normal bulunur ise 10 yıl ara ile kolonoskopi yaptırmak yeterlidir. 50 yaş civarında yapılan ilk kolonoskopide polip tespit edilir ise bir sonraki kolonoskopi zamanı polip sayısına ve poliplerin büyüklüğüne göre değişiklik gösterir. Bu süre 1, 3 veya 5 yıl olabilir.

    Altmış yaşından büyük birinci derecede bir akrabasında kolon kanseri olan kişi ilk kolonoskopisini 40 yaşında yaptırmalı sonra normal riskli hastalar gibi takip edilmelidir. Kolon kanseri olan birinci derecede akraba 60 yaşından genç veya birden fazla akrabada kolon kanseri var ise kolonoskopi yaşı kanser görülen en geç akrabanın yaşından 10 yaş önce veya 40 yaşında (hangisi önce ise) yapılmalı sonra kolonoskopi 5 yıl ara ile tekrarlanmalıdır.

    Elli yaşından önce jinekolojik kanseri olan kişilerde de kolon kanseri riski artmıştır. Bu hastalar 5 yılda bir kolonoskopi yaptırmalıdır.

    Kolon kanseri nasıl tedavi edilir ? Kanser teşhisi konulduktan sonra istisnai durumlar dışında tedavi cerrahidir ? Ameliyatta tümörlü bölge kenarlarındaki belli bir orandaki sağlan bölge ile birlikte çıkarılır ve açıkta kalan iki barsak kısmı ucuca dikilir. Hastalığın barsağı tuttuğu bölge ve hastalığın yaygınlığına göre tedaviye kemoterapi ve bazen de radyoterapi (ışın tedavisi) ilave etmek gerekir. Erken dönemdeki bir kanserde cerrahi tedavi tek başına yeterli olur.

  • Ergen Terapisi

    Ergen Terapisi

    Ergenlik çocukluk ile yetişkinlik arasındaki bir geçiş dönemidir. Bu dönemde biyolojik değişimlerle beraber kişide psikolojik değişimler de görülmeye başlanmaktadır. Ergenlik dönemindeki en önemli değişimlerden biri ergenin kimlik arayışı içerisinde olmasıdır. Bu dönemde yaşadığı duyguların şiddetinde artma görülmeye başlanır ve duygu durumları hızlı bir şekilde değişir. Öncesine göre kıyasla daha fazla hayal kurmaya başlar. Ergenlikte arkadaşa verilen değer önem kazanmaktadır. Ergenin arkadaşlarıyla ilişkisi kurması sosyal gelişimi açısından gereklidir. Anne-babanın görüşlerini, fikirlerini kabul etmez, arkadaşlarının düşünceleri ve değerleri ergen için önem kazanmaya başlar. Bu sırada anne-baba ile birlikte vakit geçirmek yerine, içe dönebilir ve yalnız kalmayı tercih edebilir. Bağımsız davranmak ister. Bağımsızlığı için sergilediği davranışlar engellenirse anne-baba ile çatışma yaşayabilir. Bu dönemde gerginlik, huzursuzluk, karamsarlık gibi duygularını anlayacak, ergenin yaşadığı bu durumların bu döneme özgü ve kalıcı olmadığını anlatacak ve onu bu davranışlarından ötürü yargılamayacak bir anne-babaya ihtiyaç duyar.

    Ergenlik döneminde özellikle ergenin sosyal ilişkileri, ders ve başarı konularında motivasyon, aile içi ilişkiler ve ilişkilerde yaşanılan çatışmalar gibi konular ön plana çıkmaktadır. Lise son sınıfta okuyan gençler üzerinde yapılan araştırmada en çok aşağıdaki konularda anne-babaları ile çatışmaya girdikleri saptanmıştır:

    1. Anne babası tarafından eleştirilmek,

    2. Sağlık durumları ile çok ilgilenilmesi,

    3. Evde temizlik konusunda titiz davranılması,

    4. Bir konunun çok uzatılması,

    5. Aşırı şekilde nasihat edilmesi,

    6. Üstlerine çok düşülmesi,

    7. Anne-babanın onu anlamaması,

    8. Akşamları eve geç gelmeye izin verilmemesi,

    9. Evde azarlanması,

    10. Anne-babasının her şeyini öğrenmek istemesi,

    11. Anne-babası tarafından dağınık olduğunun söylenmesi,

    12. Okuldaki ders başarısının tenkit edilmesi

    13. Ailesinin ona baskı yapması

    14. Anne-babanın tartışması.

    Erikson’a göre çocukluk ve ergenliğin olumlu geçmesi, yetişkinliğe de yansıyacak ve bireyin sağlıklı bir yetişkin olarak yaşamasını sağlayacaktır.

    Ergenin terapideki en temel ihtiyacı güvende hissetmektir. Ergen ilk önce güven duygusunu hissetmelidir. Seanslarda güven, gizlilik, saygı kritik noktalardır. Psikoloğun yanında seans içerisinde anlaşıldığını hisseden birey kendisini ve yaşadığı durumları daha rahat açacaktır. Ergenin kendisinin de rızası alınarak, aile işbirliği ile süreç yürütülür. Ergene ve ailesine ilk olarak terapinin ne olduğu anlatılır. Terapist ile ergen arasında terapötik ilişki kurulabilmesi açısından gizlilik ilkesi hassas ve önemli bir noktadır.

    Ergenin kendi hayatının sorumluluğunu alması, kendi hayatı üzerine düşünüp karar verebilmesi ve bu kararı oluşturan unsurların neler olduğunu belirleyebilmek önemlidir. Terapide ergenin kendi yaşadığı problemlerini kendi başına çözme kapasitesine güven duyup bunu geliştirebilmesine yardımcı olunur. Ergenin hayatı ile ilgili istekleri, beklentileri ve hedeflenen değişim ne olduğu belirlenir ve gerçekçi bir zeminde süreç planlanır.

    Ergenlik dönemine özgü, normal gelişim dönemine özgü sorunlar aileleri endişelendirebilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri yaşadığı durumun ergenin hayatındaki işlevselliğini etkileyip etkilemediği ve sıklığının artıp artmadığıdır. Hem ergenin kendi hayatını hem de aileyi etkileyen durumlar değerlendirilir. Kişinin ihtiyacı ve sorunun niteliğine göre sürecin ne kadar süreceği veya ne sıklıkta görüşüleceği değişebilmektedir.

    Ergenlik döneminde görülebilen problemler;

    • Kaygı Problemleri

    • Öfke Problemleri

    • İlişki Problemleri

    • Takıntılar (Obsesif- Kompulsif Bozukluk)

    • İletişim Problemleri

    • Aile İçi Çatışmalar / Problemler

    • Alkol / Madde Kullanımı

    • Duygu Durumundaki Değişimler

    • Akademik Başarısızlık

    • Sınav Kaygısı

    • Yeme Bozuklukları

  • Hemoroid

    Hemoroid yada halk arasında kullanılan şekli ile basur, barsaklarımızın sonlandığı bölge olan anal kanaldaki damarlardaki şişme olarak tanımlanabilir. Çok sık rastlanan bir durumdur. İnsanların yaşamları boyunda hemoroid sorunu ile karşılaşma olasılığı %75 civarındadır.

    Hastalarda anal bölgede ağrı, kaşıntı ve kanamaya neden olabilir. Genellikle evde uygulanabilen tedaviler ve basit tedbirler ile kontrol altına alınabilirler. Tamamen ortadan kaldırılamasa bile basit tedbirler ile şikayetlerin olmaması sağlanabilir.

    Kaç çeşit hemoroid vardır ?Şekilde görüldüğü üzere iç ve dış hemoroid olmak üzere iki çeşit olabilir. İç hemoroid anal kanal içindedir ve ileri derecede olduğunda ya da fazla ıkınma sonrasında dışarıya sarkar. Ağrı, kanama, kaşıntı ve dışkılama sonrası dolgunluk hissi başlıca belirtileridir. Dış hemoroidler ise anal bölgede deri rengide, yastık şeklinde şişliklerdir. Dış hemoroid içinde kan pıhtısı (tromboz) oluştuğunda mavi-mor renkli görülür ve şiddetli ağrı, kaşıntı ve şişliğe neden olur.

    Hemoroid gelişimini kolaylaştırıcı faktörler nelerdir ?
    Hemoroidin en sık nedeni kabızlıkta sert, kuru dışkı nedeniyle fazla ıkınmaktır. Diğer kolaylaştırıcı faktörler olarak ağır şeyleri kaldırmak için fazla ıkınmak, gebelik, şişmanlık, uzun süre oturma ve ishal sayılabilir.

    Nasıl tedavi edilir, farklı tedavi yöntemleri var mı ?
    Hemoroid genellikle yaşam tarzındaki değişiklikler ve evde uygulanabilen birkaç günlük tedaviler ile kolaylıkla tedavi edilir. Ağrı, kaşıntı ve şişliği gidermek için hemoroid kremleri ve fitilleri kullanmak yararlıdır. Ayrıvca buz uygulaması şişliği gidermede yardımcı olur. Günde 1-2 kez antiseptik ilave edilmiş sıcak suda 5-10 dakika oturmak ta yararlıdır. Bu tedbirler ile kontrol altına alınmayan ya da nüks eden orta dereceli vakalarda, iğne, kızılötesi ışın uygulamalaı ile lastik band ile bağlama yöntemleri uygulanabilir. İleri dereceli hastalıklarda ise cerrahi müdahale gerekli olabilir. Ancak her tedavi yöntemimde değişik olasılıklarda hastalığın nüks etmesi mümkündür.

    Hemoroid olmaması yada şikayetlerin tekrarlamaması için ne yapmak gerekir?
    Öncelikle yukarıda anlatılan hastlığı kolaylaştırıcı durumlardan kaçınmak gerekir. Dışkının yumuşak olması, tuvalette fazla ıkınma gereksinimini ortadan kaldırır. Kabızlık sorununu giderici tedbirler almak en önemli önlem olacaktır.

    • Ne zaman doktora müracaat etmek gerekir ?
      Hemoroid genellikle evde birkaç günde kolaylıkla tedavi edilebilen bir hastalıktır. Ancak bazı durumlarda mutlaka hekime görünmek gereklidir. Hekime müracaat etmemek ciddi bir hastalığın teşhisinin gecikmesine neden olabilir.

      Birincisi kanamanın varlığı, özellikle de kanamanın dışkı ile karışık olduğu durumdur. Bu durumda kolonoskopi yapılması, ayırıcı tanıya girebilen hastalıkların dışlanması gerekir.

      Hekime hemen müracaat etmeyi gerektiren ikinci bir durum ise anal bölgedeki şişliğin ateş ile birlikte olması veya ağrının çok şiddetli olmasıdır. Bu durum bir apsenin işareti olabilir ve hemen müdahaleyi gerekli kılar.

  • Ezik Hissetme Psikolojisi

    Ezik Hissetme Psikolojisi

    Ezilmişlikten gelip ezmeye giden, kişinin kendini her durumda yetersiz hissetmesi ve durumunu özetlerse de “özgüvenim yok benim” demesi…

    Bana göre; özgüven her insanda vardır. Duruma göre azalır ya da artar.

    Mesela sen beyin ameliyatı nasıl yapılır bilemeyebilirsin çünkü işin bu değil ve senin çok iyi yaptığın bir işi de başka biri yapamayabilir. Fakat bu durum ne seni ne onu yetersiz yapar. 

    Yine de sen kendini yeterli görebileceğin bir durumda bile sürekli şüphede hissediyor, emin olamıyor ve yetersizlik duygusuna kapılıyorsan öncelikle sana bu duyguyu temelde kimlerin atmış olabileceğine bakabilirsin. Bizim kişiliğimizin büyük bir bölümü 0-6 yaş döneminde oluşuyor bu nedenle yetersizlik gibi temel taş bir duyguyu sana yükleyen ve seni sürekli ezik, özgüvensiz, beceriksiz ve güçsüz hissettiren kişi çoğunlukla bu dönemde muhatap olduğun sana bakıcılık etmiş kişilerdir. 

    Çocukluğumuzda bize bakan kişilerden aldığımız olumlu-olumsuz duyguların, bugünümüze güncel formlarıyla kesinlikle sirayet ettiğini iyi bil.

    Yaptığın aktarımları da bulur bozarsan işin daha da kolaylaşır; Şimdiki hayatında sana yetersiz hissettiren kişiyi zihnin geçmişindeki hangi figür yapıyor?

    >Şimdi tekrar düşün; bu eziklik duygusunu, yetersizliği kim sana yükledi? Bu duygular temelde kime ait duygulardı  ve sen kimden aldın? Kim senin fazla dikkat çekmeni ve görülmeni istemezdi, seni sürekli utandırırdı ve her yaptığını eleştirirdi? 

    Senin hayatında yeterli olduğun alanlar, işler neler? Ne yapsan kendini yeterli hissedersin? 

    Unutma; Sen bir şeyleri çok iyi yapıyorsun ki bu günlere kadar gelebildin! En mükemmel, en iyi, en süper, en kusursuz olmak zorunda değilsin. Önemli olan “YETERLİ” olması,  yeterince olması… Niyet ettim bu günden itibaren kendimi yeterli görmeye. . !

  • Damar sertliğine beslenme önlemi

    Damarlarımız elastik bir yapıda olduğundan dolaşan kanın değişen hacmine karşılık kan basıncının değişiklik göstermesine müsaade etmez. Zamanla ortaya çıkan damar sertliği kalp krizi, beyin damar tıkanması, beyin kanaması ve ayak kangrenleri olgularının en önemli nedenidir. Damar sertliği klinik tablo olarak ortaya çıktığı ana kadar, genellikle özgün bir belirti vermeyen bir hastalıktır.

    Normal şartlarda esnek olan atar-damar duvarları, damardan geçen kan miktarına göre genişler ya da daralır. Atardamarlar bu özellikleriyle dolaşımdaki kan miktarını düzenlerler. Damar sertliğinde damar duvarındaki esnek yapılar çok sert doku ile kaplanır ve esneklik yok olur. Damar duvarı sertleşmesini, duvardan damar içine doğru büyüyen yapıların oluşumlar (aterom plakları) izler. Bu plaklarının gelişimi sonucu damar boşluğunun çapı daralır ve geçen kan miktarı azalır. Damar sertliği damarlarda hassas plakların oluşmasına neden olur ve bu hassas plaklar yırtılarak kalp krizine yol açarlar.

    Beslenme şekli özellikle bazı hormonlar üzerinden etki ederek damar hücre çoğalması, oksidan-antioksidan dengesi, kolesterol metabolizması ve pıhtılaşma sistemi üzerinden bu plaklar üzerine etkili olmaktadır.