Yazar: C8H

  • Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    Sindirim kanalındaki darlıkların genişletilmesi

    DARLIKLAR NEDEN OLUŞUR?

    Sindirim kanalımızda çeşitli sebeplerle darlıklar meydana gelebilir:

    -Hastalıklar

    -Geçirilmiş ameliyatlar

    -Radyasyon tedavisi darlıklara sebep olabilmektedir.

    DARLIKLAR HANGİ YÖNTEMLERLE TEDAVİ EDİLİR?

    Sindirim kanalındaki darlıklar:

    -Endoskopik balon dilatasyon

    -Stent takma

    -Cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

    Bu darlıklar yemek borusu, mide giriş çıkış kısımları veya bağırsaklarda meydana gelebilir.

    1) YEMEK BORUSU(ÖZOFAGUS) DARLIKLARI DİLATASYONU

    Özofagus (yemek borusu) dilatasyonu yemek borusunun herhangi bir nedenle daralmış olan kısmının değişik yöntemler kullanılarak genişletilmesidir.

    Bu işlem için çeşitli teknikler kullanılabilmekle beraber günümüzde en sık tercih edilen yöntem endoskopik balon dilatasyonudur (Stent uygulama, buji ile dilatasyon)

    Balon dilatasyonu sindirim kanalı darlıklarında yakın mesafede olmayan darlıklarda tercih edilmektedir.

    Tümörlere bağlı kanal darlıklarında ve cerrahi operasyonlardan sonra gelişen darlıklarda kullanılan bir yöntemdir.

    İnce bir telin ucunda hava ile şişirilebilen bir balon mevcuttur. Darlık olan bölgeye endoskop vasıtası ile gidildikten sonra, endoskop kanalından tel gönderilir ve darlık olan bölgeye tel geçirilir. Sonra da enjektörle hava basılarak yavaşça şişirilir.

    Avantajı, dilatasyon (genişletme) esnasında işlemin gözle görülmesidir. Uygun genişliğe erişildiğinde işlem sonlandırılır.

    YEMEK BORUSU DARLIKLARININ NEDENLERİ

    -Yemek borusundaki daralmaların en sık görülen nedeni gastroözofagial reflü hastalığı sonucunda yemek borusunun alt kısmında yara oluşmasıdır.

    Böyle bir daralma meydana geldiğinde hastalar gıdaları yutmada güçlük çekerler ve sanki yiyecekler göğüs bölgesinde, yemek borusu içinde takılmış gibi hissederler.

    – Yemek borusu içinde ince zar veya halka oluşumu (Schatzki halkası vb.)

    -Yemek borusu veya yemek borusuna bası yapan komşu organ kanserleri

    -Radyasyon tedavisi sonrasında oluşan darlıklar

    -Skleroderma gibi bağ dokusu hastalıkları

    -Eozinofilik özofajit gibi bazı çok nadir görülen yemek borusu hastalıkları

    -Yemek borusunun akalazya gibi fonksiyonel hastalıkları olarak sayılabilir.

    KOMPLİKASYONLARI:

    -Kanama ve yemek borusunun delinmesi görülebilecek ciddi komplikasyonlardır.

    – Göğüs ağrısı,

    -Nefes darlığı,

    -Ateş,

    -Çarpıntı, soğuk terleme,

    -Aşırı halsizlik

    – Ağızdan kırmızı renkte kan gelmesi veya siyah renkte dışkılama

    2) MİDE ÇIKIŞI(PİLOR) DARLIĞI

    Mide ile bağırsağın ilk kısmı arasındaki bağlantı, midenin “Pilor deliği(midenin son kısmında bulunur, bağırsağa geçiş yeridir)” aracılığıyla olmaktadır

    BELİRTİLERİ

    -Bulantı

    -Kusma

    -Yemeklerden sonra mide ağrısı

    -Midede dolgunluk hissidir.

    NEDENLERİ

    Pilor darlığına yol açan etkenleri şöyle özetleyebiliriz:

    -Pilor kasının doğumsal olarak büyümüş olması

    – Pilor bölgesinin iltihap nedeniyle ödemli oluşu

    -Pilor bölgesinin ülser sonrası yara dokusu ile daralması

    -Erişkin kimselerde pilor kasının büyümüş olması

    -Pilor bölgesinde gelişen infeksiyonlar(sifilis, tüberküloz)

    -Pilor bölgesinden kaynaklanan tümörler

    -Midedeki yabancı cisimlerin (bezoar gibi) pilor kanalını tıkaması

    -Yakıcı maddelerin pilor bölgesinde yaraya neden olması.

    -Bağırsağın ilk kısım ülserlerinin yara dokusu ile iyileşmeleri

    – Pankreas başı kistleri

    -Bağırsak boşluğuna uzanan anormal zarlar

    -Safra taşları

    -Tümörler.

    TEDAVİ

    Tedavisi cerrahidir.

    3) KOLONDAKİ (KALIN BAĞIRSAKTAKİ) DARLIKLAR

    NEDENLERİ:

    -En sık nedeni karın içi ameliyatlardır.

    -Çeşitli hastalıklar(Crohn hastalığı gibi),

    -Radyasyon

    TEDAVİSİ:

    -Balon dilatasyonu

    -Stent uygulaması

    -Cerrahi

  • Panik Atakta Kalp Krizi Geçirme ve Ölüm Korkusu

    Panik Atakta Kalp Krizi Geçirme ve Ölüm Korkusu

    Panik Bozukluk tanısı almış olan kişiler panik atak geçirmekten son derece korkarlar. Kişi içinde bulunduğu ortam, ortama ait kalabalık, gürültü, koku, sıcaklık gibi çeşitli çevresel faktörler ve fiziksel değişkenlerin, daha önce panik atak geçirdiği koşullarla benzer hale gelmesine karşı son derece duyarlıdır. Bu şartların benzer hale gelmesi kişinin yeniden panik atak geçireceğine dair inancını şiddetle tetikler. Maruz kalınan bu tehdit ve tehlike algısı, kişinin bedenindeki fiziksel belirtilerine odaklanmasına, bu belirtilere sonu felaketle biten senaryolar atfedip, çeşitli anlamlar yüklemesine yol açar. Gerçek dışı felaket senaryoları kişiyi büyük bir kaygı ve dehşete sokar. Böyle bir durumda panik atak yaşayanların gerçek dışı inançları genellikle “kalp krizi geçirerek ölme”, “çıldırarak aklını yitirme”, “bayılarak yardımsız kalma” başlıkları altında gözlemlenebilir.

    Panik atak esnasında kişinin kalp krizi geçirme ihtimaline toplum içinde yaygın şekilde inanılmasına karşın aslında bu ihtimal doğru bir bilgi değildir. Kalp krizi, kalbi besleyen koroner arter damarlarında yaşanılabilecek tıkanıklık, yırtılma gibi bir problem sonucu kalp kasının beslenememesi sebebiyle gerçekleşir. Kalp krizi geçirme korkusu olan kişiler ise genellikle bu konuda bir Kardiyoloğa görünerek muayene olurlar.

    Herhangi bir kalp-damar problemi bulunmamasına karşın, panik atak atak sonucu kalp krizi geçirme korkusu yaşayan kişilerin problemi biyolojik değil tamamıyla psikolojiktir. Bu kişiler genellikle geçmişte bir yakınının kalp krizi geçirmesinden etkilenmiş veya bu durumu kafaya takacak bir olay yaşamış olabilirler. Bu yaşanmışlık onların kalbiyle ilgili bedensel belirtilere daha fazla duyarlı olmalarına neden olmuş olabilir.

    Panik atak esnasında yaşanan bazı fiziksel belirtiler kişinin kalp krizi geçireceğine yönelik inancını pekiştirse de bu bilgiler içinde önemli çarpıtmalar barındırmaktadır. Panik atak yaşayan kişide çarpıntı, tansiyon yükselmesi, göğüste saplanıp geçen, kısa süreli, sınırları belli, lokal ağrı gibi belirtiler bulunurken, çarpıntı ve ağrı dinlenildiğinde artar, bulantı olabilir, kusma olmaz.

    Kalp krizi geçiren kişide ise çarpıntı, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, gittikçe artarak tüm göğse yayılabilen, 15-20 dakika boyunca kesintisiz sürebilen, uzun süreli, şiddetli ağrı görülür. Çarpıntı ve ağrı dinlenildiği taktirde azalırken, hareket ve efor sarf edilmesiyle artış gösterir, bulantı ve kusma görülür.

    Panik atak, kişinin kalp krizi geçirmesine yol açmaz. Benzer olduğu zannedilse de iki durum arasında birbirinden farklı belirtiler görülmektedir. Panik Bozukluk tanısı almış kişilerin göreceği erken psikolojik tedavi, stres yükünün vücuttaki kalp damar sistemi gibi diğer sistemler üzerinde yapacağı olası deformasyonun azalmasına yol açacağını bilerek hareket etmeleri faydalı olacaktır.

  • Perkütan endoskopik gastrostomi

    Perkütan endoskopik gastrostomi

    Yutma güçlüğü, baş-boyun tümörleri gibi nedenlerle beslenemeyen hastalara karın bölgesinden mideye beslenme tüpü uygulanması işleminin adıdır.

    Uygulama sebepleri

    Yutma yeteneğini kaybettiren hastalıkların varlğında (İnme, beyin ve sinirsel hasarları) ve üst sindirim yolları ve solunum yolları kanserlerinde ve ameliyatlarında beslenmenin sağlanması amacıyla kullanılır

    Mide çıkışında veya ince bağırsakta tıkanıklığa sebep olan kanser hastalarında da beslenmeyi sağlamak amacıyla kullanılır.

    Ne zaman uygulanamaz?

    Kesin uygulanmaması gereken durumlar:

    Pıhtılaşma bozuklukları

    Septisemi

    Karın içi delinme

    Hemodinamik bozukluklar

    Batın içi organları çevreleyen zarın iltihaplanması

    Midenin olmaması

    Yerleştirilecek bölgede batın duvarının enfeksiyonu

    Gerekirse uygulanabilir:

    Yemek borusunda kanser

    Büyük karaciğer

    Büyük dalak

    Midede damarların genişlemesi

    Karaciğer damarların genişlemesi

    Midenin kısmi çıkarılmış olması

    Komplikasyonlar

    Sakinleştiriciye karşı tahammülsüzlük

    Kalp sorunları

    Uygulanan bölgede enfeksiyon

    Kanama

    Batın duvarında hava kaçışı

    Kalın ve ince bağırsağın delinmesi

    Uzun süre kullananlarda mide rahatsızlıkları

    Geçici bağırsak tıkanıklığı

    Karın duvarının iltihaplanması

  • Ruhumuzun Soğuk Algınlığı

    Ruhumuzun Soğuk Algınlığı

    Bundan birkaç yıl önce çoğumuzun diline dolanan bir şarkı vardı;

    “Depresyondayım unutuldum,

    Sevgilimden ayrıldım,

    Çok yalnızım….

    Depresyondaki insanın ruh halini oldukça iyi anlatan bu şarkı , tüm şarkılar gibi depresyonu da aşk acısı ile doğrudan ilişkilendiriyordu.

    Bir yere kadar doğru olan bu benzetme depresyonun tanımı açısından bir eksik kalmaktadır. Çünkü depresyona yol açan tek kayıp sevgilinin kaybı, tek acı da aşk acısı değildir.

    Depresyon, yani ruhsal çöküntü Psikiyatri’ nin yanı sıra genel sağlık alanında da yaygın olarak karşılaşılan bir hastalıktır. Dahiliye, Nöroloji, Fizik Tedavi vb. gibi uzmanlık alanında çalışanlarda sık sık depresif hastalarla karşı karşıya gelmektedirler.

    Adeta Psikiyatri’nin “Soğuk algınlığı” yani “Gribi” olan depresyon bir akıl hastalığı değildir ama bu hastaların toplum içinde “etiketlenme” endişeleri de sorunu şiddetlendirmekte ve hastaların tedavi için Psikiyatristlere başvurmalarını güçleştirmektedir. (Yani aslında, çok kısa bir sürede iyi edilebilecek bir hastalık boşu boşuna kronik bir hal almakta ve tedavisi daha güç ve daha uzun olmaktadır.)

    Hem toplumun hastalık hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması, hem de konunun uzmanı olmayan hekimlere gidilerek teşhisin gecikmesi nedeniyle bazı talihsizlikler yaşanabilmektedir. Bu nedenle de halkın bilinçlendirilmesi, hastalığın yeterince tanıtılması ve konunun uzmanı hekimlere yani psikiyatristlere gidilmekte gecikilmemesi hastalığın doğru teşhis ve tedavisi açısından önemli olmaktadır.

               Gribe yakalanan, nezle olan bir insan en kısa zamanda bir doktora başvurarak tedavisi için gerekli olan antibiyotik ya da antigribal ilaçları alarak kullanmaya başlar. Ülkemizde yaygın ve yanlış bir davranış kalıbı olan en yakın  “Eczacı abla “ ya da “Eczacı ağabey”e giderek onu bir ilaç tavsiye etmesi konusunda zorlamak ve onun vereceği birkaç ilacı kullanarak tedavi olmaya çalışma alışkanlığı pek çok hastalığın teşhis ve tedavisinde gecikmelere yol açarak kişilerin  sağlığını ciddi biçimde tehdit edebilmektedir.  Burada, bütün ön yargıları bir yana iterek derdimizin dermanı olan hekime gitme konusunda hiç vakit kaybetmememizde yarar olduğunun altını bir kez daha çizmek gerekmektedir.

               Şimdi de depresyonun kısa bir tanımını yapalım ;

               Depresyon sözcüğü, çökme, kendini kederli hissetme, işini gücünü yapabilme ve hayattan zevk alma gibi konularda kişinin kendini isteksiz ve yetersiz hissetmesi gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

               Depresif duygular, sağlıklı insanlarda istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan yaşamsal olaylar karşısında ortaya çıkan sıkıntı , üzüntü ve keder içeren duygusal tepkiler olup , yaşamın normal bir parçası olarak kabul edilebilir.Ancak bizler tarafından ruhsal bir rahatsızlık olarak kabul edilen “Depresyon”, duygusal bir tepkiden çok daha şiddetli ve kişinin yaşamını olumsuz olarak etkileyen, hatta onun tüm yaşamsal işlevlerini bozan , belirli belirti kümelerinden oluşan bir hastalıktır. Temel özellikleri arasında kederli ve karamsar duygular içinde olma, kötümser düşünme, gelecekle ilgili umutsuzluk, hayattan zevk alamama, enerji azlığı, hareket  isteğinin azalması ve hareketlerde yavaşlama, iştah ve uyku düzensizlikleri yani, iştah ve uykuda artma ya da azalma gibi belirtiler yer alır.

               Tüm bu saydığımız belirtilerin “Depresyon” teşhisini koydurabilmesi için belirli bir süre boyunca devam etmesi ve kişinin günlük yaşantısını sürdürebilmesini engelleyen ya da insanlarla ilişkilerinde bozulmalara neden olan boyutlara varmış olması gerekmektedir.

               Hayatında önemli bir kayıp yaşamış olan bir insanın yani işini kaybeden, eşinden ayrılan ya da çok sevdiği bir yakınının ölüm acısını yaşamış olan bir kimsenin bir süre kendisini kötü hissetmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ve bu durum onun depresyona girdiği anlamına da gelmez. Ama bu süre çok uzar, kişi bir türlü eski yaşamına geri dönemez ise işte o zaman depresyon olasılığı üzerinde durulması gerekmektedir.

               İçinde yaşadığımız çağ ve koşullarda depresyona girmek yada depresyona girmiş olmak utanılacak bir durum değildir. Tam aksine bizim hala insan olduğumuzu, insani değerlerimizi ve duygularımızı yitirmemeyi başardığımızı gösteren son derece insana has bir hastalıktır. Siz hiç nezle ya da grip oldum diye utanan, sıkılan birine rastladınız mı diyeceğim ama birden  şu günlerde nezle yada grip olma ihtimali bulunan kişilere de vebalıymış gibi davranıldığını anımsıyor ve sorumu geri alıyorum.

  • Gastroskopi

    Gastroskopi

    Sindirim sisteminin üst kısmının (yemek borusu, mide, ince bağırsağın üst kısmı), ucunda küçük bir kamera bulunan esnek bir boru yardımıyla (endoskopi aleti) görüntülenmesini sağlayan muayene yöntemidir.

    NEDEN KULLANILIR?:

    Yemek borusu, mide, ince bağırsağın başlangıç kısmını etkileyen hastalıkların teşhis ve tedavisinde

    Bulantı, kusma, karın ağrısı, yutma güçlüğü ve gastrointestinal kanama gibi semptomların nedenlerini belirlemek amacıyla

    Kansızlık, kanama, iltihap, ishal ve sindirim sistemi kanserleri gibi hastalıkları test etmek

    Biyopsi (doku örnekleri toplamak)

    Kanser oluşturabilecek koşulları tespit etmek

    Kanama,İnfeksiyon tespitinde kullanılır

    HAZIRLIK:

    Endoskopi öncesi midenin boş olması gerekmektedir. Bu amaçla işlemden önce yeme içmeyi dört ile sekiz saat durdurmak gerekir.

    İşlem esnasında kanama riskini arttıran kan sulandırıcı ilaçların alımını kesmek (aspirin, romatizma ilaçları, klopidogrel, vb. gibi)

    UYGULANMASI:

    Sırt üstü veya yan yatılır

    Solunum, kan basıncı ve kalp hızını izlemek için vücuda cihazlar bağlanır

    Öğürme refleksini azaltmak için boğaza sprey püskürtülür

    İşlem esnasında oluşacak rahatsızlık ve huzursuzluğu gidermek için anestezi veya benzeri ilaçlar verilir

    Endoskopi aleti ağızdan yerleştirilir

    Uygulama duruma göre 5-20 dk sürer

    İzleyen saatler içerisinde anestezi etkisini kaybeder, monitörler ayrılır, kısa bir dinlenme sürecinden sonra hasta evine gidebilir

    Anestezi veya benzeri ilaç uygulana hastaların işlem sonrası araba kullanmak gibi dikkat gerektiren aktivitelerden uzak durması gerekir

    KOMPLİKASYONLARI:

    Tanısal işlemlerden sonra aşağıda belirtilen riskler oldukça düşük oranlardadır ancak işlem esnasında tedavi edici işlemler kullanılacak ise olabilir.

    Kanama

    İnfeksiyon

    Gastrointestinal sistemde delinme

    Ateş

    Göğüs ağrısı

    Solunum darlığı

    Siyah veya çok koyu renkli dışkı

    Yutma güçlüğü

    Karın ağrısı

    Şişkinlik

    Kusma

  • Çocuklarda Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Altın Kuralları

    Çocuklarda Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Altın Kuralları

    Çocuklarda En çok yaşanılan sorunlardan biri; KARDEŞ KISKANÇLIĞI !

    *Aslında kardeşler arasında kıskançlık,dozunda yaşadığında, doğaldır. Çocuklar için faydalı ve sağlıklı bir haldir. Her çocuk, anne-babanın sevgisinin ve ilgisinin tümünü ister. En sevilen, en çok ilgilenilen olmak ister. Bu da kıskançlığı kaçınılmaz kılar.
    Her çocuk, ayrı bir birey olarak bencillik, sahip olma, paylaşamama,kendine güven duymaya ihtiyaç, özenti gibi duygular taşıdığı gibi kıskanabilir de…
    *Aslında kıskançlıkla çocuklar, hayatın gerçeklerinden biriyle yüzleşmiş olurlar. Bu da onun çevresindeki ilginin tümüne ve yaşamın bütün avantajlarına sahip olamayacağıdır. Bu acı ve zor da olsa çocuk için bir derstir. Sevgi paylaşılacaktır ve paylaşıldıkça da
    sandığının aksine azalmayacaktır.
    Böyle normal aile içi rekabet, çocuksu benmerkezciliği ve bencilliği azaltır. Rahatsızlık verici de olsa, başkalarıyla geçinmek için deneyim ve kolaylık sağlar.
     

    Çocuklar Niçin Kıskanır ?

    • Çocuk, gelişiminin bazı dönemlerindekıskançlıkgösterebilir.
    Mesela; 3 yaşındaki bir çocuk eşyalarını, oyuncaklarını, yemeğini, ailesini paylaşmayı henüz öğrenmemiştir.

    Eşyasını başkası kullanması gereken durumda kıskançlığa girebilir ve bu, doğal bir durumdur.
    • Genellikle ilk çocuklarda kardeş kıskançlığı dikkati çeker. Ailesinin ilgi ve sevgisine alışan çocuk, yeni gelen kardeşi kendine rakip olarak görür.
    Devre dışı kalacağını zanneden büyük çocuğa aile destek olmalıdır.
    • Çocuğu yoksun bırakmak veya her istediğini yerine getirmek,sürekli maddî ödüller vermek de kıskançlığı körükler.

    Çocuklarda Kıskançlık Belirtileri !

    Kıskanç çocuk, huzursuz davranışlar gösterir, uykusuzluk çeker. Basit sebeplerle kızar, ağlar, bağırır. Hele hayatının ana konusu kıskançlık olmuşsa, çocuk acı içindedir. Yardıma ihtiyacı vardır.
    • Anne-baba ile yatmak ister.
    • İlgi çekmeye çalışır.
    • Yeniden altını ıslatmaya, meme ve parmak emmeye, bebeksi konuşmaya başlayacaktır.
    • Küçük kardeşine zarar vermek isteyebilir.
    • Anne-babasının sevgisini, ilgisini sürekli arzular.

    Çocuklarda Kıskançlığı Önlemek İçin Altın Kurallar !

    • Amacımız, kıskançlık duygusunun varlığını tümüyle ortadan kaldırmak değil, onu ortaya çıkaran durumları azaltmak ve göründüğünde sebeplerini araştırmak olmalıdır.
    • Çocuklarımızı başkalarıyla kıyaslamayalım.
    Çocuklara sevgi, ilgi ve disiplinde tutarlı davranalım, aşırı gösterilerden kaçınalım.
    • Çocuklar arasında büyük-küçük, kız erkek gibi ayırımlar yapmayalım.
    • Kardeşini kıskanan büyük çocuğa sözgelimi kardeşinin yemeğini beraber yedirmeyi teklif edelim. Böylelikle o da ihmal edilmemiş olur.
    • Kendini yetersiz ve değersiz hisseden çocuğun kıskançlığa kolay kapıldığını bilelim. Kendini seven ve kendiyle barışık olan çocuklar, kardeşleriyle daha iyi geçinirler. Bu yüzden onları özsaygısı olan kişiler olarak yetiştirelim.
    • Sürekli bir çocuğumuza yöneliyorsak, bunun sebebini keşfetmek için kendimizi yoklayalım. Hepsine ilgi ve sevgi göstermeye gayret edelim.
    • Çocuklarımızı kardeşleriyle de kıyaslamayalım. Böyle sözler onlar için öldürücü birer zehirdir. Kıskançlığı, çekememezliği ve yetersizliği arttırırlar. Çocuğun düşüncesine başka birinden daha aşağıda olduğunu nakşederler. Bilelim ki; her çocuk tektir ve kendine özeldir. Onu başkasıyla karşılaştırmak yanlıştır.
    • Mümkünse odalarını, değilse köşelerini ve dolaplarını ayıralım.
     Onları birbirinden farklı giydirelim.
     

  • Gastroözofageal reflü hastalığı

    Gastroözofageal reflü hastalığı

    Mide asidi veya mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçtığında oluşur.

    GÖRH Belirtileri:
    -Göğüste yanma hissi
    -Göğüs ağrısı
    -Yutma güçlüğü
    -Kuru öksürük
    -Boğaz ağrısı veya ses kısıklığı
    -Boğazında bir kitle var hissi
    -Ağza yiyecek veya ekşi sıvı gelmesi

    NEDENİ:

    -Yemek borusunun alt ucunda bulunan mideden yemek borusuna yiyeceklerin geri kaçmasini önleyen kas kitlesinin işlevini yitirmesi

    RĪSK FAKTÖRLERĪ:
    -Obezite
    -Hamilelik
    -Sigara
    -Ağız kuruluğu
    -Midenin diyafram kasının içine doğru fıtıklaşması
    -Astım hastalığı
    -Şeker Hastalığı
    -Midenin bağırsağa geç boşalması
    -Bağ dokusu hastalıkları (skleroderma)

    KOMPLĪKASYONLARI:
    -Yemek borusunda daralma
    -Yemek borusu ülseri
    -Yemek borusunda kanser öncüsü değişiklikler (Barrett özofagus)

    TANI YÖNTEMLERĪ:
    -Ph metre: 24 saat boyunca yemek borusuna kaçan asit miktarını ölçer.
    -Gastroskopi
    -Manometri: yemek borusunun hareketlerini ölçmek için kullanılır.

    TEDAVĪ:
    -Antiasidler: mide asitini nötralize eder. ( Gaviscon, Rennie, Antepsin…)
    -H2 reseptör blokörleri: asit üretimini azaltırlar. ( famotidin, ranitidin…)
    -Proton pompa inhibitörleri: asit üretimini durdururve yemek borusunun iyileşmesini sağlar. ( lansoprazol, omeprazol, pantaprazol, rabeprazol, esomeprazol)

    – Nissen Fundoplikasyonu ameliyatı: yemek borusunun alt ucunda bulunan kas kütlesi ameliyatla sıkılaştırılarak mide içeriğinin yemek borusuna kaçışı önlenmiş olur.
    -Links halkası yemek borusuyla midenin birleştiği yere takılır ve kas kütlesi daha sıkı hale getirilir.

    ÖNERİLEN YAŞAM TARZI DEĞĪŞĪKLĪKLERĪ:
    -Kilo vermek
    -Sıkı giyinmekten kaçınmak
    -Tetikleyici yiyecek ve içeceklerden kaçınmak ; yağlı ve kızartılmış yemekler, domates, alkol, çikolata, nane, sarımsak, soğan ve kafein. —Kişinin kendi reflüsünü tetiklediğini bildiği yiyeceklerden kaçınması.
    -Bir öğünde çok fazla yememek, gün içinde azar azar yemek.
    -Yemek yedikten en az 3 saat sonra uzanmak veya uyumak.
    -Yatağın baş kısmını yükseltmek.
    -Sigara içmemek

  • Çocuklarda Kişilik Bozuklukları

    Çocuklarda Kişilik Bozuklukları

    Kişilik, bir kişinin kendine özgü düşünce, duygu ve davranış kalıplarını ifade etmek için kullanılır. Kişilik ilk çocukluk yıllarında şekillenir ve çoğu zaman sonraki yıllarda da önemli değişiklikler göstermeden süregider. Kişilik özellikleri insanların kendisini, başka insanları ve olayları algılama ve yorumlama biçimlerinde; duygusal tepkilerinde; diğer insanlarla ilişkilerinde; gereksinim, istek ve dürtülerini doyurma biçimlerinde kendini gösterir.
    Bir insanı tanımlarken “kendini beğenmiş”, “yalancı”, “titiz”, “arkadaş canlısı”, “soğuk”, “alıngan” gibi çeşitli sıfatlar kullanırız. Bu tanımlamalar o kişinin kişilik yapısını oluşturan özelliklerdir. Ancak her hangi bir davranış biçiminin kişilik yapısı sayılabilmesi için bunun süreklilik göstermesi gerekmektedir. Kişide genel olarak gözlenmeyen ve belli bir olay karşısında gösterdiği davranış biçimi kişilik özelliği olarak sayılmaz.
    Kişilik yapısı insanların diğer insanlarla ilişkilerini, toplum içindeki uyumunu, kendini algılayış biçimini etkiler. O nedenle bir insanı değerlendirirken onun huyuna ya da kişilik yapısına ister istemez dikkat edilir.
    Bazılarının kişilik özellikleri ise diğer insanlarla ilişkilerini, kendini ve çevresinde olup bitenleri uygun biçimde algılama ve yorumlamasını belirgin biçimde olumsuz etkilemektedir. Bu durumda kişilik bozukluğundan söz etmek mümkün olmaktadır. Ancak kişilik özeliklerinin ne zaman kişilik bozukluğu sayılabileceği konusunda sınırlar son derece belirsizdir. Kişilik bozukluğundan söz edilebilmesi için kişiliği oluşturan davranış kalıplarının ya da davranış örüntüsünün kişinin içinde yaşadığı kültürün normlarından belirgin biçimde farklı olması; esneklik taşımaması, uzun süredir bulunması (en azından ergenlik ya da genç erişkinlik döneminden beri); kişinin diğer insanlarla ilişkilerini, toplumsal ve mesleki yaşamını olumsuz etkilemesi gerekmektedir.
    Ancak günlük yaşamda bir kişinin davranış örüntüsünün kişilik bozukluğu sayılıp sayılmayacağı çok yararlı bir tartışma değildir. Kişinin ne tür kişilik yapısına sahip olduğunu ve bunun yaşamını nasıl etkilediğini anlamaya çalışmak daha uygun gibi görünmektedir. Diğer yandan bir insanda hiçbir zaman bir kişilik yapısı saf olarak bulunmaz, her zaman bir çok kişilik yapısının özelliklerinin bir karması bulunur. Günümüzde Amerikan Psikiyatri Birliği’nin ruhsal hastalıkları sınıflandırma sisteminde paranoid, şizoid, şizotipal, antisosyal, borderline, histriyonik, narsisistik, çekingen, bağımlı ve obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu olmak üzere on kişilik bozukluğu tanımlanmıştır.

  • Eozinofilik özofajit

    -Yemek borusunun yüzeyinde beyaz kan hücrelerinin artmasıyla karakterize bir hastalıktır.

    -Bu artış yiyecek, allerjen veya asid reflüsüne karşı oluşan bir tepkidir.

    BELİRTİLERİ:

    Yetişkinlerde;

    -yutma güçlüğü

    -çiğneme güçlüğü

    -göğüs ağrısı (antiasidlere cevap vermeyen)

    -mide yanması

    -karın ağrısı (özellikle göbeğin üst tarafına lokalize)

    -gastroözafageal reflü için verilen ilaçlarla iyileşmemesi

    -sindirilmemiş yiyeceklerin mideden ağza geri gelmesi

    ÇOCUKLARDA:

    -Beslenmede zorlanma

    -Kusma

    -Karın ağrısı

    -Yutma güçlüğü

    -Çiğneme güçlüğü

    -GÖRH ilaçlarına cevapsızlık

    -Gelişme geriliği

    NEDENİ:

    Yiyecek veya pollene karşı yemek borusunda reaksiyon gelişmesidir.

    RİSK FAKTÖRLERİ:

    -İklim şartları: soğuk veya kuru iklimde yaşamak

    -Bahar Mevsimleri: pollen ve diğer allerjen maddelerin en çok bulunduğu dönem.

    -Cinsiyet: erkeklerde daha yaygındır

    -Ailede başka birininde eozinofilik özafajit geçirmesi riski artırır.

    -Allerji veya astım hastası olmak.

    -Yaş: çoğunlukla çocuklarda görülmekle beraber yetişkinlerde görülen bir hastalıktır.

    KOMPLİKASYONLARI:

    -Yemek borusunda skar dokusu oluşumu

    -Yemek borusunda darlık

    -yemek borusunda yırtılma veya delinme

    TANI YÖNTEMLERİ:

    -Endoskopi

    -Biyopsi

    Tanıyı destekleyen testler:

    -kan tahlili( eosinofil ve IgE düzeyi)

    -antiasid ilaçlarla iyileşmeme

    -yiyecek allerjisi testi

    TEDAVİ:

    -Alerjiye sebep olan yiyeceklerden uzak durmak

    -Antiasid ilaçlar

    -Topikal steroid (yemek borusundaki inflamasyonu azaltır)

    -Yemek borusunda darlık geliştiyse dilatasyon tedavisi uygulanır.

    ÖNERİLEN YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLERİ:

    -Sağlıklı bir kiloya sahip olmak, fazla kilolarını vermek

    -Mide veya yemek borusunda yanmayı tetikleyen yiyecek ve içeceklerden kaçınmak ( yağlı ve kızartılmış yiyecekler, domates, alkol, çikolata, nane, soğan ve kafein)

    -Yüksek yastıkta yatmak

  • Çocuklarda Tv İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Tv İnternet Bağımlılığı

    Geçmişte bireyin toplumsallaşmasında en etkin kurumlar anne-baba,arkadaş grupları ve öğretmenlerdi.Çağımız modern toplumlarında ise özellikle,radyo,tv,sinema ,bilgisayar,dergi ve gazete dolaylı yoldan toplumsallaşma sürecini etkileyen güçlü kitle iletişim araçlarıdır. Tv, gazete ve bilgisayar bunlar arasında en etkinlerindendir. Günümüzde insanlar tv den ve bilgisayardan gördükleri ve radyodan işittikleri iyi bir yaşam biçimi ve toplumun politikası hakkında bilgi sahibi olmakta, başkalarına olan tutumlarını bunlara göre ayarlamaktadırlar. Diğer bir yaklaşımla radyo,tv,gazete ve bilgisayar kısaca medya insanın dünya görüşünü,tutum ve davranışlarını etkilemekte ve geri bildirimler ile insanları belirli bir yolda değiştirmektedir.Her birimizin gözlemlediği gibi tv de gösterilen reklamların,çocuklar üzerindeki etkileri yadsınamaz. Aynı şekilde yetişkin toplumsallaşmasında da bu etmenin rolü çok önemlidir.

    Bu kitle iletişim araçlarından olumlu/olumsuz anlamda en çok etkilenen kesim ise çocuklardır. Başta bilgi edinme, öğrenme ve iletişim olmak üzere birçok faydası olan bilgisayar ve internetin özellikle çocuklar üzerinde fiziksel, sosyal ve psikolojik etkilerinin yanında birçok tehlikeler içerdiği de göz ardı edilemez bir gerçektir.

    Yapılan araştırmalarla, medya araçlarının çocukların fiziksel, psikolojik, sosyal gelişmelerini olumsuz etkilediği uzmanlar tarafından belirtilmektedir.

    Fiziksel etkileri:

    Saatlerce televizyon ve bilgisayar karşısında hareketsiz oturan çocuklarda beden gelişiminin sağlıksız ve yetersiz olmasıdır.
    Bu hareketsizliğin verdiği huzursuzluk ve sinirli ruh hali oluşturmasıdır.
    Göz rahatsızlıkları, beslenme hazım bozuklukları ve mide ağrıları.
    Kalp atışlarında anormal derecede hızlanma.

    Psikolojik Etkileri;

    Çocuklarda internet kullanımının ve kullanamamanın getirdiği stres ve endişeye yol açmaktadır. Bir süre sonra kimi çocuklarda içine kapanıklılık. Uyku rahatsızlıkları ve kabuslar görülebilir. Sürekli şiddet içerikli yayın ve oyunlara maruz kalan çocuklarda saldırganlık davranışında artma söz konusudur.

    Televizyon kitle iletişim araçları arasında etkinliği en fazla ve yaygın olandır. Evde TV nin açık kalma süresinin 1 ile 18 saat arasında değiştiği ülkemizde çocuğun zihinsel dünyasının ve kültürünün inşasında televizyon küçümsenemeyecek bir öneme sahiptir.

    Eskiden sadece oturma odalarında olan televizyon artık yatak odalarına, çocuk odalarına ve mutfaklara kadar girmiş eğlence ve iletişim aracı olan bilgisayar artık çocuklarımız için bir vazgeçilmez haline gelmiştir.

    Türkiye’de Okuma ve İzleme Oranları

    Dergi okuma oranı % 4

    Kitap okuma oranı % 4,5

    Gazete okuma oranı % 22

    Radyo dinleme oranı %25

    Televizyon izleme oranı %94

    Televizyon ve şimdilerde internet, çocukların dünyasında belirgin değişimler yaratmıştır. Ancak en önemlisi, çocukların kimi zaman kendi istekleri ile kimi zamanda yetişkinlerin izleme tercihleri nedeniyle karşı karşıya kaldıkları çeşitli medya içerikleri, çocukları yetişkinlerin başa çıkmada zorlandıkları bir kaygı dünyasına taşımaktadır.

    Televizyon aracılığıyla, sürekli tekrarlarla sunulan ve genellikle kaygı uyandıran haber içeriklerine ve görüntülere kolektif olarak maruz kalınmaktadır. Bunların çocuk psikolojisi üzerindeki etkisi yetişkinlere kıyasla çok daha fazladır.

    İnternet Bağımlılığı

    Günümüzde internet, bir bilgi ve iletişim kaynağı olmanın ötesinde, bazı kişiler için “bağımlılığa” dönüşmüş durumdadır. Birçok kişi, gerçek dünyada karşılığını bulamadığı tutkuları ve tutsaklığı sanal dünyada yaşamaktadır.

    İnternet Bağımlılığının Belirtileri

    Online (internete bağlı) değilken, internette yapılan aktivitelerin hayalinin kurulması

    İnternet kullanımının artan oranlarda devam etmesi

    İnternette planlanandan daha fazla zaman geçirilmesi

    İşteki ya da okuldaki başarıda düşme görülmesi

    Sosyal ilişkilerde kopma yaşanması

    İnternet kullanımı hakkında aile ya da arkadaşlara yalan söylenmesi

    İnternetin günlük hayattaki problemlerden kaçmak için bir araç olarak kullanılması

    Aileler kendilerine şu soruları sormalılardır;

    Çocuğumuzun hangi dizileri sevdiğini biliyor muyuz? Ve biz o dizileri tanıyor muyuz?

    Televizyondaki reklâmlar ve pazarlama politikalarına karşı tutumumuz nedir?

    Sakıncalı programları fark edebiliyor muyuz? Fark ediyorsak ne gibi önlemler alıyoruz?

    Medya çocuklarımızın günlük yaşamının önemli bir parçası mı? Öyleyse günlük yaşamının küçük bir parçası durumuna nasıl getirebiliriz? Ve onlara başka hangi alternatifler sunabiliriz?

    Çocukların uzun süreli ve bilinçsiz medya araçları kullanmalarına karşı neler yapılabilir?

    Anne babalar zaman zaman televizyonu ve bilgisayarı kapatabilmelidir.

    TV programları seçilerek izlenmelidir.

    Anne babalar, çocuklardaki saldırganlık tepkilerini harekete geçiren ya da onları aşırı uyaran ve toplumsal değer yargılarını değiştirmeye sebep olan dizileri izlemelerine engel olunmalıdır. Bunu yapamazlarsa programı çocukla beraber izlemeleri ve daha sonra program hakkında kısa bir söyleşi yaparak iyi ve kötü yanları dile getirilmeleri desteklenmelidir.

    Çocukların TV programlarına eleştirel bakmaları öğretilmeli, yani bilinçli bir medya araçları kullanıcısı olmalarına yardımcı olunmalıdır.

    10 yaşın altındaki çocuklar interneti kullanırken tamamen anne baba gözetiminde olmalı.

    Çocukların internette ne kadar zaman harcayabileceği sınırlanmalı.

    İnternet bağlantısı bulunan bilgisayarın çocuğun odasında değil,bir ortak kullanım alanında olmalıdır.

    İnternette çocuğun girebileceği sitelerin güvenli olup olmadığı anne baba tarafından kontrol edilmeli ve çocuğa internette hiçbir zaman kişisel bilgilerini paylaşmaması gerektiği öğretilmelidir.

    Çocuğa internette okuduğu her şeyin doğru olmadığı hatırlatılmalıdır.