Yazar: C8H

  • Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren sendromu nedir? Sjögren sendromu’nun semptomları nelerdir?

    Sjögren Sendromu (SS), bir hastalıktır. Normalde bağışıklık sistemi, vücuda yabancı bakteriler, mikroplar ve diğer etkenlere karşı harekete geçip saldırırken, otoimmün bir hastalık olan SS’nda kendi dokularına saldırmaya başlar. Bu dokular arasında en başta tükürük bezleri ve gözyaşı bezleri yer alır. Böylece kuru göz ve kuru ağız şikayetleri ortaya çıkar. Vücudun diğer bölgeleri de bu saldırıdan etkilenebilir. Sonuç olarak etkilenen bölgeye bağlı olacak şekilde cilt kuruluğu, burun, ağız ve solunum yolları kuruluğu, göz kuruluğu, vajina kuruluğu, sindirim sistemi kuruluğu ortaya çıkar.

    Sjögren Sendromu tek başına bir hastalık olarak görülebilir (bu durumda primer-birincil Sjögren Sendromu adını alır) veya diğer romatolojik hastalıklara eşlik edebilir (bu durumda da sekonder-ikincil Sjögren Sendromu denir). Sıklıkla eşlik edebildiği romatolojik hastalıklar arasında Romatoid Artrit, Lupus veya Skleroderma sayılabilir.

    En sık görülen semptomlar ağız kuruluğu ve/veya göz kuruluğu, yorgunluk ve ağrıdır. Çoğu hastada başka semptom görülmez. Ancak semptomların çeşitliliği ve şiddeti, kişiden kişiye oldukça fazla farklılık gösterebilir.

    Göz Sorunları:

    Gözlerinizde yanma, batma, kuruluk, hassasiyet hissedebilirsiniz. Kimi hastalar kuvvetli ışıkta rahatsızlık duyabilirler. Bazılarında ise gözlerde yapışkan bir his varmışçasına bir şikayet yaşanabilir.

    Ağız ve Boğaz Sorunları:

    Ağız kuruluğu ve buna bağlı ağız yaraları-ülserleri olabilir. Kuruluk kendisi ağızda-boğazda yapışkan bir duygu olarak hissettirebilir. Yutkunma zorluğu yaşanabilir ve kimi hastalarda tat algısında değişiklik olabilir. Ses kısıklığı, konuşma süresi uzadıkça ses çıkarmada zorlanma yani seste yorulma, kuru öksürük de bulunabilir.

    Nadiren ağız ve boğaz kuruluğu mantar enfeksiyonlarına, kötü kokulu nefese, ağızda kötü tat varlığına ve artmış diş çürüklerine sebep olabilir. Tükürük bezlerinde büyüme ve ağrı eşlik edebilir.

    Aşırı Yorgunluk-Tükenmişlik:

    Aşırı yorgunluk sıklıkla bulunan şikayetlerdendir ve iyi bir gece uykusundan sonra geçen bir yorgunluk değildir. Bazı hastalarda çökkünlük ve hatta depresyon gözlenebilir.

    Ağrı ve Acılar:

    Eklemlerde iltihabi sürece bağlı şişme ve ağrı bulunabilir. Bazı hastalarda ise yaygın bir ağrı duygusu veya vücudun belli bölgelerinde hassasiyet şeklinde şikayetler olabilir. Ancak eklem problemleri örneğin bir Romatoid Artrit hastalığı gibi hastalıklara kıyasla çok daha hafiftir.

    Diğer şikayetler:

    Vücudun diğer bölgeleri de normale göre daha kuru olabilir. Örneğin:

    Sindirim kanalında kuruluk lokmaları yutmada zorluğa yol açabilir

    Barsaklarda kuruluk “hassas barsak sendromu”na benzer şikayetlere örneğin karın ağrısına sebep olabilir.

    Vajinal kuruluk cinsel ilişki sırasında acı hissetmeye yol açabilir

    Cilt kuruluğu kendisini kaşıntı veya güçlü güneş ışığına hassasiyet olarak gösterebilir.

    Hava yollarındaki kurulukta duman ve toza karşı artmış aşırı hassasiyet gözlenebilir.

    Sjögren Sendromu ile ilgisi olabilecek diğer şikayetler:

    Ateş

    Soğukta moraran parmaklar (Raynaud Fenomeni)

    Migren benzeri baş ağrıları

    Boyun, koltukaltı ve kasıkta lenf bezlerinde büyüme

    Menapozal şikayetlerde artma, alevlenme

    Sinir sistemi şikayetleri örneğin güçsüzlük, hissizlik, keçeleşme

    Damarlarda iltihabi durum (vaskülit)

    Bacakların alt bölümlerinde mor renkli deri döküntüleri (purpura)

    Göğüs ağrısı (plörezi kaynaklı), nefes darlığı, nefes açlığı

    Karaciğer ve böbrek sorunları

  • Öfkeyle Başa Çıkmada Etkili Yollar

    Öfkeyle Başa Çıkmada Etkili Yollar

    1-Öfkemizin altında yatan üzüntü ve korkularımızla yüzleşebiliriz.

    2-Bizi hangi durumların öfkelendirdiğini tanımaya çalışabilirz.

    3-Karşımızdaki kişi ile empati kurmamız çok önemlidir.

    4- Öfkemizi kontrol etmekte güçlük yaşadığımız olaylar konusunda bilinçlenmeliyiz.

    5- Öfkeli olduğumuzda gösterdiğimiz tepkiler konusunda bilinçlenmeliyiz.

    6- Dinlemek ve iyi iletişim kurmak ve öfkeyi azaltmak için şarttır.

    7- Gevşemeye yönelik çalışmalar yapın.(Nefes egzersizi, Kas gevşeme egzersizi ,Spor yapmak)

    8- Öfkeli olduğunuz durumlarda yalnız kalabileceğiniz durumlar yaratın.

    9-. Çocukla bir süreliğine iletişimden uzak durun. Çocuğu başka odaya koymanız öncelikle

    sakinleşmenize yarayacak, sonra gerçek nedenin ne olduğunu düşünmenize yarayacak.

    10-. Odaya girmeden önce çocuğunuza ;

    “ -Bağırdığım için (sesimi yükselterek konuştuğum için) özür dilerim.

    -Odama gidiyorum.

    -İkimizde sakinleşene kadar yalnız kalalım.”

    şeklinde bir açıklama yaparsanız o da neler olup bittiğinin farkında olacaktır.

    11-. Derin derin nefes alın. Çocuklar için de “pastaya mumu üfledikleri an gibi canlandırmasını

    sağlayın. ”

    “ Mum deyince başlıyoruz” gibi şeklinde uygulamayı alıştırabilirsiniz.

    12- Nefes egzersizleri yapın ortalama 13-22 defa arası  nefes alıp verin.

    16- Duygularınızı ifade ederek yaptıkları davranışlar ile sizi ne kadar üzdüklerini

    anlamalarına yardımcı olabilirsiniz. Yaşları ne olursa olsun kaliteli bir ifade ile sizi anlarlar.

    17-Çocuğunuzun sinirlendiği zamanlar, oyun materyalleri ile ilgilenmesini sağlayarak onları

    öfkelendiren düşüncelerin dağılmasına yardımcı olun.

    18-Öfkenin hangi düşünceyle arttığını ve azaldığını gözden geçirin.

    Öfke sorunu yaşayan çocuklara yönelik ilk olarak;

    1)Çocukların öfkelerini harekete geçiren ipuçlarını tanımalarına yardım etmek;

    Nasıl olacak “çocuklar genellikle öfke ÖNCESİ ortaya çıkan bedensel değişikliklerin farkında

    olmayabilir.”

    Öfekelenmeden hemen önce bedeninde neler dikkatini çekti?

    “Ateşlenme, elleri yumruk yapma, dişlerini sıkma, kaslarının gerginleşmesi gibi”

    2) İlginin hemen başka bir yöne kaydırılması gerekir.

    Yetişkinlerin öfkelenecekleri durumu fark ettikleri ya da uyarıcı sinyalleri aldıkları anda

    Çocuğun geçmiş yaşantıda güzel bir anısını canlandırmasını sağlamak

    -Yeni yıl için mükemmel bir hediye aldıkları anı,

    -Kutlamış oldukları en güzel dogum günü partisini,

    -Geçen yıl hafta sonu gittikleri piknik anını (onların mutlu anlarını)

    Öfkelenme süresini uzatmak için;

    • İnsanlar ne giymişlerdi?
    • Çevredeki sesler nelerdi?

    3) İmge – Hayal oyununu oynamak( serviste, ev ödevi zamanında, alışverişe çıkma zamanlarında)

    Çocuklara öfkelenmesine neden olan durumun betimlemesi yaptırılabilir.

    Az önce yaşadığı durumu, ortamı, olayları hayal etmesi sağlanır ve yaşadığı duyguyu tekrar hissetirilip yaşaması sağlanır.

    Öfkeyi denetim altına almak için gerekli olan becerileri öğrenmek belli bir zamanı ve enerjiyi

    gerektirir, fakat bu çabanın sonucunda çocukların elde edecegi kazanımlar (ödüller) dikkate

    alındığında buna deger.

  • Gut:  hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Gut: hastalığınız için siz ne yapabilirsiniz?

    Diyet ve Beslenme: Gut ataklarının azaltılması için beslenme düzeninizde yapabileceğiniz pek çok değişiklik vardır:

    Kilo vermek

    Kullanıyorsanız daha az alkol tüketmek

    Yeterli su içmek

    Kilo vermek, kandaki ürik asit düzeyini düşürmek yoluyla Gut için etkili bir tedavidir. Ancak kilo vermek için yapılan diyette aşırı et ve pürin proteini içeren beslenme düzenlerinden kaçınmak gerekir. Çünkü bu beslenme biçimi kilo azalsa da besin yoluyla alınan Pürin proteinin yıkılması sonucu yine ürik asit kan seviyelerini artıracaktır.

    Çok fazla alkol tüketilmesi de (başta bira ve alkol düzeyi yüksek içkiler) Gut ataklarının daha sık tekrar etmesine neden olur. Az miktarda şarap tüketimi Gut açısından en düşük riskli alkol olarak görülmektedir. Alkol tüketiminin erkeklerde günlük 3-4 ünite, kadınlarda 2-3 ünite ile sınırlı tutulması gerekir. Alkol için yapılan bu hesaplama içilen içkinin miktarı kadar içkinin alkol oranı ile de ilişkilidir. Alkollü içkiler için ünite hesaplaması aşağıdaki gibi yapılabilir:

    Günlük yeterli su içilmesi de Gut ataklarının önlenmesi için önemli bir faktördür. Kişini aktivitesi, cüssesi ve sıvı kaybına göre günlük 1,5-2,5 litre arası sıvı tüketmesi, aşırı terleme, ishal, kusma veya ateş yüksekliği gibi sıvı kaybına neden olan durumlarda da bu kayıpların günlük miktara eklenmesi gerekir. Kişinin böbrek taşı öyküsü varsa sıvı miktarının 2-2,5 litre civarında tutulmasında fayda vardır. Su dışında içecekler de ideal çözüm olmasa da günlük alınan sıvı içerinde değerlendirilebilir. Ancak fruktoz ve benzeri şeker içeren meşrubat ve içecekler kandaki ürik asit düzeyini artırırlar. Az miktarda kahve tüketilmesi, böbreklerden ürik asit atılımını artırarak Gut riskini azaltır. Gut riskini azaltan bir diğer faktör de süttür. Alerji veya süte intoleransı olmayan bireylerin günlük 1 bardak süt tüketmesi önerilir.

    Diğer Diyet Önerileri: Gut ataklarından korunmak için pürin adlı proteini içeren gıdaları az tüketmek gerekir. Bu gıdalar şunlardır:

    Kırmızı et ve sakatatlar: Özellikle sakatatların hiç tüketilmemesi önerilir.

    Küçük balıklar ve kabuklu deniz ürünleri, kalamar ve ahtapot gibi deniz ürünleri tüketiminden de kaçınmak gerekir.

    Mantar tüketimini az olması uygundur

    Temel amaç etten alınan proteinin azaltılmasıdır. Bunun yerine baklagiller, yumurta veya düşük yağlı süt ürünleri protein kaynağı olarak tercih edilebilir.

    C vitamini, böbreklerden ürik asit atılımını artıran bir etkendir ve beslenmede C vitamininden zengin besinler tercih etmenin faydası vardır. Kirazın da faydası olabileceği yolunda çalışmalar mevcuttur. Kirazın faydasının da bir kısmı C vitamini içeriği ile ilişkili olabilir.

  • Özgüven Kazanımında Ailenin Rolü

    Özgüven Kazanımında Ailenin Rolü

    Özgüven, bir çocuğun kendisine yönelik iyi duygular geliştirilmesi sonucu kendisini iyi hissetmesi demektir. Başka bir deyişle “Kendisi olmaktan memnun olması ve bunun sonucu kendisi ve çevresiyle barışık olması” demektir. Özgüven ve kendini beğenmişlik, kibirlilik demek değildir.

    Büyükleri tarafından;

    1 – Sevgi gören

    2 – Gereksinim duyduğunda beklediği yakınlık ve ilgiyi bulan

    3 – Fikirlerine değer verilen ve önemsenen

    4 – Güven duyulan

    5 – Yaşına uygun sorumluluklar verilen

    6 – İyi yaptığı şeyler için övülen

    7 – Gurur duyulan

    8 – Yaptıklarında hataya yer verilen

    9 – Olduğu gibi kabul edilen çocuğun kendisine özgüveni olur.

    *Artık kendini besleyecek becerilerde olduğu halde, onu beslemeye devam ettiğimizde,

    *Ters olsa bile ayakkabılarını kendi giymeye heveslendiğinde, düzelterek biz giydirdiğimizde,

    *Yemekten sonra ellerini yıkayabildiği halde, sabunlu bezlerle ağzını sildiğimizde,

    *Bacağını pantolonunun bir paçasına sokarken ufak yardımlarla fırsat vermek yerine, tamamen biz giydirdiğimizde,

    *Merdiveni kendisi çıkmak istediğinde, kucağımıza alıp yukarı çıkardığımızda,

    *Eşyalara artık uzanıp dokunabildiğinde, onları toplayıp dolapların içine kaldırdığımızda,

    *Lokantada: “Küçük bey siz ne yersiniz?” sorusuna, biz: “O ızgara yer.” dediğimizde,

    *Kafadan bacaklı adam çizdiğinde: “Öyle adam mı çizilir?” diyerek, 30 yaş becerimizle bir adam çizip etkili bir model olduğumuzu sandığımızda,

    *Çalan telefonu açmak için hevesle koştuğunda, telefonu elinden aldığımızda, vb. durumlarda, çocuğumuzun büyümesinin ve sağlıklı gelişmesinin en somut ifadelerini görmezlikten geliyoruz demektir.

    Özgüvenin yeteri kadar gelişememesinde çocuğa destek vermeyen aileler kadar aşırı korumacı ailelerin de olumsuz etkileri olur. Böyle durumlarda aile çocuğun yapması gerekenleri yapar.

    Çocuk adına karar verir.

    Çocuk adına düşünür .”Hava çok soğuk , hırkanı giyinmelisin” .Üşüyüp, üşemediğinin kendisi hissetmesi bir anlamda engel olunur.

    Aile bu tutumu çocuklarına yardımcı olabilmek için yaptıklarını düşünürler.

    Çocuk sorumluluk almalıdır.

    Eğer alamazsa kendi sorunlarını çözme becerisi kazanamaz.

    Bu tür çocuklarda Ben yapamam, Ben beceriksizim duygusu oluşabilir.

    Bu duygu, çocuğun özgüveninin gelişmesini engeller. Hatta bu durum devam ederse çocuk artık annesine sormadan hiçbir işi yapamaz hale gelebilir. İleriki yaşantısında sürekli olarak onay almadan karar verme güçlüğü oluşturabilmektedir.

    Özgüveni azaltan şeylerden biri de kıyaslanmaktır.

    Başkalarıyla, kardeşleriyle, komşu çocuklarıyla kıyaslanmamalıdır.

    Sizin çocuğunuzun da diğer yaşıtlarından güzel başarılı yaptığı pek çok iş vardır.

    Aile olarak siz çocuklarınızın özelliklerini tanır ve onlara değer verirseniz o da kendi varlığına değer verir.

    Çocuklarınıza diğer çocukları örnek göstermeyin.

    Kendi başarıyla yaptığı bir başka işi örnek gösterin.

    “Geçen sene şiir okurken ne kadar çok alkış almıştın” gibi başarılı olduğu anları ona hatırlatabilirsiniz.

    Yapabildiği hatta iyi yapabildiği konulardan örnekler verin.

    Çocuklarınızı iyi ve doğru tanımaya çalışın.

    Hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu gerçekçi biçimde görmeye çalışın.

    İyi oldukları konuları anlatın. Deneme yapması için ona uygun ortamlar yaratın.

    Sizin, onun yaptığı diğer olumlu ve güzel şeyleri görüyor, fark ediyor olmanız çok önemlidir. Onun kendi gücüne inanmasını sağlayın.

    Kendisine inanmalıdır.

    Zevk aldığı, iyi yaptığı alanları birlikte tespit edin.

    Çocuğunuzu gözlemleyin, onunla uzun sohbetler yapın.

    Öğretmenleriyle konuşun, rehber öğretmeninin fikrini alın.

    Onunla planlar yapın.

    Küçük adımlar atın. Rahatlıkla altından kalkacağı hedefler belirleyin.

    Ona daima destek verin. Sizin yanında olduğunuzu her zaman bilsin.

    Çözüm odaklı olun. Konuları ve sorunları geçiştirmeyin “.Geçer , boşvermelisin,önemli değil “demek yerine duygu ve düşüncelerini ciddiye alınarak dinlenilebilinmelidir.

    Ona her konuda başarıyı elde etmesi için emek vermesi gerektiğini anlatın.

    Kendi hayatınızdan örnekler gösterin.

    Size yardımcı olan kişiler ve destekleri ona da sunup sunmadığınızı gözden geçirin.

    Ona ufaktan başlayarak sorumluluk verin. Onu izleyin, yardım edin. Destek verin.

    Takdir edin ve sorumluluk duygusunun gelişmesini sağlayın.

    Evde ve okulun dışında da farklı sosyal aktivitelere, ortamlara girmesini destekleyin. Birkaç arkadaşıyla kampa gitmesini destekleyin. Böyle ortamlarda sorumluluk almayı daha kolay öğrenecektir. Yanında olduğunuzu hep hissettirin.

    En zor durumlarda bile sorunlarını size açabilsin.

  • Gut tanısı nasıl konur?

    Tanı sıklıkla bulgulara, etkilenen eklemin muayenesine göre konur. Bazen doktorunuzun bazı ek testler istemesi gerekebilir.

    Kan Testleri: Kandaki ürik asit düzeyi ölçülebilir. Kanda ürik asitin yüksek olması Gut tanısını destekler ancak kesin olarak teyit etmez. Ürik asit düzeyi yüksek olan herkeste Gut Hastalığı gelişmez. Ayrıca kan ürik asit düzeyinin akut atak sırasında normal olması da Gut olmadığı anlamına gelmez, bazı hastalarda atak sırasında ürk asit düzeyleri normal saptanabilir.

    Eklem Röntgenleri: Eğer uzun süreli ve tedavisiz kalmış Gut Hastalığınız varsa eklem hasarlarını görmekte faydalı olur. Ancak röntgen filmleri Gut tanısının teyidi için nadiren yarar sağlar, çünkü Gut Hastalığının ilk yıllarında röntgen filmleri genelde normaldir.

    Eklem Sıvısı Analizi: Şişen eklemden iğneyle sıvı örneği alıp mikroskopta ürik asit kristali aranması işlemidir. Bu işlem tanıyı teyit etmede faydalı olsa da her zaman uygulanması pratik olmayabilir. Özellikle ayak başparmağı gibi küçük eklemlerde bulunan az miktarda sıvının alınması zor ve hasta için rahatsızlık verici olabilir. Diğer büyük eklemlerde gut atağı olduğunda ise (örneğin diz) bu yöntem daha kolaylıkla kullanılabilir. Cilt altı ürik asit birikimi olan Tofüslerden de iğne ile örnek alıp incelemek mümkündür.

  • “Ben Böyleyim…Değişemem”

    “Ben Böyleyim…Değişemem”

    Değişirsin de sadece SEN istersen. Birisi seninle ilgili değişim isteği belirtebilir, yardım da edebilir. Eyvallah o kişi de değerlidir de , içselleştirmezsen kalıcı olmaz. Kişiler değişmez demiyorum, sadece kendisi isterse değişir. Evlilik öncesi Danışmanlık almaya gelen gençler var, çok da iyi yapıyorlar. Bazen şunu çok duyuyorum; Hocam iyi hoş ama çok kıskanç; evlenince ben bu yönünü değiştiririm. Değiştiremezsin çocuğum. Seni çok seviyor diye, sen çok güzelsin diye değişmeyecek. Değişmiş gibi görünen kısım da aslında kalıcı değil. Senin istediğin gibi üç kez davranacak, iki ay davranacak özümsemediği için gene aynı şeyler tekrar tekrar başa saracak. En kibar tabirle malzeme bu, kabul ediyorsan devam et. Birisi yani başka birisi için yapılan değişim gerçekçi olmaz, kalıcı olmaz. Sürdürülemeyen şey de anlamlı olmaz. İnsanlar değişmez mi peki? Elbette değişir, yoksa neden bu işi yapalım. Tek kriter şu; Kişi kendisi istesin. Peki gelelim değişim için neler gerekir? Öncelikle yazımın başından beri belirttiğim gibi kişinin istemesi gerekir. Peki yeterli mi ? Tabi ki değil , adım atmak gerekir. Bunun için önce Fark etmek, sonra İstemek, veee Adım atmak gerekir. Hala bitmedi a Dostlar. Kimse kolay olduğunu söylemedi. Bu yol zorlu bir süreçtir. Sonu çok keyifli ama başı ve süreç zorludur. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dediği gibi “Ayağını seven bu Yola girmesin”. O yola çıkınca tek Yolcunun Siz olduğunu anlayana kadar Hayat sizinle mücadele eder. En sevdiklerinizle, en değer verdiğiniz şeylerle. İşin özünü anladığınızda kavgayı bırakırsınız, aynalar devreye girer. Her aynanın sizi gösterdiğine emin olursunuz. Sizin görüntünüz iyiyse; aynanın da güzel görüntüyü yansıtmaktan başka bir seçeneği yoktur. Kendi görüntümüz kötüyse ( her şeye eleştirel bakıyorsak, çok katıysak) aynadaki görüntü de bunları yansıtır. Etrafmızdaki her kişiyi bencil, dünyayı yaşanılmaz bir yer olarak görürürüz. Biz değişince etkimiz değişeceği için gelen tepkiler de değişmeye başlar. Güzel değişimler için Yolunuz Açık olsun. Takipte Kalın, Sonsuz Sevgiler.

  • Gut hastalığının seyri nasıldır?

    Gut hastalığının seyri nasıldır?

    Gut Hastalığının ve ataklarının seyri kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı kişilerde yılda 1-2 atak olurken, bazı kişilerde ise çok daha sık ataklar olabilir. Gereken önlemler alınmadığı takdirde ataklar daha sık ve çok daha farklı eklemlerde olma eğilimi gösterir.

    Akut ataklar zaman zaman çok şiddetli ağrıya neden olabilse de sadece ataklara bağlı eklem hasarı olmaz. Ancak zamanla eklem iç ve çevresinde gelişen Tofüsler ile kıkırdak ve kemik hasarı gelişebilir ve sürekli ağrıyla giden kronik eklem iltihabı gelişebilir.

    Modern tedaviler ve uygun beslenme ve yaşam biçimi değişiklikleri ile ürik asit düzeyleri düşürülerek hasara neden olan bu kronik süreçten kaçınmak mümkündür. Ürik asit düzeylerinin düşürülmesiyle yeni kristal oluşumu engellenir ve oluşmuş olan kristallerin de zamanla yavaşça ortadan kalkması sağlanır. Vücuttaki tüm ürik asit kristallerinin temizlenmesi 2 yılı bulabilir.

    Gut Hastalığı, sıklıkla Metabolik Sendrom ile beraber olduğundan tansiyon, kan şekeri ve kolesterol düzeyine dikkat etmek ve bu konuda düzenli takipler yapmak gerekir. Gut Hastalığı tedavisiz kalırsa bazen böbrek taşı oluşumuna da neden olabilir.

  • Çocuklarda İnatçılık

    Çocuklarda İnatçılık

    Çocuklarda inatçılık, gelişiminin her döneminin farklı özellikleri olduğu kaçınılmaz bir doğrudur. 2 yaşına kadar ihtiyaçlarının çok büyük bir kısmını annesi ile gerçekleştiren çocuk, 2 yaşından sonra büyük bir insan olma yolunda adımlar atarak, ‘ Her şeyi ben yapacağım. ‘ demeye başlar. Anne- babası ayakta durduğu için bu durum onu ayakta tutmaya iter, anne- babası gibi konuşabilmek için konuşmaya başlar. Eğer; ebeveynler çocukların bu özelliklerini bilirlerse çocuğun benlik gelişimini keyifle seyrederler. Çocuğun amacı bunları yaparak anne- babayı bunaltmak değil, kendi varlığını kabul ettirmektir. Anne ve babasına onlardan farklı bir birey olduğunu kabul ettirebilmektir. Eğer anne ve baba çocuğun bu isteğine yanıt vermez ve her şeyine ‘yapma’, ‘dokunma’ şeklinde yaklaşırsa, çocuk normal dışı davranmaya başlar. Bu engelleme sonucunda agresif davranışlar gösterir, iter, ısırır, tekme atar, kendini yerlere atar… Bu sebeple çocuk ne yapmak istiyorsa, yapabilirlik sınırı içinde izin verilmelidir. Çocukta görülen anormal davranışların temelinde çocukluğunun engellenmesi söz konusudur. Çocuk, yaşamında engellerle karşılaştıkça güçlenir; engellendikçe agresifleşir.

    İnat Döneminin Kalıcı Hale Gelmemesi İçin Nelere dikkat edilmelidir?

    Çocuk engelleri şiddetle aşmayı alışkanlık haline getirmeye başlarsa, bu durum ileriki dönemde davranış bozukluğuna sebep olur. Çocuk annesinden bir şey istediğinde, annesi vermiyor, ulaşmasına engel oluyorsa, çocuk şiddet ve öfke içerikli davranışlara başvurur. Anne de bu hırçınlık içeren davranışlarla baş edemeyeceğini anlayarak, ‘Tamam ne istersen vereyim’ tarzında davranışlara başvurursa, çocuğa yenik düşmüş olur. Çocuk da bir problem çözümü olarak bu yöntemi öğrenmiş olur ve bunu tüm çevresine genellemeye başlar. Çünkü evde bu yöntemi kullandığında işe yaradığını deneyimlemiştir.

    Çocuk Her Şeyi İnatla Yaptırmayı Öğrendiyse Çıkış Yolu Nasıl Olmalıdır?

    Çocuk anne ve babasıyla inatlaşmaya ve işlerini bu yolla çözmeye başlamışsa, çocuğa karşılık inatçılık göstererek onunla uzlaşmaya varmak pek mümkün olmayacaktır. İnat eden bir çocuk karşısında ebeveynin tutumu sükunet olursa, çocukla dürtüselliğe, inatlaşmaya girilmezse, çocuğun inadı kırılabilir. Çocuğu mahcup etmeden, ezmeden sabır içerisinde olan bir anne çocuğunun inadını kırabilir. Annesinin sakin kalabildiğini gören çocuk, kendisini güvende hisseder ve o güven hissiyle annesiyle olan uyumu yeniden sağlar.

  • Gut hastalığına ne sebep olur?

    Gut hastalığına ne sebep olur?

    Gut Hastalığı, kanlarındaki Ürik Asit düzeyi normalden yüksek olan kişilerde görülür. Vücudumuzdaki ürik asidin %70 kadarı hücrelerimizde bulunan Pürin adlı proteinin yıkılmasından kaynaklanır. Kalan ürik asit miktarını oluşturan ise yediğimiz gıdaların içindeki Pürinin yıkımından ortaya çıkar.

    Kanınızda ürik asit olması mutlaka Gut hastası olacağınız anlamına gelmez. Sağlıklı bireylerde de, erkeklerde kadınlardan daha yüksek olacak şekilde kanda ürik asit bulunur. Eğer kandaki ürik asit miktarı artmaya başladıysa vücudunuz fazla olan kısmını böbrekler yoluyla idrar içinde atmaya çalışır. Ancak eğer vücudunuz fazla ürik asit üretiyorsa veya böbrekler yeterince ürik asit atılımını sağlayamıyorsa kandaki ürik asit miktarı artmaya başlar. Ürik asit miktarı belli bir düzeyi aşarsa (Çözünme noktası) ürik asidin Sodyum Ürat olarak çözünmeyen kristalize forma dönüşmesi olasıdır. Bu kristaller genelde eklem içi veya çevresindeki dokularda oluşma eğilimi gösterirler. Özellikle bacakların ucunda kalan ayak parmakları, ayak bilekleri gibi bölgelerde oluşurlar.

    Oluşan ürik asit kristalleri yıllar içinde yavaşça kıkırdak dokuda birikir ve sonunda bir gün eklem aralığına boşalır. Sert, iğne şekilli kristaller eklemin yumuşak yüzeyine (Sinovyum) temas eder ve hızla iltihabi sürece neden olur. İltihabi süreç ile kristaller eklem içinde parçalanır ve Gut atağı günler içinde yavaşça düzelir.

    Eklem içinde ani iltihabi ataklara neden olmanın yanı sıra bu kristaller eklem içi ve çevresinde birikerek tofüs denen yapılar oluşturabilirler. Tofüs adlı bu sert yapılar zamanla büyüyerek kıkırdak ve kemiğe bası hasarı oluşturabilir ve bu hasar kireçlenmede olduğu gibi sürekli bir eklem ağrısına neden olabilir. Bu aşamadaki Gut Hastalığına “Kronik Tofüslü Gut” denir. Bazen tofüsler cilt altından elle hissedilebilirler. Eklemler dışında kulak kepçesi gibi kıkırdak yapılarda da birikebilirler.

    Kandaki ürik asit düzeyinizi etkileyen faktörler şunlardır:

    Genetik yapınız böbreklerinizin başka bir fonksiyon bozukluğu olmasa da yeterli miktarda ürik asidi vücuttan uzaklaştıramamasına neden olabilir. Özellikle ailede benzer rahatsızlığı olan bireylerde en olası neden budur.

    Vücut kitlesi ne kadar büyükse günlük ürik asit üretimi de o kadar artar. Bu nedenle fazla kilolu olanlarda ürik asit üretimi böbreğin başa çıkabileceğinden fazla olabilir.

    Eğer kanda kolesterol ve yağ miktarınız yüksekse, kan basıncınız yüksekse ve tip 2 şeker hastalığınız varsa böbrekleriniz yeterli miktarda ürik asit atılımını sağlayamayabilir. Tüm bu sorunların bir arada olmasına “Metabolik Sendrom” adı verilmektedir.

    Bazı böbrek hastalıklarında böbreğiniz ürik asit atılımı işlevini yeteri kadar yapamayabilir.

    İdrar sökücüler, aspirin gibi bazı ilaçlar kandaki ürik asit miktarının artmasına neden olabilir.

    Nadiren bazı kronik kan hastalıklarında çok sayıda kan hücresi üretilir ve bunların parçalanmasıyla açığa çıkan ürik asit miktarı çok olursa böbrek bununla başa çıkamayabilir.

    Eğer ürik asit artışını açıklayabilen belirgin bir neden saptanabilirse (Örneğin böbrek hastalığı veya idrar sökücü kullanımı gibi) bu duruma “İkincil Gut Hastalığı” denir. Ancak çok zaman tek bir belirgin neden saptamak mümkün olmaz, pek çok faktör bir aradadır (Örneğin kilo fazlalığı olan bir bireyde böbreğin genetik nedenlerle ürik asidi yeterince atamaması gibi) ve bu duruma “Birincil Gut Hastalığı” denir.

    Eğer Gut Hastalığına eğiliminiz varsa Gut atağını tetikleyecek bazı durumları bilmek gerekir:

    Etkilenen ekleme darbe veya zorlayıcı hareket

    Ateş yüksekliği ile giden hastalıklar (Soğuk algınlığı, zatüre vb.)

    Cerrahi girişimler

    Aşırı yemek yeme ve/veya fazla miktarda alkol alma

    Susuzluk

    Daha önceleri yalancı gut diye adlandırılan hastalıkta da benzer ataklar kalsiyum pirofosfat kristallerinin eklem içinde birikmesiyle oluşabilir. Bu hastalıkta eklem içinde biriken ürik asit değil, kalsiyum kristalleridir ve Gut Hastalığından farklı olarak daha çok kireçlenmesi olan bireylerde ayak baş parmağından çok diz ve diğer eklemlerde bulgulara neden olur.

  • 2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2 yaş çocuğunun genel özellikleri

    2 yaş, çocuğun kendi benliğini çevreden ayrı olarak algıladığı evredir. Bağımsızca isteme ve davranma gibi yetilerin temelleri atılmaktadır. Bu dönemdeki en önemli konular, tuvalet eğitimi ve bağımsızlık alanlarındaki yetiştirme ve öğretme çabalarıdır. Bu dönemde görülen inatçı davranışların, çocuğun karakteristik özelliği olarak görünmemesi gerekir. Bu dönem aynı zamanda çocuğun ‘hayır’ dönemidir. Bu, çocuğun bağımsız bir insan olmayı öğrenmesinin yoludur. Bu dönem, çocukla alışveriş gibi bazı faaliyetlerin yapılabildiği dönem olduğu için yakınlaşmanın ve sevgi ifadesinin en net olduğu dönemdir. Sosyal tepkilerin gelişmeye başladığı dönemdir. Bu sosyal yetiler; taklit, utanma, otoritenin kabul edilişi, ilgi çekme arzusu gibi sosyal tepkilerdir. Aile dışındaki bireylerle iletişim kurma, kendi akranları ile birlikte olmaktan zevk alma dönemidir. 2 yaş sorgu çağı dönemidir. ‘Nasıl’ ve ‘Niçin’ sorularının başladığı evre olarak söylenebilir. 4 yaş ile bu özellik en üst seviyesine ulaşacaktır.

    2-5 yaş dönemi gelişimin en krizli dönemlerinden biridir. Bu zorlu dönemde çocuk, dengesiz, olumsuz, kararsız ve isyankardır. Söz dinlemediği hatta tersini yaptığı ve kısıtlandığı zaman öfkelenen ve yardım almayan bir yapısı vardır. Bu dönem ‘karşı koyma bunalımı’ olarak adlandırılabilir. Bu dönemde çocuk seçme yetisi henüz oturmadığı için iki olanağı birden seçebilir. Çok daha fazla rengi tanıyabilmektedir. 3’ e kadar sayabilmektedir. 2,5 yaş bunalımı çocuğun kişiliğini geliştirir.

    3 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Artık oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz vardır. Motor becerilerinin gelişmesi ile çevre üzerine kurduğu egemenlik artık daha da fazlalaşmıştır. Sayı sayma, şarkı, şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında soru sorma gibi alanlarda bilişsel yetenekleri artmıştır. Artık kendinden bağımsız bir dünyanın farkındadır. Ayrı bir benlik ve cinsiyet duygusu gelişmeye başlamıştır. Çocuğunuz artık nasıl bir kişi olacağını araştırma yoluna girmiştir. Bu dönemde artık daha olumlu ve dengeli bir bireydir. Bu evrede bazı çocuklar öfkesini eşyaya yöneltmiştir. Bu yaşın özellikle sonlarına doğru grup halinde oyun oynama, oynarken birbiriyle konuşma ve grup içinde ne oynayacağını seçmeye başlamışlardır. Birbirini seyretme ve konuşma en çok rastlanan ortak davranıştır. Cümleler daha gramatik hale gelmiştir. Konuşmalar ben merkezlidir. Artık 300 civarında kelime bilmektedir. Akıcılık gelişmiştir ancak bazı sözcükleri telaffuzda hala zorlanabilmektedir.

    4 yaş çocuğunun genel özellikleri

    4 yaş çocuğu, isteklerinin yerine getirilmemesini anlayışla karşılar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu, başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve sonuçta beklemeyi öğrenir. Bu yaş çocukları her iki cinsten birkaç çocuğu oyun arkadaşı olarak seçebilir. Sorgu çağı 4 yaşında en üst seviyeye ulaşır. Hareketli bir görünüm sergilerler. Tırmanarak, bisiklete binerek, merdivenleri yardımsız ve ayak değiştirerek çıkarak pek çok gelişmiş hareketi gerçekleştirebilirler. Kalem tutmayı öğrenmiştir ve kullanır. Yakın geçmişteki olayları ilişkilendirerek anlatır. Adını, soyadını, ev adresini ve yaşını söyleyebilir. Konuşması dil bilgisi kurallarına uygun ve anlaşılabilirdir. Çocuk şiirlerini ve şarkılarını ezbere söyler. Yemek yerken kaşık ve çatalı ustalıkla kullanabilir. Dişlerini fırçalar, ellerini yıkar; özbakım becerilerini kolaylıkla gerçekleştirir. Kıyafetlerini rahatlıkla giyip çıkarabilir fakat ayakkabı, giysi bağlamada ve düğme iliklemelerinde yardıma ihtiyaç duyabilir. Artık gelişmeye başlayan bir mizah anlayışı vardır. Yetişkinler ve arkadaşları ile hem işbirliği içinde hem de çatışma halindedir. Oyun oynarken sıra beklemesi gerektiğini öğrenir. Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman hakkında yeterli bir değerlendirme yapabilir.

    6 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Duygularını uygun şekilde ifade edebilir. Başkalarının duygularını anlar. Gerektiğinde liderlik yapar veya lideri izler. Diğer çocuklarla birlikte oyunlar oynar ve paylaşabilir. Vücudunu merak eder. Kendi cinsiyetini bilir. Aldığı sorumluluğu yerine getirir. Gerektiğinde sırasını bekler. Başkalarının haklarına saygı gösterir. Yaptığı işlerde yetişkinlerin onayını ister. Nezaket kurallarına uyar. Kolay arkadaş edinir. Doğru yanlış gibi kavramları öğrenir. Oyun sırasında daha yaratıcıdır. Ailece yapılan aktivitelerden hoşlanır. Makasla karmaşık şekilleri keser. Mantık henüz gelişmemiştir. Konuşması oldukça akıcı ve dil bilgisi kurallarına uygundur. Problem çözme becerileri gelişir. 5 yaşına gelmiş olan düşünür ve sonra söyler.