Yazar: C8H

  • Doğacak bebeğinizin hatta torunlarınızın sağlığı size bağlı

    Doktorunuz “-İnsülin direncinizden ötürü ileride yüksek tansiyon ve şeker hastası olabilirsiniz” derse bu size pek şaşırtıcı gelmeyebilir ama “-Annenizin çocukken iyi beslenmemiş olması sizin hatta çocuğunuzun şişmanlık veya kalp hastalığına yakalanmanıza sebep olabilir” sözleri ya da “-Fazla kilolu olmanızın altında babanızın erken yaşta sigara içmeye başlamış olması yatıyor olabilir” derse kaçımız bunu inandırıcı bulur? Anne olmak isteyen kadınlara özel Wellness programı sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmek ve sağlıklı nesiller için önemli bir adım olarak kabul ediliyor.

    Kısa adı HEC (Human Epigenome Consortium) olan uluslararası kuruluş 2010 Şubat ayından bu yana bu konuda önemli çalışmalar yapıyor. HEC’in yürüttüğü İnsan Epigenom Projesi sonlandığında “insan epigenom haritası”nın açıklanması bekleniyor. “İnsan genom haritası”ndan sonra bu çalışmanın önemli pencere açacağı öngörülüyor.

    İnsan Genom Projesi sayesinde hücrelerimizdeki kromozomlar üzerinde sarılı olan DNA’mızdaki 3 milyar baz çiftinin 25,000 civarında geni kodladığını ve bunların kromozom haritası üzerindeki yerlerini biliyoruz. “Genom” olarak adlandırılan bu genetik kod kompleksini bir bilgisayar chip’i gibi kabul edersek “epigenom”u da işletim sistemi yazılımına benzetmek mümkün. Nasıl ki aynı bilgisayara farklı işletim sistemleri yüklediğiniz zaman farklı özellikler kazanıyor işte insan epigenomu da, genleri aynı da olsa, insanların birbirinden ayrılmalarını sağlıyor. Diğer bir ifade ile anne karnındaki bebeğin adeta “programlanması” rahim içi biyokimyasal ve hormonal etkilerle şekilleniyor (“epi” eki eski Yunan dilinde “üzerinde/dışında” anlamına geliyor. Epigenom da genomun dışında anlamını taşıyor)

    Gebelik öncesi veya gebelik başladıktan sonraki (yani rahim içi) koşullar ne olursa olsun bebekte veya çocukta ortaya çıkan hastalıklar genetik, bu koşullar değiştirildiğinde veya doğru yönetildiğinde ortaya çıkması engellenen hastalıklar ise epigenetik kökenlidir. Anne ya da babanızdan ciddi bir hastalığı genler aracılığı ile almamış dahi olsanız doğru beslenmiyor, egzersiz yapmıyor, gerektiğinde size uygun fonksiyonel gıdaları ve vitaminleri almıyor iseniz kendi sağlığınızı riske atmanın yanında çocuğunuzda epigenetik nedenli bir hastalık çıkmasına da neden olabilirsiniz. Geleceğin anneleri için bu çok önemli bir sorumluluktur.

    Geleceğin anneleri bu soruları kendine sormalı

    Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için doğru şeyleri yapıyor muyum?

    Gelecekte sağlıklı bir gebelik yaşayacak mıyım, bu olasılığı artırmak için yapılması gerekenleri yapıyor muyum?

    Sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilmek için bugünden doğru şeyleri yapıyor muyum?

    Gebelik ve sonrasında sağlığımı ve formumu kaybetmemek için kimden yardım almalıyım?

    Çocuğumun sağlıklı bir erişkin olması için bugünden yapmam gereken şeyler var mı?

  • Türkiye’de Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi: Nasıl Yaklaşıyoruz?

    Türkiye’de Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi: Nasıl Yaklaşıyoruz?

    “Psikoterapi”nin ne ifade ettiği Türkiye’de henüz tam anlaşılmamış, psikoloji ve psikiyatri gibi kavramlarla karıştırılmaktadır.

    Psikoterapi; çocuklara, ergenlere, yetişkinlere, çiftlere ve ailelere yönelik uygulanabilmektedir. Birbirinden farklı psikoterapi uygulamaları vardır: Psikanalitik/psikodinamik terapi, bilişsel davranışçı terapi, danışan-odaklı terapi, varoluşçu terapi vb. Psikoterapi uygulamalarından bazıları ülkemizde daha yaygınken bazıları ise pek bilinmemekte ve uygulanmamaktadır.

    Psikanalitik terapiye dair kaynaklar 1930’lardan itibaren çevrilmeye başlanmış, 1980’lerden itibaren ise yurtdışında eğitim görüp Türkiye’ye dönen psikoterapistler tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Psikanalitik/psikodinamik terapinin Türk kaynaklarında yeterli bir şekilde yer aldığı düşünülmektedir.

    Varoluşçu terapi konseptleri de zamanla popülerlik kazanmış ve psikodinamik model içinde kullanılmaya başlanmıştır. Davranışçı terapi modeli 1970’den itibaren kullanılmış, günümüzde yerini yaygın olarak bilişsel davranışçı modele bırakmıştır. Gestalt modeli giderek yaygınlaşmakta fakat bu alana dair Türkçe kaynak eksikliği sorunu yaşanmaktadır. Tranksaksiyonel analiz gibi bazı terapi modelleri ise Türkiye’de yaygınlık kazanmamıştır.

    Psikoterapi alanında Türkiye’de büyük eksiklikler vardır. ‘Psikoterapist’ ünvanı veren resmi bir kurum yoktur; psikoterapi becerileri, klinik psikoloji yüksek lisansı, psikiyatri branşı ya da çeşitli kurslarla kazanılmaktadır. Yeterliliği denetlemek ile ilgili yasa problemi mevcuttur.

    Türkiye’de, yaklaşık 1500 psikiyatrist, 10.000 psikolog –her yıl eklenen 2000 yeni mezun- ve 700-800 civarında klinik psikolog bulunmaktadır.

    Türkiye’de psikolojik rahatsızlıklar, nufüsun %24’ünde görülmekte ve depresyon ilk sırada yer almaktadır. Psikolojik rahatsızlıklara yönelik sağlık merkezleri görece az, psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle başvuru ise oldukça düşüktür.

    Türkiye’de psikolojik rahatsızlıkların tanınmama ve kabul edilmeme problemi yaşanmaktadır. Bu nedenle, psikolojik rahatsızlıklar daha ziyade somatizasyon –yani vucüttaki rahatsızlıklar- şeklinde deneyimlenmektedir. Bu da doğru tedavi yöntemi ile sorundan kurtulmayı güçleştirmektedir.

    Başka bir problem de, psikolojik rahatsızlık yaşayanlara yönelik damgalamadır. Türkiye’de ruh sağlığı alanında çalışanlar ‘deli doktoru’, psikolojik problemler yaşayanlar ise ‘deli’ diye nitelendirilebilmekte; bu nedenle kişiler ‘deli’ olarak algılanmaktan çekindikleri için psikolojik rahatsızlık yaşadıklarını saklama, tedaviye başvurmama eğiliminde ya da kendilerine yaşadıkları sorunun ‘yeterince deli’ olmadığı yönünde telkinlerde bulunabilirler. Tedaviye başvuranların büyük çoğunluğu, yine damgalama nedeniyle, tedavi gördüklerini çevrelerinden gizleyebilmektedir.

    Türkiye’de dinin psikoterapiyi bir tedavi yöntemi olarak görmeme üzerinde etkisi vardır. Çoğunluğu Müslüman olan Türkiye toplumu, sorunlarının çözümü için hocalardan yardım isteme, şifalı otlar kullanma, kutsal mekanları ziyaret etme ve dua etme, adak adama gibi davranışlarda bulunmayı yeğleyebilmektedir.

    Bazen sorun psikoterapiye dair farklı beklentiler içinde olmaktır. Kollektivist bir yapısı olan Türk toplumu; uyum sağlama, başkalarının söylediklerine ve düşündüklerine önem verme gibi değerlere sahiptir. Bu nedenle psikoterapistten ne yapmaları gerektiğinin söylenmesini ister, bu istekleri yerine gelmeyince de bunu oldukça garip bir durum olarak deneyimlerler. Ne yapacaklarına dair somut öneriler bulamayan danışanlar, psikoterapinin kendisine iyi gelmediğini varsaymakta ve birkaç seanstan sonra gelmeyi bırakabilmektedir.

    İkinci bir karşılanmayan beklenti de psikoterapiden birkaç seans içinde çözüm almaktır. Bu beklenti içinde olan danışanların genel şikayeti psikoterapistin sadece susup dinlediği ve hiçbir şey yapmadığıdır. Burada psikoterapinin ne olduğuna dair bir bilgi eksikliğinden bahsedilebilir.

    Yönlendirici olmayan terapi modellerine göre bilişsel davranışçı terapi modelinin ilgi görmesi, bu modelin yöntem farklılığı ile tanımlanabilir. Bu modelde terapistin bir öğretmen, bir yol gösterici olarak davranması, direktifler veren daha güçlü bir konumda olması, yeri geldiğinde ne yapılıp ne yapılmayacağını söylemesi; Türk toplumundaki otoriteye saygı duyma ve onu –çoğunlukla- sorgusuz sualsiz kabul etme davranışıyla örtüşmektedir.

    Psikoterapinin bazı kuralları da Türkiye’deki danışanlar açısından ‘garip’ karşılanmaktadır: Hediye kabul edilmemesi, selamlaşıp vedalaşırken sarılma ya da yanaktan öpmenin olmaması, zaman sınırının katı olması.

    Yapılan bir çalışma, Türkiye’de psikoterapinin; erkeklere oranla kadınlar arasında, 19-35 yaşları arasındaki bireylerde, boşanmış kişilerde, yüksek sosyo-ekonomik seviyeye sahip kişilerde ve üniversite mezunlarında daha çok kabul gördüğünü ortaya çıkarmıştır.

  • Romatizma nedir?

    Genel bir terim olarak romatizma kemik, kas, eklem ve bunların çevresindeki destekleyici yapıların ağrısına verilen isimdir. Romatizmal hastalıklar iltihabi olan ve olmayanlar olarak sınıflandırılabilirler. İltihabi romatizmal hastalıkların pek çoğu basit bir ifadeyle bağışıklık sisteminin uygunsuz çalışması sonucu kişinin kendi dokularına zarar verecek hastalıklar oluşturması sonucu ortaya çıkar. Bağışıklık sistemimiz normalde bize zarar verebilecek mikroplar, yabancı cisimler gibi vücudumuza yabancı etkenleri yok etmek, zararsız hale getirmek suretiyle bizi koruyan bir sistemdir. İltihabi romatizmal hastalıkların da içinde bulunduğu “Otoimün Hastalıklar” denen hastalıklar grubunda bağışıklık sistemi vücuda ait bazı dokuları da tanıyamaz hale gelir ve bu dokuları yok etmek üzere harekete geçer. Romatizmal hastalıklarda zarar gören dokular genelde eklem ve çevresindeki destek dokular olmakla beraber her organ ve dokuda bu olumsuz etki görülebilir. Örneğin “Bağ Doku Hastalıkları” ve “Vaskülit (damar iltihabı)” gibi romatizmal hastalıklarda iç organlar, dokular ve damarlarda iltihabi hastalık olmasına rağmen kas-iskelet sistemine ait şikayetler hiç olmayabilir.

    Romatoloji Uzmanı Kimdir?

    Romatoloji Uzmanı iltihabi eklem hastalıkları ve diğer romatizmal hastalıların tanı ve tedavisinde uzmanlaşmış olan hekimdir. İç Hastalıkları uzmanlık eğitimi (5 yıl) sonrası romatoloji uzmanlık eğitimi (3 yıl) alan hekimler Romatoloji Uzmanı olarak görev yapmaya hak kazanırlar. Eklemlerin ve vücudun herhangi bir sistemindeki iltihabi hastalıklar, metabolik ve bazı durumlarda mekanik kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları Romatoloji Uzmanlık alanına girmektedir. Romatoloji uzmanı, iç hastalıkları uzmanı olması nedeni ile romatizma hastalarında hastalığın kendisine veya tedavilere bağlı olarak sıkça görülebilen iç organ (kalp, böbrek, akciğer, karaciğer, mide-barsaklar vb.) sorunlarını da çözme alt yapısına sahip bulunmaktadır.

    Romatoloji Uzmanının Tanı ve Tedavisini Yaptığı Hastalıklar

    Romatoid artrit

    Spondilartropatiler ve ankilozan spondilit

    Psöriyatik artrit

    Behçet hastalığı

    Bağ dokusu hastalıkları: sistemik lupus eritematozus, skleroderma, mikst bağ dokusu hastalığı, Sjögren sendromu ve dermatomiyozit, polimiyozit

    Antifosfolipid antikor sendromu

    Damar İltihapları (Vaskülitler): Poliarteritis nodoza, Takayasu arteriti, dev hücreli arterit v.b.

    Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF)

    Akut eklem romatizması

    Reaktif artritler

    Kristal artritleri (Gut, Yalancı Gut)

    İnfeksiyöz artritler

    Amiloidoz

    Metabolik ve dejeneratif hastalıklar: osteoartrit, osteoporoz, osteomalazi ve Paget hastalığı

    Diğer sistemik hastalıkların romatizmal bulguları

  • Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi Hakkında Temel Bilgiler: Değişim, Çerçeve ve İlkeleri

    Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi Hakkında Temel Bilgiler: Değişim, Çerçeve ve İlkeleri

    Psikoterapi, kişinin en basitçe kendini daha iyi hissetmesi, sorunlarına bir çözüm bulması için tercih edebileceği profesyonel bir yardımdır. Elbette psikoterapi uygulaması ve psikoterapiden alınan fayda iyi hissetmekten çok daha karmaşıktır. Psikoterapi kişinin kendisiyle yüzleşmesini sağlar, kişinin kendisine dönerek, kendisiyle temas ederek ruhsallığını ve iç dünyasını anlamasına yardımcı olur. Psikoterapiye sadece daha iyi görme, daha iyi duyma ve daha iyi anlama uğraşısı da diyemeyiz. Psikoterapi, kişide ruhsal değişimi sağlayabilir.İç dünyanın analiz edilmesi sayesinde değişim ve dönüşüm mümkün olabilir.İç dünyadaki değişimi kişi, dış dünyasına da yansıtacaktır.

    Bireysel Yetişkin Psikoterapisi

    Psikoterapi, yetişkin bireysel psikoterapi olarak ele alırsak, iki kişilik bir yolculuktur. Kişinin iç dünyasının derinlerine dalacağı; heyecan, korku, kaygı, neşe, sevgi ve nefret gibi birçok duyguyu barındırabilen, birçok geçmiş yaşantının hatırlanacağı; hayallerin, rüyaların ve düşlemlerin gündeme geleceği, terapist ve danışan arasındaki ilişkinin gelişeceği bir yolculuk. Bu iki kişilik ilişki, danışan için önemli konuların işlenmesi için bir alan oluşturur. Bu alanda ‘güven’ önemli bir dayanak olsa da, kişinin iç dünyasına hakim olan güvensizlik ve tekinsizlik temaları da bu alanda çalışılabilir. Psikoterapi, kelimeler aracılığıyla neredeyse her temanın çalışılabileceği özgür bir alan olarak tanımlanabilir.

    Psikoterapi ve Değişim

    Psikoterapide değişim nasıl mümkün olur? Danışanlar bazen psikoterapinin kendilerine bir teknik sağladığından bahsederler, bazen de nasıl olduğunu anlamadıkları bir şekilde değiştiklerini ifade ederler. Psikoterapiden geçmeyen birçok kişi kelimeler yoluyla iyileşebileceklerine inanmayabilir. Hem sözel hem sözel olmayan iletişim yoluyla psikoterapide; kişinin geçmiş yaşantılarını nasıl içselleştirdiği ve bunların güncel durumda gerçekdışı bir şekilde karşısına tekrar tekrar nasıl çıktığı, kişinin zihnindeki bilinçdışı bağlantılar, bilinçdışı çağrışımlar, bilinçdışı denklemler, birbirleriyle bağlantı halindeki temalar ve bunların kişiyi ne şekilde etkilediği, gerçeklikle uyumlu olan ve gerçekdışı sayılabilecek algıları, farkında olduğu ve olmadığı yaşantıları, kendisini, kendisi dışındaki kişileri ve dış dünyayı algılayışı ve bunlara yönelik yaklaşımı çalışılabilir.

    Psikoterapinin Sıklığı ve Süresi

    Ne sıklıkta, ne kadar süre?

    Psikoterapiye gitme sıklığı ve süresi esas olarak yardım alacak kişinin kararı ve motivasyonuna bağlıdır, ancak kişi kendini hazır hissettiği takdirde daha sık ve daha uzun bir psikoterapi süreci, kişinin hayatındaki bütün öğelerin derinlemesine çalışılmasına imkan verecektir. Bazen sadece belirli birkaç konuda psikolojik danışmanlık almak istenebilir, böyle olduğunda belki kısa bir süre, belki birkaç seanstan fayda alındığı hissedilebilir, ancak kişinin kendisini derinden anlaması ve köklü değişimler için minimum haftada bir sıklığında ve minimum birkaç yıl devam edilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Uzun süreli psikoterapi ucu açık bir süreçtir, uzun yıllar devam edebilir.     

    Psikoterapi Uygulamasının Çerçevesi – Sabitlik İlkesi

    Psikoterapinin belirli bir uygulama çerçevesi vardır. Psikoterapi seansları için sabitlik ilkesi önemlidir. Sabitlik ilkesi, seansların mümkün olduğunca sabit unsurlar dahilinde yapılmasını vurgular: Sabit bir saat aralığı, sabit bir gün veya günler, sabit bir mekan gibi. Sabit bir dışsal çerçeve, sabit bir terapi ilişkisini mümkün kılar.Süreksizlikler ve kopukluklar içeren içsel çerçeve tamir olma imkanı bulabilir.

    Gizlilik İlkesi

    Psikoterapinin önemli bir diğer özelliği gizlilik ilkesidir. Psikoterapist gizlilik ilkesini itinayla uygulamakla yükümlüdür. Psikoterapiye gelen danışanın kimliği ve psikoterapi çalışmasında anlatılanlar, konuşulanlar psikoterapist tarafından gizli tutulur. Oldukça istisnai olarak meydana gelebilecek, kişinin kendisine veya bir başkasına fiziksel zarar vermesi gibi durumlarda üçüncüler bilgilendirilebilir.

    Psikanalitik Psikoterapi Yaklaşımı 

    Psikanalitik psikoterapide “serbest çağrışım” metodu kullanılır. Bu, kişinin aklına gelenleri mümkün olduğunca serbest yani sansürsüz bir şekilde anlatmasına denir. Bu yöntemle bilinçdışının bilince ulaşması hedeflenir. Psikanalitik psikoterapinin diğer bir aracı rüyaların incelenmesidir. Rüyalar bilinçdışı malzemeye ulaşmaya imkan verir. Rüyaların yorumlanması ve anlaşılması yoluyla kişinin farkında olmadıklarının farkına varması hedeflenir. Psikanalitik psikoterapinin bir başka metodu da aktarım ve karşıaktarım dinamiklerinin çalışılmasıdır. Psikoterapist ve danışan arasındaki ilişkide ortaya çıkan bu dinamiklerin çalışılması geçmiş yaşantıların ve iç dünyanın anlaşılmasını kolaylaştırır. 

    Hümanistik (Danışan Odaklı, Rogeryen) Psikoterapi Yaklaşımı

    Danışan odaklı psikoterapi, terapistin empatik, koşulsuz bir şekilde kabul edici, saydam ve mevcut olmasını içerir. Carl Rogers’a göre saydamlık, ‘-mış’ gibi yapmama ve şeffaflığı ifade eder.

  • Raynaud fenomeni hangi hastalık ve durumlara eşlik edebilir?

    Raynaud fenomeni hangi hastalık ve durumlara eşlik edebilir?

    1. Bağ dokusu hastalığı olarak adlandırılan ve iç organları da tutabilen romatizmal hastalıklar. Bunlardan en sık görülenleri Sistemik Skleroz (Skleroderma) ve Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) hastalıklarıdır. Bu hastalığı olan pek çok kişiye ilk tanı Raynaud’nun nedeni araştırılırken konur.

    2. Damar sertliği, atar damar tıkanıklıkları-daralmaları ve benzeri durumlar.

    3. Vaskülitler, yani damar iltihabı veya damarın romatizması olarak açıklanabilecek durumlar.

    4. Bazı ilaçlar da Raynaud’ya neden olabilir. Özellikle bazı kanser ilaçları ve migren ilaçları bu bulgunun ortaya çıkmasına neden olur.

    5. Nikotin ve kafein gibi gündelik alışkanlıklarımızı içinde bulunan maddeler (Sigara ve kahve gibi) Raynaud bulgularını sıklaştırabilir.

    6. Bazı kan hastalıkları

    7. Migren ve ele giden sinirlerin sıkışmasına neden olan durumlar (Karpal Tünel Sendromu)

    8. Mesleki durumlar. Örneğin titreşimle çalışan asfalt kırma makinelerinin kullanımı gibi.

    9. Çok soğuğa uzun veya tekrarlayan maruziyetler

    10. Tiroid bezinin yetersiz çalışması – hipotiroidi

  • Yeterince Bağlanma!

    Yeterince Bağlanma!

    Doğum ile birlikte hayata adım adım tutanmaya başlayan bebek, annenin bakım vermesi ile bağlanma güdüsünün oluşmaya başlar, başlamanın da ötesinde gelişmeye başlar. Bağlanma davranışı içgüdüsel bir davranıştır ve insan sosyal etkileşimler yaşamaya hazır ve donanımlı olarak doğar. Bağlanma davranışlarının biçim ve nitelikleri bakım verenin tutumlarıyla şekillenir. Bowlby bu birincil örüntülerin bireyin yaşamı boyunca sosyal ilişkilerinde farkında olunmaksızın işlerliklerini sürdürdüklerini belirtmiştir.

    Bebek doğduğu andan itibaren anne veya bakım veren kişi tarafından karşılıklı yüz yüze işaretleşmeler sosyal iletişimi başlatır. Bakım veren kişi bebeğe gönderilen sinyaller ile çocuğun içsel tepkileri belirlenir. Çocuk kendine özgü ritimleri içselleştirmeye başlar. Yeterince verilen tepkiler ile çocuğun olumlu bir içsel bütünlük oluşturması pekişir ve yeterince bağlanma gelişir. Kastedilen yeterince bağlanma şu şekilde de tanımlanabilir; Winnicott’un önemli kavramlarından biri olan ‘’yeterince iyi anne’’ dediği durum, çocuğun her şeyinin karşılanması değil, ihtiyacı kadar destek olunması karşılanması söz konusudur. Anne, bebeğe ihtiyacı kadar destek verdiğinde kendi ihtiyaçları ile mücadele etmesini öğretmiş olur. Kendi bütünlüğünü sağlayan şey tam da budur. Bunların aksine sınırsız her ihtiyacını karşılamak çocuğun önündeki en büyük engeldir. Bu durumda da çocuğun mücadele edememesi çaba harcayamaması anneye muhtaç olmasıdır. Anneye muhtaç olan çocuğun, güvenli bir bağlanma gerçekleştiremediğini söyleyebiliriz. Güvenli bağlanamayan çocuk ise hayatla mücadele edemediği için kararlarının netliğini belirleyemez, yalnız kalamaz her an anneye ihtiyaç duyar ve hareket alanı sınırlı kalır. Yani kişilik bütünlüğü kaybolur ve anneye bağımlı hale gelir. Annesine bağımlı hale gelen çocuk ilerleyen yetişkinlik döneminde çevresindeki insanlar ile de güvene dayanan ilişkiler kuramaz. Güvenli ilişkiler kuramayan kişiler yani yeterince olgunlaşamayan kişiler sürekli olarak ‘’ama ben bunu tek başıma yapamam’’ veya ‘’buna karar veremiyorum keşke yanımda birisi olsa’’ gibi içsel bir karmaşayla zihni bulanır. Kendilerine destekleyici, yön verici kişileri hayatlarına dahil ederler ki kendi kararsızlığına karşı net bir sınır, bir belirleyicilik atfedebilsin ve böylelikle annesi ile bu zamana kadar bağımlı olan kişi başkasına karşı bu bağlayıcı görevi teslim eder. Ve sürekli çevrelerindeki kişiler tarafından kendini şekillendirmeye muhtaç olarak kalır.

    Kaynakça

    Eğilmez, A. (2013). Bağlanmanın Nörobiyolojisi. Psikeart, 26, 8 – 11.

  • Raynaud fenomeni: ne zaman doktora başvurmak gerekir?

    Soğuk aşırı hassasiyeti ile parmakların beyazlaması-morarması yani Raynaud fenomeni önemli bir bulgudur ve Raynaud’su olan herkesin mutlaka bir Romatoloji uzmanı görüşü alması doğru olur. Ancak bazı durumlarda Raynaud varlığı çok daha önemli ve risklidir.

    Raynaud Fenomenine neden olan başka bir hastalık veya etken varsa buna “Sekonder (ikincil) Raynaud Fenomeni” denir. Bu durumlarda Raynaud’ya bağlı komplikasyonlar daha ağır olduğu gibi kimi zamanlar hem Raynaud’nun hem de buna neden olan hastalığın tedavisi zorluklar yaratabilir.

    Kimlerde İkincil Raynaud Fenomeni düşünülmeli ve mutlaka bir Romatolog görüşü alınması gerekir?

    1. 40 yaşından sonra ortaya çıktıysa

    2. Ataklar parmaklarda asimetrik ise

    3. Parmak ucunda yaralar, parmakta gangren gibi kanın o bölgeye yeterince gitmediğini gösteren bulgular varsa

    4. Güneş alerjisi, ağız ve göz kuruluğu, eklem ağrı ve şişliği gibi diğer romatizmal hastalıkları düşündürecek bulgular eşlik ediyorsa

    5. Ataklar parmak uçları ile sınırlı kalmayıp bulgular el, ayak, kol ve bacaklarda da görülüyorsa

    6. Özel romatizmal testler pozitif saptandıysa

  • Duygulara Yönelik Beceriler

    Duygulara Yönelik Beceriler

    Duyguları tanımak, farklı duyguların bizim için bütünüyle ne ifade ettiğini bilmektir. Mutluluk, kızgınlık, korku, üzüntü ve utanma gibi temel duyguların dışında farklı duygular vardır.Başkalarının duygularını anlamakta zorlanan kişi öncelikle kendi duygusunu fark etmekte zorlanmaktadır. İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. İletişimin temelinde başkalarının duygularını anlayabilmek ve anladığını ifade edebilme becerileri vardır. Çevremizdekilere uygun tepkiler vermek daha anlamlı ve derin ilişkiler kurmamızı sağlar.

    Çocuklar da tüm duyguları yaşar ancak yetişkinler gibi ifade edemez. Duygular hakkında konuşmak, çocukları dinlemek, duygularını kabullendiğinizi “anlıyorum, hımm, öyle mi” gibi ifadelerle göstermek, duygularını adlandırmak çocukların hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını anlamasına ve böylece sosyal yaşamlarını kolaylaştırmasına yardımcı olur.

    Nasıl davranacağımızı belirleyen şey düşüncelerimiz, duygularımız ve beden duyumumuzdur.Eğer duygularımızı anlayabilir ve adlandırabilirsek davranışlarımızı istediğimiz gibi yönetebiliriz. Duygusal gelişimde öğrenmenin etkisi büyüktür. Deneyimlerle, çevreyi gözlemleyerek ve model alarak hangi olayın nasıl duygu/duygular yaratacağını öğreniriz.

    Duyguları ifade etmek, olumlu ya da olumsuz tüm duyguları sözel ya da sözsüz anlatabilme becerisidir ve her yaşta öğrenilebilir. Çocukların duygularını ifade etmelerini ve model almalarını sağlayacak ortamı hazırlamak gerekmektedir. Örneğin; “Öğretmen bahçede bana bağırdı ve herkes güldü” diyen çocuğunuza, “Ne yaptın da öğretmen sana bağırdı” gibi suçlayıcı ya da “öğretmenin kızacağı şeyleri yaparsan bağırır” gibi nasihat verici ifadeler yerine “çok utanmış gibisin”, “utanmışsın sanırım” gibi sadece duygularını kabul ettiğinizi göstererek, ifade etmesini de destekleyecek bir ortam hazırlamış olursunuz.

    Çocuklara olumsuz duyguların da var olduğunu göstermek önemlidir. Çocukların olumsuz duygularını ifade edebilmeleri için, yetişkinlerin olumsuz duyguları uygun şekilde ifade ederek model olmaları gerekmektedir. İfade edilemeyen duygular olumsuz davranış olarak ortaya çıkabilir. Öfke duygusunu yönetmek için, bağırmadan, sakin bir şekilde sadece olaya odaklanıp duyguyu tanımlayabilirsiniz. Olumsuz duygunun ifade edilmesini onaylamak olumsuz davranışı onaylamak değildir. Tüm duygular kabul edilebilir ama davranışlar için sınırlar olmalıdır. Örneğin; Çok kızdığı için arkadaşına vuran çocuğunuza, “ Arkadaşına çok kızdığının farkındayım ama kızgınlığını ona vurarak değil konuşarak anlatmalısın” diyebilirsiniz.

    Duyguların doğrusu yanlışı yoktur, yaşadığınız ve çocukların yaşadığı duygulardan korkmayın, kabul edin, ifade edin ve ifade edilmesini sağlayın.

  • Raynaud fenomeni hangi durumlarda önemsenmelidir?

    Raynaud fenomeni hangi durumlarda önemsenmelidir?

    Raynaud fenomeni toplumda sık görülür. Her 100 kişinin 5’inde Raynaud ve benzeri bulgular vardır.

    Raynaud saptandığında sorulması gereken ilk soru buna neden olan önemli bir hastalık olup olmadığıdır.

    Raynaud fenomeni herkes için ciddiye alınması gereken bir bulgudur ama buna neden olan bir hastalık varsa Raynaud’nun tedavisi daha zor olabilir. Dahası buna neden olan hastalık saptanmayıp tedavisiz bırakılırsa uzun vadede ciddi, geri dönüşsüz sorunlara neden olabilir.

    Eşlik eden başka hastalık yoksa bu duruma “Primer (birincil) Raynaud Fenomeni” denir. Birincil Raynaud Fenomeni genelde daha hafif seyirli, sonradan ciddi ek sorunlara pek neden olmayan formdur.

    Bir Kişide Birincil Raynaud Fenomeni Olduğunu Düşündüren Bulgular Nelerdir?

    Başlangıç yaşının genç olması (30 yaş öncesi)

    Birincil Raynaud daha çok kadınlarda görülür

    Ataklar genelde simetriktir. Her iki el veya ayak parmaklarında benzer parmakları tutar

    Parmak ucu yarası görülmez

    Yapılan özel romatizmal tetkikler normaldir

    Birincil Raynaud Fenomeni dediğimiz gibi daha ılımlı seyreder ve bu kişilerin 2/3’ünde ilerleyen yıllarda Raynaud bulguları tamamen ortadan kalkabilir.

  • Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Nedir ?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Nedir ?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, iki ana özelliği “Dikkatsizlik ve Hiperaktivite” ve dürtüsellik” olan nörolojik bir bozukluktur.

    DEHB’nin temel özelliği, benzer gelişim düzeyindeki çocuklara oranla dikkati verme ve sürdürme güçlüğü, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik olarak tanımlanır.

    DEHB çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları bölümlerine yapılan başvuruların en sık nedenlerinden biridir.

    Bazen bebeklikte başlayan (çok ağlayan, zor yatıştan, zor beslenen, aşırı hareketli, sürekli yeni uyaranlar peşinden koşan bebekler) ve okul öncesi dönemde fark edilen yetişkinlikte de değişik bulgularla giden kronik bir bozukluktur. Tedavi edilmediğinde ruhsal, sosyal ve akademik sorunlara neden olur.

    DEHB’li çocukların dikkatlerini yöneltecekleri şey kendi kontrolleri altında değildir. Bu çocukların çoğunda yürütme işlevinde sorunlar görülür. Bunlar arasında ileri dönük plan yapamama, içeriden gelen olumsuz tepkileri bastıramama, çalışan belekte bilgileri tutamamadır. 

    Bunun doğurduğu sonuçlardan biri DEHB’li çocukların bir dakikaya kadar olan süreleri tahmin etmede çok başarısız olmalarıdır, bunun dışında, sonradan gelecek daha büyük ödülü, şimdi gelecek küçük ödül uğruna feda etmeleridir. Bu yüzden yapacakları şeye karar verirken diğer çocukları oranla gelecekteki ödüllere daha az değer verirler.
    DEHB’nin temel özelliği, benzer gelişim düzeyindeki çocuklara oranla dikkati verme ve sürdürme güçlüğü, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik olarak tanımlanmaktadır.

    Bu tip davranışlar tüm çocuklarda bulunmasına rağmen, DEHB olanlarda kronik ve çok belirgindir. Ve hayatlarının tüm koşullarında kendilerini gösterirler. (örneğin evde ve okulda ).
    DEHB’nin neden olduğu akademik zorluklara rağmen, bu bozukluk ve zeka arasında bir ilişki yoktur. Normalin Üstü, Normalin Altı ya da Normal zekaya sahip her çocuk DEHB’i yaşayabilir.

    Dünyadaki çocuk nüfusunun % 5 ila % 8’inde DEHB bulunduğu bilinmektedir.

    Erkeklerin kızlardan daha fazla etkilendiği uzun süredir düşünülmüştür, ancak en yeni çalışmalar cinsiyete özgü olmadığını ortaya çıkarmıştır.

    Bu bozukluk genellikle 7 yaş civarında tespit edilir, ancak ondan sıkıntı çeken çocuklar sıklıkla bebeklikten ve 2 yaşından itibaren zor davranışlara sahiptir. Belirtilerin birçoğu da, DEHB yetişkinlikte devam eder, ancak belirtiler ergenlik döneminde azalabilir. DEHB hakkında bilgi, araştırmalar ve tedavi seçenekleri son yıllarda çok yol kastetmiş ve bakımı çok gelişmiştir.

    DEHB olan çocukların yaklaşık yarısının da öğrenme güçlüğü, kaygı, karşıt gelme veya davranışsal sorunlar gibi başka sorunları vardır. Bu sorunlar genellikle sosyalleşme zorluklarına ve düşük benlik saygısına yol açar. Bu nedenle, çocukların psikiyatrist ve psikolog tarafından profesyonel bir değerlendirmeden geçmesi gerekir.

    DEHB belirtileri, bazı disiplin veya çaba gerektiren durumlarda artma eğilimindedir ve çocuğun oyun oynadığı zamanlarda azalır, yeni bir durum yaşar veya iyi bir davranış için övgüye değerdir.

    DEHB’nin belirtileri nelerdir ?

    Dikkatsizlik belirtileri nelerdir ?

    Dikkat Eksikliği : Dikkat süresinin ve yoğunluğunun bireyin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır.

    • Ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir.
    • Okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yapar.
    • Çalışmaları plansız, düzensiz ve karmakarışıktır.
    • Oyun vb. etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamaz.
    • Başladıkları işleri tamamlamakta zorlanır.
    • Sanki akılları başka yerdedir.
    • Söylenenleri dinlemiyor duymuyor görünümü verir.
    • Talimatlara uymaz ve okulu veya ev ödevlerini tamamlayamaz.
    • Faaliyetlerini veya işlerini organize etmekte zorlanır.
    • Sürekli zihinsel çaba gerektiren (okul çalışması ya da ev ödevi gibi) görevleri önler, beğenmez ya da isteksizce yapar.
    • Faaliyetleri için gerekli nesneleri (örneğin oyuncaklar, ev ödevi kitapları, kalemleri) kaybeder.
    • Etkinliklerde yer almaya karşı isteksizdir.
    • Ödevlerini yaparken uzun süre sandalyede oturamaz.
    • Anne-babalarının zoruyla bir süre derslerinin başında oturabilir ama kalem, silgi ve kalemtıraş gibi nesnelerle oynar.
    • Düşük düzey dış uyarıcılar tarafından kolayca dikkati dağılır.

    Hiperaktivite veya dürtüsellik belirtileri nelerdir?

    Hiperaktivite: Bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayacak biçimde hareketli olmasıdır.

    Dürtüsellik: Bireyin kendini kontrol etmesinde yaşadığı güçlüklerdir.

    • Yerinde rahat duramaz.
    • Oturduğu yerde bile kıpırdanıp durur.
    • Gerektiği zamanlarda yerinde oturamaz.
    • Uygunsuz ortamlarda koşuşturur.
    • Eşyalara, bir yerlere tırmanır.
    • “Motor takılmış gibi” sürekli hareket halindedir.
    • Hareketlik bir amaca yönelik değildir.
    • Uyarıları dinlemez.
    • Durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket eder.
    • Sınıfta sık ayağa kalkar ve gezinir.
    • Sağa sola sataşır.
    • Arkadaşlarına laf yetiştirir.
    • Koltukların üzerinden atlar.
    • Dolaplara tırmanır.
    • Tehlikeli ve kaza yaratan durumlara girer.
    • Çok hareketli oldukları için tehlikeyi hemen kavrayamaz.
    • Çok konuşur.
    • Sessiz etkinlikler sırasında gürültü yapar.
    • Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan cevaplar.
    • Çoğu zaman başkasının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.
    • Sırasını beklemekte zorlanır.
    • Diğer çocukları da rahatsız eder.
    • Hareketlerini ve sözlerini stresli anlarda kontrol etmekte güçlük çeker, bu da onun sözleri veya eylemlerinde kibirli ve bazen saldırgan kılar.
    • Belirli talimat ve kuralların getirdiği hüsranı tolere edemez.
    • Ruh hali çabuk değişir.

    DEHB’nin Nedenleri Nelerdir ?

    Bu karmaşık nörolojik bozukluğun tek bir nedeni yoktur. DEHB yatkınlığı genetiktir ve kalıtım oranı %70-80 civarındadır, muhtemelen beyindeki belirli kimyasallarla ilgilidir, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlardan veya psikososyal sorunlardan kaynaklanmaz.

    Kalıtsal bir bozukluk olsa da, riski artırabilecek bazı faktörler vardır, örneğin: fetüsün belirli toksik maddelere (alkol, tütün veya ilaç) maruziyeti, bakteriyel menenjit, kafa travması, prematüre doğum, bebeğe oksijen eksikliğine neden olabilecek herhangi bir doğum problemleridir.

    Ne zaman bir uzmana başvurulmalı?

    Yukarıda belirtiler çocuğunuzla uyum gösteriyor ve en az 6 aydır devam ediyorsa, haftada birkaç kez krizler şeklinde hem okulda hem de evde yaşanıyorsa bir psikiyatrist ya da uzman psikoloğa danışmak gereklidir.
    Teşhisi yapan uzman psikolog, psikiyatrist çocuğu ve çevresini kapsamlı bir şekilde değerlendirir. 

    Bir çocuğun DEHB’si olup olmadığını belirlemek için de, sağlık uzmanı ayrıca aşağıdakiler gibi birkaç araç kullanır:

    • Ruhsal Bozuklukların Tanısal El Kitabı DSM-5 (ana araç) tarafından tanımlanan davranış kriterleri,

    • Çocuğun değerlendirilmesi

    • Psikolojik testler,

    • Nöropsikolojik testler;

    • Ebeveynler ve öğretmenler tarafından doldurulmuş bazı davranışsal ölçekler .

    Nasıl tedavi edilir?

    Müdahalenin amacı, bu bozukluğun çocuk üzerindeki etkilerini, yani akademik sıkıntılarını, dikkatini bir konu üzerinde yoğunlaştıramamasını, algılama bozukluğu ve sakarlığını, sürekli azarlanmasından, eleştirilmesinden, uyarılmasından kaynaklanan düşük benlik saygısına yöneliktir. Bir DEHB iyi tedavi edildiğinde genellikle iyi sonuçlar alınır.

    DEHB tanısı konduğunda, çocuk tartışma ve kararların bir parçası olmalıdır. DEHB tedavisi bireyselleştirilmiştir ve çeşitli uzmanların, ailenin ve okul ortamının işbirliğini gerektirir.
    DEHB çocuğun hayatının birçok alanını etkilediği için (kendine olan saygısını, okul sonuçlarını, aile ilişkilerini) çok yönlü tedavi gerektirir. Bu nedenle, tıbbi tedavi her zaman psikososyal müdahale ile birleştirilir (örn. Sosyal beceri yardımı programı, davranışsal psikoterapi, aile terapisi, eğitim desteği veya spor veya toplum faaliyetlerine katılım). Okullarda, iş organizasyonunu uygun bir çerçeve ile teşvik eden müdahaleler tavsiye edilir.

    İlaç Tedavisi (Sadece Çocuk ve Erken Psikiyatristleri tarafından)
    Anne-Baba Egitimi
    Bilişsel Davranışsal Terapiler
    ATTENTIONER Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Programı
     Home Based Reinforcement Programı
     Parent traning in contingency management Programı
    Gıda kısıtlamaları (örneğin, gıda katkı maddelerinden veya konsantre şekerlerden kaçınmak) veya besin takviyeleri (vitaminler, mineraller) olsun, konsantrasyon üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilecek yüksek omega-3 diyetidir. (Bunların etkililiğini kanıtlayacak bilimsel bir kanıt yoktur.)

    Aile ne yapabilir ? 

     Aile uzman kişilere danıştıktan sonra tüm tedavi sürecine dahil olmalıdır. Aile dahil olmadan tedavi programının faydası yok denecek kadar azdır.

     Çocuğun güçlü yanlarını vurgulayın ve tedavinin kendisinin daha iyi kontrol edilmesi ve okulda daha iyi sonuçlara ulaşması için ona yeni araçlar sağlayacağını açıklayın.

    Çocuğa, DEHB’nin zeka ile ilgisi olmayan bir nörolojik bozukluk olduğunu söyleyin.

     Sevgi gösterin , Empati kurun, etkili iletişim yollarını kullanın, başarı duygusunu yaşamasına yardım edin, Sorumluluk ve yardımseverliğin gelişimini sağlayın ve bu davranışlarını övün, problem çözme ve karar verebilme becerilerini geliştirin .

    Disiplin yöntemlerini kullanın.

    Çocuğunuza her seferinde bir görev verin ve ona başka bir tane vermeden önce iyi yaptığından emin olun. Gerekirse, talimatları anlaşılması ve yapılması kolay adımlara ayırın.

    Onu çalkantılı, fazla hareketli bir grupta bırakmak ya da huzursuz ya da sabırsız bir kişinin gözetimine bırakmaktan mümkün olduğunca kaçının.

     Ev ödevi ve dikkat gerektiren diğer görevleri yapmak için sessiz bir yer bulun.

    Odaklanmaya yardımcı olmak için ortamınızdaki televizyon, video oyunları, tablet ve bilgisayar gibi uyaran ve dikkat dağıtıcı kaynakları azaltın. Sessiz aktiviteleri teşvik edin.

     Eğer uyumakta güçlük çekiyorsa, onu gün boyunca fiziksel olarak egzersiz yapmaya ve yatmadan önce sessiz hareketler yapmaya teşvik edin. Yatmadan önce rahatlatıcı bir atmosfer yaratın (ışığı azaltın, yumuşak müzikle açın vb.).

    Her zaman ona göz kulak olun: Tehlike kavramı, algısı olmadığı için Hiperaktif bir çocuk, oynarken diğerlerine göre daha fazla zarar görür.

     Fiziksel ceza ve kuvvet kullanmayın.

     “Ajitasyon – ceza – denetim” döngüsüne girmekten kaçının. Cezalar yerine detaylı açıklamalar yapın.

     Hataları göstermekten kaçının: motivasyon ve teşvik, daha iyi sonuçlara yol açar. İyi davrandığında tebrik ederek ve teşekkür ederek benlik saygısını geliştirin.

     Sabrınızı kaybetmeden önce sınırlarınızı tanıyın, çocuğa anlatın ve gerektiğinde yardım isteyin. Net ve açık komutlar (yerinde sessizce otur vb.)

    Tek seferde tek görev verin ve bitince takdir edin. Bir zor bir kolay görevler vermeye çalışın. 

     Dışarıya çıkmadan önce çocukla konuşun: Örnek; ’markete gideceğiz, sadece benim sana söylediklerimi arabaya koyacaksın. Eğer böyle yaparsan sana istediğin krakeri alacağım, eğer yapmazsan almayacağım .Anladın mı?’’

    Sonuç olarak; DEHB’li çocuklar ne yapmaları ya da yapmamaları gerektiğini bilirler ama o bildikleri şeyi uygulayamazlar. Bir kuralı biliyorlardır, sorarsanız uygun bir biçimde açıklayabilirler ama düşünmeden hareket ettikleri için o kuralı yine bozabilirler. Bu durum gerek anne baba gerekse öğretmeni daha çok öfkelendirir. Bu davranışlar bilerek yapılan, ya da kurallar önemsenmediği için yapılan davranışlar olarak nitelendirilirler. Bu nedenle de daha acımasız yöntemlerle ele alınırlar.
    DEHB’nin belirtileri zaman içinde değişebilir. Bilimsel literatürde yapılan bir tahmine göre, önceden DEHB teşhisi konmuş erkek çocuklar 18 yaşına geldiklerinde, DEHB belirtilerinin ortalama olarak yüzde 60’i ortadan kalkmış olur. DEHB olanların yaklaşık %40’ında Belirtilerin sürmesi gözlenir. Belirtiler çeşitli sosyal ve duygusal güçlüklerle erişkin dönemde de sürer. DEHB olan çocukların %30 Gelişimsel bozulma gözlenir. DEHB bulguların yanı sıra alkolizm, madde kullanımı ve anti sosyal kişilik bozukluğu gibi psikopatolojilerin eklendiği gruptur. Artmış aktivite genellikle ilk kaybolan belirti iken çelinebilir dikkat son kaybolan belirtidir.