Yazar: C8H

  • Diyabet hakkında her şey

    1. Diyabet nedir, gizli şeker nedir?

    Diyabet pankreasın yetersiz ya da hiç insülin üretememesi veya üretilen insülinin etkisinin azalmasıyla ortaya çıkan, şeker yüksekliğiyle seyreden bir hastalıktır. İnsülin hormonu vücüdumuzda şekerin kullanılarak normal sınırlar içinde tutulmasını sağlayan bir hormon olduğu için eksikliğinde ya da etkisizliğinde kanda şeker yükselmesi görülür.

    Gizli şeker denen durum ise kan şekerinin normalin üzerinde ancak henüz diyabet seviyesine kadar yükselmemiş olduğu durumlardır. Bu durum hastanın ileride şeker hastası olacağının en önemli işeretlerinden birisi olup 10 yıl içinde bunların çoğunda diyabet gelişmektedir.

    2. Kimler şeker hastası olmaya adaydır?

    45 yaş üzerinde olanlar, ailede şeker hastalığı olanlar, gebelikte şeker yüksekliği olanlar, daha önceden gizli şeker hastalığı olanlar, aşırı yemek yiyen-şişmanlar, fiziksel aktivitesi az olanlar, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlar şeker hastalığı için risk altındadır.

    3. Türkiye ve Antalya olarak ele alırsak, diyabet hastası oranımız ne durumda?

    Antalya için de benzer rakamlar uyarlamak mümkündür. Türkiye’de 20 yaş üstü populasyonda diyabet sıklığı %13.7 olarak bulunmuştur. Türkiye bu rakama dayanarak 7 milyondan fazla diyabetli birey olduğu söylenebilir.

    4. Diyabet hastası olduğumuzu nasıl anlarız? Belirtisi var mıdır?

    Sık idrar yapma, gece idrar yapma, ağız kuruluğu-aşırı susama, terleme, sık acıkma, kilo kaybı yada kilo alma, halsizlik, dikkat-konsantrasyon bozukluğu, bulanık görme gibi belirtiler diyabet açısından uyarıcı olmalalıdır.

    5. Diyabet sosyal yaşamımızı nasıl etkiler?

    Diyabetik hastalar düzenli olarak doktor kontolünde olmalı, belli bir beslenme ve fiziksel aktivite planlaması çerçevesinde yaşamalıdır. İlaçlarını düzenli almalı, yekenlerini zamanında yemelidir.

    6. Küçük çocuklarda da görülebiliyor. Bunun sebebi nedir?

    Diyabet genellikle erişkin populasyonun hastalığı olup yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Bu tip diyabet tip 2 diyabet denen hastalıtır. Ancak özellikle çocuklarda pankreasın insülin yapamamasında bağlı olarak tip 1 diyabet gelişmektedir. Çocuklarda insülin üretimi olamadığı için çocukluk diyabetinde zorunlu olarak mutlaka insülin tedavisi kullanılmalıdır.

    7. Diyabetin çaresi yok mu, tamamen kurtulmak mümkün mü?

    Özellikle diyabet riski yüksek olan kişilerin düzenli egzersiz yapıp- beslenmelerine dikkat etmeleri ve kilo kontrolü sağlamaları-zayıflamaları ile diyabet önlenebilmekte yada geciktirilebilmektedir.

    Diyabet belli şartlarda düzenli ilaç kullanılmasıyla kan şekerini kontrol altına alarak ömür boyu takip edilmesi gereken bir hastalıktır. Çok az bir hastada geçici süre ilaç ihtiyacı ortadan kalkabilir.

    Tip 1 diyabetlilerin seçilmiş bir kısmında pankreas nakli yapılarak hastalık tamamen düzelebilmektedir. Bu işlem çok özellikli bir işlem olup bizim hastanemizde de 2002 yılından beri uygulanmaktadır.

    Ayrıca seçilmiş uygun bazı erişkin diyabetiklerde mide-bağırsak ameliyetlerıyla hastalarda tamamen normelleşme sağlanabilmekte yada diyabet daha iyi kontrol edilebilmektedir. Diyabetin ameliyatla tedavi seçeneklerinin tamamı yine bizim hastanemizde yapılabilmektedir.

    8. Şeker hastalığı için insülin iğnesi her gün yapılmalı mı?

    Şeker hastalarında hapların yetersiz kaldığı, yada hap kullanmanın sakıncalı olduğu durumlarda, günde 1-5 kez insülin uygulanabilir. Yada insülin pompası aracılığıyla sürekli cilt altına insülin uygulanabilir. İnsülin vücudumuzda şekerin kullanılmasını ve kandaki şekerin istenilen düzeylerde tutulmasını sağlar.

    9. Günümüzde diyabete daha sık rastlanılmasının sebebi sizce nedir?

    Diyabet sıklığının artışın, beslenme biçimindeki değişim, hareketsizlik ve kilo artışına bağlıdır. Dünya çapında yüksek yağ içeren yiyecek tüketiminin artışı, lifli gıdaların alınmaması ve ailelerin evde yemek yapmak yerine dışarıdaki hazır yiyeceklere yönelmeleri bunda etkili olmuştur. Çocuklar oyun oynamakla geçireceği zamanları bilgisayar başında oturarak geçirmektedirler. Bu durum da diyabeti çığ gibi büyütmektedir.

    10. Diyabet başka hangi sorunlara yol açar?

    İyi kontrol ve tedavi edilmezse diyabet insan ömrünü %10 kadar kısaltabilir. Bu hastalarda kalp ve damar hastalıkları 2-4 kat artar ve bu nedenle hayatlarını kaybederler. Diyabet uzun dönemde kalp damar hastalıkları, böbrek hasarı, görme-göz ile ilgili sorunlar, ayak yaraları, sinir harabiyetine yol açabilir. Dünyada körlüğün, ayak amputasyonlarının, böbrek yetmezliğinin ensık nedeni diyabettir.

    11. Ailesinde diyabet olmayanlar da şeker hastası olabilir mi?

    Ailede diyabet hastalığının olması diyabet riskini artıran en önemli faktörlerden birisidir. Ancak ailede diyabet hastası olmasa da özelllikle kilolu kişilerde diyabet olam riski yüksektir.

    12. Çok şeker yiyen şeker hastası olur mu?”

    Fazla miktarda şeker tüketmek direkt olarak diyabete neden olmaz. Ancak şeker ve şeker içeren yiyeceklerin fazla miktarda yenilmesi şişmanlığa neden olur. Eğer kişinin diyabetli olmaya yatkınlığı varsa şişmanlık diyabetin ortaya çıkışını hızlandırır.

    13. Kan şekerini düşüren ya da diyabeti önleyen bitkiler var mı?

    Herhangi bir bitkinin kan şekerini düşürdüğüne ya da diyabeti önlediğine dair kanıtlanmış bilimsel veri yoktur. Bitkilerin yenilmesi ya da kaynatıldıktan sonra içilmesi kan şekerini kesinlikle düşürmez.

    Halk arasında kekik suyu, tarçın ve limonun diyabete iyi geldiği yönünde çeşitli söylentiler mevcuttur; ancak bugüne kadar kekik suyu, tarçın ve limon ile ilgili böyle bir etkinin olduğuna dair kuvvetli bilimsel veriler yoktur.

    Ayrıca tadı ekşi de olsa tüm meyveler ve meyve suları şekeri yükseltirler. Çünkü ekşi veya tatlı meyvenin içerdiği karbonhidrat (meyve şekeri) miktarı farklı değildir. Ancak meyveler olgunlaştıkça içindeki şeker miktarı artar. Bu nedenle meyvelerin yumuşak ve sulu olduğu dönemlerde değil de, daha sert oldukları zaman yenmesi daha iyidir.

    14. Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) nedir? Kan şekeri düşünce ne yapmalıyım?

    Hipoglisemi kan şekerinin beklenen normal düzeylerden daha düşük olmasıdır ve şeker yüksekliğinden çok daha fazla tehlikelidir. Yemesi gerekenden daha az beslenenlerde, öğün atlayanlarda, planlanandan daha fazla egzersiz yapanlarda, önerilenden daha fazla şeker ilacı kullananlarda ve özellikle yaşlı hastalarda hipoglisemi riski yüksektir.

    Kan şekeri düşünce acil önlem olarak 2 -3 adet kesme şeker ya da glikoz tablet almak gerekir. 1 bardak şekerli meyve suyu, bisküvi, meyve de tüketilebilir. Ancak çikolata gibi şeker dışında yağ içeren besinler kan şekerimiz düştüğünde kullanılmamalıdır. Çünkü bir besinin içeriğindeki yağ, o yiyeceğin içindeki şekerin emilmesini azaltır, engeller ve kan şekerini yükseltme hızını baskılar.

    15. İnsülin bağımlılık yapar mı?

    İnsülin bağımlılık yapmaz. Toplumda ‘İnsüline başlandığında bırakılamaz’ gibi bir düşünce var. Bu düşünce yanlıştır. Bazen enfeksiyonlarda, gebeliklerde veya operasyonlarda ihtiyaç olmasa bile o an için insülin kullanıldığı durumlar vardır. Bu durumlarda insülin kullanma gereksinimi ortadan kalktıktan sonra insülin tedavisi kesilip tekrar ağızdan alınan ilaçlar kullanılabilir. Ancak haplar artık yetersiz hale geldiyse yada hap kullanamayacak olan hastalarda insülin kullanım zorunluluğu vardır.

    16. İnsülin kullanan hastalar kilo alırlar mı?

    İnsülin tedavisi alan hastalar verilen diyete ve egzersize dikkat ederlerse kilo almaması gerekir. Ancak hasta diyetine dikkat etmiyorsa ya da ‘İnsülini biraz daha fazla yapayım, şu yiyeceklerden biraz daha fazla tüketeyim’ gibi düşüncelerle insülini kötüye kullanıyorsa bu durum kilo aldırabilir.

    17. Diyabetliler çocuk sahibi olabilir mi?

    Şeker hastaları gebelik düşünüyorlarsa gebelik öncesinde kan şekerinin kontrol altında olmalı ve haplar kesilerek insülin tedavisi uygulanmaladır. Kan şekeri uygun düzeylerde tutuluyorsa ve doğru tedavi yöntemleri uygulanırsa gebe kalma ve sağlıklı bir çocuk sahibi olmaları mümkündür.

    Ayrıca tüm gebeler gebelikte şeker hastalığı açısında taranmalı ve gebelikte diyabet gelişir ise şeker düzeyi takip edilmeli, gerekiyorsa insüline başlanmalıdır. Çünkü gebelerde şeker hapı kullanılmamaktadır

    18. Şeker hastaları spor yapabilir mi?

    Düzenli egzersiz, diyabet bakımının en önemli unsurlarındandır. Tek yapılması gereken spordan önce ve sonra, şeker ölçümü yaparak gerekirse bir ara öğün yenmesidir. Genel bilinen bir yanlış da sabah aç karnına spor yapmaktır. Açken spor yapmak hipoglisemi riskini artıracağı için genellikle tavsiye edilmez.

    19. Meyve suyu içmek yerine meyve tüketilmelidir?

    Şeker hastalarına meyvenin kendisini yemesi ve hatta temizlik şartlarına dikkat edilerek mümkün ise kabuklarıyla yemesi önerilir. Çünkü bir bardak meyve suyunu elde etmek için 2-3 adet meyve sıkmak gerekir. Normalde verilen meyve miktarı ise porsiyonda bir tanedir. Yani bu durumda hasta normalden fazla meyve yemiş olur. Bir başka sakıncası ise sıvı gıdaların çok hızlı emilmesidir. Bu emilim de kan şekerini hızla yükseltir.

    20. Diyabet cinsel hayatı etkiler mi?

    Kan şekeri kontrolünün iyi yapılmadığı uzun süreli şeker hastalarında diyabet cinsel hayatı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle düzenli kontrol ve iyi kan şekeri ayarlanması gereklidir.

    21.Şeker hastaları oruç tutabilir mi?

    Ramazan ayında uzun süre aç kalınması ve sıvı alınmaması kan şekeri kontrolü bozulabilir. Oruç tutmak hastalarda hem ciddi kan şekeri düşüklüklerine hem de özellikle iftardan ve sahurdan sonra ciddi kan şekeri yükselmelerine neden olabileceği için oruç tutmaları sakıncalıdır. Bazı hafif diyabetik hastalarda ve özel durumlarda doktor ve hastanın birlikte karar vererek oruç tutmalarına izin verilebilir.

    22. Diyabetlilere tavsiyeleriniz nelerdir?

    Diyabetik hastalar hastalıklarıyla yaşamayı kabullenmeli ve öğrenmelidir. Hastalar diyabet ile iyi geçinmelidir. Düzenli uzman takibinde olmalıdır.

    Diyabetik olmayanlara tavsiyem şişman ve diyabetik olmamalarıdır.

  • Kardeş İlişkileri ve Kardeş Kıskançlığı İle Nasıl Baş

    Kardeş İlişkileri ve Kardeş Kıskançlığı İle Nasıl Baş

    Kardeş kıskançlığı doğal bir duygudur günlük hayatımıza etkilemediği sürece patolojik bir durum oluşturmaz. Kardeşlik bazı uzmanlara göre rekabettir. Kıskançlık beklenen ilgi ve sevgi şefkat eksikliğine karşı verilen bir yanıttır. ilk çocukluk döneminde kıskançlık ebeveynlere ve ona bakan, vakit geçirdiği kişilere yöneliktir. Çocuk ilgi ve şefkat bekler, sevilme ihtiyacı yüksektir, sevgiyi arzular, diğer çocuklarla kendisini kıyaslama içinde bulur.

    Hiç bir çocuk annesini kaybetmeye dayanamaz. Yeni bir kardeşin dünyaya gelişiyle çocuk anneden bir süre uzaklaşır. Bu ayrılık nedeni ile çocuk terkedilmişlik duygusu yaşayabilir. Anne kucağında yeni bir bebekle eve geldiğinde çocuk artık sevilmeyeceğini düşünür. En muhtaç olduğu şey yani sevgiyi kaybetme çaresizliğine kapılır. Çocuğun asıl kaygısı annenin sevgisini kaybetmektir.  Çocuk bu süreçten sonra sürekli anne babanın sevgisini sorgulamaya başlar. Anne babasını paylaşmak zorunda kalmıştır artık yeni gelen bebeğe hem anne hem baba çok fazla vakit harcamakta hem de çevredeki herkes artık eve yeni gelen o bebeğe daha fazla ilgi göstermekte ve hediyeler almaktadır. Yeni kardeşin gelişiyle büyük çocuk ikinci plana atılmış ve terkedilmişlik duygusunu yaşar. Bütün bu olaylar yaşanırken büyük kardeş İlgi çekmek ister, yaramazlık yapmaya başlar; okuldaki arkadaşları ile sorunları başlar. Küçük kardeşe duyulan kıskançlık kardeşini vurma ısırma gibi sık rastlanan davranışlarla kendisini göstermeye devam eder. Bazı çocuklarda kıskançlıklarını bu tür hareketlerle dışa vurmazlar: içlerine kapanırlar yemeden içmeden kesilir, evin bir köşesine çekilir, parmak emer saçlarıyla oynarlar. Bazı çocuklar ise bebek gibi konuşmaya biberon ve emzik isteme davranışı gösterirler.

    Yeni gelen kardeş büyük çocuğu adeta evdeki tahtından indirir çocuk alt üst olur. Yeni bebek dünyaya gelince evdeki çocuktan abi veya abla olması beklenir oysa ki onun öyle bir isteği yoktur. Bebeğin bakımında size yardımcı olmak kardeşine bakmak, koruyup kollamak zorunda değildir, bunu kendisi istememiştir. Anne babalar çocuğa böyle davrandıkça sorumluluk yüklendikçe ikinci plana itildiğini hissedecek ve kardeşine daha fazla öfkelenecektir. Bu dönem çocuklarda kıskanmaya bağlı uyum zorlukları yaşanmaya başlanır, zaman zaman abartılı sevgi gösterilerinde bulunur ,kardeşini ağlatacak şekilde sıkıca kucaklar yanlışlıkla yere düşürür.

    Kardeş kıskançlığı durumunda ebeveynlere düşen ilk görev büyük çocuğa da ellerinden geldiğince vakit ayırıp büyüğü unutmamak. Çocuğun okul yaşamı ve oyunlarıyla onunla kardeşi dünyaya gelmeden önceki kadar ilgilenilmelidir. Büyük çocuk ve kardeşi arasındaki sosyal ilişkiye zemin oluşturulmalıdır, annenin hamileliği belirginleşmeye başladı yeni kardeş dünyaya gelmeden önce anne baba çocuğu bu duruma hazırlamalıdır. Çocuğa yeni bir kardeşi olacağını ve bundan büyük bir mutluluk duyacağı anlatılır, bebeğin eşyalarının hazırlanmasında büyük kardeşten yardım istemeli kardeşi için kendisi isteyerek seçim yapmalıdır. Yeni kardeş dünyaya geldikten sonra ebeveynler kardeşler arasında kıyaslama yapmaktan kaçınmalı, 2 çocuğa da eşit davranmalıdır.

    Zamanla kardeşinin gelişine rağmen sevildiğini gören çocuk kardeşini daha az kıskanır ve zamanla da bu kıskançlığın üstesinden daha kolay gelebilir. Çocuklarına eşit davranan kıyaslama yapmadan yetiştiren, bütün çocuklarına eşit sevgi ilgi ve zaman ayırabilen ebeveynler bu süreci daha rahat ve daha başarılı bir şekilde anlatabilirler. Her çocuğa ailede özel bir yeri olduğunu hissettirmek, her birinin kendisine değerli olduğunu yansıtabilmek ve haksızlık yapmamak kardeş ilişkilerinde en önemli faktörlerdendir. Ebeveynlerin her çocuğa bilgi ve becerilerine göre sorumluluklar vermesi ve haklarına saygı göstermesi gerekir. Her çocuğun kendisini değerli hissetmesi çok önemlidir. Çocuklar arasında paylaşma duygusu artırılmalı kardeşler arası iş bölümü ve dayanışmaya teşvik edilmelidir.

    Kardeş kıskançlığını önlemenin en sağlıklı yolu öncelikle anne babaların bu duygunun doğal olduğunu kabul etmeleri ve büyük çocuğu desteklemeleri gerekir, çünkü onun dünyası değişecektir, artık anne babasının desteğine ihtiyacı vardır. Öncelikle yeni bir kardeşin geleceğini bir başkasından değil anne babasından duyması gerekir. Resimlerle yaşına uygun açıklamalarla çocuğa açıklanmalıdır. Yeni kardeş gelmeden önce hastanede kardeşe verilmek üzere bir hediye hazırlanması ve bunun çocuğun hazırlaması için ona destek olunmalıdır, aynı zamanda büyük çocuk için de abla veya abi olduğunu kutlamak için hediye hazırlanmalıdır. Kardeşleri ile ilgili alışverişleri büyük çocuğun seçmesi ona iyi gelecektir. Yeni kardeşin odasını hazırlarken, beşiğini kurarken büyük çocuktan yardım alın bu davranışlar çocuğun mutlu edecektir.

        Anne doğuma gittiğinde biraz toparlandıktan sonra çocuğun hastaneye gelmesi gerekir. Hastaneye ilk geldiğinde kardeşi ilk olarak annesinin kucağında görmemelidir. yeni bebek dünyaya geldikten sonra anne baba ara ara büyük çocukla baş başa vakit geçirmeli yeni bebekle ilgili duyguları konuşmak, kıskanmanın doğal olduğunu kendi çocukluğumuzdan hikayelerle anlatarak, kıskançlık duygusunu hafifletebilirsiniz. Kıskançlığın patolojik hale dönüşmemesi ebeveynlerin tutumlarına bağlıdır. Çocuğun gerçek inancı kardeşin gelişi ile annenin sevgisini kaybetmek olacağından öncelikle bu inancı çocuğun aklından düşüncelerinden def etmek gerekir.  Çocuk ikinci plana atılmış duygusunu yaşamamalıdır.

  • Tiroid hastası mıyım?

    1. Guatr nedir, neden oluşur?

    Tiroid bezi boynun ön kısmında yerleşen ve vücudumuz için hayati öneme sahip bir iç salgı bezidir. Normal ağırlığı yaklaşık 20 gram kadar olup herhangi bir nedenle büyümesine guatr denir. Nodül olmaksızın tiroid büyümesi basit (diffüz) guatr, nodüllü tiroid büyümesi nodüler guatr olarak adlandırılır. Guatr oluşumunda iyot elementinin gıda ile yetersiz alınması, genetik yatkınlık, çevresel ve kişisel özellikler gibi değişik faktörler etkili olmaktadır. Ayrıca bizim yaptığımız bir çalışmada obezite ile tiroid büyüklüğünün sıkı ilişkisi olduğunu gösterdik.

    2. Tiroid hormonları neden önemlidir?

    Tiroid hormonu vücudumuzda; büyüme, gelişme, enerji oluşumu ve enerji kullanımı, vücut ısısının sağlanması ve devamlılığı, her türlü metabolizma faaliyetinin normal şekilde sürdürülebilmesi için çok önemli roller üstlenmektedir. Dolayısıyla tiroid hormonunun gereğinden az ya da fazla salgılanması vücuttaki her organ üzerinde ciddi rahatsızlıklara sebep olabiliyor.

    3. Tiroid hastalıklarının belirtileri ve bulguları nelerdir?

    Çeşitli hastalıklarda tiroid hormonlarının fazla üretilip salgılanması (hipertiroidi) ya da olması gerekenden az üretilmesi ve salgılanması (hipotiroidi) söz konusu olabilir. Salgının fazla olması durumunda çarpıntı, aşırı iştah ve yemek yemeye rağmen kilo kaybı, sinirlilik, ellerde titreme, terleme, saç dökülmesi, kas ağrısı, ishal gibi şikâyetler oluşurken, salgının yetersiz olması halinde hareketlerde yavaşlama, halsizlik, yorgunluk, uyuma isteği, saç dökülmesi, vücutta su tutulması ve kilo artışı, ciltte kuruma, ses kısıklığı, kabızlık, kadınlarda adet düzensizliği gibi şikayetler ortaya çıkar.

    Tiroid bezinin yapısal hastalıklarında; nodüllerin sayı ve büyüklüğüne göre boyunda şişlik, nefes borusuna bası nedeniyle öksürük veya ilerlemiş olgularda nefes almada zorluk, yemek borusuna bası nedeniyle yutkunma zorluğu, ses kısıklığı gibi belirtiler olabilir.

    4. Tiroid nodülü nedir, nasıl oluşur?

    Tiroid bezinde ortaya çıkabilen yuvarlak ya da elips şeklindeki oluşumlara nodül denir. Elle muayene ile hastaların %5-10’unda nodül saptanabilirken tiroid ultrason kullanımının yaygınlaşması ile erişkin insanların hemen hemen %50’sinde tiroid nodülü veya nodüllerinin bulunabileceği gösterilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülürler. Nodüllerdeki en önemli tanımlayıcı özellik nodülün kanser olup olmadığıdır. Tiroid nodüllerinin kanser riskini ortaya koymada kullanılan en önemli yöntem nodüllerden ince iğne ile alınan biyopsilerdir. Genel olarak, nodüllerin yaklaşık %90’i iyi huylu olmasına karşın %10 civarında nodül içinde kanser bulunabilmektedir.

    5. Tiroid hastalıklarında tanı yöntemi nedir?

    Öncelikli olarak kanda tiroid hormon düzeylerine (ST4 ve TSH) bakılmalıdır. Tiroid hastalıklarında olmazsa olmaz tanı aracı ultrasonografi muayenesidir. Bazı hastalarda tiroid sintigrafisi de tanısal amaçla kullanılmaktadır.

    6. Tiroid hastalıkları nasıl tedavi edilmektedir?

    Biyopsi sonucu kanser açısından şüpheli yada kanser çıkan hastalar ile mekanik basıya neden olan büyük nodüle sahip olan hastalar ameliyat edilmelidir. Bu durumda, çoğu zaman tiroid bezinin tamamı çıkarılmakta olup bu hastalar ömür boyu dışarıdan tiroid hormonu almak zorundadırlar. Ayrıca Hashimoto hastalığı gibi tiroid hormon eksikliği durumlarında hastalar ömür boyu dışarıdan tiroid hormonu almalıdırlar. Tiroid hormon fazlalığı olan hastalarda hormon fazlalığı ilaç veya radyoaktif iyot tedavisi vererek ya da ameliyat ile tedavi edilmelidir.

  • 2 Yaş Bir Sendrom mu?

    2 Yaş Bir Sendrom mu?

    2 yaş çocuğum bebeklikten çıkıp kendisini ispatlama evresidir, kendi kimliklerini ilişkin giderek artan bir farkındalığa ulaşırlar. 2 yaş dönemi çocuğu yürümeye koşmaya ve kendi benliğini çevresinden ayrı olarak algılamaya başlar. Kendi benliğinin farkına ulaşmaya başlayan çocukların anne babanın ricalarına, sözlerine ve komutlarına karşı koymaları görülmeye başlanır. Yaşamın 2. yılında ki hızlı gelişim çocuğu birçok açıdan bağımsız hale getirir.  Bu evrede çocuk artık motor yeteneklerin ve dil becerilerinin kazanılması ile kendisini kanıtlamaya çalışır. 2 yaş döneminden itibaren kendisinden başka birisinin bakış açısını görme ve toplumsallaşma gibi nitelikler görülmeye başlanır.

    Bu dönem çocuğun bağımsızlığına kavuşması kendisini ispat etmek istemesi ve kendisini tanıması sağlıklı gelişim süreçlerindendir. Bebeklik döneminin bitiminden sonra gelen 2 yaş dönemi ilk çocukluk döneminin başlangıcıdır. ilk çocukluk yıllarında fiziksel gelişim hızı bebeklik sürecine göre biraz azalmasına rağmen büyüme düzenli biçimde artmaya devam eder. ilk çocukluk yıllarında çocuklar kas gelişimlerine bağlı olarak yürüme, tırmanma, koşma, atlama gibi devinimsel becerilerinde ilerlemeler sergilerler. 2 yaş döneminde ince motor kaslarını oranla kaba motor becerileri sergileyen kaslar daha fazla gelişir ve bu dönem çocukları kaba motor becerilerinde daha başarılıdırlar.

    Normal gelişim evrelerine göre 2 yaş çocuklarının artık konuşmaya başlamış olmaları gerekir. Kendisini ifade edemeyen çocuk hırçınlaşma ya başlar, anne baba bu yaş dönemi ile birlikte çocuğa uyarıcı bir çevre oluşturarak konuşmasını desteklemelidir. Aynı zamanda bu yaş döneminde idrar ve dışkılama kasları gelişmeye başlar. Çocuğun kendi dışkılama süreci üzerinde egemenlik kurması, seçim yapabilme duygusunun da gelişmesini sağlar. Bu seçim yapabilme duygusu özerklik duygusunun temelini oluşturur. Özerklik duygusunun oluşması önemlidir. Bu dönemde  tuvalet alışkanlığının kazanılmasında çocuklar zorlanmamalıdır, zorlanan çocukta korku ve endişe duyguları artar.

    2 yaş çocukları resimli kitaplardan çok hoşlanır, kitaplardaki fotoğraflardaki ayrıntılara dikkat ederler, fotoğraflar ilgilerini çeker. Bu yaş dönemi çocukları tanıdığı yetişkinleri fotoğraflarla ayırt edebilirler, sözcükleri tekrarlamaya başlar çocuk şiirlerini şarkılarına eşlik etmek isterler.  2 aş döneminde artık çocuklar basit yönergeleri yerine getirebilirler, kendiliğinden basit dramatik oyunlar oynar taklitler yapabilirler. 2 yaş çocukları kızgınlığını ya da isteklerini anlatmaya çalıştığı zamanlar hırçınlaşırlar. Sahip oldukları şeyleri kararlılıkla korurlar istediklerini anlatmak yerine çoğunlukla ağlamayı seçerler. “Hayır istemiyorum –yapmam” ifadelerini bol bol kullanırlar. Zaman zaman istekleri yapılmadığında öfke patlamaları geçirirler. İsteklerinin anında yerine getirilmesini isterler, bu dönemde  erteleme becerileri henüz gelişmemiştir. Bu süreç her çocukta görülebilen doğal bir geçiş evresidir bu zorlu süreçte çocuk dengesiz isyankar ve olumsuzdur. Büyüklerin sözü dinlenmez hatta sürekli tersi yapılır, çünkü çocuk bu süreçte kendisini ispatlama eğilimindedir. İstedikleri kısıtlandığında öfkelenirler. Kendi istediği yemekleri yemeyi, kendi seçtiği kıyafetleri giymeyi bu dönemde tercih ederler. Bu dönemde çocuklar artık bazı şeyleri kendi başına başarmayı amaçlarlar, hem bağımsız olmaya hem de anne babalarının onayına ihtiyaçları vardır.

    2 yaş döneminde çocuğun olumsuz davranışlarını görmezden gelmek, bir süre ilgisiz kalmak çocuğun dikkatini başka etkinliğe yönlendirmek, çocuğun hırçınlaştığı  öfke nöbeti geçirdiği süreç de sakin ve sabırlı olmak, göz kontağı kurarak çocukla konuşmak ona “seni anlıyorum”mesajını vermek çok çok önemlidir. kurallar koyup onunla inatlaşmak yerine ona özgür bir alan sağlayın, bu süreçte çocuklara kendi kendine başarabilecekleri şeyler konusunda fırsatlar verin. Bu davranışlar özgüvenlerini destekleyerek kendilerine güven duymalarını sağlayacaktır, onlara küçük görevler verirseniz kendilerini önemli hissederler.  Çocuğa sen bilirsin demekten kaçınmayın. Sen bilirsin demek hem çocuğun isteklerine saygı göstermenizi sağlar hem de çocuğa davranışlarının sorumluluğunu almayı öğretir.

    <

  • Gebelik ve tiroid!

    Gebeliğin oluşması ve sağlıklı bir biçimde devamı için endokrin sistemin normal çalışması gerekir. Gebelik öncesi ve gebelik sırasında oluşan özellikle iroid, hipofiz, over ve böbreküstü bezleriyle ilgili endokrinolojik bozukluklar gebe kalmayı, bebek kayıplarını, gebeliğin sağlıklı seyrini etkileyebilir. Gebelikte gelişebilecek hormonal ve metabolik sorunlar açısından gebelik öncesinde ve gebelik süresince ilgili uzmanlar tarafından endokrinolojik takip gerekir.

    Tiroid hormonu gebelikte önemlidir. Her kadın gebelik öncesi ve gebelik sırasında tiroid hormonları açısından değerlendirilmelidir. Çünkü tiroid hormon eksikliği olan kadınların gebe kalamama ve düşük riski yüksektir. Tiroid hormon eksikliği olan kadınların bebeklerinde büyüme ve zekâ geriliği oluşabilir. Gebelikte gebelikle ilişki olarak tiroid hormon fazlalığı gelişebilir. Bu durumlarda tedavi gereksinimi olan hastaların endokrinoloji uzmanları tarafından saptanıp uygun şekilde tedavi edilmesiyle birçok hastada gereksiz yere ilaç kullanımı ve bu ilaçlara bağlı doğumsal anomali oluşma riskinin artışının önüne geçilebilecektir.

    Hipotiroidi nedeniyle tedavi altında olani hastalarda gebelik planlanmadan önce tiroid hormon düzeylerine bakarak yeterli tiroid hormon desteği sağlandığından emin olmalıdırlar. Tiroid hormon düzeylerinin yeterince sağlanamadığı hastalarda gebelik planlanmadan önce tiroid hormon alımının düzenlenerek kandaki tiroid hormon düzeylerine ulaşılması hedeflenmelidir. Gebelik oluştuktan sonra ise tiroid hormon düzeyleri 1.5-2 ayda bir takip edilerek yeterli desteğin sağlandığından emin olunmalıdır.

  • Yeme Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Yeme bozuklukları son yıllarda görülme sıklığı artmakta olan ve hayati risk içeren psikiyatrik bozuklukların içinde yer alan bir tanı grubudur. Yeme alışkanlıklarındaki ileri bozulma ile beraber beden algısındaki bozukluk, yeme bozukluklarında ortak iki özelliktir. Yeme bozuklukları özellikle ergenlik döneminde başlamakta ve etiyolojisinde biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin rolleri açıklanmaktadır. Yeme bozukluklarının altında yatan sebepler; düşük benlik saygısı, değersizlik, kimlik karmaşaları, depresyon, aile içi iletişim problemleri ile ilişkilendirilmektedir. Bu bozukluklarında Anoerksiya Nervoza ve Bulimiya Nervoza, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu olmak üzere 3 önemli klinik tablo görülmektedir.

    ANOREKSİYA NERVOZA (AN)

    Anoreksiya Nervoza bireyin, yaşı, boyu, cinsiyeti ve beden sağlığı göz önünde bulundurulduğunda, bireyin olağan sayılan en az vücut ağırlığının da altında vücut ağırlığına düşmesine yol açacak kilo kaybı, kilo almaktan ve zayıf olmasına rağmen şişmanlıktan yoğun korku duymasıdır. AN hastaları genellikle tehlikeli derecede zayıf olmasına rağmen kendilerini “şişman” hisseder ve şişmanlamaktan yoğun şekilde korkarlar. Hastalığın başlangıcında hastalar yeme davranışı ile ilgili sorunlarını inkâr ederler fakat yiyecek ve kilo konusu onlar için takıntı haline gelmiştir. Anoreksiya Nervoza hastaları kilo almaktan duydukları aşırı korku durumuna karşı ideallerindeki inceliğe ulaşmak için dönem dönem, isteyerek, kasıtlı bir şekilde yiyecek alımını azaltmaktadırlar ya da yiyecek alımına karşı kendini kusturma, aşırı egzersiz, aç kalma, laksatif (müshil) türü ilaçlar kullanma gibi aşırı derecede telafi edici yollara başvurmaktadırlar.

    BULİMİYA NERVOZA (BN)

    Bulimiya Nervoza dönem dönem aşırı miktarda yiyecek tüketimi ile kontrolden çıkma durumunun söz konusu olduğu yeme atakları ile kendini gösteren bir bozukluktur. Literatür araştırıldığında tıkınırcasına yeme davranışı sırasında, bulimiya hastalarının 2000-4000 arasında kalori aldıkları bulunmuştur. Bu miktar normal bir insanın gün boyunca yiyebileceğinden daha fazladır. Hasta fazla miktarda yiyeceğin hızla tüketilmesinin ardından kilo almayı engellemek için (kusma, hiç yememe, aşırı kısıtlayıcı diyet, müshil, diüretik kullanımı ya da aşırı egzersiz yapma gibi uçta davranışlar sergilemektedir. Kendini kusturma davranışı genelde tıkınırcasına yeme ataklarından sonra dengeleyici davranış olarak yapılmaktadır. Bulimiya Nervozalı bireyler sık sık yeme nöbeti geçirmektedir. Yeme nöbetleri sırasında hastalar kendilerini durdurmada zorlanırlar ve bunu “kontrolü kaybetmek” olarak hissederler. Utanma duygusu sebebiyle genelde telafi edici davranışlar gizlice yapılmamaktadır.

    TIKINIRCASINA YEME BOZUKLUĞU

    Tıkınırcasına Yeme Bozukluğunda Bulimiya Nervozada olduğu gibi yeme atakları vardır. Kilo kaybını olmaması nedeniyle Anoreksiya Nevrozadan, tıkınırcasına yemeden sonra çıkarma davranışının olmamasından dolayı da Bulimiya Nervozadan ayrılmaktadır. Bireyde aşırı egzersiz, aç kalma, çıkarma vb. telafi edici davranışlar bulunmamaktadır. Buna bağlı olarak tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireyler genelde hafif şişman ya da aşırı kilolu, obezdir ve yemek konusunda kendilerini çok az kısıtlamakta ya da hiç kısıtlamamaktadırlar. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda bireyler genellikle aç olmadıkları halde bile tıkınırcasına yemekte ve rahatsız olacak kadar suçluluk, utanç ve sıkıntı hissetmelerine rağmen yemeye devam etmektedirler.

  • Gebelik ve diyabet

    Gebelik ve diabet konusu; gebelikte ortaya çıkan diabet (gestasyonel diabet) ve diabetik gebe (pregastasyonel diabet) olmak üzere başlıca iki çerçevede ele alınmaktadır.

    Gestasyonel diyabet ( gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığı)

    Daha önce şeker hastalığı olmayan ve gebelikte şekerin yükselmesiyle seyreden hastalığa gestasyonel diabet( gebelik şekeri) denir. İleri anne yaşı gebeliklerinde,yüksek kilolu annelerde, ailesinde diabet öyküsü olanlarda ve önceki gebeliğinde de aynı hastalığı yaşamış olanlarda gebelik şekeri rastlanma riski artmıştır. Gebelik diyabeti yaklaşık olarak tüm gebelerin % 5 inde ortaya çıkar. Genellikle hamileliğin 24. haftasında başlar ve doğumdan sonraki 6. haftaya kadar devam eder. Gebelikte bebeğin gelişimini sağlamak için kan şekerinin doğal olarak genel yükselme eğilimi vardır, ama diyabet e yatkın durumu olan annelerde bu durum kontrol dışına çıkıp gestasyonel diabet in oluşmasına neden verebilir.Takiplerde bebeğin suyu (amnion mayi) fazla olan, bebek ölçüleri normalden iri olan, gebelik sırasında fazla kilo alan, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve dirençli vajinal mantar enfeksiyonları olan annelerde bu durumu gözden kaçırmamak gerekir. Tüm gebelere gebeliğin 24-28 hafta arası tarama testi olarak 50 gr şeker yükleme testi yapılır.Gestasyonel diabet 24. haftalardan sonra görüldüğü için bebekte anomali, sakatlık riski yoktur, fakat doğuma yakın açıklanamayan anne karnında bebek kayıpları, aşırı iri bebek nedeniyle bebeğin doğumda omuzunun takılması, zor doğum ve artmış sezeryan oranları görülür ayrıca doğumdan sonra ise bebeklerin akciğerlerinin tam gelişememesi ile ilgili yoğun bakım takipleri gerekebilir. Teşhis edilmiş her hasta yoğun takibe alınmalı ve gerekirse insülin hormonu ile( ağızdan alınan şeker ilaçları gebelikte kullanılmaz!) tedavi edilmelidir.

    Gebelikten önce meydana gelen ve şeker hastası olup da gebe kalanlarda çok sıkı şeker takibi yapmak gerekir. Geç dönemlerde ortaya çıkan gestasyonel diyabet in aksine gebeliğin ilk zamanlarında, ilk 12 hafta, kandaki yüksek şeker bebekte sakatlık meydana getirebilir. Sıkı bir şeker takibi yapılmalı, gerekirse yine insülin hormonu başlamak gerekmektedir. Bu tür gebeliklerin önceden planlı ve gebe kalmadan sıkı bir şeker takibi ile kurgulanması sağlıklı olacaktır.

  • Boşanma ve Çocuk

    Boşanma ve Çocuk

    Boşanma oranlarının giderek arttığı günümüz koşullarında kuşkusuz bu soruna dair en önemli problemlerden biri de çocukların nasıl etkilendiği. Merkezimize boşanma üzerine başvuran ailelerin büyük çoğunluğu çocukları için sarsıcı olduklarından emin oldukları bu durumu onlara nasıl açıklamaları ve sonrasında onlara nasıl davranmaları gerektiğine dair bizlerden bilgi almaya çalışmakta.

    Boşanma Çocuğa Kaç Yaşındayken Söylenmeli?

    Bu durumun açıklanması için çocuğunuzun sizin söylediklerinizi anlayabileceği bir yaş diliminde olması yeterli. Konuşma ve dil gelişiminin başladığı ve ciddi oranda geliştiği 24 ay (2 yaş) ’dan itibaren açıklayabilirsiniz. Birçok ebeveyn küçük yaşta çocuklara açıklamanın zararlı olduğunu düşünmekte fakat aile içerisinde saklanan bazı gerçekler ve bu gerçekleri saklamak için söylenen yalanlar çocuğun psikolojisine boşanmaktan daha fazla zarar vermekte.

    Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılır?

    Bu kararı sadece anne ya da sadece baba tarafından çocuğa aktarılmamalı. Ebeveynler bir aradayken (böylece çocuğunuz tek taraflı bir karar olduğunu düşünmez), evde baş başa çocuğunuzun aklına takılanları rahatça sorabileceği bir zaman diliminde anlatılmalı. Çok fazla detaya girmeden, ayrılık kararı net bir şekilde ifade edilmeli. Eğer eşler arasında boşanma kararına dair bir anlaşmazlık söz konuysa asla çocuğun önünde tartışılmamalı. Bir diğer önemli nokta ise bu durumun çocuğun kendisiyle alakalı bir durumdan ötürü gelişmediğine dair çocuk ikna edilmeli, aksi takdirde çocuk kendini bu durumun sorumlusu olarak görebilir.

    “Neden ayrılıyorsunuz” diye sorarsa…

    Bu noktada ebeveynler detaya girmeksizin kısa bir şekilde durumu anlatmalı. “Artık anlaşmakta zorlandığımız için,” ya da “Beraber güzel vakit geçiremediğimiz ve genelde kavga ettiğimiz için” gibi ifadeler kullanılabilinir.

    Boşanma Sürecinin Çocuğa Etkileri

    Birçok çocuk boşanma sürecinden farklı şekilde etkilenir. Bu farklılıklar ailenin boşanma sürecine karşı takındıkları tutum ve davranışlar ile şekillenir. Elbette az ay da çok her çocuk boşanma sürecinden olumsuz etkilenir ancak mutsuz bir evlilikten daha olumsuz bir etki alanı yaratması mümkün değil. Dolayısıyla bu süreçte ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları maddeler halinde özetlersek;

    1. Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisinin farkına varın: Kendi sorunlarıyla ilgilenen anne babalar, genellikle tartışmalarının çocukları etkilemediğini düşünürler. Ancak bu doğru değildir, çünkü çocuklar her zaman anne babalarının birlikte olmasını, birbirlerini sevmelerini isterler. Unutmayın, kaç yaşında olurlarsa olsunlar, çocuklar ayrılık ve tartışmalardan çok etkilenirler. Bu gerçeği göz ardı etmeyin.

    2. Çocuklar ne hissederlerse hissetsinler onlara kızmayın: Çocuklarınızın hissettiklerini bastırmalarına ve boşanmadan etkilenmiyorlarmış gibi gözükmelerine izin vermeyin. Oğlunun babasını çok özlediğini duymak boşanmış bir anne için çok üzücü olabilir. Ancak çocuğunuzun bunları içine atması, kendi ruh sağlığı açısından çok daha kötü olacaktır.

    3. Çocuklarınızın eski yaşamının fazla değişmemesine özen gösterin: Çocuklarınızın sadece anne/babasından değil, alışkın olduğu ev düzeninden de uzaklaştığını unutmayın. Taşınma durumu söz konusu olsa bile, görmeye çok alışkın olduğu bazı arkadaşlarını ve akrabalarını ayni sıklıkta görmelerine dikkat edin. Özellikle diğer aile fertlerinin göstereceği ilgi, çocukların boşanmadan daha az etkilenmesini sağlayacaktır.

    4. Boşandığınız eşinizle kavga etmemeye çalışın: Aranızda ne kadar çatışma olursa olsun, çocuklarınız, boşandığınız eşinizle kavga etmenizden rahatsızlık duyacaktır. Tartışmalarınız çocuğunuz hakkındaysa, bu durum çocukların arada kalmasına yol açacaktır. Eğer tartışmanız gerekiyorsa, bunu asla çocuğunuzun önünde yapmayınız.

    5. Çocuklarınıza her zaman doğruyu söyleyin: Hem annenin hem de babanın ayrılmalarına rağmen, çocuklarını aynı şekilde sevmeye devam edeceklerini söylemeleri gerekir. Çocukların terkedilmiş hissetmelerine ve boşanma için kendilerini suçlamalarına izin vermeyin. Neler olup bittiğinin yavaş yavaş farkına vardıkları için size sürekli yeni sorular sorabilirler. Onlara sabırlı ve anlayışlı bir şekilde cevap verin. Annesinin ya da babasının neden artık onunla beraber yaşamadığının nedenlerini, bunun en doğrusu olduğunu açık olarak anlatın.

    6. Anne/babanın çocuklarının yaşamından tamamen çıkmasına izin vermeyin: Bazı anne/babalar, çocuklarıyla buluşup tekrar ayrılmanın zorluğuna dayanamadıkları için boşandıktan sonra onlarla az ilgilenmeyi ya da hiç ilgilenmemeyi tercih edebilirler. Ancak böyle bir davranış, çocuk için daha büyük bir kayıp olacaktır. Hangi nedenle olursa olsun anne/babasının yaşamından tamamen çıkması, çocuğa çok zarar verecektir.

    7. Çocuklarınızla olan ilişkilerinizi güçlendirin: Boşanmadan sonra, çocuklarınızın yaşamıyla, neler yaptıklarıyla daha çok ilgilenin, kendi yaşamınız hakkında da çocuklarınıza daha çok bilgi verin. Böylece hala sevildiklerini ve hem annelerinin hem de babalarının onlarla ilgilendiğini anlayacaklardır.

    8. Çocuğunuzun kötü davranışlarıyla baş etmeyi öğrenin: Çocuklarınız boşanmadan sonra farklı bir ruh hali içine girebilir. Kötü davranışlarda bulunurlarsa, bu davranışlarının nedenini de mutlaka öğrenin. Bazı çocuklar okulda ya da evde asi davranışlar sergileyerek, ilgi isteyebilirler. Eğer çocuğunuzun kötü davranışları ciddi boyutlardaysa, mutlaka doktordan yardım isteyin.

    9. Anne baba olarak işbirliği içinde olun: Artık evli olmasanız bile, anne baba olarak işbirliği içinde olmanız gerektiğini asla unutmayın. Çocuklarınızın geleceği için önemli olan konuları mutlaka tartışın, kararları birlikte verin. Gerekirse, bir arkadaşınız ya da akrabanızdan da yardım isteyin ve aldığınız kararları mutlaka yazın.

    Size bu süreçte ışık tutabilecek bilgileri derledik. Nedeni ne olursa olsun; birkaç günden uzun süren ağlamalar, bebeksi davranışlar, huzursuzluk, keyifsizlik, kavgacılık, öfke patlamaları, uyku ve iştah sorunları, okul başarısında düşme, öncesinden farklı davranışlar gözlendiğinde mutlaka doktorunuza başvurunuz.

  • Diyabetin ayak sesleri

    Diyabet, kan şekerinin yüksek olması ile kendindi gösteren karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması bozukluğudur. Diyabet ani gelişen bir hastalık olmaktan çok sinsice ilerleyen bir hastalıktır.

    Diyabet, insülin hormonunun vücutta şekerin kullanımı üzerindeki etkilerine karşı direnç gelişmesi ile başlayan bir süreçtir. Bu sürecin ilerleyen aşamalarında insülin direnci daha fazla insülin üretmek suretiyle gidermeye çalışılır ve hastalar yüksek insülin düzeylerine maruz kalırlar.

    Diyabet gelişme sürecinin ilk dönemlerinde hastalarda özellikle karbohidratlı gıdalarla beslendiğinde yemekten sonraki erken dönemde şekerin yükselmesine bağlı olarak halsizlik, yorgunluk ve uyuklama şikâyeti oluşur. Yüksek insülin miktarı hastalarda yemekten sonraki ikinci saat ve sonrasında şeker düşüklüklerine yol açarak, halsizlik, yorgunluk, sinirlilik, ellerde titreme, çarpıntı, soğuk terleme, baş ağrısı ve görme bozukluklarına sebep olabilir. Bu hastaların gözü mutfakta olur ve hastalarda özellikle tatlı yeme düşkünlüğü gelişir.

    Kanda şekerin yükselmesine bağlı olarak böbreklerden atılan şeker beraberinde sıvı atılımını da arttırarak susama hissi ve ağız kuruluğuna yol açar. İdrar miktarının artması ve bununla ilişkili olarak vücuttaki sıvı kaybını karşılamak için daha fazla su içme ihitiyacı oluşur. Bunların yanında çabuk yorulma, görme bulanıklığı, kadınlarda genital bölge mantar enfeksiyonları gibi bulgular da görülür.

    Sadece açlık kan şekeri düzeyine bakmak gizli şeker hastalığını ve şeker hastalığı öncesi sorunları saptama konusunda yetersiz kalır. O yüzden bu hastalarda açlık kan şekeri yanında insülin düzeyi, şeker yükleme testi sonrasındaki 5 saat boyunca kan şekerinin izlenmesi gerekir. Buna bakılarak hastada diyabet varlığı, insülin direnci varlığı, gizli şeker varlığı ve reaktif hipoglisemi varlığı konusunda fikir sahibi olunarak uygun tedavi planlanması yapılabilir.

    Diyabet, insülin direnci, gizli şeker ve reaktif hipoglisemi gibi durumların hepsinde beslenme tarzının düzenlenmesi, günlük enerji alımının azaltılması, karbohidratların azaltılması, porsiyonların küçültülmesi ve sık sık beslenme önerilmelidir. Hastaların haftada en az 3 kez 45 dakika düzenli fiziksel aktivite yapmaları teşvik edilmelidir. Sadece bu şekilde yaşam tarzının değişmesi bile bu hastaların çok büyük bir kısmında sorunu çözecektir.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Ana babaların bütün çocuklarını eşit derecede sevdikleri iddiası şüphesiz doğrudur. Ne var ki, hepsine eşit davrandıkları kesinlikle doğru değildir. Çoğu kez en büyük çocuklarına, ondan daha “akıllı” olmasını, büyüklük göstermesini, küçük kardeşlerine karşı sorumluluk almasını ve kendisine yetmesini bekleyerek fazla yüklenirler. En küçük çocukları söz konusu olduğundaysa, sıklıkla şu bahaneye başvururlar: “O daha küçük, henüz anlamıyor”. Bu, büyük olasılıkla ilk doğan çocukları aynı yaştayken kullanmayacakları bir bahanedir, zira o, kardeş(ler) gelince “büyük” rolünü üstlenmek zorunda kalmıştır.

    Kısacası her çocuğa, kardeş konumundan bağımsız olarak, içinde bulunduğu yaşa ve gelişimsel dönemine göre davranmak gerekir. Çocuklar, kardeşlerinin yaşından ötürü ayrıcalık elde ettiği izlenimini edinirlerse onu taklit etmeye başlarlar. Ailenin büyük çocuğu birden küçük bir çocuk gibi davranmaya başlar, en küçük çocuk da “büyüğü” taklit eder. Bunu yapmaları yasaklanırsa ya da bu konuda onlara kızılırsa, çoğu kez hayal kırıklıklarını hırçınlık yaparak kardeşlerinden çıkarırlar.

    En büyük çocuğunuzdan bir konuda özveride bulunmasını ya da başkalarını da düşünmesini istemek zorundaysanız, “daha büyük olduğun için” gerekçesini kullanmaktan kaçının. Bu gerekçe çocuk için mantıklı değildir. Yalnızca kendini ihmal edilmiş hisseder ve başkalarını düşünmenin gerçek anlamını kavrayamaz. Onun yerine aile birliği içinde karşılıklı yardım üzerinde durun.

    Kardeşler arasındaki kıskançlık ve kavgaları azaltabilir ama engelleyemezsiniz. Rekabet ve güç karşılaştırılmaları bir dereceye kadar normaldir. Kardeşler arasındaki kavgaya karışmayın. Kesinlikle yargıç rolü üstlenmeyin. Yalnızca bir çocuk ya da bir eşya tehlikedeyse araya girin. Herhangi bir yargıya varmaksızın, “Çok kızgınsın.” ya da “Canın sıkıldı.” Diyerek kavgacıların duygularına seslenin. Sonra da çocukları ayırarak başka şeylere yönlendirmeye çalışın.

    Ne var ki çocuklarınız ortalamanın üstünde bir sıklıkla kavga ediyorlarsa, her birine diğerinde kendisini neyin rahatsız ettiğini ve neyin hoşuna gittiğini sorun. Birlikte etkili önlemler belirleyin.

    Kavga kopmak üzereyken, örneğin çocukların daha önce belirledikleri komik bir işaretin yardımıyla, onlara nasıl davranmaları gerektiğini hatırlatacak hoş bir uyarıya başvurabilirsiniz. Ekleme: Bunu şu şekillerde yapabilirsiniz: Kısa süre içinde kavgaya son vermeyi ya da en azından hafifletmeyi başarırlarsa, bir oyun ya da öykü seçmelerine izin verebilirsiniz. Uyarı işaretine kayıtsız kalırlarsa, kendi kendinize konuşarak, oyuncak bebeğe ya da ayıya kavga bittiğinde ne güzel olacağını, onlarla neler oynayabileceğinizi anlatın. Böylece, kavgaya doğrudan müdahale etmeksizin onları yavaşça istenen davranışa yönlendirirsiniz. Ancak ondan sonra kavgadan söz edilebilir ve programı yeniden ele alabilirsiniz.

    Kavga sıklığı azalınca programa yavaş yavaş son verilir.

    Bu önerilere ek olarak;

    • Taraf tutmayın. Bu çekişme gereğine olan inançlarını dürtükleyecektir.

    • “Kavga etmeyi bırakmaya hazır olana kadar ikiniz de ayrı odalara gidebilirsiniz,” deyin onlara. Bu kavga edemeyecekleri için sakinleştirici bir süreç işlevi görecektir. Onlara hazır olduklarında gelip tekrar deneyebileceklerini söyleyin.

    • Her ikisine de bir seçenek sunun. “Ya kavga etmeyi bırakırsınız ya da dışarı kavga edersiniz. Kavga etmeyi seçiyorsanız, tek kelimesini bile duymak istemiyorum.”

    • Bir bebek söz konusu ise önce bebeği kucağınıza alın ve ona, çocukların önünde “kavgayı bırakmaya hazır olana kadar odana gitmek zorundasın,” deyin. Sonra büyük çocuğun elinden tutup aynı şeyi ona da tekrarlayın. Masum bir bebeği kavga ettiği için odasına kapatmak komik görünebilir. Fakat çocuklarınıza aynı şekilde davranmanız önemlidir, böylece birine kurban diğerine de zorba olduğunu öğretmemiş olursunuz..

    • Çocuklar bir oyuncak üzerine kavga ediyorlarsa, oyuncağı kaldırın ve onlara kavga etmek yerine oyuncakla oynamaya hazır olduklarında onu geri alabileceklerini söyleyin.

    • Çocukların kavgaları bazen bir çeşit birbirleriyle oynama yoludur. Onları küçük, sevimli ayı yavruları olarak düşünün.

    • Bütün kavgacıları bir kanepeye oturtun ve onlara birbirlerine kanepeden kalkıp tekrar denemek için rıza gösterene kadar orada kalmak zorunda olduklarını söyleyin. Bu onları kavga etmektense birlik içinde hareket etmeye yöneltecektir.

    • Bir çözüm bulur bulmaz dışarı çıkabileceklerini söyleyerek kavgacıları odalarına gönderin.

    • Odayı terk edin. İster inanın ister inanmayın, çocukların kavga etmelerinin ana sebeplerinden biri sizin de olaya karışmanızı istemeleridir. Çocuklar diğerini suçlayıp cezalandırarak onların tarafınızı tutmanızı isterler. Bu şekilde önemli olduklarını hissedeceklerdir.

    • Çocukların kavga ettiği durumlar, sevilen bir etkinlik öncesine denk geldiğinde; örneğin arabayla oraya gidildiği esnada, siz çocuğa, “siz kavganızı bitirdiğinize gideceğiz” deyip arabayı bir köşeye çekip durdurabilirsiniz. Bu durum evden çıkmadan az önce yaşanıyorsa, hazırlıklar yarıda kesilip evden çıkmadan kavgayı bitirmeleri bekleyin. Bu tavrınız, çocukta, kavgayı kesmezse sevdiği etkinliği kaçıracağı izlenimini verir.

    • Unutmayın; kardeşlik ilişkileri mutlak mükemmellik içinde yürüyemez. Kardeşler yabancılara karşı birbirlerini kolluyorlarsa, birinin yokluğunda diğeri onu özlüyorsa, kardeşliğin de temeli sağlam demektir.