Yazar: C8H

  • Kanserden korunmak için hangi testleri yaptıralım?

    Kanserden korunmak için hangi testleri yaptıralım?

    Toplumda en sık görülen kanserlerden korunmak ya da bunları erken yakalamak için ne yapmalıyız? Burada en sık görülen kanserler için uygulanan çekap programlarından söz edilmiştir.

    1- Akciğer kanseri: Anne ya da babasında akciğer kanseri olan, sigara içen ve öksürüğü olan kişilerde spiral tomografi çekilmelidir.

    2- Prostat kanseri: Genellikle erken dönemde belirti vermez. Bu nedenle 50 yaşından itibaren erkeklerde yılda bir kez kanda PSA dediğimiz prostat spesifik antijene bakmak gerekir. Bu bir tümör belirteci olup prostat kanserli hastalarda yükselir.

    3- Meme kanseri: Küçük kitlelerin fizik incelemeyle tanısı pek mümkün değildir. Bu nedenle 40 yaşından itibaren kadınlara yılda bir kez mamografi yapılmalıdır. Gerektiğinde buna meme ultrasonografisi ve meme MR’ı eklenebilir.

    4- Deri kanserleri: Yüzeyde oldukları için genellikle fark edilirler. Ancak bazen kendi gözümüzle ulaşamadığımız deri kısımları olduğundan yılda bir kez cilt muayenesi yapılmalıdır. Burada saçlı deri gibi lezyonların saklanabildiği yerler de kontrol edilir. Ayrıca bizim fark edemediğimiz ben ve diğer cilt lezyonlarındaki değişiklikler dermatolog tarafından saptanabilir.

    5- Mide kanseri: Gastrit diye geçiştirilen bazı mide rahatsızlıkları kanser belirtisi olabilir. Bu kişilere gastroskopi denilen üst endoskopik tetkik yapılmalıdır. Böylelikle yakınmaların nedeni anlaşılır. Biyopsi yapılarak kanser olup olmadığına karar verilir.

    6- Mesane kanseri: Kanlı idrar gibi hastalıktan kuşkulanılan durumlarda sistoskopi denilen tetkikle idrar kanalından mesaneye girilerek bakılır ve gerekirse biyopsi alınır.

    7- Kalın barsak kanseri: Kalın barsaklardaki polipler zamanla kansere dönüşebilir ve bunlar hiç belirti vermezler. Bu nedenle 50 yaş üzerindeki herkese periyodik olarak kolonoskopi yapılmalıdır. Polip bulunursa bunlar endoskopi sırasında çıkarılır ve tedavi tamamlanmış olur. Günümüzde bu tetkikin yapılması çok kolaylaşmıştır. Tetkik sırasında hasta uyutulduğu için herhangi bir acı ya da ağrı duymamaktadır. Kansere dönüşebilen polip bulunmuşsa kolonoskopinin bir yıl sonra tekrarı gerekir. Normal bulunan kişilerde 3 ile 10 yıl arasında tetkiki tekrarlamak gerekir. Ayrıca yılda bir kez dışkıda gizli kan bakılmalıdır. Dışkıda kan bulunan kişilerde kalın barsak kanseri olabileceğinden kolonoskopiyle barsaklar incelenmelidir.

    8- Tiroid kanseri: Kuşkulanılan durumda elle boyun muayenesi ve tiroid ultrasonografisi yapılmalıdır. Kuşkulu nodüllerden biyopsi alınmalıdır.

    9- Rahim kanseri: Rahim kanserlerinin % 20 kadarı belirti vermez. Bunlarda ‘pap smear’ denilen test yapılabilir. Bu testte rahim ağzından sürüntü alınmaktadır. Aslında ‘pap smear’ testi rahim ağzı kanserlerini oluşmadan yakalamada çok önemli bir testtir. Cinsel yaşam başladıktan sonra yılda bir kez yapılmalıdır. Ancak rahmin gövdesindeki kanserleri yakalamada etkinliği azdır. Rahim kanserinden kuşkulanılan durumlarda ‘pap smear’a ek olarak karın bölgesinin tomografi ya da MR’ı çekilebilir.

    10- Kadın yumurtalık kanseri: Kuşkulanılan durumlarda kanda CA-125 denilen antjene bakılarak hastalık hakkında bilgi edinilebilir. Kadın-doğum muayenesi, ultrasonografi ve MR ile yumurtalıklarda kitle olup olmadığı anlaşılır.

  • Nitelikli Personel Seçimi

    Nitelikli Personel Seçimi

    Rekabetin sürekli arttığı günümüz iş dünyasında profesyonellik giderek daha da önemli bir hal almaya başladı . Artık şirketler bünyelerine katacakları personeli büyük bir titizlikle seçiyorlar. Ya da mevcut personelin iş verimliliğini artırmanın değişik yollarını arıyorlar. Yeni işe alımlarda çoğunlukla daha önceden hazırlanmış soruları olan klasik mülakat yöntemleri veya İK departmanının hazırladığı formlar tercih edilebiliyor . Mülakata çağırılanlar işin tanımına uygun özellikte olduğu düşünülen adaylar oluyor .İşe uygunluğu adayın özgeçmişine (cv) bakılarak karar veriliyor. Maalesef bütün bunlar da doğru adayları seçebilmek için tek başına yeterli olamıyor.

    Hepimiz, zaman zaman beklentilerimizi karşılamayan kişileri işe almışızdır. Mutlaka bu kişilerin yeterli deneyimi, olumlu nitelikleri, iyi bir referansları vardı ve yaptığımız görüşmelerde olumlu geçmişti. Ancak; hepside bir şekilde görevlerini yeterince yerine getiremediler. Hatta sizi öyle bir noktada terk ettiler ki; işe alım maliyetini bırakın; daha da kötüsü, verim kaybına ve ekibinizin motivasyonunun düşmesine neden oldular.

    İş ortamında başarılı olabilmek için hangi adayların işe daha uygun olduğunu , hangi çalışanlara terfi vereceğinizi, çalışanlarınızın nasıl motive olduğunu ve onların güçlü ve limitli yönlerinin neler olduğunu bilmek oldukça önemlidir. Daha da önemlisi; bireylerin yetenek ve davranışlarını karşılaştırarak kurumda istenen başarıya ulaşmak ve yüksek bir verim elde etmektir. Bu, her kurumun gerçekleştirmek istediği temel bir hedeftir. Bu hedefi gerçekleştirmek ise insan davranışlarıyla yakından ilgilenen psikoloji bilimiyle mümkün olabilmektedir.

    Burada da Endüstriyel Psikoloji devreye girmektedir. Endüstriyel psikoloji terimi kısaca ‘ İnsanı iş hayatında inceleyen psikolojinin alt dalı’ olarak tanımlanmaktadır. Bu alanda çeşitli psikometrik ölçümler kullanılmaktadır.

    Bugün uygulanan pek çok psikometrik ölçüm için dört ana davranış profilinin tamamı azıyla çoğuyla hepimizde var ve biz bu davranış şekillerini zaman zaman ve gerekli gördüğümüzce kullanırız. Asıl hedef kişinin mizacını belirleyen ve baskın olan davranış kalıplarını belirlemektir. Bizler (bu alanda çalışan psikologlar) bu kalıplara göre kişileri analiz eden bilimsel ölçümler kullanır ve hangi durumlarda nasıl tepkiler verebileceğini öngörebiliriz.

    Yöneticilere teknik terimlerden uzak kişinin profil analizini, göreve uygunluğunu, güçlü ve limitli yönlerini, nasıl motive olduklarını temel korkularını, baskı altında nasıl çalıştıklarını, kriz anlarında nasıl davrandıklarını, iletişim tarzlarını gösteren raporlar ve grafikler sunarız.

    Gerekli departmana uygun adayın hangi özelliklerde olması isteniyorsa Görev Analizi oluşturur, bireylerin özellikleriyle görevin gerektirdiği özellikleri eşleştirerek, görevle birey arasındaki ‘uyumu’ ortaya çıkarır ve kişilere uygun görev vermenizi sağlayabiliriz.

    Genel yetenek testleriyle de şu soruların cevaplarını elde edebiliriz:

    • Bu kişi hızlı düşünüp anında karar verebilir mi?
    • Bu kişi değişime uyum sağlayabilir mi?
    • Görevin zihinsel zorluklarıyla başa çıkabilir mi?
    • Bu kişi işinde başarılı olabilir mi?
    • Bu kişi problemleri kolayca çözebilir mi?
    • Eğitim vererek bu kişiyi ne derece geliştirebiliriz?

    Burada anlatılan envanterleri, testleri yeni personelde uygulayabileceğimiz gibi mevcut personelimizde de uygulayıp onlarla daha doğru iletişim kurabilir, motivasyonlarını artırmaya yardımcı olabilirsiniz. Bu sayede sık personel değişimini ortadan kaldırabilir, doğru kişilere doğru görevler vererek, işe alım hatalarını en aza indirebilirsiniz.

    Unutmayalım ki bir iş yerinde önemli ve faydalı ipuçlarını bilmek, personel ve performans yönetimi için oldukça gerekli bir noktadır.

  • Demir eksikliği kansızlığı ve bununla karışan durumlar

    Demir eksikliği kansızlığı ve bununla karışan durumlar

    Kanımıza rengini veren alyuvarlar kılcal damarlar aracılığıyla vücudun en ücra köşelerine kadar oksijen taşıyan hücrelerdir. Bunu, içindeki hemoglobin denen madde aracılığıyla yapar.

    Kansızlık denince işte bu hemoglobin denen madde miktarındaki azalma anlaşılmalıdır. Kansızlık tek bir hastalık değildir. Çok farklı hastalıklar nedeniyle ortaya çıkan ortak bir bulgudur. Bu durum oluşunca vücudun oksijen ihtiyacının karşılanmasında sorunlar ortaya çıkar. Halsizlik ve bitkinlik olur, solukluk görülür. Vücut, eksikliği giderebilmek için dokulara daha fazla kan göndermeye çalışır. Bu yüzden kalp daha çok kan pompalamak zorunda kalır, taşikardi (kalp atım sayısının artması) ve çarpıntı olur.

    İnsanlarda en sık görülen kansızlık türü, demir eksikliği kansızlığıdır. Genellikle kadınlarda görülür. Bunun en önemli nedeni de aşırı menstruasyonla oluşan kan ve bunun sonucundaki demir kaybıdır. Gebelikte ve büyüme çağındaki çocuklarda da ihtiyacın artmasına bağlı olarak demir eksikliği görülebilir. Erkeklerde demir eksikliği en çok mide barsak sistemindeki gizli kanamalardan dolayı oluşur. Farkında olmadan ortaya çıkan bu kanamalar; gastrit, ülser, polip ve hemoroid gibi hastalıklara bağlı olabilir. Ancak en ciddi hastalık, kalın barsak kanseridir. Bu nedenle yetişkin bir erkekte demir eksikliği var ise mutlaka kalın barsak kanseri yönünden incelenmelidir.

    Demir eksikliğinde serum demiri azalır, demir bağlama kapasitesi artar ve kemik iliği depolarının göstergesi olan serum ferritin düzeyi azalır.

    Tedavide ağızdan demir hapları verilir. Demir hapları aç karnına ya da etle alınmalıdır. C vitamini emilimi artırır. Bu nedenle demirle birlikte portakal suyu içilmesi, C vitamini tabletleri alınması kansızlığın daha çabuk düzelmesine imkan verir. Özellikle süt ve çay gibi içecekler demir emilimini bozduğundan bu tür gıdalar alındıktan en az iki saat sonra demir hapı yutulmalı ve hap alındıktan sonra demirin emilimine izin vermek amacıyla en az bir saat et ve portakal suyu dışında bir başka gıda tüketilmemelidir. Bazen demir tedavisine rağmen kansızlık düzelmeyebilir. Bunun başlıca iki nedeni olabilir: Birincisi, kan kaybı devam ettiği için verilen demir yeterli olmuyordur. İkinci neden, verilen demirin sindirim sistemindeki emilimi bozuktur. Emilim bozukluğu saptanırsa demir tedavisi damar yoluyla yapılmalıdır.

    Demir eksikliği yoksa gereksiz yere demir vererek oyalanılmamalıdır. Bu durumda kansızlık yapan diğer hastalıklar araştırılmalıdır.

    Sıkça görülen bir başka kansızlık nedeni Akdeniz anemisi yani talasemidir. Ülkemizde ve Kıbrıs’ta beta talasemi taşıyıcılığı nadir olmayarak görülmektedir. Ayrıntılı bir inceleme, demir eksikliğiyle Akdeniz anemisi taşıyıcılığının birbirinden kolaylıkla ayırt edilmesini sağlar. Akdeniz anemisi taşıyıcılığı doğumsal bir hastalık olduğundan önceki yıllara ait kan düzeyleri var ise bunlar tekrar gözden geçirilmelidir. Yıllar önceye ait düşük hemoglobin düzeyleri Akdeniz anemisi taşıyıcılığından kuşku duyulmasına neden olur. Tabii burada yıllar boyunca tekrarlayan demir eksikliği anemisi olan ve tam tedavi edilmemiş hastaları da göz ardı etmemek gerekir. Bir diğer önemli nokta kalıtsal bir hastalık olduğundan Akdeniz anemisi taşıyıcılarının anne, baba ya da yakınlarında da aynı durumun söz konusu olmasıdır. Bu kişiler de araştırılmalıdır. Demir eksikliği ile Akdeniz anemisi taşıyıcılığını birbirinden kesin ayırmak için başvurduğumuz bazı testler vardır: Demir eksikliğinde kemik iliğinde depolanan demir çok azaldığından bunun kandaki göstergesi olan “ferritin” düzeyi normal sınırların altındadır. Oysaki Akdeniz anemisinde kemik iliği demir depoları azalmamıştır ve ferritin düzeyleri normal sınırlardadır. Bu nedenle bu hastalara istediğiniz kadar demir verin kansızlığı düzeltemezsiniz. Akdeniz anemisinin kesin tanısı için “hemoglobin elektroforezi” denen bir yönteme başvurmak gerekir. Bu testlerin her ikisi de hastadan basitçe bir kan alarak yapılabilir. Akdeniz anemisi taşıyıcılarında genellikle hafif bir kansızlık vardır ve bu tolere edilebilir. Kansızlığın tolere edilemediği durumlarda kan transfüzyonu yapılmalıdır. Bu kişilerde alyuvarlar çabuk yıkıldığı için kemik iliği daha çok çalışmak zorunda kalır. Bu da bir B vitamini olan folik asite ihtiyacı artırır. Akdeniz anemisi taşıyıcıları her ne kadar kendileri için belli bir risk oluşmadan yaşamlarını sürdürebilirlerse de çocuk sahibi olmak istediklerinde eşlerinin de bu yönden araştırılması gerekir. Eşte de Akdeniz anemisi taşıyıcılığı varsa doğacak çocuğun normal ya da taşıyıcı olmasının yanı sıra gerçek talasemili olma riski de vardır

    Romatizmal hastalıklar, bağ dokusu bozuklukları, brusella ve tüberküloz gibi iltihapla seyreden bazı kronik hastalıklarda da bazen demir eksikliğiyle karışabilen kansızlık görülebilir. Bu kişilerde serum demiri azalmıştır ama ferritin çok yüksektir. Demir vermekle kansızlık düzelmez. Kansızlığın tedavisi altta yatan hastalığın tedavisiyle mümkün olur.

  • Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarımız, dünyadaki en değerli varlıklarımız. Onlar dünyaya geldikten sonra hayatımızda pek çok şeyi onların yararına olacak şekilde değiştiririz. İmkânlarımız doğrultusunda en iyi kıyafetleri, en iyi yiyecekleri, en iyi oyuncakları alır, evimizin her köşesini onlara uygun şekilde düzenleriz. En iyi okullara göndeririz. Bazı anne babalar çocukların gelişimsel yönünü çok iyi takip edebilmek ve doğru davranışlarda bulunabilmek için, çocuk eğitimi üzerine kitaplar okur, filmler izler ya da seminerlere katılarak onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Kuşkusuz bütün bunlar çok önemli ve gerekli ebeveynlik tutumlarıdır.

    Ancak göz ardı ettiğimiz ve aslında sağlıklı bir gelişimin olmazsa olmazlarından olan çocuklarımıza vermemiz gereken “ cinsel eğitim” konusudur.

    Cinsellik bir çok anne babanın, hatta öğretmenlerin bile yok saymayı tercih ettiği bir konudur. Bunun en önemli nedenlerinden biri, cinsel eğitimin seks eğitimi ile karıştırılmış olmasıdır. Toplum olarak sağlıklı nesiller yetiştirmek; bedensel, ruhsal, zihinsel, sosyal ve cinsel yönden kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu konuda yürütülmüş pek çok araştırmada ana babaların çoğunun üreme ve cinsiyet konusunda çocuklara küçük yaşta bilgi vermeyi savunduğunu, fakat yine bu aynı kişilerin çocuklarına hiçbir bilgi vermemiş olduğu görülmüştür. Bunun temel nedeninin, anne babaların konuyu nasıl ele alacaklarını bilemeyişlerine dayandığı düşünülmektedir. Çekingenlikleri, yaşamın bu doğal parçasını küçük yaşta öğrenmenin sakıncalı etkileri olabileceği düşüncesinden çok, bu konudaki bilgisizliklerden ve konunun onları tedirgin etmesinden kaynaklanır. İşte tipik tepkilerden birkaçı:

    • «Bu işi nasıl açıklayacağımı bilemiyorum.»,
    • «Acele etmeme gerek yok, nasıl olsa öğrenir.»,
    • «Bunu anlatırken hangi kelimeleri kullanmam gerektiğini bilmiyorum.»

    Anne babanın, kendisinin bu konudaki çekingenliği bilgi vermeyi hep yarına bırakma eğilimini doğurduğu gibi, çocuğun bu konudaki sorularının da yanıtsız kalmasına yol açmaktadır. Böylece çocuğun kadın- erkek olma konusundaki tutumu ve eğilimlerinin tohumları atılmış olacaktır. Şimdi bu yazımı okuyanların bazılarının “ Aman canım bize çocukken cinsel eğitim dersi mi verdiler, ne oldu? Kadın da olduk erkek de… “ diye söylediklerini duyar gibiyim. Fakat bilimsel araştırmalar bunun tam tersini söylüyor.

    Ülkemizde hem kadınlarda hem de erkeklerde çok yüksek bir oranda cinsel işlev bozuklarına rastlanmaktadır. Türkiye’ de ‘vajinismus’ her on kadından birinde, erken boşalma 18- 59 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yüzde 30’unda görülmektedir. Cinsel işlev bozuklarının en önemli nedenlerinden biri hep göz ardı ettiğimiz ve insanların yaşamı boyunca ihtiyaç duyduğu cinsel eğitimin olmamasıdır. İnsan doğduğu günden ölümüne kadar cinselliği olan bir varlıktır. Dolayısıyla cinsellik hakkında bilgilenmenin veya cinsel eğitimin yaşam boyunca sürmesi gerekir. Ancak cinsellikle ilgili bilmek istediklerimiz veya bilmemiz gerekenler her yaşta aynı değildir.

    Bunun için anne babalar ve eğitimciler, bilimsel kaynaklardan ve eğitim seminerlerinden faydalanarak bu konuda bilgi sahibi olmalıdırlar. Çocuğun bütün gelişim evrelerinde onun fiziksel gelişimi kadar ruhsal gelişimi de özenle takip edilmelidir. Çünkü bu, sağlıklı, ne istediğini bilen, güçlü, sosyal nesiller için kritik bir öneme sahiptir.

  • Çocuklarda kanserden korunma yolları

    Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığı 2009 yılı kanser istatistiklerine göre, ülkemizde en sık görülen çocukluk çağı kanseri akut lenfositik lösemidir. Daha sonra sıklık sırasına göre beyin tümörleri, nöroblastom, Non-Hodgkin lenfoma, Wilms tümörü, akut myeloid lösemi, kemik tümörleri, Hodgkin lenfoma, rabdomyosarkom ve retinoblastom gelmektedir.

    Gelin diğer yazıları inceleyerek çocukları kanserden nasıl koruyabileceğimizi öğrenelim.

    Doğru ve düzenli beslenme alışkanlığı ve sağlıklı bir yaşam şekline sahip olan ebeveynlerin çocukları da tıpkı aileleri gibi sağlıklı bir yaşam sürdürecek ve obeziteden uzak kalacaktır.

    -Mümkün olduğu kadar birlikte ailece yemek yiyin.

    -Davranışlarınızla çocuğunuza örnek olun. Çocuklar konuşmadan çok hareketleri örnek alırlar.

    -TV izleme saatlerini kısıtlayın. Günde en fazla 2 saat TV seyretmesine izin verin.

    -Çocuğunuzun günde en az 1 saat fiziksel aktivite yapmasını sağlayın.

    -Çocuğunuzu her sabah kahvaltı etmeyi alışkanlık haline getirmesini sağlayın. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür ve beyin gücünü olumlu yönde etkiler.

    -Çocuğunuzun şekerli içecekler tüketmesini yasaklayın (soda, yapay meyve suları ve kola vs.) Doğal meyve suları ve bol su içmelerini sağlayın.

    -Evinizde daha çok doğal yiyecek ve içecekleri bulundurmaya dikkat edin. Çocuğunuza günlük olarak bol taze meyve-sebze ve tam tahıllı ürünler tüketmesini aşılayın.

    -Çocuğunuza fast food, abur cubur ve şekerli yiyecek ve içeceklerin tüketimini kısıtlayın.

    -Çocuğunuzun çok tuzlu ve çok tatlı yiyecek ve içecekleri tüketmesini engelleyin. Tuz sağlıklı hücrelere zarar verirken, şekerin kanser hücrelerini beslediğini unutmayın.

    -Çocuğunuzu en az 6 ay emzirin.

    -Çocuklarımızı düzenli olarak sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık yedirerek kanserden koruyabiliriz.

    Çocuğunuzun beslenmesini işlenmiş et (sucuk, sosis, salam vs.) ve hazır gıdalar yerine doğal sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık tüketmesini sağlayacak şekilde düzenleyin. Çocuğunuzun beslenmesini işlenmiş et (sucuk, sosis, salam vs.) ve hazır gıdalar yerine doğal sebze-meyve, beyaz-kırmızı et ve taze balık tüketmesini sağlayacak şekilde düzenleyin. Lahana, kara lahana, semiz otu, ıspanak, brokoli, tere, karnabahar gibi taze sebzeler tüketmesini sağlayın. Bu sebzelerin kimyasal ilaçlar içermeyen organik olarak yetiştirilmiş olmasına dikkat edin. Organik sebze bol vitamin, bol mineral ve omega 3 demektir.

    Çocuklarımızda K vitamini eksikliği olduğunu gösteren son yapılan araştırmaları da göz önüne alacak olursak, organik ve doğal olarak yetişmiş sebzeleri tüketen çocuklarımız, yeterli vitamin ve minerale sahip olacaktır.

    Yapılan birçok araştırma hiç meyve tüketmeyen çocukların yaşamlarının ileriki dönemlerinde kansere yakalanma riskinin arttığını göstermiştir. Meyvelerin kimyasal ilaçlar kullanılmadan organik olarak yetiştirilmiş olmasına dikkat edin. Organik olarak yetiştirilen meyvelerin bol vitamin, bol mineral ve omega 3 anlamına geldiğini unutmayın.

    Balık içerdiği yağı ve proteini ile çocuklarınızın IQ seviyesini yükseltir ve çocuklarınıza mükemmel bir beslenme sağlar. Balık içeriğindeki yağı ile insan sağlığına büyük faydaları olan bir gıdadır.

    Çocuklarımızın süt ve süt ürünlerini dengeli tüketmelerini sağlamalıyız.

    Yapılan bazı araştırmalar, süt ürünleri (süt, yumurta, peynir vs.) ile kanser riski arasında bağlantıya rastlamıştır. Ancak bu bilgilerden yola çıkarak çocukları süt ve süt ürünlerinden uzak tutmak doğru değildir. Ancak her gıdada olduğu gibi süt ve süt ürünlerinin faydalı olacağı düşüncesi ile abartılması doğru değildir. Ayrıca, süt iştahı kapattığı için çocuğunuzun başka gıdalarla beslenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle tüm gıdalara bakış açımızda olduğu gibi dengeli tüketim en kıymetli yaklaşımdır.

    Tütünün ve pasif içiciliğin çocuk kanserleri üzerindeki etkisi

    Çocuklar, anne ve babalarına bakarak onları taklit ederler. Ailenizde kimsenin sigara içmesine izin vermeyin ve evinizde sigara içirmeyin. 2010 yılında elde edilen verilere göre çocuklar ve gençler arasında sigara kullanımı azalmaktadır. Son 10 yıldır tütün ürünlerinin kullanımının yol açtığı sonuçlar konusunda blinçlendirme çalışmaları, hız kesmeden devam etmektedir. Ancak, bu konuda ailelerin devamlı tetikte olması gerekir. Yapılan araştırmalar, 12 yaş ve üzeri çocukların %25’den fazlasının düzenli olarak sigara kullandığını göstermiştir ki bu hiçte azımsanacak bir rakam değildir.

    Akciğer kanseri halen en sık rastlanan ve görülen vakaların yaklaşık %85’inde yaşam kaybına sebep olan bir kanser türü olarak baş sırada yer almaktadır. Sigara kullanan kişilerin yaklaşık %80’inin 18 yaşından erken sigara içmeye başladığı gözönüne alınacak olursa, ailelerin çocuklarına sigaranın zararlarından bahsetmeleri ve sigarasız bir yaşam sürmenin insan sağlığına faydalarını anlatmaları gereklidir. Sigara kullanan ebeveynlerin örnek olmak adına sigarayı bırakması hem akciğer, ağız, özofagus, mesane, böbrek ve pankreas kanserleri ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltacak hem de çocuklarında olumlu etki yaratacaktır.

    Rahim ağzı kanseri aşısı (HPV aşısı) ile kanserden korıunma

    Ülkemizde 12-15 yaşlarından itibaren kız çocuklarına uygulanan insan papillom virüs aşısı (HPV) aşısı, yüksek risk taşıyan iki tür HPV enfeksiyonundan koruyarak rahim ağzı kanserinde yeni bir çığır açmıştır. Rahim kanserlerinin %70’ine sebep olan HPV 16 ve 18’den korunmak için kullanılan aşılar, Gardasil® ve Cervarix®’dir. Gardasil, genital siğillere yol açan HPV 6 ve 11’den de korur. HPV aşısı, rahim kanseri ve serviks kanseri riskini ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Bu aşıların, HPV enfeksiyonunu önlemek için kullanıldığını, rahim ağzı kanserini veya enfeksiyonu tedavi amacı taşımadığını bilmek önemlidir. HPV enfeksiyonu, genellikle kişi aktif cinsel yaşamına başladığında ortaya çıktığına göre öncesinde yani kişi gençken yapılan aşı ile bu virüsten korunmak mümkün olacaktır. İleri yaşlarda yapılan aşının koruyuculuğunun da azalmakta olduğu unutulmamalıdır. Çocuğunuzu aşılatma kararını bireysel olarak almamalı kar ve zararı mutlaka hekiminizle konuşmalısınız.

    Güneşin zararlı UV Işınlarının kanser üzerindeki etkisi;

    Çocuklar dikkat edilmesi gereken bir başka kanser türü cilt kanseridir. Cilt kanseri gelişiminin %90’ında etken rol oynayan güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından çocuklarımızı korumak için basit önlemler almanız yeterli olacaktır. Çocuklar özel ilgi ister. Deniz kenarında veya dışarıda oynayarak fazla vakit geçiren çocukların güneşte yanma olasılığı daha yüksektir ve yaklaşan tehlikeden haberdar değillerdir. Anne-babalar ve bakıcılar, çocukları güneşin zararlı ışınlarından korumak için dışarı çıkarken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar kapalı giydirin, şapka takın ve güneş kremi sürmeyi bir alışkanlık haline getirin. Biraz daha büyüdüklerinde çocuklarınıza güneşin zararlı ışınları hakkında bilgi verin. Eğer çocuğunuz güneşte kolay yanıyorsa, daha da dikkatli olmanız, kapalı giydirmeniz, en az +30 koruma faktörlü güneş kremi sürmeniz ve güneşte fazla kalmamasına (özellikle güneş ışınlarının dik olarak geldiği 10:00-16:00 saatleri arası) özen göstermeniz gerekir. Ayrıca, çocuğunuzun UV ışınlarından koruyan bir güneş gözlüğü takması, hem gözleri hem de göz çevresindeki hassas deriyi koruyacaktır. Bunun yanında, 6 aydan küçük bebekler, direk güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır ve koruyucu şapka ve giysi giydirilmeli, bebeğin güneş gören bölgelerine güneş kremi sürülmelidir.

  • Cinsel Terapi

    Cinsel Terapi

    Bu yazımda sizlerle 21. yüzyılda hala konuşmaya çekindiğimiz, bir tabu olan cinsellik ve her türlü cinsel işlev bozukluğunun tedavisine yönelik yapılan cinsel terapi hakkında bilgi aktarmaya çalışacağım.

    Cinsellik, her insanın yaşamının doğal bir parçasıdır. Yeme- içme, barınma gibi temel ihtiyaçlarımız arasında iken, kültürel ve dini öğretilerden dolayı ayıp, yasak ve günah gibi anlamlar yüklenmiştir. Bu sebeple toplumumuzda cinsel rahatsızlıklar yaşayan pek çok insan bu sorunu gizleme eğiliminde olmuşlardır. Öncelikle bu tavrımızda bir değişikliğe gitmek zorundayız. Cinsel rahatsızlıkların bedenimizdeki diğer rahatsızlıklardan hiçbir farkı yoktur. Grip olduğumuzda, midemiz ya da başımız ağrıdığında nasıl bir sağlık kuruluşuna başvuruyor isek cinsel işlev bozukluklarında da bir hekime ve cinsel terapiste başvurmak bir o kadar gerekli ve doğaldır.

    Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan çok sayıda araştırmanın sonuçlarına göre, yaklaşık her üç kişiden birinin cinsel hayatının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından resmi olarak teyit edildiği üzere: Her insanın bedensel ve ruhsal mutluluğunun önemli bir bileşeni sağlıklı bir cinsel hayattır. Yeniden mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam oluşturmak için, cinsel rahatsızlıkların nedenlerinin araştırılması çok önemlidir. Cinsel terapi de işte bu noktada devreye girmektedir.

    Cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda rol oynayan psikolojik nedenlerden bazıları şunlardır:Cinsel eğitimsizlik ve bilgisizlik, cinsel deneyim eksikliği, cinsel yaşama dair yanlış inanışlar, tabular, mitler, kadın/erkek rollerine dair yanlış inanışlar, geleneksel kadın/erkek rollerinin dışına çıkamamak, negatif beden imajı ve düşük benlik saygısı, katı dini ve ahlaki inançlar, cinsel taciz ve travmalar, eşler arasındaki sorunlar, edilgenlik, çekingenlik, babayla ve/veya anneyle ilişkide sorunlar. Örneğin, vajinismuslu kadınlar arasında, baskıcı, otoriter bir babaya sahip olmak yaygındır. Erkeklerde ise, erektil işlev bozukluğu ( sertleşme bozukluğu) genellikle anneye olan bilinçdışı cinsel bağlılığın sürdürülmesi ile ilişkilidir.

    Cinsel terapi, cinsel işlev bozukluklarının tedavisine odaklanan, psikolojik bir terapi yöntemidir. Sorunun niteliğine göre, etkili olabilecek psikolojik tedavi yöntemi seçilir. Kişiye özel bir tedavi planı oluşturulur. Her seansta gizli tutulacak bir görüşme yapılır ve burada utanç duygusu ve kısıtlama altında kalmadan kendi özel yaşamınız ve cinsel temaslarınız gibi konular işlenir. Korkular ve gizli tutulan istekler üzerine konuşmalar yapılır. Cinsel terapi, seans oturumları ve evde yapılan pratik alıştırmalardan oluşur.

    Cinsel Terapi uygulanan cinsel işlev bozukluları arasında; denetimsiz boşalma ,erektil disfonksiyon ( Sertleşme bozukluğu) geç boşalma, vajinismus, disparoni ( ağrılı cinsel ilişki ) cinsel isteksizlik, hiperseksüalite, cinsel tiksinti bozukluğu vb. gibi konular yer almaktadır.

    Cinsel terapiye başlamadan önce sorunun psikolojik ve organik ayrımı yapılır. Eğer sorun sadece organik nedenlere bağlı ise tıbbi tedavi yöntemleri sonuç verir. Ancak, psikolojik nedenler bu bozukluklarda çok yaygındır ve organik nedenlerle birlikte de geçerli olabilmektedir. Organik bir rahatsızlığın teşhis edildiği çok sayıda vakada, tıbbi bir tedavi olmaksızın sadece cinsel terapinin etkili olduğu da rapor edilmiştir. Özellikle erken boşalmanın çok büyük bir oranının psikolojik kaynaklı olduğu da istatistikler arasındadır.

  • Erkeklerde kanserden korunma yolları

    2015 yılı verilerimize göre ülkemizde her yıl 97 bin erkek ve 62 bin kadın ve toplamda 159 bin kişi kansere yakalanmaktadır.

    Ülkemizde erkeklerde en sık görülen akciğer kanseri, her 100,000 kişiden yaklaşık 61’ini etkilemektedir. Akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen kanserler sırasıyla; prostat, kalın bağırsak, mesane, mide, larinks, lenfoma, beyin, pankreas ve böbrek kanserleridir.

    Kansere dair sayısal veriler her ne kadar bizi ürkütse de, kanserin biyolojisini eskisine nazaran çok daha iyi bilmemiz sayesinde kanserin tanı ve tedavisine yönelik artık elimizde güçlü silahlarımız var. Gelecekte çok daha güçlü yöntemler bulunup kullanıma sunulana kadar, kendimizi korumak şu an için bile çok şey yapabiliriz.

    Bazı çevresel ve genetik faktörler kansere yakalanma ihtimalinizi arttırır. Bunlara kanser risk faktörleri diyoruz. Kanser risk faktörleri bilirseniz, bu hastalıktan korunabilir veya çok erken evrede tanı koyulma şansı elde edilebilirsiniz. Kanser riskinizi birçok yolla azaltabilirsiniz:

    – Sigara içmeyin, ve pasif içicilikten sakının. Artık çok iyi biliniyor ki, dünya genelinde kansere bağlı yaşam kayıplarının ana nedeni olan akciğer kanseri, çoğunlukla tütün ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı oluşmaktadır.

    – 50 yaşından itibaren, kolon ve rektum (kalın bağırsak) kanserleri için tarama yaptırın. Kolonoskopi ve rektoskopi olarak adlandırılan, kalın bağırsağın kamera ile görüntülenmesi yöntemlerinin, bu bölge kanserlerini çok erken bir dönemde tespit etmede başarısı artık iyi bilinmektedir. Kalın bağırsak kanserleri ülkemizde, hem erkek hem kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser türüdür. Bu nedenle, bu kanser türü için etkili bir erken tarama yönteminin mevcut olması bir şans olarak nitelenebilir.

    – Cildinizi güneşten ve solaryumdan koruyun. Cilt kanserleri sık görülür ve cilt kanserlerinin birçoğununu sebebi güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyettir. Erkeklerin bayanlara göre daha az güneş kremi kullanıkları çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Güneş kremi ve uygun kıyafetler gibi birkaç basit önlemle güneşin zararlı ışınlarından korunabilirsiniz.

    – Aktif bir yaşam tarzı benimseyin ve kilonuza dikkat edin. Sağlıklı beslenmenin ve düzenli fiziksel aktivitenin birçok kanser türü için riski azalttığı kanıtlanmıştır. Web sitemizin beslenme ve egzersiz bölümünde konuyla ilgili faydalanabileceğiniz birçok yazı mevcuttur.

  • Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Eyvah! Erken Boşalıyorum:

    Öncelikle “erken boşalma” kelimesinin yerine “denetimsiz boşalma” ya da “kontrolsüz boşalma” demeyi daha doğru buluyorum.

    Çünkü ”erken” sözcüğü çok görecelidir. Kime göre, neye göre erken? Denetimsiz boşalmayı tanımlayacak olursak; en az 6 ay düzenli bir cinsel birliktelik ( Cinsel penatrasyon ) yaşayan ve bu birlikteliklerin % 50 sinden fazlasında erkeğin boşalmayı geciktirememesi durumudur. Başka bir deyişle; denetimsiz boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol edemeyip isteğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini yaşar (Plato) ve ardından da boşalır. Denetimsiz boşalanlarda bu plato fazı ya çok azdır ya da hiç yoktur.

    Ülkemizde denetimsiz boşalma sorunu on erkekten yedisinde görülmektedir. Bu çok ciddi bir oranken bu problem ile kliniklere başvurma sayısı oldukça düşüktür. Bunun nedeni erkekliğe yüklenen anlamın erkeğin cinsel performansındaki başarısı ile özdeşleşmiş olması, utanç duyulması, genelde diğer erkeklerin kendisinden daha iyi performans gösterdiği yanılgısı ( bu problemi yaşayan tek erkeğin kendisi olduğu inancı ) veya kadınların çoğunun cinsel ilişkiyi görev gibi algılayıp, bu sorunun onlar için bir avantaja dönüşmesidir.( Yani ne kadar hızlı olursa kadın görevini daha çabuk yerine getirmiş olur.)

    Denetimsiz boşalmanın sebeplerine gelecek olursak, cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşünülen ülkemizde çocuklarımıza gerekli cinsel eğitimin verilmiyor olması, mahrem alana saygı duyulmadığı için, ilk cinsel keşiflerin ( Mastürbasyon ) yakalanma korkusu ve aceleyle yapılmış olması, ilk cinsel deneyimlerin genel ev gibi performans odaklı ve erkekte inanılmaz kaygı yaratan yerlerde gerçekleşmiş olması, çocuk- ebeveyn ilişkileri, suçluluk, günahkarlık duyguları, erkekler arsında çok yaygın olan mitler, hurafeler… Eş ile ilişkisel sorunlar, performans kaygısı ( Denetimsiz boşalmayı hızlandırıcı ve sürdürücü bir rol oynar, cinsel mitlerle ve yüksek beklentilerle doldurulmuş bir erkek cinsellikte sıkıntı yaşar. Çünkü seks haz alınması gereken bir durum olmaktan çıkar, bir sınav haline gelir.) Seyirci rolü ( Erkek eşi ve onun memnuniyetiyle çok fazla meşgul olursa sürekli eşini izler ve onu memnun edememe endişesine kapılarak erken boşalabilir.) Aslında tüm mesele erkeğin bedensel hislerini fark edememesi ile ilgilidir. Nasıl ki mesanenin olduğunu fark edemeyen bir çocuk gece altına idrar kaçırırsa; yükselen heyecanını fark edemeyen erkek de isteğinden önce boşalır.

    Tedavi 2- 6 hafta arasında değişen 45 dakikalık seanslardan ve seans da öğrenilen tekniklerin evde uygulanması şeklinde uygulamalardan oluşmaktadır.

    Cinsel problemeler diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi tedavi edilmezler ise kişilerin ilişkilerini ve yaşam kalitelerini bozabilmektedir. Bu yüzden denetimsiz boşalan erkekler zaman geçirmeden hayatlarını büyük ölçüde sıkıntıya sokan ve çözümü de bir o kadar basit olan bu sorundan kurtulmak için bir cinsel terapiste başvurmaları gerekir. Aklen, bedenen ve ruhen sağlıklı bir yaşantı için hayatımızdaki bütün sorunlardan kurtulmanız dileğiyle… Mutlu yıllar…

  • Kadınlarda kanserden korunma yolları

    2015 yılı verilerimize göre ülkemizde her yıl 97 bin erkek ve 62 bin kadın ve toplamda 159 bin kişi kansere yakalanmaktadır.

    Ülkemizde kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 4 kadın kanserinden birisi olmaya devam etmektedir. Meme kanserinden sonra en sık görülen kanserler sırasıyla; tiroid, kalın bağırsak, rahim, akciğer, mide, yumurtalık, lenfoma, beyin ve rahim ağzı kanserleridir.

    Bazı çevresel ve genetik faktörler kansere yakalanma ihtimalinizi arttırır. Bunlara kanser risk faktörleri diyoruz. Kanser risk faktörleri bilirseniz, bu hastalıktan korunabilir veya çok erken evrede tanı koyulma şansı elde edilebilirsiniz. Kanser riskinizi birçok yolla azaltabilirsiniz:

    -Sigara içmeyin, ve pasif içicilikten sakının. Sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türünde ana etken olduğu artık bilinmektedir.

    -Meme, rahim ağzı (serviks), ve kalın bağırsak kanserleri için önerilen sıklıklarda düzenli tarama yaptırın. Tarama yöntemleri, kanserleri erken aşamada yakalamak için en iyi yöntemlerdir, çünkü erken evrede kanserin tedavisi çok daha kolaydır.

    -Cildinizi güneşten ve solaryumdan koruyun. Cilt kanserleri sık görülür ve cilt kanserlerinin birçoğunda sebep güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyettir.

    -Egzersiz yapın ve sağlıklı bir kiloda kalın. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyi bir yaşam tarzı olarak benimsemeniz birçok kanser için riskinizi azaltacaktır.

    -HPV aşısı ile HPV ilişkili kanserlerden (rahim ağzı, baş-boyun kanserleri) korunabilirsiniz. 9-26 yaş aralığındaki uygulanan HPV aşısı ile rahim ağzı kanserinden büyük oranda korunabilirsiniz.

  • Vajinismus Tedavisi; Kadın Olma Yolunda Tıkanıklık Yaşatan, Bir Kaçınma Ve Erteleme Hastalığı

    Vajinismus Tedavisi; Kadın Olma Yolunda Tıkanıklık Yaşatan, Bir Kaçınma Ve Erteleme Hastalığı

    Vajinismus tedavisi için uygulanacak adımlar her ne kadar vajinismusun kadın üzerindeki süresine ve yoğunluğuna göre farklılık gösterse de, vajinismus tedavisinden genel anlamda bahsedelim:

    – Vajinismusta tamamen kişiye özel bir tedavi planı gerekir –

    Bunun için öncelikle çiftler ile birkaç görüşme yapılır. Çiftin cinselliğe bakışı, duygu durumları, evlilik ilişkileri, iletişimleri, motivasyonlarını ölçmek için bir takım bilimsel temelli uygulamalar yapılır ve değerlendirme sonuçlarına göre bir tedavi planı çıkartılır.Daha sonra çiftlerin ilişkilerine odaklanılır. Varsa çatışmalar giderilmeye, ilişkilerini tekrar duygusal boyuta taşıyarak bağlarını sağlamlaştırma üzerinde durulur. Çünkü Vajinismus cinsel terapisi karşılıklı sevgi ve saygının olduğu çiftlerde daha başarılı olur.

    Sonraki aşama olarak kadının ilk gece korkuları, ilk cinsel ilişki, kızlık zarı ile ilgili kökleşmiş yanlış inanışlar ve düşünceler yerine doğruları ile değiştirmeye yönelik bilişsel bir çalışma yapılır. Hastanın cinselliğe dair olumsuz duyguları giderilerek cinsel duygularını hissetmesini, cinselliğin her kadının hakkı olduğunu, ve bunu da haz duyarak keyif alarak yaşamasının gerekliliğini benimsemesi hedeflenir.

    Eğer hastanın vajinismusa neden olan faktörleri arasında, öğrenilmiş, bilişsel öğretiler dışında bir travmaya bağlı ise bu aşamada da hastaya duygusal yönelimli terapi uygulaması yapılarak baş etme yöntemleri geliştirilir.

    En son olarak davranışsal uygulamalara yer verilerek, “aşk oyunları” adı verilen egzersizleri, aşama aşama uygulatarak (evlerinde) çiftler cinsel penetrasyonu (cinsel birleşme) gerçekleştirebilecek duruma gelebilirler.

    Ayrıca, vajinismus cinsel terapisinde genellikle hiçbir cerrahi müdahale ve diğer girişimsel müdahaleleri uygulamak gerekmez. Hastanın tedavi süreci boyunca herhangi bir ilaç kullanması da istenmemektedir. Yapılması gereken tek şey, iyi bir rehber olacak cinsel terapisti bulmak, her şeyi açıkça anlatmak ve en önemlisi de iyileşme arzunuzun olmasıdır.

    Sizler bunu yapmayı başardığınız takdirde, cinsel terapistin sizlere önereceği aşk oyunları adı verilen egzersizlerle vajinismus sorununu aşmanız mümkündür

    Eski yaklaşımlara baktığımızda vajinismus tedavisinin hedefi sadece vajinal penetrasyondu(Cinsel Birleşme). Eşlerin tedavi sonrasındaki, mutlu ve haz odaklı cinselliği göz ardı edilmekteydi. Bu da daha sonra çiftlerde cinsel işlev bozuklukları, cinsel soğukluklar, disparoni(Ağrılı cinsel ilişki) gibi tablolara dönüşmekteydi.