Yazar: C8H

  • Romatoid artrit (iltihaplı romatizma)

    Romatoid artrit (iltihaplı romatizma)

    Romatoid artrit nedir?

    Artritin kelime anlamı, eklem iltihabı demektir. Romatoid artrit, küçük eklemlerin (el eklemleri, el bileği ve ayak eklemleri) ve dirseklerin öncelikle tutulduğu, kronik (6 haftadan uzun süreli) seyir gösteren ve tuttuğu eklemde hasara neden olan; bir çok organ ve sistemi de tutabilen otoimmün bir iltihabi eklem hastalığıdır. Tuttuğu eklemde hasar oluşturarak sakatlığa neden olur. Romatoid artrit, yaygın bir hastalık olup, her yüz kişiden birinde, hayatının bir döneminde görülür. Her yaşta gelişebilir, fakat çoğunlukla 40-60 yaşlarında başlar. Kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazladır.

    Eklem nedir?

    Eklem vücudumuzda iki kemik ucunun birleştiği noktalara verilen addır. Eklemler vücudumuzun çeşitli bölgelerinin hareket ve esnekliğini sağlar. Ancak az sayıda hareketsiz eklemler de vardır. Kemiğin hareketi, tendonlarla kemiğe bağlanan kas yardımıyla sağlanır. Eklemi oluşturan kemik uç noktaları, kıkırdak (kartilaj)’la kaplıdır. Eklem yüzeyi sinovyum denilen bir zarla ve dıştan da eklem kapsülüyle sarılır. Eklemin içinde sinovyal sıvı adı verilen, sürtünmeyi önleyen bir tür yağlayıcı eklem sıvısı bulunur. Eklemin etrafında kas ve bağlar bulunur. Eklem kapsülü, bağlar ve kaslar, eklemi destekleyerek stabilize eder.

    Eklem ağrısının nedenleri nelerdir?

    Eklemin yapısını oluşturan tendonların iltihabı, eklem zarının iltihabı, eklem aralığının daralması ve aşınmalar, eklemin stabilizasyon bozukluğu, ekleme yakın yerleşimli eritema nodozum (ağrılı, kızarık, şiş nodüller) dahil bir çok nedenle eklem ağrısı oluşabilir.

    Romatoid artritin nedenleri nelerdir?

    İmmün (bağışıklık) sistem; bakteri, virüs veya vücudumuza girebilecek her türlü yabancı maddelere (antijenlere) karşı bizi koruyan ve onlara karşı savaş veren bir sistemdir. Otoimmun hastalıklarda ise, bağışıklık sistemi aynı zamanda kişinin kendi bazı vücut dokularına karşı, bağışık serum (antikor) üreterek savaş açar. Bu bazen tiroid, karaciğer gibi belli bir organa yönelik olabileceği gibi, bazen de organa özgü olmayıp sistemik olabilir. İşte romatoid artrit, sistemik bir otoimmün bağ dokusu hastalıklarından biridir. Bağışıklık sistemindeki bu sapkınlığa, neyin neden olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak kişinin genetik yapısı ve çevresel faktörler (sigara ve geçirilen bazı enfeksiyonlar) buna neden olabilir. Eklem ve çevresinde gelişen iltihap, zamanla eklemde (kıkırdak, kemik ve bağlarda) hasara neden olur.

    Romatoid artrit hangi eklemleri tutar?

    El ve ayak parmaklarının küçük eklemleri (en uçtaki eklemler hariç), el bileği ve ayak bileği en fazla, diz ve dirsekler ikinci, kalça, omuz ve boyun daha az sıklıkta etkilenen eklemlerdir. Romatoid artrit; sakro-iliak eklem, bel ve sırt omurgaları, el ve ayakta en uçta yer alan eklemleri tutmaz.

    Romatoid artritin belirtileri nelerdir?

    Ekleme ait belirtiler: Tutulan eklemlerde ağrı, şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve harekette kısıtlılık olur. Sabahları veya istirahatle o eklemlerde en az bir saat süren katılık (tutukluk hissi) vardır.

    Eklem dışı belirtiler: Halsizlik, hafif ateş ve kilo kaybı olabilir. Anemi ve yorgunluk sıktır. Dörtte bir hastada, dirsekte, el üstünde veya vücudun farklı bölgelerinde; ağrısız yumrular (nodüller) olabilir. Tendinit (tendon iltihabi) olabilir. Çünkü, eklem yüzeyi gibi tendonlar (bağlar) da sinovyum denilen zarla kaplıdır. Tendonlar arasında seyreden sinirlerin, iltihabi doku nedeniyle sıkışmasıyla; tuzak nöropatileri gelişebilir. El bileği eklemi tutulduğunda, elin ilk üç parmağında ve 4. parmağın iç yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma (median sinir sıkışması ile karpal tünel sendromu) olur. Genellikle dirsek eklemindeki artritlerde ise 5. parmak ve 4. parmak dış yüzeyinde uyuşma ve karıncalanma (ulnar sinir sıkışması ve kübital tünel sendromu) olur. Ayak bileği eklemi tutulduğunda (posterior tibial sinir sıkışması ile tarsal tünel sendromu) ayak bileği iç kısmından ayak parmaklarına doğru uyuşma ve karıncalanmalar gelişebilir. Romatoid artritli hastaların çok daha azında iltihap akciğer, kalp, kan damarları veya göz gibi diğer organları tutabilir. O zaman çok daha çeşitli şikayetlere ve ciddi problemlere neden olabilir.

    Romatoid artrit nasıl gelişir ve ilerler?

    Genellikle haftalar, bazen aylar içinde özellikle el, bazen ayak küçük eklemleri, el bileğinde ağrı, şişlik ve sabahları bir saatten uzun süren katılık yakınmalarıyla başlar. Önceleri bu bir süre olup geçerken sonra devamlı hal almaya başlar. Diz, dirsek, omuz, ayak bileği gibi büyük eklemlerde de benzer yakınmalar oluşabilir. Daha az görülmekle birlikte, hızlı ve gürültülü bir başlangıçla bir hafta içinde birçok eklemde veya tek büyük eklemde yakınmalar başlayabilir. Bazen de palindromik romatizma denilen saatler ile birkaç gün içinde oluşup-geçen artritlerle başlayabilir.

    Ağrı dışında kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk, anemi, kilo kaybı ve bazen hafif de olsa ateş yakınmaları olur.

    Romatoid artritin şiddeti, kişiden kişiye değişir. Kronik bir hastalıktır. Uzun yıllar sürer; bazen bir ömür boyu devam eder. Hastalık alevlenmeler ve remisyonlarla (sakinlikle) seyreder. Alevlenmenin çoğunlukla bir nedeni veya tetikleyicisi yoktur; ancak bazen mevsim dönümleri, stres, enfeksiyon gibi nedenler tetikleyebilir.

    Tedavi edilmediğinde, her bir alevlenmeyle, eklemde hasar gelişir. İltihaba bağlı önce kıkırdak sonra altındaki kemikte hasar gelişir. Bu hasarın gelişme süresi ve şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir. Sonuçta, eklemde hareket açıklığında kısıtlılıkla giden sakatlığa neden olur. Özellikle el eklemlerinde tutma, kavrama gibi hareketler gerçekleştirilemez (kuğu boynu, düğme iliği görünümleri, kas atrofisi gibi). Bu sakatlıklar genellikle hastalığın ilk iki yılında geliştiğinden; hastalığın erken dönemde tanınması ve kontrol altına alınması çok önemlidir.

    Romatoid artrit nasıl teşhis edilir?

    Özellikle el eklemleri gibi küçük eklemlerde 6 hafta ve üzerinde şişlik ve ağrının olması, romatoid artrit tanısını kolaylaştırırken, daha kısa süreli veya tek eklem tutulumu veya büyük eklem tutulumlarında tanı koymak zordur. Bu nedenle bir süre artrit seyrinin, doktor tarafından ağrı ve inflamasyon giderici ilaçlar altında gözlenmesi gerekebilir. Kan testleri olarak; tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, CRP (C-reaktif protein-inflamasyon belirteci), ESR (eritrosit çökme hızı-inflamasyon belirteci), RF (romatoid faktör-klinik bulgu varlığında romatoid artrit tanısını destekleyebilen bir otoantikor) ve ACPA (anti-sitrüline peptit antikor-romatoid artrit tanısını daha kuvvetle düşündüren test) yapılır. Akciğer grafisi ve tutulan eklemlerin direkt filmleri çekilebilir. Ancak erken dönemde direkt eklem grafilerinde tanımlayıcı bulgu yoktur. Yıllar sonra (eklem aralıklarında daralmalar, kemikte küçük yenikler) oluşur. Bu nedenle doktorunuz gerekli görürse eklem ultrasonografisi veya ilaçlı manyetik görüntüleme isteyebilir. Akciğer tutulumundan şüphelenilirse, ince kesitli akciğer tomografisi istenebilir. Göz, kalp gibi tutulumlar varsa, ileri değerlendirmeler yapılarak tedavi planlanır.

    Romatoid faktör; hastalığın tanısı sırasında hastaların ancak yarısında pozitif iken, 5-10 yıl sonra yüzde sekseninde pozitifleşir. Romatoid faktör, sağlıklı insanlarda da (%5-15) bulunabilir. Bazı kronik enfeksiyonlardan sonra (tüberküloz, subakut bakteriyel endokardit, hepatit C enfeksiyonu gibi), organa özgü veya sistemik diğer otoimmün hastalıklarda da pozitif olabilir.

    ACPA (eski adıyla anti-CCP); romatoid artrit tanısında RF’den daha spesifik fakat tanı için yeterli değildir, mutlaka eklem bulguları da olmalıdır.

    Bazı diğer ilişkili hastalıklar ve olası komplikasyonlar:

    Romatoid artritli kişiler, normalden daha fazla bazı hastalıkların gelişme riskini taşırlar. Bunlar; hızlanmış ateroskleroza bağlı kardiyovasküler hastalıklar (koroner kalp hastalığı, miyokard infarktüsü, inme), anemi (kronik hastalık anemisi), enfeksiyonlar (eklem enfesiyonu veya eklem dışı enfeksiyonlar), osteoporoz, göz kuruluğu, göz iltihabi (episklerit) gibi. Ancak hastalığın kontrol altına alınması ve koruyucu tedavi ile bunlara yatkınlık da sağlıklı kişilerden farksız olur.

    Diğer komplikasyonlar:

    -Tuzak nöropatileri; karpal, kübital ve tarsal tünel sendromları (yukarıda açıklanmıştır),

    -Tendon kopmaları (özellikle parmakların gerisinde),

    -Servikal miyopati; uzun hastalık süreli romatoid artritli hastalarda, nadir ancak ciddi bir komplikasyondur. En üstte yer alan omurga ekleminin kaymasına bağlı, spinal kordun baskılanmasıdır. Cerrahi olarak acilen sabitlenmesi gerekir.

    Erken tanı ve tedavinin önemi nedir?

    Romatoid artrit, tuttuğu eklemlerde kalıcı hasarlara neden olur. Hastalığa bağlı sakatlığın önlenmesi için erken tanı ve bu dönemde hastalığı modifiye eden ilaçların başlanması çok önemlidir.

    Romatoid artrit için tedaviler nelerdir?

    Romatoid artriti tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yoktur. Ancak tedaviler, semptomların azalması ve sakatlığın önlemesinde büyük bir fark yaratırlar. Tedavinin amaçları:

    -Eklem hasarını önlemek için mümkün olduğunca hastalık aktivitesini azaltmak.

    -Eklemlerde ağrı ve tutukluğu azaltmak.

    -Eğer varsa hastalığın diğer semptomlarını tedavi etmek.

    -Hastalıkla ilişkili kardiyovasküler hastalık ve osteoporoz gibi risklerin gelişimini önlemektir.

    Hastalarda ağrı ve inflamasyonu azaltmak için erken dönemde nonsteroid anti-inflamatuar ilaçlardan (naproksen, diklofenak, indometazin gibi) ve düşük doz kortikosteroidden (5-10mg/gün) faydalanılır. Genellikle bunların yan etkileri açısından mide koruyucu bir ilaç tedaviye eklenir. Bu tedaviler, hastalığı modifiye edici ilaçların etkisi ortaya çıkınca kesilir; bazen hastalık alevlenmelerinde kısa süreli kullanılabilir.

    Hastalık aktivitesini azaltmak ve eklem hasarını önlemek için; romatoid artrit tanısı konar konmaz, hastalığı modifiye edici (hastalık seyrini değiştiren) romatizma ilaçlarının başlanması gerekir. Bu ilaçlar; metotreksat, sulfasalazin, leflunamid ve hidroksiklorakin’dir. Geçmişte altın tuzları, romatoid artritin tedavisinde başarıyla kullanılmasına rağmen, bugün pahalı olması ve yan etkileri nedeniyle kullanımları oldukça sınırlıdır. Bazı Avrupa ülkelerinde halen kullanılmaktadır. Bu tedaviler içinde metotreksat, altın standardında bir tedavi ajanı olup, hasta tolere ettiği sürece mutlaka tedavide yer alır. Diğer ilaçlar genellikle ona ilave edilerek ikili ve üçlü tedaviler içinde kullanılır. Metotreksat hiç tolere edilemezse, leflunamid yerini alabilir. Metotreksat, folik asit eksikliğine neden olduğundan, mutlaka tedavi sırasında eş değer dozda folik asit takviye edilmelidir. Tedavi öncesi ve tedavi sırasında (ilk üç ay-ayda bir, sonra her üç ayda bir) tam kan sayımı, CRP, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri takip edilmelidir. Bu tedavilerin kombine kullanımlarına rağmen (3-6 ay), hastalık aktivitesi devam ediyor veya hastaya ait nedenlerden dolayı kullanamazsa (yan etki gelişimi, kişinin yandaş bazı başka hastalığının bulunması gibi); biyolojik tedaviler başlanabilir.

    Romatoid artritte kullanılan biyolojik tedaviler de genellikle metotreksatla kombine edilmektedir. Biyolojik tedaviler: Tümör nekroze edici faktör (TNF) alfaya karşı olanlar-infliximab (Remicade), etanercept (Enbrel), adalimumab (Humira), certolizumab pegol (Cimzia), golimumab (Simponi); interlökin-6’ya karşı olan-tocilizumab; anti-CTLA4-ko-stimülatör blokajı-abatacept; B-lenfosit azaltıcı tedavi-rituximab ve interlökin-1’e karşı-anakinra (Kineret)ve canacunimab (İlaris). Biyolojik tedavilerin kullanımı sırasında; özellikle anti-TNF tedavi öncesi ve sonrasında, tüberküloz reaktivasyonu açısından hastalar değerlendirilmelidir. Demiyelizan hastalık, ileri kalp yetmezliği, gebelik, ilaç reaksiyonu, hepatit B-C enfeksiyonu, kanser varlığı gibi durumların olup olmadığı, tedavi öncesi araştırılmalıdır.

    Diğer tedaviler; siklosporin, azatiyoprin, siklofosfamid, penisillamin, mikofenolat mofetil gibi ilaçlar; kullanımları sınırlı olup, ancak ciddi sistemik bulguların varlığında kullanılabilecek diğer tedavi ajanlarıdır.

    Tüm bu tedaviler altında romatoid artrit hastalarının enfeksiyonlara artmış yatkınlığı söz konusudur. Bu nedenle korunulabilir hastalıklar için, mutlaka aşılama yapılmalıdır. Eğer bağışıklığı yoksa hepatit B ve A aşısı, her yıl grip aşısı ve pnömökok aşılarının (5 yılda bir veya uzun etkili olan-ömür boyu etkili olan) yapılması önerilir.

    Hastayı mümkün olduğunca aktif tutmak gerekir. Düzenli egzersizlerle hem eklem açıklığının korunması, hem de kas gücü korunmalıdır. Yüzme iyi bir egzersizdir. Bir fizyoterapist eşliğinde, kendi kendine yapabileceği egzersizler öğrenilmeli ve hasta bağımsız olarak yapabilmelidir.

    Çok ileri deformiteleri gelişmiş bazı olgularda düzeltici ameliyatlar; ortopedi (kalça ve diz protezleri gibi) ve el cerrahisi tarafından yapılabilir.

    Hastalara uzun sureli (yıllarca devam edecek, belki de bir ömür boyu) bir hastalığı olduğu anlatılmalıdır. Bu nedenle hastanın eğitimi çok önemlidir. Kişi, hastalığını ne kadar iyi tanırsa, kaygıları da bir o kadar azalacak ve onunla baş etmeyi, birlikte yaşamayı öğrenecektir.

    Romatoid artritli hastalar! Yapacağınız çok şey var. Hayattan kopmayın. Hastalığınızla ilgili internet ortamında araştırma yaparken, bilgi kirliliğine veya gereksiz korkulara kapılmayın. Hastalığınızla ilgili oluşturulmuş destek gruplarına ulaşarak, aynı hastalığa sahip kişilerle tanışın ve onların hikayelerini, duygularını ve baş etme yollarını öğrenin ve sizinkileri paylaşın. Hastalığınızla barışık olun ve onunla yaşamayı öğrenin. Sizinle aynı hastalığa sahip milyonlarca insan olduğunu unutmayın.

  • 2 Yaş Krizimi Ben mi Çıkarttım!

    2 Yaş Krizimi Ben mi Çıkarttım!

    Sevgili Büyüklerim,

    Son 24 ayınızı düşünün. Malum, bizde zaman birimi ay, sizin gibi yıl değil. Öncesiyle sonrası arasında çok büyük bir değişiklik var mı sizde? Mesela yapabildikleriniz, psikolojik açıdan, sosyal açıdan, dil gelişimi açısından…. Sanmıyorum.

    Olağanüstü yaşantılarınız, şanslarınız ya da travmalarınız yoksa yanıtınız büyük olasılıkla ‘hayır’dır.

    Oysa elinizi vicdanınıza koyup, 2 yaşlarındaki gariban beni düşünün bir de…

    ***

    Annemi emerken, ek gıdalara geçmişim. Hatta ek iş gibi başladığım ek gıdanın yanında gıda asıl, süt ek olmuş. En sonunda anneciğinin sütüne veda etmişim.

    Yerimden kalkamazken; önce emeklemeye ve ardından düşe kalka yürümeye; hatta kendimce gaza gelip koşmaya başlamışım.

    Kakamı kendimi bildim bileli altımdaki beze yapıyorken, lazımlığa, yapmaya başlamışım. Sonra zor da olsa ona el sallayarak onunla vedalaşıp adaptörlü tuvalete yapmaya başlamışım kakamı. Son olarak da bez parasından bıkmış olan büyüklerimin uyanıklıklarıyla, ödül falan derken tamamen tuvalete yapmaya alıştırılmışım.

    ***

    Bir gün hiç unutmam, 6 ay kadar önceydi. Ayıbı yeni öğreniyoruz, kakamı yapmak için koltuğun arkasına geçtim. Yaptım da. Sonra ne oldu? Evde bulunan herkes başparmağı ve işaret parmağıyla kendi burunlarını sıkıp ııyyyyy deyip tiksintilerini belirttiler. Çok utandım. Çok alındım kendilerine. ‘N’apayım daha güzel kokanını yapamıyorum olsa dükkân sizin’ dedim içimden.

    Büyük bir öğrenme ve araştırma hevesiyle karıştırmaya kalktığım bütün dolap kapaklarını sabitlemişler. Çekmeceleri boşaltmışlar. Her kalktığında popomunun üzerine oturttular. Balkondan düşmemi bile yasakladılar(!)

    ***

    Yetmemiş, ilk gurbete çıkışı da yaşamışım. Okula bile başlamışım. 15 kişinin sevgisini tek başıma alırken, bir öğretmenimin sevgisini 15 kişiyle paylaşmaya çalışmışım. Buradaki bölme işleminin matematiğini varın siz düşünün.

    Annem hamilelik, babam askerlik anılarını anlatıp duruyor durmadan. Biz anlatsak kimse dinlemez. Sonra da eve gelince hiçbir şey anlatmıyor diyorlar.

    ***

    Farkındayım, büyümüşte küçülmüş gibi konuşuyorum sizinle… Zaman zaman çok zeki gösteriyorum diye, siz de beni hep zeki sanıyorsunuz.

    Annem ‘okulda bir şeyini bırakma’ dediğinde, abartıp ve de yanlış anlayıp; kakamı poşete koyup eve götürmeye kalkmıştım. ‘Senin bugün çenen düştü’ dediler; yerde, düşen çenemi aradım. Kafa böyle çalışıyor napayım.

    Bir gün yine misafirlikteyiz. Çikolata ikram ettiler. Elimi uzatıp sadece bir avuç çikolata aldım. Bizimkiler benden utandı.

    • Aslında evde de var; ama yemiyor. Çocuk işte, dediler.

    ***

    Yeni doğduğumda ağlamışım meme vermişler. Gak demişim mama vermişler. Ağzımdan çıkan minik salyalar ve kusmalar için kenarı özel dantelli tülbent bezler hazırlamışlar. Gaz demişim çıkartmışlar, özel seçilmiş bebe bezlerine kaka yapmışım ılık suyla ve pamukla popomu temizlemişler. Bir görseniz. Çok havalıyım.

    Vesselam her şey yolunda gitmiş; sevildiğimi ve kabul edildiğimi hissetmişim.

    Ama, fakat, lakin… Ya şimdi. Özerkliğimi fark etmişim. Bişeyler yapmaya çalışıyorum. Hemen, yok ‘düşersin’, yok ‘üşürsün’, yok ‘kendine zarar verirsin.‘ Niye, ben de bir problem mi var anlamadım. Geleceğimizi inşa etmeye çalışıyoruz burada….

    İlerde bi sıkıntı olsa ‘bana çocukluğunu anlat’ deyip; yine bu yaşlara indirecekler. İstediğim sadece biraz sabır, biraz güven ve özgürlük hepsi bu. Çok mu zor beni anlamak…

    Bazen ‘bizimkiler beni sevmiyor mu acaba’ diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bir ayağım bebeklikte diğeri çocuklukta. Sanki bi nevi ergen gibiyim.

    Fuyoyd, Erik, Piyacet Amcalar bissürü şey yazmış. Gidin bi okuyun yaa.

    ***

    Kusura bakmayın. Biliyorum muhabbetim pek iç açıcı değil, sarmadı sizi. N’apalım krizdeyiz… Ya da sendrom. Kimine göre daha var krize. 2,5 yaşta girebilir mişim. 3-5 ayında mı hesabını vereceğiz. Neyse ne…

    2 yaş krizi bu. İngilizcesi de havalı: Terrible Two.

    Book’tan bir dönem. Yani kitap gibi, karışık.

    Soruyorum size… Söyleyin lütfen.

    “Beni Ben mi Delirttim”

    2 yaş krizimi ben mi çıkarttım.

  • Romatizmal hastalıkla yaşamak

    Romotizmal hastalığa rağmen, doğru tedavi sayesinde mutlu ve üretken bir hayat sürdürmek mümkündür. Etkisi kanıtlanmış birçok ilaç ve sağlık uzmanları hizmetinizdedir. Ancak ilk adım, hastanın hayatını ve durumunu kontrolü altına alınmasıdır. Bu, yeterli miktarda egzersiz, dinlenme ve sağlıklı beslenmeyle sağlanabilir. Aynı zamanda, hastalık hakkında doğru bilgilere sahip olmak, bu hastalığı aşmakta kişilere yardımcı olacaktır.

    Doğrular:

    Yalnız değilsiniz. Türkiye’de, her cinsiyetten ve yaştan kişi, artrit ve benzer hastalıklara sahiptir. Hastalığınızla ilgili sosyal paylaşım sitelerine girerek, benzer sorunlar yaşayan kişilerle iletişime geçebilir veya onların çabalarını gözlemleyebilirsiniz.

    Birçok romatizma hastalığı kroniktir. Genelde tamamen yok olmazlar.

    Durumu tamamen ortadan kaldıran bir çözüm olmasa da, hemen her hastalığa uygun tedavi mevcuttur.

    Romatizmal hastalıklardan mustarip birçok hasta, her geçen yıl daha mutlu ve tatmin edici hayatlar sürdürmektedir.

    Romatizmal hastalık nedir?

    Romatizmal hastalıklar, eklemlerde inflamasyon (iltihap; ağrı, şişlik, hareket güçlüğü gibi), genel vücut ağrısı, halsizlik, ateş, genel durum bozukluğu gibi bir çok yakınmalara neden olabilen hastalıklardan oluşan bir gruba verilen addır. Bu hastalık grubu, aynı zamanda günlük aktivitelerin yapımını zorlaştırır. Romotizmal hastalıkların 100’den fazla çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan bazıları osteoporoz, romotoid artrit, gut, fibromyalji, osteoartrit, sistemik lupus eritematoz ve skleroderma’dır.

    Belirtiler hastalıktan hastalığa değişse de, tüm bu hastalıklar, kemikler, eklemler, kaslar ve tendonları içeren, kas-iskelet sistemini etkilemektedir. Bazı hastalarda iç organlar da bu romotizmal hastalığın bir parçası olarak tutulabilir.

    Romatizma doktorunuz ve yardımcı sağlık çalışanları (romatizma hemşiresi, fizyoterapist gibi) ile aşağıda belirtilen önemleri ve aktiviteleri yerine getirmek, hayat kalitenizi artıracaktır.

    Hastalığınızı kontrol altına alan, size uygun ilaç tedavisi (başka sağlık sorununuz varsa bunları olumsuz etkilemeyecek) ve bunların yan etkilerinin takibi. Bu ancak romatoloji doktorunuz ve sizin aranızdaki uygun iletişimle sağlanabilir.

    Egzersiz programları

    Rahatlamak ve ağrıyı kontrol edebilmek

    Eklemleri korumak

    Dinlenme ve aktivite oranlarını dengelemek

    İyi beslenme ve ağırlık kontrolü (ideal kiloyu korumak)

    Stresi kontrol altına almak. Kronik bir hastalığın getirmiş olduğu sorunlarla yaşamak, çoğunlukla ankisiyete ve depresyonu da beraberinde getirir. Bu nedenle, romatoloji hastaları, genellikle psikiyatri desteğine ihtiyaç duyarlar.

  • Agorafobi ve Panik Bozukluk

    Agorafobi ve Panik Bozukluk

    Agorafobi kelimesi eski yunanca da ‘’alan korkusu’’ anlamına gelmektedir. Bu rahatsızlık genellikle panik bozukluk ile beraber görülmektedir ancak nadir olarak da tek başına görülebilir. Rahatsızlığın temelinde panik atak geçirme korkusu yatmaktadır. Kişiler panik atağın gelme ihtimaline karşı kaçmanın zor olduğu kalabalık veya dar ve sıkışık alanlarda bulunmak istemezler. Kısaca yardım almanın ve ortamı terk etmenin sınırlı olduğu yerlerde bulunma korkusu vardır.

    Agorafobi ve Belirtileri

    • Toplu taşıma araçlarını kullanmadan kaçınmak (Otobüs, tren, uçak, otomobil)

    • Açık yerlerde bulunamamak (Otopark, otoban, köprü, alışveriş merkezi)

    • Kapalı yerlerde bulunamamak (Sinema, tiyatro, mağaza)

    • Sırada beklemek istememek veya kalabalık bir yerde bulunamamak

    • Tek başına evin dışında bulunamamak.

      Panik Bozukluk (Panik Atak)

      Panik atak beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan çok şiddetli kaygı ve endişe duygularını barındıran yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı durumlardır.

      Panik Bozukluk (Panik Atak) Belirtileri

    • Kalp çarpıntısı

    • Terleme

    • Titreme, ateş basması

    Panik Bozukluk (Panik Atak) Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Panik atak tedavisinde tedaviye genellikle bu atakların hangi durumlarda ve hangi sıklıklarda ortaya çıktığı tespit edilerek başlanır. Panik bozukluk tedavisinde bilişsel davranışçı terapi etkinliği en yüksek tedavi yöntemlerinden bir tanesidir. Terapide kişilerin panik atak yaşamamak için kaçındığı durumlar ve güvenlik arama davranışları değerlendirilir. Danışanın kaygı hissettiği durumlar tespit edilerek terapi esnasında bu durumlar üzerinde çalışılır. Danışana seans dışarısında da ödevler verilerek terapi etkinliğinin sadece 40-50 dk ile sınırlı kalmaması sağlanır. Danışan verilen ödevleri yaptıkça zamanla panik hissi ve sıklığı azalmaya başlar.

    Nefes alamama duyumu

    Göğüs ağrısı ya da göğüs sıkışması duyumu

    Mide bulantısı, baş dönmesi ve sersemlik hissi

    Kol ve bacaklarda uyuşukluk hissi

    Kendine yabancılaşma ve gerçek dışı olma duyumu

    Kontrolü kaybetme ve delirme düşünceleri

    Ölüm korkusu

  • Romatizma hakkında yanlış bilinenler

    1. YANLIŞ: ROMATİZMA YAŞLILIK HASTALIĞIDIR

    DOĞRUSU: Romatizma hastalıkları, her yaş grubunda görülen hastalıklardır. Sadece osteoartrit (eklem kireçlenmesi), osteoporoz (kemik yoğunluğunun azalması), polimiyaljiya romatika gibi hastalıklar, yaşlanmayla daha yakın ilişkilidir. Aksine spor veya iş kazası veya doğuştan bir bacağı kısa olan genç yaşta kişilerde de eklem kireçlenmesi gelişebilir. Kortizon kullanımı gibi ilaca bağlı, ankilozan spondilit gibi iltihabi hastalıklar veya hormonal nedenler gibi birçok altta yatan hastalığa ikincil genç birinde de osteoporoz gelişebilir. Lupus, ailevi Akdeniz ateşi gibi birçok romatizma hastalığı, genç erişkinleri hatta çocukları etkileyebilir.

    2.YANLIŞ: KALPLICALAR ROMATİZMAYA İYİ GELİR

    DOĞRUSU: Kaplıcalar genellikle sıcak ve mineralli su içerirler. İçmece tipi olanlar, sindirim sistemini rahatlatabilir veya idrar yollarından kum ve taşın atılımını kolaylaştırabilir. Genellikle kireçlenme olarak bilinen osteoartritte, sıcak eklem ağrılarına iyi gelirken, tüm iltihaplı romatizma türlerinde sıcak, ağrı ve iltihabı artırır. Bu nedenle iltihabi romatizmal hastalıklarda kaplıca önerilmez.

    3. YANLIŞ: ROMATİZMA KALBE VURABİLİR.

    DOĞRUSU: Her iltihabi romatizmal hastalık kalbi tutmaz. Sanıldığının aksine, romatizmal hastalıkların çok azı kalbi etkiler. Kalbi etkileyebilen romatizmal hastalıklar içinde en bilineni akut eklem romatizması, özellikle kalp kapaklarını etkileyerek hasar oluşturabilir. Lupus kalp zarında tutulum yapabilse de genellikle tedaviyle kolayca kaybolabilir. Behçet hastalığı ve vaskülitlerin (damar iltihabı) seyri sırasında nadiren kalp etkilenebilir.

    4. YANLIŞ: YAĞMURLU HAVALARDA EKLEM AĞRISI ROMATİZMANIN BELİRTİSİDİR.

    DOĞRUSU: Çevremizde soğuk ve nemli havalarda eklem ağrıları, kemik üzerinde sızlar tarzda ağrı gibi yakınmaları olan kişilerle sıklıkla karşılaşırız. Öyle ki yağmur yağacağını söyleyen; sanki ayaklı meteoroloji uzmanı gibidirler. Çoğu kez doğru da çıkar. Bazen bunun bir romatizma belirtisi olduğunu düşünüp doktora başvuranlar bile vardır. Bu durum, hem romatizma hastalarında, hem de bilinen bir hastalığı olmaksızın sağlıklı kişilerde de; genç-yaşlı fark etmeksizin görülebilir. Romatizma hastalarında, düşük basınçlı soğuk ve yağışlı havalarda daha fazla ağrı hissetme veya var olan ağrıda artma olurken; yüksek basınçlı kuru ve sıcak havalarda ise ağrının kaybolduğu veya azaldığı gözlenmiştir. Hava durumuyla ilişkili eklem ağrısı yakınması, osteoartrit hastalarında biraz daha fazladır. Sağlıklı kişilerde hava durumuyla gelişen romatizmal ağrılar; bir romatizmal hastalığın belirtisi olarak değil; daha çok, o kişinin barometrik değişikliklere gösterdiği kişisel hassasiyet olarak düşünülmelidir.

    5. YANLIŞ: KALSİYUM VE D VİTAMİNİ EKLEMLERDE KİREÇLENMEYİ ARTIRIYOR

    DOĞRUSU: Kalsiyum ve D vitamini, kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) ve buna bağlı kırık riskinin azalmak amacıyla kullanılır. Kemiklerde veya damarlarda kireçlenmeye neden olmaz. Osteoartrit; halk arasında yaygın bilinen adıyla eklemin kireçlenmesi hastalığında gerçekten eklemde kireçlenme olmaz. Röntgen filminde kıkırdak dokunun aşınmasıyla birlikte, sertleşen kemiğin daha parlak ve beyaz görünmesi, kireç rengine benzetilerek bu kullanılmaya başlanmıştır. Eklemde kireçlenme söz konusu değildir.

    6. YANLIŞ: ROMATİZMA BİTKİSEL İLAÇLARLA TEDAVİ EDİLEBİLİR

    DOĞRUSU: Hiç bir bitkisel ilaç bugün için kanıta dayalı tıpta, hiç bir romatizma türünü tedavi ettiği gösterilememiştir. Aksine bazı bitkisel ilaçlar veya bitkilerin, romatizma tedavisinde kullanılan bir çok ilaçla etkileşerek karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya neden olduğu veya bazı alerjik tepkimemelere neden olduğunu çok sık olarak görüyoruz. Bu nedenle doktorunuza mutlaka bu konuda bilgi veriniz.

    7. YANLIŞ: ROMATIZMA HASTALIKLARI BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDEKİ YETERSİZLİKLE GELİŞİYOR.

    DOĞRUSU: Halk arasında romatizmal hastalıkların bağışıklık sistemindeki yetersizlikten kaynaklandığı düşünülerek bağışıklık sistemini güçlendiren bitkisel ilaç kullanımı çok yaygındır. Burada bir yanlış anlama söz konusudur. Romatizmal hastalıkların çoğunun kesin nedeni bilinmiyor ve bağışıklık sistemindeki sapkınlık sonucunda gelişir. Bu hastaların enfeksiyonlara cevabı iyidir ancak vücut, kendi hücre ve dokularını tanımayıp onlara karşı da savaş açar. Bağışıklık sistemini uyaran bu bitkisel ilaçlar fayda yerine tersine, hastalığın alevlenmesine de neden olabilir.

    8. YANLIŞ: ROMATIZMA SADECE EKLEMLERIN HASTALIĞIDIR.

    DOĞRUSU: Romatizma denilince akla, eklem, bağ dokusu, kemik veya kasları etkileyen ağrı, şişlik, şekil bozukluğu ve hareket kısıtlığına neden olan her türlü sağlık sorunları gelir. Aslında iltihaplı romatizmal hastalıklar, ayrıca böbrek, akciğer, karaciğer, cilt, damar, kan hücreleri, sinir sistemi gibi, bir çok organ ve sistemi tutabilir. Bu nedenle hastaların, iç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan romatoloji uzmanı tarafından takip ve tedavi edilmesi gerekir.

    9. YANLIŞ: ROMATİZMA HASTALARI İSTİRAHAT ETMELİDİR.

    DOĞRUSU: Romatizma hastaları ağrı ve iltihabın yoğun olduğu dönemde istirahat önerilse de bu süre içinde bile en azından izometrik egzersizlerle (yer çekimine karşı) eklemin hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir. İltihabın azaldığı durumlarda ise yine fizyoterapist eşliğinde eklem hareket açıklığını artıran ve güçsüz kası güçlendirmeye yönelik egzersizler verilir. Sanılanın aksine romatizma hastaları istirahat değil kontrollü egzersizlerini yapmalıdır. Ankilozan spondilit hastalığında ise ilaç tedavisi kadar egzersiz de bu hastalığın her döneminde tedavinin vazgeçilmezidir.

    10. YANLIŞ: ROMATİZMA İLE FİZİK TEDAVİ VEYA ORTOPEDİ İLGİLENİR.

    DOĞRUSU: İltihaplı romatizmal hastalıklar, yalnızca, kas, eklem ve bağ dokusunu değil, bir çok organ ve sistemi etkiler. Bu nedenle, hastaların ilk başvurularının, aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan romatoloji doktorlarına olması gerekir. Aksi takdirde tanı ve tedavide gecikmelerle istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Gerektiğinde romatoloji doktoru, fizik tedavi veya ortopediye sevk etmelidir.

    Romatizma Hastalarına Öneriler

    Romatizmal hastalıklarda stresden uzak kalmak, beslenme ve diyet önemlidir. Çoğu romatizmal hastalık kronik (müzmin) seyirlidir. Genellikle yatışık ve alevlenmelerle seyreder; uzun süreli ilaç tedavisi gereklidir. Bu nedenle hastanın; hastalığı ve ondaki tutulumları hakkında doktorundan sağlıklı bilgi almalı, tedavisine uyum göstermeli ve doktorunun yakın takibinde olmalıdır. Kendisiyle benzer hastalığı paylaşan hasta destek programlarına ulaşabilir. Gerekirse psikolojik destek almalıdır.

    Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek, iltihap üzerinde olumlu etkileri nedeniyle önerilir. Bunu haftada 2 kez balık tüketerek veya her gün balık yağı takviyesi alarak da sağlayabilirsiniz. Kalsiyumdan zengin beslenmek, kan düzeyine bakarak eksikse D vitamininin takviye edilmesi önerilir. Yüzme, düz yürüyüşler, pilates, yoga gibi egzersizlerle kontrollü olarak eklem hareket açıklığını korumak ve kası güçlendirmek gerekir.

  • Eşler Birbirini Neden Aldatır?

    Eşler Birbirini Neden Aldatır?

    Hiçbir ilişki, bitmek üzere ya da ihanet edilmek üzere kurulmuyor. Aşkla, romantizmle, tutkuyla başlıyor çoğu evlilik. Birlikte olmak, paylaşabilmek, bir olabilmek, eğlenebilmek, birlikte büyüyebilmek, birlikte yaşlanabilmek, çoğalıp çoluk çocuk sahibi olabilmek… hangi nedenlerle bir araya gelirseniz gelin, iyi niyetlerle ve mutlulukla evleniyor çoğu çift. Sonra ne oluyor da işler değişiyor? Güzel duyguların yerini nasıl oluyor da öfke, nefret alıyor? Güzel sevgi sözlerinin yerini alan aşağılayıcı, suçlayıcı cümleler nasıl oluyor da sarf ediliyor ağızlardan? Sonra gizli bir mesajla, bir resimle başka bir kadının ya da adamın sizin yerinizi aldığını öğrendiğiniz o büyük travma!!

    Aldatmayla ilgili yapılan bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, aldatmanın tek bir nedeni yok. Aldatma/aldatılmaya doğru çiftin ilişkisinde gözlenebilen bazı adımların olduğunu söyleyen Psikolog John Gottman, Rusbult ve Glass’ın ortaya koyduğu adımları okuyor olacaksınız yazımda.

    Aldatmaya giden en önemli ve ilk adım, belki de yaşanan pek çok kavganın ve sorunun ardından ya da iletişimsizliğin ardından eşini hoş olmayacak şekilde yargılayarak, gerçek ya da hayali alternatiflerle karşılaştırmaya başlamak. “Başka biriyle daha mutlu olurdum.”, “Daha iyilerine layığım.” düşünceleri bir virüs gibi kişinin aklına girmeye başlıyor. Belki de bu virüsün farkında bile olmadan.

    Güçlü ilişkilerde bireyler, eşinin ihtiyaç duyduğu ve bağ kurmaya çalıştığı anları/girişimleri fark ederler ve bu yönelmeye karşılık verirler. Sohbet etmek, şakalaşmak, yakınlık kurmak ya da destek olmak gibi… Çiftler birbirine yönelmemeye ya da karşıt yönelmeye başlıyor, bağ kurma zayıflıyor. Aynı evde iki yabancı olmaya başlıyorlar. Aralarında duygusal bir mesafe oluşuyor. “İhtiyacım olduğunda yanımda yoktu.”…

    Olumsuz durumlarda daha fazla taşma yaşanıyor, çatışmalar daha çetin yaşanıyor, patlamalar yaşanabiliyor. Çatışmalar içselleştiriliyor ve onarma çabaları işe yaramıyor.

    Evlilik terapisi, olumsuz duyguların da uygun bir şekilde ifade edilmesini öğrettiğimiz bir süreç. Evliliklerde duyguları bastırma, yok sayma oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor çünkü. Çift, birbirinden vazgeçmeye başlayabiliyor. Aldatma/aldatılma öncesi süreçte, çiftler olumsuz duyguları ifade etmemeye başlayabiliyor. İç dünyasını, duygularını anlatmama başlıyor. “Çok üzüldüm, kırıldım, çok kızgınım gibi…” olumsuz duyguların, olumlu duygular kadar ifade edilmesine ihtiyaç var ilişkilerde.

    İlişkiye duygusal yatırım, birbiriyle ilgilenme, beğeniyi ifade etme, ortak anlam ve ritüellerin sürdürülmesi ile mümkün. Bu olmadığında aldatma sürecine bir adım daha yaklaşmaya neden olabiliyor.

    İhtiyaçların karşılanması konusunda eşine güven azalabiliyor. Çiftler birbiri ya da ilişkileri için daha az özveride bulunmaya başlıyorlar. Eşinden çok başkalarıyla, köken ailesi, arkadaşları ile paylaşım ve boş zaman geçirilmeye başlanıyor. Bazen eşini diğerine kötüleme başlıyor ve “biz”in hikayesi zarar görüyor ve olumsuza dönüyor.

    “Sevgiyle yüceltmek” yerine “değersizleştirmek”, aşağılamak, eleştirmek başlıyor. Derin kırgınlıklar oluşuyor. Dolayısıyla yalnızlık, yalnızlaşma artıyor. İlişki yararına düşünceler azalırken, ilişki karşıtı düşünceler artıyor. Başka ilişkilere açık olma hali başlıyor. Evliliğinde olmayanı başka yerde arama başlayabiliyor. Masum gizli ilişkiler oluşmaya başlayabiliyor. Bu aşamada, sadakatsizlik konusunda yaptığı araştırmalarla dünyanın önde gelen psikoloğu Shirley Glass, eşler arasında bir perdenin çekildiğini ifade ediyor. Her geçen gün, eşinden daha fazla sır saklanıyor, kandırmalar artıyor. Bir süre sonra onarım ve doğru müdahaleler olmazsa, aktif aldatma başlayabiliyor, sınırlar aşılıyor ve evlilik sözleşmesine aykırı olarak bir diğeriyle ilişki yaşanmaya başlayabiliyor.

    Aldatma/aldatılma, her iki taraf için de derin bir travmadır. Tıpkı depremin ardından yaşanan duygusal, bilişsel, sosyal, bedensel yıkım gibidir. Deprem atlatılsa dahi, sıklıkla akıldan çıkmayacak, tekrar tekrar depreme dair düşünce ve görüntüler zihinleri haraplayacak, ve tekrar yaşanacağına dair korkulu bir bekleyişe neden olacaktır. Oldukça zor…

    Araştırma sonuçlarına, klinik ve sosyal psikolojinin laboratuar çalışmalarına göre genellikle aldatma/aldatılma öncesinde bu şekilde bir süreç yaşandığı ortaya konmuş. Elbette tüm ilişkilerde süreç aynen bu şekilde yaşanmayabilir. Ancak giderek kopmalar yaşanan bir ilişkide mutlaka bu durumun farkında olunması ve eşlerin sorunlarını uygun bir şekilde konuşmaya çalışması, olumlu ya da olumsuz duyguların paylaşılması, anlamaya ve dinlemeye odaklanılması, birlikte ortak anlam, roller ve ritüeller oluşturulması gerekir. Karşılıklı olumlu duyguların yaşandığı bir ilişkide de aldatma yaşanıyorsa, sanıyorum o kişinin karakteriyle, değer yargılarıyla ilgili bir durum olacaktır. Unutulmaması gereken bir şey var ki; tek bir aldatma ile bile eşle aralarındaki bağda derin yaralar açılıyor. Kaybettirdiği şey çok büyük ve değerli… Telafisi çok zor…

    Tüm bu sıkıntılı ve travmatik zor sürecin ardından yüz güldürücü bir haber de, çiftlerin aldatmayı çok zor da olsa atlatabildiklerini, haraplanan güven ve bağlılığın yeniden kurulabildiğini ve ilişkilerini yeniden yapılandırabildiklerini biliyoruz. Ancak profesyonel bir destekle…

  • Sorularla romatizma

    * Romatizmal hastalıkların kişinin yaşam kalitesini düşüren yönleri?

    -Romatizma, yaşam kalitesini bozan hastalıkların başında gelir. Romatizma hastaları uzun süreli (kronik) ağrılar, halsizlik ve yorgunluk nedeniyle, sorumluluklarını yerine getiremez, günlük işlerini hatta öz bakımını yaparken bile güçlük çekerler. Kişinin kendini yetersiz ve mutsuz hissetmesi; çoğunlukla depresyonu beraberinde getirir. İltihaplı romatizma hastalıkları, sadece eklemleri değil, birçok organ ve sistemi de etkiler. Tedavide gecikme sakatlıklara ve bazen de hayati tehdit oluşturur.

    * Romatizma nedir, kaç tipi vardır?

    -Romatizma tek bir hastalık değil; eklem, bağ dokusu veya kasları etkileyen her türlü sağlık sorunlarında kullanılan bir terimdir. Aslında romatizma, geleneksel anlamda eklem, bağ dokusu ve kasların dışında, birçok organ ve sistemi tutabilen hastalıkları da bünyesinde taşıyor. Romatizma başlığı altında 200’den fazla hastalık yer alıyor. İltihaplı olan ve olmayan romatizma olarak iki başlık altında toplanıyor.

    *Tedavisi en kolay ve en zor gerçekleşen romatizma tipleri hangileridir?

    -Romatizma tedavisi hem çok kolay hem çok zahmetli olabilir. Bunun nedeni romatizma hastalıklarının, her hastada farklı şiddette seyretmesinden kaynaklanır. Aynı hastalık bir hastada hafif bulgularla seyrederken, diğerinde bir çok organı tutarak daha ağır seyredebilir. Hastanın yaşı, cinsiyeti, yandaş diğer hastalıkları da tedaviyi etkiler. Öncelikle erken dönemde doğru tanı ve hastalığın tutulum şiddetinin belirlenmesi, tedaviyi kolaylaştırır.

    * Kadınlarda mı erkeklerde mi daha çok görülür?

    -Romatizmal hastalıklar genellikle kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Lupus (9 kat), romatoid artrit (3 kat), Sjögren (9 kat) gibi bazı iltihaplı romatizma hastalıkları kadınlarda daha fazla iken, ankilozan spondilit (2 kat) ve gut (3 kat) ise erkeklerde daha fazla görülmektedir.

    *Toplumda görülme sıklığı nedir?

    – Osteoartrit (eklem kireçlenmesi), yaşlılarda en sık görülen ve en fazla sakatlık nedeni olan bir eklem hastalığıdır. Direkt röntgen filmlerinde, 70 yaş üstündekilerin %70’inde osteoartrit bulgusu vardır. Yapılan bir çalışmaya göre, bir kişide tüm hayatı boyunca diz osteoartriti gelişme riski yaklaşık %46; kalça osteoartriti gelişme riski ise %25’tir.

    -Osteoporoz (kemik erimesi), 50 yaş üzeri her 3 kadından birinde ve her 5 erkeğin birinde,

    -Romatoid artrit, gut, ankilozan spondilit her 100 kişiden birinde, ortaya çıkıyor. Behçet hastalığı; her 1000 kişiden 3’ünde, lupus 1000’de 1 gelişir.

    * Kimlerin romatizma riski daha fazladır?

    Romatizma her yaşta ortaya çıkabilir ve her iki cinsiyeti de etkiler.

    -Ailede romatizmal hastalık hikayesi önemlidir. Ankilozan spondilitli hastaların beşte birinde, birinci derece akrabalarında da benzer hastalık vardır. Sedefe bağlı eklem tutulumunda ise bu oran üçte birdir. Ailevi akdeniz ateşi ise birebir geçiş gösteren romatizma hastalığıdır; birinci-ikinci derece akrabalık önemlidir. Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklarda, az da olsa ailesel yatkınlık vardır. İltihapli olmayan romatizmada da ailesel yatkınlık oluyor. Osteoartritte özellikle el osteoartritinde ailesel yatkınlık söz konusudur. Bu nedenle korunmak için fazla kilolardan kurtularak, ekleme fazla yük bindirerek aşındırmamak gerekiyor.

    -İltihapli olmayan romatizma olan osteoartrit, genellikle ileri yaşlarda başlıyor. Ancak doğuştan kalça çıkığı, bacakta kısalık veya mesleksel travma, düşme vs. varsa daha erken yaşlarda da gelişebiliyor.

    *Hangi romatizma hangi belirtileri verir?

    * Kişide romatizma olma ihtimaline dikkat çekecek 10 soruluk bir mini test

    Bilinen bir travma olmaksızın eklemde ağrı, şişlik, sıcak ve hareket ettirmede zorluk, iltihaplı eklem romatizması belirtisi midir? (doğru).

    Aniden hareketle başlayan bel ağrısı, iltihaplı romatizma belirtisi midir? (Yanlış-dejeneratif bel ağrısı-iltihaplı olmayan bel ağrısı bulgusudur)

    Romatizma yaşlıların hastalığıdır (Yanlış- Romatizma her yaş grubunda görülebilir. Lupus, ankilozan spondilit, romatoid artrit, Behçet Hastalığı, ailevi Akdeniz Ateşi gibi bir çok romatizmal hastalık, genç-erişkin yaştakileri tutar.

    Romatizma sadece eklemleri mi tutar? (yanlış) Romatizma sadece eklemleri, bağları, kasları değil; iltihaplı romatizmal hastalıklar; göz, akciğer, böbrek gibi bir çok organ ve sistemleri de tutar)

    Kemik erimesi (osteoporoz), sadece menapoz sonrası kadınlarda mı görülür? (Yanlış-osteoporoz genç yaşlı ve her iki cinsiyeti de etkiler. Bazı ilaçlar veya bazı hastalıklara erken yaşta osteoporoz gelişebileceği gibi, 70 yaş üzeri erkeklerin de 3 de 1’inde görülür)

    Kalsiyum ve D vitamini almak, eklem kireçlenmesine yol açar mı? (Hayır-kalsiyum ve D vitamini kas ve kemik sağlığı için çok önemlidir. Aşınmış eklem röntgende daha beyaz göründüğü için kirece benzetildiği için bu terim kullanılır-aslında eklem kireçlenmez)

    Uveit (bir tür göz iltihabı), romatizma belirtisi midir?. (Evet -uveit hastalarının yaklaşık yarısı bir romatizmal hastalıkla ilişkilidir).

    Tekrarlayan, karın ağrısı, ateş, göğüs kafesinde ağrı, eklem ve kas ağrısı olup 3 gün sonra kendiliğinden geçiyorsa önemli midir? (Evet-bu belirtiler ailevi Akdeniz Ateşi hastalığının belirtileridir)

    Tekrarlayan düşük (gebelik kaybı) ve pıhtı ile damar tıkanıklığı romatizma belirtisi midir? Evet-çoğunlukla anti-fosfolipid sendromu adı verilen bir romatizmal hastalığın belirtisi olup çoğu kez hayati önem taşır)

    Güneş ışınlarına hassasiyet, ağız içi yaralar, saç dökülmesi, soğuk veya stresle parmakların beyaz ve mor hal alması romatizma belirtilerinden midir? Evet bu yakınmalar lupus dahil bir çok romatizmal hastalıklarda görülebilen belirtilerdendir.

    Ağız ve göz kuruluğu, cilt kuruluğu romatizma belirtisi midir? Evet-Ağız ve göz kuruluğunun bir çok nedeni olmakla birlikte eden eklem ağrıları varsa Sjögren sendromu adı verilen hastalığa bağlı da olabilir).

    Ağız içinde tekrarlayan yaralar, genital bölgede yara, göz iltihabı (uveit) , sivilce, bacakta çıkan ağrılı şişlikler, sivilce romatizma belirtisi midir?

    Evet (Bu belirtiler Behçet Hastalığının sık görülen belirtileridir).

  • Çocuğuna Hayır Diyemeyen Annelere Sesleniyorum!

    Çocuğuna Hayır Diyemeyen Annelere Sesleniyorum!

    Çocuğunuz doğduğu andan itibaren onun her gün değişimini izliyorsunuz. Bir aydan diğer aya hangi büyük değişikliklerin olduğunu da biliyorsunuz. Bebek on iki aylıkken sadece birkaç kelime onun için anlam ifade ederken, yirmi dört aylık olduğunda ‘’hayır’’ dediğinizde işbirliği yapmak için etkili bir yöntem olmaya başlar.

    Çocuğunuza hayır demenin 3 evresi vardır;

    İlk Evre:

    İlk aşamada ‘’hayır’’ yoktur ama bu süreç, bebeğinizi bir sonraki evrelere haızlrar. Bu evre her an sorumlu olan sizsinizdir. Istenmeyen bir durum olduğunda kendinizi suçlarsınız. Bu aşama çok yavaş bir biçimde sonlanır. Siz sorumluluk almaya devam edersiniz elbette ama çocuğunuz etrafında olanları kavrama becerisi geliştikçe rahatlamaya başlarsınız. Bu aşama iyi bir şekilde geçmişte kalırsa, çocuğunuz aile denetimine gerek kalmadan toplumun bağımsız bir üyesi haline gelir.

    Bu evre atlanır ya da nasılsa anlamaz denirse, ileride sadece anne-baba yanındayken ‘’hayır’’lara uyan ama onlar yokken neyin evet neyin hayır olduğunu kendi başına karar veremeyen çocuklar olabilmektedirler.

    İkinci Evre:

    Bebeğinize hayır demeye başlarsınız, çünkü bebeğinizin zihinsel süreçlerinin yavaş yavaş geliştiği, izin verdiğiniz şeylerle izin vermediklerinizi fark etmeye başladığını fark edersiniz. Bunu yaparken ahlaki açıdan doğru ve yanlışlara bakmazsınız, yalnız bebeğinize onu korumaya çalıştığınızı hissetmesini sağlarsınız. Bu evredeki ‘’hayır’’lar çevredeki tehlikelerden korumaya yöneliktir. Bu dönemde çocuk tehlikleli durumlarla karşılaştığında sadece ‘’hayır’’ demek yeterlidir.

    Üçüncü Aşama:

    Bu dönem çocuğunuza hayır derken ‘’hayır’’ların nedenlerini açıklamakla geçen bir dönemdir.

    ‘’hayır çünkü hayır diyorum!’’ dan ziyade ‘’hayır çünkü o sıcak ‘’ gibi açıklamalarla dili de sürece dahil etmiş oluyoruz.

    Mutlu bir anneyseniz, ‘’hayır’’ meselesini kolaylıkla halledebileceğinizi düşünüyorum. Mutsuz anneler klinik gözlemlerimden yola çıkarak bunu söyleyebilirim ki; kendi mutsuzlukları nedeniyle bebek bakımının mutluluk veren yönlerini abartma eğilimi göstermekteler. Bazen sadece canları istemediği için ‘’hayır’’ demekteler bu da genellikle çocukta tepkiye yol açabiliyor.

    Peki neye göre ‘’hayır’’ demeliyim? Dediğinizi duyar gibiyim;

    Çocuğun o anki davranışı yapmasında tehlikeli ve size göre yanlış bir şey yoksa yapmasına izin vermek yoksa hayır demek belki de ne zaman hayır diyeceğiniz konusunda size yol gösterebilir. Unutmayın ki ne kadar hayır dediğiniz değil ne kadar tutarlı hayır diyebildiğiniz önemlidir.

  • Romatizma hakkında genel bilgiler (romatizma hakkında bilmek istedikleriniz)

    Romatizma denilince eklemlerimizi, kaslarımızı veya bağlarımızı etkileyen her türlü ağrılı durumlar aklımıza gelir. Aslında romatizma, sadece eklem, bağ dokusu ve kasların değil, bir çok organ ve sistemi de tutabilen hastalıkları bünyesinde taşır. Bu nedenle, kapsamı (yaklaşık 200 kadar hastalığı içerir) oldukça geniştir. Romatizma hastalıklarının belirtisi de tutulan yere ve organa göre değişir. Romatizmal hastalıkları kabaca iltihaplı olan ve olmayan diye ikiye ayırabiliriz. İltihaplı romatizmalardan en sık görüleni romatoid artrit, ankilozan spondilit, gut, lupus, Behçet hastalığı, sedefe bağlı artrit, gibi hastalıklardır. İltihaplı olamayanlarda ise osteoartrit (eklemin kireçlenmesi), fibromiyalji (yumuşak doku romatizması) gibi hastalıklar yer alıyor. Eklem ağrısı; iltihaplı olmayan eklem romatizmasında istirahatte ağrı olmaz. Harekete başlamakla ve o eklemi kullanıp zorladıkça (merdiven inip çıkma, oturup kalkma gibi) ağrı olur, eklemde yarım saati geçen sabah katılığı olmaz ve eklem üzerinde kızarıklık, şişlik ve sıcaklık olmaz.

    Ne zaman iltihaplı eklem romatizmasından şüphelenmeli?

    Travma (düşme, çarpma) olmadan eklem yerinde; ağrı, şişlik, sıcaklık, kızarıklık, hareket ettirirken zorlanma belirtilerinden bir veya daha fazlası varsa,

    Ağrı hem istirahatte hem de hareketle varsa, durdukça daha da artıyorsa, sabahları eklemi kullanırken yarım saatten fazla katılık hissi varsa; iltihaplı eklem romatizmasını düşündürür.

    İltihaplı eklem romatizmasında eklem dışında diğer organ ve dokulara ait belirtiler de olabiliyor. Göz iltihabı (konjuktivit, uveit, episklerit gibi), ağız içi yaralar, saçlarda dökülme, cilt döküntüsü, ağız veya gözde kuruluk, kas ağrıları da romatizmanın bir belirtisi olabilir.

    İltihaplı romatizma hastalarında; eklem ve kas ağrılarının yanı sıra; halsizlik, yorgunluk, ateş ve kilo kaybı gibi genel hastalık belirtileri veya tuttuğu yere göre cilt döküntüsü, saç dökülmesi, ağız içi yaralar, ağız ve gözde kuruluk, gözde iltihap, nefes darlığı öksürük, bacaklarda ödem, tansiyon yükselmesi, inatçı ve şiddetli baş ağrısı, karın ağrısı gibi bir çok yakınmalara neden olabilir.

    İltihaplı omurga romatizmasında (ankilozan spondilit), özellikle istirahatte gelişen

    Aşağı bel bölgesi (kaba etlerin arasında; hastalar kalça ağrısı olarak da tarif eder), boyun, bel, sırt ağrısı vardır. Hareket ettikçe

    Bel ağrısı:

    Bel ağrısı, soğuk algınlığından sonra insanları en fazla etkileyen bir sorun. Öyle ki toplumda her 100 kişiden 80’i hayatında bir kez bel ağrısı sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Bel ağrısı en sık, omurgayı kötü kullanmaya bağlı oluşuyor. Bel ağrılarının yaklaşık yüzde 10’u da ankilozan spondilit, bir başka deyişle omurganın iltihaplı romatizmasından kaynaklanıyor. İltihaplı olan ile olmayan omurga romatizmasındaki bel ağrıları farklı oluyor. İltihaplı olanda ağrı istirahatle oluşuyor, hareketle azalıyor veya geçiyor. İltihaplı olmayan tipinde ise istirahatte bel ağrısı yokken, harekete başlamakla birlikte ağrı oluşuyor.

    Ne zaman ankilozan spondilitten şüphelenmeli?

    40 yaşından önce başlamışsa,

    Sinsi başlangıç (tam olarak başladığı zamanın bilinmediği) gösterdiyse,

    En az 3 aydır sürüyorsa,

    Sabahları ve uzun istirahat sonrası bel tutukluğu artıyorsa,

    Egzersiz ile düzeliyorsa; romatizmadan şüphelenmek gerekiyor.

    Romatizmanın sebepleri nelerdir?

    Romatizmanın çok çeşitleri vardır. Kolay anlaşılır olması açısından iltihabi olan ve olmayan olarak ayırdığımızda; iltihabi olmayan romatizmal hastalıklardan örneğin osteoartritin nedeni genetik yatkınlıkla birlikte, aşınma ve yıpranmaya yani o eklemin hor kullanılmasına bağlıdır. Ekleme binen yükün arttığı şişmanlık, spor yaralanmaları, doğumsal bazı sakatlıklara ikincil olarak fazla kullanma gibi bir çok nedene bağlı gelişebilir. Septik artrit denilen eklemin mikrobik iltihabı hariç, diğer iltihabi romatizmal hastalıkların genellikle sebebi bilinmiyor. Bunların hepsi kişinin bağışıklık sistemindeki bazı anormal davranışlar nedeniyle gelişir. Buna da kişinin genetik yapısının yanı sıra, bazı çevresel faktörler neden olur. Bu çevresel faktörlerden en fazla suçlanan ise bazı enfeksiyonlar, sigara ve strestir.

    Romatizma tanısı nasıl konur?

    Belki her hastalığın tanısında anamnez adı verdiğimiz, hastadan alınan kendi ifadesiyle hastalık bilgisi önemli olsa da bizim hastalıklarımızda ayrı bir önemi vardır. Kişinin ve ailesinin yani birinci derece bazen ikinci derece akrabalarındaki tıbbi özgeçmiş bilgileri edinilir. Ayrıntılı bir muayeneyle birlikte, bazı kan idrar testleri ve görüntüleme testlerini kullanırız. Hastalıklarımızın çoğu, birçok organ ve sistemi de tuttuğundan, farklı hastalıklarla karışabilir. Erken dönemde tanı konulması zor olabilir. İşte bu bağlamda aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan ve romatoloji yan dal ihtisası yapan hekimler; bu hastalıkların daha kolay teşhis ve tedavi edebilir.

    Romatizma nasıl tedavi edilir?

    Çok az romatizmal hastalık tedaviyle tamamen ortadan kalkar. Hastalıklarımız genellikle uzun seyirli olup alevlenme ve remisyon dediğimiz yatışık durumda gider. Tedavide başlangıçta kısa sürede hastalığı kontrol altına almak için kortikosteroid ve bazı steroid olmayan ağrı kesiciler kullansak da, genellikle uzun süreli, hastalığın seyrini değiştiren ve kontrol altında tutan ilaçlar kullanıyoruz. Aynı hastalık her bireyde farklı seyrettiğinden, veya kişinin yandaş başka hastalığı var ise veya gebelik beklentisi gibi birçok kişiye özel durumlarda; tedavi de kişiye özel düzenlenir.

    Romatizma tamamen tedavi edilebilir mi?

    Romatizmal hastalıkların çok azı tedaviyle tamamen ortadan kalkar. Genellikle müzmin (kronik) hastalıklar olup yıllar süren uzun süreli tedavi gerekir. Bu nedenle ilaçlar, doktor kontrolünde alınmalıdır. Tedavide amaç hastalığı kontrol altına almak, kişinin ağrısını ve rahat olmasını sağlayarak yaşam kalitesini yükseltmektir.

    Romatizma tedavi edilmezse nelere yol açar?

    Romatizmal hastalıkların erken dönemde tanınıp etkili tedavisinin verilmesiyle, hastalığa bağlı gelişebilecek sakatlık ve ölümlerin önüne geçmek mümkündür. Bunu hastalıklar üzerinden örneklendirecek olursak; iltihabi bir romatizmal hastalıklardan biri olan romatoid artritte, eklemde sakatlık gelişimi genellikle ilk 2 yıl içinde çok hızlı olur. Özellikle ilk 6 ay içinde tanınıp, uygun tedavi alanlarda hastalığa bağlı sakatlık gelişmediği görülmüştür. Ciddi böbrek tutulumu olan lupuslu bir hastada, tedavi edilmezse üremi ve buna bağlı ölüm kaçınılmaz olacaktır.

    Romatizmada aile hikayesi önemli midir?

    Romatizmal hastalıkların çoğunda aile hikayesi önemlidir. Osteoartritte özellikle el osteoartritinde ailesel yatkınlık söz konusudur. Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklarımızda, az da olsa ailesel yatkınlık önemlidir. Ankilozan spondilitli hastaların beşte birinde, birinci derece akrabalarında da benzer hastalık vardır. Sedefe bağlı eklem tutulumunda ise bu oran üçte birdir. Hatta ikinci derece akrabalarda da sedef bulunabilir. Ailevi akdeniz ateşi; birebir (Mendel) geçiş gösteren hastalığımızdır. Birinci-ikinci derece akrabalık önemlidir.

    Stresin romatizmaya etkisi var mı?

    Stres, bir çok romatizmal hastalığın ortaya çıkışını kolaylaştıran bir faktördür. Örneğin fibromiyalji adı iltihabi olmayan halk arasında yumuşak doku romatizması ad verilen bu hastalıkta; kişide yoğun stres ve buna bağlı ankisiyete ve depresyon gibi bozukluklar vardır. Otoimmun romatizmal hastalıklarımızda ise genetik olarak yatkın kişide, stres bağışıklık sistemini etkiler ve hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran bir faktördür. Romatizmal hastalıkların çoğunluğu (kronik) yani müzmin hastalıklar olduğundan; hastalığın kendisi de kişide stres yaratır ve tedavi uyumunu etkiler. Bu nedenle hastalarımıza çoğunlukla psikolojik destek de gerekir.

    Vitaminin romatizmaya etkisi var mı?

    D vitamini eksikliği ve buna bağlı osteoporoz gelişmesi dışında; vitamin eksikliği romatizmaya neden olmaz. Ancak hastalarımızda steroid kullanımına bağlı osteoporozdan korumak amacıyla mutlaka kalsiyum ve D vitamini takviyesi yapmak gerekir. Metotreksat kullanan hastalarda, folik asit eksikliği gelişeceğinden, mutlaka desteklenmelidir. Bazı hastalıklarımıza pernisyöz anemi denilen B12 eksikliği eşlik edebilir. Araştırılarak tedavisi verilmelidir. Balık yağı; omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenmek, lupus hastalarında faydalı olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla satılan bitkisel bazı ürünler, otoimmün hastalıklarımızın alevlenmesine neden olduğundan kullanılmamalı.

    Fazla kilonun romatizmaya etkisi var mı?

    Fazla kilo, eklem üzerine binen yükü artırarak özellikle dizde ve belde osteoartrit gelişme riskini artırır.

    Romatizmanın kadın ve erkeklerde görülme oranları nelerdir?

    Romatizmal hastalıklar genellikle kadınlarda daha fazla görülür. Lupus ve Sjögren sendromu kadınlarda erkeklere göre 9 kat daha fazladır. Romatoid artrit kadınlarda 2,5-3 kat daha fazladır. Ankilozan spondilit, gut gibi bazı hastalıklar ise erkeklerde daha fazladır.

    Romatizmadan korunmak için nelere dikkat etmek gerekir?

    Bir çok romatizmal hastalığın nedeni bilinmediğinden, korunma sağlamak da pek kolay değildir. Ancak, osteoartrit için; fazla kilo almamak, bacak, boyun, sırt ve bel kaslarımızı güçlendirmek ve eklemin hareket açıklığını korumak için bisiklete binme, (pilates benzeri) germe egzersizleri, yüzme ve düz yürüyüşler yapabiliriz. Osteoporozdan korunmak için, kalsiyumdan zengin beslenme ve gerekirse D vitamini ve kalsiyum takviyesi, ağırlık binen egzersiz (düz yürüyüş gibi) yapılabilir. Sigara, bazı hastalıkların gelişmesini kolaylaştırdığından, içilmemeli. Gut hastalığı için uygun diyet, fazla kiloların verilmesi, tansiyon ve kan şekerinin düzenlenmesi önemlidir. Birinci derece akrabalarda, ailevi Akdeniz ateşi hastalığı varsa, evlenmeden önce genetik danışmanlık alınabilir.

    Kireçlenme (osteoartrit) nedir? Nasıl belirti verir?

    Osteoartrit (eklem kireçlenmesi), eklemin en sık görülen hastalığıdır. Eklemin kıkırdak yapısının bozulması ve yıkılmasıyla eklemde hasar gelişir. Osteoartrit, orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında ‘eklemlerin aşınması’ veya ‘kireçlenme’ olarak da bilinir. Yaşlılarda daha sık olmakla birlikte; bazı spor yaralanmalarında veya mesleki travmalar sonrasında veya doğuştan kalça çıkığı gibi mekanik bozukluklarda; eklemlerde aşınmayla birlikte, daha erken yaşlarda da osteoartrit gelişebilir. Genellikle hareketle oluşan bel ağrısı veya eklem ağrısı, takılma hissi ve kısa süreli tutukluk hissi vardır. Merdiven veya yokuş çıkarken, dizi bükerek oturup-kalkarken ağrı ve takılma hissi, özellikle merdiven inerken boşluğa gelme gibi dizinde boşalma hissi olabilir. Eklemin hareket açıklığında azalma olur. Ellerde parmak uçlarında veya ortasında kemikte büyüme gibi belirtiler verir.

    Kireçlenme (osteoartrit), vücüdun hangi bölümlerinde görülür?

    Kireçlenme (osteoartrit), en fazla, omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar; daha az oranlarda omuz ve ayak bileği tutulur.

    Kireçlenmenin sebepleri nelerdir?

    Yavaş seyirlidir. Yaşlanmaya bağlı eklemin kıkırdak yapısı değişir. Fazla kilolu olmak, düşme veya diğer bazı mekanik travmalara bağlı kıkırdakta parçalanma, ardından menüsküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. Gut veya romatoid artrit gibi eklemi tutan ve aşındıran hastalıklarda, osteoartrit daha kolay gelişir.

    Kireçlenme (osteoartrit) tanısı nasıl konur?

    Hastanın öyküsünde; hareketle oluşan eklem ağrısı, takılma ve kısa süreli tutukluk hissi; muayene bulguları ve görüntüleme yöntemleri ile tanı konur. Direkt grafiler (röntgen) veya bazen daha ileri görüntüleme için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kullanılır.

    Kireçlenme (osteoartrit) nasıl tedavi edilir?

    Osteoartrite bağlı eklem hasarı geliştikten sonra, bunu geriye çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı, ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi genellikle birlikte kullanılır; bazen cerrahi tedavi yapılır.

    İlaç Dışı Tedaviler:

    Kilo vermek ve egzersiz temeline dayanır. Fazla kilolardan kurtulmak; diz, kalça ve bele binen yükü azaltacağından, bazen tek başına da rahatlama sağlar. Vereceğiniz her 10 kg ile dizlerinize binecek 40 kiloyu azaltmış olacağınızı unutmayınız.

    Egzersiz, kas gücünü artırır, eklem ağrısı ve tutuklukta azalma sağlar.

    Ayrıca günlük aktiviteleri için yardımcı ‘wolker’ denilen bir yürüteç veya baston kullanmak, o ekleme binen yükü azaltacak ve dengeyi sağlamaya yardımcı olacaktır. Sıcak veya soğuk (sadece inflamasyon olduğunda) uygulama, kısa bir süre için osteoartrit belirtilerini hafifletebilir.

    Spa (sıcak küvet), masaj, akupunktur gibi bazı alternatif tedaviler, kısa bir süre için ağrıyı hafifletmeye yardımcıdır. Ancak, pahalı ve tekrarlayan tedaviler gerektirebilir. Ayrıca, alternatif tedavileri (bazen tamamlayıcı ya da bütünleyici olarak adlandırılır) uzun vadeli faydaları kanıtlanmamış ama hastalarda bazen geçici iyilik sağlayabilir.

    İlaç Tedavileri:

    İlaç tedavisinin topikal, oral (ağız yoluyla) ve enjeksiyon formları vardır. Doğrudan etkilenen eklemlerin üzerindeki deriye, topikal ilaçlar uygulanır. Bu ilaçlar kapsaisin krem​​, lidokain ve diklofenak jel gibi. Asetaminofen (parasetamol) gibi ağızdan alınan ağrı kesiciler, yaygın olarak kullanılan ilk tedavilerdir. İnflamasyon (sıcaklık, su toplanması ve şişme varlığında) varlığında, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (genellikle NSAİİ denir: naprosyn, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi) kullanılır.

    Eklem içi enjeksiyonlar; kortikosteroidler (kortizon) veya hiyalüronik asit denilen yağlayıcı bir form ile yapılabilir. Bazı hastalarda birkaç yıl, diz protezinde gecikmeye yardımcı olabilir.

    Cerrahi: Şiddetli olgular için bir tedavi seçeneğidir. Eklemde ciddi hasar, ya da tıbbi tedavinin ağrıyı gideremediği durumlarda veya ciddi işlev kaybı varsa, tercih edilir. Cerrahi olarak, diz veya kalça eklem replasmanı (protez) veya daralan spinal kanalda sinir basısını gideren müdahaleler gerekebilir.

    Destekleyici Tedaviler:

    Birçok beslenme takviyeleri osteoartrit tedavisi için kullanılmaktadır. Bunların çoğu, etkinlik ve güvenirlikle ilgili verilerden yoksundur. En yaygın kullanılanlar arasında Glucosamine / Chondroitin sülfat’tır. Ağızdan kullanımının, osteoartritte etkinliği plasebodan (yalancı ilaç) farksızdır. Güvenle kullanmak ve ilaç etkileşimlerini önlemek için, bu takviyelerden herhangi birini kullanmadan önce, lütfen doktorunuza danışın. Bu ilaçların su ve tuz tutarak ödem, tansiyonunuzda yükselme gibi istenmeyen yan etkileri vardır.

    Osteoartritli Hastalara Öneriler:

    Osteoartritin tedavisi yoktur, ancak bunun sizin yaşamınızı nasıl etkileyeceğini yönetebilirsiniz. Bazı ipuçları şunlardır:

    Otururken veya uyurken boyun ve sırtı düzgün konumlandırmak ve desteklemek.

    Bir yere uzanırken sandalye kullanımı veya klozet kullanılması gibi günlük eklemleri zorlamayacak yaklaşımlar da bulunun.

    Bükme gibi eklemi zorlayan tekrarlayan hareketlerden kaçının.

    Aşırı kilolu veya obez iseniz kilo verin. Ağrıyı azaltabilir ve osteoartritin ilerlemesini yavaşlatır.

    Her gün egzersiz yapın.

    Günlük aktivitelerinizde, destek cihazları kullanın.

    Size en uygun egzersizleri öğrenmek ve yardımcı cihazları seçmek için bir fizyoterapist veya mesleki terapist ile çalışabilirsiniz.

    Osteoartrit Tedavisinde Romatoloğun Rolü:

    Romatoloji doktoru, osteoartritin teşhis ve tedavisinde önemli rolü olmakla birlikte; genellikle multidisipliner (diğer bölümlerle ortak) çalışmayı gerektiren bir hastalıktır. Bu nedenle, fizik tedavi, ortopedi veya beyin cerrahisi doktorlarının da bu hastalığın tedavisinde önemli görevleri vardır.

    Kireçlenme (osteoartrit) için kimler risk grubundadır?

    Osteoartrit, yaşlılarda en sık görülen ve en fazla sakatlık nedeni olan bir eklem hastalığıdır. Direkt röntgen filmlerinde, 70 yaş üstündekilerin %70’inde osteoartrit bulgusu vardır. Yapılan bir çalışmaya göre, bir kişide tüm hayatı boyunca diz osteoartriti gelişme riski yaklaşık %46; kalça osteoartriti gelişme riski ise %25’tir.

    Osteoartrit yaşlılarda

    Ailesinde osteoartrit bulunanlarda (özellikle birinci derece akrabalarda-anne, baba ve kardeşlerde)

    Şişmanlarda

    Eklem yaralanması veya eklemlerin tekrarlayan aşırı kullanımına bağlı yaralanması

    Eklem deformitesi (bacak boyunun eşit olmaması, menisküsün erken yaşta çıkartılması, gibi)

  • Anneliğin Söylenmeyen Yaraları

    Anneliğin Söylenmeyen Yaraları

    Küçük bir kız çocuğu, genç kızlık daha sonrasında bir kadın ve en nihayetinde bir anne olunca dökülüyor dudaklardan ‘’Annelik tabi mükemmel bir dugu’’. Dudaklardan dökülmeyen cümlenin devamındaki ‘’Ama’lar ve yara’lar’’ var. Kimse zorluklarından bahsetmiyor.

    Herkes anne olunca ‘’Mükemmel Anne’’ olması gerektiğine inanıyor. Soayal medya annelerine bakıyorlar. Her zaman her şey harika, hep gülüyor, hep mutlular. Ancak gerçekler hiç de görüldüğü gibi değil! Gerek kliniğime gelen anneler, gerek seminerlerde, kongrelerde konuştuğum anneler, o yaralardan bahsediyor.

    ‘’Emzirirken çok canım yanıyor, çığlıklar atmak istiyorum ama bağırmak beni kötü bir anne yapar’’

    ‘’Hala benim çocuğum olduğuna inanamıyorum ama böyle düşünmemem gerektiğini biliyorum’’.

    ‘’O dünyaya geldikten sonra bir daha evden gitmeyecek olmasına katlanamadım bir süre. Artık hayatımdan çıkartamayacağım. Sürekli bana bağlı benim de birine bağlı olmam gereken bir canlı var, bu beni boğuluyor gibi hissettiriyor’’.

    ‘’Karnım gittikçe büyüyor, durmasını istiyorum bazen, çünkü hayatıma girdikten sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, özgürlüğüm sona erecek. Dünyaya geldikten ne kadar sonra bağımsız olabilecek. Bunları söylemekten utanıyorum ama böyle hissediyorum.

    Peki bu zorluklar neden anlatılmıyor?

    Toplumsal olarak anneliğe yüklenen birçok sıfat bulunmakta. ‘’Annelik kutsaldır. Anne kan kusar, kızılcık şerbeti içtim der, anne dediğin her zaman çocuğunu sonsuz sevmeli, anneler her durumda güçlü olmalıdır’’…

    Bu zorluklardan bahsettiğinde anneler neden suçluluk hissediyor?

    bütün bu yüklemeler karşısında kadın anne olmaya alışmaya çalışırken toplumun beklentilerini karşılayamadığında kendini ‘’yetersiz’’ hisseder. Bütün annelerin bu sıfatları taşıyabildiğini ama kendisinin yapamadığını düşünerek bu yaralardan söz etmez.

    Bu yaralardan nasıl kurtulabilirim?

    • Her annenin öyküsü kendine özeldir. Terapi danışmanlığı almaktan çekinmeyin sevgili anneler. Danışmanlık almak sizi güçsüz yapmaz tam tersine güç kadar güçsüzlüğün de insan olmanın bir parçası olduğunu gösterir.

    • Bazı yaralar sadece süreçten ibarettir ve geçer.

    • Bazı yaralar da iz bırakır ama izlerle yaşamanın de güzel yanları vardır.

    • Anneler bana söyleyemediğiniz yaralarınızı yazarak ulaşabilirsiniz, belki birlikte sarabiliriz. Neden olmasın değil mi?