Yazar: C8H

  • Wegener granülomatozu nedir? Belirtileri nelerdir?

    Kan damarlarının iltihabına neden olan nadir bir hastalıktır. ANCA ilişkili vaskülitlerden biridir. Bu iltihap çeşitli organlara kan akışını kısıtlar. Wegener granülomatozisi, sıklıkla böbrek, akciğer ve üst solunum yolunu etkiler. Daha nadiren diğer organları da etkileyebilir. Wegener granülomatozisinin bilinen bir nedeni yoktur. Hastalığın erken tanı ve tedavisiyle, tam iyileşme sağlanabilir. Tedavi edilmezse, en sık böbrek yetmezliğine bağlı olmak üzere ölüme neden olabilir.

    Wegener granülomatozunun belirti ve semptomları aniden veya birkaç ay içinde gelişebilir. İlk belirtileri genellikle burun ve sinüsler, orta kulak, boğaz ve akciğer gibi solunum yolu alanlarını içerir. Ancak, böbreklerin tutulumu ile durum hızla kötüleşir. Aşağıda Wegener granülomatozunun belirti ve bulguları sıralanmıştır:

    -Kanlı, irinli sürekli burun akıntısı,

    -Sinüs ağrısı ve iltihabı (sinüzit)

    -Kulak enfeksiyonları (orta kulak) ve buna bağlı işitmede azalma

    -Öksürük, nefes darlığı

    -Göğüs ağrısı

    -Kan (hemoptizi) tükürme

    -Genel halsizlik, ateş, istenmeyen kilo kaybı

    -Eklem ağrıları ve şişlik

    -İdrar renginde değişiklik; kola veya çay gibi (mikroskobik hematüri)

    -Ciltte döküntüler

    -Gözde kızarıklık, yanma veya ağrı

    Bazı insanlarda, akciğerlerde sınırlıdır ve böbrekleri tutmaz. Böbrek tutulumu genellikle hastalığın erken döneminde belirtiye neden olmaz, kan ve idrar testleriyle sadece tespit edilebilir. Ancak, zamanla böbrek yetmezliği gelişir.

    Wegener granülamatozunun nedeni nedir?

    Wegener granülomatozunun nedeni bilinmemektedir. Bağışıklık sisteminin anormal bir reaksiyonuyla inflamasyon (iltihap) tetiklenir sonra ilerleyici özellik gösterir. Kan damarlarının iltihabı ve zararlı iltihabi doku kitlelerinin (granülom) oluşmasına neden olabilir. Olayı tetikleyenin bir enfeksiyon olabileceği öne sürülse de, herhangi bir spesifik enfeksiyon etkeni gösterilememiştir.

    Wegener granülamatozu kimlerde görülür?

    Wegener granülomatozu herhangi bir yaşta başlayabilir, ancak en sık 40 ile 65 arasında, yanı orta yaşlarda başlar. Her iki cinsiyeti de tutar. Beyazlarda siyahlara göre daha fazladır. Her 100 000’de 3 kişide görülür.

    Wegener granülomatozu, üst ve alt solunum yollarının yanı sıra, deri, gözler, kulaklar, böbrekler, beyin, omurilik ve kalp de dahil olmak üzere diğer organları etkileyebilir. Hastalığa bağlı komplikasyonlar tutulan organlara göre değişir:

    -İşitme kaybı. Orta kulakta iltihaba bağlı işitme kaybına yol açabilir.

    -Burun tutulumu ile kıkırdak ve kemik dokuda yıkım ile-semer burun görünümü

    -Nefes borusunu saran kıkırdak dokuyu etkilemesi ile nefes alırken ötme–nefes darlığı buna bağlı ölüm bile gelişebilir.

    -Akciğer dokusunun tutulması ile solunum yetmezliği.

    -Kalp krizi. Bu nadir olsa Wegener granülomatozu, göğüs ağrısı veya kalp krizi sonucu, kalp arterlerini etkileyebilir.

    -Böbrek (renal) hasarı. Wegener granülomatozu ilerledikçe böbreklerin etkilenmesi olasıdır. Kan dolaşımındaki atık ürünlerin ve fazla sıvının birikmesi (üremi), vücudumuzdan atık ve aşırı sıvıyı böbrekler yoluyla temizlenmesinin engellenmesiyle karakterize, glomerülonefrit gelişir. Böbrek yetmezliği, Wegener granülomatozunun önde gelen ölüm nedenidir.

    Kan testlerinde; rutin kan analizi ve idrar analizine ilaveten, ANCA testi gerekir. Bu antikorlar aktif Wegener granülomatozu olan çoğu insanın kanında görülürler, ama hepsinde değil. Bu otoantikorların varlığı, tanı için tek başına yeterli değildir; mutlaka hastalığa ait belirti ve bulgularla birlikte ise, bu test anlamlıdır.

    Akciğer grafisi ve sonrasında akciğer tomografisi, tutulumu belirlemek için gerekir. Etkilenen dokudan biyopsi alınması, Wegener granülomatozisi tanısını doğrulamak için gerekebilir. Burun dokusu, solunum yolları, akciğer, cilt, böbrek veya diğer alanlardan biyopsi gerekebilir.

    Wegener granülamatozu nasıl tedavi edilir?

    Erken tanı ve uygun tedavi ile, birkaç ay içinde Wegener granülomatozu baskılanır ve sonrasında genellikle 18 ila 24 ay süreyle idame tedavisi gerekir. Bazı durumlarda, daha uzun süre tedavi gerekebilir. Hastalık tekrarlayabilir olduğundan, doktorunuz tarafından takipleriniz devam edecektir.

    Kortikosteroidler, hastalığın erken döneminde, genellikle yüksek dozlarda başlanır. Siklofosfamid, azathioprin ve metotreksat gibi diğer ilaçlar tedaviye eklenir. Bu tedavilerin yanıtsız olduğu, nüksettiği veya hastaya ait nedenlerden dolayı; Rituximab adlı biyolojik tedaviye geçilebilir. Rituximab, Wegener için Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmıştır. Standart tedavilerin yetersiz kaldığı hastalarda, farklı tedaviler de (intra-venöz immünglobulin, mikofenolat mofetil, gibi) uygulanabilir.

    Bu ilaç tedavilerinin en önemli yan etkisi, enfeksiyonlara yatkınlık sağlamasıdır. Kortikosteroide bağlı osteoporozu önlemek için; kalsiyum ve D vitamini desteği, gerekirse osteoporoz tedavisi doktorunuz tarafından tedavinize eklenebilir. Metotreksat alırken, folik asit eksikliği ve buna bağlı yaralar ve anemi (kansızlık) gelişmesini önlemek için folik asit desteği almalısınız.

    Diğer tedaviler: plazmaferez; plazma değişimi olarak da bilinen bu uygulama, çok ciddi Wegener granülomatozu olan kişilerde, steroide ve siklifosfamide yanıt vermeyen hastalarda kullanılabilir. Üst solunum yolu tutulumlu hastalarda nüksleri azaltmak amacıyla proflaktik trimetoprim/sülfametaksazol verilebilir.

    Hastalara Öneriler

    Tedavi ile, Wegener granülomatozundan kurtulmak mümkündür. Ancak, hastalığa bağlı nüks fazladır. Genellikle yakın doktor kontrolünde uzun süreli tedavi almanız gerekecektir. Wegener granülomatozu konusunda kendinizi eğitin. Özellikle ilaçlara bağlı yan etkileri ve onlardan korunma yollarını öğrenin. Her hastada farklı tutulum özellikleriyle seyrettiğinden, hastalığın sizdeki seyri hakkında doktorunuzdan bilgi alın. Hastalığınız hakkında doktorunuz tarafından bilgilendirilmeniz çok önemli. Aksi takdirde, internet ortamında bilgi kirliliği ile gereksiz üzüntü ve kaygılar yaşayabilirsiniz.

  • Psikoz Nedir?

    Psikoz Nedir?

    Psikoz kelimesi genellikle gerçeği değerlendirmenin bozulması, gerçeklikle bağın kopmasi halinde kullanılan bir kelimedir. Psikotik bozukluklar olarak Sizofreni Spektrum Bozukluklari ve Bipolar Bozukluktan bahsedilebilir.

    Klasik anlamiyla psikoz, Sizofreni Spektrum Bozukluklari ile iliskilidir ve belirtileri genellikle aşağıdaki durumlarda ortaya çıkmaktadır.

    Şizofreni

    Şizoaffektif bozukluk ve şizofreninin diğer alt türleri

    Akut ve geçici psikotik bozukluklar

    Bipolar bozukluk (daha önce manik depresyon olarak bilinirdi)

    Psikotik özelliklere sahip majör depresif bozukluk

    Postpartum (postnatal olarak da adlandırılır) psikoz (postnatal depresyonun şiddetli bir formu)

    Madde kaynaklı psikoz (alkol, yasadışı uyuşturucular ve steroid ve uyarıcı içeren bazı reçeteli ilaçlar dahil)

    Psikotik belirtiler bazen digger bozukluklara seconder olarak da ortaya cikabilmektedir. Bunlar,

    Beyin tümörü veya kist

    Demans (örneğin Alzheimer hastalığı)

    Parkinson hastalığı ve Huntington hastalığı gibi nörolojik hastalıklar

    HIV ve beyni etkileyebilecek diğer enfeksiyonlar

    Bazı epilepsi türleri

    İnme

    PSIKOZUN NEDENLERİ

    Psikozun kesin sebepleri iyi anlaşılamamıştır; ancak şunları içerebilir:

    Genetik: Araştırmalar,şizofreninin ve bipolar bozukluğun ortak bir genetik nedeni paylaşabileceğini gösteriyor.

    Beyin değişiklikleri: Beyin yapısındaki değişiklikler ve belirli kimyasal değişmeler psikoz hastalarında görülür. Beyin taramaları, psikoz öyküsü olan, düşünce işleme üzerindeki etkileri açıklayan bazı bireylerin beyninde azalmış gri maddeyi ortaya çıkarmıştır.

    Hormonlar veya uyku: Doğum sonrası psikoz, doğumdan sonra çok kısa sürede ortaya çıkar (normalde 2 hafta içinde). Kesin nedenler bilinmiyor, ancak bazı araştırmacılar bunun hormon düzeyindeki değişikliklerden ve bozuk uyku düzeninden kaynaklanabileceğine inanıliyor.

    PSIKOZ BELIRTILERI

    Psikotik belirtiler ayrılabilir ve belirli açıklamalar yapılabilir. Psikozun klasik belirtileri şunlardır:

    Halisünasyon: Var olmayan şeyleri hissetme, görme veya işitme.

    Sanrılar: Sahte inançlar, özellikle de gerçek olmayan şüphe veya korku üzerine kurulu.

    Şizofreni gibi bozukluklardaki psikotik belirtiler arasında aşağıdakiler de olabilir:

    Dağınık düşünce, konuşma veya davranış

    Bozuk düşünce (ilgisiz konular arasında atlama, düşünceler arasında garip bağlantılar yapma)

    Katatoni (tepkisizlik)

    Sebeplere bağlı olarak, psikoz hızlı veya yavaşça ortaya çıkabilir. Şizofreni hastalığında da aynı durum söz konusuyken, semptomlar yavaş başlangıçlı olma eğilimindedir ve bazı durumlarda tam bozukluğa dönüşmeyen daha hafif psikoz ile başlar.

    Şizofreninin yavaş başlangıcı (prodromal faz olarak da bilinir) genellikle hasta ya da aileleri ve arkadaşları tarafından fark edilmez. Psikozun hafif, başlangıçtaki belirtileri şunları içerebilir:

    Şüpheci hisler

    Bozuk algılamalar

    Depresyon ve intihar hisleri

    Takıntılı düşünce

    Uyku sorunları

    Halüsinasyonlar, psikozlu kişilerin duyularını (görme, ses, koku, zevk ve dokunma) etkileyebilir. Ancak şizofreni hastalarının yaklaşık üçte ikisinde, halüsinasyonlar işitseldir; işittiğinde ve onları gerçek olduklarına inandıklarında içermez.

    Genellikle isitsel halusinasyonlar su sekildedir

    Birçok sesi, çoğunlukla olumsuz olarak, hastayla konuşurken işitmek

    Hastanın ne düşündüğünü tekrar etmesi

    Hastanın ne yaptığına dair bir yorum yapması

    Tuhaf sanrılar psikoz sırasında yaşanır.

    PSIKOZUN TEDAVISI

    Psikoz tedavisinde antipsikotik kullanımı esastır. Bunun yaninda ilac kullanimi ile beraber hastanin ic goru kazanmasi ve kendini anlasildigi bir mecrada ifade ediyor olabilmesi açısından psikoterapi faydalı olabilir.

  • Vaskülitler (damar duvarı iltihabı)

    Vaskülit nedir?

    Vaskülit, kan damarlarının inflamasyonu (yangısı/iltihabı) sonucunda, o damarın beslediği akciğer, böbrekler, sinir, deri gibi dokularda beslenme bozukluğuna bağlı yakınmalarla giden bir grup hastalığı ifade eder. Bazen hayati tehdit edici sonuçlar doğurabilir. Vaskülitin bir çok türü vardır ve çoğu nadir görülür. Hem arter (atar damar) hem de venler (toplar damar) tutulabilir. Bu nedenle çok çeşitli bulgulara neden olur. Bazıları:

    -El veya ayakta hissizlik ve güçsüzlük,

    -Nefes darlığı ve öksürük,

    -Deri döküntüleri-deriden kabarık purpura (küçük kırmızı noktasal döküntü), nodül (şişlik), veya ülsere yaralar gibi çok çeşitli olabilir.

    -Yeni gelişen şiddetli hipertansiyon

    -Böbreklerin tutulumuyla hipertansiyon, ödem

    -Gözde ağrılı kızarıklık, geçici veya kalıcı görme kaybı gibi yakınmalara neden olabilir.

    Vaskülitin nedeni nedir?

    Vaskülit, başlığı altında bir grup hastalık yer alır ve bunların çoğunun nedeni bilinmemektedir. Genetiğin yansıra, kişinin immün sistemini etkileyen başta enfeksiyonlar ve sigara olmak üzere, bir çok çevresel faktörün de vaskülit gelişimine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Kişinin immün (bağışıklık) sistemi, kendi kan damarlarına saldırması, iltihap bulgularının da eşlik etmesiyle; o damarda daralarak tıkanıklığa veya duvarında hasara bağlı yırtılmaya neden olabilir. Etkilenen damarların beslediği dokunun kanlanmasının bozulmasıyla, o dokunun yetersizliğine bağlı çok çeşitli yakınmalar gelişir. Tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında (lupus, romatoid artrit, Sjögren sendromu gibi) küçük damar vasküliti gelişebilir. Hepatit B ve C enfeksiyonlarına, vaskülit eşlik edebilir.

    Kimlerde vaskülit görülür?

    Vaskülit her iki cinsiyeti ve her yaş grubundan insanları etkiler. Vaskülitin bazı formları, örneğin Kawasaki hastalığı, sadece çocuklarda gelişir. Henoch-Schönlein purpurası, çocuklarda, yetişkinlerden daha fazladır. Dev hücreli arterit ise, 50 yaş üstünde görülür. Vaskülitin bir çok tipi vardır ve çoğu nadir görülen hastalıklardandır.

    Vaskülit nasıl teşhis edilir?

    Hastanın şikayetleri, muayene ve test sonuçlarındaki anormallikler, doktora vasküliti düşündürebilir. Bazen tanıyı doğrulamak için, etkilenen damar veya organlara ait ileri görüntüleme testleri (anjiyografi gibi) veya biyopsi gerekebilir.

    Vasülitler genellikle tuttukları damar çapına göre sınıflandırılır.

    Büyük damar vaskülitleri: Aorta (Kalpten çıkan ana atar damar) ve onun ana dallarını tutar. Bu grupta: Dev hücreli arterit (Temporal arterit), Takayasu arteriti, Cogan sendromuna bağlı aortit, spondilartropatilerdeki aortit ve izole aortit yer alır.

    Orta çaplı damar vaskülitleri: Orta çaplı damarlar vücudumuzda daha çok organlara giden ve onların adıyla anılan (hepatik arter, renal arterin dallanma noktaları, mezanter arter, koroner arter gibi) damarlardır. Bu grupta, Kawasaki hastalığı ve Poliarteritis nodosa yer alır.

    Küçük çaplı damar vaskülitleri: ANCA (anti-nötrofil sitoplazmik antikor)-ilişkili vaskülitler (Wegener granülamatozis, mikroskobik polianjiitis, Churg-Straus sendromu), lupus, Sjögren sendromu veya romatoid artritle ilişkili vaskülitler, kriyoglobülinemik vaskülitler, Goodpasture sendromu, ilaca bağlı vaskülitler, hepatit B veya C ilişkili vaskülitler, malignite ilişkili vaskülitler (multiple miyelom, hairy cell lösemi gibi)

    Diğer: Santral sinir sisteminin primer anjiitisi; küçük ve orta çaplı damarları tutar.

    Behçet hastalığı ve tekrarlayan (relapsing) polikondrit ise, her çaptaki arter ve venleri tutabilir.

    Vaskülit nasıl tedavi edilir?

    Glukokortikoidler: Genellikle steroid veya kortizon olarak bilinir. Vaskülitin erken döneminde (aktif), hastalık bulgularını ve inflamasyonu baskılamak amacıyla vaskülitin tipine ve şiddetine de bağlı olarak farklı dozlarda kullanılır. Doktorunuzla iş birliği yaparak, steroidin yan etkileri hakkında bilgi alıp, korunma yöntemlerini öğrenebilirsiniz.

    Diğer ilaçlar: Bunlar, steroid ihtiyacını azaltan ilaçlardır. Çoğu immün sistemi baskılayan tedavilerdir. Siklofosfamid bunların içinde en güçlü olanıdır. Hayati organ tutulumu halinde tercih edilir. Metotreksat ve azathioprin diğer ilaçlardır. Biyolojik tedavilerden rituximab, son yıllarda diğer tedavilere dirençli vaskülit tedavisinde kullanılmaktadır. Plazmaferez ve intravenöz immün globülin tedavisi de bazı dirençli vaskülit vakalarında kullanılan diğer tedavi seçeneklerindendir.

    Cerrahi: Nadiren gerekir. Ciddi vaskülite bağlı aşırı hasara uğrayan damar dokusunun greftlenmesi veya organ nakli gibi durumlarda gerekebilir.

    Vaskülitli hastalara öneriler:

    Vaskülit, kısa süreli veya bir ömür boyu sürebilir. Hayati organlarda hasar gelişmesini ve ileride hasar bırakmasını önlemek, tedavinin esasını oluşturur. Çoğunlukla kullandığınız ilaçların, fayda ve zarar (yan etkileri) oranları göz önünde tutularak, tedaviniz planlanır. İlaçlarınızın yan etkileri hakkında bilgilenerek, korunabilir yan etkilere yönelik önlemler alabilirsiniz. Örneğin, steroide bağlı osteoporoz, Cushing sendromu, kan şekeri ve tansiyon yükselmesi gibi yan etkilerden; steroid diyeti, kalsiyum ve D vitamini replasmanı yapılması, kas güçlendirici egzersizler, kan şekeri ve tansiyon takibi gibi önlemler alabilirsiniz. Enfeksiyonlardan korunmak için, grip ve zatürre aşısını yaptırabilirsiniz.

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması Gerekir?

    Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Bir Şeydir? Nelere Sebebiyet Verir? Ne yapılması Gerekir?

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi her şeyi kendisi yapar ve genellikle başkasına iş verememeyi tercih eder. Herhangi bir şey yapmadan muhakkak yapacağı şey hakkında ciddi anlamda bilgi toplar. Çok irdeler, zor karar alır ve aldığı kararları yoğun sorgulamadan geçirmeden duramaz. Yapacağı işle ilgili ve veya yaşayacağı kişi ve kişiler, olaylarla ilgili sürekli bir güvence arayışı içine girer. Yaptığı işi tekrar tekrar kontrol eder, bazense birlikte olduğu kişinin hayatını denetleyip kontrol edebilecek seviyeye gelebilir. Sevdikleri kişilere karşı fazla korumacı olurlar ve onlar için sürekli bir şeyler yapmaya çalışırlar. Belli durumlara asla tam anlamıyla bağlanamazlar çünkü kaygı yaşayacaklarını bilirler. Belli şeyleri yapmamak için hayali nedenler bulabilirler. Detaycı ve çıktıkları işi en ince ayrıntısına kadar irdeleyecekleri için ertelemecidirler. Genelde kaygıları iş hayatı, maddi durum, ilişkiler, sağlık, sevilen birinin durumu gibi küçük veya gündelik konularla ilgilidir.

    Hemen hemen her gün ortaya çıkan birçok olay ya da etkinlikle ilgili olarak aşırı kaygı ve endişe duyarlar. Kişi endişelerini kontrol etmekte ciddi anlamda zorlanır. Bazılarında ise huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe, kolay yorulma, düşünceyi yoğunlaştırma güçlüğü, irritabilite dediğimiz duyarlılık, alınganlık, huzursuzluk, kas gerginliği, uykuya dalmada ve sürdürmede sorun ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku gibi sorunlar yaşadıkları görülür.

    Yaygın anksiyete bozukluğunda kişiler yaşayacakları durumun tehditine odaklanırlar ve ciddiyetiyle ilgili yaşadıkları veya yaşayacakları duruma beyinlerinde tehlike anlamlandırması yaparlar. Bir nevi kendilerini etkileyen yaşadıkları ya da yaşayacakları olay değil bu olayı beyinlerinde nasıl anlamlandırdıklarıdır. Abartılı tehlike düşüncesi ile baş etme yetenekleri gelişmiş olur ve bunu dış desteklerle güvenceye alma ihtiyacı yaşarlar, sürekli kaygı içerisinde olurlar ve bu da kendilerine zarar verir.

    Sadece anlattıklarımı anlamlandırmanızı kolaylaştırabilemek için küçük bir örnek verecek olursam ; evde yalnızken dışarıdan ses (silah sesi) duymadıklarında çok ciddi endişe yaşarlar ve eve silahlı birisi girmiş olabilir diye düşünürler. Yaşadıkları kaygı sonucunda da her yerin, her şeyin tehlikeli olduğunu düşünerek tetikte olmalıyım düşüncesi ortaya çıkar ve ellerinde bıçakla evi dolaşıp odalara bakmaya başlarlar.

    Tam olarak net olmayan olay veya durumlara duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimleri olur. Bu kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulurlar ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar ve böyle durumlarda normal işlevselliklerini sürdüremeyebilirler. Tehdit edici zihinsel imge ve buna eşlik eden bedensel sıkıntıdan kaçınma çabası olabilir.

    Endişe duymak sorun çözmeye yardımcı olur ve motivasyonu artırır. Gelecekte çıkacak olan olumsuz sonuçlara daha az üzülmeyi sağlar ve bu kaygıyla kişi doğrudan olayların sonucunu değiştirir. Belirli düzeyde endişe duymayı bizler olumlu bir kişilik özelliği olarak nitelendiririz ancak bu endişe ve kaygı abartılı bir biçimde tekrar ediyorsa kişinin artık bireysel ya da sosyal çevresini etkileyecek zarar verecek boyuta gelmişse muhakkak kişinin profesyonel destek alması gerekmektedir.

  • Tendinitler ve bursitler

    Tendinitler ve bursitler

    Tendinit veya bursit, genellikle omuz, dirsek, bilek, kalça, diz ve ayak bileğini tutar. Genellikle aniden oluşur ve şiddetli ağrıya neden olabilir. Tendinit, genellikle tekrarlayan (aşırı ve hor) kötü kullanım sonucunda gelişir. Özellikle erken tedavi edildiğinde, çoğunlukla kısa sürede iyileşir; bazı kişilerde tekrarlayabilir veya (uzun süreli) kronik hal alabilir.

    Kısa Notlar:

    Tendinit ve bursit, kaslar ve kemikler çevresindeki yumuşak doku iltihabı (mikropsuz) veya dejenerasyonudur.

    Acil tedavi: Dinlenme, buz uygulama, sarma (kompresyon) ve yüksekte tutmadan oluşur.

    Ağrıların hızlı kötüleşmesi, kızarıklık ve şişme veya aniden eklemi hareket ettirememe; tehlike işaretleridir.

    Tendinit nedir?

    Resimdeki yeşil alan dizdeki ‘anserin bursa’ olarak adlandırılan bölgesidir; iltihaplanmasına bursit denir. Tendonlar (beyaz), kasların (kırmızı) incelerek bağ halini alması ve kemik üzerine tutundukları alandaki iltihabıdır (mikropsuz). Bu tutunma alanları, tendinit geliştiğinde ağrılı ve dokunmakla hassas olur.

    Bursit nedir?

    Bursit, bursa iltihabıdır (genellikle mikropsuz). Bursa, hareketli yapılar (kemik, kas, tendon veya deri) arasında bir yastık görevi gören, küçük kese şeklindeki dokudur. Kas ya da tendon tarafından bir kenara çekilen kemiğin üzerine binen yükü dağıtır. Bursa iltihaplandığında, çok ağrılıdır, hatta istirahat sırasında da ağrıya neden olur.

    Tendinit ve bursitin nedeni nedir?

    Tendinit, ani şiddetli yaralanmayla oluşabilir. En sık tendonun tekrarlanan, küçük yaralanmalarıyla oluşur. Örneğin:

    Bir klavye kullanırken uzun süreli yazma, saatler süren tavan boyama, doğrama ve kesme gibi uğraşların sonunda, tendinit veya bursitle sonuçlanabilir.

    Sıkı kenetleme-(makas, pense gibi) el aletleri kullanırken ya da uzun süreli sürüş sırasında.

    Tenis oynarken tek el “backhand” oynamak; tenisçi dirseğine neden olur.

    Uygunsuz koşu ayakkabıları giymek veya spor öncesinde uygun eğitim almamak.

    Gut, psödogut, kan veya böbrek hastalığı olan kişilerde genellikle bu hastalığın bir parçası olarak bursit gelişir. Yaşlılar tendinit ve bursite daha yatkındır.

    Nadiren bazı ilaçlar tendinit ve tendon kopmasına (spontan yırtılma) neden olabilir. Bunlar florokinolon antibiyotikler ve statinler (kolesterol düşürücü ilaçlar)’dir.

    Tendinit ve bursit nasıl teşhis edilir?

    Bu sorunların nedenini belirlemek için, öncelikle tıbbi geçmişiniz (anamnez) ve dikkatli bir fizik muayene yapılır. Tendon veya tendon kılıfı boyunca belirli bir noktadaki hassasiyet, tendiniti gösterir. Tendonun bağlı olduğu kasın bir dirence karşı hareketinde ağrı oluşur.

    Çoğu hastada erken dönmede, röntgen, manyetik rezonans görüntüleme veya ultrason taramaları gibi görüntüleme testleri gerekmez. Görüntüleme ve kan testleri, yalnızca sorun tedaviye rağmen devam ederse enfeksiyonu veya altta yatan bir hastalığı (romatoid artrit, gut gibi) incelemeye yönelik yapılabilir. Bursit enfeksiyon sonucunda gelişmişse; bursadan iltihabın direne edilmesi gerekir.

    Tendinit ve bursit nasıl tedavi edilir?

    Tedavi nedene bağlıdır. Neden aşırı kullanma veya yaralanma ise, bunu azaltmaya yönelik önlemler alınabilir. Uygun ergonomi ile güvenle çalışabilirsiniz. Bazı hastalarda eklemin korunması ve tutulan bölgenin desteklenmesi gerekebilir. Tedavi amaçlı, ultrasonik dalgalar bazı hastalarda faydalı olabilir. Ancak genel tedavi prensibi aşağıdaki gibidir.

    -İstirahat: En azından kısa bir süre için, etkilenen eklem istirahate alınmalıdır. Sorun kalça, bacak veya ayakta ise, kısa bir süre için ağırlık binmesi engellenmelidir.

    -Buz: Buz iltihabı ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Gün iki kez 10-15 dakika boyunca ağrılı alanı buz uygulanabilir.

    -İlaç: Ağrı devam ederse, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ), genellikle aspirin, ibuprofen veya naproksen gibi ilaçlar gerekebilir. NSAİİ, topikal (cilde uygulanan) formları mevcuttur ve ağrı ve inflamasyonu azaltabilir. Asetaminofen da ağrı hafifletmeye yardımcı olabilir.

    -Kortikosteroid enjeksiyonları, bazı tendinitlerde kısa süreli yarar sağlayabilir. Bir enfeksiyon varsa, uygun bir antibiyotik kullanmak ve iğne ile boşaltılmak gerekir.

    -Destekler: Ekleme binen basıncı azaltmak için baston veya uygun ortezler kullanılabilir.

    -Fizik tedavi: Bazı tendon problemleri, standart tedaviye rağmen iyileşmeyebilir. Tendinit birkaç haftadan fazla sürerse, bir fizyoterapiste başvurmanız gerekebilir. Fizyoterapist size güçlendirme ve germe egzersizleri verebilir. Eğer tendinit veya bursit eklem hareketini uzun süre kısıtladıysa; eklemin hareket açıklığı da eskisi gibi olmayabilir. Örneğin, omuzda “donuk omuz” gelişmesine bağlı eskisi gibi kolunuzu yukarı-aşağı, öne-arkaya uzatamayabilirsiniz; erken tedavi ile bu sorunu önlenebilir.

    -Cerrahi: Tedaviden birkaç ay sonra hala sorun devam ediyorsa, cerrahi düşünebilirsiniz. Tendon veya bursada, enfeksiyon veya yapışıklıkları olan bazı hastalarda, kortizon enjeksiyonu veya ameliyat gerekebilir.

    Tendinite bağlı tendon kopması ciddi bir sorundur. En fazla bacağın aşağısında alt baldır bölgesindeki, Aşil tendonunda yırtılma olur; ameliyat gerektiren durumdur.

    Önleme:

    Tendinit veya bursit gelişmesini önlemeye yönelik tüm eklemleri için geçerli ipuçları:

    -Yoğun egzersiz öncesinde ısınma ve germe egzersizi yapılmalı.

    -Yavaş başlayıp, giderek egzersizin derecesi artırılmalı.

    -Egzersiz ve sporu, sadece hafta sonları değil, günlük yapmaya özen gösterin.

    -Uygun postür ve vücut mekaniğini öğrenin ve koruyun.

    -Size ve yaptığınız spora uygun, spor malzemesi kullanın.

    -Çok uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçının. Dinlenme molaları veya her 20-40 dakikada bir pozisyonunuzu değiştirin.

    -Ağrı oluştuğunda aktiviteyi durdurun, yapmak için kendinizi zorlamayın.

    -“Bu beni öldürse bile bu işi bitireceğim!” Gibi kompulsif davranışlardan kaçının.

    Eklemleri korumak için öneriler:

    Omuz:Ulaşmak istediğiniz nesneye yüzünüzü dönerek uzanın.

    -Sandalyeden uyluk kaslarınızla kalkın, omuzlar veya elinizle iterek değil.

    -Alttan değil, yanlardan itin.

    -Ağır bir nesneyi taşırken, yükü göz hizanızda tutun ve her iki elinizi kullanın.

    Dirsek ve el bileği:

    -Güç gerektiren kavrama ve sıkma hareketlerinde zorlanıyorsanız; yardımcı araç-kavanoz açacağı, araç direksiyon simidi yastığı gibi yardımcıları kullanın.

    -Yataktan kalkarken, karın kaslarınızı kullanın.

    -Bir elinizde veya vücudunuzun bir tarafında ağır bir şey taşımayın. Her iki kola dengeleyerek ve yükü azaltarak taşıyın.

    Diz ve ayak bileği

    -Bacağınızı bükerek (katlayarak) oturmaktan kaçının.

    -Ağırlık binen alanı genişletmek için rahat ayakkabılar giyin; ağırlığı parmak uçlarına değil topuğa verin.

    -Aşınmış ayakkabılarınızı değiştirin.

    -Eğer uzun süre yürüyor veya ayakta kalıyorsanız, ayak tabanını destekleyen ayakkabılar giyin.

    -Bacak kaslarınızı güçlü tutun. Otururken ayak bileğine ağırlıklar (2-10 kilo) koyarak bacak kaldırma egzersizi yapabilirsiniz

  • Belirsizlikler Kaygılar

    Belirsizlikler Kaygılar

    Ruh halimizi en çok etkileyen fakat hayatımızın olmazsa olmazlarından olan normal bir davranış şeklidir belirsizlik. Hayatımızda ne yapmamız gerektiğini, ne zaman ne olacağını, hayatımız süresince nelerle karşılaşacağımızı bir kahin misali biliyor olsaydık hayat hepimiz için kuşkusuz amaçsız, idealsiz ve sıkıcı bir hal alıyor olurdu. Hangi üniversiteden mezun olacağımızı, kiminle evlenip kaç çocuğa sahip olacağımızı veya evlendiğimiz kişiden ayrılıp ayılmayacağımızı, öleceğimiz tarihi kısacası hayatımız ve çevremizdeki insanların hayatıyla ilgili olacakları bildiğimizi hayal edin. Muhtemelen bir çoğumuz için hayat daha mutsuz, umutsuz, hedefsiz ve amaçsız bir hal alacaktı. Ne yaşayacağımızı bildiğimiz için belki de yaşayacağımız olaydan keyif almaz, heyecan duymaz, ilgisiz bir hal alırdık.?Hepimizin hayatında belirsiz kaldığımız konular vardır. Bunların bir bölümü rutin hayatımızda yaşadığımız belirsizliklerdir. Bugün günüm güzel geçecek mi?, sabah işe gitmek üzere evden biraz geç çıktığımız zaman acaba otobüsü kaçırdım mı ya da trafik nasıldır? Yemeğe misafirimiz geleceği zaman acaba yemeğin tadını tutturabilecek miyim? Evimi temizleyebilecek miyim gibi. Bunlar hepimizin hayatında rutin halinde yaşadığımız ve hayatın akışına çoğuk ez bırakabildiğimiz, çoğu zaman yaparken stres bile duymadığımız belirsizliklerdir. Bunlar dışında bir de hayatımızda her zaman karşılaşmadığımzı ve bizi gerçek anlamda rahatsız edebilecek, geleceğimizi etkileyecek belirsizliklerimiz vardır. Üniversite giriş sınavı veya onun sonucunu beklerkenki belirsizliğimiz. Vücudumuzda bir kitleyle karşılaştığımız zaman kanser olup olmadığmıza dair soru işaretlerimiz ve hatta doktor raporu gelene kadar yaşadığımız stress. Geçmişte sevgilisini aldattığını bize anlatan bir sevgiliye karşı kuşkucu bir yapı sergilememiz, kafamızdaki soru işaretleri, ‘’beni de aldatacak mı?’’ gibi hayatımızda alışılagelmiş olmayan belirsizlikler ilk verdiğim örneklerden daha farklıdır ve hayatımızın gidişatını akış yönünü değiştirecek durumlar olabilmektedir.

    Belirsizlikler kaygıları doğurur. Bir konuda uzun süre belirsizlik yaşadığımız zaman kaygılarımız kuşku şüphecilik ve paranoyalarımızı tetikler onlar da bir takım psikolojik rahatsızlıkları doğururlar. Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi, ‘’daha önce aldatmış, şimdi beni de aldatır mı?’’ şeklinde belirsizlik yaşadığımızda, şüpheci bir hale bürünebilir, eşimiz eve geldiği zaman kıyafetlerini koklayabilir, ortak bir arkadaşımız varsa gittiği yerlerde telefonla saat kaça kadar oradaydı şeklinde ağzını arayabiliriz. Karşı taraf biraz erken kalkmışsa veya bır baskasının parfümünü kullanmıssa paranoyalar oluşturabiliriz ‘’kesin bir kadınla birlikteydı ve beni aldattı’’ gibi düşünceler doğurabiliriz. Belirli bir süre sonra bu paranoyalara inanıp kafamızda kurduklarımızı eyleme dökerek eşimizle tartışabiliriz. Bu süreç sağlıklı bir süreç değildir ve bir uzmana danışmak en sağlıklısı olacaktır

  • Steroide bağlı osteoporoz

    İnflamatuar artritler veya diğer sağlık problemleri nedeniyle, üç aydan uzun süreli steroid kullanımı, kemik yoğunluğunda azalmaya; bu da zamanla osteoporoz gelişmesine neden olur. Aslında steroid kullanırken de osteoporozdan korunmak mümkündür. Amerikan Romatizma Cemiyeti, steroid kullanan herkesin, günlük en az 1200-1500mg kalsiyum ve 800-1000 IU D-vitamini kullanmasını önermektedir. Doktorunuz kanda vitamin D düzeyinizi ölçerek, almanız gereken D vitamini miktarını belirleyebilir. D vitamini almadan yalnız kalsiyum almak, faydalı değildir; mutlaka birlikte kullanılmalıdır.

    Kemik yoğunluğu; osteoporoz düzeyinde olan kişilere (T skoru -2,5’den az), günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesinin yansıra, yeni kemik oluşumunu artıran ilaçlar da önerilir. İlk planda kullanılacak bifosfonat grubu (alendronat, risendronat, zolendronik asit) ilaçlardır. Sadece bu ilaçları kullanıp, kalsiyum ve D vitamini alınmadığında da tedavi yetersiz kalır, üstelik kalsiyum eksikliğine bağlı kas krampları gibi diğer sorunlar eklenir. Bu nedenle osteoporoz amacıyla reçete edilmiş bu ilaçların, günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesiyle alınmasına özen gösterilmelidir.

    Kemik dansitesi osteopenik düzeyde (T skoru: -1 ila -2,5 arasında) olup, uzun süreli steroid kullanacak hastaların da, günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesinin yanı sıra, bifosfonat grubu osteoporoz ilaçlarını kullanması önerilir.

    Bifosfonat grubu osteoporoz ilaçlarının yetersiz kaldığı hastalarda; teriparatide kullanılabilir. Bu ilacın steroide bağlı osteoporozda kullanımı onaylanmıştır. Osteoporoz ilaçlarının hiç birinin gebelik ve emzirme döneminde kullanılması önerilmemektedir.

    Unutmayın, osteoporozdan korunmada, ağırlık binen egzersizlerin (yürüyüş gibi) önemi büyüktür.

  • Psikoterapi Düşünceleri Nasıl Değiştirir?

    Psikoterapi Düşünceleri Nasıl Değiştirir?

    Kişilerin yaşadığı olaylar karşısında verdiği duygusal ve davranışlar tepkiler yaşadığı olayı nasıl algıladığı ve bu olaya nasıl bir anlam yüklediği ile ilgilidir. Çoğu zaman, yaşadığımız olayların bizim duygu durumumuzu belirlediğini düşünürüz. Oysaki yaşanılan olayın kendisi kişinin duygularını etkilemez. Duyguları etkileyen faktörler; kişinin o olayı nasıl algıladığı, bu algıdan yola çıkarak olay hakkında ne düşündüğü ve olayı zihninde nasıl yorumladığıdır. Zihnimizde oluşan yorum ise duygularımızı, duygularımız da bedenimizde hissettiklerimizi (boğazınızın düğümlenmesi, göğsünüzün sıkışması, ürperti hissi vb.) ve davranışlarımızı belirler.

    Gün boyunca aklımızdan kısa süreli bazı düşünceler gelip geçer. Bunlar eletirdik düğmesine basınca ampulün aniden yanması gibi zihinde belirir. Bu düşünceler bazen gözümüzün önünden geçen anlık imajlar (görüntüler) şeklinde de olabilir. Düşünce doğurgandır ve birbirini doğurarak, kartopundan bir çığ oluşması gibi, giderek büyüme özelliği vardır. Bu düşüncelere ‘’ Otomatik Düşünceler’’ adı verilir. Otomatik düşünceler, mantık yoluyla ya da bilinçli olarak zihnimize getirmediğimiz, aniden ve kendiliğinden beliren düşünceler olup çoğu olumsuz düşüncelerden oluşur. Zihnimizden kısa sürede ve hızla gelip geçen düşünce veya görüntüleri o an farkına varamasak da, çoğunlukla bizde oluşturduğu duyguyu fark ederiz Bunlar; kaygı, korku, endişe, panik gibi olumsuz duygular olabilir. Duygu durumumuzun aniden olumsuz olarak değiştiği anlarda kendimize ‘’ biraz önce aklımdan ne geçti? Ya da ne hayal ettim? ’’ sorusunu sorduğumuz zaman otomatik düşüncelerimizi yakalayabiliriz.  

    İnsanlar dünyaya geldiği andan itibaren çevresinde olup bitenlere bir anlam vermeye ve anlamaya çalışır. Dünyayı anlamaya çalışırken, kendisi, iletişim içinde olduğu insanlar, yaşadığı çevre ve kültürle ilgili bilgiler edinir. Bir süre sonra bu bilgilere dayalı olarak zihninde bazı inançlar oluşmaya başlar. Edindiği bilgiler ışığında dünyayı, yaşadığı çevreyi, kültürü ve insanlar arası ilişkileri kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlamlandırır ve çevresine uyum gösterebilmek için de bu deneyimleri zihninde yeniden düzenler. En temel inançlar; kişinin dünya ve diğer insanlarla olan ilk deneyimleriyle biçimlenir. İlk deneyimlerle oluşan algı ve fikirler kişi tarafından değişmez doğrular olarak kabul görür ve sorgulanmaz. Bu en temel inançlar kişinin zihinsel yapı taşları bir diğer adıyla düşünce kalıplarıdır.

    Bir sonraki aşamada zihnimizdeki düşünce kalıplarımıza uygun kurallar ve varsayımlar geliştirmeye, böylece sayıları giderek artan düşünce kalıplarımız ile zihinsel yapımızı şekillendirmeye başlarız.

    Zihnimizdeki düşünce kalıplarını destekleyen ‘’meli, malı‘’ cümleleriyle kurduğumuz kurallar ve  ‘’eğer böyle olursa, sonuç budur  ‘’şeklindeki olumsuz varsayımlar aslında, gün boyunca aklımızdan gelip geçen olumsuz otomatik düşünceleri belirler. Otomatik düşünceler ise olaylar karşısındaki duygusal ve davranışsal tepkilerimizi etkileyerek, gün içindeki duygu durumumuzu ve çevremizle olan iletişimimizi belirler. Sorgulanmadan doğru kabul edilmiş düşünce kalıpları ve bunların uzantısı olan kurallarımız, varsayımlarımız bir süre sonra bizi bir çember gibi içine alır, yaşamımızı kısıtlar ve yaşam adeta kâbusa dönüştürür.

          Kişilerin düşünce sistemleri üzerinde çalışan Düşünce Terapisi (Bilişsel Terapi) bugüne dek sizin tarafınızdan doğruluğu hiç sorgulanmadan kabul edilmiş temel inançlarınızın doğuştan gelmediğini, sonradan öğrenildiğini ve bunların sorgulanabileceği, esneyebileceği ya da değiştirilebileceği gerçeğini temel kabul eder. Olumsuz olan ve yaşamımızdaki işlevselliği bozan, sizi kısıtlayan katı, sert düşünce kalıplarınız, kural ve yargısal varsayımlarınızın tarafınızdan yeniden sorgulanmasını sağlar. Sizi kısıtlayan, hayatınızı zorlaştıran, iletişimlerinize zarar veren düşünce biçiminizi yeniden şekillendirir. Zihninizdeki peşin yargılı, aşırı kuralcı ve katı düşünceleriniz esnemeyi öğrenir. Kurallarınız ve varsayımlarınız değişip esnerken,  gün boyunca aklınızdan gelip geçen düşünceleriniz de olumlu yönde değişim gösterir. Böylece olaylar karşısındaki duygu durumunuz ve davranışsal tepkileriniz yeniden biçimlenir. Bu durum; çevrenizle kuracağınız ilişkileri, yaşadığınız olaylara verdiğiniz anlamı ve sonuçların sizi etkileme biçimini yeniden belirlerken, sizi saran çemberin de kırılmasına ve özgürleşmenize, hayattan daha fazla keyif almanıza katkıda bulunur.

  • Sjögren sendromu (kuru göz ve kuru ağız) nedir?

    Sjögren sendromu nedir?

    Sjögren sendromu, ekzokrin (dış) bezlerin (tükrük, gözyaşı, vajinal salgılar, alt ve üst solunum yolu salgı bezleri gibi) öncelikle tutulduğu, sistemik otoimmün bir hastalıktır. Tükrük ve gözyaşı bezlerindeki fonksiyonel ve yapısal bozulmaya bağlı kalıcı ağız ve göz kuruluğu, hastalığın en önemli işaretidir. Ayrıca hastalık, başta kas-iskelet sistemi olmak üzere, akciğer, damar, böbrekler, mesane, lenf nodu, karaciğer, pankreas, gastrointestinal ve sinir sistemi, gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir. Hastalık tek başına bulunduğunda, ‘primer Sjögren sendromu’; romatoid artrit, lupus gibi diğer otoimmün romatizmal hastalıklarda birlikte olduğunda ise ‘sekonder Sjögren sendromu’ olarak adlandırılır.

    Sjögren sendromu kimlerde olur?

    -Her yaşta görülebilirse de 40 yaşından büyüklerde daha sıktır. Genellikle her yüz kişiden birinde görülür. Yaşlandıkça görülme sıklığı da %5’e yaklaşır.

    -Kadınlarda erkeklere göre 9-10 kat daha fazladır.

    -Romatoid artrit, lupus, Haşimoto tiroiditi, primer biliyer siroz gibi diğer otoimmün hastalıklarla birlikteliği fazladır.

    Sjögren sendromunun nedenleri nelerdir?

    Sjögren sendromu, otoimmün bir hastalıktır. İmmün sistem (bağışıklık sistemi), vücudumuzun savunma sistemidir. Bazı proteinler üreterek (immünglobulin gibi) veya hücreleri aracılığıyla, bizi yabancı mikroplar ve kanserden korur. Sjögren’de, immün sistem sapkınlık gösterir, vücudun kendi hücresel yapılarına karşı savaş açmasıyla, birçok organ ve sisteme ait inflamasyon (iltihap) ve buna bağlı hasar ortaya çıkar. Buna neyin neden olduğu bilinmiyor. Ancak, tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında olduğu gibi Sjögren’de de, kişinin uygun genetik yapısıyla birlikte, çevresel faktörlerin (enfeksiyonlar, ilaçlar, toksinler vs.) etkileşimi sonucunda anormal immün yanıtın oluştuğudur.

    Sjögren sendromunun bulguları nelerdir?

    -Ağız kuruluğu; en az üç aydır süregelen ağız kuruluğu vardır. Hastalar, katı-nişastalı gıdaları yutarken zorlanma, konuşurken dili damağına yapışmadan yakınırlar. Tükrük salgısı, ağız ve diş sağlığı için çok önemlidir; zararlı bakterilerin yerleşmesini önler. Ağız kuruluğuna bağlı; sık diş ve diş eti problemleri, ağız içinde mantar plakları gibi hastalıklar eşlik eder.

    -Göz kuruluğu; en az üç aydır olan göz kuruluğu vardır. Gözlerde batma, yanma, kum kaçmış gibi bir his olur. Suni göz yaşı damlası ve jeli kullanma öyküsü vardır. Göz yaşı, gözde adete bir film tabaka oluşturur ve içerdiği bazı maddeler ile gözü, yabancı cisim ve enfeksiyonlardan korur. Göz kuruluğunun şiddetli olmasıyla keratit veya korneada ülserler gibi hastalıklar gelişir.

    -Genellikle iki taraflı tükrük bezlerinde kulak önünde ve çene altında (parotis veya submandibular) ağrısız şişme (kabakulak gibi ancak Sjögren’de bazen tek bazen de çift taraflı olabilir ve kabakulaktan farklı olarak ağrısızdır).

    -Eklemlerde (özellikle el eklemleri gibi küçük eklemlerde) ağrı, şişlik veya sabah tutukluğu,

    -Ciltte kuruluk veya deri döküntüsü,

    -Vajinal kuruluk,

    -Sürekli kuru öksürük,

    -Uzun süreli yorgunluk,

    -Sık üst veya alt solunum yolu enfeksiyonu (solunum yolu salgılarının azalması ile-sinüzit, farenjit, larenjit, pnömoni, bronşektazi gibi)

    Sjögren sendromunun komplikasyonları nelerdir?

    -Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, ağız kokusu, ağız içinde mantar enfeksiyonu; bazen yemek borusuna kadar uzanabilir.

    -Göz kuruluğuna bağlı, ışığa hassasiyet, görmede bulanıklık, korneada ülserler.

    -Vajinal kuruluğa bağlı enfeksiyon, akıntı, ağrılı cinsel ilişki, vs.

    -Farenjit, larenjit, sık üst ve alt solunum yol enfeksiyonları

    -Daha az; akciğer (yaygın interstisyel akciğer hastalığı, plevral effüzyon, gibi), böbrekler ( renal tübüler asidoz, glomeronefrit gibi), karaciğer (hepatit, siroz gibi) problemlerine neden olur.

    -Sistit,

    -Sjögren sendromlu gebelerin sadece küçük bir kısmında, kanlarında bulunan otoantikorların (anti-SSA/anti-Ro, anti-SSB/anti-La, anti-RNP) bebeğe geçmesiyle, yeni doğanda cilt döküntüsü, kalp problemleri gibi sorunlara neden olabilir.

    -Lenf nodları: Primer Sjögren sendromlu kişilerde normal popülasyona göre 40 kat artmış, lenfoma riski vardır.

    -Nadiren nörolojik olarak sinir uçlarını tutarak; yanma, uyuşma ve karıncalanmaya neden olabilir (periferik nöropati) veya beyin dokusunu tutabilir.

    Tanı ve Laboratuvar testler:

    Öncelikle ağız ve göz kuruluğu yapabilecek nedenler, ilaçlar ve hastalıklar (hepatit C enfeksiyonu, diyabetes mellitus, sarkoidoz, boyuna radyasyon uygulanması gibi) dışlanmalıdır.

    -Ağız kuruluğunu göstermek için tükrük testi yapılır. En az 4 saatlik açlıkla, tükrük salgısını uyaran olmaksızın, 15 dakika boyunca tükrük biriktirilir, 1,5mL ve altında ise ağız kuruluğu vardır.

    -Göz kuruluğunu ortaya koymak için; Schirmer test (göz yaşı miktarı), göz yaşı kırılma testi (göz yaşının kalitesi) ve boya testleri (korneada epitel hasarını göstermek için) yapılır.

    -Tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, tam idrar analizi, kan elektrolitleri (sodyum, potasyum) bakılır.

    -Anti-SSA (diğer adıyla anti-Ro) ve anti-SSB (diğer adıyla anti-La) antikorlarına bakılır.

    -Ayrıca ANA ve RF antikorları da pozitif olabilir.

    -Minör tükrük bezi biyopsisi (alt dudak iç kısmından alınır)

    -Siyalografi

    -Tükrük bezi sintigrafisi

    -Akciğer grafisi, gerekirse akciğer tomografisi, gibi diğer organ ve sistemlere ait görüntüleme de yapılabilir.

    Sjögren Tedavisi:

    -Ağız hijyeninin sağlanması, diş ve diş eti bakımı (ağız gargarası, sensitif-hassas diş macunlarının kullanılması gibi), tükrük salgısını uyaracak şekersiz sakız çiğnenmesi.

    -Tükrük salgısını uyarmak için sakınca yoksa, pilokarpin ve cevimelin kullanılabilir.

    -Göz kuruluğu için; suni göz yaşı ve jelleri kullanılabilir. Gerekirse siklosporin içeren damlalar göz hekimince verilebilir.

    -Hidroksiklorakin (200mg tb): İmmün sistem üzerine düzenleyici etkileri vardır. Özellikle; halsizlik, kas ağrıları ve eklem yakınmalarına iyi gelir.

    -Steroid olmayan ağrı ve inflamasyon gideren ilaçlar; kas-iskelet sistemi ağrılarında kullanılabilir.

    -Akciğer, sinir tutulumu gibi diğer organ ve sistemlerin tutulumunda, immünsüpresif tedaviler kullanılır.

    Yaşam Stili ve Diğer Öneriler:

    -Kulak önünde veya çene altında veya vücudunuzda gelişebilecek şişliklerde, hemen doktorunuza başvurun.

    -Ağız sağlığınıza özen gösterin ve düzenli diş hekiminize kontrole gidiniz.

    – Tuzlu su spreyleri kullanarak burnunuzu nemlendirebilirsiniz.

    -Bulunduğunuz ortamın nemli olması çok önemlidir. Bu nedenle ev veya iş yerinizde oda nemlendirici cihazlar (ev tipi-buhar makineleri) koyabilirsiniz. Havalandırma ve klimalar kuruluğunuzu artıracaktır. Eğer kullandığınız suni göz yaşı, gözde kaşıntı ve kızarıklığa neden oluyorsa, doktorunuza danışarak başka birine geçebilirsiniz.

    -Bol sıvı tüketin ve ağzınızda tükrük salgısını uyaran limonlu veya farklı aromalardaki şekersiz şeker veya sakız dolaştırabilirsiniz.

    -Cilt kuruluğu için yoğun nemlendirici losyonları, banyodan hemen sonra; henüz cilt nemliyken kullanabilirsiniz.

    -Her yıl grip aşısı ve uzun etkili zatürre aşınızı olun

  • Sınav Kaygısı Nedir?

    Sınav Kaygısı Nedir?

    Sınav kaygısı, sınav ile doğrudan ilişkili kaygı türlerinden biridir. Sınava yüklenilen anlam, sınavla ilgili yoğun düşünceler , sınav sonrası tepkilere ve beklentilere verilen önem, yanlış beslenme, uykusuzluk, zamanı iyi kullanamama , olumsuz düşünceler, aşırı kahve ve çay tüketimi, konuların bitmemesi, yapılan tekrarların yetersiz olması , kendini hazır hissedememe kaygı oluşumunda çok etkilidir. Kaygı, öncelikle sınava yeteri kadar hazırlanmaya ve sonrasında da sınavda başarı olmaya engel olabilir.

    Sınav kaygısı belirtileri; dikkati toplamada ve sürdürmede zorluk çekme, okuma- anlamada zorluk, başaramayacağım- yapamayacağım gibi olumsuz düşünceler, kendini yetersiz hissetme, unutkanlık, kalp çarpıntısı, terleme, karın ağrısı, nefes alıp vermede hızlanma, ateş basması, aşırı gerginlik, karamsarlık, sinirlilik, mutsuzluk , bıkkınlık, çaresizlik, panik, hata yapma korkusu, çalışmayı bırakma, bahaneler üretmeye başlama gibi durumlarla ortaya çıkabilir.

    Sınav Kaygısı İle Nasıl Baş Edilir?

    • Sınava planlı ve programlı şekilde hazırlanılmalı, günlük testler , tekrarlar yapılmalı, çalışmalar son güne bırakılmamalıdır.

    • Sınava iyi bir şekilde hazır olunmalıdır. Eğer kendinizi hazır hissederseniz kaygınız oldukça azalır.

    • Sınav yaklaştıkça konu tekrarları arttırılmalıdır. Bu sayede kaygının sebep olmuş olduğu unutkanlığınızı azaltmış olursunuz. Tekrar yapmak bilgileri aklınızda tutmanızı kolaylaştırır.

    • Sınav öncesi tekrarları arttırın fakat çok yoğun bir şekilde kendinize yüklenmeyin. Tüm çalışmayı son günlere yığmayın.

    • Baskı ve kaygıyı arttıracak kişiler ile konuşmamaya özen gösterin. Arkadaşlarla sürekli sınav ile ilgili konuşmalar, kıyaslamalar yapmak gerginliğinizi arttırabilir.

    • Sınav öncesinde, sınav yerine gidip bakılmalıdır. Sınav detayları, süresi, başlama- bitiş saati gibi bilgiler ayrıntılı olarak öğrenilmelidir. Sınav günü ise sınav yerine erken gidilmelidir.

    • Sınavlara hazırlanırken dinlenmeye vakit ayırmak ihmal edilmemelidir. Aşırı yorgunlukta kaygıyı arttıran sebeplerden biridir.

    • Tek bir sınav sizin göstermiş olduğunuz başarının sadece bir kısmıdır. Bu yüzden çok fazla gözünüzde büyütmeyin. Bu durum da kaygınızı arttırabilir.

    • Aldığınız notlarla kendi değerinizi belirlemeyin .Unutmayın siz sadece öğrenci değil bir bireysiniz. Sahip olduğunuz diğer özelliklerinizi düşünün.

    • Aşırısı olmadığı sürece gerginlik normal karşılanır. Bu durumda gevşeme tekniklerinden yararlanabilirsiniz. Derin derin nefes alıp , yavaş yavaş vermek işinizi kolaylaştırabilir.

    • Sınav esnasında vaktinizi iyi değerlendirmeye çalışın. Sizin için önemli olan dersler veya sorulardan başlayın, bir soru için gereğinden fazla zaman harcamamaya çalışın. Bu durum sonraki sorular için telaş yapmanıza ve hata yapmanıza sebep olabilir.

    • Sınav esnasında dikkatinizi iyi kontol etmelisiniz. Sınav gözetmenlerini, öğrencileri, sınav salonundaki araç gereçleri gözlemlemeyin, dikkatinizi dağıtmalarına izin vermeyin.

    • Dikkatinizin dağıldığını ya da kaygınızın arttığını hissettiğiniz zamanlarda tekrar gevşemek için derin derin nefes alıp, yavaşça verebilirsiniz.

    • Sınav, eksik ve başarısız olduğunuz konuları görmenizi sağlar. Sınav sonrasında bu konulara yoğunlaşıp çalışmak bir sonraki sınavı daha rahat, başarılı geçirmenizi sağlayabilir. Bu durumda kaygı da ilk sınava göre oldukça azalır.

    • Sınav sonucu ne olursa olsun çaba ve emeklerinizi ödüllendirin.

    • Olumsuz düşünceler yerine olumlu düşünceler geliştirmeye çalışın . Örneğin, “Yapamayacağım, kazanamayacağım” gibi düşünmek yerine “Yapabilirim , başarabilirim, elimden gelenin en iyisini yapacağım” şeklinde  düşünmeye çalışın. Bu şekilde kendinizi de rahatlatmış, inancınızı yükseltmiş olursunuz.

    Sınava Girecek Öğrencilerin Ailelerine Öneriler

    • Bu dönemlerin ergenlik dönemi olduğunu unutmayın . Duygu durum değişikliklerinin sık yaşandığı bir dönemdir. Anne – baba olarak hangi durumda olursanız olun sorumluluklarınızı yerine getirmeye dikkat edebilirsiniz. Fakat çocuklar her zaman böyle olmayabilir. Ders çalışmaları gerektiği halde bazen ders çalışmak istemiyor olabilirler. Bu durumda ısrarla ve zorla ders çalışmalarını sağlamayın.

    • Çocuğunuz için endişelenebilirsiniz. Fakat onun gireceği sınav ve onun geleceği hakkında aşırı endişeli ve kaygılı olmanız ona da yansır. Onunda kaygısını arttırmış olursunuz. Bu durum çocuğunuzun başarısızlığına sebep olabilir. Ona güvenin ve kapasitesinin üzerinde beklentilere girmeyim.

    • Her zaman sonuçlar ne olursa olsun onu çok sevdiğinizi, onun sizin için çok değerli olduğunu hissetirmeyi ihmal etmeyin. Sevgi, kaygısını azaltır, kendini güvende hissettirir ve başarılı olmasını sağlar.

    • Tüm bunları yaparken aşırı rahat tutum sergilememeye de özen gösterin. Sürekli olarak sınav bizim için önemli değil zaten gibi söylemler çocuğunda sınavı fazla önemsememesine sebep olabilir.

    • Bazı aileler çocukların başarıları ve motivasyonlarını arttırabileceği düşüncesi ile sürekli “yapamazsın, bu gidişle olmaz, kazanmayacaksın” gibi sözler söyler. Bu tutum daha çok çocukları olumsuz etkiler ve çalışma isteğini azaltır. Bununla birlikte sürekli arkadaş ya da kardeşlerliyle kıyaslama yapmak, zekasını küçümseyici konuşmak, suçlayıcı ya da tehditkar davranmakta başarısını oldukça olumsuz etkileyecek sebepler arasındadır.

    • Çocuklar sınava hazırlanırken, misafir kabul etmemek, işten ayrılmak, televizyon ve bilgisayar açtırmamak gibi gereğinden fazla fedakarlıklar yapmaya çalışmak çocukların kaygısını arttırabilir. Bu durumda çocuk ailemin çaba ve fekadarlığının karşılığını veremem endişesiyle korku yaşayabilir.

    • Sürekli yapması gerekenleri hatırlatmayın. Sorumluluklarını bilen, sınava hazırlanan öğrencilerin sürekli olarak uyarılmaya ihtiyaçları yoktur. Bu tutum onları daha çok kaygılandırır.

    • Her çocuğun eksikleri olabilir. Kapasiteleri farklı olabilir. Siz ebeveyn olarak iyi olduğu konularda ona destek çıkarak, kendini geliştirmesine ve başarılı hissetmesine yardımcı olun. Başarılı bir sonuç aldığında mutlaka takdir edin. Bu durumda çocuğun kendine güven duygusu ve yapabileceğine inancı artar.

    • Mutlaka birlikte eğlenceli vakit geçirebileceğiniz ortamlar yaratmaya çalışın. Bu sayede çocuğun dinlenmesini ve keyifli vakit geçirmesini sağlamış olursunuz. Tatil ya da gezme planlarını deneme sınavlarından aldığı sonuçlara göre belirlemeyin. Başarısız olsa da tekrar daya iyisini yapabilmek için dinlenmeye ve ders dışında başka aktivitelere ihtiyacı olduğunu unutmayın.