Yazar: C8H

  • Kanserde gaz pedalına basan ayak: şeker ve buna karşı doğru beslenme

    Son araştırmalar tüketilen gıdaların genlerimizle bir anlamda konuştuğunu ve onların mesajlarının bağışıklık sistemimizi kapatıp açabildiğini gösterdi. Özellikle yüksek oranda karbonhidrat ya da şeker içeren beslenmenin kanser riskini arttırdığı bilimsel çevrelerde daha yüksek sesle dile getirilir oldu.

    Çevre, egzersiz, stres, meditasyon, maneviyat ve diyet gibi epigenetik değişkenler DNA’da dış değişikliklere yol açabilmektedir. Özellikle kanseri doğrudan olmasa bile dolaylı olarak besleyen şeker ve glikoz meselesi çok yoğun tartışılmaya devam ediyor. İnsülin hormonu, glikoz ve şekerin hücrelere girmesini sağlayan bir tür refakatçidir. Kanda şeker olduğunda insülin üretilerek şekerin hücreye girip mitokondride enerji üretiminde kullanılmasını sağlar. Çok fazla şeker, kan şekerini ve insülin seviyelerini arttırır. Zamanla normal sağlıklı hücreler ihtiyaçtan fazla olan şekeri alamaz. Hücrenin zarındaki insülin reseptörleri insüline yanıtsız hale gelir ve artık yanıt vermez. Bu durumda insülin direnci gelişir. İnsülin direnci de şişmanlık, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve kanser riskinde artış ile ilişkilidir.

    Kanser hücreleri çok yakıt (şeker) tüketmesine rağmen kötü randıman (enerji) veren eski tip motor gibidir. Yakıta çok daha fazla ihtiyacı olduğu için kanser hücrelerinin yüzeyi insülin reseptörleriyle çevrilidir ve sağlıklı hücreden onlarca kat daha fazla şekeri hücrenin içine alırlar. Bu nedenle sağlıklı hücrelerde insülin direnci gerçekleştiğinde dahi kanser hücreleri şekeri içeri almaya devam ederler. İnsülin kanser hücresinin içine şekeri salar ve bu durum kanser hücresinin çoğalmasını sağlayan genlerin açılmasına neden olur. Bilim adamları bu etkiyi ‘’gaz pedalindaki bir ayak gibi’’ kanser hücresinin büyümesini tetikleyen bir etki olarak tarif etmektedir.

    Peki ’’eğer yediğimiz besinler kanser genlerini kapatabiliyor ve tümör baskılayıcı genlerini açıyorsa ne yenmesi gerekir ?’’ . Bu sorunun cevabı ise; gökkuşağı gibi farklı renklerden bol miktarda sebze tüketilmesidir. Sebzeler, fitokimyasallardan zengindir ve bunlar bitkileri çevreden, stres faktörlerinden, güneşten, toksinlerden ve daha birçok şeyden korur. İnsanların sağlıklı olmak için fitokimyasallara ihtiyaçları vardır. Onlar genlerimize etki eder, bağışıklığı güçlendirir, detoksifikasyonu sağlar, kalp sağlığına olumlu etki eder, östrojen metabolizmasının sağlıklı olmasını sağlar, iltihabı önler ve barsaklarımızdaki yararlı bakterileri beslerler.

    Sağlıklı diyetin diğer bileşenlerini ise yağlar ve proteinler oluşturur. Bu konudaki sağlıklı seçim ise avokado, balık, yağlı tohumlar (fındık, ceviz), çekirdek, fındık yağı ve organik tereyağı gibi yağ içeren besinleri tüketmektir. Bunlara ek olarak zeytinyağı, keten tohumu yağı, hindistan cevizi yağı-sütü ve avokado yağı diğer iyi seçimlerdir.

    Protein kaynakları ise yumurta, balık, kırmızı et, tavuk, hindi etleridir. İşlenmemiş günlük süt, yoğurt ve peynir diğer protein kaynaklarıdır. Tahıllar da protein içermektedir. Hayvansal protein kaynakları serbest gezinen ve organik olanlardan tercih edilmelidir.

    İnsanların hafife aldıkları beslenme konusuna gereken önemi vermeleri ve bu konuda bilinçlenmek için doğru kaynaktan yardım almaları gerekmektedir. Kanserde de doğru beslenme stratejilerinin geliştirilmesi, tıbbi tedaviyle etkileşebilecek besinlerden ve bitkilerden uzak dururken, yardımcı olacakların programa dahil edilmeleri yarar sağlayabilmektedir.

    Prof Dr Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Şiddet Gösteren Çocuklar İçin Neler Yapabiliriz?

    Şiddet Gösteren Çocuklar İçin Neler Yapabiliriz?

    Çocukların başkalarına karşı şiddet göstermesinin pek çok sebebi olabilir. Kimi çocuklar küçük yaşlardan itibaren şiddet içerikli davranışlar gösterirken, kimileri ergenlikten sonra şiddet içerikli davranışlar göstermeye başlayabilir.

    Çocukların şiddet davranışı göstermesinin sebeplerinden bazıları şunlardır:

    • Öfkesini kontrol etmekte zorlanması,

    • Dürtüsellik,

    • Okulda başarısızlık,

    • Şiddeti destekleyen arkadaş grubuna dâhil olması,

    • Kendisi de şiddete veya zorbalığa maruz kalmış olması,

    • Medya aracılığıyla yüksek düzeyde şiddet uyaranına maruz kalmış olması,

    • Alkol veya uyuşturucu kullanımı,

    • Sert gözükmek gerektiğine ve başkalarının ona saygı duyması için bu şekilde davranması gerektiğine inanması.

    Çocuğunuzla yakın bir ilişki kurun.

    Onunla vakit geçirin ve konuşmak ya da soru sormak istediğinde yanında olun.

    Açık sınırlar ve kurallar belirleyin.

    Ancak kural koymanın sadece cezadan ibaret olmadığını unutmayın. Onu iyi davranışlar gösterdiği zaman takdir etmeyi ihmal etmeyin. Kötü bir şey yaptığında ise farkında olduğunuzu hissettirin.

    Ona başkalarıyla ilgilenmeyi öğretin.

    Farklı özellikteki kişilerle ilgilenerek çocuğunuza da başkalarıyla ilgilenmeyi öğretin. Bu şekilde empati geliştirmesine yardımcı olun.

    Başkalarını anlamasını sağlayın.

    Ona başka din, dil, ırk veya kültürlerden olan insanları kabul etmeyi öğretin.

    Onu takip edin.

    Her zaman çocuğunuzun nerede, kiminle olduğunu ve ne zaman eve döneceğini bilin.

    Ona arkadaş baskısına karşı koyması konusunda destekleyin.

    Arkadaş grupları onu yanlış olduğunu bildiği şeyler yapması için zorladığında verebileceği yanıtları ve nasıl davranabileceğini öğretin.

    Kitle iletişim araçlarını kullanımına sınır getirin.

    Televizyon programları ya da bilgisayar oyunları ile maruz kaldığı şiddet uyaranlarını kısıtlamak için her gün bilgisayar ya da televizyon başında geçirdiği zamanı kısıtlayın.

    Model olun.

    Davranışlarınızla ona model olun. Örnek olun. Çocuklar öncelikle anne ve babalarını örnek alırlar.

    Ona öfkelendiği zaman, önce durup düşünmeyi öğretin.

    Çocuğunuzun önünde sık sık öfkelenip, kendinizi kaybederseniz sizi taklit edecektir. Öfkeyle hareket etmek yerine muhtemel çözümleri ve sonuçlarını düşünerek davranmaları gerektiğini anlatın ve model olun. Siz öfkelendiğinizde çocuğunuzla sorunlarınızı konuşarak çözün. Sizi örnek alsın.

    Zamanını verimli kullanmasına yardımcı olun.

    Çocuklar zaman konusunda esnektir. Planlaması konusunda ona yardımcı olacak görev ve sorumluluklar vererek zaman planlaması yaptırın.

    Çocuğunuzun spor, müzik, resim gibi başarılı olduğu aktivitelere katılmasını sağlayın. Teşvik edin.

    Çocukların günümüzde fiziksel olarak enerjilerini atabilecekleri alanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeple başarılı olduğu aktiviteler onlar için faydalı olacaktır.

    Çocuklar kendi akranları arasında sosyal ve sportif faaliyetlere katılarak daha hızlı sosyalleşirler.

    Çocuğunuzu sosyalleştirin. Bırakın sizin müdahaleniz olmadan arkadaşlık kursun ve oyunlar oynasın. Neden okullarda sürekli oyun oynamak istiyorlar bir düşünün.

    Okul Başarısını destekleyin.

    Akademik olarak gelişimlerini sürekli kontrolünüzde tutarak başarısı veya başarısızlığında yanında olduğunuzu gösterin.

    Kitap okumasını destekleyin.

    Evde kendinizde kitap okuyarak çocuklarınıza örnek olun. Ona uygun ders çalışma ortamı hazırlayın. Okulu ve öğretmenleri ile sürekli işbirliği içinde olun.

    Son olarak; Sınıfındaki arkadaşlarını ve onların ailelerini mutlaka tanıyınız.

  • Kanser hücresini öldüren truva atı: yüksek doz c vitamini

    Uzun yıllar önce Nobel ödülü alan, yaşamının son dönemlerinde C vitaminin kanser dahil hastalıklarla mücadelede yararına adayan kimyacı Linus Carl Pauling (1901 – 1994)’ in kulakları yeni çalışmalarla çınlamaya devam ediyor. Ünlü ve saygın bilim dergi Science’ da yeni yayımlanan detaylı bir çalışmada C vitaminin laboratuar ve hayvan çalışmalarında kansere neden olan mutasyonu taşıyan kanser hücrelerinin öldürüldüğü saptanmıştır. Science dergisi, bilimsel etkinliği en yüksek dergilerden olup impact faktörü 33’ dür.

    Bu çalışmalar, etkili ilaç bulunmayan birçok kanser tipi için umut ışığı olmaktadır. Günümüzde mutasyona yönelik ilaç tedavileri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yapılan bu araştırmada C vitamininin veya askorbik asitin bir kanser ilacı gibi hedefe yönelik tedavilerin bir parçası olabileceğini düşündüren kuvvetli bulgular saptanmıştır.

    1971 yılında İskoçyalı doktor Pauling tarafından yüksek doz C vitamininin damar yoluyla uygulanması ile başarılı kanser tedavisini yayımlamasından sonra A.B.D.’ de 1970 ve 1980’ lerde Mayo Klinik tarafından iki klinik çalışma yapılmış ve sonuç olarak tedavi etkisiz olarak bulunmuştur. Mayo Klinik tarafından yapılan bu çalışmalarda, doktor Pauling’ den farklı olarak C vitamini ağız yoluyla kullanılmıştır. Ağız yoluyla verilen C vitamini miktarının hem doz olarak düşük olması, hem de kan dolaşımında damar yoluyla verilenden daha düşük düzeyde olmasının buna neden olduğu düşünülmektedir. Levine ve grubu tarafından yapılan çalışmalarda ise yarar sağlanabilmesi için C vitaminin toplardamar yoluyla yüksek dozlarda verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Son yıllarda az sayıda klinik çalışma yapılmış, over (yumurtalık) ve pankreas kanseri hastalarında kemoterapi ile beraber yüksek doz C vitamini uygulamasının yan etkisi az, kanser hastalarının yaşam sürelerine katkısı olabileceği yönünde bulgular elde edilmiştir. Fakat çalışmalar daha ileriye götürülememiştir.

    İlaç firmalarının desteklemediği bu konuda bağımsız bilim adamlarının C vitaminin kanser tedavisindeki rolüne ilişkin çalışmaları devam etmiştir.

    Science dergisinde yayımlanan, preklinik fare ve hücre kültürü çalışmasında, günün birinde C vitamininin hedefe yönelik bir tedavi yaklaşımı olabileceğini düşündüren bulgular elde edilmiştir.

    Kolorektal (kalınbağırsak) kanseri en sık görülen 3. kanser tipidir. Hastaların yaklaşık yarısında saldırgan tip olan mutant KRAS ve BRAF genleri bulunur. Tedavisi daha zor olan bu hasta grubunda hastalık daha saldırgan seyretmekte, günümüzdeki kemoterapi veya tedavi yaklaşımlarına iyi yanıt vermemektedir.

    Science dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma 300 portakalın içerdiği C vitaminine eşit yüksek doz C vitamini uygulanması ile preklinik modellerde KRAs ve BRAF mutasyonu olan kolorektal kanserin çoğalmasının engellendiğini göstermiştir. Bu araştırma, kanser tedavisinde yeni bir tedavi geliştirilmesini sağlamada önemli bir adım olarak kabul edilmektedir.

    C vitamini antioksidan olup, hücrelerin hasardan korunmasında görev alır. Yüksek dozlarda verilen C vitamini ise kanser hücrelerinin içinde tam zıt etki ile oksidasyon yaparak kanser hücrelerini öldürmektedir.

    Atardamar (arter) içinde oksijen bol bulunur ve C vitamini (askorbik asit) bu ortamda okside olarak dehydroascorbic acid (DHA)’ e döner. Kanser hücrelerinin zarında daha fazla bulunan şeker taşıyıcısı GLUT1 tarafından hem şeker hem de DHA kanser hücresinin içine taşınır. GLUT1, askorbik asiti hücre içine geçiremez.

    Kanser hücresinin içine giren DHA, Truva atı gibi davranarak kanser hücresinde bulunan antioksidanlar tarafından tekrar askorbik asite çevrilir. Bu işlem esnasında da kanser hücresine gerekli antioksidanlar tüketilerek kanser hücreleri oksidatif hasara uğrayarak ölürler.

    Mutasyona uğramış KRAS ve BRAF geni olan kolorektal kanser hücrelerinde daha fazla serbest oksijen radikallerinin oluşması nedeni ile bu hücreler yaşamak için daha fazla antioksidan maddeye ihtiyaç duyar. Bu nedenle yüksek doz C vitaminin verilmesi ile damarlarda oluşan DHA’ nın etkisine, normal hücreler ve diğer kanser hücrelerinden daha duyarlıdır.

    Bu verilere bakılarak sadece yüksek doz C vitamini tedavilerinin yapılmasından ziyade uygun hastalarda diğer konvansiyonel tedavilerle birlikte yeni tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilmesi düşünülmelidir. Özellikle GLUT1 reseptörlerini yüksek oranda bulunduran böbrek kanseri, mesane kanseri ve pankreas kanserinde yardımcı tedavi olarak değerlendirilebilir.

    Kanser tedavileri, tıbbi onkoloji uzmanının kontrolü ve gözetiminde yürütülmeli, sadece alternatif tedavi değil, tamamlayıcı yaklaşımların konvansiyonel tıbbi tedavilerle bütünleştirildiği, hasta odaklı tedavi stratejisi kullanılmalıdır. Bu şekilde daha başarılı sonuçlar elde edilebilir.

    Prof. Dr, Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Depresyon Nedir?  Belirtileri Nelerdir?

    Depresyon Nedir? Belirtileri Nelerdir?

    çok yalnızım, mutsuzum

    göründüğüm gibi değilim aslında

    karanlıklarda kaybolmuşum

    bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır

    aradıkça batıyorum karanlık kuyulara

    kimse duymuyor çığlıklarımı

    duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor

    bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım

    ümidimi yitirmişim

    biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim

    arakamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye

    veda edeceğim..

    Nilgün Marmara

    Depresyon; kişinin fizyolojisi, biyokimyası, duyguları, düşünceleri ve davranışları dahil olmak üzere vücudun bütün olarak etkilendiği bir ruhsal bozukluktur. Kişinin kendisi, başkaları ve dış dünya hakkındaki düşünce ve duygularını etkileyebilmektedir.

    Depresyon, kısa süreli sıkıntı, mutsuzluk, ümitsizlikten farklıdır. Depresyondaki mutsuzluk duyguları çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Daha önceden keyif veren, hoşlanılan faaliyetlere ilgi kaybolması yaşanır. “İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor” cümlesi çok sık söylenir. Günlük işleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Diş fırçalamak, banyo yapmak, yemek yapmak, ev temizlemek, çocuklarla ilgilenmek, arkadaşlarla görüşmek, işlerini yürütmek, toplantılara katılmak… Depresyon, yaşamımızın önemli alanlarında bile, iş, aile, sosyal yaşam olmak üzere bozulmalara yol açar. Depresyon o kadar kötü bir hal alabilir ki, kişi gelecekle ilgili ümitsizliğe kapılarak intiharı bile düşünebilir. Depresyondaki kişiler, böyle yaşamındaki önemli alanlarda isteksizlik yaşadıkları için kendilerini suçlayabilirler. “Daha önce neşeli, şen şakrak biriydim, şimdi kimseyi görmek istemiyorum. Çocuklarımla zaman geçirmek istemiyorum, dersleri ile ilgilenmiyorum, nedenini anlamıyorum kötü bir anneyim ben” gibi yorumlar yapabilirler.

    Depresyon, kişiyi bu şekilde bir çok yönden etkileyebilir ve değişik ruhsal ve bedensel belirtilere yol açabilir. Amerikan Psikiyatri Birliği Tanı Kitabında depresyon tanı kriterleri şu şekildedir:

    En az birisi depresif duygu durum veya ilgi kaybı olmak üzere aşağıdakilerden en az beşinin iki hafta süresince hemen her gün var olması gerekir.

    1. Depresif duygudurum

    2. İlgi ve haz Kaybı

    3. İştah-kilo değişikliği

    4. Uyku Bozukluğu (İnsomni-hipersomni)

    5. Psikomotor retardasyon-ajitasyon

    6. Yorgunluk-enerji kaybı

    7. Değersizlik veya aşırı veya uygunsuz suçluluk hisleri

    8. Dikkat toplamada güçlük-unutkanlık-karasızlık

    9. Tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri, planı, girişimi

    Bu belirtilerden en az beşinin görülmesi yanında, kişinin iş, aile, sosyal yaşamında önemli bozulmaların görülmesi gerekir. Ve bunların başka bir fizyolojik bir duruma ya da ilaca bağlı olmaması gerekir.

    Bu şekilde depresyon belirtilerinin sizde de olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka psikiyatrik ve psikolojik destek almak gerekir. Depresyon önemli bir duygu durum bozukluğudur. Psikiyatrik destek, bulunduğunuz yerde bir psikiyatristle görüşüp yaşadığınız durumun depresyon olup olmadığına dair muayene olmanız, depresyon tanısı alırsanız verilen ilaçlarınızı düzenli olarak kullanmanız gerekir. Biyokimyasal bir sorun olması nedeniyle bu gereklidir. Bunun yanında depresyonla ilgili sizin nedenlerinizin ortaya konması, yaşamınızın yeniden düzenlenmesi, yaşadığınız ortamda bilinçli duygu, düşünce ve davranış değişiklikleri yaparak depresif duygu durumunuzun acilen normale dönmesi için profesyonel bir psikolog desteği ile uygun psikoterapi de almanız yerinde olacaktır.

  • Hipertermi nedir? Kanserin yardımcı tedavisinde nasıl yarar sağlar?

    Çeşitli sağlık sorunlarında yardımcı olarak kullanılan hipertermi, kanserde uygulanan tıbbi tedaviler (kemoterapi, radyoterapi gibi kanserin temel tedavileri) ile beraber tedavinin başarı şansını arttırmak amacıyla yardımcı / tamamlayıcı kanser tedavisi olarak uygulanmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda yüksek ısının kanser hücrelerine hasar verdiği veya öldürdüğü gösterilmiştir (1,2). Kanser hücrelerinin öldürülmesi ve kanser hücrelerinin yapısını oluşturan proteinlere zarar verilmesiyle kanser kitlesinde küçülme sağlanabilmektedir (3). Hipertermi, kanser tedavisinde tek başına kullanılmamaktadır.

    Hipertermi genel olarak radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi gibi diğer kanser tedavilerinin yanında yardımcı tedavi olarak kullanılır (2,4). Hipertermi bazı kanser hücrelerinin radyoterapiye daha iyi yanıt vermesine yardımcı olabilir veya radyoterapinin hasar veremediği kanser hücrelerine hasar verebilir (1). Ayrıca kanser kitlesinde oksijenlenmeyi ve kan dolaşımını arttırarak tıbbi tedavinin etkinliğinin arttırılmasına destek olur. Radyoterapi ve hipertermi beraber kullanıldığında her biri diğerinden birkaç saat önce veya sonra uygulanabilmektedir. Hipertermi bazı kanser ilaçlarının (antikanser ilaçlar) etkisini arttırabilmektedir (1). Hipertermi uygulamaları, kanser tedavisinde kullanılan tıbbi uygulamaların kanser hücresine verdiği hasar tamirinin engellenmesine yardımcı olur.

    Çeşitli klinik çalışmalarda hiperterminin, kemoterapi ve / veya radyoterapi ile beraber kullanılmasının etkinliği araştırılmıştır. Bu çalışmalar baş ve boyun, beyin, akciğer, yemek borusu (özofagus), meme, idrar torbası (mesane), rektum, karaciğer, apendiks, rahim ağzı (serviks), karın zarı (periton, mezotelyoma) kanserleri ile melanoma ve sarkom gibi tümörlerin tedavisine odaklanmıştır (1,2,4,8,11, 12,13,14). Çalışmaların hepsi olmasa da çoğunda hipertermi diğer tedavilerle birlikte kullanıldığında tümör kitlesinde önemli derecede küçülme elde edilmiştir (1,2,4,7,8). Bu çalışmaların hepsinde olmamakla birlikte bazılarında kombine tedavi alan hastalarda yaşam sürelerinde artış olduğu gösterilmiştir (4,6,8).

    Bazı araştırmalarda da bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesine yardımcı olduğu saptanmıştır (15,16). Kanser hücrelerinde ısının neden olduğu HSP70 proteininde artış olması, doğal öldürücü NK hücreleri ve diğer efektör hücreleri uyararak kanser hücrelerine saldırması desteklenir.

    Prof. Dr. Canfeza Sezgin

    İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

  • Kendinizle İlişkiniz Nedir?

    Kendinizle İlişkiniz Nedir?

    Birey psikososyal gelişimini tamamlamaya başladığı aşamada gelişir, kendini tanıyan kişi; kendisiyle ilişkiyi kurmaya başlamış demektir. Varoluşsal dengede her canlı doğar, büyür ve ölür. Bu dengeyi tamamlarken ne gibi süreçlerden geçtiğimiz, kim olduğumuz ve neler yaptığımızı daha sağlıklı algılayabiliriz.

    Gelişim süreçlerinde kimlik arayışı hepimizin içgüdüsel olarak tamamlamaya çalıştığımız bir evredir. Bu evrede tüm yaşamsal döngüler bizi geliştirir. Bu döngüde hayattan beklentilerimizle beraber kişilik yapılarımız oturmaya başlar. Kendimizi tanıma evresi bizleri karakterimizle tanıştırır. Kendimizi tanımaya başladığımız anda kendimizle ilişkimiz oluşmaya ve evre evre gelişmeye başlamış oluruz.

    Peki sen kimsin?

    Bu soruyu kendimize ne kadar sıklıkla soruyoruz? Kim için yaşıyor, kim için kendi benliğimizden ödün veriyoruz? Elbette bu soruların cevabı olarak ‘ kendim için ‘ dediğinizi duyabiliyorum. Ancak hayat bize bir takım maskeler takmak ve bir takım rollere büründürmek için yaşamsal deneyimler tattırır. Bu deneyimler acı ya da tatlı olabilir. Birey kendisiyle ilişkisine bu deneyimler sayesinde ulaşır.

    Yaradılışımız gereği kendimizi sevmek, korumak ve kollamak için yaşarız. Yaşam sürecinde araya başka ilişkilerin girmesi bizi benliğimizden ayırabilir. Bu noktada kim olduğumuz konusunda takılıp kalabiliriz. Karakterimizin bütünlüğünü yaşadıklarımız oluşturur. Ve her evrede kendimize kim olduğumuzu sorma ihtiyacı hissederiz. Ancak gelecek cevap bizi bazen korkuttuğu için bu durumu dağın görünmeyen kısmında gizleriz. Şuan ki kültürel yapıda aslında kendimiz için değil başkaları için yaşamayı tercih etmemizde bunun örneğidir. Bu yüzden kendi benliğimizi içimizde bastırabiliyoruz.

    Kendinizle ilişkiniz nasıl olmalı?

    İşe önce kendinizi tanımaktan başlayın. Bu cümle tüm düğümleri tek tek çözecektir. Kendini tanıyan, anlayan, ne istediğini değil ne istemediğini bilen ve kendisine değer veren kişi benliğine kavuşabilir. Kendisiyle sağlam ilişki kuran kişi sağlıklı beraberlikler yaşar. Hayatın anlamlı devam edebilmesi için kendinizi tanımalı ve o çerçeve de hareket etmelisiniz.

    İşte asıl yapmanız gereken kendinizle sağlıklı ilişkiyi nasıl oluşturabileceğinizi bilmenizdir. Bununla tanıştığınızda ilişkiyi oldukça anlamlı kurabilir ve daha kaliteli bir benlik süreci yaşarsınız. Bu durum hayatınızda ki birçok süreci etkilediği gibi mutlu beraberlikleri de beraberine getirir.

    Önce sürece kendinizi tanımaya, sevmeye, kabul etmeye ve değer vermeye başlayarak yapabilirsiniz…

  • Kanser önlenebilir bir hastalık mıdır?

    Kanserli olguların gelişimi ve ölüm nedenleri arasındaki öne çıkışı sağlık için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Kanserden şüphelenmemizi sağlayacak uyarılar var mıdır? Bu sorunu cevabı tabi ki evettir.

    Barsak veya idrar yapma alışkanlığında değişiklikler

    Geçmeyen soğuk algınlığı tablosu

    Beklenmeyen kanamalar

    Memede kitle tespit edilmesi veya meme cildinde değişiklikler veya akıntı

    Yutma güçlüğü

    İyileşmeyen yaralar

    İnatçı öksürük

    Belirgin iştahsızlık ve istemsiz kilo kaybı

    Tanımlanamayan ateş

    Ciltteki lekelerde renk değişikliği

    Yukarıda tanımlanan uyarıların yanında unutmayalım ki sadece 4 değişken ile kanser başta olmak üzere diyabet, kalp krizi ve inme %80 azaltılabilmektedir.

    Fizik aktivite

    Sağlıklı beslenme

    Sigara içmemek

    Obeziteden kaçınma

    Ancak ne acıdır ki gerçek anlamda toplumun sadece %10’u uyarılara uyum gösterebilmektedir. Bu uyarılar yanında unutmayalım ki tarama programlarına dahil olmakla yeni gelişebilecek kanser olgularının %50’si önlenebilir veya erken tanı almaktadır. Kanser erken tanısı için bu konuda uzman doktorlara başvuru yapmak önemlidir. Nihayet kurduğunuz iyi bir diyalog sayesinde erken tanı ve tarama programları hakkında sizi eğitecek ve yönlendirecektir. Tartışacağınız konuları liste haline getirmek, tarama sıklığı ve şekli nedir, sorgulanması gereken durumlardır.

    Tarama programlarının uygulandığı hastalıkların başında meme kanseri, rahim ağzı kanseri, kalın barsak kanseri ve prostat kanseri yer almaktadır.

    Meme Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Kendi kendine meme muayenesi değişiklikleri saptamada önemlidir

    Kırk yaşını dolduran kadınlar ilk mamografisini çektirmelidir, sonraki 10 yıl için 2 yılda bir

    Elli yaşından sonra yıllık mamografi, 20’li-30’lu yaşlarda 3 yılda bir

    Rahim Ağzı Kanseri İçin Önerilen Program:

    Tarama ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra başlamalıdır, 21 yaşını geçmemelidir.

    Her yıl Pap smear testi veya 2 yılda bir “liquid-based Pap test” ile yapılmalıdır.

    Otuz yaş ve sonrasındakilerde 3 veya daha fazla sayıda normal test sağlananlarda 2-3 yılda bir tarama yapılabilir.

    Yetmiş yaş ve üstü yaşlılarda, 3 ve daha fazla normal test varlığında veya son 10 yılda anormal testi olmayanlarda tarama testine gerek yoktur.

    Kalın Barsak Kanseri İçin Önerilen Program:

    Normal riske sahip 50 yaş ve üstü kişilerde tarama testleri başlatılmalıdır

    Fleksibl sigmoidoskopi 5 yılda bir

    Kolonskopi 10 yılda bir

    Tomografik kolonografi 5 yılda bir

    GGK ve FIT (fecal immunochemical test) yılda bir

    Gayta DNA testi (intervali net değil)

    Prostat Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Elli yaş ve üstü erkeklerde yapılması önerilmektedir, yılda bir.

    Yüksek riskli erkeklerde tarama yaşı 45 yaşında başlamalıdır

    Tarama programlarının yanında günlük yaşamda yapılan davranış değişiklikleriyle kanserden korunmada daha etkin olunabilmektedir. Nihayet Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü verilerine göre; kanserlerin %30’unun kontrol edilebilir beslenme komponentleri ile ilişkili olduğu ortaya konmaktadır. Aynı cemiyetin kanserden korunma ilkeleri on başlık altında toplanmaktadır:

    Olabildiğince fit ve yağsız bir vücut için aşırı yağ, özellikle karın çevresinde birikme kanser riskini arttırmaktadır. Aşırı yağ ve istenmeyen hormonlar kalın barsak, meme, pankreas, böbrek ve rahim kanserlerinde riski arttırmaktadır. Sebze ve meyveden zengin bir beslenme, işlenmemiş besinler ve natürel yağların tercih edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık şekerli içecekler, kalorisi yoğun yiyecekler ve alkol tercih edilmemelidir. Sigaradan mutlak kaçınılmalıdır.

    Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite önerilmektedir. Yavaş tempoda yürüyüş (ideal olan en azından günde 10 bin adım). Yüzme, hatta sizin sevebileceğiniz bir oyun veya aktivitenin de katkılarını unutmamak gerekir.

    Şekerli ve enerji yoğun (kola vs) yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır (obesite riski yüksektir)

    Değişik meyve , sebze, tahıl ve bakliyatlardan fazlaca yenmelidir, kanser riskinde %20 azalma sağladığı belirtilmektedir.

    Kırmızı et tüketimini kısıtlayın ve işlenmiş etlerden uzak durun. Haftada yarım kilodan daha fazla tüketilmemelidir.

    Eğer düzenli içiciyse alkol tüketimi erkeklerde günde 2, kadınlarda günde 1 kadehten fazla olmamalıdır.

    Tuzlu ve salamura yiyeceklerden kaçınılmalıdır, tuz yerine baharatlar kullanılabilir.

    Destek amaçlı tablet suplementleri kullanmayın, tabletlerdeki fitokimyasalların varlığı riski arttırmaktadır.

    Kadınlar en az 6 ay bebek emzirmelidir.

    Tedavi sonrası, kanser hastaları mutlaka kanser önleyici önerileri takip etmelidir.

    Yukarıda tanımlanan genel öneriler dışında başvurduğunuz uzman doktor tarafından riskleriniz değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bazı durumlarda koruma programları adı altında gerektiğinde koruyucu ilaç tedavilerinin de gerekebileceğini unutmayın. Doktorunuzla iletişim ve aldığınız danışmanlık önem arz etmektedir.

    Sağlıkla kalın..

  • Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Çocuklarınızla Sağlıklı İlişki Yönetimi

    Sağlıklı ilişki kurma anlamında her bireyin zorlandığı noktalar vardır. Öncelikle ilişki kurmak nedir, nasıl kurulması gerekir ve kurarken nelere dikkat etmemiz gerekiyor buna dikkat etmemiz önemli bir husustur. Çocuklarınızla sağlıklı ilişki yönetimi ancak onları anlayabilmek ve bir birey olduklarına inandığınız sürece mümkündür.

    Her çocuk özeldir ve özellikleriyle bir bütündür. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli noktalardan biri isi her çocuğun farklı bir birey olduğunu bilmeleri ve kabul etmeleridir. Eğer çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmeyi ve sevmeyi başarırsak onlarla muazzam bir ilişki içine girmiş olacağız. Bilmeliyiz ki geleceğimiz çocukların değil, onları yetiştiren ebeveynlerin elindedir.

    Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmanın faydaları nelerdir?

    Öncelikle sadece çocuklarla değil; bireyin kendisiyle de kurduğu ilişki oldukça önemlidir. İlişki kurma anlamında kendimizi ne kadar iyi tanırsak karşı taraf içinde o kadar iyi anlaşılırız. Çocuklarla sağlıklı ilişki kurmak onların gelecekteki kişilik yapılarını oldukça etkileyen bir durum olduğundan değerlidir. İlişki yönetimini ebeveyn doğru bir şekilde yaparsa çocuklarda ebeveynleriyle sağlıklı bir ilişki kurmuş olacaktır.

    Sağlıklı ilişki yönetimi çocuklarınızla aranızda sağlam bir bağ oluşmasına neden olur. Buda çocuklarınızın aykırı durumlarda, yaşadıkları en ufak sorunlarda, sosyal ilişkilerinde, gelecek planlamalarında ve hayatlarının her alanından haberdar olmanıza olanak sağlamaktadır. Çocuklarınızla paylaşımınızın artacağı anlamı da taşımaktadır. Onları tanımak, ne istediklerini bilmek, verdikleri kararlara saygı duymak, onları olduğu gibi kabul etmek ve bir hayat yarışına sokmamak hem onların güvenini hem de sevgisini kazanmanızı sağlar.

    Ebeveynler olarak neler yapmalıyız?

    Çocukların alanlarına aşırı müdahalede bulunmamalıyız. Onların isteklerine kulak vermeli, ne istemediklerine dikkat etmeliyiz. Anne ve babalarımızdan gördüğümüz şekilde değil; çocukların doğru yolda ilerleyebileceği şekilde destek olmalıyız. Teknoloji çağında olduğumuzu bilmeli ve bu çağı olabildiğince faydalı bir şekilde kullanmalıyız. Her zaman çocuklarımıza yapmalarını talep ettiğimiz şeyleri kendimizde yapıyor olmalıyız.

    Çocuklarınızla aslında anlaşmanın ne kadar kolay olduğunu bilmeliyiz. Ve bunu zorlaştıranın bizler olduğunu unutmamalıyız. Onlarla beraber gelişmeyi unutmamalı, onlarla aynı yolda yürümeliyiz. Çocuklarınıza arkadaş gibi değil; anne baba gibi davranmanın doğru olduğunu unutmamalıyız. Çünkü onların zaten arkadaşları var. Sizin göreviniz anne baba olmaktır. Anlaşamadığınız noktalarda bile sakin kalmalı, onunla göz teması kurabilecek bir pozisyonda nasihat vermeliyiz. Emir kipi kullanmak yerine ‘ bunu yapmak senin ve bizim için oldukça değerli ‘ gibi cümlelerle yaklaşmalıyız. Bu şekilde çocuklarınızla temasınız daha anlamlı olacaktır.

  • Kanser önlenebilir bir hastalıktır

    Kanserli olguların gelişimi ve ölüm nedenleri arasındaki öne çıkışı sağlık için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Kanserden şüphelenmemizi sağlayacak uyarılar var mıdır? Bu sorunu cevabı tabi ki evettir.

    Barsak veya idrar yapma alışkanlığında değişiklikler

    Geçmeyen soğuk algınlığı tablosu

    Beklenmeyen kanamalar

    Memede kitle tespit edilmesi veya meme cildinde değişiklikler veya akıntı

    Yutma güçlüğü

    İyileşmeyen yaralar

    İnatçı öksürük

    Belirgin iştahsızlık ve istemsiz kilo kaybı

    Tanımlanamayan ateş

    Ciltteki lekelerde renk değişikliği

    Yukarıda tanımlanan uyarıların yanında unutmayalım ki sadece 4 değişken ile kanser başta olmak üzere diyabet, kalp krizi ve inme %80 azaltılabilmektedir.

    Fizik aktivite

    Sağlıklı beslenme

    Sigara içmemek

    Obeziteden kaçınma

    Ancak ne acıdır ki gerçek anlamda toplumun sadece %10’u uyarılara uyum gösterebilmektedir. Bu uyarılar yanında unutmayalım ki tarama programlarına dahil olmakla yeni gelişebilecek kanser olgularının %50’si önlenebilir veya erken tanı almaktadır. Kanser erken tanısı için bu konuda uzman doktorlara başvuru yapmak önemlidir. Nihayet kurduğunuz iyi bir diyalog sayesinde erken tanı ve tarama programları hakkında sizi eğitecek ve yönlendirecektir. Tartışacağınız konuları liste haline getirmek, tarama sıklığı ve şekli nedir, sorgulanması gereken durumlardır.

    Tarama programlarının uygulandığı hastalıkların başında meme kanseri, rahim ağzı kanseri, kalın barsak kanseri ve prostat kanseri yer almaktadır.

    Meme Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Kendi kendine meme muayenesi değişiklikleri saptamada önemlidir

    Kırk yaşını dolduran kadınlar ilk mamografisini çektirmelidir, sonraki 10 yıl için 2 yılda bir

    Elli yaşından sonra yıllık mamografi, 20’li-30’lu yaşlarda 3 yılda bir

    Rahim Ağzı Kanseri İçin Önerilen Program:

    Tarama ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra başlamalıdır, 21 yaşını geçmemelidir.

    Her yıl Pap smear testi veya 2 yılda bir “liquid-based Pap test” ile yapılmalıdır.

    Otuz yaş ve sonrasındakilerde 3 veya daha fazla sayıda normal test sağlananlarda 2-3 yılda bir tarama yapılabilir.

    Yetmiş yaş ve üstü yaşlılarda, 3 ve daha fazla normal test varlığında veya son 10 yılda anormal testi olmayanlarda tarama testine gerek yoktur.

    Kalın Barsak Kanseri İçin Önerilen Program:

    Normal riske sahip 50 yaş ve üstü kişilerde tarama testleri başlatılmalıdır

    Fleksibl sigmoidoskopi 5 yılda bir

    Kolonskopi 10 yılda bir

    Tomografik kolonografi 5 yılda bir

    GGK ve FIT (fecal immunochemical test) yılda bir

    Gayta DNA testi (intervali net değil)

    Prostat Kanseri İçin Önerilen Tarama Programı:

    Elli yaş ve üstü erkeklerde yapılması önerilmektedir, yılda bir.

    Yüksek riskli erkeklerde tarama yaşı 45 yaşında başlamalıdır

    Tarama programlarının yanında günlük yaşamda yapılan davranış değişiklikleriyle kanserden korunmada daha etkin olunabilmektedir. Nihayet Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü verilerine göre; kanserlerin %30’unun kontrol edilebilir beslenme komponentleri ile ilişkili olduğu ortaya konmaktadır. Aynı cemiyetin kanserden korunma ilkeleri on başlık altında toplanmaktadır:

    Olabildiğince fit ve yağsız bir vücut için aşırı yağ, özellikle karın çevresinde birikme kanser riskini arttırmaktadır. Aşırı yağ ve istenmeyen hormonlar kalın barsak, meme, pankreas, böbrek ve rahim kanserlerinde riski arttırmaktadır. Sebze ve meyveden zengin bir beslenme, işlenmemiş besinler ve natürel yağların tercih edilmesi gerekmektedir. Buna karşılık şekerli içecekler, kalorisi yoğun yiyecekler ve alkol tercih edilmemelidir. Sigaradan mutlak kaçınılmalıdır.

    Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite önerilmektedir. Yavaş tempoda yürüyüş (ideal olan en azından günde 10 bin adım). Yüzme, hatta sizin sevebileceğiniz bir oyun veya aktivitenin de katkılarını unutmamak gerekir.

    Şekerli ve enerji yoğun (kola vs) yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır (obesite riski yüksektir)

    Değişik meyve , sebze, tahıl ve bakliyatlardan fazlaca yenmelidir, kanser riskinde %20 azalma sağladığı belirtilmektedir.

    Kırmızı et tüketimini kısıtlayın ve işlenmiş etlerden uzak durun. Haftada yarım kilodan daha fazla tüketilmemelidir.

    Eğer düzenli içiciyse alkol tüketimi erkeklerde günde 2, kadınlarda günde 1 kadehten fazla olmamalıdır.

    Tuzlu ve salamura yiyeceklerden kaçınılmalıdır, tuz yerine baharatlar kullanılabilir.

    Destek amaçlı tablet suplementleri kullanmayın, tabletlerdeki fitokimyasalların varlığı riski arttırmaktadır.

    Kadınlar en az 6 ay bebek emzirmelidir.

    Tedavi sonrası, kanser hastaları mutlaka kanser önleyici önerileri takip etmelidir.

    Yukarıda tanımlanan genel öneriler dışında başvurduğunuz uzman doktor tarafından riskleriniz değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bazı durumlarda koruma programları adı altında gerektiğinde koruyucu ilaç tedavilerinin de gerekebileceğini unutmayın. Doktorunuzla iletişim ve aldığınız danışmanlık önem arz etmektedir.

    Sağlıkla kalın..

  • Cinsel İstismar

    Cinsel İstismar

    Çocuk istismar, karışık sebepleri ve dramatize neticeleri olan, tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psiko-sosyal kapsamlı gerçek bir sorundur. Cinsel istismar asırlardır bilinen bir mevzudur. Bununla birlikte çocuk istismarlarında son zamanlarda gözle görülür bir artış mevcuttur. Amerika Birleşik Devletleri’nin yapmış olduğu araştırmalarda görülmüştür ki çocukların; 1998’de binde 1.6’sının cinsel istismara uğramıştır. Başka ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda da benzer oranlardan söz edilmektedir.

    Çocuk istismarının patolojik koşulları hem türetici hem de yıkıcı olan gerçeküstü yeteneklerin ilerletilmesini zorlar. Cinsel istismar çocuklarda birçok etkeni beraberinde getirmekte ve yetişkinlikteki oluşum süreçlerini de zedelemektedir. Çocukta güven duygusunun yıkıcı bir hale gelmesine neden olmakta aynı zamanda normal gelişim süreçlerini de sarsmaktadır. Cinsel sömürünün yaşandığı her yaş insan patolojisini değiştirmektedir. Cinsel istismar birçok patolojik sonuçları oluşturmaktadır.

    Aile İçi Cinsel İstismar: “Ensest”

    Ensest, yakın akrabalar arasında istekli ya da isteksiz cinsel ilişkiye girmesidir. Birçok kültürde bu durum yıkılamayan bir tabudur. Evlenmeleri yasal, ahlaki ve dini boylamlarda men edilmiş birinci ve ikinci kuşak akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişki yaşama anlamında kullanılmaktadır. Cinsel sapkınlık olarak bilinen ensest “akraba aşkı” olarak da tanımlanabilmektedir.

    Toplum tarafından kabul edilmeyişi ve ayıplanmış olması ensest ilişkinin saklı tutulmasına sebep olmaktadır. Ensest birliktelik klasik olarak dayandığı nokta kan bağıdır. Benzer birliktelikler kurulduğu, aile bağının ve güvencesinin oluşmuş olduğu veya aile bireyleriyle olan ensest birliktelik uzun seneler süresince görünmezlikten gelmiştir.

    Cinsel Sömürünün Çocuklar Üzerindeki Tesirleri

    Çocuklarda cinsel sömürü ahlaksal bir suç olmasıyla beraber olumsuz halk sağlığı ve uzun sürelerde olumsuz sonuçlarda doğurmaktadır. Bu sonuçlar içinse tek bir hastalık tablosu yoktur, ancak cinsel sömürü tehlike etmeni olarak kabul görülmektedir. Genellikle kaygı bozuklukları cinsel sömürüye uğramış çocukluklarda kısa zaman içerisinde ortaya çıkabilmektedir.

    Normal olmayan cinsel eylemlerin uygun olmayan ortamlarda sergilenmesi davranışlarıdır. Cinsel bir ilişkinin kendince taklit edilmeye çalışılması, cinsel organlarına yabancı cisimleri sokmak, bireylere karşı sürtünme eyleminde bulunmalarıdır. Çocukluk dönemlerinde cinsel tacize uğramış kişiler yetişkinliklerinde ya cinsel istismarda bulunurlar ya da kendi cinselliklerini maddi anlamda kazanç sağlamak için kullanmaktadırlar.