Yazar: C8H

  • Kolon kanserinde ameliyat sonrası izlenecek yol nedir?

    Kolon kanserinin standart tedavisi cerrahidir. Ancak cerrahiden sonra yapılacak koruyucu (adjuvan) tedavi son derece önem arzetmektedir. Bu noktada koruyucu tedavi kararını verecek kişi tıbbi onkologdur. Evreleme amaçlı vücut taraması ideal olarak ameliyattan önce yapılmalıdır, ancak yapılmamış ise operasyon sonrası mutlaka tamamlanmalıdır. Bu taramalarda genellikle sorumlu hekimin önerileri doğrultusunda standart görüntüleme yöntemleri kullanılır. Ameliyatın patoloji raporu tıbbi onkologun koruyucu tedavi kararını vermesi açısından en önemli yol göstericidir.

    KOLON KANSERİNDE EVRE ÖNEMLİ MİDİR?

    Kolon kanserinde evre, hastalığın gidişatı konusunda bilgilendiricidir; ayrıca uygulanacak tedavi kararının verilmesi hususunda da temel faktördür. Evre I kolon kanserinde tedavisiz takip yeterlidir. Evre II kolon kanserinde bir grup hastada koruyucu kemoterapi önerilebilir. Bu kararı vermede çıkarılan ameliyat materyalinde yapılacak bazı ek patolojik incelemeler (mikrosatellit instabilite testi) yol gösterici olabilmektedir. Evre III kolon kanserinde koruyucu (adjuvan) kemoterapi standarttır. Evre IV kolon kanserinin tedavi yaklaşımı daha kompleks olup, kemoterapi dışında akıllı hedefe yönelik ilaçları ve cerrahi girişimleri (metastazektomi gibi) içermektedir.

  • Çocuklarda Cinsel İstismar

    Çocuklarda Cinsel İstismar

    Geçmişten bugüne baktığımızda değişmeyen tek şeyin çocuklarda cinsel istismarın gün geçtikçe artmasıdır. Çocukların yaşamış olduğu istismar ve ihmalin genellikle bir yetişkin yada kendi yaşıtları tarafından suistimal edilme durumudur. Ebeveynlerin duygusal ihmali ve baskıcı yapısı da yaşanan istismarları ne yazık ki önleyememektedir. Çocuklarda cinsel istismar daha gelişim çağında başlamakta ve ergenliğe kadar devam etmektedir.

    Cinsel istismara uğramış çocuklarda hem duygusal hemde fizyolojik belirtilerle beraber buna eşlik eden davranışsal sorunlarda ortaya çıkmaktadır. Genellikle bir çocuğun istismar edildiği kolay bir şekilde anlaşılmaz. Bu durum cinsel istismarı yapacak kişiler tarafından rahatlıkla kullanılabilecek bir durum haline gelir. Aileler çocuklarını cinsel istismardan korumak için öncelikle gerekli duyurulara kulak asmalıdır.

    Cinsel İstismarın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

    Cinsel istismarın çocuklar üzerinde oldukça yıkıcı etkileri vardır. Genellikle travmaların altında bulunan nedenler istismara dayanmaktadır. Aynı zamanda bir çok patolojik rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. İstismar ve ihmali yaşayan çocuklar psikolojik sorunları yaşamaya daha yatkın olurlar. Bu durum çocukların başa çıkma yöntemlerinden, savunma mekanizmalarına kadar etkilemektedir. Bir çocuğun cinsel istismara ve ihmale uğramış olması onun tüm hayatını etkileyebilmektedir.

    Sosyal hayatında içe çekilme durumu yaşayabilir aynı zamanda çok aktif bir hayat döngüsüne de sahip olabilir. Yaşanılacak dengesiz tutumları da beraberinde getirmektedir. Cinsel istismar mağduru çocuklar yetişkinlik dönemlerinde cinsel sorunlarla da karşılaşabilmektedir. Çocuklar cinsel istismar ve ihmal sonucunda ruhsal anlamda sosyal içe çekilme ve travma sonrası stres bozukluğu gibi patolojik sorunlar yaşayabilmektedir. Cinsel istismar ve ihmal oldukça riskli bir durumdur. Bu yüzden her ailenin bu konuda oldukça hassas ve bilinçli olması gerekmektedir.

    Önlemek İçin Neler Yapılmalıdır?

    Öncelikle cinsel istismar ve ihmal konusu üzerinde bireyler bilinçlendirilmelidir. Bilinmelidir ki ilk eğitim ailede başlar. Bunun farkında olan bireyler çocuklarını daha sağlıklı yetiştirebilir. Fakındalık sahibi aileler sayesinde çocuklar cinsel istismarın ve ihmalin tespiti açısından oldukça önemli bir rol oynar. Bir durum hakkında bilgi sahibi olmak oluşacak tüm sorunların önlemi açısından değerlidir. Aileler çocuklarını bu konuda bilgilendirdiği noktada daha

    anlaşılabilir noktaya gelebilir. Sorunun tespiti açısından çocuklar bilgi sahibi olacağından yaşacakları bu durumu kolaylıkla dile getirebilirler. Bu da sürecin daha sağlıklı atlatılabilmesini sağlar.

    Cinsel istismarı ve ihmali sadece çocuklar için düşünmemek gerekir. Buna maruz kalan yetişkinlerde dünya genelinde oldukça fazladır. Bu noktada gerekli mercilere başvurmaları ve sessiz kalmamaları gerekmektedir. Cinsel istismar mağduru bireyler buna sessiz kaldığı aşamada bu sorun gün gittikçe daha da artmaktadır.

  • Kolon kanseri tanısı nasıl konur?

    Kolon kanseri tanısı kolonoskopide saptanan şüpheli dokudan alınan biyopsinin patolojik incelemesi ile konur.

    Bazı durumlarda (nadir de olsa) alınan biyopsi materyalinde tümör tanısı için yeterince hücre bulunmayabilir veya biyopsiler kitlenin tümör dokusu içermeyen kısımlarına denk gelebilir. Böyle durumlarda gerekirse kolonoskopi ile biyopsi işlemi tekrarlanmalıdır.

    Eğer kitle büyükse ve barsak tıkanıklığı belirtileri varsa veya ciddi kanamaya yol açıyorsa sorumlu hekimin önerileri doğrultusunda biyopsi alınmaksızın cerrahi işlem de düşünülebilir.

  • Kadına Yönelik Şiddet Olgusu

    Kadına Yönelik Şiddet Olgusu

    Toplumsal açıdan değerlendirmeye alındığında kadına yönelik şiddet olgusu tüm toplumlarda hemen hemen aynıdır. Değişmeyen tek şeyin bu yapı olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Dünya üzerinde önemi oldukça yüksek olan bu olgu; ne yazık ki şiddete meyilli kişilerin ruhsal anlamda yeterince sağlıklı olmadığını görmüş oluyoruz. Şiddetin olmadığı bir toplum tipinden bahsedemeyiz. Gündemde daha çok kadına yönelik şiddet ön planda olduğu için bu konu derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.

    Şiddetin normal karşılanması gibi bir durum olamaz. Ancak Türkiye’deki kültürel yapı incelendiğinde bunun çoğunlukla normal karşılandığını görmüş oluruz. Şiddet psikolojik açıdan en riskli faktörlerden biridir. Kişinin şiddete meyilli olmasının birçok sebebi olabilir. Bu sebepler incelendiğinde altında yatan faktörlerin bulunması oluşacak şiddetinde önüne geçmiş olacaktır. Yaşanmış olan şiddet yapısı incelendiğinde toplumsal açıdan sağlıklı bireylerin yetişmesine olanak sağlanmış olur.

    Neden Şiddete Meyilliyiz?

    Kişilerin kültürel yaşantısından, eğitim düzeyine, aile yaşantısından yaşadığı çoğrafik yapıya kadar etkilidir. Çocukluk döneminde yaşadığı travmalardan, sosyal çevresine kadar; kişinin şiddete meyilli olmasına zemin hazırlar. Sağlıklı bir çocukluk dönemi yaşamayan bireyler yetişkinlikte üstesinden gelemediği durumları bastırmak için şiddete başvurur. Temel sebeplerden biride ailesinde şiddet olgusunun yaygın olması da yatmaktadır. Kişilerin şiddete meyilli olmasının sebeplerinden biri de çocukluk dönemlerinde istismar ve ihmale uğramış olmalarıdır.

    Yaşanan travmalar öfkemizin ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Şiddet olgusunun sebepleri öğrenilmiş olursa çözüm için ilerlemeler kaydetmek daha kolay olacaktır. Bilmeliyiz ki çocukluk dönemi yetişkinlik ve sağlıklı bir karakter için önemlidir. Bu sebeple çocukluk döneminde çocuğunuzun şiddet ortamında büyümemesi, istismar ve ihmale uğramaması gerekmektedir.

    Çözüm Önerileri

    Kadına yönelik şiddeti önlemenin temelinde iyi bireyler yetiştirmek yatar. Yetişen iyi bireyler şiddete başvurmak yerine çözüm için daha sağlıklı hareket ederler. Şiddete meyilli kişilerin psikolojik destek almaları oldukça önemlidir. Bir bireyin kendinin farkında olması çözüm için gerekli adımları atacağı anlamına gelir. Kadınlara uygulanan şiddetin önüne geçmek için de; öncelikle kadınların bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğidir. Ekonomik özgürlükleri olmayan kadınlar genelde geçim kaygısı ve çocukları için bu duruma katlanabilir görmektedir. Oysa ki bu olguyu yıkmak şiddeti ortadan kaldıracak en önemli noktadır.

    Bu duruma katlanan kadınlar beraberinde şiddetin bitmesine değil oluşmasına zemin hazırlarlar. Her kadın birey olduğunu ve şiddetin kabul edilebilir bir durum olmadığının farkında olmaları gerekmektedir. Çocuklarımızın mutluluğunu düşünerek şiddete katlanmamız; geleceği korumak değil ancak zarar vermek olacaktır. Kadının şiddete göz yumması şiddetin artmasına sebep olur. Unutmayın ki her birey özeldir ve özel kalmak durumundadır. Bunu etkileyecek 3.kişiler hayatınızda bulunmamalıdır.

  • Myelodisplastik sendrom ( mds )

    Kansızlık, kanamalar ve enfeksiyonlarla ortaya çıkabilen, sıklıkla orta – ileri yaşlarda görülebilen bir sendromdur. Hastalık erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. MDS çocuklarda da tanımlanmıştır. Günümüzde insan ömrünün uzaması, radyoterapi, kemoterapi, kimyasallarla artan temas sonucunda sendromun görülme sıklığı ne yazık ki giderek artmaktadır. Sendromun içeriğinde refrakter ( dirençi ) kansızlıktan ( RA ), akut lösemiye ( AML ) kadar giden bir grup hastalık bulunmaktadır. Yirminci yüzyılın başlarından itibaren ayrı ayrı refrakter anemi, ring ( yüzük ) sideroblastik anemi, prelösemi, kronik myelomonositik lösemi ( KMML ) olarak tanımlanan bu hastalıklar, seksenli yılların başlarından itibaren yapılan sınıflandırmalarla ( FAB – WHO ) myelodisplastik sendrom ( MDS ) başlığı altında toplanmışlardır.

    Bu hastalık grubunda sadece alyuvarların azlığı ile birlikte olan dirençli anemiler (refrakter – RA ) de vardır, akut ve kronik lösemiler de. Bu nedenle myelodisplastik sendromlu hastalar; hastalığın alt gruplarına, morfolojik – sitogenetik anomalilere, moleküler mutasyonlara, hastaların yaşlarına ve birlikte olan hastalıklara bağlı olarak çok farklı yaşamlar sürebilirler.

    Hastalığın tanı ve ayırıcı tanısında; çevresel kandaki sitopeni, bisitopeni ya da pansitopeni ( bir, iki ya da üç grup kan hücresinde azalma ), sıklıkla myelodisplastik değişikler içeren, hücrelerden zengin ( hipersellüler ), daha seyrek olarak da hücrelerden fakir ( hiposellüler ) kemik iliği bulguları, bazı alt gruplarda dalak büyüklüğünün varlığı ( splenomegali ), mutasyonlar, sitogenetik anomaliler yardımcı olurlar.

    Ayırıcı Tanı:

    Kemik iliği yetmezlikleri ( aplastik anemiler , PNH… )

    Lösemiler ( KML, HCL…)

    Anemiler ( B12, folik asit eksiklikleri…)

    Lökopeni ve trombositopeniler ( İTP, idyopatik sitopeniler…)

    Diğerleri ( idyopatik displaziler, Felty sendromu, folik asit antogonistleri …)

    Tedavi :

    Hastalarda, MDS’nin alt gruplarının özelliklerine bağlı olarak önemli ölçülerde değişmek üzere; hastalığa yönelik ( spesifik ) ve destek tedavilerden söz edebiliriz.

    Spesifik ( doğrudan hastalığa yönelik ) tedaviler:

    Sitozin arabinozid, antrasiklinler, azasitidin, desitabin, topotekan, isotretinoin, lenalidomid, arsenik trioksit…gibi ilaçların kullanımları.

    MDS’li hastalarda allojenik kök hücre transplantasyonu da önemli bir tedavi seçeneği olarak dikkate alınmalıdır. Hastanın yaşı, uygun vericiler ( akraba – akraba dışı ) , hastalığın alt grupları ve birlikte olan hastalıklar gibi faktörler bu tedavi seçeneğinin uygulanmasını ve başarılarını önemli ölçüde etkiler.

    Destek tedavileri:

    Eritrosit ( alyuvar ) ve trombosit ( platelet ) transfüzyonları, büyüme faktörleri ( G-CSF, GM-CSF ), eritropoietin ( EPO ), demir bağlayıcı ajanlar hastalığın alt tiplerine bağlı olarak hastalar uygulanabilir.

    Hastaların izolasyonu, ağız bakımları, enfeksiyonlara karşı değişik antibiyotik, antifungal ve antiviral ilaçların kullanımı tedavilerdeki diğer yaklaşımlardır.

    Prof.Dr.Vasıf Akın UYSAL

    Hematoloji

  • Ruhsal İhtiyaçlar Nasıl Çözümlenir?

    Ruhsal İhtiyaçlar Nasıl Çözümlenir?

    Her insanın doğuştan getirdiği dürtü ve ihtiyaçları vardır. Bu dürtü ve ihtiyaçlar dünyaya gelen tüm insanda değişmez bir kaide olup, yaradılışımızın bir parçasıdır. Bir bebek, bedenin büyümesi için ihtiyaç duyduğu anne sütünü emme dürtüsü ile alırken, öte yandan ruhunun gelişimi için de beslenmeye ihtiyacı vardır. İnsanoğlu ruhsal anlamda adeta, temel ihtiyaçlar paketi ile doğar. Bu ihtiyaç paketinin içinde dört temel öge vardır. Bunlar; sevilmek, değer görmek, onaylanmak ve takdir edilmektir. Ruhumuzun bu ihtiyaçları, dünyaya geldiğimiz andan itibaren, tıpkı yaşamak için beslenme mecburiyetimiz kadar gereklidir. Çocukken sağlıklı ve iyi beslenmek nasıl beden sağlığının temellerini atıyorsa, ruhumuzun ihtiyaçlarının giderilmesi de ruh sağlığımızın nasıl olacağını ve yetişkin yaşamımızda kuracağımız ilişkileri, seçimlerimizi ve nasıl bir hayatın bizi beklediğini belirleyen en önemli unsurlardır.

    Peki, bu temel ruhsal ihtiyaçları kim karşılayacak? Elbette, bu görev bizi dünyaya getiren ebeveynlerimize ait ancak, ebeveynleri tarafından bir çocuğun beden sağlığı kadar ruh sağlığı da önemseniyor mu? Ya da bu ihtiyaçlar farkına varılıyor mu? diye sorarsanız ; maalesef bu sorunun cevabına, her zaman evet demek mümkün olmuyor. Eğer, ebeveynlerimizin de çocukken temel ruhsal ihtiyaçları karşılanmamış ise, onlar da kendi çocuklarının bu ihtiyaçlarını fark etme ve karşılama konusunda yetersiz kalabiliyorlar.

    Peki, ruhun temel ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur derseniz, o zaman da bedeniniz büyüyüp bir yetişkin olsa bile, ne yazık ki, ruhunuz, bedeninizle uyumlu bir gelişim gösteremiyor ve ihtiyaçlarının giderilmesini bekleyen çocuk haliyle kalarak bu beklentisini, yaşamınız boyunca sürdürüyor. Elbette ruh sağlığı beden sağlığı gibi somut bir kavram değil. Yani, ruhumuzu bedenimiz gibi elimizle tutup, gözümüzle göremiyoruz. Bununla birlikte ruhumuz varlığını ve sağlık durumunu hissettirmek için çeşitli aracı yollar kullanıyor ve kendisini duygu, düşünce, davranış ve beden yoluyla ifade ediyor. Tanısı bir türlü konulamayan beden sağlığı problemleriniz varsa, bu durumda ruhunuz, bedeniniz yoluyla size ihtiyaçlarını anlatmaya çalışıyor, anlamına gelmektedir. Özel ilişkilerinizde partnerinizden, eşinizden ya da çocuklarınızdan değer görme, sevilme, onaylanma, takdir edilme konularında sürekli bir beklenti içindeyseniz ve yeterince karşılık göremediğiniz için yakınıyorsanız; bu çocukken ruhunuzun karşılanmamış temel ihtiyaçlarını, yetişkin yaşamınızdaki ilişkiler içinde karşılamaya çalıştığınız anlamına gelir.  Muhtemelen de partnerinizi, eşinizi ya da çocuklarınızı bilinçdışı olarak, ebeveynlerinizin yerine koyuyorsunuzdur. Ebeveynlerinizin gideremediği ihtiyaçları, siz yetişkin olsanız dahi, çocuk kalmış ruhunuz hala talep etmektedir ve bu durumu çözmediğiniz sürece arayışınız ömür boyu sürecektir. Hemen her zaman, bu beklentileriniz ikili ilişkilerinizi sıkıntıya sokar. Ruhunuz istediği ihtiyaçları alamadığı gibi, karşı tarafta, size bir türlü mutlu edemediğinden yakınır. Böyle durumlarda düşüncelerinizde sıklıkla, kendinizi değersiz, sevilmeyen, tercih edilmeyen biri olarak görürsünüz. Bu düşünceler sizi üzgün ve mutsuz bir duygu durumuna sokarken, yaşam aktivitelerinizi de olumsuz yönde etkiler, yaşamdan aldığınız keyfi azaltır.

    Peki, bu durumu nasıl aşabiliriz? Kendimizle ilgili her sorunun cevabı yine kendi iç dünyamızda mevcuttur. Bununla birlikte, içinde bulunduğumuz durumun kendi iç dünyamızdaki anlamını, nedenlerini ve çözüm yollarını hemen bulup çıkartmamız mümkün değildir. Bu süreç; iç dünyamıza bir yolculuk yapmamızı, ruhumuzun ihtiyaçlarını belirlememizi ve bu ihtiyaçların karşılanması için bir yol haritası oluşturmamızı gerektirir.

    Ancak ruhsal yolculuklar tıpkı, açık denizlerde tekne kullanmak gibidir. Denizin ne zaman patlayacağını bilemezsiniz. Aniden fırtına çıkıp, dev dalgalarla boğuşmak zorunda kalabilir ve zarar görebilirsiniz. Zorlu deniz yolculuklarında kaptanların yanlarına, yolu iyi bilen, bir kılavuz kaptan aldıkları gibi, siz de ruhunuzun ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağınızı, kendi yaşam öykünüzde ve iç dünyanızda arayıp bulmak için, yapacağınız içsel yolculukta psikoterapistten yardım alabilirsiniz.

  • Kolorektal (kalın bağırsak) kanseri

    Toplum sağlığı için önemi nedir?

    Erkek ve kadında en en sık görülen kanser türleri içerisinde her zaman üst sıralarda yer alan kolorektal kanser (KRK), sadece sıklığı ile değil, aynı zamanda çok kolay ve güvenli yöntemlerle erken teşhis edilebilmesi ile de toplum sağlığını ilgilendiren önemli bir hastalıktır.

    KRK riskini artıran ve koruyucu faktörler var mıdır?

    Günümüzde gelişmiş toplumların beslenme alışkanlıkları ve diğer risk faktörleri ile doğrudan ilişkisi de göz önüne alındığında, KRK ülkemizin gelişen hayat şartları ve beslenme alışkanlıklarındaki değişim nedeni ile ileride çok daha önemli bir sağlık sorunu olmaya adaydır. Özellikle yağ ve kırmızı etten zengin ama liften fakir diyet en önemli risk faktörü olarak görülmektedir. Alkol, sigara, şeker hastalığı, diyette selenyum azlığı (Doğu anadolu bölgesi) gibi etkenler de ikinci sıradaki risk faktörleri olarak sıralanabilir. Koruyucu faktörler arasında; diyet ile birlikte bol kalsiyum (süt ve süt ürünleri) almak, D-vitamini takviyesi veya bol güneş ışığı görmek, fiziksel aktivite-egzersiz yapmak, C-vitamini ve aspirin kullanmak sayılabilir.

    Kolorektal kanser nasıl anlaşılabilir?

    Eğer KRK varsa bu durum hiç şikayet vermeyebilir. Genelde iki tür şikayet ile karşılaşılmaktadır. Birincisi kanserin kitle etkisinden ötürü tıkanma bulguları olarak sayılan karın ağrısı, karında şişkinlik ve uzun süre kabızlık sonrası olan şiddetli ishal atakları iken, ikinci sırada da kitlenin kanaması neticesinde aşikar kanama olması (dışkıda kan görmek) veya gizli kanama ile ortaya çıkan kansızlık şeklinde özetlenebilir.

    Erken teşhis mümkün müdür?

    Erken teşhis için hemen herkesin 40-50 yaşlarında bir kez dışkıda gizli kan testi yaptırarak sonuca göre takip edilmesi ve 50 yaşından sonra da bir kez tarama kolonoskopisi ile tarama yaptırması önerilmektedir. Dışkı testi için hastanede taze dışkı örneği yeterli olurken, toplum sağlığı tarama merkezlerinde ve aile hekimliklerinde de evde uygulanmaya uygun gizli kan testi kitleri mevcuttur.

    Kolonoskopi zor bir işlem mi?

    Toplumda yaygın bilinen kanının aksine kolonoskopi kolay bir işlemdir. Eğer gizli kan testi pozitif veya 50 yaş üzerindeyseniz tarama kolonoskopisi tetkikini mutlaka yaptırmanız gereklidir. Kolonoskopi işlemi öncesi 3 gün liften fakir diyet verilerek barsak temizliğe hazırlanılmakta ve 3.gün akşam içilen temizleme solüsyonu ile bağırsaklar tamamen temizlenerek işleme hazırlık yapılmaktadır. İşlem esnasında hastanelerimizde anestezi ve sedasyon uygulanmakta ve bu şekilde hastanın işlem ile ilgili bir ağrı veya sıkıntı çekmesi engellenmektedir. Bu şekilde doktor da çok rahat bir muayene ve inceleme yapabilmektedir. Kolonoskopide saptanan polip (mantar şeklindeki et benleri, kanser öncesi evre kabul edilirler) veya diğer kanser riski doğuracak hastalıklar da erken teşhis edilerek kanser önlenmesine de yardımcı olunmaktadır. Bu özelliklerinden ötürü kolonoskopi bu konuda altın standart tanı ve tedavi yöntemidir.

  • Yetersizlik, İnsanı Bitkinleştirircesine Tüketen!

    Yetersizlik, İnsanı Bitkinleştirircesine Tüketen!

    Yetersizlik! Ucu bucağı olmayan çaresizlik. İnsanı kaçmaya zorlayan kendinden, duygularından kaçmaya zorlayan çaresizlik. Kendine yabancılaştıran, duygularını sorgulatan, kendine yetersiz hissettiren o duygu. Bir yanıyla insanı yalnızlığa kaçmaya iten, bir yanıyla kendine yabancılaştırıp insanlar arasında kalabalıklaşmayı arzu ettiren, çaresizlik! Yapamayacağını düşündüğün, kendini yetersiz gördüğün, insanlara içten içe bana yardım edin diye bağrışın içte sıkışmışlığı. İnsanı yorgunlaştıran şey. Yetersizlik. İnsanı korkutan, dibe çeken. Hayallerine, kurduklarına bir o kadar uzakken başaramayacağına olan inancının daha da kuvvetlenmesi. Kararsızlık içerisinde insanı bitkinleştirircesine tüketen. Kararsızlık içerisinde bir şey yapamamazlığın içinde karamsarca geri çekilme. Herkesten, her şeyden geri çekilme. Bir yandan bulunduğun ortamdan uzaklaşmak kaçıp gitmek, bir yandan evden dahi çıkmayı istememek. İnsanlara, en yakınlarına katlanamamak.

    Zamanında yakınlarınla ayrı bir vakit dahi düşünemezken şimdi tahammül edememek belki de. Zamanında yakınlarının memnuniyetleri için uğraşıp çabalayıp mutlu olmaları için didinirken şimdi kolunu dahi kıpırdatamamak yada belki de kıpırdatmamayı istememek. Duyguların yoğunluğu her yerini sarmışken çaresizliğin vurucu yanıyla kendine tahammül edememek. Duyguların yoğunluğu içerisinde kıvranırken yetersizliğin her bir yanını sarması ve elinden hiçbir şey gelmemesi.

    Yorgunluk… Kırgınlık… Yıkılmışlık…! Çevrendekilere karşı, hayata karşı! Tekrar hareketlenebileceğine dair inancın bir türlü oluşamaması. Sevildiğine, birinin seni seveceğine artık inanmamak. Sevgisizlik değil de aslında bunun tanımı kırgınlık. İnsanı ihmal edilmişliğini düşündürten içten içe kasıp kavuran bu düşünce. Yetersizliğin getirisi olan bu duyguyu hissettirmeye iten ihmal edilmişlik düşüncesi karşı. Ancak yine de sevilmediğini düşündürten yetersizlik. Bu düşünceye karşı koyulamaması. Kendini ihmal etme bir yanıyla.

    Kendi yetersizliğini başkaları üzerinden kendi üzerine sorgulatan. Başkaları tarafından ihmal edildiğini düşünürken onlara bu atıfta bulunarak kendi kendini ihmal etme. Evet gerçekten de çaresizlik. En dipteyken bu karanlık içerisinde, neden buradayım diye düşünürken buradan nasıl çıkarımı düşünmemenin yetersizliği. Kolunu kaldıramamanın yetersizliği. Kendine tahammül dahi edemiyorken kendini ihmal etmeye devam etmenin yetersizliği. Kolunu kıpırdatmaya halin olmasa da gücün varken olmadığını düşünüp kendi kendini çaresizliğe sürüklemek. Ve kırgınlık. Evet, büyük çaresizlik! Başkalarının sana yardım etmesini beklerken kendi kendine yardım etmemek, işte bu kendini ihmal etmenin, yetersizliğin ta kendisi!

  • Küba’nın “akciğer kanseri aşısı” tedavide etkili mi?

    İnternet ve sosyal medyada kanser hastalığı tedavisi ile ilişkili olarak çok sık haberler çıkmaktadır. Hastalığın isminin korkutucu ve çaresizliği çağrıştırması nedeni ile insanların yönlendirilmelerinin kolay yapıldığı bir durumu göstermektedir. Son zamanlarda Küba’ da akciğer kanseri aşısı ile ilişkili hastalara tıbbi tedavilerini bırakıp Küba’ ya gitmeleri ve 4-5 ayda kesin tedavi olacakları ile ilişkili haberler yayılmaktadır. Bu haberler de doğal olarak birçok hasta tarafından bize sorulmaktadır. Soramayan veya doğru bilgi kaynağına ulaşamayan hasta ve hasta yakınlarını bilgilendirmek bizim vicdani görevimizdir.

    Akciğer Kanseri aşısı mucize yaratmıyor!

    Küba’ da üretilen ve ülkemizde de uygun hastalarda tıbbi onkoloji uzmanının reçetesi ile sosyal güvenlik kapsamı dışında kullanılabilen akciğer kanseri aşısı, önemli bir tedavi seçeneği olmakla birlikte hastaların bir mucize olarak gösterilen internet – sosyal medya haberlerine dikkat etmesi gereklidir.

    Hastalar tıbbi tedavilerini bırakmasın!

    Akciğer kanseri aşısı, kemoterapi veya radyoterapiye yanıt vermiş, hastalığı ilerleme göstermemiş lokal ileri veya ileri evre ameliyat olamayan küçük hücreli olmayan akciğer kanserinin tedavisinde yarar sağlamaktadır. Yani tıbbi tedaviye yanıt vermeyen hastalarda belirgin bir yarar görülmemektedir. Bilimsel çalışmalarda akciğer kanseri aşısı alan hastalar ortalama 8,2 ay; plasebo yani hiç bir tedavi almayan hastalar ise ortalama 6,8 ay hayatta kalabilmişlerdir. Bu nedenle hastaların tıbbi tedavileri bırakıp uygun olmadığı halde onkoloji doktorunun önerisi haricinde akciğer kanseri aşısını kullanmaları veya bu tedaviler için Küba’ ya gitmeleri önemli sakıncalar içerebilmektedir. Hastalar bu konuda tıbbi onkoloji uzmanından ikinci görüş alabilirler ve bilgilenmeleri ile doğru karar verebilirler.

  • Kaliteli Vakit Geçirmek

    Kaliteli Vakit Geçirmek

    Son zamanlarda tüm anne ve babaların sıkça maruz kaldığı söyle “Çocuğunuz ile kaliteli vakit geçirin!”… Peki, bu kaliteli vakit geçirmek ne demek ve kaliteli vakit nasıl geçirilir?

    İlk olarak bu söylemin neden önemli olduğundan bahsedelim… Çok önemli bir nokta var ki; anneler ve babalar, ilk duyduğunuzda kulağınıza çok basit gelen “Kaliteli vakit geçirme” söylemi aslında çok dikkatle ele alınması gereken, önemsenmesi gereken çocuk eğitiminin başlıcalarındandır. Çünkü, anne ve babanın ile çocuğu ile arasındaki duygusal paylaşım bireyin hayatında oldukça önemli bir yer işgal etmektedir. Sağlıklı bir aidiyet ve özgüven duygusunun gelişimi için doyurucu ve besleyici bir anne-baba ilişkisi çok ama çok önem arz etmektedir. Çocukların sosyal olarak yeterli seviyeye ulaşabilmesi için aileler çocuklarının duygularına karşı hassas ve özenli davranmalıdır. Ev içinde çocuklarıyla karşılıklı ve sıcak bir iletişim kurabilen ailelerin çocukları, karşılık beklemeden yardım edebilen ve güçlü konsantrasyon yeteneklerine sahip olan çocuklar olmaktadır. Anne-baba ve çocuk arasında kurulacak olan iletişimin gücü ailelerin çocuklarına yeterli ve kaliteli zaman ayırıp ayıramadığına bağlıdır.

    Kaliteli vakit geçirmek deyince; anne ve babaların günlük işleri ve sorumluluklarından kalan bütün boş zamanlarını çocuklarına adamalarının kaliteli zaman geçirmek anlamına gelmediğini vurgulamak isterim. Bu bağlamda hangi durumların kaliteli zaman geçirmek kavramına uyduğuna bir göz atmak gerekir. Kaliteli zaman geçirmek kavramıyla vurgulanmak istenen şey “sadece” çocuğunuz için ayırdığınız vakittir. Ancak, sizler evdeki diğer sorumluluklarınızı yerine getirirken çocuklarınızında etrafınızda bir yerlerde olması onunla kaliteli vakit geçirdiğiniz izlenimi oluşturmasın. Çocuğunuzla göz teması kurarak, gerçek bir paylaşım yaparak, iki tarafında hoşlandığı bir aktivite içinde olarak, duygu ve düşünce paylaşımlarında bulunarak zaman geçirdiğimiz zaman buna kaliteli vakit geçirme eylemi diyebiliriz. Ne yazık ki annelerin ve babaların daha yoğun tempoda çalışıyor olmaları çocuklarıyla geçireceği kaliteli vakti hem kısıtlamakta, hemde tüm günün yorgunluğunu yaşayan annelere ve babalara ciddi anlamda bir zorluk çıkarmaktadır. Ancak, burada çocuğunuzun duygusal ve bilişsel anlamda daha sağlıklı bireyler olarak yetişmelerini, mutlu olmalarını ve başarılı olmalarını bekliyor iseniz bu konuda biraz daha özverili bulunmanız gerekmektedir. Her gün geçireceğiniz bireysel 15-20 dakikanın çocuklarınızın için ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar çocuklarınızı tamamladığını gözlemledikçe daha fazla hassasiyet göstereceğinize eminim…    

    Genel olarak bu vakitlerde neler yapabileceğinize birkaç tavsiye örneği vermek gerekirse;

    • Çocuğunuzla beraber gününüzün nasıl geçtiğini karşılıklı olarak anlatarak anlatımda bulunarak paylaşımda bulunabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla beraber boyama, bulmaca çözme, akıl oyunları oynama gibi fazla akademik olmayan faaliyetler yapabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla beraber market alışverişi yapabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla beraber kuaföre veya berbere gidebilirsiniz.

    • Beraber takip ettiğiniz ve üzerine yorumlar yaptığınız dergileri, kitapları okuyabilirsiniz.

    • Beraber daha önceden belirlediğiniz veya seçtiğiniz çocuğunuzun yaşına uygun programları, filmleri izleyebilirsiniz.

    • Çocuğunuzun hoşuna giden ve yetişkinlerin sorumluluğunda olan işleri yapabilirsiniz. Örneğin; kurabiye yapmak, bahçedeki düzenlemeyi yapmak, araba yıkamak vb…

    • Çocuğunuzla beraber müze gezileri yapabilirsiniz.

    • Çocuğunuzla birlikte evin dışında fiziksel aktiviteler yapabilirsiniz.

    • Geliştirdiği veya becerisini sunmak istedi¤i alanlarda ortak çalışmalar yapabilirsiniz. Bunlar ve bunlar gibi birçok etkinliği çocuğunuzla beraber yapıp ona sizin için ne kadar değerli olduklarını kolaylıkla hissettirebilirsiniz.

    • Annelerin ve babaların imkanları, yaratıcılıkları ve çocuklarının keyif aldıkları etkinliklere göre planlanan ve çaba sarf edilen paylaşımlar çocuklarınızda sevilme duygusunu, değerlilik hissini artırarak, gelecekte sosyal, uyumlu, özgüvenli bir birey olmalarını sağlayacaktır.